16. Bölüm
Beyza Arabacı / HAYDİ / 16. Bölüm

16. Bölüm

Beyza Arabacı
olumsuzusavar

Hazırladığımız projeye son bir kez daha bakmaya karar verdiğimde, evdeki herkes çoktan günün yorgunluğuyla uykuya teslim olmuştu. Gecenin içini yaran tek şey, dizüstü bilgisayarımın solgun ışığıydı. Gözlerim yanıyor, başım zonkluyordu ama yine de ekrandan kopamıyordum. Sanki bir şeyi gözden kaçırırsam, her şey çökecekmiş gibi.

Üniversitedeki hocalarıma mail atmış, olumlu geri dönüşler almıştım. Kağıt üzerinde her şey kusursuz görünüyordu. Kredi başvurusu için son kez dosyayı açtım, derin bir nefes aldım ve “Gönder” tuşuna bastım. Parmaklarım birkaç saniye havada asılı kaldı. Ekrana bakarken içime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü.

Kötü bir şey olacak hissi…
İnsan bazen bunun adını koyamaz ama tanır.

Umar’dan hâlâ haber yoktu. Şimdilik. Uzaklaştırma kararı için başvurmuştum; biliyordum, doğru olan buydu. Ama yine de içimde bir yer, bu sessizliğin hayra alamet olmadığını fısıldıyordu. O artık bana tanıdık bir yabancıydı.
Yüzü bildik, niyeti karanlık.

Tam bilgisayarı kapatacakken, Çalı’nın çok uzaktan gelen sesi kulaklarımı tırmaladı. Ağlama ile inleme arası, boğuk bir sesti bu. Kalbim yerinden sıçradı. Karanlığa baktım; kulübesinin olduğu tarafta hiçbir şey görünmüyordu.

“Hayır…” dedim kendi kendime.

Elime feneri aldım, kapıya yöneldim. Her adımda içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Kulübesine vardığımda ses artık daha uzaktan geliyordu. Ve Çalı orada değildi.

Panik boğazımı sıktı. Telefonumu çıkarıp Kaan’ı aradım. Çalıyor… çalıyor…
Açılmıyordu.

“Hadi… lütfen…” diye fısıldadım karanlığa.

Telefonu kapattım. Feneri daha sıkı kavradım. Tüfeği alırken ellerimin titrediğini fark ettim. Sesin geldiği yöne doğru yürümekten başka çarem yoktu artık.

Gece, gündüzden farklıdır.
Gece, insanı küçültür.

Çalı, eski bir av köpeğinin en zayıf yavrusuydu bana geldiğinde. Ayakta duramıyordu neredeyse. Ama zamanla güçlenmişti. Yine de gebeliği yüzünden ağırlaşmıştı. Kaçamazdı. Kendini savunamazdı. Bu düşünce içimi kemirdi.

“Çalı…” dedim, sesim çatladı.
“Gel kızım… buradayım…”

Cevap yoktu. Sadece rüzgârın hışırtısı ve yaprakların altında ezilen adımlarımın sesi. İnleme tekrar duyuldu; bu sefer daha kısık, daha çaresiz. Adımlarım hızlandı. Fenerin ışığı ağaçların gövdelerinde dans ediyor, her gölge bir tehdit gibi üstüme çöküyordu.

Bir dal kırıldı.

Duraksadım.

Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Sesin yönünü kaybetmiştim. Kendi etrafımda dönüyor, karanlıkta bir şey arayan kör biri gibi sendeleyip duruyordum. Boğazımdan çıkan nefes hırıltılıydı. Ciğerlerim yanıyordu.

Sonra…
Ses kesildi.

O an, gece daha da ağırlaştı.

“Çalı?” diye fısıldadım.
Cevap gelmedi.

Bacaklarımın bağı çözüldü. Olduğum yere çöktüm. Zihnim senaryolar üretmeye başlamıştı bile ve hiçbiri iyi değildi. Mantıklı düşünmeye çalıştım ama korku mantığı boğuyordu.

Ne olmuştu?
Kim vardı burada?

Bir süre sonra nefesim biraz düzene girdi. Yakındaki bir ağacın sert, soğuk kabuğuna tutunarak ayağa kalktım. Ellerimle toprağı yokladım. Tüfeği aldığımda parmaklarım hâlâ titriyordu.

Ağacın kabuğundan ellerimi çektiğimde, geceyi ilk defa gerçekten dinledim.
Rüzgâr değildi bu.
Hayvan sesi hiç değildi.

Birinin varlığını, ancak biri seni izlediğinde anlarsın.

Feneri yavaşça çevirdim. Işık, ağaç gövdelerinin arasından süzülürken gölgeler uzayıp kısaldı. Kalbim, kulaklarımın içinde atıyordu. O an, çok basit bir gerçeği düşündüm:
Bu kadar sessizlik, doğaya ait değildi.

“Çalı…” dedim bir kez daha. Sesim boğazımda kaldı.

Sonra fark ettim.

Toprakta izler vardı. Düzensiz, aceleyle bastırılmış. Hayvan izi gibi değildi. İnsan ayağıydı. Biri burada yürümüştü. Yakın zamanda. Çok yakın.

Nefesim kesildi.

Umar’ın yüzü geldi aklıma; o tanıdık gülümseme, konuşurken gözlerine yerleşen o tuhaf donukluk. Uzaklaştırma kararını öğrendiğinde sessiz kalışı. Ne bağırmıştı, ne tehdit etmişti.
Ve bu… daha korkutucuydu.

“Beni mi arıyorsun?” der gibi bir sessizlik çöktü üstüme.

O an, fenerin ışığı bir şeye takıldı.

Ağaç gövdesine çivilenmiş bir bez parçası.
Çalı’nın boynuna taktığım eski kırmızı bandanaydı.

Dizlerim titredi. Midem kasıldı.

Bandanayı oraya hayvan asamazdı.
Biri bilerek, özellikle, göz hizama koymuştu.

“Hayır…” diye fısıldadım.

Sanki cevap verir gibi, arkamda bir dal daha kırıldı. Bu sefer çok yakındı. Feneri hızla çevirdim ama hiçbir şey yoktu. Yine de yalnız değildim. Bunu iliklerimde hissediyordum.

O an cebimdeki telefon titredi.

Ekranı açtığımda numara gizliydi.

Kalbim deli gibi atarken açtım.

Bir süre sadece nefes sesi duydum. Sonra… tanıdık bir ses. Alçak, sakin, neredeyse yumuşak.

“Gece yalnız dolaşmayı sevdiğini bilmiyordum,” dedi Umar.
“Eskiden bu kadar cesur değildin.”

Boğazımdan ses çıkmadı.

“Merak etme,” diye devam etti.
“Henüz konuşmak için erken. Ama şunu bil istedim…
Her şeyini bu kadar açıkta bırakman hoşuma gidiyor.”

Telefon kapandı.

Elimdeki fener yere düştü. Işığı toprağın üzerinde titreşirken, gecenin gerçekten karardığını anladım.

Uzaklaştırma kararı bir kâğıttı.
Ama Umar, hâlâ buradaydı.

Ve bu gece, benim ona gitmemi sağlayacak o hamlesini yapmıştı.

 

Merhaba! Okuduğun için çok teşekkür ederim bir beğeni veya yorum bırakırsan beni çok mutlu edersin. Güzel bir yıl diliyorum. Umarım ki 2026 gönlündekilerin gerçekleştiği bir yıl olur. <3 :)

Bölüm : 02.01.2026 02:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...