
İhanet
Bu bölümde olumsuz öğeler geçmektedir.
Korkmak kaybetmenin kardeşidir.
****
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu ve anında sırılsıklam olmuştum bile. Evimin olduğu sokağa girdiğimde biri kolumdan tuttu sırtımı arkamda duran arabaya yasladı. Karşıma dikilen ellili yaşlarında duran adamın tanıdık gelen kehribar gözlerinin içine baktım.
"Yavru ceylan neredeymiş bunca zaman?" Tok ve güçlü çıkan sesini duyunca boğazımda bir yumru hissettim. Bu oydu, ruhumu yaralayan canavarın ta kendisiydi. Bu, Kızıl Umut'tu.
İnsanoğlu bedensel ve ruhsal varlığını tehlikede olduğunu düşündüğü zaman yaşadığı huzursuzluk onu korku ve kaygının içine atar. Yaşamı tehdit eden duygu korku olarak adlandırılır psikolojide.
Panik duygusunun yanı sıra; eller terler, kalp atışı hızlanır, nefes almakta zorluk çekilir, mideye kramplar girer. Bunun gibi fiziksel belirtiler oldukça sık görülmektedir. Genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan bu bozukluk genetik ve çevresel etmenlerin bir sonucudur. Erken yaşta travmatik olaylar yaşayan bireylerde korku mekanizması fazla çalışmaktadır. Bu da strese ve kaygıya yol açar.
Ve ben uzun zaman sonra ilk defa korku ve kaygının beni esir etmesine engel olamadım. Güçlü kişiliğim çocukluğumun katilini gördüğü an hiç var olmamış gibi kayboldu ortalıktan.
"Vauvan gasellille maksetaan vuodatusta verestä." Kızıl Umut'un demir kadar sert sesini duyunca öfke, nefret, endişe ve korkuyla gözlerinin içine baktım. Fince konuşmuştu.
"Akılan o kan sebepsiz akıtılmadı?" Sesim nefret doluydu. Derin bir nefes aldım ve onun Fince söylediği cümleyi gözlerinin içine bakarak Türkçe dedim.
"Akılan kanın bedelini ödeceksin yavru ceylan." Bir deri bir kemik kalmış suratına içimdeki öfkeyle baktım. Kalbim korkuyla çarpıyordu.
"Hey!" Karanlığın ardından duyduğum tanıdık sesle kaşlarım olabildiğince çatıldı. Annem koşarak yanımıza geldi. Önüme etten duvar ördü. Belli etmemek için çabaladığım o korku annemin ortaya çıkması ile günyüzüne çıktı.
"Anne," diye fısıldadım burada ne işin var der gibi çıkmıştı ses tonum.
"Sana yıllar önce kızımdan uzak durmanı söylemiştim. Bir kez onun canını yaktınız şimdi yakmanıza izin verir miyim?" Annemin nefret dolu sesini duyunca aklım karman çorman olmuştu. Annem tam olarak neyden bahsediyordu? Bu canavarı tanıyor muydu?
"Yapman gerekeni biliyorsun Yaşar Koçak." Annemin öfke dolu sesini duyduğumda ne oluyor diye sorgulayamadan başıma aldığım darbe ile sertçe yere düştüm. Karanlık beni içine çekmeden önce annemin elindeki demir sopayı Kızıl Umut'a doğru kaldırdığını gördüm.
*****
9 Kasım 2005
"Kızım," diye çığlık atan Seren nefes alamıyordu. Kalbini görünmeyen bir el avucuna almış tüm gücüyle sıkıyor gibiydi. Kızı dünden beri kayıptı.
"Ömer nerede kızımız?" Ömer Yüzbaşıda eşi Seren gibi enkaza dönmüştü bir günde. Ama mesleğinin getirisi olarak dışardan yıkılmaz bir duvar gibi duruyordu.
"Sana söz veriyorum bulacağım kızımızı." Ömer'in sesini duyan acılı anne öfkeyle kocasının ela gözlerinin içine baktı.
"Güpegündüz kızımı kaçırmışlar bir gün oldu ve ne sen ne de polisler kızıma dair bir iz buldunuz nerede benim kızım?" Seren kızıl, kıvırcık saçlarını yoldu. Ömer karısını ellerini tuttu.
"Dur yapma Seren." Gözyaşları bir sel gibi akan kadın başını iki yana salladı. Kendini yere bıraktı. Dizlerinin üzerine düşen karısına sarılan Ömer Yüzbaşı yüzündeki sert ifadenin kaybolmasına izin verdi. Ve yüzüne yerleşen acı dolu ifade ile karısına sımsıkı sarıldı.
"Sana söz veriyorum kızımızın saçının teline zarar gelmeden onu bulacağım ve kızımı kim kaçırdıysa hesabını soracağım." Ömer Dağdeviren bir söz verdi ama bilmiyordu ki bazen kaybetmekte bir taktiktir.
*******
İnsanların bencil olması ihanetin temel sebeplerindedir. Çünkü bencil insanlar en yakınlarına kolayca ihanet edebilirler. İhanet ettiği insanın çekeceği acıyı, hayal kırıklığını düşünmezler. Yapmaz dediğimiz insanlar hançeri acımadan sırtımıza saplarlar.
Anne dediğim kadının ihanetini asla beklemiyordum. Beni elleriyle Yaşar Koçak dediği Kızıl Umut'a teslim etmişti. Halbuki başta kızıma dokunmanıza izin vermem diyordu. Ben onu orada gördüğüm an Kızıl Umut, anneme zarar verirse diye korkarken o acımadan beni canavarın ellerine bırakmıştı.
Düşünüyorum belki annem bunu yapmamıştır diye ama yanılıyorsam annem şimdi nerede? Beni bayıltan annem değilse neden benimle birlikte değil? Aklım karman çormandı neye inanmam kime güvenmem gerektiğini kestiremiyordum?
Her şeyin çözümü zaman değil, bazen sadece affetmektir. Affetmek yüreği hafifletir derler ama annem bana ihanet ettiyse onu nasıl affedebilirdim ki? Bazen yanlış insanlara değer veririz. Bu bizi kötü yapmaz, sadece insan yapar. Kendime geldiğimden beri düşünüyorum anneme herkesten çok değer veriyorum. Yanlış bir insana mı değer verdim bunca yıl diye düşünmekten aklımı kaçıracaktım? Gözlerimi sımsıkı kapattım ve buraya ellerimi ve ayaklarım bağlanmadan önce annem ve o adam arasında geçen konuşmayı baştan sona hatırlamaya çalıştım.
"Bırak beni Allah aşkına!" Duyduğum korku dolu sesle gözlerimi açtım. Gözlerime vuran ışıkla gözlerimi kıstım. 1.78 boylarında, uzun, düz kızıl saçları omzuna kadar gelen mavi gözlü kadınla göz göze geldim. Kolundan sıkıca tutan adamın kehribar gözlerinin içine baktım.
"Yaşar ağanın özel misafiri de uyanmış sonunda." Sözleri alay doluydu. 1.92 boylarında, siyah düz saçları ensesine kadar gelen, esmer tenli adam dikkatle gözlerimin içine bakıyordu.
"Yaşar ağa da kim?" Sesim boğuk çıkmıştı. Beynimden son olanlar silinmiş gibi hiçbir şey hatırlamıyordum.
"Sen onu Kızıl Umut diye de bilirsin yavru ceylan." Adamın ukalaca cevabının ardından annemin sesi bir kez daha kulaklarıma doldu. Bana yaşananları hatırlatmak ister gibi.
"Yapman gerekeni biliyorsun Yaşar Koçak." Gözlerim doldu göz pınarlarımdan her an yaşlar akabilirdi. Annem mi teslim etmişti beni? Kadın geriye doğru gitmeye çalıştı ve adamın attığı tokat ile kendini yerde buldu.
"Dur, vurma ne olur," diye bağıran kadın elini yüzüne kapattı. Adam durmadı art arda tekme ve tokat atmaya devam etti. Duyduğum çığlık sesiyle bir rüyadan uyanmış gibi kendime geldim.
"Ben seninle boşandım Erdinç bırak beni gideyim." Kadının sesi çaresizce çıktı. Adının Erdinç olduğunu öğrendiğim adam demeye utandığım varlık kadına daha çok vurmaya başladı.
"Vurma," diye bağırdım. Elimdeki halatlardan kurtulmak için çabaladım. Ama başaramıyordum. Bir taraftan da kadını bırakması için bağırıyordum. Bir anda bana yönelen cani saçlarımdan tuttu ve art arda yüzüme yumruk atmaya başladı.
"Dur, vurma ne olur," diye bağıran kadın elini yüzüne kapattı. Gözümün önünde boşandığı eski eşi tarafından bir kadın şiddet görüyordu ve benim elim kolum bağlıydı hiçbir şey yapamıyordum.
Şiddetin dozu arttı, çığlıkların sesi yükseldi ama kimse duymadı şiddetin içinde yardım çığlığı atan bu kadının sesini. Ve adam bir bıçak çıkardı. Adam elindeki bıçağı defalarca kadına sapladı.
"Hayır," diye bağırdım. Kadının gözleri kapandı. Saçları darmadağınıktı, gözü morarmıştı, dudağının kenarından kan akıyordu. Adam gitti, kısa süre sonra ellerimdeki iplerden kurtuldum. Kadının yanına gittim.
"Kapatma gözlerini." Karnına bastırdım elime kanı bulaştı. Çok korkuyordum kadın ölecek diye.
"Ben ölmek istemiyorum." Sesi duyuramadığı çığlıklarını duyurmak ister gibi yüksek volde çıkmıştı. Elimden sımsıkı tuttu. Derin bir nefes almaya çalıştı.
"Adın ne?" Sesim titredi amacım onu konuşturmaktı.
"Gülnur," diye fısıldadı. Başımı salladım gözlerimden akan yaşlar görüşümü bulanıklaştırmıştı.
"Bana söz ver." Sesi biraz öncekinin aksine fısıltı gibi çıkmıştı.
"Ne?" Sesim fısıltı gibi çıkmıştı gözlerim dolmuştu, boğazım kördüğüm olmuştu.
"Benim gibi şiddet mağduru olan kadınların sesini duy onları kurtar." Gözleri kapandı nabzına baktım.
"Nabız alamıyorum." Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Birkaç kez daha aynı şeyi tekrarladım. Yavaşça ayağa kalktım. Etrafa çaresizce baktım hıçkırarak ağlamaya başladım.
"Öznur Savcım siz misiniz iyi misiniz?" Karşıma geçen adamın ela gözlerinin içine baktım. Üzerinde asker üniforması vardı. Başımı iki yana salladım.
"İyi olsam ne yazar ki bir kadın daha öldü gözlerimin içine bakarak ölmek istemiyorum dedi eski kocası tarafından vahşice katledildi ben hiçbir şey yapamadım." Gözlerimden yaşlar bir bir döküldü. Dizlerimin üzerine çöktüm art arda yere vurdum.
"Öznur." Murat'ın korku dolu sesini duyunca hızla ayağa kalktım ve sevdiğim adamın kollarına sığındım. Kollarının arasında hıçkırarak ağlamaya başladım. Bacaklarımın bağı çözüldü kendimi yere bıraktım benimle birlikte yere çöken sevgilim beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Ben artık yoruldum her gün bir evde kaç kadın şiddet görüyor, kaç kadın vahşice katlediliyor birilerinin buna dur demesi gerekiyor." Yavaşça ayağa kalktım gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.
"Kim bilir kaç kadın ölmek istemiyorum diye bağırıyor, kaç kadın geceleri uykusuz geçiyor, kaç kadın başını yastığa korkuyla koyuyor."
"Bir bitmediler," diye çığlık attım. Murat kollarımdan tuttu avazım çıktığı kadar bağırdım. Murat'ın kan çanağına dönmüş zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım.
"Daha kaç kez kadınlar acımadan katledilecek çocuklar istismara uğrayacak, hayvanlar şiddete kurban gidecek? Dünya iyi bir yer olacağına daha ne kadar masum canlıların kanına bulanacak?"
"Ölmek istemiyorum." Bu sözü daha ne kadar duyacaktık ben adaletin tecelli etmesini istiyordum, şiddete maruz kalan bu kadınların ölmek istemiyorum demelerini istemiyordum, onlar için savaşmak istiyordum. Kendimi karanlıkta buldum.
Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım elimi kalbime götürdüm. Kabus görmüştüm Gülnur benim için adaleti sağlayamadın deyip üzerime yürüyordu.
"Öznur kendine gel iyisin sorun yok burada güvendesin." Ben nefes alıyordum ama bana güvenen bir kadını koruyamamıştım, gözlerimin önünde hunharca katledilmişti. Taner'in sesini duydum. O ne zaman gelmişti yanıma. Ben ne zaman o depodan çıkarılmıştım da hastaneye getirilmiştim hiçbir şeyin farkında değildim.
"Bu yaralar iyileşir ama Gülnur geri gelir mi?" Gülnur'un adını anınca gözlerimden yaşlar nehir misali akmaya başladı. Televizyonlarda sadece benim ismimden söz ediyorlardı, kimse Gülnur'dan bahsetmiyordu.
*Ülkemizde çoğu kadın; erkek baskısı ve şiddeti yüzünden kendi kararlarını bile veremez konumdalar. Bu ülkede kadınlar aileleri tarafından özellikle de baba unsurunca zorla evliliklere maruz kalmakta, eğitim hakkı engellenmekte, istediği gibi hareket edebilme özgürlüklerine duvar örülmektedir. Kadının kendi kararlarını alabilmesine engel olabilmek için de kadın, ya şiddetle ya da ölümle tehdit edilmekte ve sindirilmeye çalışılmaktadır. Bunu yapan da hep baba, erkek kardeş veya eş sıfatındaki kişilerdir. Bu öyle sığ bir zihniyettir ki, bu zihniyete sahip kişiler sırf erkek olduğu için kendisini kadından üstün görmekte, kadının hayatı üzerinde kendi hükmünün geçeceği kanısına varmaktadırlar.
Gülnur vahşice katledildi kimse de çıkıp onun için adalet istiyoruz demiyordu burada sadece ben şiddet görmedim ki, Gülnur ölmek istemiyorum diye bağırırken bu insanlar neredeydi? Bacağıma aldığım darbe yüzünden zor yürüyordum arkamdan seslenen Taner'e hiçbir cevap vermeden odadan çıktım. Göz göze geldiğim insanlar yanımda olduklarını söylüyorlardı.
Dışarıya çıktığım an magazin muhabirleri etrafımı sarınca geriye doğru gittim. Adamların etrafımı sardıkları o ana gitmiştim bir an.
"Öznur Hanım geçmiş olsun." Sesler birbirine karışmıştı. Benim için üzüldüklerini söylüyorlardı.
"Ben iyiyim bu yaralar elbet geçer ama." Elimi kalbimin üzerine koydum o an gözlerimin önüne gelince gözyaşlarım yağmur misali akmaya başladı.
"Burada açılan yara nefes aldığım sürece kabuk bağlamayacak." Neden hiç kimse Gülnur'dan bahsetmiyordu?
"Ben orada tek başına değildim dün gece gözlerimin önünde bir kadını yaktılar. O kadının son sözü ölmek istemiyorum oldu." Bu sözlerimden sonra sesler uğultu gibi geldi kulaklarıma.
"Orada polisler sizden başka kimseyi bulmadı." Tahmin etmeliydim önce Gülnur'u orada öldürmüşlerdi daha sonrada onu götürmüşlerdi.
"Ama ben orada tek başına değildim bir kadın gözlerimin önünde önce şiddete uğradı, daha sonra hunharca katledidi," diye bağırdım. Arkamı döndüm.
Bir haftayı geride bırakmıştım geceleri uyuyamıyordum uyuduğum ise o anları tekrar tekrar yaşıyordum. Nefes nefese uyandığım bir tan vakti kapım çalındı kapıyı açtığımda korkuyla harmanlanmış kahverengi gözleri gözlerimi bulan Taner'in gözlerinin içine baktım.
"Öznur iyi misin?" Bedenen iyi olsam bile ruhen iyi değildim, Gülnur'u katleden canileri bulmadan da iyi olamayacaktım.
"Öznur verdiğin ifadenin doğrultusunda polisler tarif ettiğin profile uyan üç şüpheli yakalamışlar teşhiş etmek için karakola uğraman gerek." Üzerime hırkamı geçirdim.
"Hemen gidelim." Şimdi olmaz dese bile benim bir saniye bekleyecek zamanım yoktu. Karakola geldiğimizde sorgu odasında sıraya dizilmiş adamları teşhiş etmemi istediler.
"Üçüncü sıradaki o," dedim. Teşhiş etmem ile polisler onu sorguya alırken bizde koridorda beklemeye başladık.
Sonunda elinde kelepçe ile gördüğüm caninin yanına gittim.
"Gülnur nerede?" Gözlerini kaçıran adamın çenesinden tuttum. Polisler bana doğru geldiği an elimi havaya kaldırdım.
"Orada durun sakın bana karışmayın." Sesim yüksek volde çıkmıştı.
"Ama sayın Savcım," diye söze girmek isteyen polis memurunun bal sarısını andıran gözlerinin içine öfkeyle baktım. Yine de kenarda duran kadın polisler kollarımdan tuttular.
"Gülnur nerede?" Sesim fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
"Onu tanımıyorum." Polislerden kurtuldum tokat attım başı sola doğru döndü.
"Bana yalan söyleme nerede Gülnur onu nereye gömdünüz, söyle yoksa seni mahvederim." Taner kolumdan tuttu geriye doğru çekti.
"Öznur zor bir süreç geçirdi bu yüzden ne dediğini bilmiyor Memur Bey." Taner polislere açıklama yapıyordu gözlerinin içine baktım.
"Anladım ki: İnsanlar; susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar!" Şems-i Tebrizi'nin çok sevdiğim sözlerinden biriydi. Anlamasını ister gibi söylemiştim. Polislerden birinin belinden silahını aldım ve emniyetini açtım.
"Konuş yoksa tetiği çekerim. Gülnur nerede?" Ciddi olduğumu anlamış olacak ki sonunda konuştu.
"Mamak'ta eski otoparkta kimse bulmasın diye cesedinin üzerine beton döktük." Sözleri defalarca beynimin içinde yankılandı. Görünmeyen bir boğazımı sıkmış gibiydi. Nefes alamıyordum. Elimi kalbimin üzerine koydum kalbime giren şiddetli ağrı beni adım adım ölüme sürüklüyordu sanki.
Fırtına habercisi bulutlar, kara gökyüzünde yuvarlanırken ekip arabalarına binmiştik ve yola çıkmıştık. Mamak'taki eski otoparka geldiğimizde araçtan indim. Yerimde sendeledim. Düşmemek için arabanın kapısından tuttum. Yüzüme inen yağmur damlaları akıtamadığım gözyaşlarını yerime akıtıyordu yeryüzüne sanki.
Eski otoparka doğru ilerledim adımlarım geri gitmek için can atıyordu. Arkamdan gelen polis memurları ile birlikte tarif edilen yere geldiğimizde başımı salladım.
"Başlayın." Sesim buz gibi çıksa da içten içe yanıyordum.
Saatler sonra Gülnur'un cansız bedeni üzerine dökülen betonun içinden çıkarıldı. Rengi solmuştu, dudakları mosmordu. Bedeninde çatlaklar oluşmaya başlamıştı.
"Savcım emriniz?" Yanıma gelen polis memurunun siyah gözlerinin içine baktım.
"Yaşar Koçak ve Seren Dağdeviren hakkında kişinin özgürlüğünü kısıtlama ve kişiyi alıkoyma, ve şiddet suçundan yakalama kararı çıkaracağım. O ikisini hangi deliğe girdilerse çıkarın ve adaletin önüne getirin." Sesim netti. Seren Dağdeviren benim annemdi. Beni ölüme iten öz be öz annemdi. Beni ihanet ile tanıştıran sırtıma hançeri saplayan annemdi. Eğer onun hakkında yanılıyor olsaydım kayıplara karışmazdı.
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola. * gösterilen yerler alıntıdır
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |