
Ateş, Akın abimi de alıp hızla evden çıktığında içimi tuhaf bir korku kapladı. Garipti ama hissettiğim şey, Ateş’in bu aceleciliğinin heyecandan başka bir sebebi olmadığıydı.
Aslında arayıp ne olup bittiğini öğrenebilirdim. Ama işleri bitince beni arayacağını bildiğim için vazgeçtim.
Annemle kahvaltı yaptık, sonra salona geçtim. Boş boş telefona bakıyor, arada gözlerim televizyona takılsa da ne izlediğimi bilmiyordum. Hangi film, hangi dizi… hiçbirinin bir anlamı yoktu.
İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.
Tamam, kabul ediyorum; biraz üşengeçtim. Ama bu başka bir şeydi. Sanki kafamın içinde tarif edemediğim bir boşlukla savaşıyordum.
Zil çaldığında normalde kapıya koşmam gerekirdi. Ama kıpırdayamadım. Annem bana baktı, sonra iç çekip kendisi kalktı. Birkaç saniye sonra heybetiyle içeri giren Ateş yanıma gelip oturdu.
Akın abim neden gelmemişti?
“Abim neden gelmedi canım?”
“Abin bugün DNA testi onaylı öz ailesinin yanında…” dedi.
Yönümü tamamen Ateş’e döndüm. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti.
“Umarım bizim yanımıza gelir. Zorlamak istemedim ama kardeşimi başkalarıyla paylaşmak çok zor, kardelenim.”
“Bana ne zaman söyleyecektin?”
O kadar gerilmiştim ki… Yıllar sonra ilk defa birinin kardeşi olmuştum ve bu, sadece bir aydan biraz fazla sürmüştü. Delirmekte haklıydım bence.
“Hiç mi aklına gelmedi burada benim kardeşimi en az benim kadar önemseyen bir sevgilin var diye? Acaba ona da mı söylesem demedin mi?”
“Haklısın birtanem ama daha ben sindiremedim ki sana anlatayım. O kadar ki kimse ümitlenmesin diye Akın’a bile söylemedim.”
“Abim nasıl sevinmiştir değil mi?” dedim.
Çenesini kaşır gibi yapıp düşündü.
“Bilmiyorum… Kardeşimin beni bırakma ihtimali bana o kadar ağır geldi ki fazla duramadım orada, Su.”
Ateş’le Akın abim arasındaki bağın sıradan olmadığını biliyordum. Yine de bana söylememesi canımı yakmıştı.
Ateş beni kendine çekip sarıldığında karşı çıkmadım ama ben de sarılmadım. Ne olursa olsun, bana söylemesi gerekirdi. Akın abim benim için önemliydi.
Ateş bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama bir şey demedi. Annem yanımızdaydı. Hareketleri fazlasıyla temkinliydi.
Konuşmamız gerektiğini bildiğim için ondan uzaklaşıp odama gittim. Emin olduğum tek şey, Ateş’in arkamdan geleceğiydi.
Masama oturdum, resim defterimden boş bir sayfa açıp kalemi elime aldım. Karalamaya başladım.
Birkaç dakika sonra kapı aralandı. İçeri girmedi. Benden onay beklediğini biliyordum. Sesimi çıkarmadan karalamaya devam ettim. Bir süre sonra kapıyı aralık bırakıp yavaş adımlarla yanıma geldi. Annem yanlış anlamasın diye kapıyı kapatmadığını biliyordum. Bu ayrıntı hoşuma gitmişti.
Boş sandalyeye değil, yere diz çöktü.
Bildiğim bir şey daha varsa, Ateş’i sadece benim diz çöktürebileceğimdi.
“Bebeğim, bir sorun mu var?”
Cevap vermedim.
Elini uzatıp kalem olmayan elimi tuttu.
“Su, bana cevap verir misin birtanem?”
“Yok bir şey Ateş… İşin varsa git. Her şey bitince bana haber verirsin. Zahmet etme… Ben kimim ki, en son ben duysam da olur.”
“Özür dilerim güzelim. Olumsuz çıkarsa diye kimseye söylem—”
“Ama ben kimse değilim. Ya da değilimdir herhalde.”
“Saçmalama canım. Tabii ki kimse değilsin. Sen benim her şeyimsin. Üzülmeni istemedim.”
“Sağ ol ya… Böyle yapınca hiç üzülmedim gerçekten. Her zaman böyle davran.”
Elimi elinden çektim.
“Yapma güzelim, nolur. Akıl edemedim. Affet bu akılsız adamı.”
Derin bir nefes alıp ona döndüm.
“Ateş… Bak, yakında evleneceğiz. Bir hayatı paylaşacağız. Benden böyle şeyler saklaman beni kırıyor. Bilmem farkında mısın ama bu sadece Akın abimle sınırlı değil.”
Elini tuttum.
“Aramızda sorun yok. Biliyorum, üzülmemem için yapıyorsun. Ama her şeyi hallettikten sonra bana söylemen beni daha çok üzüyor.”
Bakışlarındaki bocalamayı gördüm.
“Ben böyle düşünmemiştim.”
“Aynı şeyi ben sana, sen üzülme diye yapsam benden daha çok kırılırdın. Bunu sen de biliyorsun.”
“Çok özür dilerim aşkım… Senden bir şey saklamayacağıma söz versem beni affeder misin?”
“Affedilecek bir durum yok.”
Kalemi tekrar elime aldım.
Bir süre daha yanımda diz çöktü. Ne kadar sürdü bilmiyorum. Sonunda hiçbir şey demeden odadan çıktı.
Gitmem gerekirdi belki… Ama düşünmesi için zamana ihtiyacı vardı.
Ne çizdiğime bakmadım. Karalamadan ibaret sayfaya boş gözlerle baktım. Aklım Akın abimdeydi. Acaba bizim yanımıza hiç gelmeyecek miydi? Beni kardeşi gibi görüyordu ama… beni unutur muydu?
Gözümden akan yaşlar deftere damlarken içimde yine o hissizlik oluştu.
Ya Ateş de bırakırsa beni?
Herkesle bir bağım vardı; kiminin kızı, kiminin kuzeniydim. Ama Ateş… Ateş beni kendi seçmişti.
Kalem elimden düştü.
Yerimden fırlayıp salona çıktım.
“Ateş nerede anne?”
“Odasına gitti sanırım.”
Koşar adımlarla kapıyı çalmadan odaya girdim.
Evet, Ateş kadar kurallara uyan biri değildim.
Yatak boştu. Etrafı kolaçan ederken bana şaşkın şaşkın bakan Ateş’i gördüm. Kapıyı kapatıp yanına gittim.
Kucağına oturdum.
“Ateş… Ben özür dilerim. Abarttım değil mi?”
“Aslında haklıydın,” dedi. “Zamanla kendime çeki düzen vereceğim.”
Boynuna sarıldım.
Ağladım.
Sessizce.
“Beni bırakır mısın?” dedim titreyerek. “Akın abim belki gelmez… Ya sen de gidersen?”
“Seni bırakacağımı düşündüren ne?” dedi. “Belki sen beni bırakırsın ama ben seni bırakmam. Canım pahasına.”
Kahkaha atıp yanağından öptüm.
“Saçmalama. Seni başka kızlara bırakır mıyım?”
"O kadar üzüldüm ki anlatamam " diyerek sırıtmaya devam edip bana sımsıkı sarıldı.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Akın abim mi gelmişti?
Kapıya, benden komut almadan giden ayaklarıma ve içimde kabaran heyecana engel olamadım.
Kötü bir şey mi olmuştu?
Adımlarım hızlandıkça kalbim göğsümde daha sert çarpıyordu. Çelik kapıyı araladığım an, ne görmeyi beklediğimi bilmiyordum ama karşımdaki manzara beni olduğum yere çiviledi.
Akın abim…
Tamamen yıkılmıştı. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzündeki ifade sanki içinden bir parça sökülüp alınmış gibiydi. O an, boğazıma bir düğüm oturdu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken gözümden süzülen yaşı hissettim. Ağırdı… Sanki yalnızca bir damla değil, koskoca bir ağırlık düşüyordu içimden.
Akın abimi böyle görmek…
Onu yerle bir etmişti belki ama beni enkazın altında bırakmıştı.
“Abi, iyi mi—”
Sorumu tamamlayamadan bana öyle bir sarılışı vardı ki, içimde tuttuğum ne varsa serbest kaldı. Daha çok ağladım. İki kolumu sırtına doladım, sanki bırakırsa dağılacakmışım gibi. Ağlıyordu, bunu biliyordum. Omuzlarının titremesinden, nefesinin düzensizliğinden… Ama neden böyle olduğunu bilmiyordum.
“İyi misin abicim?.. Bir şey mi oldu?..”
Cevap vermedi. Sadece derin, kırık bir iç çekiş duyuldu.
Ateş’i göremiyordum ama emindim… O, benden bile kötüydü şu an.
Bir süre daha öyle kaldık. Zaman durmuş gibiydi. Sonra Akın abim kendine gelmiş gibi beni usulca bıraktı ve hiçbir şey söylemeden salona doğru ilerledi. Ateş’e baktığımda, onun ağlamadığını ama her an ağlayabileceğini anladım.
Sessizce arkasından gittik.
Tekli koltuğa oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Biz de sormadık.
Gözlerimiz onun üzerindeydi ama o hâlâ ağlıyordu. Akın abimi ağlarken görmek… benim için bir ilkti. Ve bunun son olmasını diledim. O hep mutlu olmalıydı. Yüzünde gözyaşından çok gülümseme yakışıyordu ona.
Ne kadar bekledik, ne kadar sustuk bilmiyorum.
Ama dudaklarından dökülen iki cümle, gözlerimden son bir gözyaşını daha kopardı.
“Saçlarımı sevdi…”Sesi titredi.“Ben tamamlandım.”
🌪
Selamlarrr
Ben geldimmmm
Özlediniz mi beniii?
Hadi yorumlar yapın bana düşüncelerinizi merak ediyorum.
Sizi seviyorummm
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.56k Okunma |
708 Oy |
0 Takip |
54 Bölümlü Kitap |