
Yağmur gökyüzünden akan inci taneleri gibi yağıyordu.
****
Aydınlık ve karanlık, sadece fiziksel bir olgu değil, aynı zamanda insanın iç dünyasını yansıtan iki zıt kavramdır. Bazen birbirine bu kadar zıt olan bu kavramlar bizi iç dünyasında hapseder. Bir kafesin içine kapatılmışız gibi elimiz kolumuz bağlanır.
Hayatımız boyunca bu iki zıt kutbun arasında gidip gelir, bazen içimizdeki aydınlığı dışa vururken bazen de karanlık derinliklere çekiliriz.
Aydınlık, umudu, neşeyi, mutluluğu ve neşeyi temsil eder. Güneşin doğuşu gibi yeni başlangıçlara, umut dolu yarınları temsil eder. İçimizdeki aydınlık, bizi hayata bağlar, hedeflerimize ulaşmamız için bize güç verir.
Karanlık ise, korkuyu, kötülüğü, endişeyi ve üzüntüyü temsil eder. İçimizdeki karanlık, bizi yalnızlığa iter, mutsuz eder ve hayattan kopartır. Kendimizle yüzleşmekten kaçınır, hatalarımızı görmezden gelir ve çevremizdeki insanlara zarar veririz.
Gökyüzünen uzanan yeşil bir dev gibi büyük olan ağacın önünde oturuyordum. Serhat Yıldırım ile yüzleşmemden sonra babamın gelip o adamı yaka paça yanımdan götürmesinden sonra çınar ağacının önüne gelmiştim. Sırtımı ağaca yaslamıştım ve düşüncelere dalmıştım. Rüzgar saçlarımda dans eden bir el gibi esiyordu.
"Öznur kızım." Babamın ipek gibi yumuşak sesini duyunca kan kırmızısına dönmüş ela gözlerinin içine baktım. Adımları kar üzerindeki bir geyik gibi sessizdi. Ne zaman yanıma geldiğini fark edememiştim. Babamın yüzü bembeyaz bir güle benziyordu öylesine solmuştu.
"Baba," diye fısıldadım. Canım çok yanıyordu insan kaç yaşına gelirse gelsin anne ve babasının varlığı ona güç veriyordu.
Ümit kalbimde yanan bir mum gibiydi, zaman kumlar gibi elimden akıp gidiyordu. Ve hayat tıpkı bir sahne gibi, herkes farklı roller oynuyordu. Babamın desteği ile ayağa kalktım ve hastaneye girdim. Ameliyathanenin önüne gelince sandalyelerden birine oturdum. Babamda hemen yanıma oturdu. Elimi bir an bırakmadı. Murat ile göz göze geldim. O da bir an olsun beni yalnız bırakmamıştı. Güven veren bir bakış ile baktı gözlerime.
Odada düşen bir iğnenin sesi bile duyulacak kadar sessizlik vardı.
"Seren Dağdeviren'in yakınları?" Annemin adını duyunca elimi kalbime götürdüm hızla ayağa kalktım. Uzun boylu, orta yaşlı, koyu kahverengi gözleri ifadesizce bakan adamın gözlerinin içine baktım.
"Hasta zor bir operasyon geçirdi. Ameliyat sırasında kalbi durdu." Yerimde sendeledim biri kolumdan tuttu.
En karanlık gecenin içinde sıkışıp kalmıştım çıkmak için çabalasam bile kurtuluşum yok gibiydi çıkamıyordum. Hayatımın başladığı an karanlık yoluma pusu kurmuştu. Yeni doğan bebek masumdur peki onu kirleten çok karanlık gecenin içine girmesi miydi yoksa zaman mıydı? Bir insan bebekken masumken, büyüdükçe neden kötülüğe batardı?
Tertemiz duyguları kirlenir, soyutlanır, ezilir, ezilen taraf olmak istemediği için ezmeye başlar, zalimleşir, kırar, parçalar, onarır. Peki kırılan bardak hiç eski halini alır mı? Almaz. Bardak kırıldığında yapıştırsak bile eskisi gibi olmayacağı gibi kırılan kalbi onarmak istesek bile eskisi gibi tamir olması zor olurdu.
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.
2.11.2024
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |