21. Bölüm
Parvin Ağardan / Maysa / Bölüm: 20

Bölüm: 20

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Sevgili Maysa ailesi; Çokça selamlar.

Nasılsınız? İyi olduğunuzu umuyorum.

Bol bol eğlenceli, bol bol çiftimizin sahneleriyle dolu bir bölümle geldim.

Keyifli okumalar.🐰

Medya: Maysa'mız.
********************

 

Maysa'nın anlatımından:
**************************

Sabah çiftlik evinde her zamankinden daha erken uyanmıştım. Belki de havanın o temiz kokusu, belki de bugün Aras’la birlikte ilk kez ata binecek olmamız… İçimde hafif bir heyecan vardı. Gözlerimi tamamen açtığımda odanın içinde yumuşak bir sabah ışığı dolaşıyordu. Yanımı döndüğümde ilk fark ettiğim şey ise Esat’ın yatakta olmamasıydı. Demek ki, o benden de erken uyanmıştı.

Pencereyi araladığımda serin sabah havası içeri doldu. Uzaktan bir yerde horoz ötüyor, ahır taraflarından gelen hafif saman kokusu rüzgârla birlikte odanın içine kadar ulaşıyordu. Çiftlik sabahları şehirdekilerden çok farklıydı; daha sessiz ama bir o kadar da canlı.

Hazırlanıp aşağı indiğimde mutfaktan gelen taze ekmek ve demli çay kokusu bütün evi sarmıştı. Emine teyze de erkenden kalkmıştı belli ki. Büyük ahşap masanın üzerinde köy kahvaltısının bütün güzellikleri dizilmişti: taze peynir, domates, salatalık, zeytin, bal, kaymak ve henüz tavadan çıkmış yumurtalar.

Mutfağa adımımı attığım anda, Esat ve Aras'ın çoktan masada oturduklarını gördüm. Fakat henüz kahvaltıya başlamamışlardı.

Aras sandalyede kıpır kıpır oturuyordu. Ayağı bir aşağı bir yukarı sallanıyor, gözleri masadaki hiçbir şeye tam olarak odaklanmıyordu. Belli ki aklı tamamen atlardaydı.

Esat ise her zamanki gibi sakin görünüyordu ama onun da yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Üzerinde açık kahverengi bir binicilik pantolonu, koyu yeşil pamuklu bir gömlek ve dirseklerine kadar kıvrılmış kolları vardı. Sabahın serinliği için ince bir yelek de giymişti. Çiftlikte doğmuş büyümüş biri gibi duruyordu gerçekten.

Ben de bu sabah özellikle rahat giyinmiştim. Krem rengi, esnek kumaşlı bir tayt ve üzerine açık mavi, hafif keten bir gömlek giymiştim. Saçlarımı da at bineceğimiz için sıkı bir at kuyruğu yapmıştım.

"Günaydın. Biz de seni bekliyorduk, Emine teyze sağ olsun her şeyi hazırlamış, bir tek çayları koymak kaldı." Esat cümlesini bitirdiği gibi kalkarak ocaktan çaydanlığı aldı ve ikimize de çay doldurmaya başladı.

"Günaydın," diye mırıldandım gülümseyerek ben de. Bir taraftan da sandalyeyi çekerek oturmuştum.

"Maysaa!" dedi heyecanla Aras. "Bugün bineceğiz değil mi?"

Gülmemek için kendimi zor tuttum. "Günaydın demek yok mu önce?" dedim sevimli suratına bakarken.

Aras hızla toparladı kendini. "Günaydın!" dedi. "Ama bineceğiz değil mi?"

Esat çayından bir yudum aldı ve gülümseyerek bana baktı.

"Bak gördün mü?" dedi. "Bu sabah uyanır uyanmaz da ilk sorusu buydu. Artık kaçıncı kez soruyor unuttum." Esat'ın ses tonu tıpkı Aras'ınki gibi oldukça keyifliydi.

Ben de Aras’ın saçlarını hafifçe karıştırdım. "Bineceğiz tabii," dedim. "Ama önce kahvaltı."

Aras dramatik bir şekilde iç çekti. "Offf ama ben çok aç değilim ki."

Aras'ın itirazına karşılık Esat hemen kaşlarını kaldırmıştı.

"Nasıl aç değilsin?" dedi ciddi bir sesle. "Ata binmek kolay mı sanıyorsun? Güç lazım. Güç toplaman için de kahvaltı yapmalısın."

Aras biraz düşündü. "Ne kadar yemem lazım?"

Ben tabaktaki peyniri küçük bir parça koparıp ekmeğin üzerine koyarken gülümseyerek söyledim. "En azından bir yumurta, biraz peynir ve ekmek."

Aras hemen başını salladı. "Tamam. Ama hızlı yiyelim."

Esat hafifçe güldü ve oğlunun tıpkı kendisininki gibi olan gece karası saçlarını okşadı usulca. "Tamam oğlum, hızlı yiyelim."

Ben de Aras’ın tabağına yumurtadan biraz koydum.

"Gel bakalım, aç ağzını" dedim. "İlk lokma benden."

Aras anında ağzını kocaman açmıştı.

"Binici bey güç topluyor." Lokmayı verirken gülerek söylemiştim.

Aras ağzı dolu halde konuşmaya çalıştı. "Ben hızlı öğrenirim."

Esat çatalını tabağa bıraktı ve ona baktı.

"Biliyorum oğlum," dedi. "Ama önce atla tanışacağız. Ona alışacaksın."

Aras merakla sordu: "Babaa… atımın adı ne?"

"Rüzgâr." diye yanıtlamıştı Esat. İçimden ne güzelmiş ismi diye geçirmedim değil.

Aras’ın gözleri parladı. "Gerçekten mi?"

Esat başını salladı. "Evet."

Ben ise çayımı yudumlarken onları izliyordum. İçimde garip, sıcak bir duygu vardı. Sanki yıllardır böyle sabahlar yaşamışız gibi.

Bir yandan da Aras’a lokmalar hazırlıyordum. Küçük küçük ekmek parçalarına peynir koyuyor, bazen domates ekliyordum. Tam o sırada Esat elini uzatıp benim tabağıma bir parça peynir ve biraz da yumurta koydu. Şaşırarak Esat'a çevirmiştim bakışlarımı hemen.

"Sen de ye," şaşkın bakışlarımı görmüş olacak ki dedi sakin bir sesle. "Sabahtan doğru düzgün bir şey yemedin. "Diye de eklediğinde bakışlarımı bu kez tabağıma doldurmağa devam ettiği domates ve zeytine çevirdim.

"Ben yiyordum zaten." Mırıldanmıştım. Aslında ama yediğim pek söylenemezdi. Tabağım neredeyse bomboştu.

Esat kaşını hafif kaldırdı. "Nasıl yiyorsun? Aras ve benim tabaklar dolu, seninkiyse boş." Sesinde hafif sitem tınıları hissetmiştim.

Aras hemen araya girdi. "Maysa hep bana yediriyor." Küçük paşam da babasını desteklediğinde hafifçe gülümsedim. Her konuda babasının tıpatıpıydı Aras.

Esat gülümseyerek başını salladı. "Öyle olmaz ama," dedi. "Sen de güç toplayacaksın. Ata bineceksin sonuçta."

İçimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Sanki çok doğal bir şeymiş gibi, ama bir o kadar da alışık olmadığım bir şeydi bu.

Aras bir anda bana döndü. "Maysa, sen de binecek misin?"

Bir süre duraksadım. "Aslında…" dedim. "Biraz heyecanlıyım."

Esat hemen araya girdi. "Ben varken korkacak bir şey yok." Sesi ve bakışları güven vermişti bana her zaman olduğu gibi.

Aras da hemen heyecanla ekledi: "Maysa ablam düşerse, ben hemen tutarım !" Önce babası şimdi de oğlu. Bu iki adam benim en değerli hazinelerim olmuştu hayatımın son dört yılında.

Aras'ın dediklerine Esat dayanamamış olacak ki gülmüştü. Bu beni de güldürdü.

"Tamam,” dedim. "O zaman üçümüz birlikte bineceğiz."

Aras ellerini masaya vurdu. "Yaşasın!"

Tam o an mutfağın zaten açık olan kapısı hafifçe tıklatıldı ve Emine teyze mutfağın kapısından başını uzattı.

"Maşallah size," dedi gülerek. "Kahvaltıdan sonra Hasan da ahırda bekler sizi."

Aras sandalyede zıpladı neredeyse. "Şimdi mi gidelim?"

Esat başını iki yana salladı. "Önce kahvaltımız bitsin. Az kalmış zaten."

Ben de bir parça ekmeği bal ve kaymağa batırıp Aras’a uzattığımda, “Al bakalım paşam, son lokma,” diye de eklemiştim.

Aras lokmayı alırken gülümsedi.

Çiftliğin sabah güneşi pencereden içeri süzülüyor, ahşap masanın üzerine altın gibi bir ışık bırakırken biz neredeyse kahvaltımızı bitiriyorduk. İçimdeki heyecan karışık mutlulukla atlara binecek olmamızı düşünüyordum.

*****

Ahıra doğru yürürken Aras’ın heyecanı neredeyse havaya bile bulaşıyordu. Küçük adımlarla önden gidiyor, bir an durup bize bakıyor, sonra tekrar koşar gibi yürüyordu.

"Babaa… atlar bizi bekliyor mu?" Sesinin heyecan tınısı hiç eksilmiyordu.

Esat hafifçe gülümsedi. "Bekliyorlar," dedi sakin bir sesle. "Ama önce onları korkutmamamız lazım."

"Nasıl?" Aras'ın gece karası gözleri, merakla açılmış, sanki mümkünmüş gibi daha da koyulaşıyordu.

"Yavaş hareket edeceğiz. Sessiz olacağız." Esat ise sanki sır veriyormuş gibi sessizce konuşmuştu.

Aras hemen ciddileşti. Parmaklarını dudaklarına götürdü. "Tamam, korkutmayalım atları."

Ahırın kapısından içeri girdiğimizde sıcak saman kokusu, ahşabın o eski ve tanıdık kokusuyla karışarak yüzüme çarptı. İçerisi genişti; iki sıra halinde dizilmiş bölmeler vardı. Her bölmenin arasında kalın ahşap direkler ve yarım kapılar vardı. Atların başları bazen o kapıların üzerinden dışarı uzanıyor, bazen de içeride samanları eşeliyorlardı.

Hasan amca çoktan hazırlanmıştı. Elinde küçük bir yular tutuyordu. Yanındaki atı görünce hemen anladım. Bu bir midilliydi. Gerçekten de Aras için yapılmış gibiydi. Boyu diğer atlara göre daha kısa, gövdesi yuvarlak ve sağlamdı. Açık kahverengi tüylerinin arasından dikkat çeken, alnında küçük beyaz bir leke vardı.

Aras’ın gözleri kocaman açıldı. "Babaaa!"

Bir anda fırlayarak neredeyse atın yanına gidecekti ki Esat hemen omzuna dokundu.

"Yavaş," dedi sakince. "Önce tanışman gerekiyor."

Esat'ın temkinli sesi üzerine Aras hemen olduğu yerde durarak dikkatlice babasına bakmaya başlamıştı.

Esat ise Aras'ın böylesi heyecanlı hallerine daha fazla kayıtsız kalamayarak onu midillinin yanına götürdü. Ben de tabii onlarla birlikte ilerlemiştim.

"Aras," dedi Esat. "Bak bu sana dediğim Rüzgâr."

Aras şaşkınlıkla baktı. "Bu mu?"

Hasan amca güldü. "Evet küçük bey," dedi. "Ama merak etme, çok usludur."

Aras temkinli bir şekilde elini uzattı. "Beni sever mi acaba?"

Esat dizlerinin üzerine çöktü ve boyunu onun seviyesine eşitledi.

"Eğer nazik davranırsan sever." Tane tane anlatıyordu Esat Aras'a. Bense yüzümde oluşan küçük gülümsemeyle onları izliyordum.

Aras küçük parmaklarıyla midillinin boynuna dokundu. Midilli hafifçe başını salladı ama sakin kaldı. O kadar tatlı bir görüntü oluşmuştu ki saniyeler içinde.

Aras’ın yüzü bir anda aydınlandı. "Babaaa baksana! Korkmadı!"

Esat da gülümsedi. "Çünkü o da seni tanıyor artık."

Bir süre Rüzgâr’ın boynunu sevdik. Tabii Aras bu süre boyunca sürekli sorular soruyordu.

"Babaaa, hızlı koşar mı?" Sesi hem heyecanlı hem meraklı hem de sevinçliydi.

"Koşar." Esat da bıkmadan onu sorularını cevaplıyordu.

"Düşmem değil mi?" Bu sefer merak tınılarının altında hafif korku da süzülmüştü.

"Sakin davranırsan düşmezsin. Ayrıca biz buradayız." dedikten hemen sonra Esat, Aras'ın saçlarını okşamıştı.

Bir süre daha Aras için alan tanımış, Rüzgâr'la birbirlerine alışmalarını beklemiştik. Daha sonra midilliyi de alarak yavaşça ahırın hemen önünde çitlerle çevrili olan kocaman toprak alana girdik.

Hasan amca midillinin yularını tutuyordu.

"Haydi bakalım," dedi. "Şimdi küçük bey ilk turunu atsın."

Esat Aras’ı nazikçe midillinin sırtına kaldırdı. Aras ilk başta biraz gerildi. Küçük elleri eyerin ön kısmını sıkı sıkı tuttu. Hasan amca midillinin yularını Esat beye verdi. İlk denemeyi Esat'la yapacaklardı.

"Babaa…" diye seslendi hafif yüksek sesle.

"Korkma oğlum, buradayım." Usulca hareket etmeye başlamışlardı.. Fakat ilk hareketlenmeler oldukça yavaştı, neredeyse ilerlemiyorlardı bile. Esat oldukça temkinli davranıyor, hem Rüzgâr'a hem de Aras'a alan tanıyordu.

Bir süre sonra Esat dizginleri Hasan amcaya verdi ama yanında yürümeye devam etti. Rüzgâr yavaş adımlarla hareket etmeye başladı.

İlk birkaç adımda Aras’ın omuzları biraz kasıldı ama sonra yavaş yavaş gevşedi.

"Ben… ben gidiyorum!" Sesindeki şaşkınlık o kadar tatlıydı ki gülmemek imkânsızdı.

"Evet aslanım, gidiyorsun," dedi Esat.

Aras birkaç tur attıkça daha da rahatladı. Bir süre sonra kahkahası alanın içinde yankılanıyordu.

"Maysaaaaa bak!" diye bağırdığında gülerek ona bakıyordum.

"Çok iyi gidiyorsun Aras'cığım!" diyerek alkış yaptım.

Hasan amca gülerek başını salladı. "Doğuştan binici bu, babası gibi."

Esat önce Aras’a sona Hasan amcaya baktı.

"Biraz daha tur atın siz," dedi Hasan amcaya.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan Esat bir anda elimi kavradı. "Gel."

Bizi toprak alandan ilerlettiğinde Ahırın diğer tarafına doğru yürüdük.

Aras hâlâ midilliyle meşguldü. Hasan amca onunla ilgileniyordu. Ahırın iç kısmına doğru ilerledik. Burada daha büyük atlar vardı. Her biri kendi bölmesinde duruyordu.

Esat birinin önünde durduğunda görüş alanıma kapının üzerinden başını uzatan beyaz bir at girmişti. O kadar zarifti ki bir an nefesim kesildi. Tüyleri neredeyse süt beyazıydı. Uzun yelesi omuzlarına dökülüyordu. Gözleri ise iri ve sakindi.

Ben istemsizce yaklaştım ama biraz tedirgindim.

"Elini uzatabilirsin," tedirginliğimi anlamış olacak ki, demişti Esat.

Ben de yavaşça atın boynuna dokundum. Tüyleri yumuşacıktı. O kadar güzel bir histi ki...

At başını hafifçe bana doğru eğdi. "Çok güzel…" dedim fısıltıyla.

Esat sakin bir gururla baktı. "Tanış,” dedi. "İsmi Duman."

Duyduklarım karşısında şaşkınlıkla başımı çevirmiştim. "Duman mı?"

Esat onaylar biçimde başını salladı. "Benim atım."

Sanki bir olağanüstü şeye bakıyormuşum gibi tekrar ata baktım. "Gerçekten muhteşem."

Elimi boynunda gezdirirken at sakin bir nefes verdi.

"Çok uysal görünüyor." Diye de eklemiştim atın her hareketini dikkatlice izlediğimde.

Esat hafifçe gülümsedi. "Uysal değildir aslında," dedi. "Ama bana alıştı, beni dinler."

"Yani bana da seni dinlediği için mi izin veriyor?" Hafif gülerek demiştim.

"Muhtemelen." Diye cevapladığında o da atın tüyleri arasına daldırmıştı elini.

Ben de tekrar atın yelesine dokundum. Gerçekten etkileyiciydi.

Birkaç dakika daha ikimiz de sessizce Duman'ı sevmiştik. Oluşan sessizliği bozan şey ise Esat'ın aniden birkaç adım ilerlemesi olmuştu.

"Gel benimle," başını arkaya çevirerek bana seslendiğinde peşi sıra ilerledim ben de.

Yan bölmeye doğru adımlamaya başlamıştık ikimiz de.

Yavaş yavaş bakış açımıza giren, kapının içindeki at ilk başta karanlıkta kaldı. Ama bir adım daha yaklaşınca gördüm. Manzara karşısında nefesimin kesildiğini hissettim. Böylesi bir güzelliği daha önce görmediğimden emindim.

At neredeyse tamamen siyahtı. Tüyleri koyu, parlak bir siyah… güneş ışığı vurdukça lacivertimsi bir parlaklık veriyordu. Uzun yelesi dalga dalga boynuna dökülüyordu. İnce ama güçlü bir vücudu vardı. At başını kaldırıp bana baktığında, parlak gözleri karşısında içim gitmişti. Tanrım, ne kadar güzel bir attı bu böyle.

"Bu..." diye mırıldandım belli belirsiz. Fakat devamını getirememiştim. O kadar güzeldi ki, asla doğru bir kelime yoktu ifade edecek.

"Bu bir kısrak, dişi at yani. Senin..." Esat'ın kapının kenarına yaslanarak dedikleriyle şaşkınlıkla kaldım.

"Ne? Nasıl yani?" Dediklerini idrak etmem uzun sürdüğünde dudaklarımın arasından belli belirsiz soru sözcükleri dökülmüştü.

Esat sakin bir şekilde tekrar etmişti. "Bu güzel kız senin atın Maysa."

Kısa bir an ata baktıktan sonra tekrar ona çevirdim bakışlarımı. "Benim mi?"

"Evet. Yeni geldi çiftliğimize." Esat'ın yaptığı açıklama kalbimin hızlanmasına neden olmuştu.

"Yani… benim için mi getirdin?" Kelimeler dudaklarımın arasından süzüldüğünde, bakışlarım da kısrak ve Esat arasında mekik dokuyordu.

Esat başını hafifçe salladı. "Binmeyi öğreneceksen, kendi atınla öğrenmelisin diye düşündüm. Atın sana alışmalı, senin olmalı."

Anlattıkları karşısında kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki…"Ben… bilmiyorum ne diyeceğimi."

Esat omuz silkti. "Beğenmedin mi yoksa?" Gözlerini kısarak dedikleriyle gözlerimi pörtlettim neredeyse. Bu güzelliği beğenmemek mümkün müydü ki?

"Hayır!" diye de haykırdım hemen.

"Bu güzelliği beğenmemek mümkün değil. Bayıldım." Diye eklediğimde gülümsemiştim.

Bir adım yaklaştım. Elimi yavaşça atın boynuna koydum. Usulca sevdim atı, incitmemeye özen göstererek. At sakin bir şekilde durdu. Tüyleri gerçekten gece gibi siyahtı ama bir o kadar da yumuşak.

Ellerimi attan uzaklaştırdığımda içimden dolup taşan duygu seliyle dönüp Esat’a baktım. Beni öyle mutlu etmişti ki...

Daha sonra içimden geleni yaptım ve hiçbir şey söylemeden parmak uçlarımda yükselerek, kollarımı boynuna doladım ve ona sarıldım. Kendine has, misler gibi kokusu anında burun deliklerimi sızlatmıştı.

Esat'ın ilk önce bedeni kasılsa da, kısacık bir süre sonra o da beni sardı. Kolları sırtımın etrafında güçlü ve sıcak bir halka gibi kapandı. Dudaklarının baskısını tepemin üzerinde hissettiğimde gözlerim benden bağımsız kapandı ve içimi tarifsiz huzur kapladı. Bir süre öylece kaldık. Kokusunu doyasıya içime çektim.

Başımı onun göğsüne yasladığımda "Teşekkür ederim…” dedim yavaşça. Esat bir şey demeyerek beni daha da sıkı sarmaladı ve dudaklarını tekrar saçlarıma bastırdı.

Ne kadar süre öylece kaldık bilmiyorum ama sessizliğimizi bozan şey Esat’ın başımın üzerinden yükselen sesi ve saçlarımın arasına dağılan nefesi olmuştu.

"Bir isim vermen lazım." Esat'ın sakin sesini duyduğumda yavaşça sarmalandığım kolların arasından çıktım ve hafif geri çekilerek bakış alanıma aldım onu.

"İsim mi?" Diye tekrarladım heyecanla. Bir taraftan da isim düşünmeye başlamıştım.

Esat başını salladı. "Senin atın olduğu için, ismini de sen vermelisin."

Tekrar ata baktım. Siyah tüyleri güneşte parlıyordu, bu parlama geceleyin oluşan ayın parlaması gibiydi. Tıpkı Esat'ın sevdiğim kara gözleri gibi. İkisi de bana geceyi andırıyordu. Gece gibi siyah... gece gibi parlak...

Sonra gülümsedim. "Gece. olsun ismi."

Esat kaşlarını hafif kaldırdı. "Gece mi?"

Başımı olumlu anlamda salladım. "Vücudunu saran elbisesi gibi… gece kadar siyah."

At sanki adını duymuş gibi başını hafifçe kaldırdı. Hemen boynundaki tüyleri okşadım.

"Merhaba Gece," dedim fısıltıyla...

*****

Toprak karışık çayır alana geldiğimizde, Hasan amca Aras’la birlikte ahırın arka tarafındaki küçük çayırlığa doğru giderken ben hâlâ Gece’nin yanında duruyordum. Elim onun parlak siyah tüylerinin üzerinde dolaşıyordu. Parmaklarımın altında yumuşak ama güçlü bir beden hissediliyordu.

İçimde garip bir heyecan vardı. Biraz korku, biraz merak… ama en çok da çocuksu bir sevinç.

Esat ise yanımda duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, gülümseyerek beni izliyordu.

"Hazır mısın?" Esat'ın sorusuyla yutkunarak ona dönmüştüm.

"Yani, sanırım biraz korkuyorum," dedim gülerek.

Esat hafifçe başını eğdi ve anki çok önemli bir sır veriyormuş gibi mırıldandı. "Güzel. Çünkü ilk binişler hep biraz korkutucu olur."

Gözlerimi devirmiştim, benimle dalga geçiyordu. "Teşekkür ederim moral için." Sitem karışık çıkmıştı sesim, ama ikimizin de eğlendiği belliydi.

Esat dudaklarının kenarında o sakin gülümsemeyle bana yaklaştı. "Gel."

Gece’nin yanına geçti. Eyerin kayışlarını kontrol etti, dizginleri düzeltti. Her hareketi o kadar alışkındı ki belli ki bunu defalarca kez yapmıştı.

Sonra bana baktı. "Önce sen bineceksin."

İstemsizce bir adım geri attım. "Ben mi?!"

Esat kaşını kaldırdı. "Başka kim var Maysa?"

"Yani… belki önce sen binip gösterirsin…"sorusuna karşılık açıklama yapmak ister gibi belli belirsiz mırıldanmıştım.

Esat güldü. "Kaçışın yok Maysa."

Gece’nin yanında durdu ve elini bana uzattı. "Gel." Diye de yinelemişti.

Birkaç saniye tereddütle baksam da, nihayet elimle bana uzattığı elini kavramıştım.

"Düşersem?" Kuşkuyla sormuştum. Tanrım, kalbim yerinden çıkacaktı sanki.

Esat çok sakin bir sesle cevap verdi. "Düşmene izin vermem."

Bunu o kadar kesin bir şekilde söyledi ki içimdeki korkunun yarısının kaybolduğunu hissetmiştim anında. Ona sorgusuz güveniyordum. Onu sonsuz seviyordum.

Saniyeler sonra Esat'ın yardımlarıyla ayağımı üzengiye yerleştirdik.

"Tamam," dedi Esat. "Şimdi kendini yukarı çek."

Ben biraz beceriksizce yukarı çıkmaya çalıştım ama Esat belimden tutup yardım edince bir anda eyerin üzerinde bulmuştum kendimi.

İlk başta öylece ata ve atın üzerinde duran vücuduma baktım. Derin bir nefes koy verdim. Tarifsiz duygular sarmalamıştı dört bir yanımı. İnanılır gibi değildi.

Sonra aşağı baktım. "Ben… gerçekten atın üstündeyim."

Esat aşağıdan bana bakıyordu. "Fark ettim." Diye cevapladığında tüm yakışıklılığını sergileyecek şekilde gülmeyi de ihmal etmemişti.

Ben de istemsizce gülmeye başladım. "Esat bu çok garip!"

Gece ise sabırla bekliyordu.

Daha fazla vakit kaybetmeyen Esat dizginleri bana vermişti. "Bunları tut."

Hemen onu dinleyerek iki elimle sıkı bir şekilde kavramıştım dizginleri.

"Çok sıkmamaya çalış,” dedi. "Sadece yön veriyorsun." Usulca başımı sallayarak bu kez tutuşumu yumuşattım biraz.

Esat sonra atın yanına geçti. "Şimdi yavaşça yürütelim."

Gece ilk adımı attığında kalbim ağzıma gelmişti.

"Ah!" Heyecanla inlediğimde kalp atışlarımın sesi kulaklarımı dolduruyordu.

Esat hemen yanında yürüyordu. "Rahat ol güzelim. Korkacak hiçbir şey yok. Buradayım ben." Dedi sakin sesiyle, beni de sakinleştirmek ister gibi.

Esat'ın dedikleri beni az da olsa rahatlattığında derin bir nefes çektim ciğerlerime.

Gece usulca ikinci adımı attı. Sonra üçüncü.

Birkaç saniye sonra korkumun yerini tuhaf bir mutluluk almaya başladığını hissetmiştim.

"Esat…" sesimin heyecanlı çıkmasına engel olamamıştım.

"Ne oldu güzelim?" Esat o kadar sabırlı ve sakin davranıyordu ki, bu durum beni çok mutlu ediyordu. Ve dudaklarından dökülen o güzelim kelimesi... Karnımda dev bir kelebek sürüsünün kanat çırpmasına sebep oluyordu her duyduğumda.

"Bu çok güzel!" Gerçekten o kadar güzel bir histi ki...

Esat gülümsedi. "Daha yeni başladık."

Yavaşça, dengemi korumaya çalışarak Gece’nin boynuna eğildim ve onu okşadım.

"Aferin benim kızıma," dedim fısıltıyla. "Hadi…" Hareketlerim Esat'ı güldürmüştü.

Bir tur attık. Sonra bir tur daha. Giderek kendimi daha rahat ve güvende hissettiğimi anlıyordum.

Hatta kahkaha bile atmaya başlamıştım. "Bak! Yapıyorum!" Diye bağırdım Esat'a.

Esat başını salladı. "Evet güzelim, farkındayım." Sanırım kendimi birazcık fazla kaptırmıştım.

Tam o anda Gece küçük bir adım daha hızlı attı. Böylesi bir şeyi hiç beklemediğim için anında dengemi kaybetmiştim.

"Ah!" Can havliyle bir inleme dökülmüştü dudaklarımın arasından.

Vücudum yana doğru kaydı. Kalbim resmen duracak gibi oldu.

Düşeceğimi sanarak gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Ama düşmedim. Çünkü Esat'ın güçlü kolları anında vücudumu sarmalamış, beni tekrar eyere sabitlemişti.

Yaşadığım korkudan dolayı nefesim kesilmişti.

Birkaç saniye boyunca hiç konuşamadım.

Sonra onun sesini duydum. "İyi misin?" Hâlâ onun kollarının içindeydim. Vücudum eyerde olsa da Esat'ın kolları vücuduma sarılıydı.

Başımı hafifçe ona çevirdim. "Sanırım…" diye mırıldandım bir taraftan da düzensiz nefeslerimi kontrol altına almaya çalışıyordum.

Sonra gülmeye başladım. "Biraz korktum."

Esat’ın sesi yumuşadı. "Beni de korkuttun."

"Sen niye korktun?" Sorduğumda başımı hafif aşağı doğru kırmış, gözlerinin içine bakıyordum.

"Çünkü düşebilirdin." Dediğinde o da dikkatlice gözlerimin en derinine bakıyordu.

Cevabı üzerine birkaç saniye susmuştum.

"Ama düşmeme izin vermedin." Bilmiş bir tavırla dediğimde, ona bana dediği düşmene izin vermem sözlerine, gönderme yapmıştım.

Esat gözlerime bakmaya devam etse de bir şey dememeyi tercih etmişti. Bir süre öyle kaldık. Sonra Esat hafifçe geri çekildi.

"Bir şey denemek ister misin?" kurnaz tınısı kulaklarımı doldurmuştu.

Şüpheyle baktım. "Bu cümleler genelde tehlikeli şeyler için kullanılır." Diye mırıldanmıştım.

Esat hafifçe gülümsedi. "Beraber binelim Gece'ye."

"Nasıl yani?" Onunla beraber at binme fikri beni heyecanlandırmıştı.

"Senin arkana geçeceğim, birlikte bineceğiz." Tanrım, ölecektim heyecandan şimdi.

"Tamam," mırıldanarak nihayet onaylamayı başarmıştım onu tüm heyecanıma rağmen.

Esat sanki onayımı bekliyormuş gibi anında, atik bir hareketle atın arkasına atlamıştı. Bir anda arkamda onun varlığını hissettim. Sıcaklığını. Yakınlığını.

Esat hiç vakit kaybetmeden bir kolunu belimin etrafına doladı. Diğer eli dizginleri aldı.

Gece yeniden yürümeye başladı. Rüzgâr hafif hafif yüzüme çarpıyordu. Saçlarım uçuşuyordu. Gözlerim anın etkisiyle benden bağımsız kapanmıştı.

Atın ritmik adımları… Esat’ın kolunun güvenli ağırlığı… Sırtımın onun göğsüne değmesi… Her şey tuhaf bir şekilde huzurluydu.

"Rahat mısın?" diye sordu Esat.

Gözlerimi hafifçe araladım ve gülümseyerek başımı hafifçe geriye çevirdim. Yakınlığımızdan dolayı yanağım çenesine temas ettiğinde ikimizin de vücudu hafifçe kasılmıştı.

"Çooook." Diye cevaplamıştım onu iç çekerek. Esat'ın da iç çekerek, derince soluduğunu hissettim.

Gece çayırlığın etrafında yürüyordu. Toprak yolun üzerinden geçerken küçük toz bulutları yükseliyordu. Bir süre sonra Esat dizginleri hafifçe çekti. Gece biraz hızlandı.

Ben istemsizce güldüm. "Esat!" Diye döküldü ismi dudaklarımın arasından.

"Ne oldu?" Belimdeki kolunu daha da sıkılaştırmıştı.

"Bu hızlandı!" Sanki onun haberi yokmuş gibi. Oysa tamamen heyecandan ne yaptığımı, nasıl tepki vereceğimi bilmediğim içindi bu hallerim.

"Biraz." Dedi Esat kulağıma doğru.

"Biraz mı?!" Yakınlığı kalbimi hoplatmaya devam ederken kinayeyle soludum. İkimiz de biraz olmadığını biliyorduk.

Ama gülüyordum ve ve hoşuma gidiyordu bu durum. Rüzgâr şimdi saçlarımı daha hızlı savuruyordu.

Esat’ın kolu sanki mümkünmüş gibi belimi biraz daha sıkı sardı. Vücudum tamamen ona yaslanmıştı. Öylesine garip duygular yaşıyordum ki... Heyecan, korku... ama en çok mutluluk. Mutluydum... Çokça...

"Düşmem değil mi?" dedim, at birazcık daha hızlandığında.

Esat’ın sesi kulağımın hemen yanından gelmekte gecikmemişti. "Ben buradayım."

Gece çayırlığın etrafında geniş bir tur attı. Ben kahkahalarla gülüyordum.

"Bu harika!" Her şey o kadar büyüleyiciydi ki... Bu anın hiç bitmemesini diledim.

Esat hafifçe güldü. "Artık alıştın."

Nefes nefese kalmıştım ama mutluluktan. "Evet…"

Gece biraz daha koştuktan sonra yavaşlamaya başlamıştı. At yavaşladıkça onun hızıyla birlikte hissettiğim rüzgar da sakinleşiyordu. Fakat kalbim hâlâ hızlı atmaya devam ediyordu. Artık, tüm o heyecan, korku yavaş yavaş yok olmuştu. İçimi sarıp sarmalayan sadece tek bir şey vardı. Saf, tarifsiz bir mutluluk...

 

 

*****

01.04.2026

Huhh! Kocaman bir aile olmuşuz ve yirmi bölümdür birlikteyiz.

Desteklerini eksik etmeyen tüm gönül dostlarıma teşekkür ediyorum.

Bölümle ilgili fikirlerinizi de buraya alalım.

Birkaç bölümdür hafif, sakin ve yavaş yavaş ilerliyorduk. Ama yavaştan olayların akışı değişecek, daha ağır ve duygu dolu bölümler okuyacağız.

O yüzden kurgunun gidişatıyla ilgili ya da okumak istediğiniz sahneler varsa, onlarla ilgili fikirlerinizi bu kısma yazın lütfen.

Sağlıcakla kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 01.04.2026 01:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...