17. Bölüm

Bölüm 16: Elemkârâne

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Mavi Karanlıktan hepinize selamlar, sevgiler

Nasılsınız can okurlarım?

Ben oldukça yoğun bir ders dönemindeyim ama elimden geldikçe de buraları aksatmamaya çalışıyorum.

Wattpad ile ilgili Türkiye'de olan sorun kalksa, daha rahat ve sıkı bir şekilde ilgilenmeyi de düşünüyorum. Umuyorum ki artık düzelir bu durum.

Son olarak oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Keyifli okumalar 🎈

 

💙ON ALTINCI BÖLÜM:🖤

"ELEMKÂRÂNE."

💙🖤

*Hayatın çilesine tahammül gerek,
Değil mi ki sefa ile cefa müşterek?
Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek?
Bazen dertliler de ağlar ama gülerek.
(Necip Fazıl Kısakürek)

Melina'dan:
***************

Üzerimde rüzgarda uçuşan uzun bir elbise vardı. Sahil kenarında çıplak ayaklarımla yürüyordum. Nereye yürüdüğümü, neden yürüdüğümü bilemeden. Deniz masmaviydi. Suyun berraklığı öyle güzel gözüküyordu ki insanın baktıkça bakası geliyordu.

"Melina..." Bir anda bomboş sahil kenarında yankı yapan sesle irkilerek yerimde sıçradığımda hızla arkamı dönmüştüm.

Fakat gördüğüm manzara karşısında nutkum tutulmuş, gözlerim anında sulanmaya başlamıştı.

Bana seslenen Melisa'dan başkası değildi. Fakat Melisa denizin en derinliklerinden yavaş yavaş adımlayarak geliyordu kıyıya, yani bana taraf. Denizin onca suyuna rağmen kıyafetleri ıslaktı.

Biraz daha yaklaşınca daha detaylı gördüğüm şeyle nutkum tutuldu. Zira Melisa'nın kucağında bembeyaz teniyle, dünyalar tatlısı bir erkek çocuğu vardı.

Saniyeler sonra tam önümde durduklarında bebek kocaman açtığı yeşil gözleri ve çıkardığı tatlı seslerle bana bakmaya başladı. Bense şoktan donakalmıştım.

"Melisa, bu kim? Neredeydin sen bunca zamandır. Niye yokluğunla sınıyorsun bizi?" Diye sordum sonunda kendime gelerek.

"Bu Çağan, dünyalar tatlısı değil mi?" Hareketleri oldukça aheste olan kardeşim bebeği hafifçe kaldırarak iyice bakış açıma soktu. Kızıl kahve tonlarda saçları, yemyeşil gözleri ve bembeyaz teniyle oldukça güzel bir bebekti Çağan.

"Evet, nereden bu bebek? Kimin bebeği?" Diye sordum merakla, bir taraftan da sevmemek için zor tutuyordum kendimi. Sanki onlara dokunursam bu büyülü an tuzla buz olacakmış gibi hissediyordum.

"İsmini ben verdim, yeğenimdi bu benim, ama artık oğlum." Dediğinde şokla put gibi kesildim. Yeğenim... İsmini ise o vermişti. O an aklıma dank etti Çağan, Melisa'nın hep bir oğlu olursa vermek istediği isimdi.

"Bu... Bu bebek... benim oğlum mu?" Diye sordum gözlerimden yaşlar süzüldüğünde. Allah'ım rüyada mıydım ben, yoksa tüm bu olanlar gerçek miydi kestiremiyordum.

"Senin oğlundu, ama artık benim yanımda ve benim oğlum." Dediğinde hıçkırarak ellerimi kaldırdım ve bebeğe dokunmaya çalıştım. Fakat Melisa anında iki adım gerileyerek yaptığım eyleme izin vermedi.

Ellerimi yavaşça aşağı indirdim. Onlara asla dokunamayacağımı biliyordum. Fakat bir umut demiştim içimden, belki dokunur, severdim.

"Çağan..." diye tekrarladım birkaç kere. Çağan'ım, bebeğim, oğlum...

"Onu çok ağlattın Melina, o kadar çok ağladı ki dayanamadım aldım geldim buraya," dediklerinden bir şey anlamayarak ona baktığımda, Melisa başını belli belirsiz sallayarak bana bakıyordu. Rüzgarda uçuşan saçları, parlayan yeşillikleri. Eskisinden bile çok daha güzel duruyordu kardeşim. Nasıl da özlemiştim onu.

"Ne yaptım ki ben?" Dedim ağlayarak.

"Kendine sürekli zarar veriyorsun, kendini sevmiyorsun. Bile bile ölüme gittin sen. Çağan ile ben buraya geldik ki sen yaşayasın diye. Ama sen benim ve Çağan'ın sana emanet ettiğimiz canına iyi davranmıyorsun Melina. Çağan annesini, ben de kardeşimi böyle görmek istemiyoruz." Dedikleri ben de deprem etkisi yaratıyordu. Tanrım ben neler yaşıyordum böyle?

"Keşke ben yaşayayım diye gitmeseydiniz, keşke böyle olmasaydı. Sizin olmadığınız bir yaşamı istemiyorum ki ben, Melisa lütfen izin ver de ben de geleyim sizinle. Birlikte büyütelim Çağan'ımızı." Dedim yalvararak.

"Hayır Melina, senin bizim yanımıza gelmene daha uzun bir zaman var. Fakat bizi mutlu etmek, Çağan'ımızın huzurlu uyumasını istiyorsan toparlanacaksın. Tekrar hayata tutunacak, bizim için de yaşayacaksın." Dediklerinden sonra yavaş yavaş gerisin geri adımlamaya başladığında teşvişe düşerek bağırmaya başladım.

"Melisa, gitmeyin lütfen. Beni bir kez daha yalnız bırakma Melisa lütfen... Çağan... Çağan'ım..." can havliyle bağırsam dahi, onlar yavaş yavaş gözden kaybolmaya başlamıştı.

"Kendine çok iyi bakacaksın Melina, benim için ve de Çağan'ımız için." Son olarak bağırarak tamamen gözden kaybolduklarında dizlerimin üstünde yere çöktüm.

Yine beni bırakıp gitmişlerdi...

Gözlerimi açtığımda nefes nefese kalmıştım ve terden dolayı saçlarıma kadar ıslandığımı hissediyordum.

Çağan... bebeğim...

Kocaman bir hıçkırık dalgasıyla sarsıldığımda kendimi o kadar çaresiz hissediyordum ki. Yaşadığım duygu karmaşasını anlatacak doğru düzgün ifade bulamıyordum.

Deli gibi etrafa bakındığımda yattığım koltuktan hafifçe doğrulmaya çalıştım.

"Abla, iyi misin?" Leyla'nın endişeli bakışları ve sesi kulaklarımı doldurduğunda belli belirsiz başımı salladım.

"Bana su verir misin Leyla?" Dedim kupkuru olan genzimle.

Leyla ise cümlemi duyar duymaz ok gibi fırlamıştı mutfağa taraf.

Hastaneden çıkalı bir hafta kadar olmuştu. Yaram artık neredeyse iyileşmişti tenimde bıraktığı iz dışında. Geçen bir hafta kadar sürede evde bolca yatmış, dinlenmiştim. Kızlar, Macide teyze, Mirhan, Meliha ve Dilber ablalar beni bu süreçte asla yalnız bırakmamışlardı. Leyla'nın dersi olduğu zamanlarda bile birisi yanıma gelir, asla yalnız kalmama izin vermiyordu.

"Al iç ablacım," Leyla'nın uzattığı su dolusu bardağı elime aldığım gibi kafama dikerek tek yudumda bitirdim bardaktaki suyu. Genzime doğru yayılan su ile yeni yeni kendime gelmeye başlıyordum.

Yanaklarım hala gözyaşlarımın getirdiği ıslaklıkla kaplıydı, ellerim titriyor, beynimse gördüğüm rüyanın etkisinden çıkamıyordu. Hoş uzun bir süre çıkacağını hiç düşünmüyordum.

Çağan...diye geçti aklımdan defalarca kez. Çağan... oğlum, bebeğim...

"Kabus mu görüyordun? Kan ter içinde kalmışsın." Leyla, endişeli bakışlarını üstümde dolaştırdığında hafifçe gülümseye çalıştım.

Yerimden de ani hareketle kalktığımdan olsa gerek yaramın yeri hafifçe zonklamaya başlamıştı.

"Kabus değildi, rüyaydı sadece," diye fısıldadım varla yok arası çıkan sesimle. Can içlerimi görmüştüm, nasıl kabus olsun ki?

"Pek iyi görünmüyorsun ama, ben en iyisi bugün olan programı iptal edeyim, başka zaman çıkar alırız elbise," dediğinde kaşlarımı derinlemesine çattım.

Program dediği şey Leyla, Suna ve Nazlı bugün Leyla için kız isteme elbisesi bakmaya çıkacaklardı. Evet, Yusuf daha fazla dayanamayarak ailesiyle Leyla'nın durumunu paylaşmıştı ve aile de onların kararına saygı duyarak evlenmelerine onay vermişti. Fakat Yusuf'un annesi Handan hanımın tek bir şartı olmuştu ki Leyla'nın okulu bitene kadar çocuk yapmayacaklardı. Bu duruma o kadar sevinmiştim ki. Leyla'nın kayınvalidesinin bu kadar ince düşünceli olması beni mutlu etmişti. Zira Leyla yaşadığı onca şeyden sonra mutluluğu fazlasıyla hak ediyordu.

Böyle olunca da ben tamamen iyileştikten sonra istemenin olması, ardından da düğünün yapılması planlanmıştı. Düğün Leyla'nın sınavları bittikten sonra olacaktı. Leyla'nın anne taraftan pek akrabası olmadığı ve de baba tarafla da görüşmediği için biz de Macide teyzeden rica etmiştik isteme günü kız tarafının büyüklüğünü yapsın.

"Leylacım, lütfen saçmalama. Ben iyiyim, basit bir rüya gördüm sadece. Şu sıra fazla ilaç, ağrıkesici kullandım. Ondan olsa gerek. Hem Mirhan ağabeyin geleceğim, yalnız kalmayacak demiş ya. Sen hiç programı bozma güzelim. Çağır hatta Nazlı ve Suna'yı da gidin siz." Demiştim en içten şekilde. Gerçekten de hastanede bile doktorlar beni yoğun bakımından sonra sadece bir gün tutmuşlardı. Gün aşırı olacak şekilde hemşire çağırıyorduk eve sargımı değişiyordu o kadar ki, bu sabah son sargı yapılmıştı. Yarın doktor randevusuyla kontrole gidecektim.

"Ben gidip Nazlı ablayı pastaneden alacağım, Suna ile de konuştuk dersten çıkıp direkt olarak AVM'e gelecek." Diyerek açıklama yaptığında hafifçe gülümsedim. Planlar da yapılmıştı. Ahh işte bu halde olmasaydım şimdi ben de onlarla gidecektim. Fakat bunu Leyla'ya söyleyerek vicdan yapmasını istemediğim için düşüncelerimi kovaladım beynimden.

"Vayy, plan program da yapılmış demek ki, şimdiden keyifli alışverişler diliyorum size. Var mı peki aklında tahminen model?" Diye sorduğumda Leyla'nın gözlerinden geçen anlık ışıltıların şahidi oldum. Anlaşılan istediği modeli seçmişti bile.

Leyla'nın hevesli hevesli anlatmaya başlamasıyla ben de can kulağıyla onu dinledim. Başta kıyafetle açılan konu yavaş yavaş Yusuf ve ailesine, Yusuf'un Leyla'ya hep zor günlerinde destek olmasına döndü. Sadece bir senedir birbirlerini tanımalarına rağmen aralarında olan güçlü bağa hayran olmamak elde değildi.

Leyla anlattıkça kendi isteme günümü, Oğuz'un ailesini, düğünümü anımsadım. Babamın isteği üzerine bir evlilik yapmıştım ben. Neden Melisa değil de ben? Çünkü babam dahil herkes Melisa ve Anıl'ı biliyordu.

İsteme günüm de, düğünüm de oldukça olağan geçmişti. Oğuz'un annesi beni istemediğini her an her dakika belli etmekten asla çekinmiyordu. Oğuz ise annesinin etkisinden asla çıkamayan bir erkekti. Ben en başında onun böylesi bir karakterde olduğunu bilseydim babamın her ne kadar bana gönül koyacağını bilsem dahi bu evliliğe adım atmazdım. Fakat bilemedim. En başından bir şeyler hiss etsem de, işin boyutunun böylesi büyük olduğunu hiç ama hiç tahmin edemedim. Çünkü benim aklım ortada bir sebep yokken birinden nefret etme işlerine basmıyordu. Ben herkesi kendim gibi, annem gibi, kardeşim gibi sanıyordum.

"Her şeyin en güzelini hak ediyorsun, hep mutlu ol." Dedim Leyla konuşmasını bitirdiğinde. Ben de düşüncelerimden kurtulmuştum.

"Sen de ablam, sen de mutlu ol hep." Diyerek bana sarıldığında ben de sarıldım ama mutluluk kelimesinin bana çok uzak olduğu aşikardı.

İkimizin de dikkatinin dağılmasına neden olan şey kapının zili olduğunda Leyla kapıya bakmak için ayaklanmıştı. Tahminimce gelen Mirhan'dı.

"Merhaba, nasılsın Melina? Dün biraz ağrın varmış, Suna söyledi. Şimdi Nasılsın?" Tam tahmin ettiğim gibi Mirhan içeri girdiği gibi sorularını da sıralamaya başlamıştı.

Altında mavi bir kot üstündeyse lacivert bir tişört vardı.

"İyiyim iyiyim, bugün neredeyse hiç ağrım olmadı." Dediğimde hafifçe gülümseyerek yanımdaki boşluğa kuruldu.

"Ocakta hazır yemek ve çorba var, çay da yapmıştım. Ben çıkıyorum artık. Ablam sana emanet abi," Leyla'nın sevecen sesiyle Mirhan gülümsemişti.

"Emanetin baş tacımdır abiciğim, sen git rahat rahat işlerini hallet." Mirhan'ın dedikleri benim yanaklarımı pancara dönüştürürken Leyla'nın sinsice gülmesine neden olmuştu.

"Vay vay, ben burada fazlalık gibi kaldım, kaçıyorum." Leyla'nın dedikleri üzerine ters ters ona baktığımda o hala gülüyordu.

"Leylaaaa," diye uyarıcı sesle seslendiğimde Leyla gülerek gerisin geri adımlamaya başladı.

"Leyla yok ki, gitti." Kahkaha atarak odadan çıktığında dakikalar içinde gerçekten de çantasını almış, evden uçar adım çıkmıştı.

Kapının da kapanma sesiyle bu sefer kaşlarımı çatarak ters bakışlarımdan Mirhan'ın nasibini almasını sağladım. Utanmaz herif beni herkese maskara edip duruyordu.

"Niye çatıldı kaşların bakayım?" Gülerek cevabını gayet de çok iyi bildiği soruyu sorduğunda gözlerimi devirdim.

"Niye beni bunların diline düşürüyorsun sen?" Dedim sinirli çıkması için özen gösterdiğim sesimle. Açıkçası onun bu hallerinden hoşlanmıyordum desem yalan olurdu. Ama bunu onun bilmesine gerek yoktu.

"Baş tacıma baş tacım derim ben," dişlerini göstererek güldüğünde artık ne diyeceğimi bilemez olmuştum.

Mirhan son iki üç gündür böyleydi. Yaşımızı başımızı bilmesem, ikimizin de bir kere evli olduğunu bilmesem bana yürüyordu diyecektim neredeyse. Aslında yürümek biraz kaba kalıyordu doğru ama artık Mirhan'ın bana karşı boş olmadığını biliyordum. Zira sağır Sultana bile belli etmekten çekinmiyordu beyefendi ama ben böylesi bir birlikteliğe hazır mıydım? İşte bu kısım karanlıktı. O yüzden şu sıralar ondan herhangi bir ciddi atağın gelmesini istemiyordum.

"Bana bir kase çorba getirir misin acaba?" Ne diyeceğimi bilemediğim için kaçmayı ve konun değişmesi taraftarı oldum. Şimdilik böylesi en iyisiydi.

"Yanına limon ya da ekmek de ister misin?" O ise başta dediğimle bocalasa da toparlanması uzun sürmedi.

"Limon olur, bu arada kendine de al lütfen. Birlikte içeriz." Dediğimde bir şey demeden başıyla beni onayladı ve oturduğu yerden kalktı.

On dakika kadar sonra elinde tepsi ile içeri adamla uzandığım yerden hafif doğrulmuştum. O ise tepsiyi sehpanın üstüne bırakmıştı. Limonu elime alarak çorbama sıktıktan sonra hiç vakit kaybetmeden içmeye başladım. Mercimek çorbası en sevdiğim çorbaydı.

Çorbalarımızı içerken hafif birkaç konu dışında pek sohbet dönmemişti. Biten yemekle Mirhan tepsiyi alarak mutfağa götürmüş, ardından tekrar salona gelmişti.

Yine yanıma oturduğunda derince iç çektim, bir süre ikimiz de sessizlikle birbirimizi izledik. Açıkçası çok garip bir andı benim için. Liseli aşıklar gibi duygu karmaşası yaşıyordum.

Saniyeler dakikaları kovalarken ne kadar süre geçti bilmiyordum. Bir taraftan Mirhan'ı düşünürken, diğer taraftan da kafamın bir köşesini meşgul eden gördüğüm rüya gerçeği vardı.

"Çağan'mış," diye fısıldadım yavaşça. Nedensizce onunla paylaşmak istemiştim.

Dediğim şey üzerine Mirhan'ın kaşları belirsizlikle çatıldı.

"Çağan kim?" Diye sorduğunda derince iç çektim. Bakış açım yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlamıştı bile.

"Bebeğimin ismi, Çağan'mış." Sanki çok normal bir şeyden bahsediyormuşum gibi konuştuğumda Mirhan iyice şaşkına dönmüş, ne diyeceğini bilemeyen bir hale bürünmüştü.

"Çağan mı koymak istiyordun bebeğinin ismini?" diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda salladım.

"Kardeşim Melisa koymuş, oğluma Çağan ismini, annelik yapıyormuş ona" Dediğimde Mirhan'ın gözleri iyice şaşkınlıktan açıldı. Muhtemelen delirdiğimi falan düşünüyordu. Aslında kim olsa öyle düşünürdü. Ya da kim benim yerime olsaydı delirirdi mi demek gerek?

"Melina, güzelim," dedi Mirhan şefkat dolu bir sesle. Ardından elleriyle yanaklarımı kavrayarak okşamaya başladı.

"Ne demek istediğini anlamıyorum, birazcık daha açık anlatır mısın?" Diye de sorduğunda gözümden yaşlar süzülmeye başladı Mirhan'ın yanaklarımı kavrayan ellerinin üstüne.

"Rüya gördüm," dedim duraksayarak. Kalbim göğüs kafesimi delerek fırlamak istiyormuş gibi hızlı çarpıyordu.

"Ne rüyası?" diye sordu bu sefer de aynı sakinlikle.

Ben ise derince iç çekerek gördüğüm rüyayı anlatmaya başladım. Anlattıkça ağladım, ben ağladıkça Mirhan gözyaşlarımı kuruladı. Sanki gerçekmiş gibi olan rüyamın etkisinden bir türlü çıkamıyordum.

"Ağlama lütfen güzelim, geçecek her şey." Diyerek başımdan kavrayarak göğsüne sıktı beni ve sımsıkı sarmaladı. Bense sanki bunu bekliyormuşum gibi kollarımı karnına dolayarak iyice ona sokuldum.

"Geçmiyor Mirhan, yemin ederim geçmiyor. Her şey ilk günkü gibi taze, ağır, acı dolu." Dediğimde artık hıçkırıklarım da gözyaşlarıma eşlik etmeye başlamıştı.

"Oluk oluk kanıyor kalbimin ta ortası, en zor kısmı ise derdimin çaresinin olmaması." Dediğimde Mirhan saçlarımı okşamaya başladı.

"Her kulun imtihanı, kaderi kendineymiş Melina. Senin yazgın ağır olmuş doğru, ama böyle yaparak da bir yere varamazsın." Dediklerinden sonra göğsüne yaslı duran başımı kaldırarak elleriyle yanaklarımı tekrar kavramış ve gözlerimin en derinine bakmaya başlamıştı.

"Hastaneden çıktığın günden aklımda dönüp dolaşan bir şey var, sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum ama görüyorum ki söylemekten başka çare yok." Dediğinde kalbim korku ve heyecanla kasıldı. Kötü bir şey olmamıştır değil mi?

"Ne söyleyeceksin?" Büyük bir merak ve endişeyle sordum sorumu. Tüm vücudum yaprak gibi titriyordu.

"Harun'un bir kuzenin en yakın arkadaşı var. Türkiye'de tanınan en ünlü psikiyatristlerden birisi. Harun sağ olsun, onun sayesinde iletişime geçebildim onunla. Kızacaksın biliyorum ama senin iyiliğin için Melina, biraz senden bahsettim ve randevu almak istediğimi söyledim." Dedikleri karşısında şaşkınlık ve kızgınlıkla dolup taşmıştım.

"Benden habersiz böyle bir şey yapmasaydın keşke. Ayrıca terapi veya seansa gitmek istemediğimi biliyorsun." Net bir şekilde dediğimde Mirhan başını hızla sağa sola salladı.

"Kendinden, yaralarından, geçmişinden daha fazla kaçamazsın Melina. Artık bir yerlerden başlayarak kaderini kabullenmeli, hayata daha sağlam bir şekilde devam etmek için çabalamalısın. Başta bebeğin ve kardeşin için yapmalısın bunu. Onlar o gün senin için, senin yaşaman için vazgeçtiler yaşamaktan. Bu çok ağır bir suçluluk duygusu farkındayım ama bunu sen bilerek yapmadın. Başına gelenler senin planlı yaptığın bir şey değildi. O gün sen öle, kardeşin yaşayabilirdi. Ama öyle olmamış, demek ki senin daha yaşaman gereken bir hayat var." Dediklerinde sonuna kadar haklı olduğunun ben de farkındaydım ama yapamıyordum. Bir türlü toparlanamıyordum.

"Yapamam Mirhan, üzgünüm, ben o günün bendeki etkisinin iyileşmesini istemiyorum. Ben cezamı böyle..." devam etmeme izin vermeyen şey Mirhan'ın sertlenen sesi olmuştu.

"Ceza falan yok Melina, sen katil değilsin, zanlı değilsin, hırsız hiç değilsin. Sen sadece imtihanı ağır bir insansın. Bu kadar isyan etmen, başına gelenlerden kendini bu denli suçlaman doğru değil. Annen için, arkadaşların için, benim için bir yerlerden başlamanı istiyorum artık. Yalvarıyorum Melina, kendine ve bana bunu yapma. Seni böyle görmeye dayanamıyorum. Biliyorum çok zor ve uzun bir süreç olacak, ama omuzlarını çöktüren yüklerinden arınman gerekiyor." Umutla bakıyordu gözlerimin içine. Derince iç çektim.

Sabah gördüğüm rüya, şimdi de Mirhan'ın dedikleri. Tesadüf müydü yoksa tevafuk mu karar veremiyordum.

Rüyamda Melisa'nın dedikleri çınladı kulaklarımda. Çağan'ı üzdüğümü söylemişti bu hallerimle.

Mirhan ise gözlerimin en derinine öyle umutla bakıyordu ki...

Belki de gerçekten de bir yerlerden başlamanın zamanı gelmişti...

Gözlerimi kapatarak açtım.

"Bir şartım var," dedim Mirhan'a doğru.

"Ne istersen, yeter ki kabul et dediklerimi." Dediğinde kocaman bir nefes koy verdim.

"Sen de yanımda olacaksın, benimle geleceksin." Dediğimde Mirhan rahatlayarak kocaman gülümsedi.

"Seni yalnız bırakacağımı kim söyledi ki?" Dediğinde utançla gözlerimi kaçırdım.

"Kabul ettiğin için sağ ol Melina," benim iyiliğim için istiyordu üstelik teşekkür ediyordu. Mirhan gerçekten de çok farklı bir karakterde bir insandı.

"Asıl ben teşekkür ederim sana, yaptıkların için..." dediğimde gözlerinin içi parlayarak baktı bana.

"Sana sarılabilir miyim?" O kadar masum tonlama ile sormuştu ki bu soruyu sanki karşımda koskoca polis neferi durmuyordu. Fakat sorduğu soru utanmama neden olduğunda gözlerimi kaçırdım.

Ardından cevap vermek yerine kollarımı ona doğru uzatarak boynuna doladığımda, onun da beni sarmalaması gecikmemişti. Burnunu boynuma dayayarak kokumla derince nefeslendiğimde heyecandan gerilsem de tepki veremedim. Çünkü onun da kendine özgü kokusu huzurla dolmama sebep oluyordu...

 

 

 

💙🖤💙🖤💙🖤💙🖤

16.09.2024

Huh, bitti.

Yeni bir dönemin başlangıcı oldu bu bölüm. Yavaş yavaş Melina'nın tedavi sürecini ve Mirhan ile olan aşkının başlamasını okuyacağız.

Bölümle ilgili düşünceleriniz belirtin lütfen.

Sağlıcakla kalın.

 

 

 

Bölüm : 20.02.2026 22:19 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...