
Hayatımda iki nokta vardı.
Birinci nokta; Kazadan önce. Babamın olduğu, mutlu olduğum zaman. Herşeyi yapabildiğim ve herşeyi hatırladığım zaman.
İkinci nokta; Kazadan sonra. Babamın gittiği, mutlu olmadığım, sadece arkadaşlarımın yanında mutlu olduğum zaman. İstediğim şeyleri yapamadığım ve çoğu şeyi unuttuğum zaman.
Babamdan varken mutluydum. Hemde çok.
Ama şimdi, arkadaşlarım ile mutlu olmama rağmen eskisi gibi mutlu değilim.
Asla eskisi gibi mutlu olamıyorum.
O adam ve kadın yüzünden her şey. Hem de herşey.
Belki, annem tekrar evlenmeseydi böyle olmazdı.
Belki, babam şirketi benim değil, abimin üstüne yapsaydı böyle olmazdı.
Belki, onu unutmasaydım böyle olmazdı.
Belki, o gitmeseydi, bana kendini tekrar tanıtsaydı böyle olmazdı.
Belki, o gün babam beni dinlemeseydi böyle olmazdı.
Belki, o gün evde kalsaydık, babamla, böyle olmazdı.
Neden dinlediysen beni, baba.
Üvey babam, yani eskiden amca dediğim adam, bugün önemli bir gün olacağını ve bana akşam misafirlerimiz olduğunu söylediğinden beri annemin bana kıyafet ayarlamasını izliyordum.
Sanki ben seçemiyordum.
"Neden doğru düzgün bir kıyafetin yok senin?" dedi annem bana dönerek.
Çoğunu kendisi almıştı ama hala doğru düzgün kıyafetim olmadığını söylüyordu.
"Anne, çoğunu sen aldın. Ve bence güzel kıyafetlerim var. Birisini giyebilirim bence akşam." dedim ama beni dinleyen kim.
"Benim aldıklarım eskimiş, yeni almamız lazım. Akşam bunların hiçbirini giyemezsin. Bu akşam çok önemli, güzel gözükmen gerekiyor." dediğinde gözlerimi devirdim.
Sanki beni istemeye geliyorlar. Ben niye özeniyorum ki?
Bıktım artık bunların her şeye özenmen gerekiyor, güzel olmalısın demesine. Bana fikrimi bile sormuyorlar.
"Anne bence birini giysem sorun olm-" diyordum ki annem bağırarak sözümü kesti.
"Hayır efendim, bunların hiçbirini giyemezsin dedim. Hemen gidip sana güzel, bu akşama uyucak bir kıyafet almalıyız."
En sevmediğim şeylerden biri sözümün kesilmesiydi ama ne annem ne de diğerleri bunu umursuyorlardı. Bildiklerinden bile şüpheliydim.
Ben birşey demeyince annem bana bakmadan, kapıya doğru yürürken konuştu. "Çabuk hazırlan, kıyafet bakmamız gerekiyor. Yarım saatin var."
Odadan çıktıktan sonra ben odada tek kaldım. Kendimi yatağama atıp tavana boş boş baktım.
Ben Derya. Derya Baykal. Hayatı elinden alınmış bir kız. Avukat olmak isteyen ama babası için avukat olmayan o kız.
Babam her zaman benim şirketin başına geçmemi istiyordu ama ben avukat olmak istediğim için bir şey diyemiyordu. Ama babam öldükten sonra ben babamın istediği gibi şirketin başına geçtim. Pek şirkete girip bir şeyler yaptığım sayılmaz ama şirketteki herşeyden ben sorumluydum. Şirketin başında ben olduğum için üvey babam ve abim her zaman bana sinir oluyordu. Zaten olmadıkları zaman yok ama olsun. Kaç kere beni şirket için tehdit ettiler saymadım ama asla bu şirketi onlara vermezdim.
Babamdan bana kalan birşeydi bu. Bende değeri her zaman ayrıydı.
Babam, canım babam, beni neden bunun içinde bıraktın ki? Benim yerime abime de bırakabilirdin bu şirketi.
8 yıl önce babam ile geçirdiğim kazadan dolayı hafıza kaybı geçirmiştim. Babam o kazadan kurtulamamıştı ama ben ağır yaralı bir şekilde kurtulmuştum.
Hafıza kaybım ilk başlarda fazla ileriydi ama tedavi aldığım zamanda çoğu şeyi hatırlatmıştım. İlk başlarda en yakın arkadaşımı bile hatırlamıyordum ama o, gitmemiş onu hatırlamamı beklemişti.
Onun gibi gitmemişti...
Ama en önemli kişiyi hatırlamamıştım.
Bunu bana Beren bir yıl önce anlatmıştı. Benim onu unuttuğumu öğrendiğinde gitmiş ve bir daha gelmemişti. Sadece Beren'e 'Beni ona anlat ve beni hatırlarsa bana söyle' demiş ve başka bir şey demeden gitmiş. Hala hatırlamıyordum onu ama Beren'in anlattığı kadar biliyordum.
Onu şu son 8 yılda hiç gördüm mü, onu da bilmiyorum. Beren bana fotoğrafını göstermemişti, yok diyerek ama olduğuna o kadar eminim ki. Birşey demedim ama yalan söylediğini biliyorum.
Çıksa gelse belki tanırım ama eskisi gibi olur muyuz... Bilmiyorum.
En sonunda yataktan kalkıp hemen üstüme yazlık bir elbise giyip, sade bir makyaj yaptım. Saçımı taradıktan sonra hemen çantamı alıp odamdan çıktım.
O sırada annem de benim odama doğru geliyordu.
"Çabuk ol, geç kalıcağız. " dedi ve arkasına dönüp merdivenden inmeye başladı. Bende peşinden gittim.
Tam evin çıkış kapısının önüne geldiğimizde üvey babam geldi. Anneme bakıp, "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu.
"Akşama kıyafet bakmaya gidiyoruz, canım." dedi ve bana bakarak, "Birilerinin dolabında doğru düzgün elbise yokta." dedi iğneleyici bir sesle.
"İyi. Geç kalmayın. Saat beşte kuaför gelecek eve." dedi annemin beline sarılırken.
Kuaför mü? Akşam kim geliyor da bu kadar önemli görüyorlardı ki?
"Kalmayız canım. Saat beşe kadar geliriz. Tabi güzel bir şey bulursak." dedi annem de ona sarılırken.
Bunu görmek istemediğim için kafamı başka tarafa çevirdim.
Baba, iyiki burada değilsin. Bunu görmeni istemezdim.
"Hadi gidiyoruz." dedi annem ve evden hızla çıktım.
Nefes almak istiyordum.
Artık hayattan daha çok soğumuştum. Nefes almak zor geliyordu.
Evin önündeki arabaya binip kafamı cama çevirdim. Annem şoföre gideceğimiz yeri söylüyordu.
Saat beşe kadar annemin bana söylediği lafları dinledim. Ve gün sonunda yine benim dediğim değil annemin dediği kıyafetleri aldık.
*********
Akşam üzeri eve döndüğümüzde çoktan yorgun düşmüştüm. Ama benim yorgunluğum annemin dediği gibi alışverişten değil, ruhumdan geliyordu.
Onca kıyafet arasında kendi istediğim hiçbir şeyi seçememek, kendi hayatımda söz hakkımın olmadığını hissetmek beni boğuyordu.
Ben annemle birlikte salona girerken, çalışanlar aldıklarımızı odama götürüyordu.
Salona girdiğimde herşey hazırlanmıştı. Sadece bir kaç birşey kalmıştı. Masa çiçekler ile güzel bir şekilde süslenmişti. Yeni tabaklar, bardaklar ve çatal, bıçaklar kullanılmıştı. Masanın üzerinde çeşitli yemekler ile donatılmıştı.
Evet, fazla dikkat çekmeyi seviyorlardı ama bu kadar süslemeye ve hazırlanmaya ne gerek vardı ki?
Benim bilmediğim şeyler oluyordu ve ben bundan emindim.
Üvey babam bizim yanımıza geldiğinde anneme bakıp konuştu. "Tam zamanında geldiniz. Hazırlanmaya başlayın. Misafirler de gelir saat yedide."
Annem onun kolunu tutup, "Tamam hayatım. Hemen hazırlanırız biz. Kuaför geldi mi?" diye sordu.
"Geldi. Yukarıda sizi bekliyor." dediğinde annem kafasını salladı, birkaç birşey daha söylediğinde yanıma geldi.
Bana bakarak konuştu. "Çabuk hazırlan. Bugün çok güzel olman lazım."
Kaşlarım çatıldı ama bir şey demeden odama girdim.
Elbise yatağımın üstündeydi.
Elbise toz pembe, ince askılı bir elbiseydi. Yere kadar uzanan, güzel bir elbiseydi. Bel kısmında güzel bir kemer vardı.
Hemen giyinip kendime baktım.
Güzeldim ama özgür hissetmiyordum.
Güzeldim ama yanlız hissediyordum.
Aynada kendime bakarken odamın kapısı çalındı. "Gel." dedim sadece.
Kapı açıldı ve içeri kuaför girdi. Aralarından biri konuştu. "Derya hanım hazırsanız saçınız ve makyajınızı yapalım mı?"
Onlara dönerek konuştum. "Tabiki."
Makyaj masamın önüne gidip, koltuğa oturdum.
Yarım saat kadar saçım ile, diğer yarım saat ise makyajım ile uğraştılar ama güzel yapmıştılar.
Saçlarımı dalgalandırmışlardı. Makyajımı ise elbisem ile uyumlu bir şekilde sade bir şekilde yapmıştılar.
Kuaför bana çok güzel olduğumu söyleyip odadan çıktı. Elbise ile uyumlu takıları da takarak sonunda hazırlanmam bitmişti.
Son kez aynada kendime baktım ve aşağı inmek için odadan çıktım. O sırada annem beni çağırıyordu.
"Derya hadi. Misafirler geldi."
"Geldim." dedim hafif bir şekilde.
Odaya girdiğimde herkes bana baktı. Misafirler gelmiş ve oturmuştular.
Hemen karşımdaki koltukta oturan adam ile göz göze geldim.
Tanıdıktı... Tanıdıktı ama tanımıyordum.
Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı atmaya başladı. Ne oluyordu bana?
"Hoşgeldiniz." dedim ama sesimi tanıyamadım.
Üvey babam bana gelenleri tanıtırken sıra o adama geldi.
"Aras... Senin müstakbel eşin olucak, Derya."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |