107. Bölüm
RabiaSofi / Sevmeyi Yaşamak / 20. BÖLÜM

20. BÖLÜM

RabiaSofi
rabiasofi

Hepinize merhabalar ve iyi okumalar

BÖLÜM

Geçmişin İstenmeyen Parçaları

 

Artık yürüdüğü yoldan da yoldaşından da emindi. Yolu onunla yürümek ise ayrı güzeldi. Sinan başından geçip gidenleri düşündükçe bazen tüm olanları kendisi değil de başkası yaşamış gibi hissediyordu. O uzaktan bakmış sadece tanıklık etmişti sanki. Ama hayır- hepsini o yaşamıştı. Londra’ya kendi ayakları ile gitmiş, inancından kendisi uzaklaşmış, Lily’nin davetine o evet demiş, tüm o günahları kendi başına işlemişti. Hatırladıkça hala yüreği sıkışıyordu ve hiç geçmeyecekti bu his. Ömrü boyunca hep utançla hatırlayacaktı yapıp ettiklerini. Tövbesi kalbinde başka bir nabız gibi atacak ona hep hatırlatacaktı.

Ama Sinan sonrasını da hatırlıyordu. Yatakta hareketsiz, başkalarına muhtaç geçip giden günlerini hatırlıyordu. Zihnine ve ruhuna inen o karanlığı hatırlıyordu. Deliliğin sınırından onu geri döndüren annesinin sen içimdeki bayram sevincini öldürdün dediği anı hatırlıyordu.

Neva ile ilk kez tanıştığı anı hatırlıyordu. İsmail abisinin evinde onu beklerken uzun zaman sonra ilk kez kalbinde bir heyecan hissetmişti. Neva’yı gördüğü anda bu kız çok güzel diye geçirmişti içinden. Halbuki ne kadar yorgun ve üzgün gözüküyordu.

Evlendikten sonra aynı evin içinde geçip giden aylar boyunca Neva ona şefkatle yaklaşmıştı. Ömer de öyle. İkisinin sevgisi Sinan’ı iki ayağının üstünde durmak için şevke getirmişti. Sinan önce Ömer’e baba olmak istediğini fark etmiş, onun için mücadele etmeye devam etmişti. Ardından Neva’ya akmıştı içi. Yavaş yavaş… bir gece çatı katındaki odasında yalnız başına tavanı izlerken fark etmişti ilk defa Neva’yı istediğini. Yakınında ama çok fazla uzağında olmak canını yakmıştı.

Fakülteden çıktığında canı yürümek istediği için taksi yerine ağır adımlarla geri dönüş yolunu yürürken aklından geçip gidenlerdi bunlar. Hatırlamak onun için tövbesinin devamıydı çünkü. Hatırlayacak ve ne kadar kritik bir dönemeçten dönüp bugüne çıktığını unutmayacaktı.

Telefonu çalmaya başladığında dalıp gittiği düşüncelerden çıkıp kendini toparlamaya çalışarak elini cebine attı ve telefonu çıkarıp ekrana baktı. Londra’da aynı evi paylaştığı eski arkadaşı Cem arıyordu.

“selamün aleyküm,” diyen arkadaşının sesini duyduğunda gülümsedi.

“ve aleyküm selam Cemo!”

“nasılsın kardeşim, nasıl gidiyor?”

“çok şükür her şey yolunda”

Cem aldığı cevaptan memnun gülümseyip “yengemle yeğenim nasıl?” diye sordu. Sinan “ikisi de çok iyi. Gelip ne zaman tanışacaksın yeğeninle?”

“en kısa zamanda Sinan’ın,” dedi Cem. O Londra’da çalışmaya devam ediyordu. Sinan hastanede yatarken Cem de elinden geldiğince ona destek olmaya çalışmış dostluğunun hakikiliğini göstermişti. Bu yüzden Sinan için yeri farklıydı.

“gel artık be oğlum özledik,” dedi nitekim. Cem “eyvallah kardeşim ben de özledim,” diye karşılık verdi ve ekledi “aslında ben seni bir haber vermek için aradım. Söyleyip söylememekte de çok kararsızım.”

“hayırdır inşallah?” dedi Sinan. Şimdi o da tedirgin hissetmişti.

“neyse ben söyleyeyim de habersiz karşına çıkar falan. Öyle bir şey olmasını istemiyorum.”

“kimden bahsediyorsun Allah aşkına?”

“Lily,” dedi Cem “İstanbul’daymış. Haberin olsun. O hayırsızın adını anmak istemezdim ama seni de habersiz bırakmak istemedim.”

“anladım,” dedi Sinan. Tüm keyfi kaçmıştı, “sağ ol kardeşim. Haberimin olduğu iyi oldu. Ama karşıma çıkacağını sanmıyorum. O kadar da yüzsüz değildir herhalde.”

“bilmiyorum Sinan,” dedi Cem “yaklaşık iki ay önce bir konferansta karşılaştık. Bana senin hakkında sorular sorup durdu. Ben fazla bir şey söylemedim ama onu bilirsin. Kendisine her türlü şeyi mübah görür.”

“geleceği varsa göreceği de var,” dedi Sinan “aklın bende kalmasın. En kısa zamanda seni bekliyorum kardeşim.”

“inşallah yazın görüşürüz.”

“inşallah,” Sinan tebessüm edip “Allah’a emanet ol,” dedi.

“sen de”

Telefonu kapattığında Sinan tüm keyfinin kaçıp gittiğini hissetmişti. Lily hakkında düşünmek, mecburen onun yüzünü zihninde canlandırmak bile kendisini rahatsız hissettirmişti. Başını iki yana sallayıp kendine geldi ve yürümeye devam etti. Eve girdiğinde onu Ömer tek başına karşıladı.

“geldiiiin!” dedi Ömer sevinçle. Sinan onu tek eliyle kucağına alıp başından öptü. Etrafına bakınıp “annen nerede?” diye sordu.

“mutmak,” diye cevap verdi Ömer hemen. Sinan, oğlu kucağına mutfağa girdiğinde karısının yaptığı işe dalıp gitmiş olduğunu gördü.

“Ömer!” diye seslendi Neva ikisinin varlığından habersiz “yanıma gel oğlum,”

Ömer kafası karışmış gibi Sinan’a bakınca Sinan parmağıyla sessiz ol işareti yaptı. Ömer kıkırdamamak için kendini tutup hemen oyuna dahil oldu.

“Ömer!” diye tekrarladı Neva “nereye kaybol-“ tam arkasını dönüp oğlunu aramaya çıkacaktı ki kocasının kucağında olduğunu gördü.

“sen ne zaman geldin?” diye sordu şaşkınlıkla

“az önce, anahtarla.”

“hiç duymadım,” Neva, uzanıp önce kocasının sonra da oğlunun yanağından öptü, “hoş geldin.”

“hoş buldum nârım,”

“yemek hazırlıyordum ben de dalıp gitmişim.”

“kendini bu kadar yorma,” dedi Sinan “arada bir yemeği dışarıda yeriz, bizim için de değişiklik olur.”

Neva “olur tabi,” dedi gülümseyerek “ama şimdi her şey hazır, üstünü değiştir gel hadi.”

Karısı, Ömer’i alırken Sinan da yatak odasına çıkıp önce banyoya gitti. Sonra üstünü değiştirip rahat ev kıyafetlerini giydi. Üstünü çıkarırken dağılan saçlarını düzeltiyordu ki telefonunun bildirim sesi geldi kulağına. Yatağın üstüne bıraktığı telefonu eline alıp baktığında tanımadığı bir numaradan bir mesaj geldiğini gördü. Açıp baktığında kimden geldiğini anlayınca yatağın kenarına oturup bir süre ekrana boş boş baktı. Mesaj Lily’dendi. Buluşmak ve konuşmak istediğini söylüyordu.

Sinan yutkunup “ne konuşacaksın ki benimle!” dedi biraz da kızgınlıkla. Neden durduk yere huzurunu kaçırıyordu. Gitmişti işte! Arkasına bile bakmadan kaçıp gitmişti. Sinan için biteli ise çok olmuştu. Mesajı silip telefonunu komodinin üstüne bıraktı ve yatak odasından çıkıp mutfağa indi. Sofraya oturmadan önce karısının başından öpmeyi ihmal etmedi. Artık Ömer de mama sandalyesinde değil masada oturuyordu. Ancak en fazla beş dakika sürüyordu bu. Sonra hemen ya Neva’nın ya da Sinan’ın kucağına geçip onların yemeklerine de bulaşıyordu.

“Sinan,” dedi Neva bir müddet sonra “keyfin yok gibi bir şey mi oldu?”

Genç adam, karısının içgüdülerinden biraz çekinse de gülümseyip “yok bir şey hayatım,” dedi içtenlikle “yorgunum biraz.”

“kıyamam,” dedi Neva “çok mu yoruyorlar benim kocamı?”

Sinan hemen onun elini tutup öptü. Çocukluğundan beri onu seven kadının gözlerinin içine bakıp “eve gelince, sizi görünce geçip gidiyor yorgunluğum hemen,” dedi aşkla. Neva halinden memnun biraz da utanarak elini çekti.

Yemekten sonra Ömer oturma odasında uyuya kalınca Sinan onu kucaklayıp yatağına taşıdı. Sanki oğlunu tek başına taşımak için o kadar çok beklemişti ki başka kimseye bu işi bırakmaya niyeti yok gibiydi. Ömer yatağına yatar yatmaz sağına dönüp Sinan’ın elini yastıkmış gibi bağrına yaslayınca baba yüreği sızladı yine. Boştaki eliyle oğlunun saçlarını okşadı.

Kapının kenarından onları izleyen Neva’nın yüzünde ise huzurlu bir tebessüm vardı. Usulca kocasının yanına gidip çenesini omzuna yaslarken “baba olmak nasıl bir his?” diye sordu ilk defa. Sinan ona anlık bir şaşkınlıkla baktı. Sonra gülümseyip “onu korumak istiyorum,” diye fısıldadı “her şeyden, her kötülükten.”

Neva anlayışla “ama yapamazsın,” diye karşılık verdi “bizim ona öğretmek zorunda olduğumuz şey dünyada kötülüğün de var olduğu.”

“haklısın,”

Sinan, sevdiği kadının elinden tuttu, “ona her şeyi öğreteceğiz ve rabbime onu iyi insanlarla karşılaştırması için dua edeceğiz.”

Birlikte odadan çıktıklarında Neva “biz de yatalım mı artık?” dedi “ikimiz de yorgunuz.”

Sinan cevap olarak onu kanadı altına alıp yatak odasına doğru götürürken bir an komodinin üstünde bıraktığı telefonu geldi aklına. O ayarsız başka mesaj atmamıştır inşallah diye geçirdi içinden.

Ama yanılmıştı. Neva banyoya girdiğinde telefonu eline aldı. Art arda beş mesaj daha gönderdiğini görünce iyice sinirleri bozuldu. Hepsi ayni minvaldeydi. Buluşalım, konuşalım, sana söylemem gereken şeyler var! Tüm mesajları eli sinirden titreyerek silerken bir yandan da gözü banyonun kapısındaydı. Telefonunu sessize alıp bırakırken Neva da banyodan çıktı. Kendi tarafına geçmeden önce odanın ışığını söndürdü.

“iyi geceler,”

“sana da bir tanem,” dedi Sinan. Onun tüm uykusu kaçmıştı. Sırt üstü yatarken gözleri açık tavana bakıyordu. Bu saatten sonra ne diye onu rahatsız etmeye devam ediyordu ki! Yılları zaten bir günahın içinde geçip gitmişti. Yıllarca Lily ile aynı evin içinde kalmıştı. Onunla bir hayat paylaşmıştı ama hepsi hataydı. Baştan sona hata! Şimdi o hata ile tekrar karşılaşmak istemiyordu. Aklı telefonuna kaydığında başka bir mesaj atıp atmadığına bakacak cesareti yoktu. Tüm kalbiyle başka mesaj atmamış olmasını istiyordu. Neva ona dönüp başını göğsüne yasladığında kolunu ona sarıp kendine çekti. Neva yarı uykulu bir sesle “sen hala uyumadın mı?” diye mırıldandı.

“uyku tutmadı,” dedi Sinan ve ekledi “sen uyu hayatım.”

Neva belli belirsiz mırıldanıp uykusuna geri dönerken Sinan onun saçlarını koklayıp Allah’ım lütfen huzurumuzu kaçıracak bir şey yapmasın diye dua etti. Zar zor uykuya dalıp namaza uyandığında Neva ona bu kez dikkatle bakıp “senin aklın bir şeye takılmış yine,” dedi. Sinan bakışlarını kaçırıp “yok bir şey,” dedi “hadi namazı kılalım.”

“öyle olsun.”

Birlikte namaz kıldıktan sonra Sinan çalışmak bahanesi ile kitap odasına indi. Telefonu yanındaydı ve açıp baktığında mesajların devam ettiğini gördü.

“offf!” elini alnına götürüp tedirgin bir şekilde mesajları okudu. Son mesaj yarım saat önce atılmıştı ve diyordu ki; Sana söylemem gereken çok önemli bir şey var. Lütfen sadece konuşmak istiyorum.

Benim seninle konuşacak hiçbir şeyim yok. Lütfen bana bir daha mesaj atma!

Yazdı Sinan ama göndermedi. Mesajı silip odanın içinde dolanmaya devam etti bir müddet daha. Hava tamamen aydınlanırken kapı tıklandı ve içeri karısı girdi. Üzerini giyinmişti ve belli ki dışarı çıkacaktı.

“sen daha hazırlanmayacak mısın?” diye sordu Neva onun garip ve sıkıntılı haline bakıp. Sinan ona sıkıca sarılınca şüpheleri artsa da sesini çıkartmayıp o da kocasına sarıldı.

“yarım saate çıkmam gerekiyor,” dedi Sinan. Bu sabah erkenden dersi vardı. Bir yandan da Neva’ya söyleyip söylememek arasında gidip geliyordu. Durduk yere karısının üzülmesini hiç istemiyordu ama söylemeyince de kendini huzursuz hissediyordu. İki arada bir derede kalmıştı. Sonunda susmaya karar verdi. Lily’i başından savmanın bir yolunu bulurdu nasıl olsa. Hem cevap vermezse mesaj atmayı da bırakırdı önünde sonunda.

“ben gidiyorum,” dedi Neva usulca onu bırakırken “annemlere kahvaltı için söz vermiştim.”

“selamımı söyle,” Sinan onun yüzünü tutup tekrar kendine çekti. Onu korumak ister gibiydi sanki. Alnından öpüp “seni çok seviyorum,” diye fısıldadı. Neva tebessüm edip “ben de seni seviyorum ruhum,” dedi. Bu karşılık Sinan’ın öyle hoşuna gitti ki “ruhum,” diye tekrarladı.

“ben seni o kadar uzun zamandır seviyorum ki sanki ruhum senin yamacından hiç ayrılmamış gibi.”

Karısının gözlerindeki derin aşka bakarken kendini dünyanın en nasipli adamı hissetti. Bu güzel nasibi koruyup kollamak onun vazifesiydi ve şimdi yuvalarına girmek isteyen bir ayrık otu bitmişti eşiğinde. Hemen bugün halledecekti bu meseleyi. Hiçbir şeyin ve hiç kimsenin karısının ve oğlunun huzurunu kaçırmasına müsaade etmeyecekti.

“Neva,” dedi Sinan “sen benim kıymetlimsin, hani sen demişsin ya tacım, tahtım, mülküm senin diye. Onların hepsi sensin.”

Genç kadın gözleri dolarak elini kocasının yanağına koydu. Parmaklarıyla usulca yüzünü çenesindeki yara izini okşadı. Sinan gözlerini kapayıp bu anın tadını çıkartırken karısı “iyi ki çocuk kalbim seni seçmiş” diye fısıldadı “iyi ki seni sevmişim.”

“senin sevgini hak etmesem de” diye başladı Sinan “yüreğinde onca zaman beni taşıdığını bilmek ruhumda şenlik varmış gibi hissettiriyor.”

Neva gülümsedi, “hadi hazırlan artık,” diye mırıldandı, “gitmen gereken bir iş var.”

Sinan istemeden de olsa karısını bırakıp “Allah’a emanet olun,” dedi.

“sen de,”

Sinan, yatak odasına çıkarken Neva da oğlunu alıp evden çıktı. Sinan üniversiteye gittiğinde derse neredeyse geç kalıyordu. Hızlı bir giriş yapıp iki saat boyunca ders anlattıktan sonra bir süre de öğrencilerinin sorularına cevap vermekle oyalandı. Öğrencileri tarafından sevilen bir hocaydı ve mentör olarak pek çok kişi onu örnek alıyordu.

Nihayetinde odasına gidebilmeyi başardığında kendine bir kahve aldı. Kahvesini yudumlarken mesajların ısrarla gelmeye devam ettiğini gördü. Onun tanıdığı Lily böyle ısrarcı biri değildi. O zaman neden bir cevap almadığı halde ısrar etmeye devam ediyordu. Ne istiyordu!

Ama Sinan da kararlıydı. Ona bir cevap vermeyecekti. Telefonu bırakıp çalışmaya devam etti. Akşam çıktığında karısı hala kayınpederinin evindeyse oraya gitmeyi düşünüyordu.

Nitekim çıkış vakti geldiğinde Neva’yı aradı ve “hala annenlerde misin?” diye sordu.

“evet,” dedi Neva “sen de gelsene.”

“ben de o niyetle aramıştım zaten.”

“bekliyoruz o zaman,”

“tamam, görüşürüz,”

Sinan telefonunu cebine koyup kampüste yürümeye başladığında çıkış kapısının orada bekleyen kişiyi gördüğünde olduğu yerde donup kaldı. Bu kadarını yapmaz diye düşünmüştü ama oradaydı. Hatırladığı gibiydi. Kadın yeşil gözlerinde çok fazla duygu ile onun yanına gelip tam karşısında durduğunda “merhaba Sinan,” dedi duygulu bir sesle “seni böyle görmek ne güzel.”

“Lily,” dedi adam şaşkınlıkla “sen- sen niye buradasın?”

“mesajlarıma bir türlü cevap vermedin.”

“cevap vermeyerek cevap verdim,” Sinan’ın sesindeki ve duruşundaki aksilik o kadar barizdi ki Lily uzlaşmacı bir tavırla “bana kızgın olduğunu biliyorum-” dedi ama Sinan hemen araya girip “sana kızgın falan değilim,” diye düzeltti “sadece seninle konuşmak bile istemiyorum o kadar. Bunu anlamak bu kadar zor mu gerçekten?”

Lily bu darbeyi sindirmek için bir müddet bekledi ve devam etti, “ama konuşmak zorundayız. Sana söylemek zorunda olduğum bir şey var.”

“ne?”

“Sinan lütfen,” dedi Lily ona doğru bir atıp ama Sinan elini kaldırıp “yaklaşma!” dedi sertçe. Lily olduğu yerde donup kaldı.

“ne istiyorsun Lily?” diye sordu Sinan.

“sadece konuşmak istiyorum.”

Sinan sıkıntıyla iç çekip “peki tamam!” dedi ve ekledi. Bir şekilde konuşmadan vazgeçmeyeceğini biliyordu.

“sadece yarım saat.”

“benim için yeterli.”

Böylece kampüsten çıkıp en yakındaki bir kafeye girip oturdular. Sinan iki tane çay alıp masanın üstüne koyarken Lily “buranın çayını çok sevdim,” dedi, “övdüğün kadar varmış.”

Sinan buna bir karşılık vermeyince Lily “İstanbul’u dolaşırken aklımda hep sen vardın,” diye devam etti, “güya buraları hep birlikte gezecektik. Bana kapalı çarşıyı ve Topkapı Sarayı’nı sen gezdirecektin.”

“doğru,” dedi Sinan kendini tutamayıp “sen arkana bile bakmadan kaçıp gitmeseydin gezecektik. Belki o zamanlar sakat bir adamla gezme fikrine tahammül edememişsindir.”

“yapma lütfen,” dedi Lily “beni de anlamaya çalış. Sarsılmıştım.”

“tabi,” dedi Sinan alayla “çok sarsılmış olmalısın.”

“Sinan,” Lily yutkunup adamın elinden tuttu ama Sinan elini hışımla çekip “bana dokunmanı istemiyorum,” dedi açıkça.

“o kadar mı nefret ediyorsun benden?”

“aksine,” dedi Sinan “sana bir teşekkür borçluyum. Beni bıraktığın için. Böylece ben de aslıma döndüm.”

“seni bırakmak istemedim,” kadın bu konuda çok samimi gözüküyordu, “biz birlikte çok güzel zamanlar geçirdik. Yıllarca bir hayatı paylaştık Sinan.”

Sinan başını iki yana sallayıp “ama sen beni ilk zorlukta bıraktın,” dedi ve ekledi, “günün sonunda niyetler değil, eylemler sayılır diyen hep sendin.”

“haklısın,” diye kabul etti Lily “peki ya karın? Onunla mutlu musun?”

“evet,” Sinan onu bekleyen karısını düşünüp “çok mutluyum,” diye ekledi. Lily tebessüm etmeye çalışıp “çok sevindim,” dedi, “bana biraz ondan bahseder misin?”

“hayır!” dedi Sinan hemen sert bir şekilde.

“lütfen,” diye ısrar etti Lily “bilmek istiyorum. Nasıl biri olduğunu merak ediyorum. Bir oğlu olduğunu öğrendim.”

“nasıl öğrendin?”

“beni bilirsin,” dedi Lily “bilmek istediğim şeyleri mutlaka öğrenirim.”

“peki o zaman,” Sinan’ın yüzünde acımasız bir ifade vardı şimdi “madem bilmek istiyorsun karım, benim hayatımda tanıdığım en şefkatli, merhametli insanlardan biri. Onun güzel kalbi sayesinde iyileştim. Onun sevgisi beni iki ayağımın üstünde durabilmek için kamçıladı.”

“ne güzel,” dedi Lily yutkunup. Gözlerinde pişmanlık gördü Sinan kısacık bir an. Ama bunun bir önemi yoktu artık. Gördüğü pişmanlık onun kalbinde en ufak bir değişikliğe sebep olmadı. Bütün kalbinde Neva’nın aşkından başka bir şey kalmamışken Lily’nin varlığı ona sadece acı veriyordu.

“biraz daha anlat,” diye rica etti kadın yine. Sinan ona şüpheyle baktı. Neden bunları dinlemek istiyordu ki!

“Neva’nın ilk evliliğinden bir oğlu olmuş, maalesef oğlu doğduktan çok kısa bir süre sonra adam ölmüş.”

“ne garip bir tesadüf,” dedi Lily kendini tutamayıp. Sinan ona sorar gibi bakınca “devam et lütfen,” dedi sadece.

“onu kendi çocuğum bilip kabul ettim. Baba olmak aklımda olmayan bir şeydi ama Ömer benim için hiç beklenmedik bir mucize gibi girdi hayatıma.”

Bu noktada kadın gözyaşlarını tutamamaya başlamıştı. Sinan susup ona baktı. Dikkatlice bir müddet onu izleyip “benimle ne hakkında konuşmak istiyorsun Lily?” diye sordu.

“sen o kazayı yaptığın vakit hayat benim için durmuştu sanki” diye başladı Lily sonunda “gözümün önünde senin parçalara ayrılmanı izledim ve hiçbir şey yapamadım.”

Sinan o anları hatırlayıp istemsizce çenesindeki yara izine dokundu. Lily de tam oraya bakıyordu. Sinan hemen elini çekip “pek fazla bir şey hatırlamıyorum,” dedi düz bir sesle. Halbuki hatırladığı şeyler bile yetiyordu ruhunun daralmasına….

“kazadan sonra ailen çok hızlı bir şekilde hastaneye geldi,” Lily o günleri hatırlarken gözleri uzağa dalıp gitmişti. “Bir anda seni öyle bir- öyle bir koruma altına aldılar ki onların çektiği bariyeri geçemeyeceğimi düşündüm. Bana bakıyorlardı, benimle konuşuyorlardı ama beni istemediklerini biliyordum. Hissediyordum.”

“saçmalık,” dedi Sinan “ölüm döşeğindeydim Lily. Ne bekliyordun sıcak bir karşılama ve sevgi dolu kucaklaşmalar mı? Hepsi endişe içindeydi.”

“biliyorum,” Lily anlaması için yalvarır gibi bakıyordu ama Sinan ona en ufak bir anlayış göstermemekte kararlıydı.

“kız kardeşin-”

“ne olmuş kız kardeşime?” dedi Sinan bariz bir cephe alarak. Lily “seninle ayrılırken dediklerimi duymuş,” diye devam etti, “ben çıkarken arkamdan gelip ‘sen korkaksın!’ diye bağırdı bana. Haklıydı. Korkağın tekiyim.”

Sinan bir karşılık vermeyince Lily bakışlarını ellerinin arasındaki bardaktan ayırmadan “bilmediğin bir şey var,” dedi. Şimdi konuşurken zorlanmaya başlamıştı, “doğrusu sana ayrılık kararımı açıklamadan önce durumu ben de bilmiyordum. Eğer bilseydim-”

“neyden bahsediyorsun sen?” diye sordu Sinan huzursuz bir şekilde. Kadın onun gözlerinin içine bakıp “senden ayrılırken hamileydim,” dedi bir anda.

Masalarına düşen sessizlikte Sinan, kadının dediklerini idrak edebilmek için çok çaba harcadı. Ne diyordu bu?

“Sinan?” dedi Lily sorar gibi.

“na- nasıl mümkün olur böyle bir şey biz- biz koru-“

“yüzde yüz etkili değiller biliyorsun,” dedi kadın açıkça “hamile olduğumu öğrendiğimde senden ayrılıp Londra’dan taşınmıştım bile. Yaşananlar yüzünden geciktiğimi sanmıştım hep-“

“neden bana hiçbir şey söylemedin?” diye sordu Sinan sonunda. Sesi çok kısık çıkmıştı. Dehşet ve panik dalga dalga yükselmeye başlamıştı vücudunda.

“söyleyemezdim,”

“yoksa aldırdın mı?” dedi Sinan kalbi durmuş gibi hissediyordu. Lily başını iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar akıyordu artık.

“nerede o zaman?”

Sinan artık açıkça bağırıyordu ve kendini kontrol edemiyordu. Panik içindeydi. Bir evladı mı vardı? Kulakları uğulduyordu.

“doğurdum,” dedi Lily acı içinde “bir kızımız oldu.”

Bir kız evlat! Duyuncaya kadar içini böylesine ısıtacağını bilemezdi. Bir kızı mı vardı?

“adını Mary koydum. İki taraf için de geçerli olur diye düşünmüştüm.”

Sinan olduğu yerde çökmüştü. İçinden bir ses çok kötü bir şeyin geleceğini söylüyordu.

“Mary,” diye mırıldandı Sinan. Kalbi şimdiden paramparça olmuştu. Lily ağlayarak anlatmaya devam ediyordu.

“ama Tanrı onu bizden aldı,” dedi sonunda Lily “sadece üç ay yaşadı. Sonra bir gece uykusunda-“

Lily cümlesinin sonunu getiremeden hıçkırıklara boğuldu. Sinan buz kesmişti. Bir kızı olmuştu. Sadece üç ay yaşamış ve gitmişti. Bir kere bile göremeden, kokusunu içine çekemeden-

“bunu benden nasıl saklarsın?” diye sordu keskin bir acı tüm vücudunu ele geçirmişti şimdi. Sesi kendine bile yabancı gelmişti. Bir an bir kızı olmasının sevincini ve dehşetini tatmış hemen ardından yüzünü bir kez bile görmediği bir evladın yasını tutmaya başlamıştı.

“daha fazla saklayamadığım için seni buldum,” dedi Lily. Çantasından bir paket çıkarttı. Sinan’ın olduğu tarafa itip “saçları sana benziyordu,” diye fısıldadı usulca. Sinan gözlerinden yaşlar akmaya başladığının farkında bile değildi.

“vicdanım beni gün geçtikçe daha çok sıkıştırmaya başlayınca sana olanları anlatmadan rahat edemeyeceğimi anladım.”

Lily gözyaşlarını silip “kızının mezarını ziyaret etmek senin de hakkın çünkü” dedi çatallı bir sesle.

Sinan gözlerini kapayıp “nerede?” diye sordu. Yıkılmıştı. Lily “Lonrda’da. Aile mezarlığımıza gömüldü,” deyince Sinan bir kere daha yıkıldı. Kızı bir Hristiyan mezarlığında mı yatacaktı yani.

“bilmek istersen,” diye devam etti Lily “bizim küçük meleğimiz-“ sesindeki acı duyulmayacak gibi değildi.

“bizim küçük meleğimiz çok güzeldi. Sürekli gülümserdi. Çok nadiren ağladı. Zaten çok kısa yaş-yaşadı.”

Kadının hıçkırıkları tekrar yükselmeye başladığında Sinan zihninde canlanan minik bir bebeğin gülümsemesini izliyordu. Kendi kızının gülümsemesini!

Lily paketi işaret edip “içinde resimler, doğum belgesi ve birkaç parça eşyası var,” dedi, “bir de video kaydı.”

“anladım,” dedi Sinan. Başına çok feci bir ağrı saplanmıştı. Kadının yüzüne bakmıyordu. Gözleri pakete kilitlenmişti. Lily sonunda yerinden kalkıp “sanırım artık hesabı tamamen kapattık,” dedi. Anlattığı için üstüne bir rahatlık çökmüştü.

“kapattık,” Sinan ona buz gibi bakışlarını çevirdiğinde Lily bekledi. Sinan’ın son bir cümleye ihtiyacı olduğunu biliyordu.

“sakın bir daha karşıma çıkma,” dedi adam “sakın.”

“anlaştık,” diyen kadın geldiği gibi usulca çıkıp gitti hayatından. Sinan’ı yine arkasında bir enkaz gibi bırakmayı başarmıştı.

 

lütfen minik yıldızı parlatmayı unutmayın

hepiniz Allah'a emanet olun:)

 

Bölüm : 25.12.2025 20:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
RabiaSofi / Sevmeyi Yaşamak / 20. BÖLÜM
RabiaSofi
Sevmeyi Yaşamak

31.79k Okunma

3.32k Oy

0 Takip
109
Bölümlü Kitap
1. Bölüm2. Bölüm3. Bölüm4. Bölüm5. Bölüm6. Bölüm7. Bölüm8. Bölüm9. Bölüm10. Bölüm11. Bölüm12. Bölüm12. Bölüm 2. Kısım13. Bölüm13. Bölüm 2. Kısım14. Bölüm15. Bölüm16. Bölüm16. Bölüm 2. Kısım17. Bölüm18. Bölüm19. BölümSEVMEYİ SINAMAK (2. KİTAP) NESLİHAN KAYA'NIN HİKAYESİBÖLÜM BİR KISIM İKİBÖLÜM İKİBÖLÜM ÜÇBÖLÜM DÖRTBÖLÜM BEŞBÖLÜM BEŞ KISIM İKİBÖLÜM ALTIBÖLÜM YEDİBÖLÜM SEKİZBÖLÜM DOKUZBÖLÜM ONBÖLÜM ON BİRBÖLÜM ON İKİBÖLÜM ON ÜÇBÖLÜM ON DÖRTBÖLÜM ON BEŞBÖLÜM ON ALTIBÖLÜM ON YEDİBÖLÜM ON SEKİZBÖLÜM ON DOKUZBÖLÜM YİRMİBÖLÜM YİRMİ BİRBÖLÜM YİRMİ İKİSEVMEYİ ALDATMAK (3. KİTAP) OĞUZHAN KAYA'NIN HİKAYESİ 1. BÖLÜM2&3. BÖLÜM4. BÖLÜM5&6. BÖLÜM7. BÖLÜM8. BÖLÜM9. BÖLÜM10. BÖLÜM11. BÖLÜM12. BÖLÜM13. BÖLÜM14. BÖLÜM15. BÖLÜM16. BÖLÜM17. BÖLÜM18. BÖLÜM19&20. BÖLÜM21&22. BÖLÜM23. BÖLÜM24. BÖLÜM25. BÖLÜM26. BÖLÜMSEVMEYİ BEKLEMEK (4. KİTAP) İSMAİL KAYA'NIN HİKAYESİBÖLÜM 2&3BÖLÜM 4BÖLÜM 5BÖLÜM 6BÖLÜM 7BÖLÜM 8BÖLÜM 9BÖLÜM 10 & 11BÖLÜM 12BÖLÜM 13BÖLÜM 14BÖLÜM 15BÖLÜM 16BÖLÜM 17BÖLÜM 18BÖLÜM 19BÖLÜM 20BÖLÜM 21BÖLÜM 22BÖLÜM 23 (final)SEVMEYİ ANLAMAK (5.KİTAP) SİNAN KAYA'NIN HİKAYESİ2. BÖLÜM3&4. BÖLÜM5. BÖLÜM6. BÖLÜM7 & 8. BÖLÜM9. BÖLÜM10. BÖLÜM11. BÖLÜM12. BÖLÜM13. BÖLÜM14. BÖLÜM15. BÖLÜM16. BÖLÜM17. BÖLÜM18. BÖLÜM19. BÖLÜM20. BÖLÜM21. BÖLÜM22. BÖLÜM (FİNAL)
Hikayeyi Paylaş
Loading...