7. Bölüm

7. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Kod Adı: Gölge

 

Bazen tek yapabileceğimiz beklemek ve umut etmektir.

 

*****

 

11 Kasım 2005

 

Derler ki; bazen tek yapabileceğimiz beklemek ve umut etmektir. Hayata tutunmak için umuda sıkı sıkıya sarılmalı insanoğlu. Peki ya evladı kaçırılmış bir anne umuda sarılabilir miydi?

Seren üç gündür kızı Öznur'dan bir haber alamıyordu. Kızının kaçırılırken nasıl çırpındığını güvenlik kameralarından izlemişti? Kızı şimdi ne haldeydi hiçbir şey bilmiyordu.

 

Bilmedikleri onu gün geçtikçe yok ediyordu. Ellerini saçlarının arasından geçirdi oturduğu duvarın önünde ileri geri sallanmaya başladı. Bir taraftan da gözyaşları akıyordu. Üç gündür elinden ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu.

 

"Öznur," diye fısıldadı. Elini boğazına götürdü. Üç gündür belirli aralıklarla kalbine bir ağrı saplanıyordu ardından nefes alamıyordu. Şimdi o ağrı kalbine yine saplanmıştı. Ve aldığı nefes ona haram olmuştu. Oturduğu yerde nefes almak için çırpınmaya başladı.

 

"Seren!" Ömer Yüzbaşı koşarak karısının yanına geldi. Karısını kollarının arasına aldı. Neler olduğunu anlayamayan genç Yüzbaşı ilk defa korktu. Bir taraftan kızı kaçırılmıştı, bir taraftan da karısı kollarının arasında resmen can çekişiyordu.

 

Alamadığı nefeslerinin arasından kızının adını söylemeye çalışan genç kadının hali içler acısıydı. Yapılan sakinleştiricinin ardından genç kadın bayıldı. Karısını sedyeye yatıran sağlık görevlileri, onu odaya götürdüler. Ömer Yüzbaşı karısının kriz geçirdiği duvarın dibine oturdu. Ellerini başına götürdü ve çaresizce beklemeye başladı. Tüm Ankara, Öznur'u bulmak için ayağa kalkmıştı ama kimse küçük kıza dair bir ize bile ulaşamamıştı.

 

"Ömer." O duvar dibinde Ömer Yüzbaşı ne kadar bekledi bilmiyordu. Karısının yorgun sesiyle saatlerdir oturduğu yerden kalktı. Hareketsizce durduğundan dolayı tüm bedeni taş kesilmişti.

 

"Sana kırgınım." Genç kadının sesi acı doluydu. Genç kadın, kocasının tam önünde durdu. İşaret parmağını kocasının kalbinin üzerine koydu.

 

"Sana kızgınım. Seni nasıl affedeceğimi bile bilmiyorum." Sesi titredi genç kadının. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.

 

"En çokta kendime kızgınım ve kendimi nasıl affedebileceğimi bilmiyorum. Biz böyle sorumsuz ebeveynler miydik? Evladımıza sahip çıkamadık. Onu kim olduğunu bilmediğimiz adamlar kaçırdı biz ise onu bulamıyoruz." Seren'in gittikçe sesi yükseliyordu. Hissettiği nefreti, öfkeyi ve kini kocasına hiç sakınmadan kusuyordu.

 

"Yapma Seren bu nefretin bizi çıkılmaz yollara sokacak. Bizim şimdi her zamankinden daha sıkı birbirimize sarılmamız gerekiyor." Ömer Yüzbaşı eşine karşı ılımlı yaklaşmaya çalıştı.

 

"Neyi yapma Ömer bizi çıkılmaz yollara benim nefretim sokmayacak senin işe yaramaz babalığın sokacak. Üç gün oldu koskoca yetmiş iki saat geçti sen hala kızımı bulamadın. İşte bizi çıkmaz sokağa sokacak neden bu. Hani nerede Öznur?" Seren'in sesi gittikçe azaldı bu sefer. Canı öylesine yanıyordu ki evliliklerinin onuncu yılında ilk defa kocası ile kavga ediyordu ve geri dönüşü olmayan sözleri sarf etmişti kocasına.

 

"Bak Seren ben senin gibi nefretin arkasına saklanmıyorum. Seni ayakta tutan nefretin, öfken ve kinin değil mi? Sen kendine bir yol bulmuşsun ve bu yolda kimin yıkıp geçeceğini düşünmeden ilerliyorsun." Ömer Yüzbaşının sesinde hayal kırıklığı gizliydi. Seren birkaç saniye söylediği sözleri düşündü.

 

"Söylesene, sevgiden bahseden karım nerede?" Ömer'in hissettiği o acı ses tonunda gizliydi. Karısının gözlerinin içine bakararak işe yaramaz babalığın sokacak bizi çıkılmaz yollara demesi canını hiç olmadığı kadar yakmıştı.

 

"Ben nefretin arkasına saklanıyor olabilirim ama senin mesleğinde edindiğin düşmanlar elini kızımıza kadar uzattı. Senin o düşmanların nefretin ta kendisi ve kızımız nefretin ta kendisinin elinde tutsak." Seren'in canı yanıyordu, Ömer'in de canını sözleriyle yakmak istiyordu. Ve bundan da başarılı olmuştu. Söylediği her bir cümlede Ömer Yüzbaşının canı hiç olmadığı kadar yanıyordu.

 

Beyaz bir gökyüzü gibiydi ela gözleri, Seren'in sözleri de ay kadar karanlıktı. Ela gözlerini, karısının gece karası gözlerinden ayırmadan yavaşça ona dokunduğunda teni parmak izlerini tutuşturdu; karısının acısı tenine değil, ruhunun tam ortasına çöktü. O an Seren kocasının bakışlarının ardındaki ruhunu gördü, ifadeleri tüm çıplaklığıyla gözler önündeydi. Canı yanıyordu. Ömer Yüzbaşının canı yanıyordu. Karısının yüzündeki eli yavaşça boynuna indi.

 

"Tek savaşan sen değilsin Seren. Öznur kaybolduğu için ben gördüğün gibi dimdik güçlü değilim. Görmüyor musun, canım yanıyor. Yelkovan akrebin etrafında her döndüğünde benim aldığım nefes azalıyor. Kızımı bulamadıkça ölüyorum anlasana be kadın." Ömer Yüzbaşı sonunda içindeki acıyı dışa vurmuştu o sırada gelen adam ise içten içe zafer nidaları atıyordu.

 

"Ömer, Seren çocuklar neler oluyor?" Seren babası Serhat'ın sesini duyunca kocasından birkaç adım uzaklaştı ve ona bu acıları yaşatan adama doğru koştu. Babasına sımsıkı sarıldı ve yine yeniden ağlamaya başladı.

 

"Baba, birileri kızımızı kaçırdı. Sen eski diplomatsın bulursan sen bulursun. Senin elin kolun uzundur. Bana kızımı bul baba." Seren bilmeden zaten kızını kaçırtan adamdan yardım istiyordu. Serhat yüzüne yerleştiği sahte üzüntü ile kızına sahte teselli veriyordu.

 

******

 

Seren'den

 

Gözlerimi açtığımda her şeyiyle beyaz olan bir odanın içindeydim. Kalbime giren ağrı ile yağmurlu havada dışarıya çıkmıştım evimizin alt sokağında Öznur ve o caniyi görünce yerde gördüğüm demir sopayı alıp kızıma doğru koşmuştum. Kızımı arkama alıp o canavara kızımdan uzak durmasını söylemiştim ve elimdeki sopayı Kızıl Umut denen canavara vuracakken başıma aldığım darbe ile karanlığa çekilmiştim. Kızım neredeydi hiçbir fikrim yoktu. Kapının cızırtılı sesini duyunca hızla kapıya doğru döndüm bir taraftan da ipleri çözmeye çalışıyordum.

 

"Seren Dağdeviren." Soyismimi nefretle dile getiren caninin kehribar gözlerinin içine nefretle baktım.

 

"Kızım nerede?" Kızım dediğim anda deli gibi gülmeye başladı. Kaşlarım olabildiğince çatıldı. Derin bir nefes aldım. Yanlış bir şey deyip kızıma zarar vermesini istemiyordum.

 

"Kızın seni ve beni iş birlikçi sandı Seren sen ise onun iyi olup olmadığını mı merak ediyorsun?" Sesi alay doluydu. Sözleri kalbime acıların en büyüğünü bıraktı. Kızım beni hain sanmış olamazdı benim tek derdim kızımı korumaktı. Kızım annesini tanıyor nasıl ona ihanet ettiğimi düşünebilir ki?

 

"Öznur'a kızgınsın." Sesi ne kadar eğlendiğini belli ediyordu.

 

"Ya da kırgınsın." Derin bir nefes aldım. Ellerim bir halatla bağlı olsa da tırnaklarımla halatı parçalamaya devam ediyordum. Arada elime de yaralar açıyordum. Bunu elime yayılan acıdan anlamıştım.

 

"Bunun bir önemi var mı sence?" Sesim kupkuru çıkmıştı. Susuzluktan boğazım kurumuş olmalıydı. Ne zamandır buradaydım?

 

"Bugün 28 Ekim sen neredeyse üç aydır misafirimsin. Senin adına hazırladığımız sahte videolar sayesinde kızın ve eşin seni kızını yıllar önce babası ile birlikte cani bir adama satan ihanetçi anne diye biliyor. Ve dosyanın Savcısı hatırı sayılır dostum olduğundan video üzerinde bir oynama olmadığını kızına ve eşine söyledi. Başta eşin ve kızın buna inanmak istemedi ama kızın şimdi hakkında yakalama kararı çıkardı." Her söylediği kelimede kalbime bir ok saplandı. Derin bir nefes aldım. O sırada bahsettiği videoları açtı.

 

Videolarda Öznur'u ben kaçırdım diyordum ve Ömer ve Öznur'a nefretimi kusuyordum. En acısı da bu videolar sahte falan değildi gerçekten de bu sözleri söyleyen bendim ama söylediğim kişi babam olacak o canavardı. Ona söylediğim sözleri sanki kızım ve kocama söylemişim gibi üzerinde oynamışlardı. Başımı iki yana salladım.

 

"Neden," diye sordu. Nefretle gözlerinin içine baktım. Ellerini iki yana açtı.

 

"Hiç düşündün mü, tüm bu yaşananlar neden oluyor ve olmaya devam ediyor?" Benden bir yanıt alamayacağını anlamış olacak ki gülmeye başladı.

 

"Sende en çok takdir ettiğim şey bu tepkisizliğin Seren Dağdeviren. Kızında aynı sana çekmiş." Kızın dediği an öne doğru atıldım. Gülerek birkaç adım uzaklaştı.

 

"Sakın kızımın adını o iğrenç ağzına alma seni ruh hastası," diye bağırdım.

 

"İyi ve kötüye gereken tepkiyi göstermiyorsun ama Ömer ve Öznur dediğim an içinden vahşi bir aslan çıkıyor. Halbuki o ikisi artık senden nefret bile etmiyorlar. Seni gördükleri yerde kesin ikisinden biri seni vururlar. Sonuçta onlara ihanet edip kayıplara karışmış birisin." Sözlerini söyledikten sonra videoyu kapattı ve gözlerimin içine baktı. O tepkisizliğimi yüzüme yerleştirdim.

 

Üzerimize çok büyük bir oyun oynanmıştı ve bunu araştıran kızım bunları gerçekten de dediğimi öğrenmiştir ama büyük bir sıkıntı vardı ki videonun bir kısmı kesilmişti ve bunu ne kızım ne de kocam bilmiyordu. Ben nasıl üç aydır ölü gibiydim hiçbir şey bilmiyordum.

 

Telefonu çaldı yüzündeki neşe ile telefonunu açtı. Telefonu öne doğru uzattı. Hoparlöre aldığı telefondan endişeli bir kadın sesi geldi. Ve ben bu sesi çok iyi tanıyordum. Bu Öznur'un yakın arkadaşından başka kimse değildi.

 

"Baba, Öznur benim kim olduğumu öğrendi ve annesinin aslında onlara ihanet etmediğini senin onu kaçırdığını öğrendi. Oraya geliyorlar Ömer Dağdeviren ve Öznur Dağdeviren. Kaç hemen oradan." Duyduğum endişe ses ile gülmeye başladım. Kızım ve kocam gerçeği öğrenmişti ve beni kurtarmaya geliyorlardı.

 

"Ne oldu saçma sapan konuşup ailemin benden nefret ettiğini söylüyordun. Ne o tuzakların elinde mi patladı?" Sesim alay doluydu şimdi rolleri değişmiştik.

 

"Kes sesini Seren," diye bağırdı. Susmak yerine daha çok gülmeye başladım. O anda silahın ürkütücü sesi odada yankılandı. Karnımda hissettiğim yanma hissi ile sandalyeyle birlikte yere devrildim. Kulaklarım uğuldamaya başladı.

 

"Anne!"

 

"Seren!" Hayatımda iyiki dediğim iki insanın korku ve endişe ile harmanlanmış sesini duydum. Bileklerimdeki ipler çözüldü.

 

Ensemde buz gibi bir el hissettim. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Bu yaşlar hissettiğim acı yüzünden mi akıyordu, yoksa kızım ve kocamı gördüğüm için sevinç gözyaşları mıydı, hiç bilmiyorum. Kocamın kollarının arasında acı çekiyordum.

 

"O sözlerin sahibi siz değildiniz, babam olacak adama söylemiştim. Ben." Sözlerim kesik kesikti. Ağzımdan akan kan cümlemi yarıda kesti. Ölüm bana bu kadar yakın mıydı, her şeyin sonuna mı gelmiştim? Hiçbir şeyi bilmiyordum.

 

"Yorma kendini güzelim." Ömer'in gözyaşları yüzüme döküldü. Titreyen elimi yüzüne götürdüm. Gözyaşlarını sildim. Elimdeki kan yüzüne bulaştı.

 

"Ağlama Ömer." Bu seferde cümlem öksürük yüzünden kesildi. Her öksürüğümde nefesim kesiliyordu.

 

"Nefes al güzelim."

 

"Anne lütfen nefes al." Sesleri duyuyordum ama cevap veremiyordum. Kocamın kollarının arasında can çekişiyordum.

 

"Lanet olası ambulans nerede kaldı?" Öznur'un korku dolu sesini duyduğumda ona korkmamasını söylemek istedim ama öksürürken konuşmam imkansızdı.

 

"Ben hep sizi sevdim. Siz benim tek ailemdiniz. Sizden asla nefret etmem." Kelimelerim parça parçaydı ve can yakıyordu. Konuşmakta zorluk çekiyordum. Ölüm kapısını benim için aralamıştı ve ben gittikçe o kapıya yaklaşıyordum.

 

"Konuşma anne kendini yorma." Öznur ağlayarak konuşuyordu. Kızımın gözyaşları gücümü emiyordu tıpkı kan emen bir vampir gibi. Karanlık beni içine çekiyordu.

 

"Sakın gözlerini kapatma sevgilim." Aşık olduğum adamın korku dolu sesini duydum. Gözlerimi kapatmamak için savaş versem de en sonunda yenik düştüm ve karanlığa adım attım.

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

28.10.2024

 

 

Bölüm : 12.12.2024 19:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...