
Bir süre sonra herkes ayağa kalktı. Sonunda bu gece de bitiyordu.
Kapının önüne geldiğimizde Beren konuştu.
"Bende daha fazla durmayım." Bana döndü, "Yarın gelirim konuşuruz. Hatta diğerleri ile kafeye geçelim."
"Olur. Baya olmuştu birlikte kafeye gitmeyeli. " dedim başımı sallarken.
Beren'in ve Aras'ın arasında birşey olduğuna emindim.
Ne zaman söylerdi bana bilmiyorum ama söyleyene kadar eskisi gibi olabileceğimi sanmıyorum Beren ile.
Meryem teyze, bana yaklaştı ve samimi bir şekilde sarıldı. Bende ona karşılık verip sarıldım.
"Görüşürüz kızım. Dikkat et kendine" dedi benden ayrılırken.
Tebessüm edip, "Görüşürüz, Meryem teyze. " dedim.
Diğerleri ile vedalaştım. Ve sıra ona geldi.
Aras'a.
Tek kaşını kaldırıp, "Sarılmaya izin var mı?" Diye sordu.
Aklıma yine o an geldi işte. Yutkundum.
"Hayır." Dedim sahte bir şekilde gülümseyip.
"Öyle olsun." Dedi gülümseyerek.
İyi olmadığını düşünüyordum artık.
Arkadan Alper abi ve Asya'nın sesini duydum. Gülüyorlardı.
Bunlar da herşeye gülüyorlardı.
Onlara baktığımı anladıklarında gülmelerini durdurdular ama zor duruyor gibiydiler.
Aras gözlerini devirdi onlara ve bana geri döndü.
"Görüşürüz." Dedi ve ben daha birsey diyemeden kolumdan çekip bana sarıldı.
Kalbim...
Karşılık vermedim. Veremedim.
Kulağıma eğilip fısıldadı. "Hızlı ol, güzelim. Dayanamıyorum artık."
Güzelim mi?
Hiçbir şey diyemedim. Sadece donmuş bir şekilde karşıma baktım sadece.
Ve... Neye hızlı olacağım lan ben?
Hem bunun Beren ile ilişkisi yok muydu?
Ben mi yanlış anladım ki?
Aklımdaki düşüncelerden kurtulamıyordum artık.
En sonunda benden uzaklaşıp yüzüme baktı. Donmuş halimi gördüğünde güldü ve benden uzaklaştı.
Üvey babam, Levent amcaya, "En yakında yapalım bu düğünü. " diyordu.
Düğün gününü bana sorun bari!
Levent amca, "Tamam. En yakın güne ayarlarız. " dedi.
Annem, " Gelecek ay olsun, düğün. " dedi hiddetle.
Bu kadar çok mu... Bu kadar çok mu kurtulmak istiyordu benden?
Derin bir nefes aldım ve uzaklaştım.
O sırada herkes arabaya biniyordu.
Elif'e baktığımda, Levent amca ile konuştuğunu gördüm. Ne konuşuyorlardı acaba?
Elif, gülüp arabanın arka kapısını açtı ve bindi. Kaşlarım çatıldı. Niye onlarla gidiyordu ki?
Annem en sonunda kapıyı kapattı. Herkes içeri geçmişti sadece annem ve ben kalmıştım.
"İçeri geç." Dedi sadece. Bana bakmadan içeri geçti. Bende en sonunda derin bir nefes alıp içeri girdim.
Koltuğa oturduğumda abim konuştu.
"Bize, onlara davrandığın gibi davranmazsın. Biz miyiz senin ailen onlar mı, belli değil."
Neden acaba onlara öyle davranmıyordum?
"O zaman sizde bir insanla nasıl konuşulduğunu öğrenin. Siz bana nasıl davranıyorsunuz bende öyle davranıyorum. " dedim sinirle.
Bugünden beri içimde tutuyordum misafir var diye ama daha fazla dayanamıyorum.
Ben mi istiyorum böyle davranmak. Onlar bana nasıl davranırlarsa, bende onların davrandığı gibi davranırım.
Annem, "Abinle düzgün konuş." Dedi bağırarak.
Doğru ya, ben onun için kızı değildim. Abimi ne kadar çok seviyorsa, beni o kadar sevmiyordu.
"Yeter artık. Ben senin kızın mıyım belli değil. Bıktım artık, anne. Bu evde tek yaşamama rağmen tek olmaktan bıktım. Sizin bana böyle davranmanızdan bıktım. Beni görmemenizden de bıktım. Abimi seviyorsun ama beni neden sevmiyorsun, anne? Ben ne yap-" devamını getiremedim çünkü yüzüme ağır bir tokat atılmıştı.
Tokatın etkisiyle yere düştüm. Gözümden yaşlar akıyordu. Bana vuran kişi annemdi.
Öz annem...
Beni doğuran kişi...
Eskiden canımdan çok sevdiğim annem...
İlk değildi ve son da olmayacaktı, biliyordum.
"Düzgün konuş. Senin yüzünden oldu herşey, bunu unutma. Şükretmen gerekiyor ama sen bunun değerini bile bilmiyorsun. Biz olmasak sen yaşayamazdın bile." Bağırıyordu. Sanki kendi kızına değil, yolda tartıştığı birine bağırıyordu.
Gözleri, kendi öz kızına değilde, nefret ettiği, hiç sevmediği birine bakıyordu sanki.
Ağlarken sessizce, kimsenin duyamacağı bir sesle konuştum. "Baba... Gel. Yalvarırım gel ya da beni de yanına al."
Üvey babam sinirle bağırdı. "Kalk yerden. Çabuk odana git. Daha annesiyle nasıl konuşmasını bile bilmiyor."
Ayağa kalkıp hemen merdivenleri çıktım ve odama girdim. Kapıyı sertçe kapatıp, kilitledim.
Yatağımın kenarını oturup sırtımı yasladım.
Hıçkırıklarım duyulmasın diye elimle ağzımı kapattım.
Canım yanıyordu ama yanağım değil. Kalbim acıyordu.
Haklıydı Aras. Hem de çok...
Evlenmek istemiyordum ama artık bu fikrim de değişti. Herşeyden çok istiyordum artık.
Kaç dakika, saat geçti bilmiyorum ama telefona peş peşe gelen bildirim sesiyle kendime geldim.
Elime alıp baktım. Gruptandı.
Açtım ve mesajları okumaya başladım.
PRENSESLER VE KÖLESİ
Reisss: Lan kaç saattir ses seda yok.
Reisss: Lan öldünüz mü?
Reisss: Bensiz öldüyseniz affetmem lan sizi.
Premses: Ne ölmesi be?
Premses: Daha ölmek için çok gencim ben.
Premses: Hem ben seninle evlenmeden ölürsem hortlar seninle evlenir öyle giderim.
Reisss: Benimle evlenmek çok istiyorsun demi?
Premses: Hemde çokk.
Reisss: Biliyorum beni çok seviyorsun. Aşıksın bana, bensiz yapamıyorsun.
Premses: Beni sinir etme, Uraz. Gelirim yanına gebertirim seni.
Bu halde bile beni güldürüyorlardı.
Gecem: Midem bulandı.
Reisss: Ay sen ne anlarsın.
Reisss: Sap kalmışsın ama hala birini bulmuyon.
Reisss: Evde kalacaksın, cimcime.
Gecem: Çakacam bir tane göreceksin. Sus.
Gecem: 
Gecem: Terlik geliyor bak.
Reisss: Tamam anne. Sustum.
Premses: JSPSJDLSHDKSJ. Çok seviyorum seni, Saye.
Reisss: NE?
Reisss: 
Reisss: Aldatılıyorum.
Premses: Abartma ya.
Premses: Hem ben senden başkasına bakmam.
Reisss: 
Reisss: Yıııaaaaağğğ.
Reisss: Yerim kız seni.
Reisss: Bana gelsene, bir öpim seni.
Premses: Maalesef aşkım.
Premses: Evde anneme yardım etmem lazım.
Çıtırrrr: Ne konuşuyorsunuz be?
Çıtırrrr: Sabahtan beri neden susmuyor bu telefon ya.
Çıtırrrr: Ne konuşuyoruz cidden.
Gecem: Bu ikilinin birbirlerine yavşamalarını.
Çıtırrrr: Offffff. Gidin özelden konuşun be. Yeter artık.
Reisss: Beren ve Derya nerede ya?
Adım geçince hemen dikleştim, sanki beni görecekler gibi.
Gecem: Bilmiyorum valla.
Gecem: Sabahtan beri yoklar.
Reisss: Öldüler mi yoksa?
Reisss: 
Aşkilitomm: Ölmedik korkma.
Çıtırrrr: Nerdesin sabahtan beri?
Aşkilitomm: Sabah işim vardı. Akşam da Derya'lardaydım.
Reisss: Derya nerede?
Reisss: Benim üzümlü kekim nerede?
Gülümsedim. En sonunda yazmaya karar verdim.
Derya: Burdayım.
Reisss: Aaaaaaa
Reisss: Üzümlü kekim gelmiş.
Gecem: Birşey mi oldu?
Gecem: Sen böyle yazmazsın.
Bu kızın herşeyi fark etmesini çok seviyordum ama şuan ne yazacağımı bilemedim.
Derya: Yooo.
Derya: Ne olucak?
Premses: Birşey olmuş.
Premses: Ne oldu?
Aşkilitomm: Yarın anlat istersen, Derya.
Aşkilitomm: Hem yüz yüze daha kolay anlatırsın .
Beren'e nasıl davranacağımı bilmiyordum. Soğuk davransam hemen anlardı. Ama eskisi gibi de davranamıyordum ki. Onu üzmek de istemiyordum.
Derya: Olur.
Çıtırrrr: Neyi yarın anlatacaksın?
Derya: Yarın anlattığımda anlarsınız.
Reisss: Yoksa... Yoksa...
Derya: Ne yoksa?
Reisss: 
Reisss: Bizi bırakıp gidiyor musun?
Reisss: Kız bak ben şaka yapıyordum.
Reisss: Ben sizi kimseye vermem lan.
Lan! Şaka yapıyor ya. Zaten bilemez, bende yeni öğrendim ne de olsa.
Premses: Ne alaka ya.
Premses: Ailesiyle ilgilidir. Hem bu kadar kısa sürede kim alacak bizim kızı?
Aras alacak sizin kızı.
Gecem: 
Gecem: Az daha abart.
Çıtırrrr: Hee kanka. Bak yarın gelip isteyecekler Derya'yı.
Ben şimdi bunlara nasıl bunun gerçek olduğunu söyleyecektim.
Reisss: Derya. Derya, birşey yaz, Derya.
Derya: Birşey.
Reisss: Mal o anlamda mı dedim ben.
Reisss: Gitmiyon demi.
Aşkilitomm: Söyleyim mi, Derya?
Derya: Hayır. Ben yarın söylerim.
Reisss: Neyi? Lan yoksa gerçek mi lan?
Derya: Ben uyucağım. Yarın anlatırım.
Derya: Yarın saat öğlen birde. Her zamanki yerde.
Derya: İyi gecelerr.
Reisss: LAN!
Reisss: NE oluyor lan!
Reisss: Hepiniz gittiniz mi?
Gecem: 
Çıtırrrr: 
Aşkilitomm: 
Premses:

Reisss: Sevgilim de gitti.
Reisss: Ne yapacam şimdi ben.
Reisss: Neyse bende uyim.
Reisss:
Telefonu bırakıp yanıma koydum ve elbiseyi üzerimden çıkarıp yatağa yattım.
Tavanı seyrederken beynimde sahneler dönüp duruyordu.
Aras’ın bana fazla yakın, tanıyormuş gibi davranması, Beren'in benden birşey saklaması… İçim sıkışıyordu.
Onunla bir hayat kurmaya nasıl dayanacaktım? Ben Aras'la nasıl kalacaktım aynı evde?
Belki mutsuz olurdum ama en azından burada olduğum kadar yalnız hissetmezdim.
Gözlerim ağırlaştı. Yorgunluk, öfkenin ve merakın önüne geçti. Uykuya teslim oldum.
********
Aras’ın arabası eve vardığında gece çoktan sessizliğe gömülmüştü.
Meryem Hanım kapıyı açarken içeri yayılan sıcaklık, o gergin sessizliği bile yumuşatamadı.
Onlarla birlikte gelen Beren'in ailesi de içeri girdi.
Bu iki aile, hatta üç aile çok yakındı ama maalesef Derya’nın babası Murat öldükten sonra Derya'nın ailesi ile baya uzaklaşmıştı. Sadece Derya, Beren'in ailesi ile konuşuyordu arada.
Onları hatırlıyordu.
Herkes koltuklara oturmuştu. Evdeki çalışan kız herkesin ne istediğini sordu ve mutfağa girdi. Lale bu evin çalışanı olabilirdi ama hiçbir zaman onu bir hizmetçi olarak görmediler. Aras ve Alper için Asya ne ise, Lale de aynıydı.
Beren'in babası Rıfat bey ve Aras'ın babası Levent bey konuşuyordu.
"Bugün Derya'yı gördüğümde... Murat'ın yaşadığını sandım bir an. Daha çok benzemiş babasına, Derya." Dedi Levent bey.
Herşeyin eskisi gibi olmasını istiyordu. İstiyorlardı.
Meryem hanım konuştu. "Güzel kızım, ne hale gelmiş. O eski enerjik kızı ne hale getirmişler."
Meryem hanım, Derya'yı çok severdi. Hala da seviyordu. Her zaman onun sevdiği yemekleri yapar, kendi kızı gibi görürdü.
Tülin hanım, bir iç çekişle konuştu. "Ne kadar bizi hatırlasa da, geçmişle ilgili çok az birşey hatırlıyor. Konuşamıyoruz kızcağızın yanında."
Alper, "O kadar da değişmemiş ya. Hala aynı, cimcime. Bugün bana 'tanışıyor muyuz?' Diye sorduğunda bir mutlu oldum varya." Dedi Aras'a bakarak. Kardeşini sinirlendirmeyi seviyordu.
"Tabi seni hatırladı, hanımefendi. Biz zaten neyiz ki? Neden hatırlasın bizi?" Diye konuştu hafif sinirli bir sesle.
Kırgındı ama Derya'ya değil, geçmişe. Geçmişe kırgındı. Böyle olmak zorunda mıydı?
Belki hiçbir şey böyle olmasaydı. Murat yaşasaydı, Derya hafızasını kaybetmeseydi, belki de şuan Derya ve Aras çok mutlu olurdu.
Belki de evlenmiş olurdular. İki tane de çocukları olurdu belki.
Bir kız, bir erkek. Derya’nın istediği gibi.
Ege ve Deniz.
Aras düşüncelere dalmışken, Beren ve Asya diğer tarafta konuşuyorlardı.
"Derya ablayı çok özlemişim ya. Az daha kendimi tutamasaydım herşeyi söylerdim." Dedi Asya.
O kaza olduğunda 14 yaşındaydı ama yine de herşeyi hatırlıyordu. Murat amcasının onu omuzlarında taşıdığını, onlara salıncak yapıp, erkeklere yapmadığında ise gelip onların salıncaklarında sallandığını.
Hatta birkez abisi, Derya’nın salıncağında sallanırken, salıncağı kırdığını hatırlıyordu.
O zamanlar çok güzeldi. Keşke geri gelseydi...
"En son ne zaman görmüştün, Derya'yı.?" Diye sordu Beren.
Asya ilk düşündü. "Galiba bir 4 yıl oldu. Doğum günümde görmüştüm."
O gün Derya'nın da orada olmasını çok istemişti ama yoktu. Diğer doğum günlerinde olduğu gibi bunda da yoktu.
O da Derya'nın dışarıda olduğunu öğrenince abisinden onu oraya götürmesini istedi. Ee bu da Aras'ın işine gelirdi tabi. Uzaktan da olsa onu izlemek... Çok güzeldi Aras için.
Asya oraya gittiğinde sanki telefonun şarjı bitmiş gibi Derya'dan telefonunu istedi ve abisini araması gerektiğini söyledi. Derya da kıyamadığı için verdi.
Asya abisini aradı ama konuşamadı. İçinde Derya'ya olan özlem çok fazlaydı. Her zaman ablası olarak görürdü, Derya'yı.
O gün görmüştü Derya'yı en son yüz yüze. Son dört yıldır sadece telefondan fotoğrafını görmüştü. O kadar.
"Hatırladım." Güldü Beren. "Hatta yalvarmıştın abine gitmek için. Nasıl unuturum."
Asya da güldü.
Meryem Hanım, oğluna döndü. "Aras sende yoruldun, oğlum. Git dinlen."
Aras bitkin ve yorgundu. Ama uyumak istemiyordu. Zaten istese bile uyuyacağını sanmıyordu.
"Yok anne. Yorulmadım." Dedi ama herkes biliyordu yorulduğunu.
Bora konuştu. "Hatırlayacak herşeyi. Ben inanıyorum." Dedi.
Beren, abisine baktı ve başını salladı. "Bende inanıyorum. Derya’ya söylemek istiyorum ama işte söyleyemiyorum. Tepkisinden korkuyorum."
Aras birden konuştu. "Hiçbiriniz birsey söylemeyin. Ben anlatacağım ona herşeyi. Düğün gecesine kadar zaman veriyorum ona, hatırlamazsa ben anlatacağım."
Beren, "Aras... Kendisi hatırlasın. Doktor de-" Aras sözünü kesti.
"Doktor moktor dinleyemem ben daha. Dayanamıyorum. Daha ne kadar bekleyim, Beren.. Ne kadar süre vereyim daha. 8 yıl. 8 yıldır bekliyorum. Bir kez bile hatırlamadı. Asya karşısına çıktı, hatırlamadı."
Derin bir nefes aldı. "Bugün karşısına çıktım. Kendimi tanıttım. Hatırlamadı... yine beni hatırlamadı. Beren, daha ne kadar bekleyim."
Herkes susmustu, sadece nefes sesleri vardı.
Haklıydı Aras. Hem de çok.
Alper, "Üstüne gitme. Bunu her zaman söylüyorum ve söyleyeceğim de. Üstüne gitme, Aras." Dedi sakince.
Derya hep onun kardeşi gibi olmuştu.
"Zaten üstüne gidemem ki. Sakince anlatacağım. O gün gelsin de."
Aras konuştuktan sonra bir süre daha kimse konuşmadı.
Sadece dışarıdaki rüzgâr, evin camlarına vuruyordu.
Bir zamanlar yan yana olan bu üç aileden biri şimdi yabancı gibiydi.
Ama bazı hikâyeler, küllerin altında bile yaşamaya devam ederdi.
Ve Geçmişin Külleri tam da oradan yeniden doğmak üzereydi.
Hikaye daha yeni başlıyordu bundan sonra.
**********
Lütfen oy verir misiniz?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |