3. Bölüm

3. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Ruhu Yaralı

Anlamadıkları şey, korktukları ve korkutları şeyi, yok etmeye çalışıyorlar.

 

*****

 

8 Kasım 2005

 

Küçük kız ayağına gelen taşları sektiriyordu. Annesi nöbete kaldığı için okuldan onu kimse alamamıştı, kız bu duruma alışıktı. Annesi Hemşireydi, babası ise askerdi. Zaten evi ile okulunun arası uzak değildi. On beş dakikalık bir uzaklıktaydı. Annesi gelemediği zaman mutlaka karşı komşuları Hicran teyzesini gönderirdi ama bugün onu kimse almaya gelmemişti. Küçük kız evlerinin yakın olmasına güvenerek kendi gidebileceğini düşünmüştü.

 

Küçük kız heyecanlıydı. İki gün önce babası ile konuşmuştu ve ona bugün geleceğini söylemişti. Bugün babası üç aydan sonra evine geliyordu. Kız düşünceler içinde yürüyorken birden önünü arabalar kesti. Korkuyla bakan çocuk geriye doğru birkaç adım attı. Arabadan inen adamlar, kız daha ne olduğunu anlamadan onu sertçe arabaya attılar. Kız çırpındı, bağırdı ama o arabadan inmeyi başaramadı.

 

"Baba," diye bağırdı kız, babasının ülkede olmadığını bilmesine rağmen. Yanında olmayan babası onu kurtarsın diye bağırdı ama henüz babası ülkeye giriş yapmamıştı. Babası her şeyden habersiz kızı ve eşine kavuşacağı anı beklerken, kızı kötü niyetli insanlar tarafından kaçırılmıştı ve ruhuna alacağı ağır yaraların ilk adımı o an atılmıştı ve bunun ikisi de farkında değildi henüz.

 

"Kes sesini velet," diye bağıran adam yüzündeki maskeyi sertçe çıkardı. Kız korkuyla adamın yüzüne baktı. Adamın yüzünün sağ tarafında kaşından başlayıp aşağıya doğru inen yara izi vardı ve bu adamı korkunç gösteriyordu. Amber rengi gözleri, korkuyla bakan yeşil gözlere sinirle bakıyordu.

 

"Baba," diye bağırdı küçük kız yine de. Adam sinirle nefes aldı ve kızı sertçe koltuğa yatırdı ve bacaklarına üzerine ağırlığını verdi.

 

"O çeneni kapatmazsan yapacaklarıma katlanırsın siktirme belanı velet." Adamın öfke dolu sesi küçük kızı daha çok korkuttu.

 

"Öznur bana bak bir daha sesini çıkarırsan ağzını sikerim." Adamın ne dediğini anlamamıştı. Kızın evinde hep sevgi sözcükleri duyulurdu asla küfür edilmezdi. Kız ilk defa küfür duyuyordu ve karşında duran adam kız hakkında düşündüğü iğrenç emellerini ilk burada dile getirmişti.

 

Öznur karşında duran bu ürkünç duyan adamın pedafobi, sübyancı bir pisliğin teki olduğunu bilmiyordu. Ve bunu acı bir şekilde öğrenecekti işte travmasının sebebi bu adam ve güvenini yıkacak akraba değil de akrep olan o adam yüzünden olacaktı.

 

Adam, kızın üzerinden kalkmak yerine kızın ipek gibi yumuşak olan siyah saçları ile oynadı. Öznur'un kalbi korkuyla çarpmaya başladı. Böylesine kötü bir anı hayatında ilk kez yaşıyordu. Adam üzerinde ona ne yapıyordu bilmiyordu ama rahatsız olmuştu adamın dokunuşlarından. Bu yüzden rahatsızlığını adam anlasın diye avazı çıktığı kadar bağırdı ama adam üzerinden kalkmak yerine kızın ruhunu yaralayacak ilk adımı attı. Adam elindeki bıçak ile kızın bacaklarına derin izler bıraktı. Kızın çığlıkları o canavara zevk verdi. Acımadan henüz sekiz yaşında olan kızın tüm duygularını elinden aldı.

 

Saatler sonra şoför arabayı inişli çıkışlı bir sokağa çevirdi ve tabelada özel mülk yazan bir evin önünde durdu. Geniş bir verandası olan iki katlı, Amerika tarzı eski bir evdi. Burası işlek bir semtti. İnsanlar kaldırımları dolduruyor, arabalar yol kenarlarına diziliyordu. Önce şoför indi, sonra adam indi. Kızın kolundan sertçe tuttu. Öznur korkuyla irkildi. Artık sesi çıkmıyordu. Boğazı ağrıyordu. Arabada çok bağırmıştı ama kimse duymamıştı sesini.

 

"Baba kurtar beni," demişti ruhuna hançerler indirirken. Adam kız avazı çıktığı kadar bağırırken elindeki bıçağı bıraktı ve henüz küçücük olan kızı taciz etti. Ruhuna indirilen bu darbeler kızı ilerde çok başka bir hayata sürükleyecekti.

 

"Anne," diye bağırmıştı. Ama sesini ne babasına, ne de annesine duyurabilmişti. Adam demeye bin şahit isteyen o canavar küçük kızın bedenine izinsizce dokunmuştu. Kızın ruhuna ağır darbeler indirmişti.

 

"Ne oldu küçük sustun konuş da yine yapayım." Adamın iğrendiği o sesi duyunca birkaç saniyeliğine duran gözyaşları yuvalarını terk etti. Konuşmaktan korkuyordu çünkü o canavar canını çok yakmıştı. Bacaklarının arasından akan kana bakarak daha çok ağlamaya başladı.

 

"Şşt sus yoksa yine yaparım velet." Adamın demir kadar sert sesini duyunca korkuyu en derinde hissetti. O canavar aynı şeyi yapmasın diye sustu. Gözyaşlarını içine içine akıttı. Tıpkı çığlıklarını içine akıttığı gibi.

 

"Kızıl Umut nerede kaldınız?" Öfkeyle harmanlanmış sesi duyunca Öznur evin kapısından duran tanıdık kahverengi gözlere yaşlı gözlerle baktı.

 

"Dede," diye fısıldadı. Annesinin babası tam karşısında duruyordu ve kendisine nefretle bakıyordu. Öznur ihanet ile tam da bu anda tanıştı. Dedesi ve hayatını mahveden o adam iş birliği yapmışlardı.

 

"Kızıl Umut ne o dayanamadın mı iyi iş çıkardı mı bari küçük orospu?" Dedesinin alay dolu sesini duydu. Zihniyeti bozuk insanlar el birliği ile küçücük çocuğa acıların büyüğünü yaşatmıştı ve yaşatmaya devam edeceklerdi.

 

*******

 

15 Temmuz 2024

(Şimdiki Zaman)

 

"Oyun yeni başlıyor Savcı yaşanacaklara hazır mısın?

Kızıl Umut geri döndü ve yarım kalan intikamını alacak.

Kızıl Umut."

 

Okuduklarım ile nefesim kesildi ve elimi yerinden çıkmak ister gibi atan kalbimin üzerine götürdüm. Ne olacaktı şimdi? O canavarın bana yaşattığı korkunç anlar gözlerimde can bulmuştu. Dedemle el birliğiyle ruhumu öldürmüşlerdi. Onu adalete teslim etmek için Savcı olmuştum ama o ve onun gibiler elini kolunu sallayarak gidiyorlardı. Bunu görünce Gölge oldum ve benimle aynı kadere boyun eğen kadınların sesi oldum.

 

Ben çok küçüktüm tacize uğradığımda. Babam ve annemin gelemeyeceğini bilmeme rağmen onlar canımı yaktıkça anne ve baba diye bağırıyordum. Yıllar sonra ruhumun katili ortaya çıkmıştı. Yarım kalan intikamını alacağını söylüyordu. O canavarın elinden kurtulmak için elime geçen bıçağı ona saplamıştım. Elimi kana bulamıştım daha küçükken. Eğer o bıçağı saplamasaydım bana tecavüz edecekti.

 

"Öznur kendine gel kardeşim." Taner'in korku dolu sesini duyduğumda hiçbir tepki vermedim. Nefes alamıyordum sanki görünmeyen bir el boğazıma yapışmıştı ve beni boğuyordu.

 

"Derin nefes al." Taner'in korku dolu sesini duyuyordum ama hiçbir şey yapamıyordum. Anılar kuytu köşeden fırladı ve beni ölüme kadar götürdü.

 

Sesler gittikçe uğultu haline geliyordu. Karanlık beni içine çekmek istiyordu ve ben buna kayıtsız kalamıyordum. Yüzüme çarpan buz gibi su ile derin bir nefes aldım. Boğulmak üzere iken son anda suyun altından çıkan insan gibiydim. Göğsüm inip kalkıyordu. Elimi kalbimin üzerine koydum.

 

Taner'in dudakları kıpırdandı ama sesi bana ulaşamadı yine de ne dediğini az çok tahmin ettiğim için başımı olumlu anlamda salladım. Can dostuma sımsıkı sarıldım ve kollarında ağladım. Sekiz yaşında yaşadığım o korkunç olayı Taner biliyordu. O canavarlardan kaçmayı başardığımda önüme Taner'in babası Demir amca çıkmıştı. Beni hastaneye götürmüştü.

 

"Canımı çok yaktılar Taner ve o katil yıllar sonra yine ortaya çıktı. Yarım kalan intikamını alacağını söylüyor." Sesime yansıyan korku beni uçurumun dibine itti.

 

*****

Saatler önce duygusal bir anın içinde değilmişim gibi adliyenin koridorlarında güçlü bir duruş sergileyerek yürüyordum. Mesai saatim başlayalı neredeyse iki buçuk saat olmuştu ve ben yeni gelebilmiştim. Beni görünce yerinde kalkan kalemim Nergis koşarak yanıma geldi. Salık bıraktığı kızıl saçları yüzünü kamçıladı. Saçları geriye doğru itti. Korku ve endişenin bulandığı siyah gözlerinin içine yorgunlukla baktım.

 

"Savcım size ulaşamayınca çok endişelendim. İyisiniz, değil mi?" Sesinden de ne kadar endişelendiği belli oluyordu. İyi miydim, yanından bile geçmiyordum.

 

"Yaşıyorum." Sesim demir kadar sertti. İyi değildim bu yüzden yalana başvurmadım. Geceleri bolca yalana başvuruyordum zaten.

 

"Savcım Tunalı'da bir kadın cesedi bulunmuş ve avucunun içinde sarı bir zarf bulunmuş. Zarfın üzerinde ise sizin adınız yazılıymış. Bu yüzden Pars Başsavcı sizi görmek istedi." Nergis'in endişe dolu sesini duyunca kaşlarım olabildiğince çatıldı. Bir cesedin avucunda bulunan zarfta neden benim adım yazılıydı?

 

"Benim ismim neden yazılı olsun ki?" Nergis başını yere eğdi bunu verecek bir cevabım olmadığında yaptığını bilecek kadar tanıyordum onu.

 

Derin bir nefes aldım ve odamın tam karşısında bulunan Pars Başsavcının odasına ilerledim. Topuklu ayakkabılarım zeminde tok bir ses çıkarıyordu. Kapıyı tıklattım. İçerden gel sesi duyulunca odaya girdim ve Pars Başsavcının kehribar gözlerinin içine baktım. Başsavcı oturduğu koltukta geriye doğru eğildi ve gözlerimin içine öfkeyle baktı.

 

"Savcı sen burayı canın istediğinde gelip canın istemediğinde kaçacağın bir yer olarak mı görüyorsun?" Demir kadar sert sesi kulaklarıma doldu. Ayağa kalktı ve tam karşıma geçti. Masasının önüne yaslandı ve kollarını birbirine bağladı. Böyle ders anlatan bir öğretmenin dersini kaynatan öğrencisine sitem ederken büründüğü haline benzemişti.

 

"Burası eğlence merkezi değil kaçıp gideceğin bir hapishane hiç değil. Adliyedesin ve sende bir Savcısın. Bir görevin var. Sorumluluklarının farkındasın değil mi?" Sesi gittikçe yükseliyordu. Derin bir nefes aldım.

 

"Özür dilerim Başsavcım güne iyi başlamadım. Vaktinde gelmeye çalıştım ama aksilikler peşimi bırakmadı." Sesimde hiçbir duygu yoktu. Çantamdan buruşturan kağıdı çıkardım ve Pars Başsavcıya uzattım.

 

"Biri arabama taşa sarılmış bir şekilde bu kağıt parçasını attı. Olayın şokunu yaşıyordum o yüzden zamanın geçtiğinin farkında olamadım." Sesim masum çıktı. Peki gerçekten de masum muydum? Kanunsuz bir şekilde Gölge oluyordum bu da bir suçtu.

 

Ben geceleri Gölge'ye bürünüyordum benim karanlıkların ardında sakladığım o yüzümü en yakınlarım bile göremezdi. Her ne kadar Gölge olduğumda öldürmesem de insanları yaralıyordum. Bu da mesleğime ihanetti belki de. Sonuçta kanunsuzdum.

 

Pars Başsavcı dikkatle yüzümü inceledi yüzümde yalan söylediğime dair bir emare aradı. Ama ben istemediğim sürece görmek istediğini göremezdi. Almak istediği cevabı yüzümde göremeyen Pars Başsavcı ciğerlerini hava ile doldurdu.

 

"Nergis sana iki saat önce bulunan cesetten bahsetti mi?" Sesi şimdi yorgun çıkmıştı. Biraz önceki sertliğini kaybetmişti. Başımı olumlu anlamda salladım.

 

"Bahsetti Sayın Başsavcım ama inanın katilin neden adıma bir zarf bıraktığını bilmiyorum," dedim. Pars Başsavcıyı neredeyse beş yılı geçkin bir süredir tanıyordum ve onun şüphe ile yaklaştığını çok iyi biliyordum.

 

Pars Başsavcı verdiğim kağıdı okudu ve dikkatle gözlerimin içine baktı. Gözlerimde ne gördüyse bilmiyorum ama bana güvendi. Çünkü masasının üzerinde duran delil torbasına konulmuş zarfı bana uzattı. Elimi uzattığım an geri çekti.

 

"Fatih Komiser," diye bağırdı. Odaya kıvırcık siyah saçlı, esmer tenli, otuzlu yaşlarında iri yapılı bir adam girdi. Onu zaman zaman adliyede görüyordum.

 

"Emirleriniz Sayın Başsavcım." Fatih Komiserin sesi robotik çıkmıştı.

 

"Savcı Hanım'a eldiven ver Komiser." Pars Başsavcının sesi kulaklarıma doldu. Pars Başsavcı, Taner'in dediği kadar vardı. Kimseyi dinlemezdi ama sözünü yerine getirmemizi beklerdi.

 

"Buyrun Sayın Savcım." Fatih Komiserin sesiyle kaybolmak üzere olduğum düşüncelerden sıyrıldım. Ve mavi eldivenleri ellerime taktıktan sonra delil torbasını aldım ve içindeki zarfı çıkardım. Zarfı açtım içinden beklediğimin aksine kayıt cihazı çıktı.

 

"Kayıt cihazı mı?" Sesim yaşadığım şaşkınlığı günyüzüne çıkardı. Ben yine gizemli bir not çıkar diye beklemiştim. Kayıdı açtım.

 

"Benim adım Selma." Duyduğum korku dolu ses bana hiç tanıdık gelmemişti. Sesi dinlemeye devam ettim.

 

"Bu mesajı Öznur Savcı'ya, Kızıl Umut'un isteği üzerine iletiyorum." Kadının endişe ve korkuya bulanan sesinden o canavarın lakabını duyunca bacaklarımın bağı çözüldü. Yerimde sendeledim ve bunu odada bulunan iki adamda fark etti.

 

"Öznur Savcı yana yakıla Kızıl Umut'u arıyormuşsun ama unuttuğun bir şey var. Kızıl Umut istemediği sürece çığlıklarının sebebi olan bu adamı asla bulamazsın. İster Savcı ol, ister başka biri ol o istemediği sürece onu bulamazsın." Kadının sesi kulaklarıma dolunca elimi boğazıma götürdüm. Geriye doğru birkaç adım attım.

 

"Hayır, hayır istediğini yaptım bırak beni!" Kadının sesi ne kadar korktuğunu gözler önüne seriyordu. Kayıt devam ediyordu ama ben onca sese rağmen sessizliğin ardında kaybolmuştum.

 

"Dur, yapma!" Kadının son sözleri bunlar oldu daha sonra kulaklarıma silah sesi doldu. Ve bu üç kez tekrarlandı.

 

"Öznur Savcı neler oluyor sen iyi misin?" Ses kime aitti çıkaramadım ama ben kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Travmamlarım beklemediğim bir anda tetiklenmişti. Geçmişin acı dolu çığlıkları kulaklarımda çınladı.

 

"Öznur!" Karanlığın arasında can dostumun canhıraş sesini duydum. Suda boğulan insan gibi çırpınıyordum.

 

Yüzüme inen darbe ile kendime geldim. Taner elini aşağıya indirdi. Kendime gelmem için tokat atmıştı. Elini yumruk yaptı ve özür diledi. Boynuna sarıldım. İçim çıkana kadar ağladım o an Başsavcı'nın odasında olduğumu unutmuştum. Kendime geldiğimde Pars Başsavcı ve Fatih Komiserin şaşkın ve endişe dolu bakışları üzerimdeydi. Bana ne olduğunu sorguluyorlardı. Derin bir nefes aldım.

 

"Ben Kızıl Umut'u çocukken tanıyorum." Ani itirafım karşısında ikisi de şaşkınlıkla gözlerimin içine baktılar. Gölge olup bir şeyler saklamaktan ve o katili kendi yöntemlerim ile aramaktan yorulmuştum. Artık Savcı kimliğim ile onu arayacaktım ve adalete teslim edecektim. Bu yüzden de Pars Başsavcı'ya onu tanıdığımı itiraf etmiştim.

 

"Ne diyorsun sen Savcı?" Pars Başsavcı'nın sesi öfke ile harmanlanmıştı. Taner'in elinden tuttum. Birinin desteğine ihtiyacım vardı.

 

"Ben daha sekiz yaşındaydım o zamanlar. Bir gün okuldan eve dönerken yolumu kestiler. Beni arabanın içine attılar." Sustum o an arabanın içinde yaşadığım korkunç anılar günyüzüne çıktı. Bacağımdaki iz sızladı.

 

"Beni bir eve götürdüler ve orada öz dedemi gördüm kolumdan tutan adama Kızıl Umut demişti. Onu oradan tanıyorum." Her şeyi anlatmamıştım ki bunu yapamazdım. Geceler boyu arabada bana yaşatılan kötülükleri unutmaya çalışırken onları dile dökemezdim.

 

"Bu kadar mı Savcı?" Pars Başsavcı'nın sorgulayıcı sesi ile düşüncelerimi geri plana ittim. Başımı sallamakla yetindim.

 

"Sen de biliyordun değil mi Komiser bu yüzden o notu gördüğünde hayalet görmüş gibi bembeyaz oldun." Pars Başsavcı'nın sorusu Taner'e yönelikti. Taner başını salladı.

 

"Evet Başsavcım. Öznur benim çocukluk arkadaşım. Onun yaşadıklarını biliyordum." Pars Başsavcı, Fatih Komiser'e benim ve Taner'in ifadesini almasını söyledi.

 

Pars Başsavcı'nın odasında ifadelerimizi verdikten sonra odadan çıktık. Elimi ağrıyan başıma götürdüm. Odama girdiğimde Taner'e kayıt cihazından bahsettim. Taner ise bugün işlenen cinayetin detaylarını söyledi ve kurbanın fotoğraflarını telefonundan gösterdiğinde elimi kalbimin üzerine koydum. Bu o kadındı. Ama neden öldürülmüştü?

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

Bugün 15 Temmuz bundan sekiz yıl önce bize bir kabus yaşattılar ve aziz milletimin vatan severleri hainlerin oyununa izin vermedi. Kötü niyetli insanlar geçemedi.

15 Temmuz'da şehit düşen şehitlerimizin ruhu şad olsun.

 

15.07.2024

 

Bölüm : 12.12.2024 19:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...