
İyi günler ve İyi Ramazanlar sevgili okurlarım.
Nasılsınız? İyi olduğunuzu umuyorum.
Fazla uzatmak istemediğim için, bölüme geçelim.
Satır arası yorumlarınızı, oylarınızı eksik etmeyin lütfen.
Keyifli okumalar.🤩
********************
Maysa'nın anlatımından:
**************************
Günler su misali, oldukça telaşlı akıp giderken, o elim olayların üstünden iki gün geçmişti. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki, üzülmeye, düşünmeye, mutlu olmaya veya sinirlenmeye harcayacak beş dakikamız dahi yoktu.
Yarın olacak düğün için konakta tam bir cümbüş vardı. Elif ablalar, Selma annenin kardeşi ve ailesi, Esat'ın, amcası ve aileleri, Esat'ın arkadaş grubu ve Sanem. Kısaca herkes buradaydı, uzak yaşayanlar yatılı misafir, yakın yaşayanlar ise sabah geliyor gece gidiyordu. Alış verişler yapılıyor, konağın, avlunun süsleri hazırlanıyor, yemek ekipleriyle anlaşılıyor, misafirlere ikram hazırlanıyordu.
Tüm yorgunluğumla havluya sardığım saçlarımı kurutuyordum aynanın önünde. Zira akşamın saat 6'sına kadar hazırlıklara yardım etmiş, en son kendimi oldukça terli ve kötü hissettiğim için duş almaya çıkmıştım yukarı.
Saç kurutma işlemlerimin sonuna az kala kapımın bir hışımla açılmasıyla, dikkatim anında sese doğru yönelmişti. İçeri bodoslama dalarak aceleci tavrıyla dikkatimi çeken kişi halamdan başkası değildi. Kendisi nefes nefese kalmıştı.
"Halacığım, ne oldu? Ne bu telaşın?" Hemen elimdeki tarağı bırakarak ona doğru yürümüştüm.
"Maysa, babanlar imam çağırmışlar, nikâh kıyılacakmış, herkes seni bekliyor. Yarım saat önce de gelmiştim ama duştaydın." Dediğinde gözlerim far görmüş tavşan misali açılmıştı.
Açığını söylemek gerekiyorsa, imam nikâhı detayı aklımın ucuna bile gelmemişti. Biz Esat'la severek, tamamen isteyerek evlenmiyorduk bir nevi mantık veya zorundalık evliliğiydi bizimkisi, o yüzden böylesi detayları hiç düşünmüyordum. Fakat bunu benim ve Esat dışında kimse bilmiyordu. Gerginlikle yanaklarımı şişirdim. Aklıma gelen şey mideme tekme yemişim hissi bırakmıştı vücudumda. Selma anne düğünden sonra olmasını beklediği gerdek muhabbetleri için düşünmüştü bu imam nikâhını muhtemelen. Çünkü resmî nikâhı kıyarken de kıyabilirdik bunu. Ama o yaşanacak birliktelik için gerekli görmüştü muhtemelen. Oysa biz Esat'la bu tarz konuları hiç konuşmamıştık.
"Maysa, sana diyorum kızım. Duyuyor musun?" Halam sesini yükselttiğinde irkilerek ona çevirdim yerde olan bakışlarımı.
"Ha, şey. Duyuyorum evet." Ne diyeceğimi bilemeyerek gevelediğimde halam başını olumsuz anlamda sallamıştı.
"Kızım hadi çabuk olalım. Hani senin beyaz upuzun bir elbisen vardı onu giyin, ben de hızlıca başına yazma alıp geliyorum. Sonra aşağı inelim de, daha fazla bekletmeyelim hoca efendiyi." Halamın dediklerini başımı sallayarak onayladığımda, halam aynı içeri girdiği zamanki aceleci tavırlarıyla bu sefer odayı terk etmişti.
Bense daha fazla oyalanmadan dediğini yaparak hızlıca dolabını askılı elbiseler bölümünden beyaz uzun elbisemi almıştım. Uzun kollu, etek kısmı bol üst kısmı dar olan elbisemi üzerime geçirmeye başlamıştım.
Dakikalar sonra ben elbiseyi giyindiğimde halan tekrar odaya dönmüştü.
Elinde getirdiği açık mavi, üzerinde beyaz çiçek desenleri olan yazmayı güzelce başıma örtüğünde duygusal bakışlarla yüzüme bakmayı ihmal etmemişti.
"Hadi inelim aşağı, güzel kızım benim." Halam anlık duygusallığın etkisiyle yanağıma ufak bir öpücük kondurduğunda gülümseyerek onu takip ettim.
Merdivenlerden aşağı indiğimizde halam beni sakin bir odaya yönlendirdi. Muhtemelen salon çok kalabalıktı ve imam nikâhı için uygun değildi diye geçirdim içimden. İçeri girdiğimde babam, Esat'ın amcası Şehmuz amca, Esat'ın arkadaşları Murat ve Miran, ayrıca Selma anne vardı.
Herkesin belirli bir düzenle oturduğu gördüğümde, başımdaki yazmayı düzenleyerek Esat'ın yanına oturdum. Esat'la bir anlık göz göze geldiğimizde heyecandan kalbim gürlemişti.
İmam hoca herkese kısa bir bakış atmış, ardından bakışlarını biz ve şahitler olarak oturduğunu tahmin ettiğim Miran ve Murat'a sabitlemişti.
"Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammed." Hoca dualarına başladığında gerginlikten elimi yumruk yaptım.
"Nikâh, Allah'ın emri ve Peygamberimizin sünnetidir. Cenab-ı Hak Kur'an'da buyurur ki: Aranıza sevgi ve merhamet koyduk." Ne kadar da anlamlıydı hocanın söyledikleri. Aranıza sevgi ve merhamet koyduk...
İmam hoca girizgah sonrası bakışlarını Murat ve Miran'a çevirdi.
"Bu nikâha şahitlik yapacak olan kişiler isimlerini söylesin." Dikkatli bakışlarım şahitlere döndü.
"Miran Hanoğlu," önce Miran söylemişti ismini ve soy ismini.
"Murat Özdemir." Murat da fazla vakit kaybetmeden kendini tanıtmıştı.
"Sizler bu nikâhta şahitlik yapmayı kabul ediyor musunuz?" Hoca tekrar onlara döndüğünde, ikisi de aynı anda kabul ettiklerini söylemişlerdi.
"Gelin kızımızın adı nedir?" Bu sefer imamın bakışları babam ve Şehmuz amcanın olduğu yöne kaymıştı. Gidişatla ilgili hiçbir fikrim olmasa da, anladığım kadarıyla benim ismimi onlardan biri söyleyecekti.
"Maysa Yılmaz." Babamın sert sesi odayı doldurduğunda, iç çekmiştim.
"Babasının adı nedir?" İmam sorusunu yinelemişti.
"Halit Yılmaz," babam bir kez daha cevapladığında, imam da belli belirsiz onaylamıştı başıyla.
"Damadımızın adı nedir?" Bu sefer soru Şehmuz amcaya yönelmişti.
"Esat Çapanoğlu," Şehmuz amcanın da en az babamınki kadar sert sesi duyulduğunda heyecandan dudaklarımın kuruduğunu hissediyordum.
"Babasının adı nedir?" Yine aynı soru sorulmuştu.
"Mustafa Çapanoğlu," tüm vücudum heyecanla bir kez daha sarsıldığında, yaşadıklarıma inanmakta güçlük çekiyordum. Bir anda hayatımın seyri öyle bir değişmişti ki, şu an kendimi imam nikâhımda bulmuştum.
"Bu nikâhta gelin için belirlenen mehri muaccel ve mehri müeccel ne kadardır?"İmam bu sefer bakışlarının hedefine Esat'ı almıştı.
Eğer yanlış bilmiyorsam, Mehri muaccel hemen verilen mehir, Mehri müeccel hemen verilmeyip daha sonra, vefat veya boşanma durumunda verilmesi gereken mehirdi. Fakat bunu hiç konuşmadığımız için Esat'ın nasıl bir cevap vereceğini merak etmiştim. Esat ise kısa bir anlığına bakışlarını bana çevirmiş, ardından tekrar imama bakmıştı.
"Mehri muaccel olarak yirmi iki ayar Trabzon hasır kemer, Mehri müeccel olarak ise, atlarımızın da bulunduğu çiftlik evini veriyorum." Esat'ın dedikleriyle gözlerim yuvalarından fal taşı olarak açılmış, bakışlarım hemen onu bulmuştu.
"Ne yapıyorsun? Bu kadar fazla mehiri ne yapacağım ben? Gerek yoktu ki?" Sadece onun duyacağı şekilde fısıldadığımda, Esat da bana bakmıştı.
"Sen karışma Maysa, sonuçta mehiri veren benim." Dedikleri tabii ki de beni ikna etmemişti. Fakat şu an bu kadar büyük varken onunla tartışamazdım. Bu konuyu sonra konuşmayı aklımın bir köşesine not ettim.
Adam resmen çiftlik evini veriyordu ya mehir olarak!
Acaba Selma annelerin haberi var mı diye geçirerek içimden, göz ucuyla onlara baktım. Fakat Esat'ın cevabıyla herkes memnun gözüküyordu. Benim dışımda tabii.
"Bu belirlenen mehri kabul ediyor musun kızım?" İmamın sesiyle, etrafta olan bakışlarımın odağı değişti.
"Kabul ediyorum," mecburen onaylamak durumunda kaldığım için kendime kızmıştım. Ama başka çaremin olmadığını da biliyordum. Şu an olası bir polemik demek, babamla da tartışma demekti. Son olaylardan sonra buna ne hevesim vardı ne de takatim.
"Halit kızı Maysa Yılmaz, Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, yirmi iki ayar Trabzon hasır kemer Mehri muaccel, Çiftlik evi Mehri müeccelle Mustafa oğlu Esat Çapanoğlu'nu eş olarak kabul ettin mi?" Hocanın sorusunu nefesimi tutarak dinlemiştim.
"Ettim," kısık sesle dediğimde başımı da belli belirsiz sallamıştım.
"Ettin mi?" Hocanın tekrarlamasıyla,
"Ettim," diye tekrarladım ben de.
"Ettin mi?" Anladığım kadarıyla üç kez sorulacaktı.
"Ettim," son kez yinelediğimde bu kez hoca odağına Esat'ı almıştı.
"Mustafa oğlu Esat Çapanoğlu, Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, yirmi iki ayar Trabzon hasır kemer Mehri muaccel, Çiftlik evi Mehri müeccelle Halit kızı Maysa Yılmaz'ı eş olarak kabul ettin mi?" bakışlarımı usulca Esat'a çevirdim ben de.
"Ettim." Esat'ın yoğun ses tonu vücudumu titretmişti.
"Ettin mi?", yinelemişti imam.
"Ettim," Esat'ın kendinden emin cevabı gecikmemişti. İtiraf etmeliyim ki, sesi ve duruşu benden daha özgüvenliydi.
"Ettin mi?" Ve son kez onay bekleyen o soru.
"Ettim." Son kez onaylandı.
İmam da başıyla onayladıktan sonra bakışlarının hedefine yeniden şahitlerimiz olan Murat ve Miran'ı almıştı.
"Bu nikâhta yapılan icab ve kabulü duydunuz mu?" Her şeyin bu kadar detaylı olduğunu bilmiyordum. Çünkü böylesi bir ortamda ilk kez bulunuyordum ben de.
"Duyduk." Şahitlerimiz aynı anda onaylamıştı.
"Bu nikâha şahitlik ettiniz mi?" İmam onay sonrası, tekrar sorusunu sormuştu.
"Şahitlik ettik," yine ikisi aynı anda cevapladığında imam bakışlarını tekrar bize çevirmişti.
"Halit kızı Maysa ile, Mustafa oğlu Esat'ın mehri muaccel ve mehri müeccel ile yapılan icab ve kabulüne burada bulunan şahitlerin huzurunda şahit oldum. Sizleri karı koca olarak ilan ediyorum." Sizleri karı koca ilan ediyorum. Gözlerimin önü duyduklarım karşısında hafifçe buğulanmıştı.
"Allah bu evliliği hayırlı kılsın. Aranıza sevgi ve merhamet koysun. Sizleri birbirinize sadık eşlerden eylesin. Allahümme ellif beynehuma kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâ. Amin." İmam son dualarını okuyarak, önündeki kağıda yazılarını tamamlamış, ayağa kalkmıştı.
Hepimiz onunla birlikte ayaklandık.
"Allah mesut ve bahtiyar eylesin." İmam son kez dediklerinden sonra odada olan herkes tek ağızdan Amin demişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde odamda camın önünde bulunan ikili koltukta oturarak konağın bahçesini izliyordum. Odam Elif ablanın eski odası olduğu için çok değişiklik yapmasam da, bazı şeyleri istediğim gibi düzenlemiştim. Kocaman olan odada tek kişilik yatak, dört kapılı bir dolap, makyaj masası, yatağın sağ tarafında tek bir komodin vardı. Camın önünde ikili koltuk ve önünde küçük bir sehpa vardı. Bir tane de tekli yumuşak sandalye vardı yatağa yakın. Ben ekstra olarak üstünde mini kitaplığı olan çalışma masası yerleştirmiştim odaya. Çalışma masamın üstünde laptop bilgisayarım, okul notlarım, kalemliğim, çoğu zaman içinde sıcak çay veya kahve bulundurduğum termosum gibi eşyalarım vardı.
İmam nikâhı kıyıldıktan sonra babam ve Şehmuz amca hocayı uğurlamış, ben de mutfağa geçerek yarın için hazırlık yapan akrabaya, eşe, dosta yardım etmiştim. Halam ve Aysima ablanın dışında mutfakta, İpek, Dilan, Sanem, Esat'ın teyzesi, Selma annenin küçük kardeşi olan Nermin teyze, Şehmuz amcanın karısı Sultan yenge, Nermin teyzenin küçük kızı Mine, Şehmuz amcanın büyük gelini, yani büyük oğlu Mehmet'in eşi Gülten abla, ayrıca Elif abla, yarın için hazırladığımız yemek ekibinden kadınlar vardı.
Hepsinin nikâhımız için hayır dualarını almıştım. Daha sonraysa kollarımı sıvayarak işlere yardım etmiştim. Tabii ki bir taraftan da sohbet muhabbeti eksik etmiyorduk. Vakit epey geç olunca Sanem, İpek ve Dilan'ı uğurlayarak odama gelmiş, camın önüne oturmuş, düşüncelere dalmıştım.
Yarın düğünümüzdü. Resmen Esat'la karı koca olacaktık. Beynim allak bullak, hislerim karmakarışıktı. Bir tarafım sevinçten kuş misali kanatlanıp uçmaya hazırdı. Bu eve geldiğim ilk gün kalbimde yeşermeye başlayan düşüm olan Esat'a kavuşuyordum çünkü. Öteki tarafımın ise korkudan ödü patlıyordu. Çünkü önümde kocaman bir belirsizlik vardı. Bundan sonra neler olacaktı? Esat'la gerçek anlamda da karı koca olacak mıydık? Yoksa herkes bizi gerçek evli sanırken biz kağıt üstünde olan evcilik oyunu mu oynayacaktık?
Yarın gerdek gecesi de olacaktı. Her şeyi düşünen Selma anne kesinlikle bunu da düşünecek, Esat'ın odasını ona göre hazırlayacaktı. Bundan adım kadar emindim. Esat ne düşünecekti, nasıl tepki verecekti, ne yapacaktı? Bu sorular tüm akşam boyunca beynimi yiyip bitirmişti.
Ayrıca ben kendim de ne yapacağımı bilmiyordum. Onunla gerçek anlamda evli olmayı her şeyden çok isterdim tabii ki. Ama beni sevmeyen bir adamla, aramızda derin muhabbetin olmadığı bir evlilikte birliktelik istemiyordum.
Yanaklarımı şişirerek ofladığımda, sehpanın üstünde bulunan suyumdan koca bir yudum almıştım. Aklımı kemiren bir diğer şey ise şu mehir konusuydu. Bu kadar büyük bir mehire ne gerek vardı hiç bilmiyordum. Sonuçta çoğu şeyi büyüklerin isteğiyle yapıyorduk. Akşam boyunca Esat erkekler ben kadınlarla muhabbet ettiğim için bu konuyu konuşamamıştım.
Aniden aklıma gelen şeyle telefonumu aldım koltuğun üstünden. Saat 23:30'du. Hızlıca Whatsapp uygulamasını açarak Esat Çapanoğlu diye kaydettiğim adamı bularak, tuşladım. Amacım son görülmesine bakarak uyuyup uyumadığını anlamaktı. Zira yarın düğündü ve benim şu mehir konusunu konuşmam gerekiyordu. Aksi halde gözüme uyku girmeyecekti.
Ekrana düşen son görülme saatine baktığımda, 23:18 olduğunu görerek derin bir nefes koy verdim. On iki dakika içinde muhtemelen uyumamıştır diye içimden geçirerek, parmaklarımı komutlandırdım ve yazmaya başladım.
*Siz: Uyuyor musun acaba?
Mesajımı gönderdikten sonra gerginlikle beklemeye başladım. Bu arada ise tırnak köşelerimde olan etleri kemiriyordum. İki dakika kadar sonra mesajımın mavi tıkla parladığını görünce hemen uygulamadan çıktım. Sonuçta mesajın başında bekliyormuş gibi gözükmek istemezdim.
*Esat Çapanoğlu: Henüz uyumuyorum. Bir şey mi oldu?
Bildirimden gördüğüm mesajla endişelendiğini tahmin edebiliyordum. Kuvvetle muhtemelen kaşlarını çatmış, merakla ne yazacağımı bekliyordu. Bu düşünce yüzümde silik bir gülümsemenin oluşmasına neden oldu.
*Siz: Konuşmak istiyordum. Tabii müsaitsen.
Parmaklarım titrediğinde gözlerimi de kapattım. Heyecandan ölecektim! Fakat Esat anında çevrimiçi olunca, bu kez uygulamadan çıkmadım ve usulca cevap vermesini bekledim.
*Esat Çapanoğlu: Çalışma odamdayım, istiyorsan gel konuşalım.
Mesajı okuduktan sonra sertçe yutkundum. Yaa Maysa Hanım, konuşmak istiyorum diye diretiyordun sabahtan, git konuş bakalım şimdi. Kendi kendime söylendiğimde içim kıpır kıpır olmuştu. Tanrım, bu adamla ilgili en ufak bir şey dahi nasıl oluyordu da kalbimi hemencecik hoplatıyordu.
*Siz: Geliyorum.
Kısacık yazarak gönderdiğimde, yine anında mavi tık olmuştu mesaj. Fakat ben daha fazla beklemeden uygulamadan çıktım ve akşamdan üzerimde kalan beyaz elbisenin cebine sıkıştırdım telefonu. Ayağa kalkarak aynada kendime çeki düzen verdikten sonra sessiz adımlarla odamdan çıktım ve Esat'ın çalışma odasına doğru adımlamaya başladım.
Olabildiğince sessiz olmaya çalışıyordum, çünkü düğüne bir gün kala Esat'la gecenin bir çağı aynı odada basılmak istemezdim. Bu kadar büyük varken hem de konakta.
Esat'ın çalışma odasının önünde durduğumda belli belirsiz birkaç kere kapıyı tıklatmış, gir komutunu beklemeden açmıştım kapıyı. Usulca içeri süzüldüğümde Esat'ın çalışma masasında değil de, önünde büyük bir sehpanın da bulunduğu, ikili siyah deri koltuğunda oturduğunu gördüm. Odanınsa ışığı kapalıydı ve sadece çalışma masasının lambasının ışığı açık olduğu için, ortam bir hayli loştu.
Onun yanına doğru adımladığımda fazla oyalanmadan koltuktaki boşluğa oturmuştum ben de.
Bir süre sessizce bekledim. Çünkü konuya nasıl gireceğimle ilgili hiçbir fikrim yoktu ve şu an buraya gelmekten pişman olmuştum. Daha nasıl konuşacağımı bile düşünmeden mesaj atmıştım adama salakça.
"Susmak için mi geldin gecenin bu saatinde Maysa?" Saniyeler dakikaları kovalarken, Esat daha fazla dayanamamış olacak ki, alaylı sesiyle ortamda oluşan sessizliği bozmuştu.
"Şey, ben... şeyi konuşmak istiyordum." Gevelediğimde sinirle dilimi ısırdım. Neden onun karşısında bu kadar bocalıyordum ki? Aptal Maysa. Salak Maysa.
"Sen neyi konuşmak istiyordun küçük hanım?" Esat'ın alaylı sesi tekrar kulaklarıma dolduğunda kaşlarım çatılmıştı. Tekrar küçük hanım olmuştum. Hani güzelim diyordu bu adam bana?
"Ben neden yine küçük hanım oldum ki? Güzelin değil miydim?" Aniden şıp diye söylediklerimi idrak ettiğimde gözlerim yuvalarından fırlayacak kadar açılmıştı.
Allah'ım benim niye dilimin kemiği yoktu bu adamın yanında? Ayrıca asla onunla orta yolu bularak konuşamıyordum. Ya gerginlikten geveliyor, ya da yine gerginlikten aklımdan geçen her saçmalığı bülbül misali ötüyordum. Evet, ötüyordum! Ötücü Maysa, kuş akıllı Maysa. Sıçtım, üstüne bir de sıvadım! Aferin bana.
Loş ışıkta Esat'ın kara gözlerinden geçen haylaz pırıltıları gördüğümde dilimi ısırdım. Tanrım, ben kendimi neden her seferinde bu duruma düşüyordum ki?
Ama hepsinin suçlusu Esat'tı. Ona olan duygularımın yoğunluğu beni bülbüle çeviriyordu. Ötüp ötüp duruyordum safça karşısında!
"Güzelim olmaya bu kadar meraklı olduğunu bilmiyordum küçük hanım," Esat iyice dibime girerek aheste aheste konuştuğunda, yanaklarımın kan kırmızısı olduğundan emindim. Onun ses tonuysa oldukça haylazdı.
"Meraklı mı? Meraklı değilim ki? Yani, meraklı demeyelim de biz ona? Şey diyelim, şey işte. Yani ne bileyim..." cümlemi kesinlikle toparlayarak bitiremiyordum.
Ihhhh, saçlarımı yolacaktım artık. Benim gecenin bu vaktinde burada ne işim vardı ki? Halimi gören Esat bu sefer sırıtmaya başladı.
"Ne diyelim?" Sırıtarak sorduğunda duygu yoğunluğundan patlamak üzere olduğumu fark ettim. Yakınlığımızdan dolayı burun deliklerimden sızan parfümünün kokusu da başımı döndürüyordu.
"Bir şey demeyelim, unutalım mı biz bu konuşmayı? Baştan alalım her şeyi," dediğimde Esat'ın daha da büyüyen sırıtışını görerek ellerimle yüzümü kapattım.
"Lütfen, Esat lütfennn... utandırma beni." Sesim artık ağlamaklı çıkmıştı. Yani öyle duygusal bir ağlamadan ziyade, duygu patlamasının getirdiği yoğunluk sesime yansımıştı.
Esat ise söylediklerim üzerine elleriyle ellerimi kavramış, yüzümle olan temasımı kesmişti.
"Tamam Güzelim, tamam. Utandırmıyorum seni." Güzelim kısmına vurgu yaparak dedikleriyle gözlerimi devirdim. Bir de utandırmıyorum diyordu.
"Hıhı, kesinlikle utanmıyorum." Surat astığımda Esat'ın gülüşü kulaklarıma doldu. Ellerimi kavrayan ellerini bırakarak bu kez yüzümü kavradı.
"Utanma güzelim," yanaklarımı okşayarak dediğinde bu kez sesi dalga geçer gibi ya da alaylı değildi. Aksine olabildiğince yumuşak, şefkatliydi. Bu beni daha da utandırmıştı ayrıca da üzmüştü. Adama resmen mecburen güzelim dedirtmiş gibi hissetmiştim. Gözlerim dolmuştu istemsiz olarak. Bana ben istediğim için güzel şeyler söylemesini istemiyordum ki ben, o istediği için desin istiyordum.
Zaten son yaşananlar, nikâh, düğün, mehir, aklımdan bir türlü çıkmayan ilk gece konusu azmış gibi, bir de kendimi rezil etmiştim.
"Maysa, gözlerin mi doldu senin?" Diyen Esat'la buğulu bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırarak ağlamamı engelledim. Bir kez daha rezil edemezdim kendimi. Ağlayacak bir sebep yoktu ortada.
"Hayır, dolmadı gözlerim." Diyerek gülümsemeye çalıştım.
"Dolmasın da zaten, sen güzelsin, güzelimsin tabii ki de. Bunu sana sen istediğin için demedim, içimden geldiği için dedim hep ve içimden geldiği için de demeye devam edeceğim." Göz altlarımı usulca okşamaya devam ederek dedikleriyle pür dikkat beni izliyordu.
Kalbim öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki, sesi kulaklarıma kadar ulaşıyordu. Esat bana ilk kez içini açarak iltifat ediyordu. Beni güzel bulduğunu söylüyordu. Sevgiye muhtaç kalbim kanatlanıp uçmak istiyordu.
"Teşekkür ederim," ne diyeceğimi bilemeyerek mırıldandığımda gözlerimi kaçırmıştım. Esat ise sudan çıkmış balık misali hallerime bakıp hafifçe gülümsedi.
"Asıl ben teşekkür ederim," dediğinde tekrar dikkatle ona baktım.
"Sen neden teşekkür ediyorsun?" Merakla sorduğumda Esat bu kez elini saçlarıma çıkarmış, yüzüme doğru gelen ufak bir perçemi kulağımın arkasına iteklemişti.
"Beni ve Aras'ımı resmen, tam anlamıyla hayatına kabul ettiğin için," onunla evlenmeyi kabul ettiğim için teşekkür ediyordu.
"Aras benim için çok değerli, onu çok seviyorum." Ve sen de benim için çok değerlisin, seni çok seviyorum.
İçimden geçirdiklerimi yüzüne söylemeyi ne çok istediğimi biliyordum ama henüz buna hazır olmadığımın, olmadığımızın da farkındaydım.
"Aras için de sen çok değerlisin, o da seni çok seviyor." Yavaşça dedikleriyle, dikkatlice onu izliyordum.
Keşke senin için de çok değerli olsaydım Esat, keşke sen de beni çok sevseydin diye geçirdim binlerce kez içimden. Keşke...
Bir süre ikimiz de sessizleştiğimizde, Esat saçlarımda olan elini de çekmişti. Öylece birbirimize bakarken, saniyeler dakikalara bulaşmış, zaman akıp gitmişti. Odada sadece nefes alış verişlerimizin fısıltısı duyuluyordu. Ama bu sessizlik garip bir biçimde huzurluydu. Galiba onunla olan her şeyi sevdiğim gibi, sessizliğimizi de çok seviyordum.
"Benimle ne konuşmak istiyordun peki?" Oluşan uzun soluklu sessizliği Esat'ın meraklı sesi bölmüştü.
Ben buraya mehir konusunu konuşmaya gelmiştim değil mi? Cevap vermeden önce içimden kendimi telkin ettim. Zira yeniden saçmalayarak konunun dağılmasını istemiyordum.
"Mehir konusunu konuşacaktım? Esat, o kadar büyük şeylere ne gerek vardı ki? Formalite icabı bir bilezik falan deseydin keşke." Nihayet aklımdakileri dökmenin rahatlamasıyla derin bir nefes çektim ciğerlerime.
Esat ise dediklerim üzerine kaşlarını çattı anında.
"Maysa, formalite diye bir şey yok güzelim. Bizim evliliğimizde her şey gereğince olacak. Ben de ona uygun davranıyorum. Hem sen çiftlik evini ve oradaki atları çok seviyormuşsun, Aras sürekli bahsedip duruyor. Ben de oranın senin olmasını istedim." Dediğinde yutkunamadım. Tanrım, her şey gereğince olacak ne demekti ki? Yani biz gerçekten karı koca mı olacaktık? Peki ya ilk gecemiz ne olacaktı? Esat'ın daha beni sevip sevmediğini de bilmiyordum ki.
"Her şey gereğince olsa bile, yine çok fazla." Dedim düşüncelerimi toplayarak, tekrar saçmalamamak, kuş misali aklımdan her geçeni ötmemek için olabildiğince temkinli davranıyordum.
"Fazla değil Maysa, bu kadar varın, imkanın içinde izin ver de, istediğimi vereyim sana. Hem hediye gibi düşün onları. Çiftliği sevmiyor muydun ki sen, Aras sürekli çiftliği çok sevdiğinden bahsedip duruyor?" Konuyu bilerek çiftliğe çekerek uzanmasını önlemek istediğini anladığımda derin bir iç çektim.
Bu kadar büyük hediyeleri kabul etmek istemesem de, hevesini daha fazla kırmak istemedim. Ona hiçbir türlü karşı koyamıyor, kıyamıyordum. Esat Çapanoğlu benim zaafımdı.
"Seviyorum," diye mırıldandım belli belirsiz.
"Güzel, düğünden sonra Aras'ı da alır gideriz çiftliğe, bir süre orada kalırız. Hem Aras'ın da artık at binmeyi öğrenme zamanı geldi. Ona da öğretiriz" Güldüğünde ben de gülmüştüm.
Birkaç kere gitmiştik daha önceden çiftliğe Selma anne, Elif ablalar da katılmıştı bazılarına. Fakat o dönemler Esat'la aramız bu kadar yakın değildi ve Esat işleri olduğu için çoğu zaman bizimle gelmiyordu. Biz de bol bol atları seviyorduk. Elif ablanın oğlu ve kızı, kendisi biniyordu at. Bense henüz hiç binememiştim. Tıpkı Aras gibi.
"Ama ben de bilmiyorum ki at binmeği, Aras gibi." Mırıldandığımda Esat gülümseyerek, gözlerime baktı şefkatle.
"Ben hem sana, hem de Aras'ıma öğretirim." Dediğinde hevesle baktım ona.
"Gerçekten mi?" Büyük bir heyecanla döküldü kelimeler dudaklarımın arasından.
"Gerçekten güzelim." Esat da heyecanıma ortak olduğunda içimden kelebek sürülerinin geçtiğine yemin edebilirdim. Zira karnımdaki bu hareketliliğin başka açıklaması olamazdı.
Ben de onun gibi gülümsediğimde, başımı belli belirsiz sallayarak, yavaşça ayaklandım. Artık gitmem gerekiyordu. Saat epey geç olmuştu çünkü.
"Ben artık gideyim, yarın uzun bir gün olacak. İyi geceler." Diye söylediğimde Esat da ayaklanmıştı.
"İyi geceler Maysa," sakin sesiyle dediklerinin üzerine son kez yüzüne bakmış, ardından sessiz ama hızlı adımlarla hareketlenmiştim kendi odama doğru...
*****
12.03.2026
Bir bölümün daha sonundayız.
Biraz sohbet edelim, nasıl ilerliyor kurgu? Düşüncelerinizi, eleştirilerinizi yazın lütfen. Ayrıca okumak istediğiniz sahneler varsa onları da yazın.
Bu arada mehir sahnesini yazarken sürekli beynimde " mehir olarak yalıyı istiyorum" repliği döndü durdu hahahahha. Sanırım ekran süremi biraz azaltmam gerek!
Bir sonraki bölümde düğünümüz var, hepiniz davetlisiniz 😁
Sağlıcakla kalın. 💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |