
‘’Şikayetlerinizi alayım.’’ Bina yöneticisinin sorduğu soruya Maide teyze hemen cevap verdi. ‘’Çok asosyal bir binada yaşıyoruz. Etkinlikler düzenlenmeli.’’ Bina yöneticisi Emir 25 yaşındaydı. Geçen ki toplantıda ortak kararla onu bina yöneticisi yapmışlardı. ‘’İki yanımda da buz gibi çocuklar oturuyor. Firuze mesela yüz kez sohbet etmeye çalıştım. Kızdan bir etkileşim alamadım.’’ Nefesi kesildiği için konuşmasın ara verdi.
‘’Efdal desen yüzünü zor görüyorum.’’ Kast ettiği adama bakınca göz göze geldik. Bu adamı buralarda ilk defa görüyordum. ‘’Kusura bakma teyze. Bu akşam yaprak sarmanı yap geliriz.’’ Geliriz? Bu adam benim adıma mı karar vermişti yoksa bana mı öyle gelmişti.
‘’Geliriz derken çocuğum?’’ Maide teyzede benim gibi anlamamıştı. ‘’Şu Turuncu Kafayla.’’ Gözleriyle beni işaret edince ne diyeceğimi bilemedim. Benim adıma karar vermesi sinirlerimi bozmuştu. ‘’Turuncu Kafa değil Firuze. Ona bu şekilde bir hitap kullanman çok yanlış.’’ Emir’in söyledikleri Efdal denen adamın bir kaşının havaya kalkmasını sağlamıştı. Ben hiçbir zaman tek kaşımı havaya kaldıramamıştım. Nasıl yapıyordu acaba? ‘’Emir boşver bu adamla böyle bir muhabbete girilmeye değmez. Maide teyze ben gelemeye bilirim kusura bakma… Yani babama danışmam lazım… Emir ben artık kalkayım daha market alışverişine gideceğim. Sonra konuşuruz.’’ Ayağa kalkıp kapıya doğru yöneldim. ‘’Firuze, kızım bende alışverişe gideceğim. Efdal yaprak sarması yemek istiyorsan yardıma gel bakayım.’’ Maide teyze koluma girip yürümeye başlamıştı. Efdal denen adam tam arkamdaydı. ‘’Maide teyze siz gidin benim eve uğrayıp kedime yemek vermem lazım. Kolay gelsin.’’ Bir şey demesine izin vermeden kolundan çıkıp asansöre bindim. Kapı tam kapanırken ayağını kapının arasına koyan Efdalle yutkundum. Üzerime doğru gelince asansörün duvarına yaslandım. ‘’Aynı kattayız ya ben tuşa bastım.’’ Bu dediğime güldü.
Şerefsiz ne dediysem sanki! ‘’Korkutuyor muyum seni Turuncu Kafa?’’ Bakışlarıyla beni rahatsız ediyordu. ‘’Rica ediyorum benimle konuşma. Rahatsız oluyorum.’’ Asansör kapısı açılınca hemen çıktım. Oysa arkamdan sırıtıyordu. Hızla eve girip kapıyı kapattım. Kapı deliğinden ona baktığımda eliyle yüzünü sıvazlayıp kendine kızıyordu. Telefonumu alıp babama mesaj attım.
Firuze: Akşam komşuda yemek yiyeceğim haberin olsun.
Görüldü.
Babamın bana cevap yazmaması canımı acıtsa da bir şey diyemedim. Hep böyle olurdu. Ben mesaj atardım o sadece bakardı. Hoşuna gitmeyen bir durum olursa dış kapımı otomatik olarak kilitlerdi. Kapıdan bir ses gelmeyince odama gidip cüzdanımı aldım.
💐💐💐
Aldıklarımı yerleştirip hazırlanmaya başladım. Maide teyzeye yemeğe gidecektim. Efdal’in orada olduğu aklıma geldikçe heyecanlanıyordum. Üzerime beyaz crop giydim. Altıma ne giysem diye bakınırken kırmızı çiçekli eteğim takıldı gözüme. Hızla onu da giyinip makyaj yapmaya çalıştım. Hazır olduğuma kanaat getirip evden çıkıp, kapımı kilitledim. Ne olur olmaz. Maide teyzenin kapısını çaldığımda kapıyı Maide teyze açtı. ‘’Hoş geldin kuzum. Efdal oturma odasında sarma sarıyor sen geç benim mutfakta işim var.’’ Ayakkabılarımı
çıkartıp eve girdiğimde kapıyı örttüm. Çekinerek oturma odasına girdiğimde Efdalle göz göze geldim. Başımla selam verip karşısındaki koltuğa oturdum. Aradan beş dakika geçti geçmedi bağırmaya başladı. ‘’Maide teyze! Turuncu Kafa’da bana yardım etsin mi?’’ Ne yapıyorsun dercesine ona baktım. ‘’ Etsin tabi çocuğum. Firuze’m tepsim olsaydı sana da tepsi ayarlardım da tepsim yok. Emir’de geliyor. O da benimle sarar.’’ Bir şey demem izin vermeden gidince ofladım. Efdal’in yanına oturup çekinerek konuşmaya başladım. ‘’Sarma sarmayı bilmiyorum.’’ Bana ciddi misin dercesine bakıp sırıttı. ‘’Seyret.’’ Efdal’in nasıl sardığına bakıp bende sarmaya çalıştım. Sanırım bir tık fazla büyük olmuştu. Sardığım sarmayı elime alıp Efdal’in gözüne sokarcasına gösterdim. ‘’İki kişi doyar lan bunla.’’ Ben ne olduğunu anlamadan yanımdaki dağ ayısı elimdeki sarmayı yedi. Yerken parmağımı da vakumlamıştı. ‘’Boşuna bakma kızım. Saramıyorsun işte. Sen bana yaprak aç daha pratik oluruz. Biraz daha yanaş. Eteğine damlamasın.’’ Ona biraz daha yaklaşınca kalbim hızlanmıştı. ‘’Sabah seni rahatsız ettiysem özür dilerim. Kötü bir amacım yoktu. Firuze’yi herkes diyor diye Turuncu Kafa dedim sana.’’ Konuşmam gerektiğini düşünüp konuşmaya başladım. ‘’Dememeni tercih ederim.’’ Kafasını sallayıp sırıtmaya başladı. ‘’Peki Ateşböceği.’’ Ateşböceği mi? ‘’Artık sana böyle sesleneceğim.’’ Sinirlenip, ’’Uyuz herif!’’ Kalkmama izin vermeyip oturmamı sağladı.
‘’Ateş böceği; çekiciliği ifade eder. Japonlara göreyse; aşkı ve tutkuyu ifade eder.’’ Nutkum tutulmuş bir şekilde Efdal’e bakıyordum. ‘’Sana asla kötü bir şey söylemem Ateşböceği’m.’’ Bir şey demeden yaprakları açmaya devam ettim. Böyle bir adamdan bu tarz şeyler duymak oldukça rahatsız ediciydi. Ondan etkilenmemi bekliyorsa tebrikler! Başarmıştı. Ama bu ondan hoşlandığımı göstermiyordu. Etkilenmekle, hoşlanmak aynı şeyler değildi… Sanırım. Aklımı karıştırmıştı. Düşüncelerim birbirine giriyordu. Ondan uzaklaşıp, işimi yapmaya devam ettim. Ne tepki verdiğini göremiyordum. Bir şey diyecek gibi oldu ama vazgeçti. Salak gibi onun bana bir şey demesini beklemiştim. Bu duygu istemsizce oluşmuştu. Biraz bozulmuş olabilirdim. ‘’Selam!’’ Emir sesiyle yüzüme tebessümümü yerleştirdim. ‘’Hoş geldin.’’ Başıyla bana karşılık verip karşı koltuğa oturdu. Üzerinde asker yeşili bir tişört vardı. Asker olma ihtimali yüzde kaçtı? ‘’Emir ne iş yapıyorsun?’’ Sesim ister istemez heyecanlı çıkmıştı. Bu halime gülüp, ‘’Baba parası yiyorum demek çok isterdim. Yazılımcıyım.’’ İlk kısmı bastırmıştı. Efdal gerilmişti. Ona ithafen söylemişti bunları. Adım kadar eminim. Bende baba parası yiyordum. ‘’Merak etme baba parası yiyince bir şey olmuyor. Tecrübe konuşuyor.’’ Söylediklerimle afalladı. Onu umursamadan saçlarımı kulağımın arkasına attım. Efdal’in bakışları üzerimdeydi. Emir geldiğinden beri gergindi. ‘’Eee Efdal, sen ne iş yapıyordun?’’ Sesi yine imalıydı. Sürekli ona karşı imalarda bulunması beni bile rahatsız ediyordu. ‘’İş adamıyım.’’ Emir’in alayla gülmesini duymazdan gelmişti. Kafamı çevirip Emir’e baktığımda bana baktığını gördüm. Biraz utanmıştım. Onun bana baktığını fark eder etmez beni kendine çekmişti. Bacaklarımız birbirine yapışmıştı. Onunla temas halinde bulunmak beni gerçekten heyecanlandırıyordu. Yakışıklı adam sonuçta. Her kadını heyecanlandırıyordur. Buna emindim. Geri çekilmek istesem de kolu buna izin vermemişti. Emir ayağa kalkıp odadan çıkınca kulağıma yaklaşıp, ‘’O adamla konuşmanı istemiyorum Ateşböceği.’’ Ağzından çıkan cümle bir rica cümlesi gibi görünse de ben bunun emir cümlesi olduğunu anlamıştım. Kim olarak bana karışıyordu ki? Öfkeyle başımı çevirip ona baktım. Çok yakındık. Yakınlığı umursamadan konuşmaya başladım. ‘’Bana karışamazsın. Asıl sen benimle konuşma.’’ Yanından kalkıp mutfağa geçtim. Emirle Maide teyze gülerek sohbet ediyordu. ‘’Maide teyze yapılacak başka bir şey var mı?’’ Gözlerini kısıp bana baktı. ‘’Emir sen geç sarma sar çocuğum.’’ Emir çıkınca Maide teyzeyle baş başa kalmıştık. ‘’Tarhana çorbası yapmayı öğreteyim mi sana?’’ Sesindeki hevesi kırmamak için, başımı salladım. Şuan anne yokluğunu gideriyor gibi hissediyordum. Annemin yokluğu beni çok yıpratıyordu. Onu hiç görmemek… Babamın yanıma uğramaması da ayrı bir şeydi. Dolan gözlerimi gizleyip Maide teyzenin tencereye koyduğu şeyleri izledim. Bir taraftan da anlatıyordu. Yemek yapmayı pek bilmezdim. İnternetten bakıp yapabiliyordum ama. Bu da bir şeydi bence. Yemek yapmayı pek bilmemem yeteneksiz olduğumu göstermiyordu. Sanata çok meyilli bir kadındım. Tuval yapmak benim için bir tutkuydu. ‘’Çorbanın başından ayrılma. Sürekli karıştır. Kaynamaya başlayınca beni çağır.’’ Yanağıma öpücük kondurup mutfaktan çıkmıştı. Mecburen çorbayı karıştırıyordum. Kolum şimdiden ağrımaya başlamıştı. Kaynayana kadar böyle mi olacaktı. Oflayıp, duvara yaslandım. Gözlerimi kapatıp öylece çorbayı karıştırdım.
💐💐💐
Ne zamandır bu çorbayı karıştırdığımı bilmiyorum. Kaynamıştı sonunda. Altını kısıp bağırmaya başladım. ‘’Maide teyze! Kaynıyor.’’ İçeriye giren Eftalle afalladım. Yanıma yaklaşıp, çorbanın altını kapattı. Şuanda bana kitlenmişti. Onu uyarmıştım. Bana yaklaşmasını istemiyordum. Yanından geçip oturma odasına geçtim. Sarma faslı bitmişti. ‘’Siz oturun ben sarmayı ocağa koyup geliyorum.’’ Kıpır kıpır geziyordu. Bu hali gerçekten çok şirindi. Giden kadının arkasından gülümseyip Emir’in yanına oturdum. Sırf Efdal’in inadına. O kimdi de bana karışıyordu ki? İçeriye giren adama bakmamaya çalıştım. Ve bunu başardım da. Ona bakmamak gayet kolaydı bence. Onunda pek umurunda değildim. Bunu hissetmek bana iyi gelmişti. Emirle gündelik yaptığımız şeyleri konuşuyorduk. O da benim gibi biriydi. Tek sorun fazla çocuksu davranmasıydı. Emirle olan ilişkime de sınır çizip köşeye çekildim. Telefonumdan dizimi açıp izlemeye başlamıştım. Maide teyze içeriye girince saygısızlık olamaması için kapattım. ‘’Firuze gel bakalım yanıma. Senin çeyizin var mı?’’ Yanına gidip oturmuştum. Sorduğu soruya kahkahalarla gülmeye başladım. ‘’Yok be Maide teyze. Ama isterim yani neden olmasın?’’ Köşeden çıkardığı dosyaya baktığımda üzerinde kocaman ‘Bekar Erkekler’ Yazıyordu. Şaşırmıştım. Toparlayıp, ‘’Maide teyze bo şver. Bak söz veriyorum doğru kişiyi bulunca ilk seni tanıştıracağım. Hem benim babam böyle şeyleri sevmez. Bu konularda titizdir.’’ Üzülmüştü ama ne yapayım? Benimde babam öyleydi. Birazda haklıydı. Benden başka kimsesi yoktu.
‘’Ne iş yapıyor ki baban kızım?’’ Bu soruya cevap vermek çok zordu. ‘’Benim babam diplomat.’’ Gururla söylerdim bunu. Babamın devletimize çalışması beni hep gururlandırmıştır. Maide teyze şaşırmıştı. Bir şey de demedi. ‘’Her neyse sana ilk çeyizini veriyorum. Bebek yeleği.’’ Çok tatlı sarı bir yelekti. Üzerinde kare şeklinde, beyaz desenler vardı. Anne olmak çok istiyordum. Annemin bana yapamadığı anneliği kendi çocuğuma yapma düşüncesi, beni çok heyecanlandırıyordu. ‘’Çok güzel. Teşekkür ederim.’’ Gülümsemiştim. Başka ne yapabilirdim ki? Efdal’e baktığımda düşünceli bakışlarla elimdeki yeleği inceliyordu. Çeneme engel olamayıp, ‘’Maide teyze Efdal kıskandı galiba. Bir tane de onun çocuğuna ör.’’ Efdal tam cevap vereceksen Maide teyze konuşmaya başladı. ‘’1 tane yeter size!’’ Ben cümleyi idrak etmeye çalışırken Maide teyze gülüyordu. Efdal’e baktığımda dudağının sol köşesi hafif kıvrılmıştı. ‘’Maide teyze, Efdal manevi ağabeyim yaşında. Lütfen bir daha böyle şeyler söyleme.’’ Çizgimi çektiğimi düşünüyordum. Umarım beni anlamıştır diye geçirdim içimden. Sonuçta yaşlı kadındı onu üzmemek lazımdı. Yine sessiz kalmıştı. Efdal’in yüzünde kireç bir ifade varken, Emir’in yüzünde mutluluk vardı. Bana ilgisi olduğunu biliyordum. Ama benim ona ilgim yoktu. Onu bir arkadaş olarak görüyordum. Dürüst olmak gerekirse Efdal’e karşı karmaşık duygular içerisindeydim. Bir tarafım akışına bırak dese de, diğer tarafımın o kötü biri diye haykırışı daha ağır basıyordu. Kalbimi dinleyip akışına bırakacaktım her şeyi. Belki daha güzel olurdu. Buna şuanda karar vermiştim. Umarım pişman olmazdım.
Yemek yeme faslına geçmiştik. Bu süre zarfında Efdalle hiç konuşmamıştık. Yanımda oturuyordu. ‘’Efdal ağabey sürahiyi uzatır mısın?’’ Ağabey kısmını bastırmıştım. Gıcıklık değil miydi, onu sinirlendirmek hoşuma gidiyordu. Yandan bir bakış atıp, bardağımı aldı. Kendi suyumu doldurup, önüme koymuştu. Sinirlenmişti galiba. Emirle Maide teyze aralarında konuşuyordu. Kulağıma yaklaşıp, ‘’Beni sinirlendirme. Cezası ağır olur.’’ Sesi ciddiydi. Ama ben şuan ciddi miydim? Hayır tabii ki de! Alayla ona bakıp fısıldamaya başladım. ‘’Çok korkunçsun ağabeyciğim.’’ Şirin olduğunu düşündüğüm bakışlarımı attım. Ben ona böyle bakarken onun bana bir tık öfkeli bakması saçmaydı. Önüme dönüp keyifle yemeğimi yedim. Sarmaların düzgün olanları Efdal’e aitti. Bu beni çok şaşırtmıştı. Şuan beni öldürebilirdi. Öyle bakıyordu. Telefonum çalınca çantama uzanıp aldım. Arayan kişi Abidin ağabeydi. Kolay kolay aramazdı. Rahat bir şekilde telefonu açtım. ‘’Efendim?’’ Senelerdir değişmeyen kalın sesiyle, ‘’Küçük hanım, baban-‘’ Lafını bitirmesine izin vermemiştim. Ona bir şey olacak korkusu beni delirtiyordu. Ondan başka kimsem yoktu. Babam benim her şeyimdi. ‘’Babama bir şey mi oldu? Cevap versene bana!’’ Sandalyeden kalkıp dış kapıyı açtım. Panik atak geçiriyordum. ‘’Firuze! Baban iyi sadece bir süre telefonuna bakamayacağını söyleyecektim dinlemiyorsun ki!’’ Telefonu suratına kapatıp ağlamaya başladım. Şuan yaptığım şeyin mantıksız olduğunu biliyorum. Ama ne yapayım elimde olan bir şey değildi. Son hatırladığım şey Efdal’in beni kucağına almasıydı.
Efdal Demirkol
Kapının oraya yığılması sinirlenmesine neden olmuştu. Bir anda ne olduğunu anlamadan kriz geçirmişti. Bu kadın hakkında başka şeyler öğreniyordu. Babasına bu kadar düşkün olması sinir bozucuydu. Onu yalnız bırakan bir adama düşkün olması zavallıca bir davranıştı. Bir kuş kadar hafif, bir kuş olamayacak kadar da kanatsızdı. Onu kendi evine getirmişti. Emir şerefsizi de gelmek istemişti. İzin vermemişti. Kim olarak gelecekti ki? Sinirlenmişti. İstemeden bu kızı kıskanıyordu. Amacı onu kendine aşık edip, canını acıtmaktı. Bunu yapamayacaktı. Bunu bilmesine rağmen devam ediyordu. Firuze gerçekten güzel kızdı. Normalde olgun kadınlarla iletişim halinde olmayı tercih ederdi. Ama Firuze… Kokusu bile yetiyordu. Diğer kadınlar gibi değildi. Kendini ispatlama gibi bir çabası yoktu. En çok da bu özelliği ona çekici geliyordu. Yatağında onu görmek içinde farklı duyguların yeşermesine sebep olmuştu. Ateşi vardı. Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp çıkarmamak arasında kalmıştı. Çıkarırsa Firuze uyanınca kızabilirdi. Kızmasıyla uğraşmak istemiyordu. Hem uyuyor hem de ağlıyordu. Uyurken ağlaması garipti. Hemen telefonunu çıkartıp Erdem’i aradı. Ona hemen buraya gelmesini söyledi. Erdem aile doktorlarıydı. Bacakları açıktı. Bu sorunu halletmeleri lazımdı. Hızlıca dolabını açıp bir tane şort aldı. Firuze’nin bacaklarından geçirdi. Şortu giydirince eteği çıkartıp, özenle katladı. Böylesi daha iyiydi. Kapının sesinden Erdem’in geldiği anlaşılıyordu. Odaya giren adama, ‘’Hızlı ol ve git.’’ Demekle yetindi. Huzursuzdu. Onun canının acımasına dayanamıyordu. Erdem, anlayışlı yatakta yatan genç kıza baktı. Turuncu saçları, beyaz teninde o kadar hoş duruyordu ki. Büyülenmiş gibi hissediyordu. Efdal’in ters bakışlarını görünce kıza bakmayı kesti. Efdal’in baskısı altında çalışmaya alışıktı. Daha fazla dikkat çekmemek için, işine odaklandı. Kız bir çeşit tramva geçirmişti. Bir süre daha kızın başında durduktan sonra Efdal’e döndü. ‘’Benim yapabileceğim bir şey yok. Tamamen psikolojik. Ateşi 39 derece düşürülebilir seviyede. Ateşi düşerse rahatlar. Nereden çıktı bu kız Efdal?’’ Kahretsin, diye geçirdi içinden. Sesinin meraklı çıkmasını ayarlayamamıştı. ‘’Seni ilgilendirmiyor. İlaç yazdıysan kapıdaki çocuklara ver!’’ Ne oluyor, diye geçirdi içinden. Böyle bir adam değildi Efdal. Düşmanının kızına aşık olamazdı. Ama engel olamıyordu.
Yaktığı sigarayı söndürüp, genç kıza baktı. Çok güzeldi. Tunga’nın senelerdir neden onu sakladığını daha iyi anlamıştı. ‘’Firuze?’’ Nazikçe kaldırıp üzerindeki kumaş parçasından kurtuldu. Siyah atletiyle karşısında duruyordu. Dudaklarını genç kızın alnıyla buluşturdu. Ateşi hala geçmemişti. Ne yapacağını bilmiyordu. Banyo yaptırsa sıkıntıydı. Aklına birden sirkeli su geldi. Odadan çıkıp hemen mutfağa gitti. Bir kapa biraz su ve sirke karıştırdı. Hızla odaya geri dönüp su dolu kabın içine havluyu bıraktı. Havluyu tüm gücüyle sıkıp, genç kadının alnına yerleştirdi. Bu işlemi bir saat boyunca yapmıştı. Sonucun değişip değişmediğine bakmak için dudaklarını tekrar genç kadının alnıyla buluşturdu. Yoğun sirke kokusunu bastıran kokusunu soludu. Çok güzel kokuyordu. Keşfedilmeyen bir çiçek gibi kokuyordu. Daha önce böyle bir koku solumamıştı. Çevresindeki tüm kadınların kokusu neredeyse aynıydı. Ama Firuze’nin kokusu… Başkaydı. Üzerindeki kıyafetlerden kurtulup, yatağın diğer ucuna uzandı. Firuze’ye dönüp onu izlemeye başladı. Kendine hakim olamıyordu. Firuze’yi kendine doğru çekip sarıldı. Evet sarıldı. Şuanda dünyanın en mutlu adamı olabilirdi. Nasırlaşmış elleriyle Firuze’nin saçlarını okşadı. Çok güzeldi.
Ne oluyorsa olsun, diye geçirdi içinden. Ona sarıldıkça gözünün önüne babası geliyordu. ‘’Özür dilerim baba.’’ Onu duyamayacağını bile bile konuşmuştu. Efdal’in nefesi Firuze’nin alnına çarpıyordu. Bir süre sonra Firuze’de Efdal’e sarıldı. Genç adam kendini ilk defa böyle hissediyordu. Bu duygunun bir adı yok, diye geçirdi içinden. Kendine gelmesi lazımdı. Firuze yanlış kadındı. Onunla olamazlardı. Anın büyüsünü de bozmak istemiyordu. Fazlasıyla uykusu vardı. Bu zamanı değerlendirmek istiyordu. Parmaklarını, kollarında yatan kadının saçlarına doladı. Kendine engel olamayıp yüzüne küçük küçük buseler konduruyordu. Efdal Firuze’yi öptükçe Firuze’nin kaşları çatılıyordu. Genç kadının hareketlenmesi gittikçe artıyordu. Uyandırdığını düşünse de yanılıyordu. Firuze bacağını Efdal’in üzerine atıp daha sıkı sarılıyordu. Genç adam yattığı yerde taş kesildi. Böyle bir şey beklemiyordu. O kadar güzel bir an yaşıyordu ki. ‘’Umarım pişman olmazsın Ateşböceği'm.’’ Burnunu genç kadının boynuna sürtüp, kokusunu içine çekti. Çiçek gibi kokuyordu Firuze. İkisi de birbirine kenetlenmişti.
Perdenin arasından sızan güneş Firuze’nin yüzüne düşüyordu. Genç adam tüm gece boyunca kollarındaki kadını seyretmişti. Yüzünün her yerini ezbere biliyordu. Yorganın altındaydılar. Firuze’nin ateşi düşünce üşümemesi için yorganın altına girmişlerdi. Bu evdeki en güzel gecelerimden biriydi, diye düşündü Efdal. Firuze hareketlenmişti. İkide bir dönüp duruyordu. Esneme sesinin gelmesiyle hızla gözlerini kapattı genç adam. ‘’Neredeyim ben?’’ Kollarındaki kadın, yatakta oturur pozisyona gelmişti. ‘’Bu sığır ne alaka?!’’ Dayanamayıp Firuze’yi bir çırpıda altına aldı. ‘’Sığır?’’ Keyifle altındaki kadını izliyordu. ‘’Ne işim var benim burada? Sapık mısın? İn üstümden!’’ Onu duymazdan gelip daha fazla ağırlığını verdi. ‘’Dün kriz geçirdin. Ateşin vardı. Bende doktor çağırdım. Geri evine götürmeye de üşenince birlikte uyumak zorunda kaldık.’’ Kısaca açıklamıştı. Kaşları çatılmıştı. Sanki bir şeyler hatırlamış gibiydi. ‘’Yardımın için sağ ol. Yanında yattığım içinde kusura bakma. Gitmem gerekiyor.’’ Yataktan kalkmaya yeltenmişti. Kollarından tutup engel olmuştu. ‘’Tüm gece uyutmadın beni. Kuru kuru gidecek misin?’’ Gitmesini istemiyordu. Gözleri karşısındaki adamın vücudunda gezindi. Yapılı bir vücudu vardı. Genç kadının, vücudunu izlediğini fark edince sırıttı. Genç kadının üzerinden kalkıp, kaslarını gösterdi. Sırıtıyordu. ‘’Pis sapık!’’ Firuze’nin bu haline tebessüm edip, yatağın diğer tarafına attı kendini. ‘’Vücudumu incelemen bittiyse, uyumak istiyorum. Akşam önemli bir toplantım var.’’ Genç kadının odağı altındaki şorttaydı. ‘’Üzerimi kim değiştirdi?’’ Sormakla haklı diye geçirdi içinden. ‘’Ben değiştirdim. Merak etme bir şey görmedim. Karanlıktı zaten.’’ Dudakları aralandı. Bir şey diyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti. ‘’Uyumanla benim ne alakam var?’’ Soru soran kadınlardan nefret ederdi.
‘’Fazla soru soran kadınlardan nefret ederim Turuncu.’’
‘’Bende sorularıma cevap vermeyen adamlardan nefret ederim Siyah.’’
Kaşları çatıldı genç adamın. Böyle bir cevap beklemiyordu. Firuze onu şaşırtıyordu. Mantıklı bir cevap vermesi gerekiyordu. Biraz daha bakıştıktan sonra, ‘’Tamam sen kazandın. Bütün gece bana sarılıp uyudun, uykusuzum ven önemli bir toplantım var. Sevişmişiz gibi davranma.’’ Son cümlesini karşısındaki kadını utandırmak için söylemişti. İstediğini de elde etmişti. Firuze’nin yanakları kızarmıştı. Bakışlarını kaçırıyordu. ‘’Peki.’’ Efdal’e yaklaşıp, kafasını göğsüne dayadı. Saçlarıyla oynuyordu. Firuze sürprizlerle doluydu. Efdal’i şaşırtmaya devam ediyordu. Efdal bu anı bozmadan kollarını Firuze’nin kıvrımlı beline doladı. Saçlarıyla oynanmasından rahatsız olurdu. ‘’Saçlarımla oynama.’’ Sesi sert ve keskindi. Bir an duraksadı genç kadın. Ellerini çekip, yorganın üzerine yerleştirdi. Bu adamla uyumanın yanlış olduğunu biliyordu. ‘’Maide teyzeye ayıp olmuş mudur?’’ Dayanamayıp soru sormuştu. Kapattığı gözlerini açıp, ‘’Neden ayıp olsun? Bayıldın.’’ İçi yine de rahat değildi. ‘’Sağ ol ya çok rahatladım.’’ Sabır diledi içinden. Uyuması için sessiz bir ortama ihtiyacı vardı. Bu kadının olduğu ortamda zor gibiydi. Sesini çıkarmadı. Sırf Firuze onunla kalsın diye böyle yapıyordu. Efdal kolay kolay uyuyan bir adam değildi. En fazla beş saat uyurdu. O da çok nadir olurdu. ‘’Günde kaç saat uyuyorsun?’’ Yine soru sormuştu. Başkası bunu yapsa çok sinirlenirdi. ‘’Beş saat.’’ Efdal’in kısa cevapları Firuze’yi sinir ediyordu. ‘’Neden beş saat uyuyorsun?’’ Daha sıkı sarılıp, ‘’Çalışıyorum.’’ Firuze kısa bir an sustu. ‘’Beş saat çok az. Bir keresinde on sekiz saat uyumuştum. Ama genel olarak on bir saat uyuyorum. Uyku çok önemli nasıl dayanıyorsun beş saat? Nasıl zombi gibi göründüğün belli oldu!’’ Kafasını kaldırıp konuşan kadına baktı. Gözleri dudaklarına takılmıştı. ‘’Dayanıyorum işte. Zombi gibi görünsem, kadınlar bana cilve yapmaz. Sana öyle geliyordur.’’ Efdal’in diğer kadınlardan bahsetmesi onu rahatsız etmişti. Bir şey demedi. Sinirle üzerindeki adamı itti. ‘’İyi günler.’’ Şaşkınlıkla giden kadına baktı. Dış kapının sesini duyunca homurdandı. Haklıydı, dengesiz davranmıştı. Hem onu, onunla uyumaya zorlamış, hem de başka kadınlardan bahsediyordu. ‘’Aptal kafam!’’ Söylenerek yataktan çıktı. Odasını havalandırmayacaktı. Havalandırırsa Firuze’nin kokusu giderdi. Klasik şirket kombinini yapıp dış kapıya yöneldi. Sesler geliyordu. Deliğe baktığında Emir’i gördü. Firuze’nin dairesinin önündeydi. Konuşuyorlardı. Sinirle burun kemerini sıkıp kapıyı açtı. Göz ucuyla Firuze’ye baktı. Hala kendi kıyafetleri vardı üzerinde. Bu durum onu keyiflendirmişti. Bir an Firuze’yle göz göze geldiler. Tam konuşacakken, ‘’Emir içeri gelsene ayakta kaldın. Aklım gitti benim.’’ Kilitlediği kapının anahtarına asıldı. Neden böyle hissediyordu? Emir’in içeri girmesiyle Firuze hemen kapıyı kapatmıştı. Emir’den nefret ediyordu. ‘’Orospu çocuğu!’’ Asansöre binip aynadan kendine baktı. Emir’i dövmeden rahat edemeyecekti. Kapıda Orhan ağabeyi vardı. Orhan senelerdir onlarla çalışıyordu. ‘’Bir sorun mu var?’’ Bir baba gibiydi. Senelerdir Efdal’e sahip çıkıyordu. Orhan olmasaydı, Efdal bu konuma gelemezdi. Bunu çok iyi biliyordu. Birlikte arabaya bindiler. ‘’Ağabey, Emir’i döveceğim. Yavşak! Kıza yürüyor pezevenk!’’ Orhan’ın korktuğu başına gelmişti.
Efdal’in Firuze’ye aşık olması planlamadıkları bir şeydi.
Başını sıvazlayıp küfürler etti. ‘’Sen bu kızı seviyor musun?’’ Cevabı biliyordu. Efdal’in inkar edeceğini de. ‘’O kızla babamın intikamı için yakınlaşıyorum! Tunga Kaan Akça benim canımı yaktı! Bende onun canını yakacağım. Trip atıyor bir de. Aptal kadın… Dün gece birlikte uyuduk kriz geçirdi. Koyun gibi sarıldı bana.’’ Orhan Efdal’e bakıp, ‘’Efdal kızın bir suçu yok neden anlamıyorsun. Baban silahlı saldırı düzenlemeseydi bunların hiçbiri olamayacaktı!’’ ‘’Madem öyle o piçte benim babamı ihbar etmeyecekti. Seni severim sayarım, ama ne olur işime karışma. Ben Tunga Kaan Akça’nın canını yakacağım. Herkesten gizlediği kızının acısını yaşatacağım!’’ Evet Efdal’in amacı buydu. Firuze’yi kullanacaktı. Elleriyle yüzünü sıvazlayıp, arkasına yaslandı. Firuze’nin sesi kulaklarında çınlıyordu. Düşününce onun bir suçu olmadığını anladı. Benimde suçum yoktu, diye geçirdi içinden. Genç adam babasının intikamını almakta kararlıydı.
Cebindeki sigara paketini çıkartıp, bir dal yaktı. Derin bir şekilde içine çekti. Sigaranın ciğerlerini ulaştığı o hissi çok seviyordu. Tebessüm edip, yüzük parmağındaki yüzüğü okşadı. ‘’Ağabey, annemlere uğrayalım. 6 Aydır görmüyorum.’’ Efdal Demirkol böyleydi işte. Bir giderdi bir daha gelmezdi. Orhan bir şey demeden kavşaktan döndü. Bu yolları ezbere bilirdi. Hafta sonları babası onu yanında götürürdü. Babasının koltuğuna oturmayı çok severdi. Koltuk… Babasının manevi oğlu geldi aklına. Tanman Tumay Aybar. Annesi ondan nefret ederdi. Efdal’se tam tersi onu severdi. Onu babasının emaneti olarak görüyordu. Ailesinin kim olduğunu bilmiyordu. İstese bulurdu ama Tanman’nın tepkisinden korkuyordu. Onun hakkında tek bildiği:
Rıza Aybar için değerli olduğuydu.
Rıza Aybar yer altı dünyasının çınar ağacıydı. Kimse ona sormadan bir iş yapamazdı. Daha doğrusu yapmaya cesaret edemezdi. Her şeyden haberi olurdu. ‘’Rıza Aybar’ın senden istediği bir şey var.’’ Orhan huzursuzdu. Rıza’nın kahyası seneler sonra ilk defa onu aramıştı. ‘’Ne istiyor? Uzun zamandır sesi çıkmıyordu piyasada.’’ Kaşları çatıktı. Daha önce onu hiç görmemişti. ‘’Tahir Yıldırım’ı öldürmeni.’’ Tahir Yıldırım’ın adını defalarca duymuştu. Alemde; okul çıkışlarında çocuklara zorla bali çektirdiği söylentileri vardı. Basit biriydi onun için. Tek sorunun babasının eski dostu olmasıydı. Zamanında Efdal’e çok çektirmişti. Yaptığı her işi polise ihbar etmişti. Bir daha da görüşmemişlerdi. Şerefsiz herifin tekiydi. ‘’Hallederim.’’
Bahçe kapısı açılınca içeriye girdiler. Yaprak Demirkol kapıda belirdi. Oğlunun geldiğini anlamıştı. Heyecanla arabaya bakıyordu. Annesini daha fazla bekletmemek için arabadan indi. Oğlunu gördüğü gibi onun üzerine doğru koştu. ‘’Oğlum!’’ Oğlunun boynuna atlayıp sıkı sıkı sarıldı Yaprak Hanım. Gerçekten özlemişti. Yüzünün her yerine öpücükler konduruyordu. ‘’Annem! İçeriye geçelim mi?’’ Kolunu annesinin omuzuna atıp, yürüdüler. Oğlu geldiği için çok mutluydu Yaprak. Onu uzun zamandır görmediği için kızgındı. Eliyle oğlunun kalçasına şaplak attı. ‘’Serseri! Niye gelmiyorsun hiç yanıma!’’ Kapıdaki korumalara baktı göz ucuyla hepsi başını eğmişti. Birlikte içeriye girip koltuğa oturdular. ‘’Zayıfladın mı sen? Neden yanıma hiç gelmiyorsun? Hiç mi özlemiyorsun? Tanmanla konuşuyor musun?’’ İçinde bir pişmanlık hissiyatı oluştu. Firuze’ye fazla soru sorduğu için kızmıştı. ‘’Anne soru sorma lütfen! Buraya seni görmeye geldim. Sorularını yanıtlamaya değil.’’ Annesinin elini öpüp tebessüm etti.
Televizyona baktığında haberlerin açık olduğunu gördü. O oradaydı. Tunga Kaan Akça. Yaprak oğlunun nereye baktığını görünce, o tarafa döndü. Gözleri doldu. Kocasının katilini televizyonda görmeye bile dayanamıyordu. Kumandaya uzanmaya çalıştı. Efdal annesini engelleyip, ona bakmasını sağladı. ‘’Annem, sen hiç merak etme. Babamın intikamını alacağım.’’ Yaprak akan göz yaşlarını silip konuşmaya başladı. ‘’Babanı gördüm rüyamda. O kadar güzel bir rüyaydı ki… Bitmesin istedim Efdal. Birlikte yemek yapıyorduk. Daha doğrusu o yapıyordu… Ben onu çok özledim Efdal!’’ Uzun zamandır doluydu Yaprak. Oğlunun kollarında hıçkırarak ağlıyordu. Onunda babasını özlediğini biliyordu. ‘’Sakın Efdal. Hiçbir şey yapma. Allah verir onun cezasını! Seni de kaybedemem.’’ Efdal aynı babasına benziyordu. Simsiyah saçları vardı. Babasının ki gibi. ‘’Peki annem sen nasıl istersen.’’ O adamın canını çok yakacaktı. Bunu yapacaktı. Kim ne derse desin.
Tunga Kaan Akça’ya kinliydi.
Annesinin gözlerini öpüp sarıldı. Sarılmasıyla Yaprağın geri çekilmesi bir oldu. Sırıtıp çığlık attı. ‘’Sen kadın kokuyorsun! Çok güzel bir koku, yaklaş bakayım.’’ Oğlunu yakasından kendine çekip bir kez daha kokladı. ‘’Kim bu? Bana sakın yalan söyleme Efdal! Kızı aklına düşürdüğümden beri bakışların değişti! Oğlum aşık olmuş!’’ Annesinin sözleri onu rahatsız etmişti. ‘’Anne lütfen sakin ol ortada bir şey yok.’’ Ne kadar konuşursa konuşsun annesine laf anlatamayacağını biliyordu. ‘’Kim bu?’’ Annesinden kaçamayacağını biliyordu. ‘’Oturduğum apartmanda ki yan komşum.’’ Dürüsttü. Yaprağın takıldığı nokta Efdal’in apartmanda yaşamasıydı. ‘’Apartman mı? Efdal kocaman evimiz varken gerçekten apartmanlarda mı sürünüyorsun?’’ Annesinin sorusuna cevap vermedi.
‘’Nasıl tanıştınız?’’ Aklına Firuze’yi gördüğü ilk an geldi. Onu doğduğu gün görmüştü. Gerçekleri yalanla harmanlayarak anlatmaya başladı. ‘’Hastanede gördüm. Serum vuruluyordu. Daha sonra oturduğu apartmana taşındım işte. Ona yakın olabilmek için.’’ Yaprağın gözleri parladı. Oğlunu böyle görmek onu mutlu etmişti.
‘’İsmi ne?’’
Yüzünde tebessüm oluştu.
‘’Firuze.’’
Yaprak neşeyle ellerini birbirine çarptı. ‘’Komşu Kızı Firuze!’’ Oğluna bakıp hızla konuşmaya başladı. ‘’Sarışın mı? Esmer mi? Kumral mı?’’ Merakla oğluna baktı. ‘’Turunç.’’ Keyifle sırıtıp annesine baktı. Yaprak dudaklarını ısırıp. ‘’Tupturuncu minik Efdaller.’’ Annesinin kast ettiği şeyle istemeden güldü. ‘’Anne saçmalıyorsun. Çok iğrenç bir ilişkimiz var. Hayaller kurma.’’ Yaprak oğlunun nasıl bir üslupla kıza yaklaştığını hayal etti. Efdal dayanamayıp anlatmaya başladı. ‘’Apartmanda Emir diye piç var. Uzak dur diyorum onu evine alıyor! O herifi evine almadan önce neredeydi anne biliyor musun? Benim yatağımda, benim kollarımdaydı!’’ Emir’i hatırladıkça başına ağrı giriyordu. ‘’Siz yattınız mı?’’ Annesi tamamen farklı anlamıştı. ‘’Anneciğim öyle değil. Dün karşı komşu çağırdı. Yaşlı kadın kıramadım kabul ettim. Firuze’yi de çağırdı. Ben sadece ikimizin olacağını zannediyordum. Emir piçini de çağırmış! Neyse Firuze’ye telefon geldi. Kriz geçirip bayıldı bende evime götürdüm. Tüm gece birlikte uyuduk. Daha doğrusu o uyudu ben onu izledim. Sabah uyanınca gideceğini söyledi bende gitmesini istemediğim için saçmaladım işte. Uyuma sırası bende falan filan deyip ergenleştim.’’ Oğlunun anlattıklarına kahkahalarla gülüyordu. Fazlasıyla hoşuna gitmişti.
‘’Seni bu kadar fazla konuşturan kızla tanışmak is-‘’
‘’Anne sakın! Ben bile düzgünce iletişim kuramıyorum lütfen!’’ Ellerini kaldırıp teslim oluyormuş gibi yaptı. ‘’Kıza biraz daha nazik davranmalısın. Onu kahve içmeye çağır ya da ne bileyim yürüyüş yapmayı teklif et.’’ Yürüyüş… Emir balkonunun baktığı kısımda mükemmel olurdu! ‘’Olabilir.’’ Keyifle güldü.
23 Sene Önce
Küçük çocuk fazlasıyla üzgündü. Annesi hüngür hüngür ağlıyordu. Babası öylece yatıyordu. Annesi Efdal’e bakıp, ‘’Orhan Efdal’i gezdirir misin?’’ Orhan başını olumlu anlamda sallayıp Efdal’e elini uzattı. Efdal hiç yadırgamadan ona uzatılan eli tuttu. ‘’Bebeklerin yanına götüreyim mi seni?’’ Efdal kardeşi olsun isterdi. Annesi sadece onunla ilgilenmek istediği için ikinci çocuğu istemiyordu. Babası Tanman’ı getirince fazlasıyla mutlu olmuştu. Oyun oynayacağı biri olmuştu. Babası Tanman’ın kardeşi olduğunu söylemişti. O da hemen kabul etmişti. Bebekleri severdi. 6 Yaşında olmasına rağmen her şeyin farkındaydı. Annesi de bu durumdan rahatsızdı işte.
Ona göre oğlu hala küçüktü. Asansöre bindiklerinde aynadan kendine baktı. Üzerinde siyah bir kazak vardı. Elleriyle saçlarını geriye attı. Asansörün kapısı açılınca ilk o çıktı. Orhan ağabeyine bakıp gülümsedi. ‘’Sen şurada bekle ben izin alıp geliyorum.’’ Efdal’i bir köşeye bırakıp hemşirenin yanına gitti. ‘’Müsaadenizle çocuk bebeklere bir baksın. Hemen geri çıkarız.’’ Hemşire Orhan’ı çok iyi tanıyordu. Haberlerde boy boy fotoğrafları vardı. ‘’Tabii. Lütfen kısa tutun.’’ Kadının bakışlarından rahatsız olmuştu. O kötü biri değildi ki. Ona neden korkarak bakmıştı hala anlamış değildi.
Efdal’in yanına gelip kolunu omuzuna attı. ‘’Gidelim bakalım bebeklerin yanına.’’ Küvez de yatan yüzlerce bebek görmeyi beklemiyordu. ‘’Ne bok varsa bu kadar çocuk yapacak.’’ Diye mırıldan. Efdal kitlenmiş bir şekilde, bir bebeğe bakıyordu. Onun baktığı tarafa bakıp, hayranlıkla bebeğe baktı. Tupturuncu saçları, bembeyaz teni ve küçük burnu vardı. Hayranlıkla küçük bebeğe bakıyordu. Orhan ağabeyine dönüp, ‘’O… Çok güzel değil mi?’’ Sesi fısıltıyla çıkmıştı. Küvezlerin arasından geçip o bebeğin küvezinde durdu. Yakından muhteşem görünüyor diye geçirdi içinden minik Efdal. Bebeğe yaklaşıp baç parmağına küçük bir öpücük kondurdu. Çok güzel kokuyordu.
‘’Keşke benimde kardeşim olsaydı… Ama Tanman var. Babam onun benim manevi kardeşim olduğunu söylüyor Orhan ağabey.’’ Orhan onun bu haline gülüp onayladı. ‘’Maşallah diyelim de küçük hanıma bir şey olmasın… Daha fazla kalamayız Efdal.’’ Üzüntüyle başını sallayıp, ‘’Umarım ileride tekrar karşılaşırız… Çünkü sen çok güzelsin!’’ Efdal’in dedikleri Orhan’ı güldürdü. Başını kaldırdığında gördüğü doktorla Efdal’e döndü. ‘’Beni burada bekle tamam mı?’’ Ondan onaylayıcı mırıltılar duyunca odadan çıktı. Efdal bebekle yalnız kalmıştı. Hayran hayran ona bakıyordu. Tanımadığı adamlar içeriye girip, ‘’Ne işin var senin burada?’’ Korkak bir çocuk değildi. ‘’Kardeşimi arıyorum. O da yeni doğdu.’’ Yalan söylemişti. Adamlar bir şey demeden turuncu saçlı bebeği kucağın aldı. ‘’Burada fazla durma çocuk.’’ Sesi uyarıcıydı. Adamlar odadan çıkında minik Efdal’de onların peşinden çıktı. Onları takip edip gizlice , girdikleri odanın kapısını dinledi. ‘’Habercilere ikisinin de öldüğünü bildir. Kimse Firuze’nin yaşadığını bilmeyecek.’’ Bu sesi tanımıyordu. Daha sonra oda da ki adam konuşmaya başladı. ‘’Demirkol’un cesedini ne yapalım?’’ Dudaklarını birbirine bastırdı. Onlarında soy ismi Demirkol’du. Annesi de ağlıyordu. O ölmüştü. Büyük bir kinle kapalı kapıya baktı.
Neredeyse 4500 kelimelik bölüm. Bu kitapta böyleyiz. Umarım karakterlerimizi sevmişsinizdir. Bu bölümü daha önce atacaktım ama yaşadığım sağlık sorunlarından dolayı atamadım. En yakın zamanda da Hazar'a bölüm atacağım. Umarım beğenmişsinizdir.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |