

Sevgili okurlarım, Merhaba!
Nasılsınız? İyi olduğunuzu umuyorum.
Yine upuzunn bir bölümle karşınızdayım. Umarım beğeneceksiniz.
Keyifli okumalar.
Medya: Minik Kuşumuz Maysa.
*******************************
Maysa'nın anlatımından:
**************************
Akşam konağa döndüğümüzde günün yorgunluğu üzerime bir anda çökmüştü. Akşam yemeğine kadar halamlarla takılmış, ufak tefek yardımlar yapmıştım onlara. Daha sonra bahçeye çıkmıştım biraz nefes almak için. Aras bahçede koşuştururken beni görünce sevinçle boynuma atılmış, ben de onunla biraz oyun oynayıp enerjisini atmasına yardım etmiştim. Küçük elleriyle kolumu çekiştirip bana bir şeyler anlatırken gülümsememek elde değildi. Ama içimde gün boyu dönüp duran başka bir şey vardı... Esat'ın bana bakışları, söyledikleri, o dükkândaki an... Hepsi aklımın bir köşesinde sürekli dönüp duruyordu.
Bir süre sonra Selma anne Aras'ı yanına çağırınca ben de sessizce yukarı çıktım. Esat çoktan çalışma odasına çekilmişti; kapısı yarı aralıktı ve içeriden sayfaların çevrilme sesi geliyordu. O sesin kendine has bir düzeni vardı... sakin, ölçülü, Esat'a benzeyen bir düzen.
Ben ise koridorun sonundaki eski odama—şimdi çalışma odası yapmayı düşündüğüm o odaya—geçtim. Kapıyı kapatıp yatağın kenarına oturdum. Birkaç saniye öylece boşluğa baktım.
Sonra derin bir nefes alıp telefonumu elime aldım. Aradığım kişi belliydi. Bademli çikolatam kişisi olan Sanem. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Efendim Maysa hanım," dedi dramatik bir sesle. "Yeni evli kadınlar geceleri arkadaşlarını aramaz. Kocalarıyla vakit geçirir." Anlaşıldı, Sanem yine moodundaydı.
Gözlerimi devirdim.
"Bakıyorum da yine moodundasın Sanemciğim," onun gibi dramatik bir sesle konuştum ben de.
"Daha bir gündür evlisin Maysa, bir günde hemen beni özlemediğine göre, ne oldu yine kim bilir?" Sanem'in iç çekerek dedikleriyle gülmeden edemedim. Beni nasıl da iyi tanıyordu bu kız yaa. Bir ara bunun için onu tebrik edecektim.
"Sanem." Dedim, bilerek her harfi uzatarak.
"Aha geliyor gelmekte olan. Efendim Maysa Hanım." Dediğinde başımı iki yana salladım. Onunla konuşmak her zaman içimi rahatlatırdı.
"Ben... bir şey soracağım sana." Dediğimde sesim artık eski alaycılığından uzaktı ve ciddiyete bürünmüştü.
"Hayırdır?" Sesimdeki ciddiyeti fark etmiş olacak ki onun da ses tonu biraz yumuşamıştı.
Yatağa doğru uzandım, tavana bakarak konuşmaya başladım. "Esat'ı anlamıyorum."
Telefondan kısa bir sessizlik oldu. Ardından "Devam et," dedi Sanem merakla.
"Bugün mobilya almaya gittik." Dedikten sonra iç çekmiştim. Bugün olanlar tekrar tekrar zihnimde canlanıyordu.
"Hımm." Sanem'in onay dolu mırıltıları doldurdu kulağımı.
"Her şeyi bana bıraktı." Tane tane anlatıyordum.
"Eee? Kız cımbızla mı alayım lafı ağzından? Detaylı anlatsana." Sanem'in meraklı yanı ağır basmıştı anlaşılan.
"Yani... gerçekten her şeyi. Rengini, modelini, dolabı, yatağı... hiçbir şeye karışmadı."
Sanem bu sefer güldü. "Bu mu sorun?"
"Hayır, dinle." Yanıma dönüp yastığa sarıldım.
"Sonra bana baktı... öyle bir baktı ki..." offf kendimi ifade edemiyordum ki, kafam çok karışıktı.
"Nasıl bir baktı?" Sanem hemen atladı.
Bir an duraksadım. Kelimeleri bulmak zor geliyordu.
"Bilmiyorum. Sanki... sanki benim seçmem onun için önemliymiş gibi." Gerçekten de hiçbir şey bilmiyordum.
"Çünkü önemli." Ya bu kadar basit değildi ki.
"Hayır, öyle değil." Hemen itiraz ettim.
"Nasıl değil?" Derin bir nefes aldım.
"Sanem... Esat böyle biri değil. Hem sen de biliyorsun yaşadıklarımı. O... daha mesafeli biri. Kontrollü. Hep ölçülü konuşuyor. Ama bugün... birkaç kez... bana öyle şeyler söyledi ki..." istemsiz olarak duraksamıştım.
"Mesela? Nasıl şeyler söyledi." Dudaklarımı büzdüm.
"Mesela, bu mobilyayı güzel kılan senin seçmiş olman' dedi." Dediğimde telefonun diğer ucunda bir anda dramatik bir sessizlik oldu.
Sonra Sanem'in aniden sesi patladı. "MAYSA!"
"Bağırma!" Dedim can havliyle hemen. Sanki birileri duyacakmış gibi korkuyla dolmuştum.
"Adam sana romantik cümle kurmuş, sen burada analiz yapıyorsun!" Ya ama bu işin sonuna nasıl ulaşacaktım?
"Ben analiz yapmıyorum!" Analiz değildi ayrıca gerçekten de. Sadece Esat'ın ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum.
Başımı yastığa gömdüm. "Sanem ben ciddiyim."
"O da ciddidir belki?" Nasıl ciddi ki?
"Hayır yani... bilmiyorum." Diye geveledim.
Sesim biraz daha yavaşladı. "Bazen bana öyle bakıyor ki... sonra bir anda hiçbir şey olmamış gibi davranıyor."
Sanem birkaç saniye sustu. Onun da düşündüğünü anladım.
Sonra sakin bir sesle konuştu. "Maysa... sana dürüstçe bir şey söyleyeyim mi?"
"Söyle." Desem de, içten içe hazır mıydım? İşte orası kocaman bir muammaydı.
"Adam senden hoşlanıyor." Off, işte korktuğum cümle buydu. Çünkü ya hoşlanmıyorduysa ve ben boşuna umutlanacaktım.
"Sanem!" Diye uyardım onu, hem hoşlanmıyordu ki? Yani bence.
"Ne var?" diye tersledi o da.
"Saçmalama." Aslında belki de saçmalamıyordu ama ben artık neye inanacağımı, ne düşüneceğimi bilemiyordum.
"Papatyam, ben saçmalamıyorum, galiba sen saçmaladığımı düşünmek istiyorsun." Ulan Sanem. Aklımdan geçenleri de iki dakikada nasıl çözüyorsun hemen.
Başımı iki yana salladım. "Esat öyle biri değil. Yani hoşlanma falan, ne bileyim."
Sanem hafifçe güldü. "Sen nereden biliyorsun?"
"Çünkü..." Cümlem yarım kaldı. Çünkü gerçekten bilmiyordum. Sahi bilmiyordum ki.
Sanem devam etti. "Bak Maysa. Adam sana saygı duyuyor. Sana alan bırakıyor. Seni utandırmamak için dikkat ediyor. Ama aynı zamanda küçük küçük şeyler söylüyor. Yani belki de kendi de farkında değildir yaptıklarının. Ama emin olduğum bir şey var." Duraksadığında korkuyla kasıldım.
"Nedir emin olduğun şey?" Korkunun eceli faydası yoktu doğru ama bu işinin nereye varacağını tahmin edemiyordum artık ve bu beni korkutuyordu.
"Esat ne yapıyorsa istemsiz yapıyor. Yani sen burada oturmuş onun hareketlerinde mantık arıyorsun, ama belli ki, o tamamen duygularına kapılmış, kendine engel olmuyor." Dediğinde, bana da mantıklı gelmişti. Ama inanmaktan korkuyordum. Çünkü bu işin sonunda onun beni sevmeme ihtimali da vardı ki, ben böyle umutlansam, o ihtimalin enkazından kurtulamazdım.
Sessiz kaldım. Pencereden içeri giren akşam serinliği odanın perdesini hafifçe kıpırdatıyordu. Koridordan uzak bir yerde kapı kapanma sesi geldi. Muhtemelen Esat hâlâ çalışma odasındaydı.
Sanem tekrar konuştu. "Bence..."
"Ne?" Diye sordum hemen.
"Biraz akışına bırak." Yavaşça gülümsedim.
"Kolay söylüyorsun ama elimde değil, düşünmeden duramıyorum." Gerçekten de durumum içler açısıydı.
"Tamam, seni anlıyorum ama bu durumun sana sadece zarar verir. Zamana bırak papatyam, su akacak en hayırlısına doğru yolunu bulacak." Dedikleriyle iç çektiğimde hemen cevap vermedim. Önce sindirmem gerekiyordu.
Sonrasında konuyu değiştirmeyi tercih ederek, 2 ay sonra başlayacak yeni ders dönemine çektim. Zira başka türlü işin içinden çıkamayacaktım. Bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapatmıştık.
Az önce Sanem'le konuşurken sanki her şey daha kolaydı. Düşüncelerimi yüksek sesle söyleyince hafifliyormuşum gibi gelmişti. Ama telefon kapanır kapanmaz... bütün o düşünceler tekrar içime doldu. Esat'ın bana o bakışları. Bazen çok mesafeli, bazen de insanın kalbini yerinden çıkaracak kadar yakın oluşu... Ve Sanem'in söylediği o cümle. Adam senden hoşlanıyor. Bilmiyordum. Ama nedense... Bu ihtimal kalbimin içinde küçük, sıcak bir yere dokunmuştu. Fakat o sıcaklık aynı zamanda çokça heyecan ve korku da barındırıyordu.
Üç yıldan fazla zamandır sevdiğim bir adamın yanında olmak zaten yeterince zor değilmiş gibi, bir de onun böyle beklenmedik anlarda insanın aklını karıştırması...
Derin bir nefes aldım. "Saçmalama Maysa," diye mırıldandım kendi kendime.
Bu evlilik başından beri neydi, ne değildi biliyordum. Ama kalbim... Kalbim sanki hâlâ küçük umut kırıntılarını toplamaktan vazgeçmiyordu.
Gözlerim saate takıldığında saatin neredeyse on ikiye geldiğini görünce yerimden kalktım. Sanem'le konuşurken, zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmemiştim.
Başımı iki yana sallayıp ayağa kalktım. Daha fazla düşünürsem sabaha kadar aynı şeyleri döndürüp duracağımı biliyordum. Daha fazla oyalanmadan dolabın kapağını açtım ve en sevdiğim pijama takımımı çıkardım. Yumuşacık pamuklu bir takımdı. Şortu dizimin biraz üstünde bitiyordu; açık krem rengi zeminin üzerinde minik soluk mavi çiçek desenleri vardı. Kumaşı o kadar ince ve hafifti ki yaz geceleri için yapılmış gibiydi. Üstü ise kısa kollu, hafif dökümlü bir tişörttü. Yakası yuvarlaktı, kolları biraz bol kesimliydi. Aynı krem rengindeydi ama göğüs kısmında ince nakışla işlenmiş küçük bir lavanta dalı vardı. Çok gösterişli değildi ama nedense bana hep huzurlu hissettiren bir takımdı.
Üzerimdeki kıyafetleri değiştirip pijamayı giydiğimde kendimi bir anda daha rahat hissettim. Sanki günün ağırlığı yavaş yavaş üzerimden akıp gidiyordu. Saçlarımı da başımın üstünde gevşek bir topuz yaptım. Birkaç tutam yine yüzüme düşmüştü ama onları düzeltmekle uğraşmadım. Kendi odamdaki banyoyu kullanarak, kişisel ihtiyaçlarımı hallederek dişlerimi de fırçalamıştım.
Sonra odadan çıktım. Konağın koridorları gece olunca başka bir hâle bürünüyordu. Gündüzün hareketi, konuşmaları, kahkahaları yerini ağır bir sessizliğe bırakıyordu. Duvarlardaki lambalar loş bir ışık yayıyordu. Esat'ın çalışma odasının kapısı kapalıydı. Acaba içerde miydi yoksa bitirmiş miydi işlerini diye geçirdim içimden.
Kapıyı açtığımda oda serin ve sakindi. Pencereden içeri yaz gecesinin hafif rüzgârı giriyordu. Perdeler yavaş yavaş hareket ediyor, ince kumaşları ışıkla gölge arasında dalgalanıyordu.
Yatağın kenarına oturdum. Tam o sırada banyodan su sesi kesildi.
Beş altı dakika sonra kapı açıldı. Esat tüm heybetiyle banyodan çıktı. Saçları hâlâ biraz nemliydi. Banyodan yeni çıkmıştı. Üzerinde koyu renk eşofman altı ve açık gri, sade bir tişört vardı. Kolunu kaldırıp havluyla saçlarını bir kez daha kuruladı.
Kendine has erkeksi duş jelinin o çok sevdiğim kokusu anında odaya yayıldı.
Gözleri bana kaydığında bir an duraksamıştı. "Uyumadın mı?"
Başımı iki yana salladım. "Yok. Zaten erken sayılır."
Esat havluyu sandalyenin sırtına bıraktı. Yatağın diğer tarafına geçip oturdu.
"Sanem'le konuşuyordun galiba." Sesi sorgular tondan ziyade, öylesine soruyormuş gibiydi.
"Evet." Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Esat sanki yeni hatırlamış gibi başını kaldırdı. " Bu arada."
"Ne oldu?" Dedim sesime yansıyan merakı gizleyemeyerek.
"Biliyorsun üç gün sonra Aras'ın doğum günü." Dediğinde sesi şefkatli çıkmıştı.
Fakat benim anında gözlerim büyüdü. "Doğru!"
Bütün günün içinde bunu nasıl unutmuş olabilirdim? Kafam o kadar doluydu ki, 30 Temmuz'un, yani Aras'ımın doğum gününün yaklaştığını bile hatırlayamamıştım.
Esat hafifçe gülümsedi. "Önce sabah evde küçük bir kutlama yaparız diye düşündüm."
"Nasıl bir kutlama?" diye sordum merakla.
"Basit bir şey. Pasta, birkaç süsleme... sadece aile arasında." Esat doğrudan gözlerimin içine bakarak söylemişti.
Bu düşünce içimi ısıttı. "Bence çok güzel olur."
Esat da onaylar biçimde başını hafifçe salladı.
Sonra devam etti. "Akşamına da çiftlik evine gideriz diye düşündüm."
Başımı kaldırdım. "Çiftlik evine mi?" Orası... Esat'ın bana mehir olarak verdiği yerdi.
Gözümün önüne hemen geniş arazisi, ahırların bulunduğu kısım, rüzgârın otların arasında dolaştığı o sakin manzara geldi.
Esat rahat bir sesle konuştu. "Aras uzun zamandır gitmek istiyor zaten."
Sonra bana baktı. "Sen de hiç doğru düzgün ata binmedin."
Bir anda içimde küçük bir heyecan kıpırdadı. "Gerçekten gidebilir miyiz?"
Esat'ın tepkim karşısında dudakları kıvrıldı. "Tabii."
Sonra ekledi. "Aras da öğrenir, sen de."
Gözlerim parladı. "Sen öğreteceksin yani?"
Kaşını kaldırdı. "Başka kim öğretecek?"
Bir an gözümün önüne bir görüntü geldi. Çiftliğin geniş arazisi... Rüzgâr... Aras'ın kahkahaları... Bir de Esat'ın atın yanında durup bana bir şeyler anlatması... Bu hayal bile içimde tuhaf bir heyecan uyandırdı.
Sonra aklıma gelen başka bir detay, beni hayaller aleminden alarak gerçek dünyaya kavuşturdu.
"Ben de pasta yaparım. Hem de Aras'ın en sevdiği, muzlu çikolatalı pastadan." Gastronomi öğrencisi olarak maharetlerimi döktürmenin zamanı gelmişti.
Esat bana baktı. "Gerçekten mi?"
"Evet! Hem ben çok güzel pasta yaparım." Azıcık kendimi övsem bir şeycik olmazdı.
Biraz daha heyecanla devam ettim. "Belki üstüne küçük at figürleri koyarım... Aras çok sever."
Esat birkaç saniye beni izledi. Sanki o anki heyecanımı incelemek ister gibi. Sonra dudaklarının kenarında o sakin, yumuşak gülümsemesi belirdi.
"Bu doğum günü..." Bir an durdu.
"...sanırım Aras'ın hayatındaki en iyi doğum günü olacak." İçim sıcacık olmuştuk dedikleriyle.
Cevap vermek yerine gülümsedim. Ama içimden geçen asıl düşünce bambaşkaydı. Belki... Benim için de unutulmaz bir gün olurdu. Kim bilir...
Yatağın kenarında otururken bir an sessizlik oldu. Oda loştu. Pencerenin ardından gelen yaz gecesinin hafif rüzgârı perdeyi ağır ağır dalgalandırıyordu. Konağın geri kalanı çoktan sessizliğe gömülmüştü.
Sessizliğimizi aniden bölen şey, benim farkında olmadan esnemem olmuştu. Elimi ağzıma götürüp kapattım ama yine de saklayamamıştım. Daha tam ilk esnemem bitmeden üstüne bir kez daha esnediğimde, elim ayağıma dolanmıştı.
Esat bunu hemen fark etti. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme oluştu.
"Galiba uykun geldi." Gözlerini biraz olsun bile üstümden ayırmadan konuştuğunda, yavaş yavaş utandığımı hissediyordum.
Başımı biraz mahcup bir şekilde salladım. "Biraz…"
Sonra omuz silktim. "Bugün gerçekten çok uzun bir gündü." Bunu derken bir taraftan da, yatağın üstüne doğru kayıp yorganın kenarını düzelttim.
Esat da yatağın diğer tarafına doğru yürüdü ve dediklerime karşılık, "Normal." Diye mırıldandı.
Ses tonu sakindi.
"Sabah düğün sonrası ilk gün, sonra dışarı çıktık, yarım gün mobilyacı gezdik… bir de Aras seni oyun parkı gibi kullandı." Dediğinde itiraz ettim hemen.
"Abartıyorsun." Diye uzatarak söylendim. Aras beni yormazdı ki hem.
Esat hiç düşünmeden cevap verdi. "Kucağında en az yarım saat taşıdın."
Başımı yana eğdim. "E ama o sarılınca insan bırakamıyor ki." Masum bir edayla konuşmuştum.
Esat yorganı çekip yatağa uzandı. "Evet." Onaylamıştı beni yumuşak çıkan ses tonuyla.
Kısa bir duraklama oldu. Sonra yeniden Esat konuşmuştu: "Fark ettim.”
Onun bu kadar sakin cevap vermesi beni nedense güldürdü. Ben de yatağa uzandım.
Ama bir süre tavana bakıp durdum. Sonra dayanamadım. Her zamanki gibi çenem onun yanında benden bağımsız düşüyordu.
Başımı çevirip ona baktım. Siyah kirli sakallarıyla sarılı yüzü yukarı dönüktü, anlaşılan o da daha uyumamış, tavana bakıyordu.
"Esat." Diye mırıldandım, esnememi bastırarak. Çok uykum vardı ama bir tarafım da deli gibi onunla sohbet etmek istiyordu.
“Hmm.” Belli belirsiz sesler çıkardığında, yatakta ona taraf döndüm ve elimi yanağımla yastığın arasına sokuşturarak ona baktım.
Saniyeler içinde o da aynı benim yaptığımı yaparak, bana taraf döndü ve elini yanağıyla yastığının arasına koydu. İstemsizce gülümsedim.
"Bugün mobilyacıda pembe dediğim an, yüzünün şeklini görmen gerekiyordu." Dediğimde kıkırtıma engel olamadım. Gerçekten de an anlar aklıma düşmüştü.
"Düştüm değil mi bi kere diline küçük hanım?" Esat tek kaşını yukarı kaldırarak dediğinde zar zor açık tuttuğum gözlerime rağmen gülüşüm devam ediyordu.
"Hıhı..." dedim kısaca.
Tepkim üzerine bu sefer Esat da gülümsedi.
"Perdeleri turuncu yapacağım dediğin an...hayatımda ilk kez gerçekten korktum." Alayla dediğinde başını hafifçe iki yana salladı, sanki tekrar o takımı görmüş gibiydi.
Kahkahayı zor tuttum. "Şaka yapıyorsun" dedim. Esat Çapanoğlu ve korkmak! Hiç aynı cümlede yan yana duracak gibi değildi.
"Hayır." Dedi hemen.
Sonra ekledi. "Ciddiyim."
Başımı yastıktan kaldırdım. "Peki ya halı?" Aslında boş boş konuşarak sohbeti uzatıyordum. Nedensizce onunla konuşurken kendimi çok mutlu hissediyordum.
Esat bana bakarak çok sakin bir sesle söyledi. "O noktada kaderime razı olmuştum." Gerçekten de buna alışırım herhalde gibi bir şeyler dediğini anımsadım.
Gülmemi tutamadım. Oda birkaç saniye benim gülüşümle doldu. Sonra sessizlik tekrar geri geldi. Ama bu sefer sessizlik garip değildi. Sıcaktı.
Bir süre sonra tekrar esnedim. Bu sefer gerçekten gözlerim dolmuştu uykudan.
Esat bunu fark etti. Başını hafifçe yana eğdi.
"Maysa." Dedi şefkatli bir sesle.
“Hm?” Benimse sesimden bile uyku süzülüyordu.
"Gerçekten uykun geldi." Benim aksime onun sesi dinçti.
Yorganı biraz daha üzerime çektim. "Biraz."
Esat da yastığını düzeltti.
Sesi her zamanki gibi sakindi. "Yatalım artık."
Bir saniye durdu. "Bugün zaten yeterince yoruldun."
Sonra ekledi. "Yarın Aras erkenden uyanırsa seni de kaldırır."
Gözlerimi kapatırken mırıldandım. "Kesin kaldırır."
Esat hafifçe başını salladı. "Kesin."
Odanın ışığı loştu. Perdelerin arasından gelen ay ışığı yatağın bir köşesine düşüyordu.
Bir süre daha sessizlik oldu. Ben tam uykuya kayarken aklıma bir şey geldi.
Gözlerimi yarı araladım. "Esat." Dedim. Aslında uyuyor da gibiydim. Uyku ve uyanıklık arası bir evre gibi. Ama onunla konuşma isteği ağır basıyordu.
"Evet." Dedi o da aynı sakinlikle.
"Çiftlikte at binmeği öğrendiğimizde, ben muhtemelen düşeceğim." Gözlerim kapandı kapanacaktı ama yüzümdeki gülümsemeyle konuşuyordum.
Esat hiç düşünmeden cevap verdi. "Muhtemelen."
Kaşlarımı çattım. "Bu hiç destekleyici değildi."
"Gerçekçiydi ama." Esat’ın sesi sakin ama hafif eğlenceliydi.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra çok daha yumuşak bir sesle ekledi. "Ama düşersen…" dedi.
Ve kısa bir duraklama sonrası “…tutarım.” Diye ekledi.
Kalbim bir an tuhaf şekilde sıkıştı. Gözlerim neredeyse tamamen kapanıyordu.
"İyi. Çünkü gerçekten düşebilirim." Artık ne dediğimi bile idrak etmiyordum ama konuşmaya devam ediyordum.
Esat cevap vermedi.
Ama birkaç saniye sonra çok hafif bir ses duydum. "Ben de gerçekten tutarım, ne zaman düşsen.”
Ve o sessiz yaz gecesinde… uyku yavaşça üzerime çökmüştü. Uykunun tatlı kolları vücudumu sarmadan hemen önce son hissettiğim şey ise, yanağımda dolaşan kalın parmakların, yüzümü okşamasıydı...
*****
18.03.2026
Şimdiden Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar; sevdiklerinizle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir bayram geçirmenizi temenni ederim. Bayramınız mübarek olsun!
Sağlıcakla kalın💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |