21. Bölüm

21. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Gerçeğin Ötesinde

 

Gerçek, gecikmeyi sevmez

Seneca

 

******

Mayıs 2020

 

Gözlerimizi kapattığımızda zihnimizde canlanan dünya, bazen yaşadığımız gerçeklikten daha canlı ve büyüleyici olabiliyor. Elimi karnıma sardım bebeğimi korumak ister gibi. Sekiz aylık hamileydim ve bebeğimi kucağıma almama son bir ayım kalmıştı. Ben günleri sayarken silahın namlusu karnıma doğrultulmuştu.

 

"Mehmet Kılıçaslan senin derdin bizimle değil." Sesim demir kadar sertti ama içten içe korkuyordum.

 

Telefonuma gelen mesaj ile kendimi eski fabrikada bulmuştum. Mesajta kocamın ve ağabeyinin vurulduğu Murat'ın durumunun ağır olduğu yazıyordu. Ondan sonra Murat'ı ve ağabeyini aradım ama ikisinin de telefonu çalmasına rağmen cevap vermiyorlardı. Bende mesajın gerçeklik payının olduğunu düşünüp kimseye haber vermeden mesajın sonunda yazan adrese tek başıma gelmiştim.

 

Ve içeriye adım attığım an kapı kapanmıştı ve kilitlenmişti. İşte o zaman tuzağa çekildiğimi anlamıştım. Kurşunlarım bitene kadar üzerime gelen adamları vurmuştum. Şimdi ise çaresiz ve korkuyordum.

 

Zifiri karanlık...

Göz alabildiğine uzanan, ürkütücü bir boşluk. Sanki tüm renkler, tüm umutlar bu karanlığın içinde kaybolmuş. Ayaklarım titriyor, bedenim buz kesmişti. Çaresizliğin soğuk nefesi ensemde, korkunun pençeleri kalbime saplandı.

 

Etrafımda sadece gölgeler dans ediyor. Her gölge, bir tehdit, bir bilinmezliği temsil ediyor. Rüzgarın acımasız ellerinde oradan oraya dallarından dökülen yapraklar misali oradan oraya savruluyorum. Ve korktuğum o ses kulaklarımda yankılanıyor. Karnımda hissettiğim yanma hissi ile gözlerimden yaşlar akıyor.

 

"Kızım." Dudaklarımın arasından dökülen acı dolu inleme ile gözlerim kapanıyor.

 

Gözlerim yeniden ışık ile buluşunca karnımdaki şişliğin olmadığını fark ettim. Korkuyla yerimden kalktım.

 

"Kızım," diye bağırdım. Çığlıklarım gecenin karanlığında yankılandı. Sesimi duyan hemşireler ve doktorlar odaya girdiler.

 

"Nerede kızım ona ne yaptınız?" Bu bir feryattı. Acılı bir annenin sessiz çığlıklarıydı.

 

"Üzgünüm hanımefendi hastaneye getirildiğinizde bebeğiniz çoktan ölmüştü. Bebeği almasaydık sizi de zehirlerdi. O öldü." Adamın sözleri kulaklarımda yankılandı. Başımı iki yana salladım.

 

Gözyaşlarım sel olup akıyordu, içimdeki yangını söndüremiyordu. Sanki bir boşluğun içindeydim, tutunacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Ellerim bomboş, kollarım cansızdı. Elimi karnıma götürdüm. Daha birkaç saat önce karnımın içinde bir can vardı ama şimdi o can nefes almıyordu.

 

Evladımın yokluğu yüreğime bir hançer gibi saplanmıştı. Her nefesimde, onun acısını hissediyordum. Bir kere olsun onu kucağıma alamamıştım. Onunla anılar biriktirmemize izin vermemişlerdi.

 

"Yalan söylüyorsunuz kızım ölmedi."

 

*******

Ocak 2025

 

Yaşam sahnesinde, bazen gerçeklik ve gerçeğin ötesinde yaşanan yalan hayat arasındaki sınırlar bulanıklaşır. İnsanlar, çeşitli sebeplerle gerçekleri çarpıtır, yalanlar örer ve kendilerine veya başkalarına bambaşka bir dünya inşa ederler. Mehmet Kılıçaslan'da intikamı için kızımızı kaçırmıştı. Ben bu yüzden Murat'tan boşanmıştım. Yollarımız ayrılmıştı. Belki sonra yeniden birleşmeye karar vermiştik ama o zamana kadar çok acı çekmiştik.

 

Ve şimdi öldü sandığım kızım tam karşımda duruyordu. Ve o benden nefret ediyordu. Gözlerinde görmüştüm. Henüz beş yaşında olan kızım annesinden nefret ediyordu? Ne yapmışlardı kızıma da anne denmesini bile istemez bir hale gelmişti?

 

"Durun," diye bağırdım. Maskenin ardındakiler durdu. Bir adım öne çıktım. İnsanlar korkuyla bağırıyorlardı sesler birbirine karışmıştı. Adamlardan birinin ateş etmesi ile hastanenin koridoru ölüm sessizliğine büründü. Tam karşımda duran adamın robotik sesini duydum.

 

"Sen de kimsin?" Gerçekten kim olduğumu bilmiyor muydu yoksa bu da mı Mehmet Kılıçaslan'ın oyunuydu bilmiyorum. Halbuki ilk başta hastaneye geldiklerinde ismimi söylemişti içlerinden biri.

 

"Cumhuriyet Savcısı Öznur Dağdeviren'im derdiniz ne ise benimle hesaplaşın ailemden uzak durun." Ailem derken dikkatle kızımın zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım. Her şeyiyle babasının kopyasıydı. Anlamam gerekti. Murat'ın elinden tutup Yasemin bak babam gelmiş demişti. O da anlamam gerekti bu kızın kaybettiğim sandığım kızım olduğunu.

 

"Bakın burada kim varmış bizi karşılamaya mı geldin Öznur Dağdeviren?" Sevgi, zaman ve ölüm... Bu üç şey Dünya'daki tüm insanları birbirine bağlar. Sevgiye özlem duyarız, daha çok zamanımız olsun isteriz ve ölümden korkarız. Cevaplar için evrene ulaşmaya çalışırız. Bazen insanların olmayan bir şey olduklarına inanmak isteriz. Ve kim olduklarını anlayınca, çok geçtir.

 

"Sandalyedeki adama cevap veren korkmuş bir küçük kız mısın?" Robotik sesi kulaklarıma çarptı. Maskenin ardındakiler, Mehmet Kılıçaslan adına bugün hastaneyi basmıştı. Onun adına bizlere mesaj veriyordu. Nottaki yazıyı maskenin ardındaki adamın gözlerinin içine bakarak söyledim.

 

"Karanlık olduğunda insanlar korku ve panikle kaçışırken, Kızıl Gölge ortaya çıkıp onlara yeni bir hayat bahşedecek. Sen olacaklara hazır mısın Öznur Dağdeviren?" Vincent Willem Van Gogh, Hollandalı ard izlenimci ressamın maskesini takarak bize mesaj veriyordu ama tam olarak o mesajı anlayamamıştım. Şimdi ise o notu gözlerinin içine bakarak söyledim. Ve sözlerime devam ettim.

 

"Demiştiniz değil mi? Ben olacaklara hazırım peki siz hazır mısınız olacaklara?" Sesim her ne kadar güçlü bir tonda çıksa da gözlerim adının Esra olduğunu öğrendiğim kızımdaydı.

 

"Anlamadıkları şey, korktukları. Ve korktukları şeyi, yok etmeye çalışırlar. Sende bu tip insanlardan mısın Öznur Dağdeviren?" İçimde yeşeren korku var. Korkuyorum, kırıyorum bir şeyleri içimde. İnsanların bir şeyleri öğrenmesinin birçok farklı yolu vardır, ama tecrübe en iyi öğretmendir.

 

"Korkmuyorum." Sesim demir kadar sert çıkmıştı etrafımı saran yüzlerinde Van Gogh'un maskesi olan, üzerlerinde mavi bir tulum olan bu adamlar bana içten içe korku verse de yine de onlara korkumu belli etmemek için elimden geleni yapıyordum.

 

"Siz burada ne arıyorsunuz başrol oyuncumuzun ailesinin yanına gidin?" Baştaki adam yanımıza geri dönünce derin bir nefes aldım. Korkumu onlara belli etmemeliydim.

 

Korku bir kez daha kanıma karıştı. Kontrolü kaybettiğimde, sevdiğim insanlara kötü şeyler olur bu yüzden mümkün olduğunca sakin olmaya çalıştım. Ama karşımda Esra'nın başına silah doğrultan biri varken sakin kalmakta zorluk çekiyordum.

 

"Gidin tabi onlara istediğinizi yapın. Hiçbiri umrumda değil." Blofüme inanıp ailemin yanlarına gitmemelerini sağlamaktı amacım. Bu sözleri duymayı bekliyorlarmış gibi gülmeye başladılar.

 

"Karanlık yeniden devreye girdiğinde pişmanlık uyuşturucu misali kanına işleyecek. İçine girdiğin bataklıktan kurtulmak için çırpındıkça daha çok batacaksın bataklığa." Sözleri bıçak gibi keskindi ve yüreğime saplanmıştı.

 

"Eğer bir şeyleri kırarsan, ben tamir edebilirim Öznur Dağdeviren." Maskenin ardından yüzünü göremesem de sesinden gülümsediğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

 

"Esra sen misin küçük? Bırakın çocuğu." Arkamda bir yere bakıyor olmalıydı kızımın adını duyunca hızla arkamı döndüm. Hayal kırıklığı ile gözlerimin içine bakan kızıma baktım. Söylediklerimi duymuş muydu?

 

Gözlerimi sımsıkı kapattım maskenin ardındakiler, onlara ulaşmasın diye hiçbirinin umrumda olmadığını söylemiştim. Kızım, onu bırakıp gittiğime inanırken bu sözlerim onun bu inancını doğru olduğuna inandırırdı hâlbuki ben bu sözleri söylerken asıl amacım bambaşkaydı. Gözlerimi açtığımda kızımın gözlerindeki nefret nefesimi kesecek derecedeydi.

 

Nefret, insan ruhunun derinliklerinden yükselen, yakıcı bir alevdir. Tıpkı bir volkanın lavları gibi, önüne çıkan her şeyi kül eder. Nefret güçlü bir duygudur.

 

Aynı zamanda nefretin panzehiri sevgidir. Sevgi, kalbimizin en derininden yükselen, sıcak ve şefkatli bir duygudur. Ve ben tam şu anda kızımın gözlerinde nefreti de sevgiyi de görüyordum.

 

"Bırakın kızımı." Bir adım atmak istediğimde adamlardan biri kolunu öne doğru uzattı.

 

"Umrunda olmayan kızını umursayacağın mı geldi Öznur Dağdeviren?" Her şeyi berbat etmiştim, Mehmet Kılıçaslan'ın kazanmasına yardım etmiştim bilmeden.

 

"Esra kızım biraz önce söylediklerim doğru değildi ben sadece." Devamını getiremedim kızımın gözyaşlarıydı sözlerimin kesilmesine neden olan. Onu sevmediğimi düşündüğü için ağlıyordu kızım.

 

"Kızım ağlama lütfen." Sesim ağlamaklı çıkmıştı.

 

"Bu güç, temas ettiği her şeyi yok etti Öznur Dağdeviren." Bir kez daha Mehmet Kılıçaslan'a karşı yenilmiştim çabucak kendimi toparladım. Ben bir kez Mehmet Kılıçaslan ile olan savaşımı kazanmıştım şimdi de kazanacaktım.

 

"Öznur kaybetse bile Gölge kaybetmez." Sesim ifadesiz çıkmıştı. Kızımla göz göze geldim.

 

"Kırmızı," dedim. Yasemin bir keresinde Esra'ya renkler ile bir kodlama yaptığını anlatmıştı. O zaman neden durup dururken bana bunu anlatıyor demiştim ama şimdi anlıyordum. Yasemin, Esra'nın annesinin ben olduğumu ve bir gün kızımı bulacağımı biliyordu.

 

Kırmızı dediğim an kızım kendisine silah doğrultan adamın elini ısırdı. Adam acıyla bağırırken, ben hamlemi yaptım. Silah sesini duyana kadar adamlar ile dövüştüm.

 

*****

 

1 Hafta Sonra

 

Okuduğum bir kitapta düşük öz saygım yüzünden acı çektim. Kendinize saygı duyduğunuzda başkaları da size saygı duyacaktır diyordu. Mehmet Kılıçaslan insanları nasıl manipüle edeceğini biliyordu, beni de manipüle etmişti o gün maskenin ardındakilerin, aileme zarar vereceğini düşünüp onların umrumda olmadıklarını söylemiştim. Annem her zaman derdi ki avdan ziyade avcı ol düşmanının savaş alanında atacağı adımı iyi bil. Bil ki bir adım önde ol. Mehmet Kılıçaslan, aileme zarar geleceğini düşünürsem nasıl davranacağımı çok iyi biliyordu bu yüzden benim korkmamı sağladı.

 

Evimize gelmiştik bir hafta önce. Kızım henüz yanımda değildi. Psikolog gözetimi altında sevgi evindeydi. Kızıl Gölge ortaya çıktığı gün Özge Başkomiser, onu durdurmak istemişti ve vurulmuştu. Bütün bunlar kızımın gözünün önünde olmuştu. Kızım Özge diye bağırmıştı o an anlamıştım Özge'nin kim olduğunu kızım biliyordu? Telefonum çalınca bekletmeden açtım. Kızıl Gölge'nin olduğunu biliyordum eve geldiğimizden beri arıyordu.

 

"Teslim olmayacak mısın? Her biri pes etmiş ve boyun eğmişken. Söyle bana Öznur." Derin bir nefes aldım benim pes etmemi istiyorlardı bunu yapamazdım.

 

Onlar yokmuşcasına bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi hayatıma devam ediyordum Mehmet Kılıçaslan'ın bunu zaten beklediğini biliyordum. Düşmanım şimdi bir tık daha tehlikeliydi. O gün maskenin ardındakilerin ortaya çıkıp benim karşıma çıkması şehrin bir süre karanlığa bürünmesi planın aşamalarından biriydi. Mehmet Kılıçaslan o gün şehir karanlığa büründüğü an kaçmıştı cezaevinden şimdi serbestti.

 

"Mehmet Kılıçaslan'ın beni tanıdığını düşünmüştüm ama hiç tanımamış beni." Sesim alay dolu çıkmıştı. Maskenin ardında saklanan bu insanların ele başlarının Mehmet Kılıçaslan olduğunu biliyordum ama kanıtlamıyordum. Ele başlarını bilsem bile bu insanların da kimliğini öğrenmem lazımdı. Mehmet Kılıçaslan'ı yenmek için bu insanların kimliğini de ihtiyacım vardı. Kim olduklarını bilmesem de zaaflarını bulmam lazımdı. Şimdi tamamen deneme yoluyla bir taş atacaktım. Eğer ters psikoloji ile onları paniğe düşürebilirsem korkacaklardı ve hata yapmaları kaçınılmaz olacaklardı.

 

"Şimdi neredeyim biliyor musunuz, kızının okulunun önündeyim gerçekten kim olduğunu bulamayacağımı mı sandın? Bilinmeyen numaradan arayınca yerini bulamayacağımızı mı düşündün?" Sesim demir kadar sertti.

 

Düşmanını alt etmek için ona gerçeğin bir kısmını vermeliydin. Bende şimdi bunu yapacaktım. Kesinlikle kızına zarar verecek bir şey yapmazdım. Ben bu devletin savcısıydım. Her şeyden önce bir anneydim. Onlar yüzünden kızımı tanıma fırsatım olmasa da.

 

"Beni iki gün önce aradığında yanımda polisler vardı sinyalden senin bir okulun önünde olduğunu tespit ettiler. Başlarda hedef şaşırtmak için orada olduğunu düşündük ama eksik parçalar vardı bu yüzden derinlemesine araştırdım ve bingo. Tahmin et neye ulaştım?" Vereceğim ismin bu adam ile bir akrabalığının olması için içimden dua ettim. Yaptığım bu ters psikoloji işe yaramazsa işler sarpa sarabilirdi. Vereceğim ismi verip vermekte emin değildim. Belki de ulaştığım her iki ismi de bir anda vermeliydim.

 

"Sormayacak mısın neye ulaştığımı? Yoksa zaten arkamdaki arabada şu an nerede olduğumu biliyor musun?" Neredeyse bir haftadır peşimde olan arabanın varlığını çoktan fark etmiştim ama fark etmemiş gibi davranıyordum.

 

"Pekala bilsen de ben yine de ne bulduğumu söyleyeyim belki de peşimdeki sen değilsindir yanılmış olabilirim değil mi?" Yanılmamadığımı düşünerek ilk ismi verdim bu isimde hiçbir tepki vermezse diğer ismi verecektim.

 

"Adel Yılmaz bu isim tanıdık geldi mi sana?" Nefes alış verişleri hızlandı doğru ismi verdiğimi anladım. Yüzümde beliren gülümsemeye engel olamadım.

 

"Ama hiç oluyor mu kızını kandırmışsın deden öldü demişsin ortadan kaybolmuşsun kızın ne kadar üzgün ama endişelenme artık ben varım onunla ilgileneceğime emin olabilirsin Mahir Yılmaz?" Öfkeyle harmanlanmış sesi ile bu adamın zaafının Adel olduğunu anladım.

 

"Kızımdan uzak dur ona bir şey yaparsan Esra üzülür." Kızımın ismini duyunca öfkelendim ve bunu sesime yansıttım.

 

"Beni sınama Mahir Yılmaz. Benim kızıma bir şey olursa umrumda olmayan kızıma bir şey oldu diyelim o zaman seninkine neler olur bir düşün istersen?" Adel'e hiçbir şey yapmayacaktım ama bunu babasının bilmesine gerek yoktu. Benim derdim zaten Mehmet Kılıçaslan ileydi.

 

"Aa, bak kızın okuldan çıktı sesini özlemişsindir ama merak etme hasretini dindiririm ben." Telefonu kapatmadan cebime koydum arabadan indim karşıya geçtim. Oyunu kazanmak için düşmanımın hamlesine karşılık veriyordum.

 

"Adel merhaba." Adel beni görünce gözleri doldu. Ona babasının bir suçluya yardım etmiş olabileceğini babasının Kızıl Gölge olabileceğini önceden söylemiştim. Söylediklerimin doğrululuk payı olursa karşısına tekrar çıkacağımı söylemiştim. Daha emin değildim Mahir Yılmaz'ın, Kızıl Gölge olup olmadığını tek bildiğim şey Mahir Yılmaz'ın maskenin ardındakilerden biri olduğuydu.

 

"Merhaba Öznur abla ne oldu çekiminin bittiğini sanıyordum." Kendini çabucak toparlamıştı. Amber gözlerinin içi dolmuştu. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı gece hiç uyumamış olmalıydı. Adel'e eğer karşına çıkarsam tekrar sanki ben ünlü bir oyuncuymuşum gibi davran demiştim.

 

"Küçük bir pürüz çıktı bu yüzden çekimler uzadı sahne arasına girmişken seni görmek istedim. Nasılsın iyi misin Adel?" Adel yirmili yaşlarında, ODTÜ'de Mimarlık Bölümünü okuyordu. Kumral saçları savaştan çıkmış gibi dağılmıştı.

 

"İyi olmaya çalışıyorum Öznur abla, babam daha dönmedi onu çok merak ediyorum. Dedemin ölüm haberini verdikten sonra hiç aramadı sormadı." Adel, babasının yokluğuna çok üzülüyordu onu çok iyi anlıyordum bende babasına aşık bir kızdım. Babamla zaman geçirmeyi çok severdim. Onunla oyun oynamayı, futbol izlemeyi, film izlemeyi severdim ama sonra ortaya Mehmet Kılıçaslan çıktı hayatımızı cehenneme çevirdi.

 

"Abla çok üzgünüm benim eve gitmem lazım. Annem hasta." Adel'in kolunu tuttum. Adelle planımız iyi gidiyordu şu an.

 

"İstesen seni eve bırakabilirim." Mahir şüphelenmesin diye önce yok dedi tam kabul ettiğinde telefonu çaldı.

 

"Aa babam arıyor bir saniye Öznur abla." Gözünün önüne gelen kumral saçlarını geriye doğru iten Adel telefonu açtı. Bende telefonumu ceketimin cebinden çıkardım. Arama sonlanmıştı kaşlarım olabildiğince çatıldı. Beni kendi telefonundan mı arıyordu?

 

"Adelciğim babanla konuşabilir miyim?" Adel şaşırmış gibi göründü daha sonra telefonunu bana uzattı.

 

"Mahir Bey merhaba ben Öznur Dağdeviren." Telefonun ardından öfke dolu sesi kulaklarıma çarptı kızından uzak durmamı söylüyordu. Ben onun aksine kızına hiçbir türlü zarar vermeyecektim sadece öyle düşünmesini istiyordum. Kızına zarar vereceğimi düşünürse hata yapardı.

 

"Adelciğim beni arabada bekler misin merak etme baban bir sorun olmayacağını söyledi." Adel arabama ilerledi. Arabaya bindi.

 

"Kızımdan uzak dur dedim sana Öznur," diye bağırdı. Bu korku ve öfke ona hata yaptıracaktı.

 

"Teslim olmayacak mısın? Her biri pes etmiş ve boyun eğmişken. Söyle bana Mahir." Bana söylediklerini ona iletip telefonu kapattım. Arabama doğru ilerledim arabaya binmeden önce arabamın iki arkasında duran siyah Mercedes-benz camları film kaplı arabaya baktım ben içindekini göremesem de içindeki beni görüyordu bu yüzden asker selamı verip arabaya bindim.

 

Gündüz yerini geceye bıraktığı zaman Adel'in oturduğu mahalleden ayrıldım. Mahir'in, Kızıl Gölge olduğunu düşünmüyordum karısının ameliyat masrafını karşılaşmak için bu insanların istediğini harfiyen yapıyor olmalıydı. Yolda ilerlerken önümü kesen arabanın içinden Van Gogh maskeli, mavi tulum giymiş elindeki silahı bana doğrultan adam ateş etmeye başladı. Başımı eğsem de kurşunlardan kurtulamıyordum acı saplandı bedenime. Kolumun ardından karnıma ve kalbime saplanan kurşun nefesimi kesti.

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

31.01.2025

 

 

Bölüm : 01.02.2025 00:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...