16. Bölüm

Bölüm 15: Dilhun

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Mavi Karanlık isimli duygu yüklü yolculuğumuzun on beşinci gününden herkese Merhaba;

Dile kolay on dört bölümü geride bırakmışız; acısıyla, tatlısıyla.

Bazen gülmüş, bazen ağlamışız diyebileceğim, en başından beri ailemizin ayrılmaz parçası olan okurlarıma müteşekkirim.

Naçizane ricam oy ve yorumlarınızla da desteklerinizi eksik etmemeniz. Bir de bu camiada tanıdıklarınız varsa önerin kurgumuzu da büyüyelim.

Fazla uzatmayarak, sizi daha merakta bırakmadan bölüme geçeyim.

Keyifli okumalar 🎈

 

💙ON BEŞİNCİ BÖLÜM:🖤

"DİLHUN."

💙🖤

*Yürekteki dilhun yaralar o kadar derin olur ki aylar, seneler, asırlar geçse de, ne kadar iyi edilip sarılmak istense de yine de iflah olmazlar.

Mirhan'dan:
*************

Kafam önümdeki dosyalara gömülü, son zamanlarda olan vakaların genel değerlendirmesini yaparak, kayıtları inceliyordum. Odağımın tamamını önümdeki dosyalara vermek istesem dahi, bu konuda çok başarılı olamıyordum. Zira içimde anlamlandıramadığım, garip bir sıkıntı vardı.

Sabah Melisa'yı annesine bırakmış, sonrasında daha fazla oyalanmadan gelmiştim karakola. Yaklaşık bir saattir ise bu garip sıkıntı peşimi bırakmıyordu. Masamın üstünde duran yarsını içtiğim sert kahveden koca bir yudum alarak bilgisayarda açık tuttuğum sisteme odaklanmaya çalıştım.

Fakat saniyeler sonra dikkatimin dağılmasına neden olacak bir girişle resmen odama daldı Harun. Burada kimse kapımı çalmadan içeri giremediği için Harun böylesi beni hem şaşırtmış hem de oldukça endişelendirmişti. O yüzden istemsiz olarak ayağa kalkmak kaçınılmaz son olmuştu.

"Bir şey mi oldu Harun? Ne oluyor böyle bodoslama dalıyorsun?" Kaşlarımı çatarak dediğimde Harun derin bir nefes koy verdi. O kadar heyecanlıydı ki nefes alış verişleri düzensizleşmişti.

"Melina'nın başı dertte olabilir ağabey." Dediğinde duyduğum isimle kaşlarım sanki mümkünmüş gibi daha da çatıldı.

"Nasıl yani Melina'nın başı dertte olabilir? Geçen seferki beni oltaya getirmiyorsunuz değil mi?" Doğum günümde kurdukları oyuna gönderme yaptığımda Harun hızlıca başını olumsuz anlamda salladı ve elinde tuttuğu telefona odaklanarak bir şeyleri kurcalamaya başladı.

"Al kendin bak en iyisi, zaten ben de tam detaylı bilmiyorum. Mesajı gördüğüm gibi buraya koştum, daha aramadım bile Nazlı'yı." Dediğinde bir şeylerin ters gittiğinden emin olmuştum. Zaten ikinci kez aynı planı yaparak beni bir yerlere çağıracaklarını hiç mantıklı bulmamıştım. Sadece içimden öyle olmasını umduğum için dilimden de dökülüvermişti.

Telefonu elime aldığımda Nazlı'nın Harun'a yazdığı bir mesaj vardı ve bir de ekran kaydı görüntüsü.

*Harun Merhaba. Sana acil bir şey söylemem gerek. Melina'nın başı dertte olabilir. Şöyle ki sana az çok olaylardan bahsetmiştim. O yüzden detaya girmeden direkt konuya gireceğim. Melina'nın rahmetli kız kardeşinin sevgilisi Melina ile birlikte şu an. İsmi Anıl. Fakat sorun şu ki, bu çocuğun akli dengesi yerinde değil ve Melina'ya kötü bir şey yapma olasılığı yüksek. Nerede, nasıl karşılaşmışlar bilmiyorum. Melina bana da kısa bir mesaj atmış, sabahtan beri arıyorum ama açmıyor telefonu. Mesajın da ekran görüntüsünü alıp gönderiyorum sana. Lütfen mesajımı gördüğün an beni ara.

Mesajı okuduğumda endişe saniyeler içinde dört bir tarafımı sarmıştı. Başımı belli belirsiz sallayarak mesajın altındaki görüntüye odaklanmaya çalıştım. Zira şu an duygularımı bir kenara bırakmalı, olayı çözmeliydim.

*Anıl gelmiş, bir anda karşıma çıktı. Yüzleşmek istiyor ve yüzleşmeye gidiyorum.

Melina'nın mesajı kısa ve özdü. Atılma saatini falan incelediğimde Nazlı'nın da mesajı geç gördüğünü anladım. Çünkü Nazlı'nın gönderdiği görüntüde olan saatle Harun'a yazdığı saat arasında yirmi beş dakika kadar fark vardı. Allahtan Harun hemen fark etmişti.

"Hemen Nazlı'yı ara. İpuçlarını öğrenelim. Sen Nazlı'yla detaylı bir şekilde bu konuyla ilgili ne biliyorsa konuş. Ben de ekipleri ayarlayayım ve de Melina'nın telefonunun sinyalinden yer tespiti için baktırayım. Zamanımız kısıtlı, acele etmemizde fayda var." Dediğim gibi Harun'un onay dahi vermesini beklemeden bir hışımla odadan dışarı çıkmıştım. İçimdeyse elle tutulur cinsten korku ve endişe hakimdi. Tek duam yetişmekti. Melina'ya kötü bir şey olmasını engellemek ve ona geç kalmamak...

Ondan sonrası çok hızlı gelişti. Harun Nazlı ile konuşarak olayı daha detaylı öğrenmiş ben ise telefon sinyali sayesinde Melina'nın yerini bulabilmiştim. Nazlı öncülüğünde karakola ihbar girişi yapmıştık ve ben ekipleri toplayarak son sürat konuma doğru ilerliyordum.

"İnşallah kötü bir şey olmadan yetişiriz," dudaklarımı belli belirsiz kıpırdatarak mırıldandığımda, hemen sağımda oturan Harun'un bakışlarının bana döndüğünü hissettim.

"Sirenleri açıyorum devrem, köklen sen de gaza, yetişelim şu konuma," Harun'un aklına gelen fikir hoşuma gittiğinde hiç vakit kaybetmeden yüklendim gaza ve Harun da eş zaman da sirenleri açmıştı.

Bizimle birlikte gelen ekstra iki polis arabası sirenleri hemen açmıştı.

Yaklaşık on dakika gösteriyordu uygulama konuma varma süremizi. Alnımdan damlayan boncuk boncuk terler, kalbimin dört nala koşmasına sebep olacak cinsten korku, endişe ve heyecan. Allah'ım tek temennim herhangi bir kötü şey olmadan yetişmekti.

Sirenler sayesinde dört dakika kadar da yolumuz kısalmış, biz hızlıca konuma ulaşmıştık. Geldiğimiz yer tek katli, ufak bir bahçesi olan müstakil bir evdi ama bahçenin kapısı açık bırakılmıştı.

Harun'un emri ile uyarı çağırısı yapıldı ama içeriden cevap gelmedi. Fakat bir anda yükselen bağırış sesleri ile daha fazla dayanamayarak kapıya doğru koştum.

Tam o anda hiç beklemediğim bir ses duyuldu. Güm... Tiz bir el atış sesi...

Gözlerim korkuyla aralandığında tüm gücümü toplayarak kapıya omuz atmaya başladım. İkinci denememde kapı açılmıştı.

"Melina," diye bağırdığımda Melina'yı kanlar içinde görmeyi beklemiyordum. Üstelik Anıl'ın üstüne gelecek şekilde yerdeydiler. O an anladım ki silah ellerinde boğuşmuşlardı.

"Mirhan, ahhhh..." diye seslendi beni görünce. Artık emin olmuştum vurulan Melina idi.

Ben Melina'ya doğru koşarken, "Harun, bölmeye götürün şunu," diye de bağırmayı ihmal etmedim.

Melina'nın yanına yaklaştığım gibi sakin olmaya çalışarak onu usulca kaldırdım Anıl denilen şerefsizin üstünden.

"Melina," diye seslendim tekrar. Dikkatlice baktığımda sağ taraf karın bölgesinden oluk oluk kan aktığını gördüm. Üstelik suratı bembeyaz olmuş, dudaklarının rengi solmuş ve kurumaya başlamıştı.

"Mirhan," dedi kesik kesik nefesleri arasından.

"Sonunda rahata ereceğim, sonunda aileme kavuşacağım." Dediğinde gözlerim dolmaya başladı.

"Ambulans çağırın hemen," diye bağırdım polis erlerine doğru.

"Çağırdım ben Başkomiserim," Alper'in sesini duyduğum gibi odağıma tekrar Melina'yı aldım.

Cebimden hep taşıdığım mendilimi çıkararak Melina'nın yarasına bastırdım kanamayı az da olsa durdurmaya çalışarak.

"Hakkını helal et olur mu?" Zar zor nefes alması, kapanmak üzere olan gözleri... Ah be çimen gözlü kadın, yaktın ciğerimi...

"Böyle şeyleri ne aklından geçir ne de diline getir güzelim, iyi olacaksın. Geçti her şey, hastaneye gideceğiz, sen iyileşeceksin." Gözümden süzülen tek damlayla birlikte sağ kolumu başının altına geçirerek başını göğsüme doğru sıktım ve alnına dudaklarımı bastırdım.

"Kurtarma beni lütfen, ahhh... izin ver uyuyayım, nice zamandır beklediğim gibi," hayır diye bağırdım içimden binlerce kez.

"Öyle bir şey olamaz Melina, beni bırakıp gidemezsin. Seni daha kazanamamışken, kaybedemem ben..." Hafif aralık gözleriyle öyle bir baktı ki gözlerime, içime sanki kor bir ateş düştü.

Saniyeler içinde gözleri ağırca kapandığında karnının üstünde duran eli de yeri boylamıştı.

"Melina, Melina ne olur, aç gözlerini... Hadi güzelim, lütfen bana bunu yapma..." diye bir taraftan bağırıyor bir taraftan da belki uyanır umuduyla yüzüne hafifçe vuruyordum.

"Nerede kaldı bu ambulans?" Yaralı bir kaplan edasıyla bağırdığımda çaresizliğin elli tonunu iliklerime kadar hissediyordum.

Birkaç dakikanın içinde ambulans acil sirenin sesini duyduğumda az daha olsa rahatlayarak Melina'yı hafifçe yere bıraktım. Kendimse ayaklandım. Gözlerime yerde duran Melina'nın çantası olduğunu anladığım çanta iliştiğinde yakınlaşarak aldım çantayı. Görevlilerse gelerek onun cansız gibi yatan vücudunu sedyeye alarak ambulans arabasına doğru taşıdıklarında kıpkırmızı olan gözlerimle onları takip ediyordum.

"Harun, ben ambulansla gideceğim, buralar sana emanet. Bir de Nazlı'ya haber ver gelsin hastaneye." Harun'un yanından geçerken dediklerimle Harun da üzgün bakışlarla bana baktı.

"Melina iyi olacak ağabey, merak etme." Dedi son olarak omuzuma dokunduğunda. Bense içimden binlerce kez dualar ederek ambulansa bindim...

"Nabzı ve tansiyonu çok düşük Merve, hemen bir damar yolu açalım," Doktor ilk müdahaleyi yaparken yanında duran görevli hemşire de doktorun dediğini yaparak iğneyi hazırladı.

"Yaşı ve kan grubunu biliyor musunuz beyefendi?" İğneyi yaptıktan hemen sonra bakışlarını bana çevirerek aceleci tavırla sordu.

"Çantasında kimliği olacak, hemen bakıyorum." Melina'nın tam başının üstüne gelecek şekilde oturuyordum ben.

Hızlıca kimliğini bularak gereken bilgileri söyledim.

Hemşire ise hemen telefonu eline aldı.

"Yirmili yaşlarında kadın, sağ alt karın boşluğundan kurşun yemiş, nabzı ve tansiyonu çok düşük, çok kan kaybetmiş, damar yolu açtık biz. Ameliyathane hazırlansın, kan grubu da O RH pozitif," pür dikkat izliyordum olayları. Sanki transa girmiş gibiydim.

"İyi olacak değil mi o?" Cevabından ölesiye korktuğum o soruyu sorduğumda hemşire hanım halime üzgünce baktı.

"Kurşun o kadar derinde gözükmüyor, bu durumda iç organları zedeleme olasılığı düşük. Herhangi bir ani komplikasyon oluşmaz ise hayati tehlikesi gözükmüyor." Doktorun yaptığı açıklama ile derin bir nefes koy vererek gözlerimi kapattım.

Ona yetişememiştim. Keşke biraz daha erken gelebilseydim. Sadece beş dakika daha erken gelseydim, böyle olmayacaktı. Ahhh...

Doktor az da olsa içimi rahatlatmıştı fakat aynı anda yaşadığım onlarca duygunun karmaşası beni bitiriyordu. Geçecek Mirhan diye geçirdim içimden binlerce kez. Bunu da atlatacaksın.

Ambulans hastanenin önünde durduğunda hemen içeriden görevliler gelmiş, sedyeyi indirmiştiler. Melina'yı içeri doğru götürmeye başladıklarında ben de onlarla birlikte koşmaya başladım. Melina'nın sedyeden sarkan elini kavradım. Buz gibi olmuştu pamuk gibi olan elleri.

"Buradan sonrasına giremezsiniz beyefendi." Uyarı cümleleri ve yüzüme kapanan kapılar eşliğinde birkaç adım uzaklaşarak sırtımı duvara yasladım ve usulca yere çöktüm.

Onu öylesi görmek, kendimi bu denli çaresiz hissetmek beni oldukça yıpratmıştı. Kendime bile itiraf edemediğim binlerce duygu bugün tek bir şeyin ışığında, suratıma acımasızca çarpmıştı: Kaybetme korkusunun.

Ben Melina'yı kaybetmekten deli gibi korkmuştum. Onu daha kazanamadan, ona daha hislerimden bahsedemeden, onu kaybetmekten ölesiye korkmuştum.

Ona tutulmuştum evet, geç de olsa bu itirafı kendime yapıyorum. Yeşil gözlerinden geçen hüznün bin bir farklı hali çekmişti beni kendine daha gördüğüm ilk anlardan.

Ben daha önceleri de bir kadın sayesinde kalbimin hızlı çarptığını hissetmiş, duygu karmaşaları yaşamıştım. Eski karım Zümra ile olan ilişkimizde sürekli bu duyguları yaşamıştım ama şimdi çok daha farklıydı. Zümra bizim eve sürekli gelip gitmesine rağmen kendisi bana ilk adımı atarak yakınlaşmayınca ben onu o gözle ne görmüştüm ne de bir şeyler hissetmiştim. Zamanla onu sevmiştim ya da sevdiğimi sanmıştım bilmiyordum. Zaten artık bir anlamı da yoktu.

Ama Melina'yla her şey çok daha başka başlamıştı. İlk andan itibaren gözlerinin en derinine doğru çekildiğimi hissetmiştim. Yaşadıklarını öğrendiğimde, onun en savunmasız anlarına şahit olduğumda benim de onunla birlikte yaşadığım duyguların sonu yoktu. Ona karşı olan duygularım derin ve sonsuz bir okyanus gibiydi. Hem çok berrak hem büyük hem de sonsuz ve derin.

Ama şimdi. O acı çekiyordu, vurulmuştu ama ben ona yetişememiştim. Ellerimi hırsla saçlarıma daldırdım. Sevdiğim kadının acı çekmesi, ona yetişememek oldukça ağırdı.

Kendi kendime sözler verdim, yeminler ettim. Bundan sonra onun iyileşmesi, psikolojik olarak toparlanması için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Onu koruyacak, kollayacak en önemlisi ise hayata bakışının değişmesi için uğraşacaktım. Bugün benim için milattı. Ben onu kazanmak, mutlu etmek için her şeyi yapmaya hazırdım. Yeter ki o bir an önce iyileşsin ve o öldüğüm yeşil hareleriyle yine baksın gözlerimin en derinine. Kaybolayım ben yeşillerin derinliklerinde. Hapsolayım ben o tene, o masumluğa.

Kendisini, dünyanın en kirli, en günahkar insanı gibi hissediyordu Melina. Bunun farkındaydım. Ama yaşadıklarının hepsi kaderin ağır bir sınavıydı ve onun sırtında gereğinden fazla yük taşıması onu çok yıpratıyordu. Bu durumun düzelmesi için ne gerekecekse hepsini yapacaktım.

"Mirhan, Melina nasıl? Ameliyata mı aldılar?" Nazlı'nın nefese nefese kalmış sesini duyduğum gibi irkilerek başımı kaldırdım ve ağlamaktan dermansız kalmış Nazlı'yı gördüm.

Çöktüğüm yerden yavaşça kalktım ve biraz uzağımızda olan bekleme sandalyelerine ilerleyerek oturdum. Nazlı da vakit kaybetmeden gelmiş, yanımdaki iki boş sandalyeden birine oturmuştu.

"Nasıl oldu bu Mirhan? İyi mii arkadaşım?" Nazlı tekrar sorularını sıraladığında bakışlarımı ağır ağır ona çevirdim.

"Tahminimce Anıl kendisini vurmak isterken Melina engel olmuş ve silah ellerinde boğuşmuşlar. Zira içeri girdiğimde gördüğüm pozisyon, Melina'nın sağ karın boşluğundan vurulması bunu gösteriyor. Anıl Melina'yı öldürmek yerine Melina'nın gözlerinin önünde kendini vuracakmış. Ama Melina kendini feda etmiş." Sona doğru sesim kısılmıştı. Daha o evden içeri girdiğim ilk anda anlamıştım durumu.

"Durumuna gelince doktor hayatı tehlikesi yok dedi şu an için, ama çok kan kaybetti ve de şu an ameliyatta." Dediğimde Nazlı'nın dudaklarının arasından kocaman bir hıçkırık koptu.

"Oy benim talihsiz, bahtı kara arkadaşım. Sana bir şey olursa ne yaparım ben? Yaşadıklarının ağırlığı yetmezmiş, hayat imtihanı çok ağır değilmiş gibi neler neler yaşıyor. Ne zaman bitecek benim melek kalpli arkadaşımın çilesi?" Nazlı'nın dedikleri, feryadı yumruklarımı sıkmama neden olmuştu. Gerçekten de ne zaman bitecekti şu kızın hayat sınavının ağırlığı? Ne zaman gelecekti hayatının mutluluk satırları? Yetmedi mi tek başına bunca şeyi yaşaması? Bunca zorluklara katlanması?

"Merak etme, Melina iyi olacak. Bundan sonra da hep iyi olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız." Dediğimde yaşlı gözlerinin arasından bana baksa da bir şey demedi.

İkimiz de farkındaydık. Melina'nın toparlanmasının yolu uzun ve engabeliydi. Fakat vazgeçmeyecektik.

Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri doldurmuş, iki buçuk saat bilemedin üç saati geride bırakmıştık. Nazlı ve ben bir dakika dahi olsun ameliyathanenin önünden ayrılmamış, doktorun tek kelime iyi haberine muhtaç bir şekilde beklemiştik. Geçen sürede Harun da gelmişti. Leyle ve Suna'ya da arayarak haber vermiştik. Her ne kadar gelmek isteseler dahi Nazlı izin vermemişti. Zaten beklemek dışında yapılacak pek bir şey de yoktu.

"Çay getirdim, en azından genzinizden sıcak bir şeyler geçsin." Harun'un uzattığı pet bardağı aldım. Bir şey içecek halim yoktu ama bunu Harun'a söyleyecek gücüm de yoktu.

Harun ise geldiği andan Nazlı'nın etrafında pervane olmuştu resmen. Nazlı'nın ise onu geri çevirmemesine içten içe seviniyordum. Çünkü Harun'un birkaç ufak flört dışında doğru düzgün ilişkisi olmamıştı ve ben onun şimdiye kadar ilk kez bir kadın için böylesi heyecanlı görüyordum.

Ben düşüncelerimin arasında boğulduğum sırada ameliyathanenin açılan kapısıyla anında ayağa fırlamış, soluğu doktorun yanında almıştım.

"Durumu nasıl doktor bey? İyi mi?" Diye sıraladığımda Harun ve Nazlı da yanımıza yetişmişlerdi.

"Ameliyat beklediğimiz gibi geçti, herhangi bir komplikasyon oluşmadı. Hastamız şanslı ki kurşun iç organlarını zedelemeden karın boşluğuna saplanmış. Fakat ilk yirmi dört saat önemli ve kritik olduğu için yoğun bakıma yatıracağız." Derin bir çektiğimde elimi alnıma götürdüm. Başım çatlayacak derecede ağrıyordu.

"Peki, onu görebiliyor muyuz?" Öyle bir tonlama ile sormuştum ki sanki lütfen izin verin de onu göreyim diyordum.

"Aslında yanına kimsenin girmemesi daha iyi ama, çok istiyorsunuz biz işlemleri hallettikten sonra sadece bir kişi beş dakikadan fazla olmayarak süreliğine göre bilir." Başımı belli belirsiz salladıktan sonra doktora teşekkür etmiştik.

Doktor yanımızdan ayrıldıktan sonra bakışlarımın hedefine Nazlı'yı aldım.

"Eğer müsaaden olursa, ben görmek istiyorum Melina'yı?" Sorudan daha ziyade rica gibi söylediğimde Nazlı yaşlı gözlerinin ardından hafifçe gülümsedi.

"Müsaade senin," duyduğum bu iki kelime o an bana dünyaları verdi. Gözlerimi derince kapatarak açtım ve hafifçe gülümsedim. Bir nevi minnet duygumun yansımasıydı Nazlı'ya.

Yarım saat kadar süre içinde Melina yoğun bakıma alınmış, ben de hemşirelerin yönlendirmesiyle hazırlanmıştım. Yüzümde maske başımda bone, üzerimdeyse tüm kıyafetimi kaplayan hastane giysisi.

Kapı aralandığı gibi gözlerim direkt sevdiğim kadının üstünde durdu. Evet, her ne kadar itiraf etmekte zorlansam da Melina'ya karşı olan duygularımın sevgi, aşk olduğunu bugün çok daha iyi anlamıştım.

Makinelere bağlı, serumlar takılı haldeydi narin vücudu. Beyaz teni iyice soluklaşmış, gözaltları hafif mor, dudaklarıysa kupkuru ve solgundu. En çok koyan ise o güzel yeşillerin kapalı olmasıydı.

Usulca dizlerimin üstüne çöktüm ve elini kavradım.

"Özür dilerim," diye fısıldadım varla yok arası çıkan ses tonumla. Ardından dudaklarımı buz gibi olan eline iliştirdim ve teninin kokusunu içime çekerek derin bir öpücük kondurdum eline.

"Bugün sana geç kaldığım için çok özür dilerim. Fakat sana kızgınım da. Anneni, arkadaşlarını, pastaneni, beni bırakıp gitmek istedin. Ölmek istedin..." O anlar aklıma geldikçe gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım.

Yaşadıkları gerçekten çok ağırdı. Her ne kadar onu anlamaya çalışsam da, tam anlamıyla düştüğü ağır psikolojiyi anlamam mümkün değildi. Fakat ölmek istemesi, izin ver öleyim demesi de beni çok yaralamıştı.

"İyi ki gitmedin Melina, seni daha kazanamamışken kaybetmenin acısını yaşayamazdım ben. İyi ki tutundun hayata." Tekrar dudaklarımı değdirdim tenine. Gözyaşlarım da damla damla dökülmüştü elinin üstüne.

"Seni seviyorum, sana aşığım. Bunu böylesi bir koşulda söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama seni her gördüğümde kalbim göğüs kafesimi delecek gibi oluyor. Sen üzgünken ben de üzülüyorum, güldüğünde ise dünyalar benim oluyor. Şimdi vaktim oldukça az, bunları sana uzun uzun anlatamıyorum. Fakat sen iyileş, toparlan, en güzel haliyle haykıracağım sevdamı sana." Dedim hafif gülerek. Sürem gerçekten de çok azdı ve o az süre de dolmak üzereydi.

"Uyanmanı çok büyük bir özlem ve hasretle bekliyor olacağım, lütfen bir an önce uyan ve iyileş meleğim." Son kez elinin üstüne öpücük kondurduktan sonra artık çıkmam gerektiğinin de farkındaydım...

Ayağa kalktım ve o güzeller güzeli yüzüne son kez baktıktan sonra gözyaşlarımı kuruladım, ardından içimden bir an önce iyileşmesi için dualar ederek yoğun bakımının kapısından dışarı attım dermansız vücudumu...

 

 

 

💙🖤💙🖤💙🖤💙🖤

05.09.2024

Bölümü bu kez Mirhan'dan okuduk.

Sonunda aşkını itiraf etti Mirhan. Düşünceleriniz neler bu konuda?

Bölümü nasıl buldunuz? Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Sağlıcakla kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 20.02.2026 22:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...