
Geçmişin Silsilesi
Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. Sevgileri de şüpheleri de varsa aşırı var. Yoksa hiç yoktur.
William Shakespeare
*******
Öznur'dan
11 Şubat 2021
"Bu saatten sonra sizler benim rehinemsiniz." Tek bir söz insanın hayatını cehenneme çevirebilir miydi? Karşımda duran kadının tanıdık gelen kahverengi gözlerinin içine baktım. Uzun, salık bıraktığı kumral saçları rüzgarın esintisi ile havada uçuşuyordu.
"Kimsin sen neden gözlerin bu kadar tanıdık," diye fısıldadım. Elinde tuttuğu silahı ön koltuklarda oturan bir adama doğrultmuştu. Murat'ın yanına gitmek için 2309 seferli Ankara-Viyana uçağına binmiştim. Tek isteğim bir buçuk yıllık kocam ile özlem gidermekti. Nasıl veya neden olduğunu bilmediğim bir şekilde kendimi kaosun içinde bulmuştum.
"Ağlamayı kesin," diye bağıran kadının gözlerinin içine baktım. Kahverengi gözleri tanıdıktı bir o kadar da yabancıydı.
"Maya her şey hazır." Duyduğum bu isim ile anılarım karanlık kuyudan sıyrıldı.
"Anka'nın adı Mayaymış."
"Maya denen o kadın olmasaydı kızım hayatta olur muydu şimdi?"
"Ömrüm boyunca Maya denen o kahramana minnet duyacağım Ömer." Beynimin içinde sesler yankılanıyordu. Başıma şiddetli bir ağrı girdi.
"Seni aptal isimler söylenmeyecek demedim mi? Simay senin aklın nerede amacın ne beni deşifre etmek mi?" Maya denen kadın sessiz konuşsa da tam dibimde konuştukları için sesini duymuştum. Kimdi bu kadın bana neden bu kadar tanıdık geliyordu? Başımı koltuğa yasladım.
"Kesin sesinizi artık." Maya avazı çıktığı kadar bağırdı. Sadece ona bakıyordum. Tanıdık gelen hareketleri beni geçmişe sürüklüyordu.
"Kocamı öldürdün beni de öldür," diye bağıran kadının ağlamaklı sesi ile derin bir nefes aldım. Maya'nın gözlerinde geçen anlık üzüntü ile kaşlarım çatıldı. Ben masumum demek istiyordu gözleri sanki.
"Bak hamilesin Sahra lütfen kendini toparla." Maya'nın sözlerinden sonra kadının kaşları olabildiğince çatıldı.
"Sen benim hamile olduğumu nereden biliyorsun ki ayrıca Ali Asaf'ı vurmadan önce de ona Asaf diye seslenmiştin?" Kadının sorgu dolu sesiyle şüphelerim gittikçe arttı.
"Cehennem gibi görünen anlar bazen gerçek cehennemi gizlemek için sabotaj edilen hatıralardan ibarettir." Maya'nın bu anlamsız sözleri ne anlama geliyordu bilmiyorum ama aklımı daha çok bulandırmıştı.
"Pekala Sahra sen ve sizler benimle geliyorsunuz?" Sahra, beni ve altı kişiyi dışarıya çıkardılar. Üç gündür uçağın içinde sıkışıp kalmıştık. Soğuk yüzüme çarpınca derin bir nefes aldım.
Ben Gölgeydim şu an burada tek başına olsaydım onca insanın hayatı söz konusu olmasaydı harekete geçerdim. Beni durduran tek neden bu değildi üstelik. İçimde anlam veremediğim bir karmaşa söz konusuydu.
"Olacakları hiç düşünmüyorsun Öznur senin kadar bende adaletin tecelli etmesini istiyorum ama bunu yaparken de ailemi geri plana atmıyorum." Annemin sesi kulaklarıma doldu. Dört gün önce annemle tartışmıştık. O beni yaralayan sözler söyledi, ben onu inciten sözler söyledim.
Bir gün sonra bineceğim uçağın teröristler tarafından kaçırıldığını bilseydim ve uçakta ölümlere şahit olacağımı bilseydim annemin kalbini kırmazdım. Gözlerimi açtığımda, içimde bir fırtına kopuyordu. Dört gün önce yaşadığımız tartışmanın yankıları hala zihnimdeydi. Üstelik bu üç gün öyle şeyler yaşamıştım ki öfke hissediyordum. Elimden de başka bir şey gelmiyordu.
"Azat nerede Eflin Doğan?" Duyduğum öfke dolu sesle düşüncelerimden sıyrıldım. Eflin denen kadının siyah gözleri, ela gözlerimi buldu.
"Öznur Savcım iyi misiniz?" Kaşlarım olabildiğince çatıldı. Benim uçakta olduğumu biliyorlar mıydı? Annem ne hissetmiştir, çok korkmuş muydur?
"Ben iyiyim ama dokuz kişi öldürüldü ve onları nereye götürdüler bilmiyorum?" Sesim çatlak çıktı.
"Bu cani onları," dediği an yanımda duran rehinelere baktı ve sözlerini kesti. Silahını Maya'ya doğrulttu. Kalbimde bir ağırlık hissettim.
"Dur," diye bağırdım.
*****
Şubat 2025
İnsanın kendi cenazesini kanlı canlı görmesi nasıl bir duygu ölmeden tabuta girmesi? Mehmet Kılıçaslan ve Van Gogh maskeli adamları durdurmak için bunu yapmalıydım kendi ölümümü kurgulamalıydım. Mehmet Kılıçaslan beni ölüme terk ettiği o depodan çıkışımın olduğuna inanmıyordum. Küf kokulu o depoda öleceğimi düşünüyordum. Korkuyordum, kendi hayatımdan çok karnımdaki bebeğimin ve ailemin hayatı için korkuyordum.
Eğer o iki genç olmasaydı şimdiye gerçekten ölü olabilirdim ama kurtulmuştum. Tam 48 saat bilincim yerine gelmemiş olsa da kurtulmuştum. Beni öldürmek isteyen o canileri adalete teslim edebilirdim ama elimizde yeterli kadar delil olmadığı için kurtulmaları an meselesi olurdu. Onları durdurmanın yolu ya ölmediğimi söyleyerek ortaya çıkmamdı, ya da onlardan biriymişim gibi davranmamdı.
Eğer ölmediğimi öğrenselerdi tekrar deneyeceklerdi çünkü Adel'e ulaşarak maskenin ardındakilere ulaşmakla kalmayıp yüzyıllarca kördüğüm olan ipin ilk düğümünü bilmeden çözmüştüm ve o ip çözürürse etkileneceklerin başında Mehmet Kılıçaslan yer alıyordu bu yüzden beni ölüme terk etti. Mehmet Kılıçaslan düşündüğümden de tehlikeliydi. Geçmişin silsilesi onu fırtınanın yerle bir ettiği şehirde yalnız başına bırakmıştı öfkesi ve hırsı yüzünden yapabileceklerini az çok yaşayarak öğrenmiştim ama dahası olduğunu tahmin edememiştim.
Yaşadığımı bütün dünyaya duyurmadan önce yapmam gereken son bir adım kalmıştı. Ankara'nın ıssız sokaklarından geçerken bu sefer daha temkinliydim. Tamamen değişmiştim tanınmamak için. Kahverengi bir peruk takmıştım, gözlerimde yeşil lens vardı. Sitenin önüne gelince derin bir nefes aldım yapabilirdim. Güvenlik önümde etten duvar örünce gülümsedim.
"Cenk Deniz evde mi?" Otuzlu yaşlarında, siyah düz saçları ensesine kadar gelen güvenlik kalın ve gür kaşlarını çattı.
"Siz kimsiniz?" Bu soruyu soracaklarını daha önceden tahmin etmiştim. Çantamın içinden Derya'nın kimliğini çıkardım. Savcı Öznur Dağdeviren iki gün önce öldürülmüştü onlara göre. Sedat Yıldırım ve Seher Dağdeviren yakalansa da Mehmet Kılıçaslan hala yakalanamamıştı.
"Ben Derya Deniz, Cenk Deniz'in kardeşiyim şimdi söyler misin ağabeyim evde mi?" Güvenlik anında hazır ola geçmişti resme dikkatle baksaydı her ne kadar Derya'ya benzemeye çalışsam da benim o olmadığımı anlardı ama sadece isme ya da soyisme bakmıştı. Deniz ailesi Ankara'nın önemli ailelerinden biriydi ve geçmişte Kılıçaslan ve Deniz aileleri aralarında anlaşmazlık çıkmıştı başrolde Mehmet Kılıçaslan vardı. Ve benim bu yaşananları öğrenmem gerekti. Güvenlik önümden çekilince içeriye girdim.
Üçüncü kata gelince on numaralı dairenin önünde birkaç saniye bekledim içerden sesler geliyordu dikkatle dinledim televizyondan geliyor olmalıydı. Kaşlarım olabildiğince çatıldı bu tesadüf müydü, yoksa bana verilen bir mesaj mıydı? Televizyon açık değildi çünkü aynı cümle başa sarıp duruyordu kapının aralık olduğunu fark ettiğim an içeriye temkinli adımlarla girdim.
"Zamanı boşa harcama. Zaman hayatın özüdür." Bu repliği biliyordum Gone With The Wind adlı filmden bir alıntı yapmıştı.
Salona adım attığım an kendini tavana asmış adamla karşı karşıya geldim. İlk etapta intihar gibi gözüküyordu ama etrafa göz gezdirdiğimde masanın üzerinde duran kahve dolu üç bardakla yalnız olmadığını anladım. Maskenin ardındakilere ulaştıkça onların cansız bedeni ile karşı karşıya geliyordum buradan bir an önce ayrılmam gerekiyordu ama içimden bir ses burada aradığım şeye ulaşabileceğimi söylüyordu.
Etrafa göz gezdirmeye başladım birkaç dakikanın ardından duvarda gizli bir bölme buldum. Bölmeyi açtığımda içinden neredeyse iki milyon dolar, Serdat Pekin adına bir pasaport ve bir dosya buldum. Dosyayı aldım. Dosyayı açtığımda içlerinde Mahir Yılmaz ve Cenk Deniz'in de bulunduğu birkaç kişinin fotoğrafı vardı. Bunların maskenin ardındakilerin olduğunu düşünüyordum. Mahir Yılmaz ve Cenk Deniz'e ulaştığım için şimdi ikisi de ölüydü, geriye kalan sekiz kişiyi kanlı canlı bulmalıydım. Bu bir tuzak değilse onların takıldığı barların adresi vardı.
"Tekin Çelik Nirvana gece kulübünde barmen." Okuduğum isimle ağzımdan sıkı bir küfür kaçtı. Nirvana gece kulübü Ateş'in külübüydü. Telefonu çıkardım Ateş'i aradım ama açmadı. Umman'ı aradım üçüncü çalışta açtı.
"Umman bir ipucuna ulaşmış olabilirim. Tekin Çelik'i tanıyor musun elimdeki bilgiye göre Nirvana'da barmenlik yapıyor." Duyacağım cevaba hazır olup olmadığımdan tam olarak emin değildim.
"Tanıyorum evet Nirvana'da Ateş'in yanında barmenlik yapıyor." Umman'a, Cenk Deniz'in evinde bulduğum dosyadan bahsettim Tekin Çelik'i göz hapsine almasını söyledikten sonra evden hızla çıktım. Siteden çıkacağım an Cenk Deniz'in yaşayıp yaşamadığını kontrol etmediğimi hatırladım.
Güvenliğe Cenk Deniz'i nasıl bulduğumu benden başka birilerinin gelip gelmediğini sordum ben eve girmeden beş dakika önce birinin evden çıktığını söyledi. İsmini sorunca kim olduğunu bilmediğini söyledi halbuki benim ismimi almadan almamıştı içeriye. Yanındaki güvenlik eve gitti.
"Nasıl biriydi?" Sorumla birlikte tarif etti görünüş olarak Mehmet Kılıçaslan'ı tarif etmişti.
"Kamera görüntülerini görmek istiyorum." Başta gösteremeyeceğini söyledi. Cenk Deniz'in ağabeyim olduğunu güvenlik kamerasının görüntülerini görmesem katile yardım ve yataklıktan onu da dava edeceğimi söyleyince görüntüleri gösterdi.
Aradan geçen saatlerin ardından ulaştığımız bir adres vardı ve Muratla birlikte eve girdik. Gecekondu olmasına rağmen evin içi saray gibiydi dıştan harabe gibi görünüyordu ama içten saray gibiydi.
"Selam millet." Salona girdiğim an hepsinin burada olduğunu gördüm. İçlerinde biri yoktu sır gibi saklanan ne yaparsam yapayım bir türlü kim olduğunu bulamadığım Siyah İnci diğer adıyla Kızıl Gölge yoktu.
"Yaşadığını biliyordum Öznur." Mehmet Kılıçaslan hızla ayağa kalktı, Murat omzuna bastırarak sandalyeye geri oturttu.
"Bu saatten sonra sizler benim rehinemsiniz." Sözlerimden sonra Murat kapıyı kilitledi anahtarı bana uzattı avucunun içinden anahtarı aldım.
"Ne yapıyorsun Öznur?" Mehmet Kılıçaslan'ın sesi şaşkınlıkla çıktı sorduğu soruya cevap vermek yerine soruya soru ile karşılık verdim.
"Bak sana ne diyeceğim Mehmet Kılıçaslan?" Derin bir nefes aldım ve gözlerinin içine ifadesizce baktım.
" Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuya direnmek, korkuya hükmetmektir demiş Mark Twain." Sesim ne hissettiğimi belli etmiyordu.
Mehmet Kılıçaslan'ın karşısına geçtim kollarımı göğsümde bağladım bugün geçmiş kapılarını açacaktı belki Siyah İnci diğer adıyla Kızıl Gölge'ye ulaşamamıştım ama Mehmet Kılıçaslan hakkında yeni bir bilgiye ulaşmıştım beni şok eden bir detaya.
"Biliyor musun başta Siyah İnci'nin diğer adıyla Kızıl Gölge'nin sen olduğunu düşünmüştüm sonuçta senin de elin kanlı ama yanıldığımı bu iki ay içinde çok iyi anladım. Sen Kızıl Gölge değilsin ama onu çok iyi tanıyorsun sonuçta bir baba kızını tanımayacak da kim tanıyacak değil mi?" Sözlerimden sonra yüzündeki ifadeye bakılırsa Kızıl Gölge hakkındaki şüphelerimde yanılmamıştım.
Kızıl Gölge, Mehmet Kılıçaslan'ın herkesten sır gibi sakladığı kızıydı. Artık Kızıl Gölge'nin kim olduğunu biliyordum ama tek sorun kızın kim olduğuydu? Sadece bir kızı olduğunu öğrenmiştim elimde ne bir ad ne de bir adres vardı. Ama bunu Mehmet Kılıçaslan bilmiyordu kendi leyhime çevirebilirdim.
"Sen nasıl?" Mehmet Kılıçaslan'ı ilk defa böylesine telaşa kapılmış görünüyordu kısa sürede kendini toparlamış olsa da ben göreceğimi görmüştüm.
"Nasılını boş ver biliyor musun sana acıyorum? Yalnız doğdun, yalnız öleceksin. Sen boğazına kadar pisliğe batmışken, kızını da peşinde sürüklüyorsun." Gözlerinin içine baktım endişe tohumlarını saklamaya çalışsa da başarılı olamıyordu gözler kalbin aynasıdır derler. Ne kadar bir şeyleri gizlemeye çalışırsa çalışsın insanoğlu gözleri tüm çıplaklığı ile gerçeği göz önüne seriyordu.
"Sen," diye başladığı sözünü kestim. Masaya yaslandım hissettiği korkuyu kısa sürede içine gömmeyi başarmıştı şimdi gözlerimin içine ifadesizce bakıyordu.
"Mehmet Kılıçaslan nefretin seni esir etti baba dediğin adamın sözlerine kulak vererek büyük bir hata yaptın. Peki hiç mi düşünmedin?" Bilerek sözlerimi bıçak gibi kestim. Birkaç saniye gözlerinin içine baktım. Ve sözlerime devam ettim.
"Bir oğlunu kullanarak diğer oğluna acı veren adam yarın bir gün yine o oğlunu kullanarak torununa zarar vermez mi?" Kaşları olabildiğince çatıldı ya anlamıştı ya da üç maymunu oynuyordu.
Görmedim, duymadım bilmiyorum dese de gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır ama bugün ama yarın saklanan sırlar gün yüzüne çıkacaktı. Hiçbir sır gizli kalmazdı. Gerçeklerin ortaya çıkma gibi bir huyu vardı.
"Şimdi istediğin kadar sus o adam, ailemi dağıttığı gibi senden de bir parça bırakmadığı gün pişmanlık denizinde sürükleneceksin." Sözlerime devam ettim. Derin bir nefes aldım bu zamana kadar ulaştığım her bilgiyi gün yüzüne çıkardım.
"Ama bak kızımı bulduk. Oyunların elinde patladı. Sen yeni doğan bebeği kaçıracak kadar aşağılık bir adamsın." Derin bir nefes aldım. Canım yanıyordu bebeğimin öldüğünü söylediklerinde kucağıma ölü bir kız çocuğu verdiklerinde hissettiğim o acıyı bugün bile hissediyorum.
"Her ne kadar yakalanıp hapse düşsen de içindeki intikam ateşini söndüremedin. Üzerinden biraz zaman geçmesini bekledin en mutlu olduğumuz gün gölgen mutluğumuzun üzerine kara bulut gibi çökecekti. Hep 21 Mayıs'ı bekledin o gün içimde bir ateşin doğduğunu çok iyi biliyordun. Esra'yı benden o gün almıştın, o gün yaşadığını söyleyecektin. Ki bunu da yaptın. Yıkıldığımı görmek sana zevk vermiştir eminim ki." Anahtarı parmağımda sallamaya başladım dikkatle gözlerimin içine baktı.
"Peki ya 8 Haziran'da senin cehennemin olsa?" Gözlerinin içine baktım.
"Kızımdan uzak duracaksın Öznur yoksa," diye başladığı cümlesini yarıda kestim.
"Yoksa ne Esra'yı bana karşı daha fazla mı doldurursun ne yaparsın Mehmet Kılıçaslan ya da onu dünyaya getirdiğimde tıpkı ablasını kaçırıp öldü diye gösterdiğin gibi onu da mı kaçırıp öldü dersin?" Sesim yüksek volde çıkmıştı gözlerinin içine nefretle baktım nefretimin beni esir etmesine izin vermemeye çalışıyordum.
"Adım adım yaklaştın babamın ikiz kardeşi olman senin için avantajdı kimse anlamazdı senin Mesut Kılıçaslan olmadığını ama hesap edemediğin annemin baştan beri senin babam olmadığını anlamış olmasaydı. Bunu hesaba katmadın." Murat'ın öfke dolu sesi kulaklarıma doldu, zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım. Murat sözlerine devam etti. Gözleri dolmuştu.
"Sen bir canavarsın annemi sindirmek için babamın elinde olduğunu birine bir şey dese babamı öldürmekle tehdit ettin yetmedi sekiz yaşındaki kızını öldürmekle tehdit ettin bu da yetmedi küçücük kızın başına silah dayadın." O günü tekrar yaşıyor gibiydi. silahı başında hissettiğinde ne kadar çok korkmuştur kim bilir ben daha dün gibi hissettiğim korku.
"Babasının oğlu olduğunu gösterdin ama hamle yapma sırası bende." Murat'ın bu sözlerinden sonra bir adım attı.
Kopan gürültü ile yer ayaklarımın altında kayıp gitti. İkinci kez kopan gürültü ile geriye doğru savruldum üzerime biraz önce yakalandığım masa devrildi. Yükselen ateş etrafı saran duman ve üzerimdeki ağırlık beni korkutuyordu. Karanlığa çekilmeden önce bulanık bir şekilde bir kadın silueti gördüm.
"Baba geldim gidiyoruz." Kızıl saçlı bir kadın silueti gördüm. Gözlerim kapanıp açılıyordu.
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.
20. 02.2025
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |