26. Bölüm

26. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Operasyon: 2309

 

İyi bir akla sahip olmak yeterli değildir. Aslolan şey onu iyi kullanmaktır.

Rene Descartes

 

******

 

15 Şubat 2021

 

Eflin'den

 

"Maya terörist değilmiş, Milli İstihbarat'ta ajanmış." Bir cümle insanın canını yakar mıydı, dipsiz kuyulara atar mıydı? Yaşlı gözlerle mezar taşına bakıyordum. Ne diyeceğimi ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum? Anılar içinde boğuluyordum.

 

Doğru ve yanlış, insanlık tarihi boyunca süregelen, karmaşık ve çoğu zaman muğlak bir kavramdır. Tıpkı madalyonun iki yüzü gibi, doğru ve yanlış da birbirini tanımlar ve anlamlandırır. Her birimizin doğrusu ve yanlışı, aldığımız eğitimden ve değerlerimizden etkilenir.

 

Doğru, genellikle aklımıza, mantığımıza ve vicdanımıza uygun olan, yapılması gereken, düşüncelerden ibarettir. Bundan dört gün önce silahı ateşlediğimde karşımda bir terörist olduğunu düşünüyordum. Benim hayatım 2309 olmuştu. Bir gece kapıma siyah bir dosya bırakılmıştı. Ve kendisine Anka diyen gizemli kişi bana 2309'dan bahsetmişti. Ben Anka'nın, Maya olduğunu ve kuzenim olduğunu bilemezdim..

 

Öldü sandığım babamın, annemin ve kocamın yaşadığını bilemediğim gibi. Maya'nın öldürdüğünü zannettiğim ailem aslında yaşıyorlardı. Ben sadece ailemin katilini öldürdürmüştüm ki Maya'nın hamile olduğunu bilseydim onu terörist zannetsem bile silahımı ateşleyemezdim.

 

Pişmanlık, ruhun derinliklerinde açılan bir dehlizdir. Karanlık, nemli ve labirent gibi...

İçine düşen her adında, geçmişin hayaletleri fısıldar kulaklara. "Keşke..." sözcüğü yankılanır duvarlarda, her yankı bir öncekinden daha acı, daha keskin.

 

Dehlizin duvarları, pişmanlıkla örülüdür. Her tuğla, bir hatıra, bir pişmanlık. Kimi tuğlalar, büyük günahların ağırlığı ile çökerken, kimileri de küçük hataların utangıcıyla titrer.

Her adımımda, pişmanlığın pençesi daha derine saplanıyordu. Geçmişin yükü, omuzlarımı çökertiyor, nefesimi kesiyordu.

 

"Ben geldim Maya," diye fısıldadım. Gözyaşlarım yağmur damlaları misali akıyordu. Halbuki tetiği çekerken pişman değildim. Soğukkanlıkla onu ve bebeğini bu dünyadan kopartmıştım.

 

"Unutma, sana ışık tutanlara sırtını dönersen; göreceğin tek şey kendi başlarınadır demiş Rene Descartes. Sen bana ışık tuttun ama ben sırtımı döndüm. Tuttuğun o ışığa ilerlemek yerine karanlığın içinde saplanıp kaldım." Sesim titredi derin bir nefes aldım. Avucumu toprakla doldurdum.

 

"İnsanların gerçekten ne düşündüklerini öğrenmek için söylediklerine değil, yaptıklarına dikkat edin." Descartes'in sevdiğim sözlerinden biri olan sözü dile getirdim.

 

"Kitap okumayı, ünlü düşünürlerin sözlerini hayat felsefem yapmayı severim ama ben sana öylesine kördüm ki söylediklerine değil, yaptıklarına dikkat etseydim hayatıma Gökçe olarak girdiğini kocam ile beni defalarca aynı ortama getirdiğini görürdüm. 2309 operasyonu tehlikeliydi ve gizlilik esastı buna rağmen sen beni kocamla aynı yere getirdin." 2309 ben bu sayıların anlamını çözmeye o kadar odaklanmıştım ki çevremde olan olayların farkına bile varamıyordum.

 

"Başım ne zaman belaya girse sen oradaydın. Varlığını aslında fark etmiştim. Ama ben seni yanlış anladım. O belaları durdurmak için orada olduğunu anlayamadım Maya."

 

 

*****

 

Şubat 2025

Öznur'dan

 

"Adım adım yaklaştın babamın ikiz kardeşi olman senin için avantajdı kimse anlamazdı senin Mesut Kılıçaslan olmadığını ama hesap edemediğin annemin baştan beri senin babam olmadığını anlamış olmasaydı. Bunu hesaba katmadın." Öfkeyle gözlerinin içine baktım.

 

"Sen bir canavarsın annemi sindirmek için babamın elinde olduğunu birine bir şey dese babamı öldürmekle tehdit ettin yetmedi sekiz yaşındaki kızını öldürmekle tehdit ettin bu da yetmedi küçücük kızın başına silah dayadın." O gün başımda silahı hissettiğimde ne kadar çok korkmuştum daha dün gibi anılarımda o gün hissettiğim korku.

 

"Babasının oğlu olduğunu gösterdin ama hamle yapma sırası bende." Kopan gürültü ile yer ayaklarımın altında kayıp gitti. İkinci kez kopan gürültü ile geriye doğru savruldum üzerime biraz önce yaslandığım masa devrildi. Yükselen ateş etrafı saran duman ve üzerimdeki ağırlık beni korkutuyordu. Karanlığa çekilmeden önce bulanık bir şekilde bir kadın silueti gördüm.

 

"Baba geldim gidiyoruz." Kızıl saçlı bir kadın silueti gördüm. Görüşüm kapanıp açılıyordu.

 

Acı nedir nasıl tanımlanır? Acı insanı ateşe atan duygunun adıdır en çokta kaybetme korkusu baş gösterdiğinde acı ortaya çıkardı. Öksürerek gözlerimi açtım son yaşananlar film şeridi gibi gözlerimin önünden gelip geçti. Elimi ağrıyan karnımın üzerine koydum inanılmaz bir sancı vardı. Öksürüklerim dinince oksijen maskesini çıkardım. Hemşire ile Doktor yanıma geldi.

 

"Öznur Hanım kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" Yorgun, bitkin ve tükenmiş.

 

"Murat nerede iyi mi?" Karanlığa çekilmeden önce üzerime masanın devrildiğini hatırlıyorum birde hayal meyal bir kadının geldiğini ve çıkan yangını hatırlıyorum gerisi boştu.

 

"Murat Bey'in üzerine masa devrilmiş üstüne üstlük fazla duman solumuş." Doktor konuşmaya devam ederken boğazımdan fırlayan acı dolu bir çığlık nefesimi kesmek için harekete geçmişti.

 

"Üzgünüm ama kendisini kurtaramadık." Doktorun verdiği acı haber yüreğime saplandı tarih tekerrür ediyor olamazdı kaybetmiş olamazdım.

 

"Murat onca acıya dayandı kurşunların hedefi olmuşken, bir daha bakın yanlışlık olmuştur Murat beni ve kızımızı bırakıp gitmemiştir." Sesim çığlıkvari çıkmıştı.

 

"Ama Şerife Hanım Murat Bey öl." Hemşirenin sözünü kesen Doktor, Hemşirenin çıkmasını istedi.

 

"İyi ama Murat Bey öl." Hemşirenin sözünü ikinci kez kesti.

 

"Serra hemen çık sana Yaşar Bey'e bakmanı söylemiştim." Acı dolu feryatlarım odanın duvarlarına çarparken kapı büyük bir gürültüyle açıldı.

 

"Öznur." Babamın sesini duyunca yaşlı gözlerle gözlerinin içine baktım. Boğazım kördüğüm olmuştu.

 

"Kızım." Murat'ın hemen ardından annem girdi odaya. Babamın gözlerinin içine baktım.

 

"Baba, Murat'ı kaybetmişim gitmemiştir bir şey de o hâlâ burada beni bırakmış olamaz. Bir kez daha aynı acıyı sırtlanamam." İnsanoğlu kendi menfaati için her şeyi yapardı.

 

Bazı insanlar vardır ki aldıkları rüşvet için ettikleri hipokrat yeminini unutup başkasına acı verirlerdi. Murat'ı kaybettiğim gerçeğine inanmıyordum. Esra'yı öldü gösteren, Mehmet Kılıçaslan şimdi de sevdiğim adamı kaybettiğimi söyleyererek beni saf dışı bırakmak istiyor olmalıydı.

 

"Üzgünüm ama Murat Bey öldü. Bu da kanıtı." Doktor elindeki dosyayı babama verdi. Babam birkaç saniye dosyaya baktıktan sonra gözlerinden akan yaş belki de gerçeğin ta kendisiydi.

 

"Hayır, hayır o rapor düzmece olmalı inanma baba. Murat bizimle o burada. O ölse nefes alabilir miydim?"

 

"Öznur Hanım rapor düzmece değil ama bu rapor hastanemizdeki." Hemşirenin sesini duyunca kehribar gözlerinin içine korkuyla baktım. Nasıl düzmece değildi?

 

"Serra sen hâlâ burada mısın?" Doktor bir kez daha Hemşirenin sözünü kesti. Hemşire el mecbur odadan çıktı. Odada bulunan herkesin gözlerinin içine baktım. Babam ve annem gözyaşları içinde bakıyorlardı gözlerimin içine. Başımı iki yana salladım. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Yenileri akıyordu.

 

"Ağlamayın ben sevdiğim adamı kaybetmedim. Mehmet Kılıçaslan geçmişte yaptığının aynısını yapıyor Doktor ona söyle bu oyuna bir kez inanırırım. Murat benimle ona zarar vermedi, veremez de zaten. Şimdi git." Gözlerimin önüne gelen saçlarımı geriye doğru ittim gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

 

Oyun olmalıydı kızına yaklaşmış olmalıydım bu yüzden yalan söylüyor olmalıydı. Ama bu yalanı en kısa zamanda gerçeğe dönüştürebilirdi benim buradan hemen çıkmam lazımdı. Yataktan zorla kalktım ağrı azalmak yerine gittikçe şiddetini artıyordu.

 

"Mehmet Kılıçaslan kötü bir şey yapmadan buradan çıkmalıyız Murat'ın can güvenliği yok burada onu bulmalıyım." Annem ve babam öyleyce gözlerimin içine baktılar.

 

"Kızım, Murat'ı kaybettik." Başımı şiddetle iki yana salladım. Buna nasıl inanırlardı?

 

"İnanmayın benim sevdiğim adam yaşıyor." Ne desem diyeyim bana inanmıyorlardı başımı olumlu anlamda salladım en sonunda.

 

"Tamam siz kalın burada ben giderim." Onları odada bırakıp çıktım odadan peşimden gelseler de zor da olsa adımlarımı hızlandırdım.

 

"Öznur Hanım." Nefes nefese yanıma gelen hemşire kolumdan tuttu kaşlarım olabildiğince çatıldı geriye doğru gittim.

 

"Üzgünüm Öznur Hanım dokunmak istemiştim ama beni dinleyin. Şerife Hanım neden yalan söyledi bilmiyorum ama Murat Bey yaşıyor. Bugün bu hastaneye Murat Kılıçaslan diye başka bir hasta geldi. Kendisi evinde çıkan yangında hayatını kaybetti sizde hastaneye aynı sebepten getirildiniz başta Şerife Hanım'ın dosyaları karıştırdığını düşündüm bu yüzden yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedim ama bir türlü beni konuşturmadı." Nefes almadan konuşan Hemşire birkaç saniye sustu nefes alıp vermeye başladı.

 

"Seni beceriksiz nerede bu adam?" Biz duvarın arkasındaydık duyduğum sesle sesin geldiği tarafa baktım. Bana yalan söyleyen Doktor ve karşısında arkası bana dönük uzun boylu, kızıl, kıvırcık saçları beline kadar gelen kadın vardı.

 

"Üzgünüm Sez." Kadının attığı tokat ile Doktorun sözü yarım kesildi. Kadın, Doktorun yakasından tuttu.

 

"Seni aptal ismimi mi söyleyecektin?" Bir kez daha tokat attı Doktorun başı sola doğru döndü. Duvara yaslandım geriye doğru ittim.

 

"Kızıl Gölge, Siyah İnci'ye döndüğü an hata yapanlar mühürlenmeye mahkumdur." Duyduğum sesle yerimde donup kaldım bu kadın Kızıl Gölge miydi?" Yüzünü görürüm umuduyla başımı uzattım.

 

Hastanenin bu bölümü bomboştu fark ettiğim bu detay ile kaşlarım olabildiğince çatıldı. Burası neden bomboştu herkes neredeydi? Hızla hemşireye döndüm. O da mı onlardan biriydi bütün bunlar beni buraya çekmek için tuzak mıydı? Hemşirenin gözlerinin içine baktığımda korktuğunu gördüm ama inanmıyordum belki de güvenimi kazanmak için oyun oynuyordu Kızıl Gölge belki de bu hemşireydi.

 

"Burada neden hiç kimse yok?" Gözlerimin içine korkuyla baktı.

 

"İki yıl önce çıkan yangında hastanenin bu bölümü kullanılmaz hâle geldi ben sizin bu tarafa doğru ilerlediğinizi gördüğümde buranın tadilatta olduğunu söylemek istemiştim." Fısıltı ile konuşuyordu bir taraftan da Doktor ve Kızıl Gölge olduğunu iddia eden kadının olduğu tarafa bakıyordu.

 

"Abla." Hemşirenin bağırışı ile baktığı yere baktım Doktor kanlar içinde yerde yatıyordu.

 

"Doktor Hanım." Hemşire yerinden çıktı, Kızıl Gölge birkaç saniye hemşireye baktı elindeki silahı hemşireye doğrulttu.

 

"Siyah İnci'ye itaat et, Kızıl Gölge'nin şerrinden kaç." Kadın bu sözlerinden sonra boş koridorda kaçtı.

 

"Cansu nefes al özür dilerim bir daha sözünden çıkmayacağım yalvarırım nefes al." Hemşirenin bağırışı ile şüphelerim gittikçe arttı duvardan destek alarak yanlarına gittim ağrılarım sonunda azalmıştı. Dikkatli bir şekilde eğildim Doktorun nabzını ölçtüm nefes almıyordu.

 

"Ölmüş." Yerden kalkacağım an yerde gördüğüm şişeyi elime aldım küçük şişenin içi boştu. Şişeyi hastane elbisesinin içine sakladım.

 

"Yardım çağırmaya gidiyorum." Sesimi duyduğuna pek emin değildim. Cansu abla demişti ama birkaç dakika önce Doktorun adınının Şerife olduğunu söylemişti öte yandan Doktorun baş ucunda bulduğum küçük şişe vardı sanki biraz önce gördüklerim büyük bir oyunun parçasıydı. Gerisin geri üçüncü kata indiğimde Murat ile göz göze geldim.

 

"Yaşıyorsun biliyordum beni bırakıp gitmediğini." Murat'a sımsıkı sarıldım. Gözyaşlarım bu sefer mutluluktan akıyordu.

 

"Aman Allah'ım, Öznur neredeydin?" Elimi karnıma götürdüm.

 

" Yaşıyorsun Allah'ım çok şükür. Biraz önce Doktor öldürüldü o bize yalan söyledi belki de Doktor bile değildi. Tek bildiğim şey büyük bir oyunun içine çekildiğimiz." Biraz önce yaşananları en ince detayıyla anlattım. Sadece Doktorun baş ucunda bulduğum şişeyi es geçtim.

 

Adım adım yaklaşıyordum gerçeklere bu yüzden dikkatimi başka yöne çekmeye çalışmışlardı ki bunu da başardılar. Hastaneden çıkalı üç gün olmuştu bile elimde tuttuğum belgeyi yükselen ateşin içine attım ateş ile buluşan kağıt parçası anında alev aldı. Elimi karnıma götürdüm gülümsemeye çalıştım şimdilik beni içine çekmeye çalıştıkları oyuna inanmış gibi davranacaktım şu an farkına vardığım gerçek beni düşüncelere boğmuştu o gün gözlerim önünde gerçekleşen olay kurmacaydı belki de yanlış kişiden şüphelenmiştim ya da doğru kişiydi ama onu bulmamam için oynadığı oyun büyüktü. Arabaya doğru ilerledim cevabını bulamadığım sorulara bir an önce bir cevap bulmalıydım bu oyunu kendi kurallarıma doğru oynamalıydım.

 

"Öznur Savcım iyi misiniz?" Yanıma gülümseyerek gelen kadının okyanus misali mavi gözlerinin içine baktım.

 

"Çok iyiyim Burcu." Sesim ifadesiz çıkmıştı. Kızıl saçları beline kadar gelen kadının gözlerinin içine dikkatle baktım. Bakışlarım onu rahatsız etmiş olmalıydı duruşmasının başlayacağını söyleyerek gitti. Arkasından baktım.

 

"Artık Mehmet Kılıçaslan ile arandaki bağı biliyorum Burcu." Bunun da zamanı vardı şimdilik kuralları onların belirlediğini düşünmelerini sağlayacaktım hiç beklemedikleri anda kuralları lehime çevirecektim. Ava giderken avlanacaklardı.

 

"Öznur Dağdeviren buraya kadar." Burcu nefretle gözlerimin içine bakıyordu. Elinde silahla karşıma dikilen kadına baktım elinde tuttuğu şişeyi havaya kaldırdı onu yok etmeliydim ama şişenin varlığını bile unutmuştum.

 

"Demek benim Siyah İnci olduğumu öğrendin. O zaman öğrendiğin sır ile geber Öznur Dağdeviren." Silahın ürkütücü sesi kulaklarımda yankılandı.

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

21.02.2025

 

 

Bölüm : 21.02.2025 00:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...