
Zemheri
Her karanlığın ardında bir ışık vardır.
*****
Haziran 2004
Zemheri, kışın en çetin, en soğuk zamanıdır. Zemheri, kelime anlamı olarak dondurucu soğuk anlamına gelir. Osman, Efsa'nın söylediklerinden sonra kendini zemherinin ortasında hissetmişti.
"Seher!" Yaşlı adam elini kalbine götürdü. Kalbi sıkışıyordu nefes alamıyordu. Ömer, babasının sesini duyunca bahçeye çıktı. Babasının rengi solmuştu, eli kalbinin üzerindeydi.
"Baba ne oluyor?" Osman hiçbir sesi duymuyordu. Torununun korku dolu sesi beyninin içinde yankılanıyordu.
"Baba ne oldu?" Seher babasının sesini duyunca bahçeye çıktı. Osman karşında kızını görünce kolundan sertçe tuttu.
"Sen ne yaptın?" Osman'ın sesi öfke doluydu. Bu zamana kadar ne sesini yükseltmişti, ne de el kaldırmıştı evlatlarına.
"Ne yapmışım baba ben neden ba." Sözü yarıda kaldı. Babası ona tokat atmıştı. Başı sola doğru döndü.
"Baba," diye müdahale etmek isteyen Ömer babasının söylediklerinden sonra yerinde kaldı.
"Küçücük çocuklara el kaldırmaya utanmıyor musun, onları banyoya kilitlerken karanlıkta bırakırken vicdanın hiç mi sızlamadı? Kızın yüzünü çakmakla sen yakmışsın. Birde ateşle oynarken yüzünü yakmış diye gözyaşı döküyordun. Tüh sana." Osmanın her bir sözünde Ömer öfkelendi. Gözlerini sımsıkı kapattı. Seher elinin tersiyle yüzünü sildi. Babası yüzüne tükürmüştü yetmedi tokat atmıştı.
"Çocuk benim çocuğum değil mi, ister döverim ister severim sen kim oluyorsun ki bana kar." Sözü bir kez daha yarıda kesilmişti. Bu seferde Seren yengesi tokat atmıştı.
"Ne diyorsun sen be," diye bağıran Seren duyduklarını hazzedemeden Seher'in pişkince ister sever ister döverim demesiyle dayanamayıp tokat atmıştı.
Bahçenin bir köşesinde Öznur ve Efsa birbirine sarılmış korku dolu gözlerle ebeveynlerine bakıyorlardı. Efsa annesinin sürekli kendisine ve kardeşlerine tokat atmasına, yüksek sese alışıktı ama Öznur ne yüksek sese ne de şiddete alışıktı. İlk defa böyle bir manzaraya şahit oluyordu o yüzden korkmuştu.
Seren naif bir kişiliğe sahipti karşısındaki insanı incitmemek için kelimeleri seçerek konuşurdu her zaman. Ama şimdi içinde öfke patlaması yaşıyordu. Seher'in kıpkırmızı saçlarından tuttu.
"İster sever ister döversin öyle mi?" Seren'in sesi fırtına öncesi sessizlik gibi dingin çıkmıştı. Boşta kalan elinin tersiyle Seher'e tokat attı. Ömer çocukları fark edince karısının kolundan tuttu.
"Seren bırak şunu." Kardeşine karşı ilk defa nefret doluydu. Seher ağabeyinin kendisine nefretle baktığını görünce gözleri doldu.
"Ağabey," dediği an Ömer sözünü kesti.
"Kes sesini çocukları bırak ve evimden siktir ol git." Seher nefretle bahçenin bir köşesinde ağlayan kızına baktı. Daha sonra ona sarılan yeğenine baktı.
"Bugünü unutmayın geri döneceğim." Seher intikam yeminini etmişti ve Sedat Yıldırım ve Kızıl Umut kod adlı terörist ile iş birliği yaparak öz yeğenine acıların büyüğünü yaşatacaktı. Ve küçük yeğeni hem erkeklerden, hem de kadınlardan korkacaktı. Dedesi ve halası yüzünden.
******
Şubat 2025
Öznur'dan
"Siz ikiniz ne yapıyorsunuz burada?" Duyduğumuz sesle Tanerle göz göze geldik. Koyu mavi gözlerinin içi öfkeyle harmanlanmıştı.
"Burada olmamalıydın Öznur," diye fısıldadı. Can dostumun gözlerinin içine baktım.
"Sende burada olmamalıydın Taner," diye fısıldadım. Adama doğru döndüğümde kalbimde bir acı hissettim. Adamın arkasında duran kadının tanıdık gelen ela gözlerinin içine baktım.
Gecenin en zifiri anında, etrafımı saran koyu bir karanlık, sanki üzerime bir ağırlık gibi çöküyordu.
Yalnızdım. Sessizliğin hüküm sürdüğü bu anlarda, kendi iç sesimden başka bir şey duymuyordum. Sanki tüm umutlarım, hayallerim Seher Dağdeviren'in karşıma çıkmasıyla karanlığın içinde kaybolmuştu.
Düşüncelerim, karanlığın içinde yankılanan adımlar gibi, nereye gideceğini bilmeden dolaşıyordu. Geçmişin acı dolu çığlıkları, geleceğin belirsizliği, şimdinin yalnızlığı...
Hepsi bir araya gelmiş, beni girdabın içine çekiyordu.
Ama sonra bir duraksama oldu. Sanki içimden bir ses, "Dur!" "Bu karanlık sonuna kadar sürmeyecek Öznur," diyordu.
Gözlerimi kapattım. Osman dedemin öğrettiği yöntemi düşündüm. Sanki bambaşka bir yerdeymişim gibi. Derin bir nefes aldım. Karanlığın ardında bir ışık belirdi. Önce küçük bir kıvılcım gibiydi, ama gittikçe büyüdü. Bu ışık, bana bir yol gösteriyordu. Ve bu ışık, yalnız olmadığımı, her zorluğun üstesinden gelebileceğimi fısıldıyordu.
Gözlerimi açtığımda Seher Dağdeviren tam karşımda duruyordu. İfadesizce gözlerinin içine baktım. Onu hiç tanımıyormuşum gibi baktım ela gözlerinin içine. Hemen arkasından Sedat Yıldırım geldi. Beni şaşırtmadılar. Beni öldü olarak gösterip kaçıranlar bunlardı. Ama bilmedikleri av ben değildim bu sefer. Ava giderken avlanmıştı henüz bunun farkında değillerdi. Hafızamı kaybetmişim gibi rol yapıyordum ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordum.
"Çiğdem sen misin?" Çocukluğumun katillerinden biri olan kadının gözlerinin içine ifadesizce baktım. Sesinden akan o nefreti en derinden hissettim.
"Hayır onun adı Öznur Dağdeviren," diye bağıran Efsa ile şaşkınlıkla Seher Dağdeviren'in tam arkasında duran kardeş bildiğim kadının masmavi gözlerinin içine baktım. Üzerinde asker üniforması vardı elinde silahı vardı.
"Oyun bitti Çaylak paketleyin aslanım şu iki gereksizi." Efsa'nın emri ile çaylak dediği uzun boylu, iri yapılı çam yeşili gözlerinin içi demir kadar sert bakan adam Sedat'ın karşısına geçti ve plastik kelepçe ile tutukladı, Efsa ise annesini tutukladı.
"Bırakın beni siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?" Seher avazı çıktığı kadar bağırırken boynumu kütlettim.
Küçük Öznur elimden tuttu ve korkulu gözlerle Seher'in ela gözlerinin içine baktı. Küçük Öznur'un elinden tuttum ve korku dolu ela gözlerinin içine baktım ve ona korkmamasını fısıldadım.
"Bekleyin," diye bağırdım. Bağırmam ile Efsa ve Çaylak dediği adamın adımları durdu.
"Çiğdem ben senin annenim kızım durdur şunları." Seher'in sözleriyle gülmeye başladım. Ne zaman köşeye sıkışsa hemen yalan söylerdi. Dedem yalan ağzına yuva yapmış derdi.
"Çiğdem değil, Cumhuriyet Savcısı Öznur Dağdeviren diyecektin. Ne yaparsın uzun süre Çiğdem rolünde olacağımı düşünürken birinci haftanın sonunda Çiğdem gitti, Öznur geri döndü." Sözlerimle şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı. Benim hafızamı kaybettiğime o kadar inanmışlardı ki öldürmek yerine beni aileme düşman etmeyi planlamışlardı.
"Sedat Yıldırım ve Seher Dağdeviren siz ava giderken avlanan adamın masalını bilir misiniz?" Sesim demir kadar sertti. Birkaç saniye Efsa'nın mavi gözlerinin içine baktım. Gözleri buğulandı. Çocukken Osman dedem bu masalı ve Kral Siyahyürek ve Kral Beyazyürek'in masalını çok anlatırdı bize. Benim de gözlerim doldu. Derin bir nefes aldım ve masalı anlatmaya başladım.
"Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, puslu bir hava tüm doğayı sarmalamıştı. Ormanın derinliklerinden gelen kuş sesleri, henüz uyanmamış ağaçların arasından yankılanıyordu. Avcı, yılların geçtiği tecrübeyle, sessizce ilerliyordu. Ayaklarının altında kurumuş yapraklar, her adımında hafif bir hışırtı çıkarıyordu." Sustuğumda ikisi de bu ne diyor diye bakıyordu gözlerime. Efsa kaldığım yerden devam etmeye başladı. Gözlerimin içine baktı. Efsa, babam ve Murat'tan başka yaşadığımı bilmiyorlardı.
"Yani diyor ki Sayın Savcım ava giderken avlandınız. Şimdi cezaevinde Ali Cengiz oyunlarınızı oynarsınız. Çaylak şunları götürün." Efsa'nın sesi sertti ama içindeki yangını görebiliyordum. Efsa'nın yüreğinde anne yarası vardı.
Anne yarası, insanın ruhunda açılan, kapanması zor, derin bir yaraydı. Ben annem bana ihanet ettiğini zannettiğimde yüreğimde bu yarayı hissetmiştim. Efsa yıllardır bu yarayla baş etmeye çalışıyordu.
Anne yarası fiziksel yara gibi değildir, gözle görülmez ama varlığı derinden hissedilir. Bazen bir bakışta, bazen bir sözde, bazen de sessiz bir sistemde kendini gösterir.
Anne, hayatın ilk nefesidir, ilk kucağıdır, ilk sığınağıdır. Ama bazen, hayatın acımasız cilvesi, anne ile evlat arasına bir mesafe koyar. Kırgınlıklar, küskünlükler, anne yarasının tohumlarını eker. Seher Dağdeviren anne olmayı hak eden biri değildi. Ne anne olmayı başarabilmişti, ne de eş olmayı.
Çaylak, Sedat Yıldırım'ı götürürken, kadın asker de Seher Dağdeviren'i götürüyordu. Efsa kırgınlıkla annesinin ardından baktı. Adını söyledim. Yaşlı gözlerle gözlerimin içine baktı.
"Bitti mi şimdi Öznur?" Sesi küçük bir kız çocuğu gibi çıkmıştı. Yanına gittim ve sımsıkı sarıldım.
"Bitti çocukluğumuzun katilleri artık bize zarar veremez kardeşim," diye fısıldadım.
Bölüm Sonu yanlışlarım varsa affola.
13.02.2025
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |