

İyi günler değerli okurlarım.
Nasılsınız? Bayram nasıl geçti?
Benim monoton geçti ya. Derslerle boğuşarak, bir taraftan aldığım dersler, diğer taraftan öğrencilerimle olan dersler derken işin içinden çıkamıyorumnddjdj
Bugün bayram şekeri tadında, tatlı bir bölümle geldim. Fazla uzatmadan geçelim bölüme.
Keyifli okumalar.🎈
Medya: Minik Aras'ımız.🐰
*****************************
Maysa'nın anlatımından: (3 gün sonra)
**************************************
Sabahın ilk ışıkları taş konağın yüksek pencerelerinden süzülürken gözlerimi açtım.
Önce birkaç saniye tavana bakarak öylece kaldım. Konağın sabah sessizliği insana tuhaf bir huzur verirdi. Uzaktan gelen kuş sesleri, bahçeden gelen hafif rüzgâr... Mardin yazlarının o erken saatleri günün en sakin zamanlarıydı.
Sonra aklıma bugün geldi. 30 Temmuz. Aras'ımın doğum günü.
Dudaklarım farkında olmadan gülümsedi. Bu tarih artık benim için de özel bir gün olmuştu. Çünkü son iki yıldır Aras'ın doğum günü pastasını ben yapıyordum.
İlkinde biraz çekinmiştim ve Aras mutfağın etrafında dolanıp her şeyi karıştırmıştı. İkincisinde ise "Bu pastayı Maysa ablam yapacak!" diye herkese ilan etmişti.
Ve ben... Ben de zaten gastronomi son sınıf öğrencisiydim. Pasta yapmak benim için sadece mutfakta bir şeyler karıştırmak değildi. Küçük bir tören gibiydi. Her yıl Aras'ın pastasını hazırlamak da artık gizli bir gelenek olmuştu.
Yataktan kalktığımda odanın içi hâlâ loştu. Perdelerin arasından ince bir sabah ışığı sızıyordu. Bir an yatağın kenarında oturup etrafıma baktım. Oda hâlâ yarım görünüyordu.
Aslında haklı bir sebebi vardı bunun. Seçtiğimiz yatak odası takımı henüz gelmemişti. Altı kapılı dolap, makyaj masası, komodinler... hepsi yarın kurulacaktı. Perdeler ve halılar da aynı gün gelecekti.
İçimden gülümseyerek düşündüm. Muhtemelen biz çiftlik evinden döndüğümüzde oda tamamen hazır olacaktı.
Bu yüzden şimdilik birkaç eşyamı önden getirmiştim. Birkaç pijama, günlük kıyafetlerim, küçük bir makyaj çantası... Hepsi köşede duran geçici bavulumun içindeydi.
Sessizce eğilip bavulu açtım. İçinden rahat bir eşofman takımı çıkardım. Kumaşı yumuşacık, ince pamuklu bir takımdı. Açık krem rengi üstü vardı; uzun kollu ama hafif, kol uçlarında ve yakasında ince bej çizgiler geçiyordu. Altı ise sıcak kahverengi tonlarında, bilekleri lastikli rahat bir eşofmandı. Yaz sabahlarının serinliğinde tam giyilecek bir şeydi. Ardından banyoya geçtim. Sessizce üzerimdeki pijamayı değiştirdim ve takımı giyindim.
Saçlarım geceden hafifçe dağılmıştı. Parmaklarımla kabaca düzelttim. Banyonun serin fayansları ayaklarımın altında hafifçe üşütüyordu. Lavabonun musluğunu açtım. Diş fırçamı alıp dişlerimi fırçalarken aynadaki halime baktım. Saçlarım dağınık. Gözlerim hâlâ yarı uykulu. Ama içimde küçük bir heyecan vardı. Bugün Aras'ın doğum günüydü.
Yüzümü soğuk suyla yıkadım. Biraz kendime geldim. Sonra saçlarımı hızlıca arkadan gevşek bir at kuyruğu yaptım. Havluyla ellerimi kuruladım.
İşlerim bitince tam odadan çıkacakken aklıma gelen şeyle duraksamak zorunda kalmıştım. Telefonum. Odanın içine geri dönüp komodinin üzerinde duran telefonumu aldım. Sabahın erken saatlerinde mutfağa inince biri ararsa ya da mesaj gelirse diye yanımda olsun istedim.
Sonra kapıya doğru yürüdüm. Esat hâlâ uyuyordu. Nefesi sakin, yüzü huzurluydu. Onu uyandırmamak için kapıyı mümkün olduğunca yavaş açtım.
Koridora çıktığımda konağın sabah sessizliği beni karşıladı. Taş duvarlar gece serinliğini hâlâ tutuyordu. Telefonumu cebime koydum. Ve sessiz adımlarla merdivenlere doğru yürümeye başladım. Çünkü mutfakta beni bekleyen çok önemli bir görev vardı. Aras'ın doğum günü pastası. Merdivenlerden inerken içimde tuhaf bir heyecan vardı.
"Aras uyanmadan bitirmem lazım..." diye mırıldandım.
Mutfağa girdiğimde içerisi tamamen sessizdi.
Selma anne henüz uyanmamış, Aysima ablaysa gelmemişti. Halam ve babam zaten konağın bahçesindeki müştemilatta kalıyordu. Onlar da bu saatlerde uyanmazdı.
Yani mutfak tamamen bana aitti. Bu da pastayı rahatça hazırlamak için mükemmel bir fırsattı.
Pencereyi biraz araladım. Sabahın serin havası mutfağa doldu. Tezgâhın üzerine malzemeleri tek tek çıkarmaya başladım. Un, yumurta, kakao, toz şeker, süt, tereyağı, muzlar ve bolca çikolata.
"Bugün çok güzel bir pasta yapacağım," diye mırıldandım kendi kendime.
Dolaptan büyük bir karıştırma kabı çıkardım. Önce dört yumurtayı kırdım. Üzerine toz şeker ekledim.
Tam çırpmaya başlayacakken bir an durdum. "Hayır... önce tereyağı." Önce tereyağını eriterek soğutmam gerekiyordu.
Küçük bir tavada tereyağını erittim. O sıcak, tatlı kokusu mutfağa yayılınca istemsizce derin bir nefes aldım.
Sonra tekrar kabın başına döndüm.
Yumurtalarla şekeri mikserle çırpmaya başladım. Karışım yavaş yavaş açık sarı, köpüklü bir kıvama geliyordu.
"Tamam... şimdi güzel oldu." Daha sonra üzerine sütü ve eritilerek ılıttığım tereyağını ekledim. Ardından unu, kabartma tozunu ve kakao ekleyip karıştırmaya devam ettim. Kakao ve unu eleyerek karışıma katarken mutfak yavaş yavaş o tanıdık çikolata kokusuyla dolmaya başladı.
"İşte bu..." diye mırıldandım.
Tam karışımı spatulayla toparlıyordum ki mutfak kapısı hafifçe gıcırdadı. Başımı sesin geldiği yöne taraf çevirdim.
Kapının aralığından küçük bir kafa uzandı. Saçları dağılmış ve gözleri de yarı uykulu. Aras.
Kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. "Aras?!"
Küçük çocuk içeri girdi. Sabahın böylesi erken saatinde uyanmasına şaşırmıştım.
Pijamalarıyla tezgâha doğru yürüdü.
"Saat daha yedi," dedim gülerek. "Neden uyandın bebeğim?"
Omuzlarını silkti.
"Uyandım işte." Sonra tezgâha baktı. Gördüğü manzara karşısında gözleri hızla büyüdü.
"Ne yapıyorsun?" diye sordu merakla.
Spatulayı kaldırdım. "Doğum günü pastası."
Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki uyku hali gitmiş, hayretler ve mutluluklar içinde yeni bir ifadeye bürünmüştü.
"Benim için mi?!" Gözlerini kırpıştırarak sorduğunda gülmemi tutamamıştım.
"Elbette senin için." Dedim ben de onun gibi gözlerimi kırpıştırarak.
Sonra eğilip onu kucakladım. "Doğum günün kutlu olsun Aras."
Küçük adam boynuma sarıldı. Bense yanaklarına öpücükler kondurdum.
"Teşekkür ederim Maysa abla!" Kıkırtıları mutfağı doldurmuştu hemen.
Sonra hemen geri çekildi. Tezgâhın üzerindeki her şeyi dikkatlice incelemeye başladı.
"İçinde ne var?" Diye sordu büyük bir merakla.
"Muz ve çikolata." Dedim ben de sesimi hafif yükselterek, onu daha da heveslendirmek için.
Aras'ın anında yüzü aydınlandı. "En sevdiğim!"
Sonra gözleri karıştırma kabına kaydı. "Ben de yardım edebilir miyim?"
Kaşlarımı kaldırdım. "Gerçekten mi, yardım edeceksin?"
Başını hızla salladı. "Evet!" Diye de ekledi, büyük bir hevesle.
Dolaptan küçük, plastik bir çırpıcı çıkardım. Karıştırma kabını ona doğru çevirdim.
"Peki madem. Şunu çırpabilir misin?" Dedikten hemen sonra çırpıcıyı ona uzattım.
Aras büyük bir ciddiyetle çırpıcıyı aldı. Sandalyeye çıktı. Ve karışımı çırpmaya başladı.
Ama o kadar büyük bir enerjiyle çırpıyordu ki kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Aras..." dedim gülümseyerek
"Hmm?" Diye mırıldanmakla yetindi. Odağı sadece pastadaydı ve beni neredeyse görmüyordu.
"Bu bir pasta yapımı." Dedim şaka karışık.
Küçük çocuk çırpmayı durdurdu. "Evet?"
"Boks maçı değil, birazcık yavaş çırp bebeğim, kolun yorulacak." Eklediğimde ellerimle saçlarını okşadım.
Aras bir an düşündü. "Tamam Maysa."
Sonra çırpmayı yavaşlattı. Gülmemek için başımı çevirdim. Ciddiyetini yerim senin çocuk!
Bu sırada ben de bir taraftan Aras'ı kontrol etmeye devam ederken, diğer taraftan da muzları ince ince dilimledim. Bir kısmını hamurun içine ekledim. Bir kısmını ise katmanlar için ayırdım.
Fırını önceden ısıttım. Hamuru kalıba dökerken Aras dikkatle hareketlerimi izliyordu.
"Üstünde ne olacak peki?" Meraklı sorularının hedefi yine ben ve pasta olmuştu.
"Orası sürpriz." Dedim bilmiş tavırlarla.
Gözleri kocaman oldu. "Nasıl bir sürpriz ki?"
Gülümsedim. "Sabredersen öğreneceksin."
Pasta fırına girdikten sonra çikolata kremasını hazırlamaya başladım. Bitter çikolatayı benmari usulü erittim. İçine krema ekledim.
Mutfakta son dokunuşları yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim.
Fırından çıkan kek soğumuş, katları dikkatlice kesilmiş, arasına hazırladığım muzlu çikolatalı krema sürülmüş, pasta artık neredeyse tamamlanmıştı. Üst katı kaplayan ince çikolata ganajı spatulayla yumuşak hareketlerle düzleştirirken Aras yanımda küçük bir sandalyenin üzerine çıkmış, büyük bir ciddiyetle beni izliyordu.
"Şimdi atı koyacak mıyız?" diye fısıldadı.
Elimdeki küçük şeker hamuruyla hazırladığım at figürüne baktım. Dün gece özellikle onun için yapmıştım. Minik, beyaz bir at. Yelesini ise açık kahverengi yapmıştım.
"Evet, tam ortaya koyacağız hem de," Aras gibi büyük bir hevesle sıralamıştım kelimelerimi.
Aras nefesini tutar gibi oldu. Figürü pastanın tam ortasına yerleştirdim. Küçük at sanki çikolata kaplı tepenin üzerinde duruyormuş gibi görünüyordu.
Bir adım geri çekildim. Aras’ın gözleri parladı.
"Oooo…" diye sesler çıkararak, alkışlamıştı beni
Gururla kollarımı göğsümde kavuşturdum. "Nasıl oldu? Beğendin mi?" Sorduğumda, dikkatlice tepkilerini izliyordum.
Aras birkaç saniye pastaya baktı, sonra bana döndü. "Çok güzel olmuş. Bayıldım." Kıkırdayarak dedikleriyle ben de güldüm.
İşte o an içim garip bir sıcaklıkla doldu. Yıllardır aynı şeyi yapıyordum ama her seferinde ilk kezmiş gibi heyecanlanıyordum.
Tam o sırada içimde bir his oldu. Sanki biri bizi izliyormuş gibi. Başımı hafifçe kaldırıp mutfağın kapısına baktım. Hislerimde yanılmadığım gün yüzüne çıkmıştı. Çünkü o, orada duruyordu.
Esat. Kapı pervazına omzunu yaslamış, kollarını göğsünde gevşekçe kavuşturmuş, bizi izliyordu. Ne zamandır oradaydı hiç bilmiyordum.
Üzerinde açık gri bir eşofman altı, beyaz tişört vardı. Saçları yeni uyanmış gibi hafif dağınıktı. Ama yüzünde o tanıdık, sakin gülümseme vardı. Bizi izlerken hiç konuşmamıştı. Sadece bakıyordu. Bir an göz göze geldik. Kaşını hafifçe kaldırdı.
"Bitmiş mi?" Nihayet o tok sesi mutfakta yankılanmıştı.
Aras hemen sese doğru döndü ve anında bağırdı. "Baba!"
Ardından hiç vakit kaybetmeden koşarak babasına doğru gitti.
Esat eğilip onu kucağına aldı. "Günaydın doğum günü çocuğu." Dedikten hemen sonra, Aras'ın yanaklarına öpücükler kondurdu.
Aras gururla başını kaldırdı. "Pastayı yaptık."
Esat bana kısa bir bakış attı. Sonra pastaya baktı. "Bu yılki eserimiz bu mu?" Alay karışık sesiyle konuştuğunda bize takıldığını anlamam uzun sürmemişti.
Tezgâha yaklaştı. Pastayı dikkatlice inceledi. Küçük at figürüne geldiğinde dudaklarının kenarı biraz daha kıvrıldı.
"At bile var." Sanki çok büyük bir şey görüyormuş gibi tepki vermişti Aras'a bakarak.
Aras da heyecanlı sesiyle hemen açıklamaya başlamıştı. "Çünkü ben atları çok seviyorum."
"Biliyorum aslanım," dedi şefkatli ses tonuyla.
Sonra Esat'ın alaylı bakışlarının hedefi ben olmuştum. Kalbim o bakışlar karşısında yine ne yapacağını bilemez bir tavır bürünmüştü anında.
"Gastronomi son sınıf öğrencisi… " dedi hafifçe.
Başımı eğip gülmemek için dudaklarımı bastırdım. "Eleştiri mi geliyor?" diye sordum ben de onun gibi alay karışık.
"Hayır." Gülerek dediğinde pastaya bakmayı sürdürdü.
"Gayet profesyonel görünüyor." Kaşlarıyla mimik yapmayı ihmal etmediğinde gülüşüm büyüdü.
Aras iki elini havaya kaldırdı. "Çünkü Maysa yaptı!"
Esat gülmeden duramadı. Aras'ın hemencecik beni övmesi oldukça hoşuma gitmişti.
Aniden Aras sanki aklına bir şey gelmiş gibi başını kaldırdığında ikimiz de aynı anda ona bakmıştık.
"Baba." Meraklı ses tonu mutfağı doldurmuştu saniyeler içinde.
"Efendim oğlum.?" Esat Aras'ın saçlarını okşamayı ihmal etmemişti.
"Pasta hazır olunca ilk dilimi kim yiyecek?" Meraklı sesiyle soran çocukla gülmemek için dudaklarımı bastırdım. O kadar ciddi sormuştu ki! Tanrım, pasta yerine tatlı niyetine yerdim ben bu çocuğu.
Esat da gülmemek için üstün çaba harcadığında kısa bir bakış bana atmıştı. Anlaşılan Aras'la azıcık uğraşacaktı.
"Pastayı kim yaptıysa o. Yani Maysa." Esat'ın ciddi çıkardığı sesiyle Aras gözlerini kocaman açmıştı.
"Ama benim doğum günüm! Ayrıca ben de karıştırmaya yardım ettim," V e tabii ki beklenen itiraz gecikmemişti.
Esat ciddi bir yüz ifadesiyle omuz silkti. "O zaman ikinci dilimi alırsın."
Bu noktada dayanamayarak güldüm. O kadar tatlı gözüküyorlardı ki...
Aras ise biraz düşündü… Sonra karar verdi. "Tamam. Ama en büyük dilim benim olsun."
Esat da biraz düşünür gibi yaparak parmağını çenesine dokundurdu. Ardından gülerek, Aras'ın yanağını okşadı.
"Pazarlık kabul edildi." Dediğinde dayanamayarak üçümüz de kahkahalarımızı serbest bırakmıştık.
Öğlene doğru konak iyice hareketlenmişti. Halamın mutfaktan gelen sesi, bahçeden gelen rüzgârın sesi, mutfakta hazırlanan küçük atıştırmalıkların kokusu…
Pastayı büyük masanın ortasına yerleştirdim. Selma anne, halam ve Aysima abla da yüzlerindeki kocaman gülümsemelerle oturmuşlardı.
Aras oturduğu sandalyede sürekli hareket ediyor, neredeyse yerinde duramıyordu.
"Kesebilir miyiz artık?" Meraklı sesi aynı zamanda da telaşlı ve heyecanlıydı.
Tam cevap vermek için ağzımı açacağım sırada, sandalyesine oturmak üzere olan Esat'ın çalan telefonunun tiz sesi dikkatimi dağıtmıştı.
"Aras, halan arıyor" diyerek telefonu açmış, Aras'la benim durduğum tarafa gelerek hepimizi ekrana sığdırmıştı.
Birkaç saniye sonra telefonun ekranında Elif abla belirdi. Arkasından iki küçük kafa daha uzandı. Beste ve Yusuf.
Aras hemen sandalyeden ayağa kalktı. "Beste! Yusuf"
Ekranın öbür tarafında kahkahalar yükseldi.
Beste bağırdı. "Aras doğum günün kutlu olsun!"
"Doğum günün kutlu olsun halacığım," Elif ablanın da sesi duyulmuştu çok geçmeden.
Yusuf da hemen atladı. "Pastayı göstersene Aras!"
Esat hemen ön kamerayı kapatarak arka kamerayı açmış, telefonu pastaya doğru çevirmişti.
Ekranın içinden hayranlık sesleri geldi. "Oooo At da var!"
Aras gururla açıkladı. "Maysa yaptı." Esat ise tekrar telefonu bize taraf çevirerek ekrana bizi almıştı.
Elif abla gülerek bana baktı. "Yine döktürmüşsün Maysa. Ellerine sağlık."
Biraz utandım. "Aras için." Diye mırıldandım tebessüm ederek.
Beste hemen sordu. "Tadına baktınız mı?"
Aras ciddi bir yüzle cevap verdi. "Hayır. Daha kesmedik."
Esat masaya dirseklerini koyup telefonu tuttu. "Hazır mısınız?"
Ekranın öbür tarafında hep birlikte bağırdılar. Aynı zamanda halam, Aysima abla da yaklaşarak bağırmıştılar. Selma anne ise yüzündeki kocaman tebessümle bizi izliyordu.
"Hazırız!" Herkesin sesi birbirine karışmıştı.
Aras Esat'ın yardımlarıyla bıçağı iki eliyle tuttu. Hep birlikte saymaya başladık.
"Bir…"
"İki…"
"Üç!"
Aras pastayı kestiğinde mutfakta alkış ve kahkahalar yükseldi. Ekranın diğer tarafında da aynı anda. Küçük mutfak bir anda kutlama sesleriyle dolmuştu.
Öğleden akşama doğru küçük kutlama bitip mutfaktaki telaş yavaş yavaş dağılırken, içimde yeni bir heyecan kıpırdanmaya başlamıştı.
Çiftlik evi.
Esat’ın dün akşam söylediği o fikir hâlâ aklımdaydı. Aras’ın doğum gününü biraz daha özel kılmak için… ve belki de benim için de bambaşka bir deneyim olacaktı.
Yukarı çıkarken herkes çoktan koşarak odalara dağılmıştı bile.
Aras, “Ben hazırııım!” diye bağırıyordu merdivenlerden.
Gülerek başımı salladım.
“Kendi kendine hazır olursa mucize olur,” diye mırıldandım.
Önce kendi odama girdim. Bavulun fermuarını açtım. Ne giyeceğimi düşünürken bir an durdum.
Çiftlik evi demek… Toprak, açık hava, belki atlar… İçimden hafif bir heyecan geçti.
Dolaptan açık mavi, ince askılı, diz altına kadar inen hafif uçuşan bir elbise çıkardım. Kumaşı pamuksu ve yumuşaktı; hareket ettikçe hafifçe dalgalanıyordu. Üzerinde çok silik beyaz çiçek desenleri vardı. Yazın sıcaklığına uygun, ferah bir parçaydı.
Altına da rahat edebileceğim beyaz spor ayakkabılar seçtim.
Saçlarımı tamamen toplamaktansa yarım toplamayı tercih ettim. Önlerden birkaç tutam serbest bıraktım. Doğal dalgaları omuzlarıma döküldü. Hafif bir güneş kremi, çok az rimel ve dudaklarım için şeftali tonlarında bir parlatıcı sürdüm.
Aynada kendime baktım.
Sade… ama huzurlu.
Sonrasında vakit kaybetmeden Aras'ın odasına doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda tahmin ettiğim manzara beni karşıladı.
Aras yatağın üstünde duruyordu. Elinde iki farklı tişört tutuyordu.
Biri kırmızı, üstünde araba vardı. Diğeri ise açık yeşil, üstünde küçük bir at resmi.
Beni görünce hemen sordu: "Hangisi olsun Maysa?"
Gülümseyerek içeri girdim. "Sence?"
Hiç düşünmeden yeşil olanı kaldırdı. "Bu."
"Neden?" Dedim cevabını bildiğim halde.
"Çünkü atlara gidiyoruz." Cevabıyla yanılmadığımı anlamıştım.
Başımı salladım. "Çok mantıklı bir seçim oldu bebeğim."
Yanına gidip tişörtü giydirmeye başladım. Altına açık renk bir şort, ayağına da rahat spor ayakkabılar giydirdim.
Saçlarını elimle düzelttim. "Hazır mıyız?"
Kollarını iki yana açtı. "Hazırım!"
Gülerek alnına küçük bir öpücük kondurdum. Daha sonra dolabından birkaç eşya aldım hazırlayacağım bavula.
Sonra kendi odama dönüp küçük bir çanta hazırlamaya başladım. İçine yedek tişört, ince bir hırka, pantolon, Aras için ekstra şort, ıslak mendil, su şişesi… ve aklıma gelen her şeyi koydum. Güneş kremini de ekledim.
Bir an durup çantaya baktım. “Bu bir-iki günlük kaçamak için fazla mı?” diye düşündüm.
Sonra omuz silktim. Arabayla gidecektik nasılsa.
Aşağı indiğimizde Esat çoktan hazırdı.
Üzerinde açık renk keten bir pantolon ve krem tonlarında, kısa kollu bir gömlek vardı. Gömleğin ilk düğmesi açıktı, kollarını hafifçe kıvırmıştı. Hem rahat hem de dikkat çekmeden şık görünüyordu.
Bizi görünce gözleri kısa bir an duraksadı. Özellikle bana.
Ama hemen toparlandı. "Hazır mısınız?"
Aras hemen atladı. "Evet!"
Ben çantayı omzuma takarken gülümsedim. "Sanırım evet."
Konağın taş merdivenlerinden birlikte indik.
Dışarıda güneş iyice yükselmişti. Hava sıcaktı ama bunaltıcı değildi. Yazın en güzel haliydi.
Arabaya bindik.
Aras arka koltuğa geçti ama bir saniye bile durmadı. "Baba!"
"Efendim oğlum?" Esar her zamanki şefkat barındıran sesiyle konuşmuştu.
"Orada kaç tane at var?" Aras ise oldukça meraklıydı.
"Birkaç tane." Diye cevapladı Esat.
"Büyük mü?"
"Büyük."
"Ben binebilecek miyim?" Dediğinde Esat dikiz aynasından ona baktı.
"Öğrenirsen, tabii ki." Gülmüştü bu kez Esat.
Aras hemen bana döndü. "Sen biliyor musun Maysa?"
Başımı salladım. "Hayır."
"O zaman birlikte öğreniriz. Kesin düşeceğiz attan." Gülerek demişti Aras.
Kahkaha attım ben de. "Harika plan."
Esat hafifçe gülümsedi.
Araba yola çıktı.
Yol boyunca Aras hiç susmadı. Sorular, tahminler, heyecanlı anlatımlar…
Ben camdan dışarı bakıyordum. Mardin’in taş evleri yavaş yavaş geride kalıyor, yerini daha açık alanlara bırakıyordu.
Toprak yollar, zeytin ağaçları, sarımsı yeşil tonlarda uzanan geniş araziler…
Bir süre sonra Esat arabayı toprak bir yola kırdı.
Araba çiftliğin avlusuna doğru yavaşça ilerlerken içimde tanıdık bir huzur vardı.
Buraya ilk gelişim değildi. Daha önce de birkaç kez gelmiştim. Esat bana çiftliği göstermiş, atları tanıtmış, padokları gezdirmişti. Hatta o gün Hasan amcanın anlattığı eski hikâyeleri dinlerken Esat’ın yüzündeki o utangaç gülümsemeyi hâlâ hatırlıyordum.
Ama yine de… Bu geliş farklıydı.
Çünkü bu sefer buraya üçümüz birlikte bir aile olarak geliyorduk. Bu sefer Esat'ın oğlunun bakıcısı olarak değil, Esat'ın karısı olarak geliyordum.
Araba toprak yolda ilerleyip avluya girdiğinde Aras daha araba tam durmadan kemerini çözmeye başladı.
"Baba!" Diye de bağırmıştı hemen.
Esat direksiyonu kapatırken gülümsedi. "Efendim aslan oğlum?"
Aras neredeyse koltuğundan fırlayacaktı. "Bugün binecek miyiz atlara?!"
Sesindeki heyecan o kadar büyüktü ki istemeden güldüm.
Esat arabadan inerken kapıyı kapattı. "Bugün biraz geç oldu oğlum, hem yolculuk da yordu seni."
Aras’ın yüzü bir anda düştü. "Ama…"
Esat dizlerinin üzerine biraz eğildi, onunla göz hizasına geldi. "Merak etme. Yarın sabah kahvaltıdan hemen sonra bineceğiz."
Aras duydukları üzerine birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı. "Tamam…" Ama gözleri hâlâ atlara takılıydı.
Ben de arabadan inerken çiftlik evine bakınıyordum.
Taş duvarlar gün batımının turuncu ışığında daha da sıcak görünüyordu. Verandadaki ahşap korkuluklar, rüzgârda hafifçe sallanan beyaz perdeler… Etrafın o tanıdık toprak ve saman kokusu.
Tam o sırada evin tarafından iki tanıdık siluet bize doğru yürümeye başladı. Emine teyze ve Hasan amca. Çiftlik evinin emektar çalışanları.
Emine teyze beni görür görmez gülümsedi. "Maysa kızım da gelmiş, hoş gelmiş."
Ben de gülümseyerek yanlarına yürüdüm. "Hoş bulduk Emine teyze."
Hasan amca da başındaki şapkayı çıkarıp başını salladı. "Hoş geldiniz."
Esat yanlarına yaklaşınca Hasan amcanın yüzündeki ifade daha da sıcaklaştı.
"Hoş geldin oğlum." Babacan bir tavrı vardı Hasan amcanın. İkisi de Esat'ı çok seviyordu. Bu en ufak bir bakışlarından bile belliydi.
Esat başını hafifçe eğdi. "Hoş bulduk Hasan amca." Ardından Esat her ikisiyle de sarıldı.
Emine teyze Aras’a baktı. "Bu bizim küçük bey mi? Görmeyeli ne kadar da büyümüş Maşallah"
Aras hemen öne çıktı. "Ben Aras."
Emine teyze gülerek eğildi. "Biliyoruz biz seni, küçükken geldin sen buraya birkaç kere. Doğum günün kutlu olsun bakalım."
Aras şaşkınlıkla gözlerini büyüttü. "Doğum günüm olduğunu biliyor musunuz ki?!"
Hasan amca güldü." Baban söyledi."
Sonra Esat’a dönüp başını iki yana salladı. "Ama hâlâ inanamıyorum."
Aras hemen sesindeki merak kırıntılarıyla sordu. "Neye?"
Hasan amca gülerek Esat’ı gösterdi. "Bir vakitler senin baban genç bir delikanlıydı, sık sık buraya gelir, çiftlikte çalışırdı. Şimdi kocaman adam olmuş, oğlunu getiriyor." Hasan amcanın dedikleri üzerine Emine teyze de duygulanmıştı.
Aras bir anda babasına döndü. "Baba gerçekten mi?! Sen burada mı çalıştın?! "
Esat hafifçe nefes bir verdi. "Gerçekten. Evet."
Aras’ın gözleri daha da büyüdü. Aras birkaç saniye düşündü.
Sonra merakla yaklaştı. "Ne işi yapıyordun ki burada?"
Esat'a gerek kalmadan Hasan amca hemen cevap verdi.
"Neler yapmıyordu ki." Yaşlı adamın sesi gülerek çıkmıştı.
Esat başını iki yana salladı. "Abartma Hasan amca."
Ama Hasan amca çoktan anlatmaya başlamıştı. "Sabah bizden önce kalkardı. Daha gün doğmadan ahıra giderdi."
Aras’ın ağzı açık kaldı. "Gerçekten mi?!"
Emine teyze gülerek ekledi. "Atların yemini hazırlardı. Etrafı temizlerdi."
Hasan amca da devam etti. "Bazen de inat ederdi. Bugün şu atı ben çalıştıracağım" derdi.
Esat hafifçe gülerek başını eğdi. "Gençtim" Belli belirsiz mırıltısı duyulmuştu.
Aras hayranlıkla baktı. "Baba sen at eğittin mi yani?"
"Biraz." Esat cevapladıktan hemen sonra kaçamak bir bakışla bana bakmıştı. Bense huzur dolu bu tabloyu büyük bir tebessümle izliyordum.
Hasan amca kahkaha attı. "Biraz mı?"
Sonra Aras’a döndü. "Bir keresinde yeni gelen bir tay, vardı. At yavrusu yani. Kimseyi yaklaştırmıyordu kendine. Bu gitti sabah akşam uğraştı onunla."
Aras heyecanla sordu. "Sonra ne oldu?"
Hasan amca omuz silkti. "Bir hafta sonra tay bunun peşinden ayrılmaz oldu."
Aras’ın yüzü ışıldadı. "Vay!"
Meraklı bakışlarla Esat’a baktığımda biraz utanmış gibi gülümsüyordu.
Aras hemen yeni bir soru buldu. "Baba başka neler yaptın?"
Emine teyze araya girdi. "Bazen de mutfağa dadanırdı."
Esat hemen itiraz etti. "O bir kere oldu."
Emine teyze kahkahayı bastı. "Hayır iki kere."
Hasan amca da güldü. "Bir keresinde Emine'nin yaptığı koca bir tepsi böreği, tek seferde yarılamıştı."
Aras kahkaha attı. "Baba! Çok oburmuşsun." Aras'ın dedikleriyle dayanamayarak kahkahamı serbest bıraktım ben de. Demek obur Esat ha! Güzelmiş. Kullanırım ben bunu.
Esat bana kısa bir bakış attı. "Acıkmıştım oğlum, ne yapayım?" Utanmış mıydı koskoca Çapanoğlu?
Ben ise kahkahamı durdurmuş, daha fazla gülmemek için dudaklarımı bastırıyordum.
Emine teyze eliyle evi işaret etti. "Neyse, şimdi yol geldiniz aç kalmayın. Akşam yemeğini hazır ettik beyim."
Esat başını salladı. "Ellerine sağlık Emine teyze."
Hasan amca kapıya doğru yürürken mırıldandı. "Odalarınız da hazır oğlum,"
Aras hemen sordu. "Benim de mi?!"
"Senin de küçük bey." Hasan amca Aras'ın saçlarını okşamıştı sevecen tavırla.
Aras sevinçle bana döndü. "Maysa abla yarın atlara bineceğiz!"
Ben gülerek başımı salladım. "Sanırım öyle görünüyor."
Esat verandaya doğru yürürken bir an etrafa baktı. Gözlerinde kısa bir anlık o eski hatıraların gölgesi belirdi sanki.
Sonra bize döndü. "Hadi, soğutmayalım yemekleri."
Ve biz üçümüz birlikte çiftlik evinin kapısından içeri girdik. İçeri girdiğimiz anda içimi tuhaf bir hiss kaplamıştı. Burası sadece bir çiftlik evi değildi. Esat’ın geçmişinden bir parçaydı. Ve şimdi… Ben de o parçanın içindeydim...
******
25.03.2026
Tatlı, şeker bir bölüm oldu.
Umarım okurken keyif aldınız, ben yazarken epey keyif aldım.
Yorumlarınızı ve oylarınızı eksik etmeyin lütfen.
Sağlıcakla kalın. 🎈
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |