
Hatırlıyorum siyah baykuşun gagasından bir günü. Bir mumun ışığında gibiydik ikimiz. Sen vardın, ben vardım. Geriye kalan her şey gereksiz. Bir nefes kadar yakındın bana. Bir nefes uzakta. Kalemin elindeydi yeniden. Kara tüylere bürünecek hatıraları çiziyordun bu sefer. Karışmam yasaktı. Kağıtlar amade.
Bir hataydı benimkisi. Direncimden sızan ufak bir damla. Tek bir hareket bile etmedin. Tepki vermedin. Biliyordun. Değseydi eğer dudağım dudağına, batacak dikeni çok iyi biliyordun.
Vahşi bir gülümseme yayıldı yüzüne.
"Yapamazsın." dedin
"Fakat göreceksem eğer cesaretime düşman gözlerini..."
"Yapmayacaksın." dedin.
"...pişman olmam unutmaya diline esaretimi."
Kalktın oturduğun tekliden. Yavaşça bana doğru bir adım attın. Tutup çenemden kaldırdın başımı gözlerine doğru.
"Eğer istiyorsan o şimşek yine gözlerine kök salsın..." Sakindin. Hala gülümser, hala tehlikeli.
"Düşse de en derin denizime, yakmaz canımı."
"...söyle cümlelerine bulutların eşiğinde dolaşsın."
"Acı parlak kolları ile ört sözlerini, öpemediğim dudaklarınla yak canımı."
Kara kanatların rüzgarıyla salınıyor işte özgürce Aşksiyahım.
***
Eğer bir bakarsak sevdanın tarihine, kendinden vazgeçenlerle doludur. Bu öğretir işte bize aşk ruhsal bir olgudur. Güzelliğinde değildir sevdalının. Sözlerinde değildir ağızların. Ne kadar şiir varsa sevgilinin güzelliğine dizilen, hepsi hoş ama hepsi boş.
Bir dön bak hatıralarımıza, etmiş miyim bedenine hiç methiye?
Dön bak bu yazımın başına, kendimi bozmuşluğum nerede?
Acıdım hep, yar diye birisini sevenlere. Kapılıp da çocukluğuna gözün, ardına körlüklerine. Ne değer katar gönülyüzüne ihtişamlı bir tavuskuşu? İki kanadı birden açılırsa uçabilir ancak gerçek bir kuş. İki yalım, iki kanat. Tek bedende buluştuğunda değmek istemez toprağa iki kalp, iki hayat. Uzaklar, uzaklar parlar o kuşun gözlerinde. Çırpmak ister kanatlarını sıfırıncı güne, aksın altından yıllar, yıllar.
'Beden' dediğine ne gerek o zaman, atmak varken çıkarıp üzerinden? Madem ki öyle, madem ki sevda değil dilde. Neden ete kemiğe hapsolsun 'ben'? Ben neden ardında kalayım beden denen engelin? Göz görür, el tutar belki ama bunlar sadece devinim. Gerek işte, ben kıpırtısı gerek. Ne gözün gördüğü ne elin tuttuğu bir dil gerek. Farklı olur ben'in muhabbeti, istemez bedenin kulağındaki kelimeleri. Sözüstünü sanat etmek gerek.
Hatırlıyorum o abanoz çerçeveli tabloyu. Hatırlıyorum o sabırsız siyah köpeği, önünde boyun eğdiği koyu alevi. Biliyordu bir yere kaçmayacağını bağlı olmasa da tasmanın ucu. Kürkünün üzerinde kuvvetinin hazzını istiyordu.
"Nezaket," dedin soğukkanlı ve sakin, "bir erdemdir." İnsan insana çok şey öğretir belki. Fakat o gün senin istediğin bir şey öğretmek değildi. Ben hep bir şeyleri becerememeyi çok iyi becerirdim. Sen de hep öğretmeye çalıştığında bana anlamamakta diretirdim.
"Nezafet gerektirir." dedim yorgun ve titrek.
"Ne gerektirir olmak pirüpak?" tüylü kalemini gezdiriyordun fırça darbelerinin üzerinde.
"Ne gerektirirse olmak renklerden reha."
"Acı." dedin gelip geçen bir tebessüm ile. Yavaş yavaş dolaşıyordun etrafımda sakin adımlarla. "Önce acımamak kendine."
"Beyaz çarpar göze ancak yanına alırsa siyahı."
"Ya nesin sen?" dedin alaycı bir gülümsemeyle.
"Beyaz değilim ben."
"Ya ben?"
"Beyaz değilsin sen."
"O halde söyle." dedin. Sert bir çizik daha attın siyah ketenin üzerine.
"Olamaz beyaz işte saflığın rengi. Paklık varlık değil yokluktur."
"Söyle." dedin tekrar.
"Beyaz dediğin her şeyden yoğrulmuştur."
"Söyle."
"Tek tâcı temizliğin, siyahındır. Varlıkla var olanın değil yoklukta geride kalanındır."
"O halde," dedin tam önümde durup. "söyle."
"Küskünüm işte sana karşı duran her ışığa, kirletir beni de beyazıyla."
"Özlemez misin bir titrek mumu karanlığın kollarında kaldığında?"
"Karanlığında yaşamaktır aşkımın kefareti."
"Ya da süzülse bedeninden kızıl bir damla?"
"Kalp taşıyorsa insanın sevdiğini..."
"Söyle."
"...kan kokusudur saf aşkın kokusu."
"Ya yaksam, ellerimde olsa saf acının ateşi?"
"Tüm gücünle tutup ellerine al beni."
"Ya tatsan, bedeninde olsa saf acının ateşi?"
"Siyah bir kuş havalanır gölgelere gömülü hayallere, pençesinden akan tatla besle beni."
Kaldırdın tüylü kalemini yeniden. Çarptın. Vurdun tuvale yeniden. Hiç bıkmamıştı senden. Ne kadar çizsen de canı yanmamıştı. Çünkü bir kağıt, bir keten, bir bez parçası neden var olduğunu biliyordu. Ona ne olacağını biliyordu. Var olma şansı olsa yeniden, yine de olmak istemezdi bir başkasına.
Seninle olmak istemezdi.
Senin için olmak isterdi.
***
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |