
Ölümün Kızıl Gölgesi
Bazı yıkılışlar, daha parlak kalkışların teşvikçisidir.
Shakespeare
******
Haziran 2004
Kader bağları, insanların hayatlarının keşiştiği, birbirine görünmez iplerle bağlandığı anlardır. Öznur ve Efsa'nın kader bağları onlar doğduğu an birbirine bağlanmışlardı.
Güneşin altın rengi ışıkları, bahçenin yemyeşil çimlerine düşerken, iki küçük kız çocuğu, onlara göre dünyanın en güzel oyunununa dalmışlardı. Öznur, yedi yaşındaydı, uzun, kahverengi saçları rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu. Elinde tuttuğu oyuncak bebeğiyle, sanki gerçek bir anneymiş gibi ilgileniyordu. Efsa ise sekiz yaşındaydı, kısa, sarı saçları ve mavi gözleriyle, Öznur'un kuzeniydi. Aynı zamanda en yakın arkadaşıydı. O da elinde tuttuğu toplarla, oyunun neşe kaynağıydı.
Öznur, bebeğini bir battaniyeye yatırmış, ona annesinin her zaman kendisine söylediği ninniyi söylüyordu. Sesi, kuşların cıvıltıları ile karışıyordu. Efsa ise topu havaya atıp tutuyor, kahkahaları ile bahçeyi şenlendiriyordu. Oyunları, sadece bir oyun değil, onların dünyasıydı. İçinde hayaller, umutlar ve sevinçler vardı.
"Masal vakti çocuklar." Osman dedelerinin sesini duyan kızlar birbirlerinin gözlerinin içine gülümseyerek baktılar.
"Yaşasın yeni şeyler öğreneceğiz Öznur." Efsa'nın sesi mutlulukla çıktı, Öznur sevinçle ellerini çırptı. Kızlar dedelerinin masallarını dinlemeyi severdi. Dedeleri masal adı altında hayatın gerçeklerini anlatırdı kızlara.
"Dede iyilik ve kötülük masalına devam edeceğiz değil mi?" Öznur'un sesi merak doluydu. Kötülüğün sonunu merak ediyordu küçük kız. Osman dedesi başını olumlu anlamda salladı.
"Evet sarı kızım kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hadi bakalım oturun." Öznur, dedesinin sağ tarafına otururken, Efsa sol tarafına oturmuştu.
"Söyleyin bakalım kızlarım en son nerede kalmıştık?" Osman en son nerede kaldıklarını hatırlıyordu ama torunlarının mutlulukla en son kaldıkları yeri anlatmalarını dinlemeyi çok seviyordu.
"Dede en son Kral Siyahyürek en kurnaz adamlarına çanı yok etmeleri için emir vermişti. Ama masalın en başından başlasak olur mu?" Efsa'nın sesi başta heyecanla çıkarken sonlara doğru kısılmıştı. Osman gülümseyip torununun saçlarından öptü.
"O zaman masalın başını sen anlat güzel torunum." Efsa, dedesinin kendisine kırmasını hatta ona annesinin yaptığı gibi ceza vermesini beklerken kızmaması onu şaşırmıştı.
"Beni dövüp banyoya kilitlemeyecek misin dede?" Öznur duyduğu cümleyle kaşlarını çattı. Dedesi Kral Siyahyürek gibi kötü değildi ki. Dedesi tıpkı Kral Beyazyürek gibi iyi biriydi.
"Akıllım dedemiz Kral Siyahyürek değil ki seni dövsün." Efsa, Öznur'un sesini duyunca ela gözlerinin içine baktı kuzeninin. Derin bir nefes alan Efsa farkında olmadan yaşadıklarını dedesinin yanında kuzenine söyledi.
"Ama annem Kral Siyahyürek kadar kötü biri. Ben vazoyu kırdım diye bana çok kızdı. Saçımı çekti. Sonra saçıma sakız yapıştırdı ve onu da yamuk yumuk kesti. Derin ve beni yaramazlık yapıyorsunuz diye banyoya kilitliyor. Işığı da yakmıyor ben karanlıkta çok korkuyorum biliyor musun?" Osman ise duyduklarından sonra nefes alamadığını hissetti. Kızı torununa ne yapmıştı böyle?
"Sonra geçen gün Demir topla oynarken topu televizyona attı. Sesi duyan annem Demir'i de beni de dövdü. Demir elime uzanıp abla beni kurtar dedi ama annem çok kızdı. Baksana yüzümü çakmakla yaktı. Şımarık çocuklar yakılmayı ceza almayı hak edermiş. Hep öyle söylüyor." Osman, Efsa'nın söylediklerini duydukça öfkelendi.
"Seher," diye bağırdı. Efsa, annesinin adını duyunca korkuyla dedesinin elini tuttu. Mavi gözleri dolmuştu.
******
Şubat 2025
Öznur'dan
Gündüz yerini geceye bıraktığı zaman Adel'in oturduğu mahalleden ayrıldım. Mahir'in, Kızıl Gölge olduğunu düşünmüyordum karısının ameliyat masrafını karşılaşmak için bu insanların istediğini harfiyen yapıyor olmalıydı. Yolda ilerlerken önümü kesen arabanın içinden Van Gogh maskeli, mavi tulum giymiş elindeki silahı bana doğrultan adam ateş etmeye başladı. Başımı eğsem de kurşunlardan kurtulamıyordum acı saplandı bedenime. Kolumun ardından karnıma saplanan kurşun nefesimi kesti. Çevredeki insanlar toplanmaya başlayınca kaçtı.
Yüzüm acıyla kırıştı telefonumu cebimden çıkardım elime bulaşan sıvı bana aitti. Efsa'nın numarasını zar zor gördüm.
"Öznur her şey yolunda mı?" Yarama biraz daha bastırdım telefonun ardında merakla benden bir cevap bekleyen kuzenimin sabırsız nefes alış verişleri kulaklarıma çarptı.
"İşler ters tepti vuruldum, Doktor ayarayabilir misin?" Gittikçe kan kaybediyordum telefonun ardından endişeyle harmanlanan sese cevap vermek istesem de karanlığa çekildim.
"Ne demek vuruldum? Öznur neredesin?" Son duyduğum ses kuzenimin korku dolu sesiydi.
*****
Güneş, ufkun ardında kanlı bir bıçak gibi batarken, gökyüzünü kızıl bir ölüm perdesi kaplıyordu. Bu kızıllık, sadece gün batımının romantik bir yansılması değil, aynı zamanda yaklaşan bir felaketin, ölümünün kızıl gölgesinin habercisiydi.
Kızıl gökyüzü altında, sessiz bir çığlık yükseliyordu. Rüzgarın uğultusu, ölülerin fısıltısı gibiydi. Ağaçların yaprakları, kurumuş kan lekeleri gibiydi. Her şey, ölümün soğuk ve acımasız nefesini ensemde hissettiriyordu.
Kızıl gölge, yavaşça yeryüzüne doğru iniyordu. Ölümün kızıl gölgesinin her adımında, hayatın canlılığı biraz daha soluyordu. Çiçekler boynunu bükmüşler, kuşlar susuyorlardı. Bulunduğum ormanda etrafımdaki tüm sesler karanlığın kölesi olmuştu. Dünya, ölümün sessiz istilasına teslim oluyordu.
Etrafıma bir sırtlan gibi çevrilen insanlar, evlerine kapanmış, umut içinde bekliyorlardı son nefesimi vermemi. Yüzleri, kızıl gölgenin yansımasıyla parlıyordu. Gözleri, ölümün acımasızlığıyla doluydu.
Ölümün kızıl gölgesi, bir kabus gibi çökmüştü dünyanın üzerine. Hayat, bir anda anlamını yitirmişti. Her şey, boş ve anlamsızdı. Ölüm tek gerçekti.
"Hadi kızım tut elimi." Kızıl gölgenin ardında Osman dedemi gördüm. Bana elini uzatmıştı. Gelmemi istiyordu. Gözlerim doldu. Onu gözlerimin önünde öldürmüşlerdi çocukluğumun katilleri.
"Dedem," diye fısıldadım. Elini tutmak için elimi uzattım. Dedeme doğru bir adım attım.
"Gel sarı kızım." Dedem beni sarı kızım diye severdi. Yıllar sonra dedem bana sarı kızım demişti.
"Savcı Öznur Dağdeviren dün akşam saatlerinde yolda seyir hâlindeyken silahlı saldırıya uğradı. Saldırının ardında kimin veya kimlerin olduğu bilinmiyor? Olay mahallinden kaçırılan Savcının durumu belirsizliğini koruyor. Emniyet güçleri Savcı Öznur Dağdeviren'i arıyorlar." Duyduğum seslerle gözlerimi açtım bulanık görüyordum üzerime doğru eğilen adamın sesi uğultu gibi geliyordu bana.
"Yolun sonuna geldin sevgili yeğenim en başta seni ortadan kaldırmalıydım." Boğazımda hissettiğim eller nefesimi kesmek için harekete geçti. Bileklerinden tuttum kurtulmaya çalıştım. Ama gücüm çekilmiş gibiydi. Karanlık beni çağırıyordu.
*****
Efsa'dan
Güven, bir kalenin surları gibi, etrafımızı saran görünmez bir zırhtır. Bizi tehlikelerden koruyan, sığınabileceğimiz bir limandır. Tıpkı bir ağacın kökleri gibi, derine iner ve bizi hayata bağlar.
Güven, sessiz bir fısıltıdır. Güven, bizi insan yapar. Henüz yedi yaşındayken annemin ihaneti ile tanışmıştım. Annem, beni, kardeşlerimi ve babamı terk edip gitmişti. O yaşta güvensizliğin insanı ne kadar alaşağı ettiğini öğrenmiştim.
Benim bu hayatta Seren teyzem ve ailesinden başka kimsem yoktu. Babam, annemin ihanetini kaldıramayıp kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti, kardeşlerim ise beni yarı yolda bırakıp gittiler. Seren teyzem elimden tutmasaydı bana ne olurdu hiç bilmiyorum. Telefonumun sesini duyunca yıllar önce beni terk eden kardeşimin gözlerinin içine ters bir bakış attım. Telefona cevap verdim.
"İşler ters tepti vuruldum bana Doktor ayarayabilir misin Efsa?" Öznur'un yorgun sesini hızla sandalyeden kalktım.
"Ne demek vuruldum Öznur neredesin?" Ellerim titremeye başladı. Kardeş bildiğim kadından bir ses alamadıkça nefesim kesiliyordu.
"Abla iyi misin?" Esra'nın sesini duyunca telefonumu sımsıkı tuttum. Boğazımda bir yumru hissettim. Esra'ya gülümsemeye çalıştım.
"Öznur Hanım ve Murat Bey neredeler Efsa Hanım." Psikologun sabırsız sesini duyunca gözlerinin içine baktım.
Bundan bir yıl önce sevdiğim adamı kaybettiğimde hissetmiştim bu korkuyu. Esra'nın yanına oturdum Öznur'dan haber alamadıkça endişelerim artıyordu ama kardeşimin yeni bulduğu kızına bir şey belli etmemeye çalışıyordum. Henüz beş yaşındaki yeğenimin korkmasını istemiyordum. Telefonum çalınca Esra'ya gülümseyip yanından kalktım telefonun ekranına bakınca arayanın Murat eniştem olduğunu gördüm.
"Kardeşimden bir haber var mı?" Mesleğim gereği sesim soğukkanlıkla çıktı. Ben askerdim.
"Efsa Mamak'ta terk edilmiş bir depoda Öznur'un cansız bedenine ulaşmışlar. Teşhis için Mamak Devlet Hastanesine gitmem gerekiyormuş." Telefon elimin arasından düştü, Murat eniştemin korkuyla harmanlanmış sesi kulaklarımda yankılandı. Dizlerimin üzerine düştüm. Kalbim sıkıştı.
"Efsa abla iyi misin?" Ne zamandır öyleyce duruyordum olduğum yerde bilmiyorum ama beni düşünce deryasından Esra'nın sesi çıkarmıştı.
"Güzelim benim acil bir işim çıktı, Yasemin ablan burada hemen geleceğim." Her ne kadar hemen geleceğim desem de hemen gelemeyeceğimi çok iyi biliyordum.
Merdivenlerde duyduğum sesle başımı kaldırdım Ömer eniştem hızla merdivenlerden iniyordu yüzündeki ifadeden onunda haberi aldığını anladım. Yine de bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyordum. Belki de başka birini bulmuşlardı Öznur hâlâ nefes alıyordu öldüğüne inanmak istemiyordum.
"Abla, o beni yine mi bıraktı?" Esra'nın sesini duyunca adımlarım durdu arkamı dönemedim. Esra, annesinin onu bırakıp gittiğine inanıyordu bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek için çok çabalamadığımı fark ettim. Öznur'un elinden tutup bu eve yeniden adım attığım zaman bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek için elimden gelenin fazlasını yapacaktım. Kardeşim kızına kavuşacaktı.
"Annen seni hiçbir zaman terk etmedi Esra nefes aldığı sürece de terk etmez." Bu sözlerimden sonra koşarak merdivenlerden indim. Arkamda Esra'yı öyleyce bıraktım.
Neredeyse bir buçuk saatin ardından hastaneye gelmiştik. Murat eniştem ve Doktor eşliğinde morga girdik. Doktor, Murat eniştemin gözlerinin içine baktı kendini hiç hazır hissetmese de başını salladı. Ceset torbasını açan adam geriye doğru çekildi. Yerimde sendeledim.
"Sevgilim," diye acıyla bağıran Murat eniştem, Öznur'un kollarından tuttu ve sarsmaya başladı.
"Kızım yavrum," diye bağıran Ömer eniştemin çaresiz sesi kulaklarıma doldu.
"Öznur." İsmi dudaklarımın arasından döküldüğü an kalp atışlarım yavaşladı. Yüzü bembeyazdı, dudakları mosmordu. Teni buz gibiydi. Öznur'un öldüğüne inanmak istemiyordum gerçeği ne kadar inkar etsemde gerçek gözlerimin önünde duruyordu.
Ölüm mü daha çok acı verirdi, yoksa kardeş bildiğin kadının gözlerinin önünde cansız bir şekilde sedyede uzanması mı acı verirdi? Onun bir daha elini tutmaması, gülümsememesi, kötü bir haber aldığında seni teselli etmemesi kadar ne can yakardı geriye doğru gittim elimi sedyeye doğru uzattım.
"Bu Öznur değil nerede benim kardeşim?" Sesim yüksek volde çıkmıştı ne kadar inkar edersem edeyim o sedyede yatan Öznur'du. Öznur'a doğru koştum dizlerimin üzerine çöktüm. Kalp masajı yapmaya başladım. Durmamı onun öldüğünü söyleyen sese kulak vermedim. Kolumdan biri tuttu durmamı söylüyordu.
"Efsa dur o öldü." Başımı iki yana salladım. Murat eniştem yerden kalktı ve bıraktığım yerden o başladı kalp masajı yapmaya. Daha sonra dizlerinin üzerine çöktü.
"Ömer baba uyanmıyor. Gitti mi sevdiğim kadın?" Murat Dalkıran'ı hiçbir zaman böyle çaresiz görmemiştim. Dağların Efesi enkaz altında kalmış gibi yıkılmıştı karşımda. Hala kolumdan tutan eli itekledim.
"Bırak beni kurtulacak benim kardeşim." Hiç durmadan kalp masajı yapmaya devam ettim en sonunda Öznur nefes nefese gözlerini açtı elinden tuttum.
"Uyandı hemen onu buradan çıkarın." Sesim umutla çıktı, Öznur elimden tuttu.
"Hastane olmaz." Sesi fısıltı gibi çıkmıştı gözleri yeniden kapandı. Neden hastane olmaz demişti ki?
"Öznur aç gözlerini uyuma." Sesim korkuyla harmanlanmıştı.
2 Gün Sonra
Hava yağmurluydu gökyüzü akıtamadığım gözyaşlarımı sanki benim yerime akıtıyordu. Titreyen ellerimin hedefi mezar taşıydı mezar taşının üzerinde yazan yazının hayal ürünüm olması için nelerimi vermezdim?
Öznur Dağdeviren doğum tarihi 22 Haziran 1990 ölüm tarihi 05 Şubat 2025 Başımı iki yana salladım bu doğru olamazdı Öznur gidemezdi dizlerimin üzerine çöktüm başımı gökyüzüne kaldırdım yağmur damlaları yüzüme damlıyordu. Beni yok etmek üzere olan çığlığı dışa vurdum.
"Hayır." Omzumda hissettiğim el ile başımda dikilen adamın kan kırmızısına dönmüş okyanus misali mavi gözlerinin içine baktım.
"Sen kızımı kurtarmak için elinden geleni yaptın Efsa" Ömer eniştem benim gibi dizlerinin üzerine çöktü. Ela gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.
"Çocukken ne zaman düşse ilk benim yanıma gelirdi derdi ki baba canım çok yanmadı yine de öpsen de geçse' her ne kadar canının yanmadığını söylese de canının yandığını en çok ben bilirdim sadece beni üzmemek için acısını içine gömerdi. Ben kızıma dair birçok şeyi kaçırdım." Sesi hissettiği acıyı dışa vuruyordu.
"Kızımın liseden mezun oluşunu, üniversiteden mezun oluşunu, ilk aldığı davada hissettiği heyecanı, kızınızı kaybettiğini sandığında ona geçecek kızım yanındayım demeyi kaçırdım. Sonra rutubet kokulu o gecekondudan kaçmayı başardım daha kızımla yaşacak anılarım vardı ama ben bunu da kaçırdım. Belki de kızım bir anlığına gözlerini açıp hastane olmaz dediğinde hastane yerine kızımı onun için güvenli olacak bir yere götürmüş olsaydık o şimdi yaşıyor olacaktı." Pişmanlık öyle bir içime işlemişti ki Öznur'u bu dünyadan koparan ben olmasam da onu bizden alanlara zemin hazırlamışım bu cinayete ortak olmuşum gibi hissediyordum. Bu his yok ediyordu beni.
*Ölüm yok olmak değildir. Ölüm ahrete ebedi doğuştur. İnsan yaratılanlar arasında Müstesna yere sahiptir. Kulluk bilinci sayesinde meleklerden üstün olduğu gibi, azgınlığı ile hayvanlardan daha aşağı bir dereceye düşebilir. Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan dünyada ne ekerse onu biçer. Ölüm, belki bir son oluş, fakat asla yok oluş değil…
Kâinat, bir süreklilik hali içinde olduğundan, canlılık da bir kez var oldu mu bir daha inkıtaa (Kesinti) uğramayacak; evrile evrile, buut değiştire değiştire sonsuz mesafeleri aşıp, şekilden şekle, renkten renge girecek de yok olmayacak. Bir tohumun yok olarak yerine ağaç çıkması değil, tohumun bizzat ağaca dönüşerek hayat bulması gibi.. “Hiçbir şey yoktan var olmaz ve var olan hiçbir şey yok olmaz” teziyle evreni fizik bir dengede gören Lavazye (Lavoiser), bu dönüşümü zevken idrak eden ve yok oluşun mümkün olmadığını heceleyen hummalı, cins kafalardan..
Yaşam için gerekli maddi unsurları bir araya getirmekle canlılık sağlanabilir mi? Mayonezdeki zeytinyağı, yumurta ve limon üçlüsü gibi, hücrenin ihtiyacı olan çekirdek, sitoplazma ve membran unsurlarını bir araya getirmekle canlılık elde edilebilir mi? Yoksa canlılık denen şey gerçekte, cesedi sırtına yüklenerek muayyen bir vakte kadar taşımaya mecbur, muharrik, esrarlı bir güçten mi ibaret?
Kendini tarif eden bir insan; benim kolum, benim bacağım, benim kafam derken, tüm bunları söyleyen o “Ben” kim? Yunus Emre’nin “Bir ben var bende, benden içeri” dediği o gizli “Ben” mi yoksa?. O, üstüne çeşit çeşit vücutlar giyerek boy gösteren, bir an önce sırtındaki yükten kurtulmak ve özgürlüğüne kavuşmak için gün sayan, dünyadaki yegâne homojen, yekpare ve latif unsur; ruh.. O ruhtur ki, baki yaşamla kaim.. Ölmeyen, yaşlanmayan ve her dem taze kalan ve dış yüz kabartısıyla münasebeti sadece sayılı günler ölçüsüyle düğümlü.. Parça, bütünün habercisi olduğuna göre, sonsuzun bir parçası olan ruh da elbette namütenahi.. Dışına giydiği cesedin eskimesi ve nihayet yırtılmasıyla ortaya çıkan ruh, evet, esrar perdesinin mümessili ruh, ebedi hayattar…..
Biyolojik yaşamı son bularak toprağı üstüne çektiği halde, hala hayatta tasarrufu olan ve tabaka-i hayatın (Hayat mertebeleri) farklı versiyonlarında bir şekilde yaşamaya devam ederek paranormal mevzularda başaktör olan simalar, ölüm gerçeğinin tam anlaşılamadığının kati bir delilini teşkil etmekte.
Ruhum defalarca yara almıştı bir şekilde yaralarımı sarmıştım ama bu seferki öyle bir yara ki ne kadar sarmak istesem de kabuk bağlamayacaktı en ufak bir zedelenmede beni alt edecekti.
Öznur gideli üç hafta olmuştu bile onsuz nefes alış verişlerim bir hiçti sanki. Hiçliğin ötesinde bir hayatın içindeydim.
"Efsa Dağdeviren sana Kızıl Gölge'nin selamını getirdim." Gecenin karanlığında gölgelerin arasından çıkan adama doğru döndüğüm an karanlığa çekildim.
Bölüm Sonu yanlışlarım varsa affola.
02.02.2025
* ile gösterilen yer alıntıdır.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |