16. Bölüm

16/18 mart 2026

Nur
nur_qwq

Gözlerimi bir kez daha sola doğru devirirken patlayacak hâle gelmiştim. Hâlâ hastane yatağında uzanıyordum. Birkaç saat önce uyanmıştım.

Dışarıda hafif çiseleyen bir yağmur vardı. Odamdaki camdan yağmuru görebiliyordum.

Zihnimde yetimhanedeki eski anılarım canlandı birden. Her yağmur yağdığında camın önüne geçip saatlerce izlerdim. Yağmur damlalarını gözyaşına benzetirdim. Bulutlar da benimle birlikte ağlardı.

“Hadi Miray, bir kaşık daha ye şu çorbadan, kuş kadar kaldın zaten.”

Ufuk abimin zorla yedirmeye çalıştığı kaşığa bakarken kusmamak için kendimi zorluyordum. Tatsız tuzsuz bir şeydi içtiğim çorba. Göktan abim sağ olsun, hastalığımla yakından ilgilendiği için bu tuzsuz yemekleri de o gönderiyordu.

“Doydum abi, yemek istemiyorum artık, yeter.”

Gözlerimi bir kez daha devirirken Ufuk abim derin bir nefes verdi.

Elindeki çorba kasesini yavaşça tepsiye bıraktı ve yanıma yaklaştı. Eliyle ona doğru eğilmemi işaret etti.

Kaşlarımı çatarak ona doğru eğildiğimde kulağıma fısıldadı.

“Eğer yemeği beğenmediysen bana söylemen yeterli. Gidip lahmacun alabilirim, onu gömeriz, ne dersin?”

Gülerek uzaklaştığımda sırtımı tekrar duvara dayadım. Kafamı iki yana sallayarak gülmeye devam ediyordum.

“Duymadım sanma Ufuk. Miray sadece benim gönderdiğim yemekleri yiyecek, unut sen o işi.”

Gözlerimi tekrar devirdim. Göktan abiciğim odadaki tekli koltukta oturuyordu. Ufuk abimi her tembihlediğinde ona gıcık oluyordum.

Resmen sıkı yönetim ilan etmişti. Tüm herkesi ilaçlarım ve yiyeceğim yemekler konusunda tembihliyordu. Ayrıca gün içinde yediklerimi kontrol ediyordu.

Bana özel bir suluk bile almıştı. Günde ne kadar su içiyordum, onu bile kontrol ediyordu. Az içtiğimde ise bana kısa süreli azarlar çekiyordu.

Ufuk abimle aynı anda gözlerimizi tekrar devirdik. Hemen ardından göz göze geldiğimizde ben gülmemek için başımı eğdim.

“Sen abimi boş ver güzelim, canının çektiği bir şey varsa söyle bana.”

Yüzümde sıcacık bir tebessüm belirirken Ufuk abimin elini tuttum. O da elimi avcunun içine alıp üstüne bir öpücük kondurdu.

“Yok abi, teşekkür ederim.”

Ufuk abim ayaklandığında saçlarıma öpücük kondurdu ve yemek tepsisini eline alarak odadan çıktı.

Odada sadece Göktan abimle kaldığımda gerildiğimi hissediyordum. Kolumdaki serum damlalarını izlemeye daldım.

İki gündür hastanede kalıyordum. Ben bayıldıktan sonra direkt olarak hastaneye getirmişlerdi.

Ayrı ayrı iki doktor gelmiş, hastalığım konusunda beni tekrar uyarmıştı. Kalp yetmezliğimin ilerlediğini, nakil olmam gerektiğini söylemişlerdi.

Bunları zaten biliyordum. Göktan abim sağ olsun, her akşam nakil olmam gerektiğini, sağlığıma çok dikkat etmem gerektiğini hatırlatıyordu.

Sağ olsun, bayıldığım ilk gün hastane odasına kimseyi almamıştı. Bugün sabahtan Sultan babanne gelmiş, biraz da o beni ayarlayıp eve geri dönmüştü.

Oğuz abimi görmemiştim, yanıma da gelmemişti. Neredeydi bilmiyordum. Berkay abimi ise sabah Sultan babanneyle görmüştüm.

Kerem abim de yoktu. Tahminimce o da Oğuz abimi sakinleştirmeye çalışıyordu.

Ufuk ve Göktan abimse hiç yanımdan ayrılmamıştı. Göktan abim doktor olduğu için yanıma sık sık uğruyordu.

Ufuk abim de yemeğimi yediriyor, tuvalete getirip götürüyordu. Üstümü ise hemşireler yardımıyla değiştiriyordum.

Hastane yatakları benim alıştığım bir şeydi. Zorluk çekmiyordum ama Ufuk abim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sabahları kalktığında ilk işi boynunu çevirmek olduğu için her yerinin tutulduğunu anlamak zor değildi.

Benim yüzümden üzülüyorlardı. Benim aptal kararımın bedelinin bir kısmını da onlar ödüyordu.

“Yarın çıkışını yapacağım hastaneden. Babannemin evine gideceğiz, biraz dinlen, daha sonra da İstanbul’a gidiyoruz.”

Göktan abimin sesini duymamla bakışlarımı ona çevirdiğimde, duyduğum cümlelerle gözlerim sonuna kadar açıldı.

Kaşlarımı sonuna kadar çatarken bana hiçbir şey sormaması sinirimi bozuyordu.

“Benim neden bundan haberim yok peki?”

Kendimi sakinleştirmeye çalışırken tırnaklarımı beyaz çarşafa geçirdim.

Yavaşça ayaklandı ve yatağımın baş ucuna geldiğinde hâlâ göz göze idik.

Sinir bozucu gülümsemesi tüm yüzünü kapladı.

“Şimdi oldu,” dedi ve göz kırparak kapıdan çıktı.

Sağ elimi ağzıma sokup ufak bir çığlık attım.

Bu adam kesinlikle benim sınavımdı.

☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆

Sultan babannenin misafir odasındaki karmaşayı izlerken başımın döndüğünü hissedebiliyordum.

Herkes farklı bir şeyle uğraşıyordu. Sultan babanne sırtımın arkasına yastık koymaya çalışıyor, ben gerek olmadığını anlatmaya çalışıyordum.

Oğuz abim yatağımın solundaki uzun koltuğun en başında somurtkan bir şekilde oturuyor, yanındaki Ufuk abimse Berkay abimle konuşuyordu.

Kerem ve Göktan abim camın önünde sessiz bir şekilde konuşuyorlardı. Kadir babam ise kapının girişinde Selin’le konuşuyordu.

Deniz abimin gelmediğini, İzmir’de kaldığını Ufuk abim söylemişti. Şahsen benim açımdan bir şey fark etmiyordu.

Derin bir nefes alıp başımı duvara yaslarken Kahve’yi düşündüm. Onu çok özlemiştim. O da Selin’le birlikte İzmir’de kalmıştı. Meltem Hanım da gelmemişti.

Gerçi her şey aniden gelişmişti. Bayıldığımı öğrenince çok endişelenmiş, iyi olup olmadığımı sormuştu. Ben de tabii ki iyi olduğumu söylemiştim.

Daha sonra da beni aramamıştı. Ben de onu aramamıştım. Daha doğrusu telefonum neredeydi, onu bile bilmiyordum.

“Seni çok özledim babacığım. Ne zaman geri döneceksin?”

Selin’in hüzünlü çıkan sesiyle dikkatimi telefonda onunla konuşan Kadir Bey’e verdim.

“Ben de seni çok özledim bebeğim. Yakında döneceğim, merak etme, tamam mı?”

Diyalogları karşısında yüzümde tebessüm belirdiğinde parmaklarımla oynamaya başladım.

Benim hiçbir zaman eve ne zaman döneceğini merak ettiğim bir babam olmamıştı.

“Oğuz abimi de çoooook özledim baba. O ne zaman dönecek? Orada mı Oğuz abim? Sorsana, beni özlemiş mi? Kerem abime de sor, tamam mı? O da özlemiş mi beni?”

Selin’in heyecanlı sesi tüm odayı dolduruyordu. O, abilerini sorarken üzgün olduğumu fark ettirmemeye çalıştım.

Benim yine yerlerini merak ettiğim abilerim de olmamıştı. Belki olmuştu ama ben onları kaybetmiştim.

Selin’in onları sorması üzerine Oğuz ve Kerem abim, Kadir Bey’le odadan dışarı çıktılar.

Ben de yavaşça yatakta kayarak başımı yastığa yasladım ve gözlerimi kapattım.

Saniyeler sonra duyduğum adım sesleriyle birlikte baş ucumda bir hareketlilik hissettim.

Saçlarımda bir el hissettiğimde yavaşça gözlerimi açtım. Ufuk abimle göz göze geldiğimizde bana gülümsedi ve saçlarımı okşamaya devam etti.

“Kendini kötü mü hissediyorsun? Bir yerin ağrıyor mu?”

Sorularına kaşlarımı kaldırarak yanıt verdim.

“Biraz uykum geldi sadece. Merak etme, iyiyim abi.”

Yüzündeki endişeli ifade biraz azaldı ve yanağımı sıktı.

“Prensesimiz uyusun o zaman, biz rahatsız etmeyelim.”

Üstüme kalın bir örtü örttü ve yanımdan ayrıldı. Daha sonra herkesi zorla çekiştire çekiştire odadan çıkarmayı başardı.

Ufuk abim, her seferinde beni güldürmeyi başaran nadir kişilerden biriydi ve ben onu gerçekten çok seviyordum.

☆☆☆☆☆

Uykumdan derin öksürüklerle uyandığımda boğazım kopuyormuş gibi hissediyordum. Yatakta yarı oturur pozisyona geçtiğimde öksürmeye devam ediyordum.

Ben öksürmeye devam ederken bir anda önümde beliren bir bardak suya hayretle baktım.

Elin sahibini takip ettiğimde ise bu kişinin Oğuz abim olduğunu fark ettim.

Suyu kendi başıma içemeyeceğimi anladığında bardağı sabit tutarak ağzıma yasladı.

Suyu içmemi sağlarken bir yandan da öksürmemeye çalışıyordum.

Yeteri kadar içtiğimde ise yavaşça geri çekildim ve öksürmeye devam ettim.

Oğuz abim elinde küçük bir hapla geldiğinde doğrulmamı sağladı ve tekrar suyla hapı içmemi sağladı.

Dakikalar sonra öksürüklerim kesildiğinde gözlerim saate kaydı ve sabahın beşi olduğunu gördüm.

Bakışlarım bu sefer de Oğuz abime kaydığında onun zaten beni izlediğini fark ettim.

Dudaklarımı yavaşça oynatıp fısıldadım:

“Özür dilerim abi.”

Oğuz abimin kaşları cümlem yüzünden çatılırken birkaç adımda yanımda bitti.

“Ne için?”

Yüzümde tebessüm belirdiğinde kafamı yastığa dayadım ve gözlerimi kapattım.

“Bile bile intihar etmeyi seçip,hastalığımla size yük

olduğum için.”

Gözlerimi açmadan konuşmuştum fakat Oğuz abimin kaşlarının bu sefer sonuna kadar çatıldığını tahmin edebiliyordum.

Oğuz abim dakikalarca sessiz kaldı ve bana cevap vermedi. Belki de bana sinirlenmişti ya da duyduklarını sindirmeye çalışıyordu, emin değildim.

Ama dakikalar sonra yeniden konuştu:

“İntihar kişinin kendi seçimidir, Miray. Ne ben ne de ailem senin ne yaşadığını bilmiyoruz. Bilsek bile bu konu bizim yorum yapabileceğimiz bir şey değil.

Sen bugün burada, bizim yanımızdasın ya, buna şükür. Ayrıca sen hiçbir zaman yük olmadın ki. Eğer yük olsaydın bile ben seni seve seve sırtımda taşırdım, kardeşim.”

Cümlesi yüzümdeki tebessümü artırırken yavaşça uykunun kollarına çekildim.

Dakikalar sonra saçımda hissettiğim bir el vardı ve o el, içimdeki küçük kızın hiç okşanmamış saçlarını sevgiyle okşuyordu.

☆☆☆☆☆☆☆☆

Burnumun üstünde hissettiğim ağırlıkla uyandığımda nefes alamadığımı fark ettim.

Elimi burnumun üstüne attığımda bunun başka bir el olduğunu anladım.

Gözlerim elin sahibine tırmandığında Oğuz abimi gördüm.

Yatağa uzanmış, neredeyse üstümde yatıyor sayılırdı. Sol eliyle bana sıkıca sarılmıştı.

“Ya abi, baksana şu Oğuz abime! Koalanın dala yapıştığı gibi yapışmış kıza! Boğuyor kızı!”

Ufuk abimin sesini duyuyordum fakat onu göremiyordum. Oğuz abim beni göğsüne sıkıca gömdüğü için kafamı bile oynatamıyordum.

“Sessiz ol lan! Uyandıracaksın şimdi kızı!”

Bu sefer de Kerem abim konuşmuştu. İkisinin de yatağın ucundan bizi izlediğini anlamak zor değildi.

"Bana ne abi ya! Uyanırsa uyansın. Ben bile birlikte uyuyamadım daha Miray’la, bana ne!”

Gülmemek için yanaklarımın içini dişledim. Sabah sabah Ufuk ve Kerem abimin atışmasını izlemek oldukça zevkliydi.

“Tamam, kes oğlum. Ben de yatamadım daha kardeşimle ama zırlamıyorum. Sus, sen de çıkalım şuradan, uyandıracaksın şimdi.”

Adım sesleri ve kapının kapanma sesini duyduğumda gittiklerini anlamıştım.

Ben, Oğuz abimin kollarından nasıl çıkacağımı kara kara düşünürken bir anda üstümdeki bedenin hareketlenmesiyle irkildim.

“Sonunda gittiler. Günaydın, prensesim.”

Oğuz abimin yeni uyanmış sesiyle başımı kaldırıp ona baktığımda bana kocaman gülümsüyordu.

Ben de ona gülümsedim ve yataktan kalkmak üzere doğruldum.

“Uzan sen, daha kahvaltıyı hazırlayınca çağırırım seni.”

Benden önce ayağa kalkan Oğuz abim, zorla beni yatağa geri bastırırken bir yandan da konuşuyordu.

Kaşlarımı “olmaz” dercesine çattım.

“Olur mu öyle şey abi? Ben de ineyim aşağıya, yardım ederim.”

Oğuz abim omuzlarımdan nazikçe bastırıp beni geri yatırdı.

“Olur olur güzelim. Sen dinlen, çağırırım ben seni.”

“Peki,” dedim ve yerime geri yattım.Oğuz abim de odadan çıktı.

Komodinin üzerindeki telefonumu görünce ona doğru uzandım ve elime aldım.

Kapalı olan telefonumu açtığımda birkaç bildirim düştü. Bazıları markalardan gelen indirim mesajlarıydı.

Ama biri WhatsApp’tandı ve kesinlikle indirim mesajı değildi. Kayıtlı olmayan numaranın gönderdiği mesaja tıkladım:

“Miray merhaba, Asaf ben. Hastanede olduğunu Ufuk’tan duydum. Geçmiş olsun demek için yazmıştım. Numaramı kaydedersin. Daha iyi oldun mu bu arada?”

Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı çünkü Asaf’tan mesaj beklemiyordum.

Kısaca teşekkür edip daha iyi olduğumu belirten bir mesaj yazdım ve telefonu tekrar yerine koydum.

Aklıma tekrar Kahve’nin nasıl olduğu geldi. Onu çok merak ediyordum. En kısa zamanda yanıma geri alacaktım.

Yatak başlığından tutup yürümeye başladığımda ayaklarımın uyuşmuş olması yüzümü buruşturdu.

Küçük adımlarla odamdan çıkıp mutfağa ilerlediğimde herkesin orada olduğunu gördüm.

Oğuz abim ocağın altını yakıyor, Ufuk abim ekmek doğruyor, Kerem abim çay bardaklarını masaya diziyor, Berkay abim de kahvaltılıkları yerleştiriyordu.

Kapıdan hızlıca göz atıp tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkadım.

Tekrar mutfağa geldiğimde herkesle günaydınlaştım. Oğuz abim gelip yanağımdan öptü, ardından Kerem abim diğer yanağımdan öptü.

Tam yerime oturacakken Berkay abim saçlarımdan öptü. Ben gülümserken Ufuk abim de yanağımdan makas aldı.

Ardından herkes masaya yerleşti.

Herkes kahvaltı ederken Sultan babannenin yokluğu dikkatimi çekti.

"Sultan babanne evde değil mi?”

Soruma Oğuz abim cevap verdi:

“Babamla birlikte pazara gittiler. Babannem evde hiçbir şey kalmadı diyip duruyordu.”

“Göktan abim? O da mı pazara gitti?”

Bu soruma Ufuk abim gülerken Kerem abim başını iki yana salladı.

“Onun işi varmış, güzelim.”

Anladım dercesine başımı sallayıp

önümdeki domatesleri yemeye devam ettim.

Çayımdan içtiğim sırada önüme bırakılan dilimlenmiş salatalıklara bakakaldım. Oğuz abim “yiyeceksin” der gibi işaret etti.

Zorla onları da yedikten sonra lavaboya kaçtım. Ellerimi yıkayıp dişlerimi fırçaladım.

Mutfak geri döndükten sonra hep birlikte masayı topladık ve salona geçtik.

Oğuz, Ufuk ve Kerem abimle uzun koltuğa oturdum. Berkay abim tekli koltuğa geçmişti.

Başımı Oğuz abimin omzuna yaslayıp onların sohbetini dinlemeye başladım.Aradan biraz zaman geçip,kapı çalınca ayağa kalktım.

“Ben bakarım,” dedim ve kapıya doğru yürüdüm.

Kapıyı açtığımda beni küçük bir sürpriz bekliyordu.

Kahve ve yanında Selin gibi bir sürpriz.

Bir de elinde iki koca valizle bekleyen Meltem Hanım

Benim için hiç beklemediğim bir sürprizdi.

 

Bölüm : 18.03.2026 22:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...