

Bu hiç normal değildi. Bu saat olmuştu ve kooperatif süt için gelmemişti. Tohum çuvallarını ambara indirdikten sonra eve girip bir kaç kere aramıştım ama kooperatif ne telefonlarımı açıyor ne de geri dönüyordu. Daha önce yaşanan aksiliklerde mutlaka arayıp gelemeyeceklerini sütü perakende satışını yapma ihtimalim olup olmadığını aksi halde peynir veya tereyağı yapan bir üreticilerini yönlendirebileceklerini söylerlerdi.
Hazırlanıp görüşmeye gitme kararı verdiğimde hava kararmaya başlamıştı bile. Motorda üşümemek için kat kat giyinmiştim öyle ki hareketimi sınırlandıracak kadar giyinmiştim. Sakinleşmeye çalıştım. Her türlü aksiliğe hazır olmalıydım. Çiftlik işi sürekli olarak olumsuzluğa maruz kalmayı kabullenmek demekti neyse ki her zaman bir yolunu bulurdum. Ben bir inatçı keçiydim ve gurur duyuyordum.
Yol boyunca iyi şeyler düşünmeye odaklandım. Bugün tohum işini halletmiştim. Yarın da ilçe müdürlüğüne gidip yıllık işlemlerimi halledecektim. Her şey yolundaydı. Kooperatifin önüne geldiğimde süt tanklarını boşaltmalarına şahit olduğumda daha da şaşırmıştım. Benim sütümü neden almamışlardı?
Öfkemi dizginlemeye çalışarak içeri girdim. Girişteki adama yönelip "Adım Çare Balkan, yetkili biriyle görüşmek istiyorum." dedim. Görevli başını onaylar anlamında salladıktan sonra. "Buyrun Çare hanım, Kooperatif başkanı Mehmet Bey'de sizi bekliyordu." diyerek beni koridora yönlendirdi. Mehmet Bey'in odası baya şaşalıydı belli ki bizden ucuza alıp, pahalıya sattığı sütün karı böyle değerleniyordu! Kapıyı tıklattım bir kaç kere ve gel demesini beklemeden içeri girdim. "Mehmet Bey neler oluyor?" Kooperatife kayıt olduğum dönemden tanıyordum bu yaşlı porsuğu. Eli pislenmeden köyün ekmeğini yiyen cinsten bir adamdı.
"Ooo Çare kızım hoşgeldin oturmaz mısın?" Görevliye döndü
"Çare hanım ablana bir çay söyle bakalım." dedi
"Çay may istemem Mehmet Bey bir açıklama istiyorum. Bugün sütü almaya kimse gelmedi. Aramalarıma da cevap verilmiyor ne oluyor allah aşkına." Kendimi rahatsız hissetmemle, içerisinde kooperatif evrakları bulunan postacı çantamın kayışını tırnaklarımla ezmeye başladım.
"Aramadı mı bizim hergele. Kızım biz küçük bir kooperatifiz biliyorsun. Haliyle bağışlar da epey önemli." Anlamadığımı belli edercesine kaşlarımı çatıp kafamı yana eğdim.
"Bugün bir bağış geldi bize ama bol 0'lı kaç hane olduğunu da sayamadım." Öfkem gittikçe artıyordu. Bir yanlışlık falan yoktu her şey bilinçliydi.
"Eee bey baba sadede gel. Sonuç?"
"Ufak bir rica ile geldi bu bağışla beraber. O da senin kooperatiften çıkışının verilmesiydi kızım kusura bakma kooperatifin geleceği için kabul etme durumunda kaldım."
Sinirle güldüm başımı iki yana sallayarak. "Arabanı da yenilersin hatta bak ne diyeceğim kooperatifin iyiliği için ise kendine yeni bir ev bile yaptırırsın sen!"
"Çare çirkinleşme."
" Ben senin kadar çirkin olamam. Açsınız değil mi çok açsınız hem de bitmiyor doymak ne bilmiyorsunuz!"
"Çık dışarı!" İşaret parmağı doğrudan kapıyı gösteriyordu. Burnumdan soluyarak kapıya yöneldim. Tam kapıdan çıkarken aklıma gelenle döndüm son bir çift lafım vardı.
"Ben senin gibi ayakkabısı kirlenmesin diye tarlaya girmeyen ama parasını vermeden tarladan ekmek yiyen adamları iyi bilirim. Bana bak eşek herif iyi bak bu yüzü iyi ezberle senin işini elinden alacak kadın karşında." Çıkarken sinir bozucu gülmesi doldu kulaklarıma. Besbelli inanmıyordu ama pes etmeyecektim.
Bunu Umar'ın yaptığını bal gibi biliyordum. Umar ticaret bilen adamdı ürettiğim malı satamazsam batacağımın farkındaydı. Kooperatiften çıktığım gibi titreyen ellerimle çantamın içinden telefonumu buldum. Bir kaç derin nefes aldım profesyonel düşünmeye çalışıyordum ama zihnimde sadece küfür sözcükleri geçiyordu.
Bir zamanlar ezbere bildiğim numarayı tiksinerek aradım.
Aklımdan Mehmet Bey'in çok değerli arabasına, elimdeki motor anahtarımla güzel desenler çizmek geçiyordu ki telefon açıldı."
"Bebeğim ben de senin aramanı bekliyordum."
"Umar sen deli misin?"
"Evet. Sana."
"Yemin ediyorum karşımda olsan çıplak ellerimle boğardım seni. Ya böyle bir şeyi nasıl yapabilirsin aklım almıyor bu nasıl bir kendini bilmezlik?"
" Epey yüklü bir bağıştı. Mehmet Bey'de son derce memnun kaldı." İnkar dahi etmiyordu.
"Senden tiksiniyorum. Sen iğrenç bir adamsın."
"Beni sevdiğini biliyorum."
"Allah belanı versin!"
"Ayıp oluyor."
"ALLAH BİN BELANI VERSİN!!!" Yüzüne kapattım telefonu bir yere varmayacaktı. Umar'ın nasıl savaştığını biliyordum. Ne desem boşaydı.
Motora atlayıp yol boyunca ağlamamak için kendimi tuttum. Ben bu adamı nasıl sevebilmiştim. Böylesine bir karaktersizliği yapabilecek bir adamı sevmiş olmak yüreğime yeniden bir taş koymuştu. Sadece ablamı istiyordum tekrardan her şeyin mümkün olduğu o yaşa dönmek ve ablam saçımı örerken onunla hayatımda olan biteni paylaşmak. Duyduğum özlem sadece birine değil bir duygu, bir an içindi.
Çiftlik evinin önüne geldiğimde ışıkları sönük eve baktım. Ev kesin soğuktu, bir tas sıcak yemek yoktu içinde ben toplamazsam darmadağındı. Yalnızdım...
Ben öylece evin önünde durup boş boş bakarken. Ardımdan ismimin seslendiğini duydum. Tepki vermek istemedim ve vermedim sadece boşlukta süzülecektim biraz. Ya bir kıyıya vururdum ya da boğulurdum. Yüzmekten yorulmuştum.
Kaan'ın sesi bir kez daha seslendi adımı. Yutkundum. Boşaydı tüm çabam. O inşa etmek uğruna didinip durduğum güçlü duruşum. Bir kez daha baştan başlamaya çok uzak bir yerde kendi hayatıma acıyarak baktım.
"Çare İyi misin?" İki kolumdan tutmuş sarsıyordu artık beni. Boş gözlerimi Kaan'a çevirdim.
"Ben başarısız oldum." diye mırıldandım.
"Ne?" Yüzüne baktım. Bir damla yaşın süzülmesine engel olamadım.
"Kaan ben çok yoruldum." diyebildim. Bir elini yanağıma yasladı, baş parmağıyla gözümün yaşını sildi.
"Ah be yavrum." dedi ve sarıldı. Buna ihtiyacım olduğunu bile bilmiyordum. Kollarım iki yanımdan sarkıyordu hala. Böyle bir temas ruhun ruha temasıydı. Bana kendi gücünden vermeye çalışıyordu belki de.
Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum ama ağlamaklı ruh halim biraz daha iyi bir duruma geldiğinde boğazımı temizledim ve geri çekildim.
"Gel bir kahve içelim."
Hiç bir şey demeden peşimden geldi önce çiftlik evinin kapısını açtım ardından ışıkları yaktım. Kaan da usulca mutfağa ilerledi. Telefonumu ve diz üstü bilgisayarımı alıp verandaya çıktım. Sakinleşmiş ve yeni yollar denemeye kararlı bir hale gelmiştim. Çevre köylerdeki kooperatifleri aramaya başladım.
Birkaç dakika sonra iki sıcak kahveyle yanıma geldi ve birini masaya yanıma bıraktı. Elimdeki işimden kafamı kaldırmadan teşekkür ettim. Bir süre konuşmadan kahvesini içerek beni izledi. Bir kaç numara bulup telefona kaydettim. Bu saatte aramam uygun olmayacağından gün doğmadan neler doğar diyerek. Kapattım dizüstü bilgisayarımı. Kahvemden bir yudum aldım.
Kaan'ın yüzünden endişesi okunuyordu. Olabildiğince gülümsemeye çalışarak "Eee kitabın sonunda Beyaz Diş'e ne oluyor?" diye sordum.
Kaşları çatıldı belli ki konuyu değiştirme çabam onu hoştun etmemişti. "Ne yaptın öyle az önce?" diye sordu.
"Ya çiftlikteki hayvanları satışa koyacaktım ya da yeni bir kooperatif bakacaktım. Ben henüz ikincisini yaptım."
"Sen hayvanlarını çocuğun gibi seversin. Onları satmazsın. Unuttun mu onlar senin servetin."
"Ama sütlerini satamazsam onlara bakamam."
"Bana doğru düzgün anlatır mısın meseleyi?" Kolay sanıyordu herhalde 'Eski erkek arkadaşım beni kontrol etmeye bayıldığı için oyuncağını tekrar dizinin dibinde istiyor ve o yüzden beni batırmak için uğraşıyor. Eskiden en büyük sorunum büyük çiftçilerdi artık hem onlarla hem de Umar'la uğraşmak zorundayım.' demeyi.
"Kooperatif artık benden süt alamayacağını söyledi" diyerek durumu özetledim.
"Sen ne yaptın."
"Kooperatif sahibine saldırdım ve ona eşek herif dedim." Yüzünde bir gülümseme belirdi.
"Kafasına göre mi vermiş bu kararı?" Başımı iki yana salladım.
"Bir bağış sonucunda varmış bu karara."
"Geçen akşam gelen adamla bir alakası var mı?"
Suçlu küçük bir çocuk gibi başımı yere eğdim. Yüzüne bakmadan kafamı olumlu anlamda salladım. Sonra da derin bir nefes daha aldım.
Yerinden kalkıp yanıma oturdu. Uzanıp elini elimin üstüne koydu.
"Çare Balkan sen benim tanıdığım nadide inatçılardansın ve emin ol çok fazla keçi tanıyorum." istemsizce yüzüme bir gülümseme yayıldı. Ben de kendimi bir hayvana benzetecek olsam kesinlikle bu keçi olurdu.
"İltifat için teşekkür ederim." dedim. Elini yavaşça elimin üstüne vurdu.
"Hadi aç bilgisayarı da perakende süt satışı için bir internet sitesi kurmana yardım edeyim kalanı da tereyağı, peynir, ayran bir şekilde değerlendiririz. Hem güven bana gelirlerin de artacak. Ben de kahveleri yenileyip geleyim. İçmedin buz gibi oldu" diye ayaklanıp bardağımı da alıp içeri gittiğinde şaşkın gözlerle arkasından bakakaldım.
Nasıl yapacağımı bilmiyordum ama benim bir şekilde gönlüme söz geçirmem gerekiyordu. İçimden 'Aşık olmayacağım, Aşık olmayacağım, Aşık olmayacağım...' diye niyetlerde bulunarak bilgisayara yöneldim.
Merhabalar 💐 Umarım çok iyisiniz ve harika vakit geçiriyorsunuzdur. Karşınızda yeni bölüm ben bu bölüm de biraz üzüldüm açıkçası. Kalkıp devam etmenin bazen çok zor geldiğini hatırladım yine de Kayıp Balık Nemo da Dori'nin dediği gibi 🐠 "Yüzmeye devam et, yüzmeye devam et." 🐠Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. 🪻🏞️🍄🟫🪹🪺🪻🏞️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |