

Çok sevgili okurlarıma çokça selamlar.
Nasılsınız?
Ben son dönemlerde baya yoğunum ama zaman ayırıp sizler için bölümü tamamlayabildiğim için mutluyum.
Naçizane ricam oy ve yorumlarınızı eksik etmemeniz. 💕
Keyifli okumalar.
Medyada Maysa kuşumun kombini var.
********************************************************************
Maysa'nın anlatımından:
*************************
Gözlerime doğru süzen güneş ışığıyla göz kapaklarım yavaşça aralandığında, kirpiklerim titremeden edememişti. Usulca gözlerimi aralayarak yatakta hafif hareketlerle gerindim ve bulanık zihnimi uyandırmaya çalıştım.
Birkaç dakikanın içinde tamamen ayıldığımda komodinimin üzerinde duran telefonuma uzandım ve saate baktım. Saat sabahın dokuzuydu. İyi bari çok geç kalkmamışım diye mırıldandım. Bugün pazar günüydü zaten. Herkes evdeydi.
Elim yine havaya kalktı istemsiz olarak, bakışlarım yüzük parmağımı buldu. Her sabah uyanır uyanmaz, bakıyordum yüzüğüme böyle. Sanki gerçek değilmiş gibi, sanki beynim inanamıyordu. Ya da korkuyordum. Bu mutluluğa gölge düşeceğinden, Esat'ın her ne kadar evlenmeyi kabul etse de beni sevmemesinden, belki de hiç sevmeyeceğinden...
Aklıma doluşmaya başlayan düşüncelerin yönü hoşuma gitmeyince gözlerimi kapatarak derince iç çektim ve düşüncelerimi kovmaya çalıştım. Dakikalar sonra yataktan kalkarak terliklerimi giydim. Zira bugün Selma annenin isteği üzerine düğün için davetiye, nikah şekeri ve başka işlemleri yapmak için çıkacaktık Esat'la. Çünkü yaz bitmeden, okullar açılmadan babam ve Selma anne düğünün yapılmasına karar vermişlerdi. İsteme gününden iki hafta geçmişti ve bu iki haftada sadece nikah için gün almak, kan vermek gibi işlemleri yaptığımız o gün dışında Esat'la çok konuşmamıştık. Daha doğusu konuşamamıştık. Şu sıralar oldukça yoğun çalışıyordu.
Doğrudan banyoya yöneldiğimde bir güzel ihtiyaçlarımı giderdim, dişlerimi fırçaladım ardından güzel bir duş alarak odama geri döndüm. Aynanın karşısına geçerek önce saçlarımı kuruladım, taradım ve düz kalması için fön çektim. Ardındansa bugün için dünden hazırladığım kıyafetlerimi giyinmeye başladım.
Giyinme işlemleri bittiğinde aynadaki hâlim bir anda hafifledi. Açık fıstık yeşili, yumuşak dokulu crop üst bedenimi sarıyor; ne iddialı ne de silik, tam kararında duruyordu. Aynı tondaki bol paça pantolon belimde rahatça oturuyor, aşağı doğru döküldükçe içimdeki gerginliği de beraberinde bırakıyordu sanki. Üzerine aldığım bej keten gömlek, düğmeleri açık hâliyle bana acele etmeyen, sakin bir yaz akşamı hissi verdi. Renkler birbirine bağırmadan yakışıyordu ve ben yeşil rengin her türlüsünü çok seviyordum.
En son çantamı da alarak odadan çıktım, yaklaşık bir buçuk saattir hazırlanıyordum ve saat neredeyse on bir olacaktı. Kahvaltı yapmak için mutfağa doğru yöneleceğim sırada, bir kapı açılma sesi duydum ve tanıdık koku anında burnuma doldu.
"Günaydın Maysa," tanıdık kokunun sahibi bu kez sesiyle kulaklarımı doldurduğunda duraksadım ve bakışlarımı yavaş yavaş aşinası olduğum kara gözlere çıkardım.
Usulca gözlerine baktıktan sonra kısa bir an üstünü süzdüm. Siyah bir kot pantolonun üstüne, vücudunu tamamen saran siyah bir tişört giyinmişti. Siyah sanki onun rengiydi.
"Günaydın," diye mırıldandım en son kuru bir sesle.
"Kahvaltı yaptın mı?" Diye sorduğunda hafiften kaşlarım çatıldı. Muhtemelen geçen köye giderken açken kustuğum için böylesi bir soru soruyordu bana.
"Hayır, daha yapmadım. Fakat tam da kahvaltı yapmak için aşağı iniyordum. Sonrasında çıkacağız diye konuşmuştuk." Dediğimde beni başıyla onayladı.
"Yapma kahvaltı, alış veriş merkezinin yakınlarında bir tanıdığımın kahvaltı restoranı var. Orada yaparız kahvaltımızı." Dediğinde şaşırmadan edemedim. Bu bir çıkma teklifi mi diye düşündüm. Fakat hemen de kendime kızdım. Her hareketine bu kadar umutlanmaya, anlam yüklemeğe devam edersem, ilerde hayal kırıklığına uğrardım. Zira beni sevmeyen bir adamdı o.
"Tamam," dedim sadece. Düşüncelerim yine birazcık moralimin içine etmişti de.
Esat da bendeki değişikliği fark etmiş olacak ki, kaşlarını çattı ama bir şey demeyerek eliyle önden buyurmamı işaret etti.
Yolculuk genellikle sessizlik içinde geçmişti. Ortak bir yaşam, ilgi alanları, gerçek bir ilişki olmayınca ortada, haliyle konuşacak konu da pek kalmıyordu.
Araba dışardan bile ben Mardin'im bağırıyormuş gibi yöresel mimaride olan bir mekanın önünde durduğunda elimi uzatarak kemerimi çözdüm.
Arabadan indiğimde Esat da beni takip ediyordu. İçeri girdiğimizde, ahşabın en zarif haliyle dekore edilmiş güzel bir mekan karşıladı bizi. Esat'ın peşi sıra ilerlediğimde, üzerine "rezerve" notu yazılmış iki kişilik masaya oturduğunda kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Demek ki, önceden rezervasyon yaptırmıştı.
Sandalyelerimize oturduğumuzda garsonun da bizi fark ederek gelmesi gecikmemişti.
"Aklınızda bir şey var mı efendim yoksa menü getireyim mi?" Diye soran garsonla Esat bende olan bakışlarını keserek, garsona dönmüştü.
"Sen bize iki kişilik yöresel serpme kahvaltı getir," dediğinde garson onaylayarak yanımızdan uzaklaşmıştı.
"Çok güzel bir yermiş, oldukça ferah." Kısık sesle mırıldamıştım.
"Evet, çocukluktan geldiğim bir yer aslında, sadece son yıllar çok uğramıyordum." Dediğinde, belli belirsiz kafa sallayarak onayladım onu.
Yarım saat kadar sürenin içinde masayı envayi çeşit kahvaltılık doldurmuştu. Sahanda yumurta, zıpte (bal ve tere yağı kullanılarak yapılan kahvaltılık, doğuya özellikle Mardin'e özgüdür.), zeytin ve peynir çeşitleri, Mardin çöreği, reçel çeşitleri, tahin - pekmez ve tabii ki olmazsa olmaz çay.
"Afiyet olsun," hafifçe gülümseyerek dediğimde Esat da bekletmeden aynı şekilde yanıtlamıştı.
Tabağıma sevdiğim kahvaltılıklardan alarak iştahla yediğimde zamanın da nasıl geçtiğini anlamamıştım. Gerçekten de geleneksel serpme Türk kahvaltısı çok güzel ve özeldi.
Bir saatin içinde kahvaltımızı bitirmiş, masadan kalkmıştık. Şu an Esat kasada hesabı ödüyordu, ben ise biraz arkasında onu bekliyordum.
Tam onda kapıdan içeri girenlerle dikkatim dağılmış, put misali kalakalmıştım. Çünkü mekana giren Osman ve yanında başka bir erkekti. Gözlerim fal taşı misali açıldığında sertçe yutkundum.
"Aman Allah'ım," sessizce fısıldadığımda betimin benzimin attığından emindim. Zira saniyeler içinde vücudum titremeye başlamıştı.
Osman'ınsa kinli bakışları ben ve Esat arasında mekik dokuduğunda, yanındaki adamla birlikte masalara doğru yönelmek yerine duraksayarak bana bakıyorlardı. Allah'ım küçük şehirlerde yaşamanın en sıkıntılı tarafını yaşıyordum şu an.
Hızlıca arkamı döndüm ona ve Esat'a taraf bakındım. İçimden dualar etmeye başladım, bir sıkıntı çıkmasın diye. Zira bu durumu Esat'a nasıl açıklardım? En esası ise babam duyarsa ne yapardım?
"Maysa, iyi misin sen? Rengin solmuş." Esat'ın endişeli sesi beni düşüncelerimin çıkmaz sokaklarından çekip çıkardığında, dalgınlığın getirdiği gereklilikle hafifçe irkildi.
"Şey, iyiyim" ne diyeceğimi bilmez halde gözlerimi kaçırdığımda Esat'ın kaşlarının çatıldığını görmüştüm.
"Yediğin bir şey mi dokundu yoksa? Miden bulanıyor mu?" Bu sefer Esat'ın elleri yanaklarımı kavradı, gözleriyse dikkatle yüzümde dolaşıyordu.
İçimden küfrettim, Esat'la bu tarz yakınlaşmalara başka zaman olsa sevinçten uçardım. Fakat şimdi bu tarz eylemler Osman manyağını üstümüze çekebilirdi.
O yüzden hızla ellerimi ellerinin üstüne koyarak yüzümle olan temasını kestim ve gerginlik içerisinde gülümsemeye çalıştım.
"Şey, havaya çıkarsak düzelirim, biraz bastı burası beni galiba." Dediğimde Esat ikna olmamış gibi kuşkuyla yüzüme bakmaya devam etti bir süre.
"Peki madem, çıkalım biraz hava al, alış veriş merkezi yakın zaten hemen karşısı. Yürürüz iyi gelir." Dediğinde bir şey demeyerek başımı salladım.
Osman'dan taraf bakmamak için bolca efor harcayarak Esat'la birlikte mekandan çıktığımızda derin bir nefes koy verdim.
"Hastaneye gidelim mi Maysa? Bir kan tahlili falan yaptıralım." Yavaş yavaş yürüdüğümüzde Esat'ın dedikleriyle ona baktım.
"Gerek yok, iyiyim ben." Dediğimde ikna olması için dualar ettim.
"Emin misin?" tekrarladığında hemen başımı salladım belli belirsiz.
"Valla eminim," aceleyle söylediğimde Esat hafifçe güldü.
"Peki, öyle olsun bakalım." Dediğinde iç çektim. Hastaneyle uğraşamazdım durduk yere. Çünkü durumum tamamen içimi kaplayan korku yüzündendi.
AVM'den içeri girdiğimizde biraz da olsa rahatlamıştım. Çünkü Osman'ın mekandan çıkmadığından, yani bizi takip etmediğinden emin olmuştum. O yüzden toparlanarak anda kalmaya çalıştım. Demek ki nişanlandığımı duymuş, vazgeçmişti sevdasından diye geçirdim içimden. Yoksa benim tanıdığım Osman şimdiye çoktan olay çıkartırdı. Bu düşünce az da olsa içimi rahatlattı.
"İlk davetiyeler ve nikah şekerleri için ikinci katta çok güzel bir düğün malzemeleri satılan yer var, oraya bakalım istersen sen de ?" Diye konuştuğumda Esat pür dikkat beni dinlemişti. Sanem'in ağabeyinin nişan düğün sürecinden biliyordum orayı ben.
"Sen nereden biliyorsun orayı?" Dediğinde anlamsız bakışlarla baktım ona. Çünkü sesi sert çıkıyordu? Fakat sorusu oldukça saçmaydı.
"Sanem'in ağabeyi Kenan ağabeyin düğün dönemlerinden biliyorum." Bakışları ısrarla cevap vermem gerektiğini anlattığında, kupkuru kuruyan dudaklarımı yaladım ve sorusunu cevapladım.
Esat ise garip bir biçimde bir şey demeyerek, eliyle yürüyen merdivenleri işaret etti. Anladığım kadarıyla ikinci kata, benim dediğim dükkana gidiyorduk.
Önden yürüdüğümde Esat da arkamdan geliyordu. Usulca merdivenleri çıktığımızda, tanıdık olan dükkanı bulmam zor olmamıştı. Dükkandan içeri girdiğimizde, güler yüzlü, tatlı bir kadın karşılamıştı bizi.
"Merhaba efendim, hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olalım size?" Koyu kahve gözleri parlayan kadınla ben de hafifçe gülümsedim.
"Hoş bulduk, biz düğünümüz için davetiye ve nikah şekeri bakmak istiyorduk." Dediğimde kadın başını salladı.
"Tabii buyurun şöyle oturalım, katalogdan modellerimizi göstereyim ben." Kadının eliyle işaret ettiği yere doğru yönlendik.
Çalışma masası ve hemen karşısında karşılıklı iki müşteri koltuğu olan bölüme geçtiğimizde Esat'la karşılıklı oturmuştuk.
"Şimdi işleyişten bahsedeyim ben size. Öncelikle size göstereceğim katalogdan istediğiniz davetiye ve şeker setini seçiyorsunuz, sonra ben onun üstüne isimlerinizi işliyorum son haline bakıyorsunuz. En son tarihi söyleyeceksiniz onu da ekledikten sonra söyleyeceğiniz sayı üzere sipariş geçeceğiz. Fakat henüz tarih belli değilse, seçimi yapıyorsunuz, tarihi belli olunca arayarak söylüyorsunuz." Detaylıca anlatan kadını pür dikkat dinledikten sonra bakışlarımı kısa bir anlık Esat'a çevirdim.
"Tamamdır, bizim için sorun yok, tarih henüz belli değil, belli olunca arayarak bilgilendiririm. Şimdi siz katalogları eşime gösterin, o seçecek." Dediğinde şaşkınlıkla ona bakmaya devam ettim. Topu niye bana atıyordu ki?
"Sen neden seçmiyorsun?" Kelimeler istemsizce dökülmüştü dilimden.
"Çünkü ben güzel sevgilimin zevkine güveniyorum," dediğinde şok üstüne şok yaşamıştım. Güzel sevgilim mi? Tanrım, ne ara uyudum da rüya görüyordum acaba?
"Ne kadar da nahif bir düşünce, ben size vereyim o zaman katalogları." Yakasındaki karttan isminin Berfin olduğunu öğrendiğim kadın gülümseyerek dedikleriyle eş zamanlı katalogları önüme bıraktı.
Bense bir şey demeyerek, kataloglara bakınmaya başladım. Fakat aklımın bir köşesi Esat'ın yaptıklarındaydı. Acaba gerçekten mi zevkime güveniyordu yoksa bu düğün onun için bu kadar mı önemsizdi ki, alt tarafı şeker seçecekti. Ama ona bile tenezzül etmiyordu. Bu düşünceyle moralim bozulsa da, belli etmemeye çalışarak kendi kendimi birinci teoriye inandırmaya çalıştım. Belki de gerçekten zevkime güveniyordu. En azından buna inanacaktım.
On beş dakika kadar bakındıktan sonra tam bizi yansıtacağını düşündüğüm bir set seçerek, Berfin hanıma gösterdim.
"Çok güzel bir seçim, şimdi lütfen isimlerinizi söyleyin, puntoya da karar verip yazalım ve size taslağı göstereyim." Kadın dedikleriyle yine göz ucu Esat'a baktım.
"Esat ve Maysa," Esat'ın kalın sesi kulaklarımı doldurduğunda içim bir garip oldu. Onunla ismimin yan yana seslenmesi bile beni darmaduman etmeye yetiyordu.
Hemen ardından Berfin hanımın yönlendirmeleriyle puntoya karar verdim. Tabii ki Esat yine seçimi zevkine çok beğendiği güzel sevgilisine bırakmıştı. Ne ironiydi ama. Güzel sevgilimmiş, çok iyi rol yapıyordu beyefendi.
"Çok güzel seçim Maysa hanım, bana birazcık zaman verin, hemen taslağı göstereceğim," diyen Berfin hanımla başımı sallayarak tekrar kataloglara bakındım.
Amacım zaman öldürmekti. Çünkü Esat'a bakmak istemiyordum. Sevgilim kelimesi onun dudakları arasından bana çok yakışmıştı doğru ama bunun gerçek olmadığını bilmek canımı yakıyordu.
"Evet, hazır." Gülümseyen Berfin hanım bilgisayarın ekranını bize doğru gösterdiğinde, pür dikkat taslağa baktım.
Nikâh davetiyesi krem rengi, dokulu bir kâğıda basılmıştı. Kartın kenarlarını çevreleyen ince çiçek desenleri sanki suluboyayla çizilmiş gibiydi; soluk pembe güller ve zarif yeşil yapraklar davetiyeye yumuşak, romantik bir hava katıyordu. Ortada ince ve zarif bir yazı karakteriyle yalnızca iki isim yazıyordu: Esat & Maysa. Gösterişten uzak ama dikkat çekici bir sadelik taşıyordu; sanki davetiye benim Esat'a olan sakin ama güçlü bağımı anlatıyordu.
Davetiyenin yanında nikâh şekeri duruyordu. Küçük cam bir kavanozun içine beyaz badem şekerleri doldurulmuş, ağzı mantar kapakla kapatılmıştı. Kavanozun boynuna krem rengi bir dantel kurdele bağlanmış, kurdelenin ucuna ise kalp şeklinde küçük bir ahşap etiket asılmıştı. Etiketin üzerinde aynı zarif yazıyla yine iki isim vardı: Esat & Maysa.
Yanında duran küçük tül kesede de birkaç badem şekeri görünüyordu. Kese, fildişi renkli ince bir kurdeleyle bağlanmış, üstündeki küçük kartta yine aynı çiçek desenleri kullanılmıştı. Davetiye ve nikâh şekeri yan yana durduğunda her şey uyum içindeydi; sade, zarif ve sıcak. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünüyordu ama bu iki ismin arasında saklı olan hikâyeyi yalnızca ben biliyordum. Zira her şey dışarıdan bakıldığında bir masalın başlangıcı gibiydi. Oysa benim için bu, içimde sakladığım tek taraflı bir aşkın sessiz başlangıcıydı.
Esat’ın adının yanına kendi adımı yazılmış görmek kalbimi hem ısıttı hem de acıttı. Çünkü ben ona çoktan aşıktım… ama onun kalbinde benim için açılmış bir yer olup olmadığını bilmiyordum. İnsan sevdiği adamla evlenirken mutlu olur derler. Oysa ben, sevdiğim adamın yanında dururken bile onun gözlerinde kendime ait bir yer olmadığını bilmenin ağırlığını taşıyordum. Onunla aynı hayata imza atacaktım ama kalbinin kapısında hâlâ bir yabancı gibiydim. Benim Esat'a olan aşkım sessiz bir haykırış gibiydi, ben haykırıyordum ama sessizce, onun asla duymayacağı şekilde.
Ekranda krem rengi, zarif çiçek desenleriyle süslenmiş davetiye duruyordu. Ortasında ince harflerle yazılmış iki isim vardı.
Esat & Maysa
İsimlerimizi yan yana görmek kalbimin ritmini bir anlığına değiştirdi.
"Beğendiniz mi?" Berfin hanımın sesi dalgınlığımı böldü.
Başımı hafifçe salladım. "Evet, çok güzel olmuş."
"Gerçekten güzel," dedi Esat kısa bir bakış attıktan sonra.
Sesi sakindi, neredeyse kayıtsız. Ama yine de içimde garip bir sıcaklık oluştu. Onun ağzından gelen küçücük bir onay bile kalbimi fazlasıyla etkiliyordu.
Berfin hanım birkaç küçük düzenleme yaptıktan sonra bilgisayardan uzaklaştı.
"İsterseniz birkaç farklı punto da deneyebiliriz."
"Hayır, böyle iyi," dedim.
Kadın başını sallayıp işlemler için tekrar bilgisayara odaklanınca ortam bir anda sessizleşti. Katalogların sayfalarını boş boş çevirirken Esat’ın bakışını üzerimde hissettim.
Sonra Esat hafifçe eğilip katalogdaki davetiyeye baktı. Parmağıyla isimlerin yazdığı yere dokundu.
"Fena durmamış," dedi.
Kalbim istemsizce hızlandı. "Ney?" diye sordum
Esat bakışlarını davetiyeden ayırmadan cevap verdi. "İsimlerimiz."
Bir an durdu, sonra sakince ekledi. "Esat ve Maysa."
Sanki bu iki ismi yan yana söylemek onun için sıradan bir şeydi. Oysa benim için dünyanın en büyük anlamını taşıyordu. Keşke bunu ona da söyleyebilseydim.
Berfin hanım birkaç evrak almak için yanımızdan uzaklaştığında dükkânda tekrar kısa bir sessizlik oluştu.
Daha fazla dayanamadım ve içimi kurcalayan o soru döküldü dudaklarımın arasından.
"Az önce…" dedim yavaşça, "neden öyle söyledin?"
Esat kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Neyi?"
"Sevgilim dedin ya."
Bir an bana baktı. Yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. Sonrasında dudaklarını araladı "Garip mi geldi?"
"Biraz." Diye geveledim.
Esat sandalyesinde geriye yaslandı.
"Burada başka ne diyecektim?" dedi sakin bir sesle. "Nişanlım mı? Tanıdığım biri mi?"
Sesi mantıklıydı ama içimde tuhaf bir kırgınlık oluştu.
"Gerçek olmadığı için…" dedim istemsizce.
Esat'ın bakışları bir an sertleşti. "Gerçek değil mi?"
Sorusu beni hazırlıksız yakalamıştı.
"Yani…" diye mırıldandım. "Bizim evliliğimiz biraz farklı."
Esat birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. Sonra çok hafif bir gülümseme belirdi dudaklarında.
"Farklı olabilir," dedi. "Ama insanlar bilmek zorunda değil."
Başımı eğdim.
Haklıydı. Diyecek başka bir cevabım olmadığı için susmayı tercih ettim.
Tam o sırada Berfin hanım tekrar yanımıza geldi.
"Nasıl buldunuz?" diye sordu tekrar gülümseyerek. Yaptığı iştin sonucundan emin olmak istiyormuş gibi.
Başımı salladım. "Çok güzel olmuş."
"Ben de çok beğendim," dedi Esat kısa bir bakış attıktan sonra.
Berfin hanım memnuniyetle başını salladı. "O zaman taslağı kaydediyorum. Tarih ve mekân kısmını şimdilik boş bıraktım. Tarih netleşince onu da ekleyip son halini oluştururuz," diye de ekledi.
Esat sakin bir şekilde konuştu. "Dediğim gibi, tarih henüz belli değil. Netleşince sizi ararız, taslağa eklenir."
"Tabii ki," dedi Berfin hanım. "O zaman hem davetiye hem de nikâh şekerleri için son düzenlemeleri yaparız. Punto ve tasarım zaten kaydedildi. Tekrar değişiklik yapmak isterseniz de her zaman yardımcı oluruz."
Sonra küçük bir kart uzattı. "Bu da kartımız. Üzerinde numaramız yazıyor. Tarih belli olunca bana ulaşmanız yeterli."
Kartı alırken başımı hafifçe salladım. "Teşekkür ederiz."
Berfin hanım sıcak bir gülümsemeyle elini uzattı. "Şimdiden mutluluklar diliyorum."
Kelimeler boğazıma takıldı ama yine de gülümsedim. "Sağ olun."
Esat kısa bir baş hareketiyle vedalaştıktan sonra birlikte dükkândan çıktık.
AVM'nin koridoruna adım attığımızda etrafımdaki ışıklar ve kalabalık bir anda daha belirgin hale geldi. Bir süre daha dükkânlara bakındık. Küçük şeyler… Nikâh için lazım olabilecek ufak tefek hazırlıklar.
Bir mağazadan sade bir yüzük kutusu baktık. Başka bir yerde küçük süsler, kurdeleler, hediyelik eşyalar…
Esat çoğu zaman sessizdi. Ben konuşuyordum, o dinliyordu. Bazen kısa cevaplar veriyor, bazen sadece başını sallıyordu.
Garipti.
Onunla yan yana yürüyordum. İnsanların gözünde evlenmek üzere olan bir çift gibi görünüyorduk. Oysa benim içimde olan şey bundan çok daha karmaşıktı.
Sevdiğim adamla düğün hazırlığı yapıyordum.
Ama onun kalbinde benim için nasıl bir yer olduğunu hâlâ bilmiyordum.
Bir süre sonra AVM'nin çıkışına doğru yöneldik.
Akşamın serinliği cam kapılardan içeri sızıyordu. İnsanlar ellerinde alışveriş poşetleriyle girip çıkarken biz de kalabalığın arasından geçerek otoparka doğru yürüdük.
Arabaya doğru varmamıza az kala Esat'ın çalan telefonuyla bakışlarımı ona çevirdim.
"Buna bakmam lazım," dediğinde başımla onayladım onu.
O ise hızlıca birkaç adım uzaklaşarak, arkasını döndü ve hararetli bir şekilde telefonla konuşmaya başladı. Konuşurken de birkaç adım daha ileri atarak hafif hafif yürümeye başladı.
"Maysa", tam o onda arkamdan duyduğum sesle irkildiğimde, içimi delice bir korku kaplamıştı.
Çünkü bu sesin sahibinin Osman'dan başkası olmadığını anlamam uzun sürmemişti.
*****
05.03.2026
Maysa'nın yeni bölümünden tekrar merhaba.
Osman bakalım neler yapacak?
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.
Sağlıcakla kalın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |