8. Bölüm

8. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Umut

 

Umut doğduğu zaman karanlık aydınlığa döner. Karanlığın yollarımıza pusu kurduğu yer umudun ortaya çıkması ile aydınlanır."

*****

 

21 Kasım 2005

 

Akşam vaktiydi. Yağan yağmuru savuran rüzgarın sesi küçük kızın çığlıklarını tüm dünyaya duyurmak ister gibiydi. Öznur karşısında oturan adamın kehribar gözlerinin içine korkuyla bakıyordu. Adam gözlerini bile kırpmadan küçük kıza bakıyordu. Yeryüzüne inen yağmur damlaları Öznur'un içindeki umutsuzluğun sesiydi. Çaresizce camdan dışarıya baktı. Anne ve babasını yanında istiyordu ama onlar gelmiyordu. Onu bulamıyorlardı.

 

"Beni burada bırakmayın," diye içinden sayıklayan küçük kız yaşlı gözlerle cama çarpan yağmur damlalarına bakıyordu. İlk defa yağan yağmura bakarken gülmüyordu. Öznur yağmuru çok severdi ne zaman yağmur yağsa kahkaha atardı ama şimdi ağlıyordu.

 

Öznur o kadar derinlerdeydi ki elini uzatsa kimsenin tutamayacağını, elini uzatsalar kimsenin ona uzanamayacağını biliyordu. Düştüğü yerden başını kaldırmış, uçsuz bucaksız kuyunun başında duran birine kim olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

 

Öznur Dağdeviren buydu. İhanete uğramış, eksik, yarım ve sessiz. Bu eve kapatıldığından beri ilk kez anne ve baba diye çığlık atmıyordu. Anne ve babasından yemediği tokatları dedesi ve Kızıl Umut diye bildiği cani adamdan yemişti. Burnu çok acıyordu. Kolunu ısırdığı adam karşısında büyük biri varmış gibi küçücük çocuğa vurmuştu. Burnundan akan kan okul kıyafetine bulaşmıştı. Elini burnuna götürdü canı yanınca gözleri doldu. Eline bulaşan kanına baktı.

 

"Uslu bir çocuk olsaydın dayak yemezdin velet." Kızıl Umut'un sesini duyunca duvara daha çok sindi. Acımadan vurduğu o anlar hala gözlerinin önündeydi. Eline aldığı bilgisayarın kablosu ile bedenine indiği darbelerin acısını hala hissediyordu.

 

"Güzel sesin çıkmıyor. Hep böyle olursan sana vurmam." Öznur, Kızıl Umut'un sesini duydukça midesi bulanıyordu. Midesinden yukarıya doğru çıkan sıvılar ağzından çıkmak için Öznur'dan bir hamle bekliyordu. Öznur kusmamak için kendini tutuyordu çünkü biliyordu ki karşısındaki cani kustun diye de döverdi.

 

******

 

Kasım 2024

 

"Anne kapatma gözlerini!" Attığım çığlık göğe ulaştı ama anneme ulaşamadı. Yerden hızla kalktım. Babam, anneme sesleniyordu. Ben üç ay öncesine kadar annemi hain zannederken ölmesi için dua ederken böyle olsun istememiştim ki. Annem bana ve babama ihanet ettiği zannederken onun suçsuz olduğunu üstüne üstlük hayatımı mahveden canilerin elinde esir tutulduğunu öğrendiğimde pişmanlık ve çaresizlik urgan oldu boynuma dolandı.

 

Annemin tutulduğu eve geldiğimizde anılar gözümün önünde canlandı. Çocukluğumun çığlık çığlığa bağırdığı odada bir silah sesi kulaklarıma doldu ve içeriye girdiğimde annemi kanlar içinde buldum.

 

"Öznur!" Kollarımdan sarsılmam ile bir kabustan uyanmış gibi kendime geldim. Yüzüme kamçı gibi çarpan saçlarımı geriye doğru atan adamın koyu yeşil gözlerinin içine yaşlı gözlerle baktım.

 

"Murat, annem." Cümlemin devamını getiremedim. Boğazıma bir yumru oturdu.

 

"Seren teyzeyi hastaneye götürdüler. O iyi olacak." Murat ellerimden tuttu. Gözyaşlarım bir bir aktı.

 

"Donuyorsun Öznur." Murat'ın sesi endişeliydi. Askeri montunu hızla çıkardı. Bana giydirdi. Daha sonra beni kollarının arasına aldı. O tutmasa bacaklarım bana ihanet ederdi. Yürüyecek halim yoktu sürekli gözlerimin önünde annemin kanlı hali vardı.

 

Gözlerimdeki ruhsuz ifadeyi gören Murat'ın bedeni kaskatı kesilmişti. Gözlerimin önünde sis bulutu varmışcasına hiçbir şey göremiyordum. Bedenim buradaydı ama ruhum bambaşka bir yerdeydi. Ne ara hastaneye geldiğimizin farkında bile değildim. Öyleyce AMELİYATHANE yazan yazıya bakıyordum.

 

Üzerimde Murat'ın askeri montu olmasına rağmen üşüyordum. Soğuk, ciğerlerimi yakıyordu ama aldırmadım. Tek istediğim arkama bile bakmadan uzaklara kaçmaktı. Kafayı yemek üzereyim sürekli annemin kanlar içinde yerde yatan bedeni gözümün önündeydi. Can çekişirken ben suçsuzum size demedim o sözleri demesi kulaklarımdan gitmiyordu. Annemin beni ve babamı canından çok sevdiğini bilmeme rağmen üzerimize kurulan tuzağa düştüm ve annemin ölmesini diledim.

 

Şimdi ise pişmanlık dehlizinde cayır cayır yanıyordum. Anılar ruhumuza öyle bir işler ki ölürken ruhumuzda yaşarken taşıdığımız anlardan daha fazlasını yaşarız diye bir cümle okumuştum ünlü bir yazarın kitabında. O an yazarın ne demek istediğini asla anlayamamıştım. Ama şimdi ölümün soğukluğu ensemde gezinirken o satırlar gözlerimin önünde can bulmuştu. Bir hiçliğin ortasındaydım ve varlığımın tamamını bu hiçlik taşıyordu.

 

Yıllar önce lisedeyken Edebiyat öğretmenimin sınıfa, "Umut, doğduğu zaman karanlık aydınlığa döner. Karanlığın yollarımıza pusu kurduğu yer umudun ortaya çıkması ile aydınlanır, " dediği gün bu düşüncenin temeli beynime kazınmıştı.

 

Duvara başımı yaslamış, kalemi parmaklarımın ucuyla çevirirken, bizim için anlam ifade eden umutla ilgili konuşan öğretmenin bu sözlerini aklıma kazıyacağımı ve ne zaman umutsuzluğun dibine çekilirsem bu sözleri hatırlayacağıma söz vermiştim. Ben yine yeniden umutsuzluğa çekilmiştim ve öğretmenimin sözlerini hatırlamıştım ama bu sefer o umutsuzluktan kurtulamadım bu sefer. Ellerimde annemin kurumuş kanı vardı.

 

 

Duvarlar üzerime geliyordu hızla ayağa kalktım. Gözler üzerimdeydi, fark etmiştim ama dönüp bakmadım. Arkamdan seslenseler de hiçbir şey demedim. Kendimi hastanenin bahçesine attım. O an acı çığlıklar atan ambulans tam önümde durdu. Sağlık görevlileri ambulansın kapılarını açtı.

 

"25 yaşlarında erkek. Operasyon sırasında kalbinin iki santim aşağısından vurulmuş. Çok kan kaybetmiş. Acil A Rh + kana ihtiyaç var." Yanımdan hızla geçen sağlık görevlileri sedyede götürülen asker hakkında doktorlara ve hemşirelere bilgi verirken ben olduğum yerde kalakaldım. Sedyedeki askerin üniforması kanla kaplanmıştı.

 

"Öznur!" Duyduğum sesle içimdeki öfke büyüdü. Yavaşça bana seslenen adama doğru döndüm. Koşarak yanıma gelen adamın deniz mavisi gözlerinin içine nefretle baktım.

 

Serhat Yıldırım tam karşımda duruyordu. Hayatımı, çocukluğumu mahvedenlerden biri olan dedem olacak canavar tam karşımdaydı. Sesi ağlamaklıydı.

 

"Senin burada ne işin var lan?" Bağırmamla bahçedeki birkaç göz benden tarafa döndü.

 

Ağlamaklı bir sesle, "Öznur," diye uzatınca yakasına yapıştım. Öfke ve nefret dolu bakışlarımla baktım gözlerinin içine. Yıllar ondan birçok şeyi götürmüştü. Dimdik duran bedeni şimdi iki büklümdü karşımda. Siyah saçlarının arasından aklar vardı. Nefretle bakan deniz mavisi gözlerinin içi çökmüştü. O nefret şimdi gözlerinde yoktu.

 

"Annem ölümle yaşam arasında savaş veriyor ve bunu hayatımıza soktuğun canavar yaptı. Mutlu musun lan bela ettiğin orospu evladı gözünü kırpmadan annemi vurdu," diye bağırdım. Öfkelenince çok fazla küfür ederdim ve genellikle bunun farkında olmazdım ama şu an farkındaydım. Kendimi tamamen kaybedersem bu soysuzun ölüsü çıkardı buradan.

 

Bende öfke kontrol problemi vardı ve ilaçlarımı bugün almamıştım. Sakin olmam gerektiğini içten içe tekrar ediyordum ama öfke çoktan gözlerimin önüne perde çekmemişti bile.

Bana saldırmak için pusuya yatan geçmişime direnmiyordum. Nereye gittiğimi bilmiyordum tıpkı geçmişimin beni nereye savrulacağını bilmediğim gibi.

Kendimi rüzgarın sert eşisine bıraksam savrulup gidecek kadar dağılmıştım.

 

Onu şuracıkta öldürebilirdim veya yaralayabilirdim ama yapmadım. Öfkem gözümü ne kadar kör etse de ben Savcı Öznur Dağdeviren'dim. Öfkem bile beni katil edemezdi. Yakasını sertçe bıraktım. Geriye doğru sendeledi.

 

"Sen sadece yok etmeyi bilirsin Serhat Yıldırım." Sözlerimde de gözlerimdeki ifade kadar nefret doluydu. Gözlerinden akıp giden o pişmanlığı görebiliyordum ama son pişmanlık fayda etmezdi. Çocukluğumun baharında bana travmalar bırakmıştı. Ben yirmi yedi yaşına geldim on dokuz yıl önce yaşadığım o korkunç anları unutmadım bazı geceler kabuslar görerek uyanıyordum.

 

 

"Özür dilerim kızım," dediği an ne zamandır yapmak istediğim o eylemi yaptım. Yumruk atmamla yere sertçe düştü.

 

"Bana sakın kızım deme. Lan hangi insan öz toruna bunu yapar öz evladına cehennemi yaşatır?"

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

21.11.2024

Düzenlenmiştir.

 

 

 

Bölüm : 12.12.2024 19:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...