4. Bölüm

4. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Geçmişin Acı Yüzü

Geçmişin iki yüzü vardır. Biri mutluluk bahşeder, diğeri ise acı yüzüdür.

 

*****

 

Pars Başsavcı'nın odasında ifadelerimizi verdikten sonra odadan çıktık. Elimi ağrıyan başıma götürdüm. Odama girdiğimde Taner'e kayıt cihazından bahsettim. Taner ise bugün işlenen cinayetin detaylarını söyledi ve kurbanın fotoğraflarını telefonundan gösterdiğinde elimi kalbimin üzerine koydum. Bu o kadındı. Ama neden öldürülmüştü? O kadını gördüğüm o an canlandı gözümde.

 

Arabanın önünden geçen genç kadına baktım. Boyu ortalama olarak 1.70 civarında olmalıydı. Uzun ve sarı saçları beline kadar uzanıyordu. Rüzgarın esmesiyle birlikte uçmaması için sarı eteğini tuttu. Eteğin üstüne giydiği beyaz renkli bluz ise kıyafetiyle bir uyum içerisindeydi. Kadın gözden kaybolana kadar dikkatle baktım. Sonra Taner'in koyu yeşil gözlerinin içine yaşlı gözlerle baktım.

 

Kızıl Umut beni dumura uğramışken bugün daha birkaç saat önce arabamın önünden geçen dikkatle incelediğim o kadın şimdi yoktu. Bana ders vermek isteyen bir psikopat, kadını öldürmüştü. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

 

"Bir şeyleri anlamaya çalışıyorsun, değil mi?" Taner'in yorgun bitik sesini duyunca zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım. Başımı salladım.

 

"Bunu birlikte yapardık. Bana eskiden olduğu gibi yine yardım eder misin?" Birkaç dakika hiçbir şey demedi sadece gözlerimin içine baktı. Aramızdaki sessizlik çiğ gibi büyürken kendinden emin sesini duydum.

 

"İnsan sevdiği işi yapıyorsa o yorgunluk tatlı bir yorgunluk olur." Can dostumun sesini duyunca gözlerim dolu olmasına rağmen gülümsedim.

 

"Akşam aynı saatte aynı yerde," diye fısıldadım. Başını olumlu anlamda salladı ve yapılacak işleri olduğu için odadan çıktı. Başımı masaya yasladım ve düşünceler içinde boğuldum.

 

*****

 

Aralık 2005

 

Küçük kız sırtını duvara yaslamış ağlıyordu. Anne ve babasını istiyordu. Dede bildiği insan müsveddesi ona sürekli anne ve babasının onu unuttuğunu hayatlarına devam ettiğini söylüyordu. Küçük kız buna inanmak istemiyordu ama anne ve babası gelmedikçe acaba doğru olabilir mi düşünüyordu anne ve babası onu gerçekten unutmuş olabilir miydi? Artık onu sevmiyor muydular?

 

Kapının cızırtılı sesini duyunca kalbi korkuyla çarpmaya başladı. Kızıl Umut diye bilinen cani odaya sarsak adımlarla girdi. Görünüşü bulanıktı. Canavarın rutin haliydi. Önce kafayı bulurdu, sonra odaya girip kıza acıların büyüğünü yaşatmaya çalışırdı. Karşısında küçük bir kız çocuğu yokmuş gibi edepsiz cümleler kurup kızı taciz ederdi. Hem sözlü hem fiziksel anlamda. Kız bu zamanlar çok korkardı ve babası sesini duyması için baba diye çığlık atardı.

 

"Yaralı yavru ceylan neredeymiş?" Öznur oturduğu beton zeminde görünmeyecekmiş gibi daha çok küçüldü. Daha birkaç saat önce karnına aldığı darbe hareket ettiği an sızladı. Bu yüzden dudaklarının arasından çıkan acı dolu inlemeye engel olamadı.

 

Güneş kaybolmuştu ve alacakaranlık günbatımının altın rengi ışıklarını yutuyordu. Adam sesi duyunca kahkaha atmaya başladı, küçük kızın çaresiz halleri canavara zevk veriyordu. Pencereden vuran ayın ışığı odayı az da olsa aydınlatıyordu. Yavaş adımlarla kıza ilerledi. Öznur küçülebilecekmiş gibi iki büklüm oldu olduğu yerde. Böyle yaparsa canavar onu göremez diye düşünecek kadar küçücüktü.

 

"Geçmişin iki yüzü vardır. Biri mutluluk bahşederken, diğeri ise acı yüzüdür." Hiç duymadığı bir sesle Öznur başını kaldırdı. Baştan aşağıya siyaha bürünmüş biri duruyordu canavarın tam arkasında. Sesinden anlaşılacağı üzere o kadındı. Ki upuzun bakır rengi saçları beline kadar gelen ve yeşil göz maskesinden görünen ela gözleri vardı.

 

"Alınan her bir kararın ve yapılan her eylemin sonuçları vardır. Bazıları hayat kurtarırken, bazıları ölüme neden olur." Kadın sesi gittikçe yükseliyordu. Boynunu kütleden kadın Öznur ile göz göze gelince güven veren bir gülümseme belirdi yüzünde.

 

"Şimdi sen bu odadan çıkacaksın güzelim ve beni kırmızı arabanın önünde bekleyeceksin tamam mı?" Kadının sesi güven verse de Öznur hiçbir tepki vermedi. Korkusu gözlerinde belirmişti.

 

"Korkma sadece beni dışarda bekle güzelim söz veriyorum seni ailene ulaştıracağım." Kadına güvenmek isteyen Öznur koşar adımlarla tutsak olduğu odadan çıktı. Daha birkaç adım atmıştı ki dedesi ile karşı karşıya geldi. Adımları durdu.

 

Etrafına bakarken camı açık olan pencereye doğru koştu ve hiç düşünmeden aşağıya atladı. İkinci kattadıylar ve yere sertçe düşen Öznur bacağında inanılmaz bir acı hissediyordu. Ellerinde kendisine ait olmayan kanlar vardı. O kadın ortaya çıkmadan önce o canavar kendisine öyle şeyler yapmak üzereydi ki kendini korumak için canavarı bıçaklamıştı Öznur. Gözleri kararıyordu. Üzerindeki beyaz elbise çamur olmuştu ve ellerine bulaşan kanı üzerine sürmüştü.

 

Zar zor ayağa kalkan Öznur canı yana yana adımlar attı. Ağlarken kendini evden dışarıya attı. Sarsak adımlarla bomboş yolda yürüyordu. Karanlığı gökyüzündeki ay aydınlatıyordu. Beyaz ışık yüzüne vurunca adımları sekteye uğradı. Tam önünde duran arabadan iri yapılı bir adam indi.

 

Küçük kız korkuyordu karşısında duran adamın kim olduğunu bilmiyordu kaçtığı o canavarlardan biri miydi, hiçbir şeyi bilmiyordu. Kalbi korkudan dört nala atıyordu. Adam bir şey diyordu ama Öznur anlamıyordu. Geriye doğru birkaç adım attı. Arkasında duran taşa takılıp yere düştü. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Bir taraftan da babasını sayıklıyordu.

 

"Baba ne oluyor?" Arabadan on yaşlarında, sarı saçlı, mavi gözleri korkuyla karşısındaki küçük kıza bakan bir çocuk indi. Adam, oğlunun sesini duyunca omzunun üzerinden kıza endişe ile bakan oğluna baktı.

 

"Taner oğlum arabaya bin." Adamın sesi itiraz istemez bir tonda çıktı. Kız kimdi, neden elleri ve beyaz elbisesi kan içindeydi?

 

"Babamı istiyorum," diye ağlıyordu küçük Öznur. Adam derin bir nefes aldı.

 

"Bak ben askerim korkma tamam mı?" Adamın sesi ılımlı çıkmıştı. Cüzdanından kimliğini çıkardı. Öznur gözyaşları içinde adamın asker kimliğine baktı.

 

"Korkma ne oldu sana kim senin baban neden bu haldesin?" Adam dikkatle kıza baktı, Öznur'da önce ellerindeki kana sonra elbisesindeki kana baktı ve daha çok ağlamaya başladı.

 

"Babam gelsin," diye sayıklayarak kendini karanlığın kollarına bıraktı.

 

"Baba," diye korkuyla bakan Taner gelecekte en yakın arkadaşı olan kıza baktı. Taner ve Öznur'un dostluğu gecenin karanlığında Öznur canavarlardan kaçarken yolları keşişmesi ile başladı.

 

********

 

Saat gecenin 04.00'nü gösterdiğinde eski tekstil fabrikasına gelmiştim. İçeriye girdiğimde beni karanlık karşıladı. Derin bir nefes aldım ve elimdeki feneri yaktım. Tam karşıma çıkan suç ortağımın yeşil gözlerinin içine baktım. O, benim suç ortağımdı, kardeşimdi, sırdaşımdı, olmayan ağabeyimdi.

 

"Kardeşim." Sesimi duyunca gülümsedi. Kollarını açtı. Emin adımlarla yanına gittim ve ona sımsıkı sarıldım.

 

Öznur Dağdeviren kendinden emin, özgüvenli, tuttuğunu koparan bir Savcı olduysa bunda can dostumun payı vardı. Bana yaşatılan o ihanetten sonra ölmek istedim. Babam ve anneme öfke doluydum. Beni bulamamışlardı. O canavarların yanında bir ay kalmıştım. Yeşil maskeli o kadın gelmeseydi oradan kurtulmam imkansızdı. Bedenimdeki sigara külleri ile yapılan izleri gördükçe bacağıma bıçak ile açılan izi her gördüğümde babam ve anneme nefretimi kustum.

 

Ölümün kurtuluş olduğunu düşündüm zira o zamanlar 9 yaşında bir çocuktum. Ve dedem yüzünden ihanetin ne olduğunu acı bir şekilde öğrenmiştim. Bana baban ve annen gelmeyecek onlar seni unuttu dedikçe ve annemle babam gerçekten de gelmeyince söylenen sözlere inanmıştım. Cehennemden Serhat amca ve maskeli kadın sayesinde kurtulduğumda hastane odasında perperişan ailemi gördüğümde tek düşünebildiğim beni o cehennemde yalnız bırakmış olmalılardı.

 

Ben o hastane odasında annem ve babamın kalbini parçalara ayırdım. Onlara zehrimi kusarken gözlerindeki suçluluk duygusunu ve yıkımı göremedim. Gözüm sol elimdeki paslı demir ile kazınan ize takıldı. Yıllar geçse de izler geçmiyordu. Anılar kendini bir şekilde hatırlatıyordu.

 

Ben gelecekten o kadar korktum ki bugünü unuttum. Geçmişin acı yüzü bana sadece acıyı, kederi, hüznü bahşetti. Belki de geceleri kanunsuz olmamın en büyük nedeni geçmişimin acı yüzüydü. Maskeli bir kadının beni kurtarması gibi bende onun yolundan gidip şiddete uğrayan istismar edinen insanları kurtarmak istedim.

 

Bazen buradan ardıma bakmadan kaçıp gitmek istiyorum. Yaşadıklarım hiç kolay şeyler değildi henüz dokuz yaşında bir kız çocuğu iken hayat bana acımasız yüzünü gösterdi. Beni en yakınından sırtımdan bıçakladı. Sürekli kendime olanları unutacaksın böyle yaşayamazsın başka çaren yok dedim sonra boğazımda bir yumru oluştu ve yutkunamadım.

 

Ama yıllar sonra hayatıma hayatımın aşkı girdi. Murat Dalkıran. Yüzbaşı Murat beni gerçekten anlayan, verdiğim kararları yargılamak yerine destek veren gönlü yüce kalbi tertemiz adam sayesinde ben bir şey öğrendim. Birini gerçekten sevmek demek onun sevmenin, onu kaybetmeye değeceğini kabul etmek olacağını.

 

"Öznur sesimi duyuyor musun?" Taner'in endişeli sesini duyunca içinde boğulduğum düşüncelerden sıyrıldım. Suç ortağımın yeşil gözlerinin içine yaşlı gözlerle baktım.

 

"Kartal tüm bunlar son bulduğunda ikimizde nefes almaya devam eder miyiz sence?" Ona kod adı ile seslendiğimden kaşları çatıldı. Beni kollarının arasına aldı. O güveni yine hissettim. Ona sımsıkı sarıldım.

 

"Bizim görevimiz belli Gölge ama bu demek değil ki eğer biri bizi yakalarsa öleceğiz. Senin ölmene asla izin vermem kardeşim. Ağabeyler ne pahasına olursa olsun kardeşlerini korurlar gerekirse o kurşunun önüne atlarlar." Sesi güven vericiydi tıpkı kolları gibi. Ne ara akmaya başladığını fark etmediğim gözyaşlarımı elinin tersiyle sildi.

 

"Ama bize dediler ki eğer biriniz ifşa olursa görev bitmeden öğrendikleriniz ile kafanıza sıkacaksınız. Bu gizli bir görev bu yüzden babamın mesleği tehlikeye bile girebilir. Eğer benim Gölge olduğum ortaya çıkarsa zira hiç kimseye ben Savcı olduğum kadar MİT'e de çalışıyorum onların isteği üzerine çocuklara istismar eden bir çeteyi çökertmek için Savcı kimliğimi bir kenara bıraktım diyemem ki." Sesim hissettiğim endişeyi dışa vurdu. Ben Savcı Öznur Dağdeviren bana verilen bu görevi kabul ettim çünkü yıllar önce yine devlet adına çalışan kurtarıcım gibi bir çocuğun hayatını kurtarmak istedim.

 

Ama görev bu kadar basit değildi. İstismar söz konusuydu ve bunun yanı sıra birtakım özel belgeleri ele geçirip Türk devletine zeval getirmek isteyen soysuzlar alçalabileceği kadar alçalıyorlardı. Ve bizim görevimiz çocuklarla birlikte mühendisleri korumaktı. Zira o soysuzlar mühendislere ulaşırsa belgeleri otomatik olarak ele geçirmiş olacaktı. Belgelerin içeriğini biliyoruz işte bu yüzden biri bizi ifşa ederse kafamıza sıkmamız gerekiyordu. Bildiklerimiz ile birlikte mezara gidecektik.

 

"Biliyor musun, o çeteyi ateşlerin içine atmak istiyorum. Her şeyden önce küçücük çocuğa el uzatan ellerini kökünden kopartmak bedenlerini lime lime edip şehrin her tarafına atmak istiyorum. Bu beni cani biri yapar mı Kartal?" Sesim titredi hele o kız çocuklarının yardım çığlıklarını içten içe duyuyorken içimdeki katilin sesine kulak verip canavarları canice katletmek geçiyor içimden.

 

"Vatanıma el uzatmaya kalktılar üzerine yaşları 6 ile 13 yaşlarındaki o çocuklara yaptıklarını bildikçe ve elimden hiçbir şey gelmedikçe içimdeki o sese kulak vermek ve onları parçalamak istiyorum." Sessizce beni dinleyen ağabey dediğim adamın gözlerinin içine baktım. Aramızda sadece bir yaş vardı. Bana hep bir ağabeyin sıcaklığını veriyordu bu yüzden ona ağabey diyordum bazen.

 

"Dünya," diye fısıldadım. Etrafıma göz attım. Yerlere karton kutular atılmıştı. Etraf adeta savaş alanından çıkmış gibi dağınıktı.

 

"Dünya gerçekten çok çirkin, tamam mı?" Sesim endişenin yanı sıra öfke dolu çıktı. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

 

"Gerçekten çok çirkin ve hiç kimse bunu sorun etmiyor gibi." Sesimde birçok duygu vardı. Öfke, nefret, hüzün bunlardan biriydi.

 

"Henüz sekiz yaşında bir çocuk öldürüldü." Sesim titredi sebebi ne olursa olsun küçük bir kız çocuğu ölümü hak etmezdi. Şimdi hepimizi yasa boğan o kız çocuğu için daha çok savaşmak istiyordum.

 

Bir gün uyandığımızda akşam haberlerinde küçük bir kızın evine giderken kaybolduğu haberi ile sarsıldık. Günlerce onun için dua edildi ama dünya çirkin yüzünü bizlere bir kez daha gösterdi. Kız çocuğu vahşi bir şekilde katledilmiş biz onu da koruyamamışız.

 

Ben insanlıktan utanıyorum neden küçük bir çocuğa kıyar ki bir insan? Ne ister küçücük bir çocuktan? Benim aklım bunu almıyor işte.

 

Babam bir keresinde şöyle bir cümle kurmuştu;

Sana güveniyorum. Seni seviyorum demekten daha önemli."

 

Peki ya insanlıktan çıkmış o kadar canavar varken biz kime sana güveniyorum diyeceğiz ki? Yakınların bile sana acı verirken insan kime sana güveniyorum diyebilir?

Bazen düşünüyorum gerçekten etrafımızdaki ailemiz dediğimiz insanlara güvenebilir miyiz, ya katilimiz içlerinden biriyse hiç ummadığımız bir anda nefesimizi keserlerse diye.

 

Ben bir şey fark ettim yaşadıklarım bende güven problemi yaratmış. Kaçırılmadan önce herkese güvenirken kaçırıldıktan sonra anne ve babama bile güvenemez olmuşum. Onlardan adım adım uzaklaşmışım. Peki bunun suçlusu kim? Ben mi, beni zamanında bulamayan anne ve babam mı yoksa hayatın karanlık yüzü mü?

 

Ben yine düşüncelere dalmış iken duyduğum siren sesleri ile kendime geldim. Kaşlarım olabildiğince çatıldı. Taner ile göz göze geldim. Dışarda mavi ve kırmızı ışıklar yanıp sönüyordu.

 

"Polis etrafınız sarılı teslim olun." Duyduğum ses birkaç saat önce Pars Başsavcı'nın odasında duyduğum sesti. Fatih Komiserin sesiydi ve etrafımızın sarılı olduğunu söylüyordu.

 

Üzerimdeki siyah kot cekete, deri pantolona ve gözümdeki yeşil maskeye baktım. Her şey bitmiş miydi? Daha görevimizi tamamlamadan yakalanmış mıydık, ne olacaktı buradan kurtuluşumuz var mıydı?

 

"Her şey bitti mi Kartal?" Sesim varla yok arası çıkmıştı. Bitmiş miydi her şey gerçekten?

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

08.09 .2024

 

Bölüm : 12.12.2024 19:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...