
Elyel
Acı kasırganın koca bir şehri yerle bir etmesi misali insanın göğsüne otururdu.
*******
Elyel çok karanlık gece demek. Karanlık bir derinlikte hüzünlü mucize. Yaşamın biz insanlara ilk öğrettiği gerçek şüphesiz yalnızlıktır. Ağır adımlarla demir kapıya doğru ilerlediğimi, yavaşça sonuma doğru yürüdüğümü hissedebiliyordum. İfşa olursam öleceğimi biliyordum ama bu kadar erken ölümün beni karşılayacağını bilmiyordum. Demir kapı ile aramda neredeyse beş adımlık bir mesafe kalınca durdum. Dışardan hala polislerin teslim olun çağrısını duyabiliyordum. Gözlerimi sımsıkı kapattım.
Kendimi sevdiğim adamın kollarında hayal ettim. Yavaş adımlarla loş ışığın aydınlattığı odaya girdiğimi, ağır adımlarla ona doğru yürüdüğümü, yatağın başında durup ona baktığımı hayal ettim. Murat bazı geceler uykusunda huzursuz olurdu çoğu zaman onunla birlikte ağlardım. Çünkü kabuslarında neyle savaştığını çok iyi biliyordum. Yıllar önce kollarında şehit düşen silah arkadaşını tekrar tekrar şehadet şerbetini içtiğini görürdü rüyalarında.
Uykudan uyanınca hissettiği suçluluk duygusunu öfke patlaması olarak etrafındaki eşyalardan çıkarırdı. Onu kollarımın arasına alırdım ve sımsıkı sarılırdım. Huzursuzluğu kaybolurdu. Murat kollarımda habersizce, huzurla yeniden uykuya dalarken ben ise ona bu acıyı veren teröristi bulup paramparça etmek için hayal alemine dalardım. Zaman zaman ise bu gecelerin sonumuzun başlangıcı olduğunu bilirdim.
"Teslim olun bu son uyarımız." Karanlık gecede Murat'ın öfke dolu sesini duydum. Gözlerimi hızla açtım. Hala depodaydım ve kapının dışında Murat vardı. Gözlerim doldu. Ben onun bana nefretle bakan zümrüt yeşili gözlerini görmeye hazır değildim. Sanki boğazıma görünmeyen bir el yapışmış gibi nefes alamadım.
"Murat," diye fısıldadım. Elimi boğazıma götürdüm. Nefes darlığı çeken astım hastası gibi nefes almaya çalıştım. Dizlerimin bağı çözüldü ve yere sertçe düştüm.
Taner'in soğuk elini yüzümde hissettim ve adımı fısıldadı. Benim gibi dizlerinin üzerine çöktü. Beni kollarının arasına aldı. Bana gelecek tüm kötülüklerden korumak ister gibiydi tavırları. Sırdaşımın kollarında can çekişir gibi ağlamaya başladım. Gerçekten de her şey bitmişti. Biz dışarıya çıkamıyorduk ama polisler ve Murat içeriye girecekti ve bizi tutuklayamadan intihar edecektik. Bildiklerimiz ile mezara gidecektik. Ve ben sevdiğimin adamın her zaman bana aşkla bakan gözlerinde ilk defa nefreti görecektim.
"Biliyorum Öznur şu an inancın kalmadı her şeyin bittiğini düşünüyorsun. Ama bak inandığımız her şey yerinde duruyor, bu insana bazen çaresizliği, hüznü, yok oluşu hissettirir." Taner'in tüm bu yaşananlara rağmen güçlü ve tok sesini duyunca başımı kaldırdım ve koyu yeşil gözlerinin içine baktım.
Kapana sıkıştırılmış fare gibi etrafımız sarılmıştı her an polisler içeriye girebilirdi ama Taner güçlü duruşundan ve inanmaktan vazgeçmiyordu. Bunu nasıl yapabiliyordu? Etrafa nasıl pozitif bakabiliyordu bu kadar olumsuzluğa rağmen? Başımı omzuna koydum ve gözlerimi kapattım. Saçlarımın arasında yumuşak dokunuşlarını hissettim.
"Bak bana kardeşim," diye fısıldadı. Gözlerimi aralayıp ona bakana kadar sabırla bekledi, gözlerimi açtığımda ise tüm varlığıyla bana baktı.
"Kayıp bir gecenin tam ortasında kaybolmuş hissettiğini biliyorum, içinde taşıdığın gücü, savaşçı ruhunu bildiğim gibi." Sesi bana güç veriyordu beni cesaretlendiriyordu. Ne zaman düşsem elimden tutardı tıpkı şimdi olduğu gibi.
Bakışlarındaki inanç beni güçlendirdi. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Ben Öznur Dağdeviren'dim. Bana düşmek yakışmazdı, inancımı kaybedersem cesaretimde güçlü kişiliğimde gecenin karanlığında hapis olurdu. Ayağa kalktım ama o an bacağımda bir acı hissettim. Dudaklarımın arasından acı dolu bir inleme döküldü. Bacağıma baktığımda bacağımdaki camı gördüm. Kendimi öylesine kaybetmiştim ki yerdeki cam kırıklarının üzerine düştüğümü ve birinin bacağıma saplandığını farkedememiştim.
"Öznur iyi misin kardeşim?" Taner'in endişeli sesini duyunca yaşlı gözlerle koyu yeşil gözlerinin içine baktım. Dişlerimi sıkıp bacağımdaki camı çıkardım.
"Ah!" Dışarda silah sesleri yankılanmaya başladı. Ayakta durduğum için kurşunlardan biri omzuma saplandı. Taner kolumdan tuttu önüme geçti.
"Neler oluyor Taner bu silah sesleri ne?" Yere çömeldim üzerime kapanan suç ortağıma sarıldım.
"Yüzbaşım teröristlerden biri etkisiz hale getirildi." Fatih Komiserin sesini duyunca şaşkınlıkla kaldım. Nasıl yani polisler buraya bizim için gelmemişler miydi? Dışarda teröristler ile mi çatışmaya girmişlerdi?
"Bizim için gelmemişler her şey bitmemiş Taner," diye fısıldadım. Bacağımla birlikte omzumdaki acıya dayanmaya çalışıyordum.
"Öznur arka kapıya ilerle ve açıksa git buradan." Taner'in öfke dolu sesini duydum. Koyu yeşil gözlerinin içine karanlık bir ifade çökmüştü. Bunun nedenini biliyordum. Dışarda teröristler vardı, askerlerimiz ve polislerimiz ile çatışıyorlardı.
Taner'in babası Serhat amcada eski bir fabrikada teröristler ile girdiği çatışmada şehit düşmüştü beş yıl önce. Yerimde doğruldum canım yandı. Gözlerim yavaşça kapanmaya başlamıştı. Taner vurulduğumu fark etmemiş olmalıydı.
"Taner ben vuruldum bir an önce hastaneye gidemezsek ölecekmişim gibi hissediyorum." Elimi omzumdan çektim ve kendi kanıma baktım. Taner'in de korku dolu gözleri kanıma bulanan elime baktı. O andan sonra daha fazla gözlerimi açık tutamadım ve gözlerim kapandı. Son duyduğum Taner'in ismimi söylemesiydi.
********
Aralık 2005
"Yaralı yavru ceylan neredeymiş?" Öznur oturduğu duvar dibinde korktuğu o sesi duyunca gözyaşları hızlandı. Anne ve babası gelmedikçe yaşadığı şiddet her geçen gün artıyordu. Beyaz elbisesinin ucunu tuttu güç almak ister gibi.
"Kızıl Umut nereye kayboldun it herif?" Odanın dışından dedesinin sesini duydu. Ondan da karşısında duran bu canavardan da nefret ediyordu.
Kızıl Umut denen canavar, Öznur'un yanına çöktü. Ve buz gibi elini küçük kızın koluna asıldı. Öznur ondan kurtulmak için geriye doğru gitmeye çalıştı ama bu imkansızdı tam duvarın dibindeydi zaten gidecek yeri yoktu. Kalbi korkudan atıyordu. Cebinden bıçak çıkaran cani kızı korkutmak için bıçağı boğazına yasladı. Öznur boğazında bıçağın varlığını hissettiğinde hareketleri birkaç saniye durdu. Cani birkaç bir şey dedikten sonra elindeki bıçağı bıraktı. Öznur'a acıların büyüğünü yaşatmak üzere iken küçük kız bıçağı aldı ve caninin omzuna sapladı. Canavarın kanı kızın bembeyaz elbisesine sıçradı.
"Siktir ne yaptın lan?" Canavar acıyla bağırdı. Tokat atmak için elini havaya kaldırdı.
"Alınan her bir kararın ve yapılan her eylemin sonuçları vardır." Arkasında duran kadının sesi ortama bomba gibi düştü. Cani duyduğu sesle eli havada kaldı.
******
Siz hiç aynı anda hem merhameti hem de acımasızlığı hissettiniz mi? Tutunduğunuz el hiç geri çekildi mi? Ben bu gece merhameti de acımasızlığı da aynı anda hissettim. Taner'in gözlerinde gördüm merhameti de acımasızlığın getirdiği intikam arzusunu da. Bana merhamet ile bakarken demir kapıya acımasızlıkla baktı. Vurulmuş olmasaydım o kapıdan çıkar ve dışarıdaki teröristleri çıplak elle boğardı. Hastane odasında yatıyordum ve Taner'e bakıyordum. Bedeni buradaydı ama ruhu eski tekstil fabrikasında kalmıştı.
Taner'in koyu yeşil gözlerinin içine baktım. Bakışları sessiz ve karanlıktı. Elimi omzuma koydum ve yatakta doğruldum. Kurşun sıyrılıp geçmişti. Tam konuşacağım an kapı çaldı derin bir nefes aldım. Taner'e bakarak girmesini söyledim. Kapı usulca açıldı.
"Sayın Savcım." Fatih Komiserin sesini duyunca derin bir nefes aldım. O fabrikada ilk onun sesini duyduğumda bizim için geldiklerini sanıp nasıl korktuğumu hatırladım, her şeyin bittiğine kendimi inandırdığım o anlar gözlerimin önünden geçti.
"Gelebilir miyiz?" Onaylıyıcı bir cümle kurdum. Fatih Komiser ve arkasındaki polis memuru odaya girdi. Fatih, Taner'i gördüğünde selam verdi ama Taner hiçbir tepki vermedi.
"Geçmiş olsun Sayın Savcım." Derin bir nefes aldım başımı sağ ol der gibi salladım.
"İdil şöyle geç." Fatih Komiserin emriyle tam karşıma geçen yirmili yaşlarının ortasında, kumral saçları omzuna kadar gelen, yüz hatları demir kadar sert olan kızın kahverengi gözlerinin içine baktım.
"Savcım geçmiş olsun. Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız neler olduğunu anlatabilir misiniz?" İdil Komiserin sesini duyunca gözlerimi kapattım ve açtım. Birçok yalana başvursam da gerçeklerin ortaya çıkma huyu vardı. Bende bu yüzden doğruyu söyleyecektim yalan söylesem bile güvenlik kameralardan benim nerede olduğumu bir yere kadar takip edebilirlerdi?
"Gece çıkan çatışmada bende oradaydım. Eski tekstil fabrikasındaydım. Taner'de yanımdaydı." Bunu söylememi beklemiyor olacaklar ki ikisi de şaşkınlıkla bana baktılar. Yalan söylesem bile arabamın eski tekstil fabrikasının olduğu yola girdiğini kameralarda görebilirlerdi bu yüzden kendimi riske atamazdım.
"Nasıl yani sizin orada ne işiniz vardı?" Soru Fatih Komiserden geldi. Mavi gözlerinin içine birkaç saniye baktım.
"Ben dokuz yaşında yaşadığım olaydan sonra kendimi ne zaman çıkmaz sokakta bulsam oraya kaçarım. Bugünde yaşananlar malum. Çocukluğumun katili yıllar sonra ortaya çıkınca her şeyden kaçmak istedim ve kaçış yerim olan fabrikaya gittim. Tanerle birlikte gecenin sessizliğini dinlerken birden polis sirenleri sessizliğin ortasına düştü. Ben daha ne olduğunu anlamaya çalışırken teslim ol çağrılarını duydum. Oldukça şaşkındım. Polisin oraya neden geldiğini anlayamamıştım?" Buraya kadar yalansız bir şeyleri anlatmıştım. Gerçekten de oldukça şaşkındım polisleri beklemiyordum.
"Zaten daha sonra silah sesleri yankılanmaya başladı etrafta. İlk kurşun omzuma saplandı. Bacağıma ise yerdeki cam kırıklarından biri saplandı." Söylediklerimin bir kısmı gerçekti DNA örneklerim fabrikanın içindeyken de yalan söyleyemezdim.
"Neden orada olduğunuzu belli etmediniz?" Soruya soran İdil Komiserin kahverengi gözlerinin içine baktım.
"Kendimi bir anda silahlı çatışmanın içinde buldum ayrıca kim olduğunu bilmediğim birinin kurşunu omzuma saplandı o an durun içerde ben varım diye bağıramazdım. Vurulduğumu gören Taner beni fabrikanın arka kapısından çıkarmış ki ben o fabrikadan çıkamadan bayıldım." İdil Komiser ifademi aldıktan sonra imzaladım. Geçmiş olsun dileklerinden sonra odadan çıktılar.
"Öznur!" Murat nefes nefese odaya girdi. Onu karşımda görünce gözlerim doldu. Neredeyse altı aydır operasyondaydı. Onu görememiştim. Özlemim boyut atlamıştı. Gülümsedim.
"Sevgilim." Sesimden akan özlemi fark ettiğine emindim.
"Ben dışarıdayım." Taner'in yorgun sesini duyunca derin bir nefes aldım. O hiç iyi değildi. Anıların içinde boğulduğuna emindim ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. Taner konuşmamıza fırsat vermeden odadan çıktı.
"Bu nasıl oldu?" Murat'ın sesini duyunca ifadem de anlattığım olayı ona da anlattım. Murat'a daha önce kaçış yerim olduğunu söylemiştim ama neresi olduğunu söylememiştim bu yüzden o fabrikanın kaçış yerim olduğunu söylediğimde şaşırmadı ama çatışma çıktığında benim içerde olduğumu birde vurulduğumu duyduğunda gözlerinin içine endişe kırıntıları yerleşmişti.
"Yerine oturmayan şeyler var çatışma çıkmadan önce birkaç kez teslim olun çağrısı yapıldı neden hiçbir tepki vermediniz Taner Başkomiser değil mi neden dışarıya çıkmadı Öznur?" Murat'ın sorgulayıcı sesini duyunca kaşlarım düşünceli bir ifadeyle çatıldı. En önemli yer burasıydı ve ben onu gözden kaçırmıştım.
"Acı kasırganın koca bir şehri yerle bir etmesi misali insanın göğsüne otururdu." Sesim demir kadar sertti. Derin bir nefes aldım ve Murat'ın zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım.
"Biliyorsun ki her yıkım ardında mutlaka bir enkaz bırakır. Ben henüz dokuz yaşında bir kız çocuğu iken enkazın altında kaldım. Sessizliğe mahkum edilmeye çalışırdım. Sen bilmiyorsun ama ben dokuz yaşında öz dedemin intikam aracı olarak seçildim ve." Cümlemin devamını getiremedim küçük Öznur'un yardım çığlıkları karanlığın ardından fırlayınca gözlerim doldu.
"Küçük bir çocuktum, yağmur yağıyordu kurtulmak için ikinci kattan pencereden atladım. Üzerimde ve ellerimde ruhumun katilinin kanı vardı. Gecenin karanlığında yalnızdım ve o an uzanıp tutabileceğim sonsuz güveneceğim bir el yoktu, bu tek başıma ayağa kalkmayı öğrendiğim ilk andı, sonda olmayacaktı." Sesim gittikçe titriyordu geçmişimin perdesini aralamıştım ve bunu Murat'ın sorduğu soruya mantıklı bir cevap bulamadığım için yapmıştım.
"Hissettiğim korku yanında gücü ve cesareti de getirdi. Dokuz yaşında ben korkuyla birlikte cesaretli bir adım atmazsan o korkunun seni yutacağını öğrendim Murat." Murat bunları anlatamayacağımı tahmin etmemiş olacak ki gözleri dolmuştu. Dokunsam ağlayacaktı. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya devam ettim.
"Ben kaçmadım korku gitti, cesaret benimle kaldı. Sana o günden sonra asla hiçbir şeyden korkmadığımı söylemek isterdim ama bu doğru değil. Ben hep korktum bir gün geçmişimin geleceğime kara bulut gibi çökeceğini biliyordum. Hiç beklemediğim bir anda korku cesaretimin önüne geçti ve ben artık dokuz yaşında bir kız çocuğu değildim. Yirmi yedi yaşında genç bir kadındım." Bunları dile getirmek benim için çok zordu.
"İşte gerçek tam burada, alelade bir ortamın içinde tüm sadeliğiyle karşımızda duruyor." Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Başımı yatağın başlığına yasladım. Artık Murat'ta benim gibi ağlıyordu.
"Bir gün önce kazandığın savaşın bir gün sonra dizlerinin üzerinde teslim olursun ve o savaşı kaybedersin. Bilemeyiz ertesi günün bize ne getireceğini. Verdiğim savaşın galibiyim bugün ama yarın mağlubu olabilirim." Sözlerimde oldukça samimiydim. Beni kollarının arasına aldı karanfil kokusunu içime çektim. Murat tıpkı karanfil gibi kokuyordu.
*****
Araba karanlığın içinde durduğunda saatler yatsı vaktine yaklaşıyordu. Hastaneden taburcu olduktan sonra Yenikent'te bulunan kafeye gelmiştik Taner ve Murat ile birlikte. Kafe kapanana kadar oturmuştuk ve ben ilk kez Murat'a hayat hikayemi baştan sona anlatmıştım.
Kafenin sahibi Murat'ın dayısıydı. Sinan dayısı ve Derya yengesi ile tanışmıştık ikisi de melek gibi insanlardı. Kuzenleri Mert ve İlayda ile de tanışmıştım. Kafenin yoğunluğundan onlarla pek sohbet edememiştim ama Taner ve beni bir akşam yemeğe davet etmişlerdi. Çok cana yakın insanlardı.
Şimdi ise evime gelmiştik. Annem, babam için endişeli olduğundan onun vurulduğumu bilmesini istememiştim. Benim mesaiye kaldığımı düşünüyordu ama gün içinde birçok kez arayıp iyi olup olmadığımı sorup içinde bir sıkıntının olduğunu söylemişti. Canımın yandığını hissetmiş olmalıydı.
Yine yağmur yağıyordu ve ışıkların aydınlattığı sokakta bir adam yavaş adımlarla ilerliyordu. 1.80 boylarında, iri yapılı olan adam kendinden o kadar emin yürüyordu ki ben güçlüyüm kimse beni yıkamaz izlenimi veriyordu. Derin bir sessizliğin içinde Muratla birlikte arabada oturuyorduk tam o anda telefonun sesi tehlike çanlarını duyuruyor gibi çalmaya başladı. Murat telefonunu açtı ve konuşmaya başladı. Karşı taraf ne diyordu bilmiyorum ama Murat'ın kaşları gittikçe çatılıyordu ve sesi yükseliyordu.
"Kapat telefonu geliyorum Allah'ın belası," diye bağırdı. Murat telefonu sertçe bıraktı ve gözlerimin içine baktı. Gözlerime yerleşen merak vardı ve bunu gördüğüne emindim. O, beni bir bakışımla anlıyordu.
"Çok acil işim çıktı güzelim dikkatli git olur mu?" Sesi sert çıktı ama gözlerinin içinde sevgi vardı. Gülümseyerek başımı salladım. Evimin bir alt sokağındaydık zaten.
"Endişelenme sen sevgilim," dedim. Yanağından öptüm bunun karşılığında dudaklarıma tüy gibi bir öpücük kondurdu. Elimi yüzüne götürdüm ve okşadım. Alnımı alnına yasladım bu sefer ben dudaklarından öptüm.
"Seni çok seviyorum sevgilim." Sesimden akan sevgi bağımızı güçlendirmek ister gibi tok çıkmıştı.
"Dikkatli git ve eve vardığında bana haber ver güzelim." Başımı salladım son kez dudaklarından öptüm ve arabadan indim.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu ve anında sırılsıklam olmuştum bile. Evimin olduğu sokağa girdiğimde biri kolumdan tuttu sırtımı arkamda duran arabaya yasladı. Karşıma dikilen ellili yaşlarında duran adamın tanıdık gelen kehribar gözlerinin içine baktım.
"Yavru ceylan neredeymiş bunca zaman?" Tok ve güçlü çıkan sesini duyunca boğazımda bir yumru hissettim. Bu oydu, ruhumu yaralayan canavarın ta kendisiydi. Bu, Kızıl Umut'tu.
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.
17.09.2024
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |