

Merhabalar, çok sevgili Maysa okurları,
Nasılsınız?
Uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başladım Maysa'yı. Bunun mutlu heyecanını yaşıyorum ben.
Sizlerden naçizane ricam oy ve yorumlarınızı eksik etmemeniz.
Fazla uzatmayaraktan bölüme geçiyorum.
Keyifli okumalar💛
Medya: Maysa'nın kız isteme elbisesi
Maysa'nın anlatımından:
***************************
Nihayet o gün geldi. Uzun uzun konuşulan, cümle aralarında yarım bırakılan, herkesin "zamanla alışırsın" dediği gün. Sabah uyandığımda içimde garip bir sessizlik vardı; ne telaş ne de kaçma isteği. Sanki karar çoktan verilmişti de bedenim ancak bugün farkına varmıştı. Mantık bu evliliğin doğru olduğunu söylüyordu, aileler başlarını sallayarak onaylıyordu. Ama kalbim... kalbim bu onaydan çok daha önce ikna olmuştu.
Halam mutfakla salon arasında mekik dokurken, en yakın arkadaşım odamda benimleydi. Biri alışkanlıkla düzen kuruyor, diğeri sessizce beni izliyordu. Arada saçımı düzeltti, elbisemin eteklerini indirdi, "çok yakışmış" dedi. Sesinde beni rahatlatmak ister gibi bir yumuşaklık vardı. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu; bu gün bağırarak değil, fısıltıyla yaşanmalıydı sanki.
Seçtiğim elbiseyi getirmişti Sanem. Bordo elbiseyi seçerken gösterişli olsun istemedim. Üzerime otursun, beni sıkmasın, bir de suskunluğumu ele vermesin yeterdi. Kare yakası boynumu açıkta bırakıyordu; aynaya baktığımda bu açıklık bana cesaret gibi geldi. Omuzlarındaki küçük detaylar, fazla düşünmediğim hâlde varlığıyla beni biraz yumuşatıyordu. Belimden sonra dökülen etek her adımımda hafifçe sallanıyor, içimde kıpırdayan tedirginliği yansıtıyordu bir nevi.
Ayaklarıma açık tonlu, kapalı burun bir topuklu seçmiştik. Ne yüksek ne iddialı. Bugün yere sağlam basmak istiyordum, ama bunu kimseye ispatlamak zorunda kalmadan. Attığım adımları duyuyordum; sesleri evin içine karışıp kayboluyordu, tıpkı içimde büyütmem gereken kelimeler gibi.
Saçlarımı ensede topladılar, bilerek biraz dağınık bıraktılar. Halam "fazla sıkma, gelin değilsin, kız isteme bu" dedi gülerek. Gülümsedim. Evet, gelin değildim henüz; ama bu evin içine adım atacak kadar yabancı da değildim. Zira sevdiğim adamı ezbere bildiğim gibi 3 yıldan fazladır evim olan, o evi çoktan kabullenmişti benliğim. Ara ara aynadaki hâlime bakıyordum: saklanmıyordum, ama ortada da değildim. Olmak istediğim yer tam olarak burasıydı.
Kulaklarıma küçük inci küpeleri taktım. Işığı fazla yansıtmıyorlardı; bunu sevdim. Sessiz şeylerin daha kalıcı olduğunu hep bilirdim. Halamın ben küçükken söylediği bir cümle geçti aklımdan — fazla parlayan şeyler güven vermez. Bugün güven vermek istiyordum; yüksek sesle değil, varlığımla.
Bu kıyafet beni daha güzel göstermek için değildi. Kendimden uzaklaştırmasın diyeydi. Bugün süslenmiş bir kız gibi görünmekten çok, olduğum hâliyle kabul edilmeyi istiyordum. İçimdeki heyecan, elbisenin rengine karışacaktı, ben susacaktım elbisem anlatacaktı.
Aramızdaki yaş farkını herkes biliyordu. Daha önce evlenmiş olmasını da. Söylenmeyen ama hissedilen her şey gibi, aramızdaki yaş farkı da odanın içinde duruyordu. Beni asıl durduran bu değildi. Onun önceki evliliğinden olan oğlunu düşündüm. Küçük ellerini, sabahları uykulu hâlini, bana alışırken yüzündeki o temkinli bakışı. Birine âşık olmak başka, onun çocuğuna kalpten yer açmak bambaşka bir sorumluluktu. Ve ben bunu korkuyla değil, şaşırtıcı bir kabullenişle yapıyordum.
Aşkım sessizdi ama derindi. Süslü cümleler kurmadım hiç; kimseye meydan okumadım. Sadece içimde büyüttüm. Mantık bu evliliği açıklayabilirdi belki, ama beni buraya getiren şey mantık değildi. Onu beklerken, kapının çalınacağı anı düşünürken, kalbimde tek bir cümle vardı: Ben bu adamı, onun geçmişiyle ve geleceğiyle sevdim.
Aynanın karşısında durdum. Elbise üzerimde yerini bulmuştu; ne fazlaydı ne eksik. Saçlarım ensede dağınık bir topuz hâlinde duruyor, önden düşen birkaç tel yüzümü olduğumdan daha yumuşak gösteriyordu. Kendime baktım. Uzun zamandır ilk kez, görüntümle içim aynı yerdeydi. Tam o sırada Sanem arkamdan aynaya dâhil oldu.
"Bak," dedi, kaşlarını kaldırarak, "şu an aynaya bakan kız var ya... Birkaç ay önce olsa kesin kaçacak bir bahane bulurdu."
"Sus," dedim, gülmemek için dudaklarımı bastırarak. "Bugün analiz günü değil." Sanem'in heyecanımı azaltması için yaptığını biliyordum, fakat işe yaradığı kısmı tartışmalıydı.
"Ben analiz yapmıyorum," dedi. "Tespit bu." Gülümsemeye devam etti.
Küçük inci küpeleri düzeltti. "Bak," dedi, "ben seni ilk ağladığın günde de gördüm, en inatçı hâlinde de. Ama bugün..." Omuz silkti. "Bugün net ve kararlı yüzün var," diye ekledi.
Aynadaki yansımama tekrar baktım. Haklıydı; tereddüt yoktu, derin bir nefes çektim ciğerlerime.
Sanem geri çekilirken ekledi:
"Şaka bir yana," dedi, "bu aşkın bütün sessiz yerlerine ben şahidim. O yüzden rahat ol, lütfen."
Gülümsedim. Muhtemelen onlar gelmek üzereyken, aynadaki hâlime son bir kez baktım ve düşündüm: Hazırdım.
Merdivenlerden inerken adımlarım yavaşladı. Elbisenin eteği basamaklara sürtünüyordu; sanki ev de şahitti heyecanıma. Salonun ışığına yaklaştığımızda onu gördüm. Babam koltuğun kenarında durmuştu, elleri arkadan kenetlenmişti. Yüzü her zamanki gibi ifadesizdi; ne öfke ne de merak. Sadece suskunluk.
Göz göze geldik.
"Hazır mısın?" dedi. Sesi ne sertti ne yumuşak. Hep olduğu gibi mesafeli.
"Hazırım," dedim. Diyecek başka bir kelime bulamadım.
Bana uzun uzun bakmadı. Elbiseye, saçıma, yüzüme... hiçbirine. Bakmamak, bakmaktan daha ağırdı. Annemi düşündüm. Onu hiç tanımadığım hâlde, yokluğunu her seferinde babamın yüzünde görmüştüm. Beni her görüşünde hatırladığı bir şey vardı; ben de bunun farkındaydım. Bu evde büyürken, vicdanın ne demek olduğunu erken yaşta öğrenmiştim.
Tam o an halam öne çıktı. Elini babamın koluna koydu; yumuşak ama kararlı.
Sonra bana döndü, yüzüme baktı. "Güzelsin," dedi. "Annen gibi." Kelimeler halamın dilinden bağımsız dökülmüştü farkındaydım. Zira bir anda evin havasını kasvet bürümüştü, sanki sabahtan o koşuşturma, o heyecan hiç yaşanmamış gibi.
Babam başını çevirdi. Hiçbir şey söylemedi. Ama o suskunluğun içinde yıllardır biriken her şey vardı. İç çektim. Öyle bir çektim ki, sanki omuzumda dağlar vardı, ben nefes alamıyordum.
Tam o sırada kapı zilinin tiz sesi duyuldu odada.
Halam sesi biraz yükselterek, sanki evin içindeki ağırlığı dağıtmak ister gibi, "Geldiler," dedi. "Hadi bakalım." Diye söylendi.
"Hadi güzel Maysa'm kapıyı sen aç, biz de geliyoruz." Halamın yumuşacık sesiyle başımı belli belirsiz salladım ve koridora doğru adımladım.
Kalbim hem heyecan hem de hafif panikle çarpıyordu. Kapıyı açtığımda gözlerimin önüne serildi gülümseyen kalabalık.
Bakış açıma ilk giren Selma Anne olmuştu. Mutlu olduğu her halinden belli olan Selma Anne, gülümsüyordu. Sonrasında Elif abla ve çocukları, hemen arkadaysa kalbimin iki en büyük sahibi kara gözler: Esat ve Aras.
"Maysa'cığım ne kadar da güzel olmuşsun," Elif abla her zamanki sevecenliğiyle Bana sımsıkı sarıldığında Selma Anne ve Elif ablanın çocukları içeri girmişti.
"Çok teşekkür ederim abla, sen de her zamanki gibi çok hoşsun." Mor renk pantolon ve ceketten oluşan takımın içinde gerçekten de çok hoştu.
Dediklerimin üzerine kocaman gülümseyerek elinde tatlı ve çikolatayla dolu olduğunu fark ettiğim kutuyu Sanem'e vererek içeri geçti.
Sanem kutuyu içeri götürürken koridorda kalbimin kara gözleri ve ben kalmıştım.
"Maysaaaa, çooook güzel olmuşsunnn..." Aras'ımın heyecanlı sesiyle bacaklarımı hafif kırdım ve kendimi onun boyuna hizaladım.
"Sen de çok yakışıklı olmuşsun bitanem benim." Diyerek yanaklarına kocaman öpücükler kondurdum.
Aras da benim yanaklarıma öpücükler sıraladıktan sonra gülerek yanımdan uzaklaşıp, kuzenlerinin yanına gideceğini söylemişti.
İçimi kaplayan heyecana yenik düşen titrek bacaklarımı zor da olsa kaldırdım ve nihayet bakışlarımı Ona çevirdim. Görüş alanıma ilk giren şey elinde tuttuğu kocaman kır papatyası çiçeğiydi. Çok severdim.
"Elbisen çok hoş, güzel olmuşsun." Sesindeki gerginlik heyecanıma heyecan katarken, gülümsemeye çalıştım.
"Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı olmuşsun." Avucumu yumruk yaparak sıktım. Tanrım, neden bu kadar zordu bu işler?
"Aras papatyaları Çok sevdiğini söyledi, ne zaman bahçede görseniz topluyormuşsun." Elindeki kır papatyası olan demeti bana uzatarak dedikleriyle şaşırmıştım. Acaba Aras'a o mu sormuştu hangi çiçeği sevip sevmediğimi diye merak ettim.
"Çok teşekkür ederim, çok güzeller. Evet, Aras haklı." Gülümsediğimde demeti alarak mis gibi papatya kokusunu içime çektim. Nedensizce papatya kokusu huzur veriyordu bana.
Esat ise bir şey dememeyi tercih ederek bir süre bakışlarıyla yüzümü turladı, en son salona doğru gitmek için hareketlendi.
O gözden kaybolunca pelte kıvamına gelmiş vücudumu zar zor ayakta tutarak, mutfağa geçtim. İçeri girdiğimde Sanem'in kahve fincanlarını hazırladığını ve ikramlıklara son dokunuşları yapmakla uğraştığını gördüm.
"Vayyyy, gelin hanım... ne güzelmiş papatyaların." Dalga geçerek güldüğünde gözlerimi devirmeden edemedim. Gelin hanımmış...
"Sanemciğim, susup da işinle mi ilgilensen acaba?" Dişlerimin arasından dediğimde Sanem sırıtmakla meşguldü. İçimden senin için de var bugünlerden diyerek göz devirdim. Kesinlikle onun isteme gününde çok fena uğraşacaktım onunla.
Başımı olumsuz anlamda sallayarak daha fazla takılmadım ve vazoyu bularak çiçeklerimi yerleştirdim. Son bir kez güzel kokularını içime çektikten sonra derin bir nefes alarak salona doğru ilerledim. Arkamdan Sanem'in de ikramlıkları tepsiye dizerek geldiğini hissediyordum. Böyle günlerde gerçekten arkadaşlar çok önemliydi. Dün bugün Sanem'in yaptığı her şeyi düşündüğümde, bundan bir kez daha emin olmuştum.
Salona girerek kenarda durduğumda içerde hafif sohbet döndüğünü gördüm. Babam ve Esat, halam, Selma Anne ve Elif muhabbete dalmış gibiydi. Sanem ise bana göz kırparak ikramları servis etmeye koyuldu.
İkramlıklar yenirken muhabbet devam ediyordu. Sanem ise benim yanıma gelmiş, sakinleşmem için telkinlerde bulunuyordu. Fakat bu durumda sakin kalmam fazlasıyla güçtü.
"Müsaadeniz olursa Halit Bey, yavaştan konuya girmek isterim." Selma annenin dedikleriyle iyice geriliyordum. Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum. Sonuçta biz kavuşamayan aşıklar değildik ve bu evliliğin kararını zaten büyükler vermişti.
Babam başını belli belirsiz sallayarak onayladı. Anlaşılan ağır kız babası konumundaydı bugün. Ne kadar da komik! Fikrimi bile sormadan evet dememiş gibi ağır baba rolündeydi bir de.
"O zaman, lafı fazla dolandırmadan, konuya geçiyorum. Sebep-i ziyaretimiz belli. Maysa kızımı çok severim biliyorsunuz. Torunuma ve oğluma ondan daha iyi yoldaş olamaz. Velhasıl kelam, Allah'ın emri peygamber efendimizin kavliyle kızımız Maysa'yı, oğlum Esat'a istiyorum." Kalbim öyle bir çarpıyordu ki, sanki göğsümden fırlayarak salonun ortasına düşecekti.
"Esat oğlumuzu tanırız biliriz, çok severiz. Bu evliliğin en hayırlı karar olacağından da eminiz. Fakat ben kararı Maysa'ya bırakarak, ona soruyorum. O evet derse, benim için de uygundur." Babamın dedikleri kulaklarımda yankılandığında gözlerim fal taşı misali açılmıştı. Tanrım, kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum.
Boğazımı temizleme gereği hissederek iki kere hafifçe öksürdüm. Babam ziyadesiyle iyi rol yapıyordu. Duyanda gerçekten fikrimi merak ettiğini sanacaktı. Gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi. Fakat el mecbur bu oyunu devam ettirecektim. Cevap vermeden önce bakışlarımı kaçırarak Esat'a kısa bir bakış attım. Oldukça meraklı ama çatılı kaşlarının altından bana bakıyordu.
"Benim için uygundur," kısacık mırıltı şeklinde döküldü. Zira kıpkırmızı olmuştum. Bu bile benim minnoş kalbim için çok fazlaydı.
"Öyleyse hayırlı olsun," Selma annenin güleç sesiyle herkes gülümsemiş, tebrik nidaları odada yankılanmıştı.
Tebrikler bittiğinde evin içindeki hava yumuşadı. Büyük cümleler söylenmiş, başlar sallanmıştı. Artık herkesin beklediği o küçük ama sembolik ana gelinmişti. Kahve. Halam mutfaktan bana baktığında başımı salladım. Ayağa kalkarken Sanem gözlerime baktı; bakışında gizli bir plan vardı.
"Emin misin?" Sanem mutfağa geçer geçmez fısıldadı.
"Eminim," dedim.
"Bak," dedi, kahve fincanını elime verirken, "tuzlu kahve geleneği falan var ama seninki bayağı kişisel saldırı olacak."
Güldüm. "O zaten şekerli şeylerden nefret ediyor." Esat gerçekten de şeker düşmanıydı.
Sanem kahkahayı zor tuttu. "Yani," dedi, "tuzlu kahveden daha kötü bir seçenek buldun. Tebrik ederim."
Kahveyi herkes için sade hazırladım. Son fincanı elime aldığımda durdum. O fincana kahve değil, çikolatalı süt koydum. Köpüğü az, rengi açık. Masum görünen ama onun için açık bir meydan okuma. Sanem başını iki yana salladı ve sinsi bakışlar atmaya devam etti.
Tepsiyi salona götürdüğümde herkes sustu. Fincanları tek tek dağıttım. Ona geldiğimde göz göze geldik. Fincanı uzatırken kaşlarımı hafifçe kaldırdım. O, fincanı eline aldı, kokladı, sonra bana baktı.
"Bu..." dedi.
"Evet," dedim.
Bir an durdu, sonra gülümsedi. "Bunu özellikle yaptın demek küçük hanım," dedi alçak sesle.
"Hıhım," diye mırıldandım ben de gülümseyerek.
Fincanı dudaklarına götürdü, bir yudum aldı. Salonda küçük bir gülüş dalgası yayıldı. Sanem arkamdan fısıldadı: "Bak bak, içiyor."
Yüzükler çıkarıldığında kalbim hızlandı. Altın halkalar küçük bir yastığın üzerinde duruyordu; basit, gösterişsiz ama ağır anlamlı. Yüzük kutusu, makas ve süslerle dolu olan tepsiyi Elif abla tutuyordu.
Yüzüğü Esat'ın parmağına takarken ellerim titremedi. O da benimkini takarken gözlerini kaçırmadı. Bir alkış koptu; sessiz ama samimi.
"Allah tamamını erdirsin," Elif ablanın kurdeleyi keserken söyledikleriyle içimden binlerce kez amin dedim.
Fotoğraflar çekildi. Yan yana durduk, sonra aileler araya girdi. Esat tüm bu süreçler boyunca sürekli beni izliyordu. Nedenini bilmediğim, asla anlamlandıramadığım garip bakışlarla.
O an her şey yerli yerine oturdu. Ne geçmiş konuşuldu, ne gelecek korkutucu geldi. Sadece şu an vardı. Flaşlar patladı, kahveler soğudu, gülüşler çoğaldı. Ve ben, bütün bu kalabalığın içinde, ona bakarken tek bir şey düşündüm: Hayat defterimde yeni bir sayfa açılmıştı ve ben bu sayfanın hayalini için üç yıl boyunca her gün kurmuştum.
Bahçeye çıktığımızda akşamın sıcaklığı hâlâ toprağın üzerinde duruyordu. Yaz gecesi ağırdı; yasemin kokusu, evden taşan loş ışık, yavaşlayan adımlar... Aileler tek tek vedalaşıyor, herkes söyleneceklerini büyük ölçüde söylemiş olmanın rahatlığıyla hazırlanıyordu. Esat birkaç adım öne çıktı. Tokalaştı, teşekkür etti, kısa cümlelerle konuştu. Bahçede bile duruşu değişmiyordu; kontrollü, mesafeli, otoriter.
Ama bana döndüğünde sesi belirgin biçimde yumuşadı.
Yanımda durdu. Aramızda küçük ama fark edilen bir boşluk vardı. Ellerini cebine koydu, başını hafifçe eğerek konuştu.
"Bugün uzun bir gündü," dedi.
"Evet," dedim. "Ama düşündüğümden daha sakindi."
"İyi," dedi. "Böyle olması gerekiyordu."
Bahçenin ışığı yüzüne vuruyor, sert çizgilerini yumuşatıyordu. Konuşurken sesini yükseltmedi; sanki kalabalığın içinden sadece beni ayırmıştı.
"Her şey... yolunda mıydı?" diye sordu. Bakışlarında hafif kuşku vardı. En son konuştuğumuzda hüngür hüngür ağladığımı varsayarsak böyle bir soru ve kuşkulu bakışlar yeterince normaldi
"Yolundaydı," dedim. "Herkes elinden geleni yaptı." Dedim vurgulayarak, aklı burada kalmasın diye.
Bir an sustu. Gözleri yüzümde gezindi ama uzun uzun bakmadı.
"Yorulmuş görünüyorsun," dedi.
"Biraz," dedim gülümseyerek.
Arabaların kapıları kapanmaya başladığında halam uzaktan seslendi. Sanem bahçenin öbür ucundan el sallıyordu. Esat'la kapının önünde kaldık.
"Biraz dinlen," dedi. "Kaç gündür çok yoruldun, stres yaşadın."
"Sen de," dedim. "Herkesle tek tek ilgilendin."
Elini uzattı. Elimi avucuna aldı; sıkmadan, tutmadan.
"Yarın konuşuruz," dedi.
Ne konuşacağımızı söylemedi. Ama bu cümle bile yeterince ağırdı.
"Tamam," dedim.
Elimi bıraktı. Bu onun vedasıydı. Arabaya yöneldi, kapıyı açtı. Binmeden önce durdu, dönüp bana baktı.
"İyi geceler, Maysa," dedi.
"İyi geceler," dedim gülümseyerek.
Araba uzaklaşırken Sanem yanıma geldi.
"Ne bakış attınız ama ha," dedi hemen kıkırdayarak. Ah bu kız asla iflah olmayacaktı.
"Sanem," dedim, hafifçe kaşlarımı kaldırarak.
"Tamam tamam," dedi gülerek. "Ama inkâr etme. Sessiz adamlar tehlikelidir."
"Sen sus," dedim.
"Susuyorum," dedi. "Şimdilik."
O sırada Ahmet Amca kapıda belirdi. Anahtarları elinde, sakin bir edayla duruyordu.
"Hazır mısın kızım?" dedi.
"Hazırım babacığım," dedim.
"Tebrik ediyorum Maysa kızım, çok mutlu olursunuz İnşallah." Ahmet amcanın babacan tavrına karşılık utangaç bir edayla gülümsedim.
"Çok teşekkür ederim Ahmet amcacım," dedim kısaca. Zira fazlasıyla utanç içindeydim.
Sanem bana sarıldı.
"Bir ara buluşuruz artık," dedi. "Malum detaylı analiz yapacağız," diye de ekledi hemen.
"Beni rahat bırak," dedim.
"Bırakmam," dedi. "Ben bu aşkın arşiviyim," diye fısıldadığında gözlerimi pörtlettim. Allahtan Ahmet amca babam ve halamı da tebrik etmek için onların yanına geçmişti. Sanem'in kolunu cimciklediğimde, kahkaha atarak babasının arabasına fırlamıştı.
Bense başımı iki yana sallasam da, onaylamak zorunda olduğum bir gerçeği hatırlatmıştı Sanem bana. Sanem gerçekten de bu aşkın arşiviydi. Kendi düşüncemle dudaklarım kıvrılınca, tekrar başımı olumsuz anlamda sallayarak iç çektim.
Onları uğurladıktan sonra eve döndüm. Oda sessizdi. Elbisemi çıkardım, saçlarımı çözdüm, hızlıca bir duş almayı da ihmal etmedim. Sonrasında daha fazla beklemeden yatağıma oturdum. Elimi yüzüğe götürdüm. Parmaktaki ağırlık yeniydi ama yabancı değildi.
Sonunda yıllardır hayalini kurduğun şey parmağında Maysa, dedim içimden.
Henüz sevdiğini bilmiyordum. Belki söylemeyecekti. Belki sevmiyordu. Belki zamana bırakacaktı. Ama o bahçede, o kısa bakışta, bana ait bir duruş vardı. Ve ben, karşılığını bilmesem de, sırılsıklam âşıktım.
Yüzüğü parmağımda yavaşça çevirdim. Işık yüzeyinde kaydı.
Bu gece yetiyor, dedim kendime.
Gerisi zamanın işi.
*****
18.02.2026
Upuzun bir ara oldu biliyorum ama Maysa evrenini çok özlemişim.
Bu özleme daha fazla kayıtsız kalamadım ve bölüm yazdım.
Devamı da gelecek.
Keyifli okumalar.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |