18. Bölüm

Bölüm 17: Yara ve İzi

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Mavi Karanlık isimli duygu yüklü yolculuğumuzdan hepinize selamlar;

Wattpad'e VPN olmadan giremediğimiz bu zor günlerde nasılsınız bakayım?

Bu durumun gerçekten artık düzelmesini umuyoruz.

Bu bölüm biraz yan karakterlere de yer verdim ve yeni bir karakterimiz dahil oldu kurguya. Bu konuyla ilgili fikirlerinizi bekliyorum.

Fazla uzatmadan bölüme geçiyorum.

Naçizane ricam, oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Keyifli okumalar🎈

 

💙ON YEDİNCİ BÖLÜM:🖤

"YARA VE İZİ."

💙🖤

*Bana zamandan söz ediyorlar...
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet...
Kolay değildir bunlarla baş etmek
Uğruna içinizi öldürmek.

(Murathan Mungan)

Leyla'dan:
**********

Derin bir çekerek kemerimi çıkardım ve sol tarafımda oturarak hareketlerimi pür dikkat izleyen adama çevirdim bakışlarımı. Gerginliğim elle tutulur cinstendi.

"Benim gelmemem konusunda emin misin güzelim?" Diye sordu Yusuf, daha çok gelmek istediğini belirtir gibisinden.

Bahsettiği konu ise üvey abim Haluk'un benimle görüşmek istemesiydi. Şöyle ki meğerse üvey babam olan İbrahim ani bir kalp krizi hasebiyle bir hafta kadar önce vefat etmişti ve ben bunu üvey abim sayesinde dün gece öğrenmiştim. Bu durum beni epey üzmüş ve de canımı sıkmıştı. Her ne kadar aramızda doğru düzgün bir bağ olmasa dahi, uzun bir zaman aynı sofraya oturduğum, aynı evde yaşadığım birini kaybetmiştim. Zira bazen hiç tanımadığımız insanların ölümüne, başlarına gelenlere bile üzülürken, bu gayet normaldi.

Üvey abim ise sosyal medya üzerinden yaptığım bir paylaşım üzerine istemem olacağını öğrendiği için bana mesaj atmış, konuşmak istemişti.

Ben ise kabul etmiştim. Çünkü bayadır hayatımda olan bu insanları ne ben doğru düzgün kabullenmiştim, ne de onlar beni. Ama son yaşanan tatsız olaylar dışında aramızda pek bir sorun olduğu da söylenemezdi. Hatta her ne kadar sonradan sahte namus bekçiliği yapmaya kalksa dahi, abimin beni tecavüz gerçeğinden kurtardığı asla unutmayacağım bir olaydı. O yüzden kabul etmiştim belki de bu görüşmeyi, ya da sadece içimden böyle yapmak gelmişti. Bilemiyordum.

"Gerek yok sevgilim, sen burada bekle. Hem sahil kenarı bir çay bahçesi burası. Bir şey yapamaz ve yapmaz da zaten. Konuşup döneceğim." Dediğimde tek elimi kaldırarak hafif sakallarla çevrili yanağını okşadım.

Bakışları bu fikri hiç beğenmediğini ayan beyan ediyordu. Fakat Yusuf'un yanında asla rahat konuşamayacağımızı, üstelik Haluk abimin neler diyeceğini de bilmediğim için böylesinin daha iyi olacağından emindim ben.

"Tamam, istediğin gibi olsun. Ama telefonum hemen elimde olacak en ufak kötü bir şeyler hissedersen hemen beni ara ya da mesaj at, olur mu bebeğim?" Dedi şefkatli bir ses tonuyla. Bense tüm gerginliğime rağmen kocaman gülümsedim. Beni bu denli sevmesi ve sahiplenmesi çok güzel, bir o kadar da özeldi.

"Merak etme aşkım, endişelenme de. Olabildiğince erken dönemeye çalışacağım. Zaten derse de yetişmem gerekiyor biliyorsun." Dediğimde o bir şey demeyerek başını belli belirsiz sallayınca ben de yanağına kaçamak bir öpücük kondurdum ve Yusuf'un her an gelebilecek olan ben de geliyorum nidalarından kaçmak adına hızlıca indim araçtan.

Derince nefeslenerek sahilin kendine has havasını çektim ciğerlerime. Birazcık da olsa sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Aslında neden bu kadar gergindim bilmiyordum. Galiba son yaşanan olaylar bünyeme hiç iyi etki etmemişti.

Klasik çay bahçesi gibi gözüken kısma ilerlediğimde gözlerimle Haluk abimin gelip gelmediğini tarıyordum. Bir anda sağ tarafta en son masada tek başına oturan abimi görünce sertçe yutkunarak adımlarımı yavaşlattım. Her ne kadar zaman kazanmaya çalışsam da, eninde sonunda bu konuşmanın olacağının gayet de farkındaydım.

Masaya vardığımda beni görünce ayaklanmıştı Haluk abim. Gözünden geçen anlık pırıltıların şahidi olduğumda şaşırmadan edemedim. Onunla hiçbir zaman böylesi yakın olmamıştık. Ama üvey babama göre daha samimiydik hep.

"Geldiğin için çok sevindim Leyla," bu kadar sade ve samimi konuşması beni iyice şaşkına döndürdüğünde gözlerimi kırpıştırdım birkaç kere.

"Merhaba abi, nasılsın?" Dedim ben de daha çok ne diyeceğimi bilemeyerek.

Ardından sandalyeyi çekerek oturdum. Abim de beni takip ederek oturdum.

"Nasıl olayım be Leyla, tek babam vardı yanımda onu da kaybettim." Haluk'un annesi daha o çok küçükken onları bırakıp gitmişti. Babası ise evin tek çocuğu olduğu için amca, hala vs akrabaları yoktu. Durumu benimkine benzerdi. Benimde annem tekrar evlenince neredeyse tüm akrabalar konuşmaz olmuştu bizimle ve ben de onlarla görüşmüyordum. Açıkçası bu durum işime geliyordu. Annemi bile kişisel tercihleri yüzünden dışlayan insanlar bana neler yapardı, az çok tahmin edebiliyordum.

"Başımız sağ olsun tekrar, çok üzüldüm." Gözlerim dolduğunda istemsiz olarak annemi kaybettiğim zamanları anımsadım. Ahh... nasıl da kor gibi yakıcı günlerdi... Haluk'u en iyi ben anlardım.

"Bir şey içer misin? Ben de sen gelmeden sipariş etmedim." Dediğinde beni daha ne kadar şaşırtacaktı acaba diye düşünmeden edemedim.

"Varsa bir sütlü nescafe içerim." Dediğimde hemen parmağıyla işaret ederek garsonu çağırdı.

"Bir sütlü nescafe bir orta şekerli Türk kahvesi, iki de soğuk su alalım biz," dediğinde, garson onaylayarak uzaklaşmıştı.

"Hangi rüzgar hasebiyle mesaj yazarak, görüşmek istedin abicim," dedim abicim kısmını epeyce vurgulu ve alaylı söyleyerek. Daha fazla içimde tutamamıştım.

"Ben değişmek istiyorum Leyla, normal bir insan gibi düzen kurmak, çalışmak, hayata bir yerlerden başlamak istiyorum. Neredeyse hayatımda olan tek kişisin, seninle de aramız düzelsin istiyorum. İstemene, mezuniyetine, düğününe abin sıfatıyla katılmak istiyorum. Tabii müsaaden olursa..." Dediğinde gözlerim şaşkınlıkla aralanmıştı. Yıllardır çalışmayan, babasının kuyumcu dükkanından gelen az çok gelirle sokak sokak ukalalık yapan Haluk muydu karşımda bu lafları eden? Rahmetli üvey babam İbrahim'in bile dedesinden kalma kuyumcu dükkanı yaklaşık son üç yıldır Haluk yüzünden borç batağına girmiş, kapandı kapanacak duruma gelmişti. Dükkan batmanın eşiğine geldiğinde annem o adamla yeni evlenmişti.

"Anlıyorum, dediklerin de kulağa çok güzel geliyor. Fakat tüm bu değişim isteğini neye borçluyuz ve de en önemlisi, onca yaşanan olay sonrasında sana nasıl güveneyim ben?" Dedim hiç çekinmeden aklımdakileri kusarak.

Bu arada garson siparişlerimizi getirmiş, biz de kısa bir sessizliğe bürünmüştük.

"Sevda'ya borçluyum," tek cümlelik cevabıyla ne diyeceğimi bilemedim. Ben Haluk'u tanıdım tanıyalı Sevda isimli o kıza resmen sevdalıydı. Kızın sadece birkaç kez fotoğrafını görmüştüm. Esmer tenli, koyu kahve badem gözleri, uzun saçlarıyla çok alımlı, tatlı ve güzel kızdı. Yanlış hatırlamıyorduysam İstanbul'da okulların birinde çalışan kadrolu matematik öğretmeniydi. Ağabeyimden iki yaş kadar küçük olan, yirmi sekiz yaşında, oldukça başarılı bir kızdı. Fakat, ağabeyim her ne kadar onun peşinden sürünse de, Sevda onun yaşam şeklinden dolayı pek yüz vermiyordu.

"Biraz daha açık söyler misin acaba?" Dediğimde derince iç çekti.

"Sevda eğer düzelirsem, normal insanlar gibi yaşamıma dönersem, bize bir şans vereceğini söyledi. Bazen acı olaylar iyi şeylere gebe kalıyor ya. Biraz öyle oldu benim durumum. E artık hemen hemen dört, beş senedir onu karşılıksız sevdiğim için aramızda istemsiz nadir de olsa bir iletişim oluyor. Numarasını bulmuştum biliyorsun, fakat ne ben onu taciz ediyordum, ne de o numarasını değişmedi." Dediklerinde haklıydı gerçekten de. Abim Sevda konusunda ısrarcı olduğu kadar da sakin davranıyordu. Hani karşılık vermese bile tamamen bağları koparmak istemiyormuş gibi.

Fakat acılı olayların iyi şeylere gebe kalması kısmını anlayamasam dahi, soru sormayarak dinlemeyi tercih etmiştim.

"Babamı kaybettikten birkaç gün sonra aradım onu. Önce açmadı ama birkaç kez üst üste arayınca açtı. Cenazeyi duyunca yanıma geldi. Uzunca konuştuk. Aslında o da bana hep bir şans vermek istediğini söyledi. Ama benim durumum yüzünden yapamamış." Dediğinde derince iç çektim, şimdi taşlar yerine oturuyordu.

"Anlattıkların gerçekten çok hoş şeyler. Fakat düzenli bir hayat diyorsun, dükkan ne olacak, battı batacak durumda?" Dedim olaylara gerçekçi bir pencereden bakarak. Sonuç olarak hayat toz pembe bir hava bulutu değildi.

"Köyde babamın dükkan batsa bile satmak istemediği arsa vardı, biliyorsun zaten sen. Babaannemin kendi emekleriyle yaptığı bahçe işte. Orası epey değerlenmiş, geçen aradılar beni. Her ne kadar zor da olsa orayı satarak borçları kapatacağım ve babamdan öğrendiklerimle kuyumcu dükkanını işleteceğim." Dediğinde o bahçeyi, o dönem dönen satılsın mı satılmasın mı konularını anımsadım. Fakat beni ilgilendirmediği için asla dahil olmuyordum bu konulara ve böyle olunca da içeriğini tam olarak bilmiyordum.

Ağabeyimin gerçekten de samimi olduğu belliydi ve böylesi tavrı oldukça hoşuma gitmişti. Babası da öldükten sonra iyice hayatı salmamış, bir yerlerden yakalamayı başarmıştı.

"Anlattıkların beni çok mutlu etti abiciğim, herhangi bir konuda yardımıma ihtiyacın olursa seve seve yardım ederim," dedim en içten bir şekilde. Bu sefer abiciğim kısmı alayvari değildi. Zira o kadar samimi konuşuyordu, ona inanmıştım.

"Oturduğumuzu evi değişmek istiyorum. Zaten iki aydır kirayı da ödemedim. Eşyalarını falan almak istersin diye düşündüm. Gerçi siz gelip almışsınız biliyorum ama rahmetli annenin eşyalarından, size ait olan bir şeylerden almak istediklerini al, gerisini satacağım. Dükkanın yakınlarından yeni bir kiralık daire bakacağım, bana ve Sevda'ya yetecek kadar." Sevda derken bile gözlerinin içinin parlamasına gülmeden edemedim. Kız sadece bir şans veririm demiş, abim ama onunla oturacağı evin hayalini kuruyor.

Öteki yandan demek ki eve gittiğimden haberi vardı. Şaşırmamıştım zaten bu duruma.

"Abiciğim biraz yavaş mı yürüsen, kız bir şans veririm demiş, sakin ol. Her şey zamanla çözülür. Ev konusuna gelirsek ben Yusuf'la gelip bakacağım, almak istediğim birkaç eşya daha var. Annemin sandığı, içindeki işlemeleri falan istiyorum. Yeni evine de taşınmana yardım ederim bu arada." Uzun soluklu cümlemin ardından kuruyan boğazımı ıslatmak adına sütlü nescafemden kocaman bir yudum aldım.

"Yusuf'la tanıştırmayacak mısın beni? Daha önce karşılaştık farkındayım ama pek hoş karşılaşmalar olmadı." Utanarak gözlerini kaçırdığında elimi enseme atarak hafif terli tenimi ovaladım gergince.

"İstemene geleyim be Leyla, hatta iznin olursa Sevda'yı da davet edeyim, kaynaşalım abiciğim. Ben gerçekten bu yalnızlıktan, sürünmekten çok yoruldum. Lütfen, sen de bir şans ver bana. Hem Sevda ile birleşin de adam edin beni." Sona doğru gülerek dediğinde ben de gülümsedim. Tanrım karşımda oturan gerçekten de Haluk muydu?

"Tamam, aklımı karıştırmayı başardın. İkinizi de davet ediyorum. Sen önden konuş Sevda ablayla, sonra numarasını gönder bana bir de ben konuşayım, kesin gelsin." Dediğimde ağabeyim sevinçle güldü.

"İyi ki varsın Leyla, çok teşekkür ederim." Dediğinde birkaç saniye ne diyeceğimi bilemedim.

"Ben artık gideyim, Yusuf arabada beni bekliyor, okula bırakacak beni. Telefonlaşırız ev konusunu ve diğer şeyleri halletmek için," diyerek ayaklandığımda o da beni takiben ayaklanmıştı.

"Görüşürüz," diyerek sandalyeye bıraktığım çantamı kavradım.

"Leyla," diye içli içli seslenen abimle elim çantanın ipinde duraksadım.

"Efendim," dedim. Öyle bir ses tonu kullanmıştı ki...

"Özür dilerim, Savaş olaylarında yanında olmadığım, babamın namus namus diye diretmelerine göz yumduğum için. Beni affet lütfen." Dediğinde işte günün en şok olayı budur diye geçirdim içimden. Haluk abim benden özür diliyordu. Fakat duruşu, gerçekten içten olduğunu gösteren utangaçlığı içimde bir şeylerin erimesine sebep oldu.

Daha fazla dayanamadım ve yanına giderek kollarımı boynuna doladım.

"Seni bir şartla affederim," dedim kulağına fısıldayarak. Gözlerim dolmuş, yaşlar hızla yanaklarıma ulaşmaya başlamıştı. İkimiz de yetimdik biz ve birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Bir birimize sahip çıkmamızın ne kadar gerekli olduğunu daha iyi anladım.

"Ne istersen yaparım abiciğim," dedi kollarını belime dolayarak sarılmama karşılık verdiğinde.

"Bundan sonra koşulsuz, şartsız yanımda olacaksın." Dedim, artık hıçkırmamak için zor tutuyordum kendimi.

"Her zaman, her yerde, her koşulda yanında olacağım, abi sözü." Dediğinde gülümseyerek daha sıkı sarıldım ona... Zamanın ne göstereceğini bilemiyorum ama kalbim ona inanmayı seçmişti...

 

💙🖤

Melina'dan:
************

Hayat, zaman, yara ve izi... Yaşamımın özeti gibiydi bu dört kelime. Hayatım bir şekilde devam ediyordu. Zaman sözde yaralarımı iyileştirecekti. Fakat o yaraların izleri... İşte burası asla cevabını bulamadığım sorulardandı. Yara geçse bile izleri hep taze. O yüzden yara varsa izi de vardır, iz varsa yara kesin olmuştur.

Derince nefeslendim. Haziranın sonlarındaydık artık. Her ne kadar zor da olsa Mirhan'ın ısrarları karşısında gardım inmiş, Harun'un tanıdığı olan ünlü doktor, psikiyatrist Neslihan Alabora hanımla görüşmeyi kabul etmiştim. Haftada bir kere akşam saatleri için ayarlanmıştı randevularım. Mirhan ise söz verdiği gibi yanımdaydı.

"İyisin değil mi Melina?" Bahçede oturmuş, Neslihan hanımın odasına geçmek için saatin dolmasını bekliyorduk. Birazcık erken gelmiş, kayıt işlemlerini halletmiştik.

Kalbim kanat çırpıp uçacakmış gibi hızlı çarpıyor, göğüs kafesim daraldıkça daralıyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.

"Lütfen Melina, sakin ol. Birazdan içeri gireceksin. İnan bana her şey çok iyi geçecek." Mirhan yanaklarımı kavrayarak okşadığında dudaklarını alnıma yaslayarak derin bir öpücük bıraktı.

Dokunuşları bana iyi gelmeye başlamıştı. Genel olarak Mirhan bana iyi geliyordu desem yalan olmazdı.

"Daha iyi misin?" Diye sorduğunda başımı belli belirsiz sallayarak derince nefeslendim.

"İyiyim, merak etme." Diye bildim sonunda. O kadar heyecanlıydım ki, doğru düzgün konuşamıyordum bile...

"Daha da iyi olacaksın, eminim." Dediğinde başımı belli belirsiz sallayarak iç çektim. İyi olup olmayacağımla ilgili kesinlikle bir fikre sahip değildim.

Saniyeler dakikaları kovalamış, ve randevunun saati yaklaşmıştı. Mirhan beni dışarda bekleyeceğini söylemiş ardından sakin olmam konusunda bir sürü telkinlerde bulunmuştu. Yapamadığım anda kendimi zorlamamam gerektiğini de söylemeyi unutmamıştı.

Derin bir sükut içinde kapıyı iki kere tıklattım. Ardından hafif bir gir sesi duyuldu. Cesaretimi toplayarak kapıyı açtım. Açtığım anda doktorun beni ayakta beklemesini görünce şaşırmadan edemedim. Kırklı yaşlarında, siyah saçları, yeşil gözleriyle güzel bir kadındı karşımdaki doktor. Ardından gözlerimi odada gezdirdim. Ağırlıklı olarak beyaz, ara ara gri tonların hakim olduğu bir odaydı. Doktorun masası ve koltuğu, karşısında ikili koltuk. Büyük bir pencere, masanın paralelinde fakat on adım kadar uzakta üçlü koltuk vardı. Onun dışında oda bitkileri, kitap rafı ve birkaç tablo vardı. Masanın üstünde ise doktorun not defterleri, dosyalar, büyük bir kalem kutusu ve bilgisayar da vardı.

"Buyurun lütfen, şöyle geçin." Odayı incelemeye daldığım için duyduğum sesle çok hafif irkildim.

Ardından başımı sallayarak bana gösterdiği tekli koltuğa geçerek oturdum. Gergindim ama odanın havası sanki gerginliğimi alıyordu.

"Hoş geldiniz Melina hanım." Doktorun kendine has sesini duyduğumda bakışlarımı kaldırarak ona baktım. Yine cevap vermeyerek sadece kafa salladım.

"Hoş geldiniz diyorum ama bakışlarınızdaki gerginlik, derinliklerde yatan bin bir çeşit duyguyu buradan bile anlayabiliyorum. Hayat sınavınızın çok zor olduğu belli, yorulmuş, yıpranmışsınız, toparlanmaya ihtiyacınız var." Doktorun sesi öylesine güzel, sakin ve melodik bir şekilde dolduruyordu ki kulaklarımı, sanki çok farklı bir dünyadaymışım gibi bir hisse kapılmıştım.

Fakat ben yine cevap vermedim. Daha doğru cevap olarak ne diyeceğimi bilmiyordum.

"Bence birer kahve eşliğinde sohbete başlayabiliriz, ne dersiniz?" Dediğinde yavaş yavaş kasılan kaslarımın rahatladığını hissediyordum.

"Olur," diye mırıldandım sakince.

"O zaman kahvenizi nasıl içtiğinizi sorayım?" Dediğinde hafifçe gülümseyen kadınla ben de gülümsedim.

"Orta şekerli Türk kahvesi olsun," dediğimde gülümsemesini bozmadan başını belli belirsiz sallayarak masanın üstünde duran ofis telefonunu eline alarak belirli birkaç numaranı tuşladı.

"Bize iki orta şekerli iki Türk kahvesi getirir misin?" Benimle aynı kahveyi içmesi gözümden kaçmadığında hafifçe gülümsedim. Nedensizce garip hissetmiştim. Acaba tüm danışanlarına karşı mı böyleydi?

Birkaç dakika sessizliğin ardından kahvelerimiz gelmişti.

"Bazen hepimizin hayata karşı isyanları olur. Kimileri kayıpları yüzünden, kimileri hataları, kimileri de pişmanlıkları. Fakat hayatın uzun bir yolculuk olduğu, bu yolculukta bin bir türlü macera ile karşıladığımızı unutuyoruz. Aslında yaşadıklarımız ve yolculuğun sonuna kadar yaşayacaklarımız bizim hayatımızla bir bütün. Herkesin yolculuğu kendine hastır, herkesin sınavları, ödülleri, cezaları farklıdır. Önemli olan ne yaşadığımız değil. Nasıl yaşadığımız ve bunlarla nasıl başa çıkmamız." Doktor konuşuyor, ben pür dikkat dinliyordum. Zaten sesi o kadar içten ve sakindi ki, dinlememek elde değildi.

"Ama bugün, buraya beni dinlemekten ziyade sizi dinlemek için geldik Melina hanım. Bize hayat yolculuğunuzu en başından anlatır mısınız?" Hafifçe gülümseyerek dediğinde ben de başımı sallayarak onu onayladım.

Daha önce de iki farklı uzmana gitmiştim ama ilk kez bu kadar sakin ve rahat hissediyordum.

"Ben dört kişilik bir ailede büyüdüm, kız kardeşim, annem ve babam. Babam ve annem birbirlerini çok seviyordu. Annem Yunan, Babam ise Türk'tü..." bir anlatmaya başladım, çorap söküğü gibi geldi gerisi.

Anlattım anlattım anlattım. Çocukluğumu, gençliğimi, üniversite yıllarımı. Melisa ile, Nazlı ile olan anılarımı anlattım. Oğuz'un hayatıma gireceği güne kadar olan musmutlu günleri anlattım.

Sonrasında zamanımız dolmuştu zaten. Mutlu kısmı anlatmak zaten kolaydı. Bundan sonrası nasıl olacaktı bilmiyordum ama doktorumu çok sevdiğimi, sanki onunla her şeyin daha kolay olacağını hissettiğimi biliyordum.

"Haftaya aynı saatte görüşürüz Melina hanım, çok güçlü bir kadınsınız siz, bunu asla unutmayın." Gülümseyerek dediğinde, çantamı kavradım ve oturduğum sandalyeden ayağa kalktım.

Anlattıklarım sebebiyle ara ara gözyaşlarım aktığı için ellerimle yanaklarımı kurulamayı ihmal etmedim.

"Görüşürüz doktor hanım," diyerek odadan çıktığım gibi koridorda duvara yaslanmış bir şekilde beni bekleyen Mirhan'a takıldı gözlerim. Beni görünce hemen duruşunu düzeltmişti.

Onun bana doğru gelmesine izin vermeden ona doğru koştum ve kollarımı boynuna doladım. Sanki bunu bekliyormuş gibi beni sarmaladığında resmen birbirimize kenetlenmiştik.

"Nasıl geçti? İyi misin?" diye sordu büyük bir merakla.

"İyi olup olmadığımı bilmiyorum ama kötü geçmedi," dedim ben de. Gerçekten de o kadar karmaşıktım ki, nasıl hissettiğimi bile bilmiyordum.

"Kötü geçmemesine sevindim, sana dondurma ısmarlayayım mı?" Dediğinde kafamı karıştırmak için yaptığı hamle karşısında gülümsedim.

"Çikolatalı olacaksa neden olmasın?" diye cevap verdiğimde Mirhan da rahatlamış bir şekilde güldü. İyi olmama benden daha çok onun ihtiyacı varmış gibi bir hali vardı.

"O zaman bir sonraki durak çikolatalı dondurma istasyonu," dediğinde gülüşüm büyüdü.

"Şebek," dediğimde Mirhan çoktan elimi kavramış çıkışa doğru ilerletmişti bizi...

 

 

💙🖤💙🖤💙🖤💙🖤

03.10.2024

Uzun bir aradan sonra bir bölümü daha tamamladık.

Haluk ve Leyla sahneleri nasıldı?

Seans kısmını araştırarak yazmaya çalıştım ama çok hakim olduğum konular olmadığı ve de alanım dışı olduğu için fazla derinliklere girmedim ve girmeyi de düşünmüyorum. Sonuç olarak yanlış bir şeyler yazmak istemem.

Bölümü nasıl buldunuz?

Yorum ve oylarınızı bekliyorum.

Sağlıcakla kalın.

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 20.02.2026 22:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...