
2020
"Neden anlamıyorsunuz? Beni çok seviyor kaybetmemek için yapıyor." dedim hıçkırıklarımın arasında.
Sedef sinirle başını iki yana salladı. "Sevgi bu değil Çare." Öfkeden kudurmuştum. "Sen sevgiden ne anlarsın ki?" Bir sessizlik çöktü. Derin bir sessizlik. İyiliğimi istediğinin farkındaydım ama bana sana iyi gelmiyor masalını okuduğu an çıldıracak gibi oluyordum.
Doğum günüm için İstanbul'a gelmiştim ve doğum günü hediyem olarak bu akşam için Çare en sevdiğimiz guruplardan birine konser bileti almıştı. Gitmeyi çok istiyordum ilk başlarda sonra Umar'la paylaştığımda kelimenin tam anlamıyla delirmiş ve kendisinin olmadığı konser gibi bir alanda benim bulunmamın kesinlikle uygun olmayacağını sert bir dilde belirtmişti. Ben gideceğim diye üstelediğimde ise büyük bir kavga etmiştik. Şimdi ise Sedef'e gitmek istemediğimi açıklıyordum.
"Bu ne zamana kadar böyle devam edecek. Çare sen aklı başında kocaman kadın oldun. Ben arkadaşımı özlüyorum."
"O benim hayatımın aşkı. Biz kavga ederiz ama bir şekilde barışırız biliyorsun. Ben onsuz yapamam." seviyordum işte ben Umar'ı deli gibi seviyordum. Kalbimin tamamında o vardı.
"Çare aynaya bak yüzüne bir bak lütfen. Sen bambaşka biri oluyorsun." İyiden iyiye öfkelenmeye başlamıştım. Konser biletlerini de alsın gitsin beni yalnız bıraksın istiyordum.
"Sedef beni yargılamak sana düşmez. Görüyorsun ki bu akşam seninle gelmiyorum. Lütfen git ve bir süre uzunca bir süre beni yalnız bırak senin akıl vermene ihtiyacım yok."
sessizlik...
Kapının sesini duydum sonrasında. Kalp kırıklığım öyle yoğundu ki pişmanlık hissetmiyordum. Bir süre daha duvara boş boş baktım sonra telefonum çaldı ve ben de meşgule attım. Bir kez daha aradı yine meşgule attım ama iyiden iyiye araması beni mutlu ediyordu. Mesaj attı 'Kapıda bekliyorum.' Artık resmen mutluluktan havalara uçuyordum demek benimle barışmak için kapıya gelmişti. Ellerinde çiçekler olduğuna emindim. Hızla hazırlandım ama aynı zamanda sanki hazırlanmamışım da evde öyle geziyormuşum gibi görünmeye özen gösteriyordum. Üzerimdeki eski tişörtü ve diz yapmış eşofmanımı bile çıkarıp etiketli alt üst bir kadife pijama giymiştim. Aynadaki görüntüm öyle kokoş bir ev kızıydı ki sadece saçlarımda bigudi eksikti. Küsmüştüm ve bunu belli edecektim. Uçarcasına içimden şarkılar söyleyerek kapıya indim.
Arabadan inmemişti ve gördüğüm kadarıyla çiçek de yoktu. Yüz ifadesinde pişmanlık da yoktu. Gidip arabanın yan koltuğuna oturdum.
"Çare ben artık bunun devam edip etmemesini istiyor muyum emin değilim." Afallamıştım. Özür bekliyordum tatlı cümleler sevgi dolu bakışlar ama o öyle sertti ki. "Sen ne dediğinin farkında mısın?" diye sordum. Bu resmen ayrılık demekti ama biz ayrılmazdık.
"Bana sanki alışkanlığa dönüşmüş gibi geliyor." Gözlerimi uzakta bir noktaya sabitlemiş ve ağlamamak için zor tutuyordum. "Alışkanlık diyorsun." diye mırıldandım. "Bu ayrılık demek değil ben ayrılmak istemiyorum ama artık sen de kendini biraz topla benim kızacağım şeylerle gelme bana artık." Biraz rahatlamıştım. Ayrılmak istemiyordu ve beni seviyordu. Gözümden bir damla yaş süzüldü yanağıma. görmesi diye hızla sildim 'Hemen ağlıyorsun' demesini istemiyordum. İtaatkar bir köpek gibi başımı salladım. Ona hak vermiyordum ama gitmesini istemiyordum.
"Sedefle görüşmeni de istemiyorum. O kız senin mutluluğunu istemiyor ve seni kıskandığı her halinden belli." Beynimden vurulmuşa döndüm. Doğru olabilir miydi?
"Bunu düşüneceğim." diyebildim kısık bir sesle.
Bakışlarım yüzüne değdiğinde kollarını açtı "Gel buraya" dedi. Hemen girdim kollarının arasına. Derin derin kokusunu içime çektim. Gitme ihtimali beni öyle korkutmuştu ki varlığını iliklerime kadar hissetmek istiyordum. Öyle ki istediği kişi olmaya dünden razıydm aslında ipler onun elindeydi onun izin verdiği kadar kendimi savunabiliyor kavgalarımızda dahi uzatmamaya çalışıyordum. Ne de olsa benim isteğimin hiç bir önemi yoktu ve konu dönüp dolaşıp mutlaka onun isteğine geliyordu.
Biraz sonra eve çıkıp sakinleştiğimde gözüme masanın üzerinde özenle suya koyduğum doğum günü çiçekleri ilişti. Umar almıştı ve çok güzellerdi. Hemen kalkıp suyunu değiştirmek istedim o an. masanın üzerinde de çiçeklerle beraber gelen not duruyordu çiçekleri aldığımdan beri defalarca okumuş olmama rağmen elim gitti.
'Seninle yaşlanmak benim için en büyük armağan. Bugün senin günün, enerji ve mutluluk dolu bir yaş seni bekliyor. Doğum günün kutlu olsun bir tanecik sevgilim, iyi ki hayatımdasın.'
Aklıma gelen detay beni o an daha derin bir mutsuzluğa sürükledi. Bu bir otomatik mesajdı...
Küçücük bir detay beni mahvetmeye yetmişti. Elimdeki nota bakarak ne kadar ağladım bilmiyorum. Ben kesme çiçek sevmezdim ki. Bana doğum günüm için ellerimde solup gidecek bir buket çiçek ve düşünülmemiş bir yazıyla geçiştirmeyi layık görmüştü. Sevgisizliğini ilk hissettiğim an buydu. O an aklımdan geçen tek şey başlardaki sevgisini geri kazanmaktı.
***
"Boşa okuyorsun. Biliyorsun değil mi? Asıl para güzellik salonlarında. Açacaksın bir tane var ya para basar para." Kafamı kaldırıp güzel kara gözlerine baktım. Lüks bir mekana kahvaltıya gelmiştik. İşleri iyi gidiyordu ve bana karşı cömert bir adamdı sevgilim. Tabii her defasında öğrenci harçlığımla ödeme teklif etmeyi ihmal etmiyordum. O ise hiç bir defasında kabul etmiyor öğrenci olduğumu dile getiriyordu. Bu sefer de altta kalmamak için elimden geldiğince hediye vermeye çabalıyordum. Bazen öyle bir noktaya geliyordu ki bu olay ay sonuna kadar okula evden yemek götürüyordum. Para benim için hiç bir zaman sorun olmamıştı çünkü part time işlerde çalışmaya alışkındım ama son zamanlarda bunun için de kavga eder olmuştuk ve bunu da bırakmıştım en çok da 'Ben sana para gönderirim. Saçma sapan yerlerde çalışma' demesine bozulmuştum.
Şimdi aramız iyiydi, benim için de önemli olan buydu.
"Haklı olabilirsin ama çok para kazanmak için okumuyorum bu bölümü hayatım." dedim ve çayımdan bir yudum aldım.
"Ya ne için okuyorsun?"
"..."
"Çare?"
"Ben bu bölümle ilgili bir iş yapmak istiyorum."
"İstanbul'da bulamazsın bölümünle ilgili bir iş."
"O zaman İstanbul'da yaşamam ben de." Kaşları çatıldı elindeki çatalı tabağa bıraktı sertçe bir iki küfür mırıldanarak cebinden sigarasını çıkarıp yaktı. Sakinliğimi korumaya özen göstererek kahvaltımı etmeye devam ettim.
"İstanbul'da yaşaman gerekiyor. Ben buradayım."
Sevimli bir gülümsemeyle "Benim için taşınamaz mısın?" dedim.
"Hayır Çare taşınamam. İşim burada, ailem burada."
"Tamam ben de İstanbul'a yakın bir yerde işimi yaparım ama İstanbul zor metropol biliyorsun."
"Ben İstanbul'u seviyorum baksana başka nerde var bu manzara?" diyerek üst üste binmiş binaların arasından görünen denizi gösterdi. Başımla onayladım içimden 'manzarana sıçayım' demeyi ihmal etmedim elbette!
"Daha bir sene var mezun olmama. O zamana kadar bir yolu bulunur elbet." diyerek geçiştirmeye çalıştım.
Umar arkasına yaslandı ve eline telefonunu alıp işi ile ilgilenmeye başladı ben de yüzünü incelemeye başladım. Güzel yüzünde bir şeyler kayıptı sanki... İlk başlardaki o nazik adam karşımda ilk tanıdığım kişiden bambaşka biri olarak oturuyordu artık. Birlikte büyümüş sayılırdık ama bambaşka çevrelerde. O İstanbul'un göbeğinde bir kenar mahallede yaşam savaşı vermiş ve kendine bir iş kurmuştu şu an iyi bir yerdeydi ama bu noktaya gelene kadar inanılmaz bir savaş vermişti. Zor bir hayatı olmuştu bunu biliyordum. Babasıyla arası kötüydü bana bundan dolayı dert yandığı zamanları hatırlıyordum.
Ona haksızlık mı ediyorum diye düşünmeden edemedim o geçmişinden yaralı bir çocuktu. 'Umar' dedim birden aklıma bir şey gelmişçesine. Elindeki telefonu masaya bırakıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Evet."
"Seni seviyorum." Yorgun gözlerinde bir şeyler arıyordum. Bir belirti...
"Ben de seni de nereden çıktı şimdi bu?" Yüzüme yapay bir gülümseme kondurdum.
"Ne demek nereden çıktı? Seviyorum işte." Kaşları iyiden iyiye çatıldı. Yine yanlış bir şey yapmıştım.
"Birden böyle söyleyince... Çare sen bir şey mi yaptın? Ya da bir şey mi isteyeceksin?" Derin bir nefes aldım çok derin bir nefes. Koşullu sevilme... Ne zamandır bu ilişkiyi mercek altına aldığımdan emin değilim ama psikolojiye olan merakım ve okumaya olan ilgim beni zaman zaman makalelere yönlendirir. Bir makalede okuduğum üzere koşullu sevilmiş biri, karşısına onu her şeyi ile , öfkesiyle, Hatalarıyla, tüm kusurlarıyla sevebilen bir kalp çıktığında şoka girer, bünyesine o kadar işlemiştir ki değersizlik duygusu ve bedelini ödemeden sevilemeyeceğine olan kök inancı, ilk başta karşısındakini uzaklaştırır , küstürür ve kırar. Hatta üstüne de özür bekler. Ona istediğini verdim.
"Özür dilerim sadece içimden gelmişti." Güldü.
"Çok sık özür diliyorsun. Bunu bir düşün derim." Usulca başımı salladım.
"Düşünürüm." Sıkılmış gibi etrafta gezindi gözleri.
"Kalkalım mı?" Olur anlamdında kafamı salladım usulca. Bir şeylerin kırılmaya başladığını anladığım zamanlar bunlardı ve bir daha asla hiçbir durumu olduğu gibi kabul edemeyeceğimin farkına vardığım ilk an da buydu 'Bir ömür özür dileyerek' geçmezdi. Biliyordum ama beni bırakmasından öylesine korkuyordum ki göz ardı etmekten çekinmedim.
***
Mehabalarr çiğ tanelerim umarım harika zamanlar geçiriyorsunuzdur. Beni sorarsanız yeni mezun ve işsiz bir kadın olarak hayatıma devam ediyorum ama hiç sorun değil. Her zaman her şeyin bir yolu yordamı vardır. Bu bölümü yazmank benim için çok zordu toksik bir ilişkiyi devam ettiren bir kadın karakter... Ah ben bile bu bölümde Çare'ye çok kızdım tam bir "I can fix him" kızıydı ama hayır kimse kimseyi düzeltemez buradan ufak bir not bırakmış olalım. Okuduğunuz için teşekkür ederim 🌸🪄🫶🤍🍯.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |