33. Bölüm

29. Bölüm

Farah Sarsılmaz
sarsfarah_

Gazel Yalçın

Babaları tarafından sevilen kız çocukları, ne kadar şanslı olduklarını bilseler her güne; şükürle başlardı. Ama….ama bazıları bunun dışında kalıyordu. Onlardan biride bendim.

Gazel Yalçın.

Soyadını taşıdığım adam, beni öldürmemek için kendini zor tutuyordu. Bunu, buz gibi bakışlarında rahatlıkla görebilirdiniz. Çekinmiyor, gizleme gereği bile duymuyordu. Haykırıyordu.

Güneş’im…güzel kızım. Korkma. Sen, o şanssız kız çocuklardan biri değilsin. Baban seni çok seviyor, hem de uğruna herkesi harcayacak kadar. Beş gündür bizden uzakta olabilir ama hissediyorum, kızım.

Geliyordu.

Bizi, dedenin insafına bırakmayacaktı. Onu kurtarmak için gittiğimi anlayacak ve beni affedecekti. Sonra da kurtarmak için her şeyi yapacak.Başaracak, kızım. Tüm kalbimle inanıyorum. Baban, inatçı adamın tekidir. Aynı zamanda, yakışıklı, karizmatik ve dünyanın en güzel kahverengi gözlerine sahip. Ne dersin, belki sende ona çekersin. O anlar, gözümün önüne geldi, dudaklarım kıvrıldı. Baba-kız bana çok çektireceksiniz ama olsun. Bir arada olalım da gerisi mühim değil. Dünyaya gelmene ve bizim ışığımız olmana çok az kaldı, zaten. Dört gözle seni bekliyorum. Pardon. Bekliyoruz. Babanı, unutmayalım. Yoksa çok kızar.

Neyse...Kızım, bu dört duvar arasında boğulmaktan beni sen kurtardın. Sohbet ettik, sana masallar okudum, babanı anlattım. Ve senin var oluşunu. Aşkımızın nasıl başladığını, artık biliyorsun. Sen ikimizin de mucizesisin ve şimdiden bize dayanma güç vermeye başladın, kızım.

Peki ya ben ?

Nasıl bir evlat oldum ?

Annemin, çırpınışlarını kapının arkasında dinliyordum. Günlerdir yaptığı gibi yine çaresizce kocasına yalvarıyordu.

“Kaç gün oldu, Halit! Beş gün. Kızın ağzından ne tek kelime çıkıyor ne bir lokma boğazından geçiyor!”

Kocası, yine umursamıyor. Nefretini kusuyordu. “Umrumda değil! Elalemin çocuğunu beslemek zorunda değilim!”

Elalemin çocuğu…benim kızımı. Güneş’imi. Ona bir zararı olmamıştı ki. ”Ne yapmaya çalışıyorsun, adam! Kendine gel artık!” diyerek, onu ikna etmeye çalıştı annem. Yıllardır, bu adamın elinden çekmediği kalmamış gibi şimdi de benim için uğraşıyordu.

Sonra, onun gür ve tok sesi geldi. “Ah kadın! Ah! Niye bunu yaptığımı, hiç anlamadın değil mi ?” deyip, duraksadı. Bir an sonra yaklaşan adım seslerini duydum.

”Gazel ve Gökhan…ikiside benim çocuğum. Hayatımı onlara adadım. Çalıştım, didindim, en iyi üniversitelere yolladım ama…ama gel gör ki yetmedi. Nankörler, ihanet etti!”

Annem, hemen araya girdi. “Yanlışsın, Halit! Belki, onlara finans desteği sağladın ama hiçbir zaman ne istediklerini sormadın!”

“Ne istiyorlarmış ?” diye sordu, babam. Sesinde zerre merak yoktu, buram buram küçümseme vardı. Dayanamayıp, kapıyı yavaşça açtım. O aralıktan, onları izlemeye başladım.

Annem “Sen, şirketin için eleman yetiştirirken, Gazel; Savcı ve Gökhan da; motor tamircisi olmak istiyordu.” Elini sertçe saçlarından geçirdi. “Bunlardan, hiç haberin olmadı Halit!” dedi, karşısına dikilip, parmağını ona doğrulttu. “Çünkü, sen…sen kendi hayallerini onların üzerinde gerçekleştirmekle meşguldün.”

Bir an afalladı, babam. Annemin sözleriyle bozguna uğramıştı. Şaşırdım. Onun, bunda etkileneceği aklımın ucundan geçmemişti. Sonra konuşacak gibi oldu ama boğazı düğümlendi, sustu. Az önce, dağ gibi duran adam bir anda enkazın altında kalmış gibiydi.

Sonunda ”Ben…” dedi, babam.

Sözünü sertçe kesti, annem. “Senin neden böyle yaptığını bilmiyorum muyum sanıyorsun ?” dedi, kendinden emin bir şekilde. Acı dolu bir tebessüm yüzüne yayıldı. “Cihan’a olan nefretinin, asıl sebebinden neden hiç bahsetmiyoruz ?”

Ne ?

Annem, az önce ne demek istemişti ?

Babam ve Cihan'ın benim dışında nasıl bir ilişkisi olabilirdi ?

”Berna!” diye uyardı babam. “Geçmişi ısıtıp ısıtıp önüme atma!”

Geçmiş mi ?

Hangi geçmişten bahsediyorlardı ?

Daha da meraklanırken dört kulağımı açtım.

Annem, ellerini iki yana açtı. “Madem öyle bir şey yok; Cihan’ı damadın olarak kabul et ki kızın da sevdiği adama kavuşsun. Böylece torunun da babasız büyümez!”

”Asla!” diye bağırdı, babam. Ateş püskürdü. ”Batur’lara verecek kız yok bende!”

Nefretini, ses tonuyla iliklerime kadar hissettim. Ürperdim. Az önce ki tavrından dolayı ikna olucağına dair ufacık bir umudum oluşmuştu ama onu da tuzla buz etmişti. Annem, hayal kırıklığına uğramış bir halde ”Kendi kızının katili mi olmak istiyorsun, Halit?” dedi, isyan etti. “O, iki canlı ve günden güne gözlerimin önünde eriyor ama ben…ben sadece izliyorum!”

Öfkeyle yüzüne haykırdı. “Senin korkun yüzünden!” Babama iyice yaklaşıp, işaret parmağını göğsüne bastırdı. “Tam 25 yıldır sana hiç sesimi çıkarmadım! Ama…” derken, duraksadı.

Onları dinlediğimi hissetmiş gibi bu benim tarafıma döndü. Göz göze gelirken, büyük bir yemin etti. “Gazel ve torunumun başına, senin yüzünden en ufak bir zarar gelirse; andım olsun, kimsenin canının almasına izin vermem! Ben alacağım!” Babamı arkasında bırakıp, yanıma doğru yürüdü. Ondan cesaret alarak, kapıyı sonuna kadar açtım. Dışarı çıktım. Günler sonra.

”Gel kızım. Seni, kendi odana çıkartayım” dedi annem, koluma girerken. Hafifçe başımı salladım. Daha birkaç adım atar atmaz, onun bıkkın sesiyle yerime çakıldım.

”O adamın, sadece çocuğu için Gazel’i istediğini ne zaman anlayacaksınız ? “

Kulak asmadım. Cihan, beni sevdiğini itiraf etmişti. Çocuktan bağımsız. Omzumun üstünden ona dönüp “O, senin gibi biri değil. Kimse yanında kalmayınca, çocuğunu bahane ederek bir kadını zorla yanında tutmaz” dedim.

Surat ifadesi bozuldu. Kaşlarını çattı. Birkaç saniye sonra “Göreceğiz, bakalım.” diyerek ağır ağır kafasını salladı.

”İlk kocanda seni uyardım, dinlemedin. Haklı çıktım ve sende pişman oldun. Şimde de, aynısını yapıyorsun. Bunun finalini söylemeye bile gere yok. Yine kaybedeceksin, Gazel.”

“Anıl, bir hataydı” dedim, ona sadece bu konuda hak verirken. “Ama…Cihan.” Net bir şekilde konuştum. “O, asla böyle bir şey yapmaz! Sana, rağmen beni çok seviyor.”

Emindim. Biliyordum. Hissediyordum. Onun aşkı, yalan değildi. Sahiydi. Sadece karnımda ki için beni sevmiyordu.

Babam, alaycı bir gülümsemeyle “Zavallı kızım. Sen öyle sanmaya devam et!” dedi, karnıma doğru bilmiş bilmiş konuştu. “Çocuk doğduktan sonra, kendi gözlerinle buna şahit olacaksın.”

Sustum. Daha fazla, onun saçma sapan düşüncelerini duymak istemiyordum çünkü karşımda ki adam moralimi bozmakta, ustaydı. Önüme döndüm. Annem, bana boşver dercesine bakıyordu. “Gidelim, anne. .Boğulmak üzereyim.”

İkimiz arkamızda duran adamın ağır bakışları arasında merdivenleri çıkmaya başladık. Annem, uyarmayı ihmal etmedi. “Basamaklara dikkat et.”

Son basamakta nefes nefese kalmıştım. Biraz soluklanıp odama doğru yöneldik. Eski odama… İçeri girdik. Annem kapıyı ardımızda kapatırken, ben kendimi yatağa bıraktım.

Yorulmuştum.

”İyi misin kızım ?” diye sordu annem, bana dönerken. Endişelenmişti.

Kafamı salladım. ”İyiyim, merak etme.” Yatağa vurup “Oturur musun anne ?” dedim.

Ağır ağır geçti.

Onun aşağıda ki adamdan bıktığını daha önce nasıl fark edememiştim. Aklım almıyor.

Bunca yıl, arada sevgi olmadan nasıl bu evliliği yürütmüştü ?

Bunu nasıl başarmıştı ?

”Anne….” dedim yavaşça. Önüne baktı. Aşağıda konuştuklarını duyduğumu biliyordu.

Elinden tuttum. “Babam ile nasıl tanıştınız ?”

Kafasını halıdan kaldırdı. Dalgın dalgın konuşmaya başladı.

”Umay, Ferman, Halit ve ben aynı üniversiteye gidiyorduk."

Gözlerim irileşti. "Ne ?" dedim, büyük bir afallama ile. "Umay Hanım, yani Cihan'ın annesi mi ?"

"Öyle" diye onayladı. "Biz dört arkadaştık."

"Sonra ?"

İç çekti, annem. "Ferman ve Umay aileden zengindi. Lüks arabalarla okula gelirler, hava atarlardı. Yemekhaneden istedikleri her şeyi rahatça yerlerdi. Biz ise onlara göre orta halliydik. Bursluyduk, otobüsle okula gidip gelirdik. Yine de tüm bunlar arkadaş olmamamıza engel olmadı."

Arkadaş mı ?

Sözünü bölmeden, bekledim.

"Her şey yolunda gidiyordu. Ama...ama bir süre sonra aramız bozuldu kızım" dedi annem, hüzünlü bir şekilde.

Boğazını temizledi. "İşin içine aşk girdiğinde, o dengeler yerle bir oldu. Umay ve Ferman sevgili oldu."

Kalbim hızlandı.

"Yakışıyordular. Tek sıkıntı, Halit'in de onu seviyor oluşuydu."

"Ne!" diye yükseldim, daha fazla kendimi tutamayarak. "Babam, Cihan'ın annesine mi aşıktı ?"

Bana baktı, annem. Buruk bir tebessüm dudaklarından geçerken, gözleriyle onayladı.

İçim kıyıldı. "Ya sen ?" diye mırıldandım. "Sen kimi seviyordun anne ?"

Yutkunup, gözlerini yumdu. Fısıldadı. "Ferman'ı."

Ağzım açık kaldı. Ebeveynlerimin birbirine aşık olmadığını hep hissederdim ama bu...bu beni şaşkına çevirmişti. İş anlaşmaları, birbirinin evine gitmeler, Ferman Batur'un beni Peru'ya yollaması... Eski karısına.

Aklım almıyordu.

Kendimi toplayıp "Madem öyle, babamla nasıl bir araya geldiniz anne ?" dedim, alacağım yanıttan korka korka.

Uzun bir soluk aldı. Tırnaklarıyla oynamaya başlarken, bakışlarını yere indirdi. Devam edemedi.

Ve ben o an anladım. Yirmi beş yıl sonra.

”Biz istenmeyen çocuklardık değil mi ?”

Telaşla bana döndü. ”Hayır… hayır siz benim mucizemsiniz.” Gözleri doldu. ”Benim yaşama sebebimsiniz.”

”Anne…” dedim, ağlamamak için kendimi zor tutarken. "Buna nasıl dayandın ? "

Göğsünü kabarttı. "Sizin için." Elimi tutup "Anneler, evlatları için her şeye göğüs gerer" diye konuştu.

"Hiç mi sınırı yok ?"

Başını iki yana salladı. "Yok." Gülümsedi. "Yakında sende anne olacaksın, Gazel. O zaman beni daha iyi anlayacaksın."

“Özür dilerim" dedim, mahçup hissediyordum. "Bunca yıldır acını, yaşadıklarını anlayamadığım için. Seni yanlız bıraktığım için.”

”Kızım.” Anlayışla baktı. ”Asıl sen affet anneni. Seni kötülüklerden koruyamadım.”

”Seni çok seviyorum" dedim, omzuna yaslanırken.

Saçlarımı okşadı. ”Bende." Elini çekti. "Şimdi, kalk temiz bir duş al. Sana aşağıdan bir yiyecek bir şeyler getireyim.” Karnıma sardı. ”Torunuma iyi bakmamız gerekiyor yoksa kırk yıl babasının dilinden kurtulamayız.”

”Cihan…”

Onu çok özlemiştim. “Ne yapıyor acaba ?”

“Sen babanın dediklerine aldanma, kızım. O, sizin için uğraşıyor kızım ama o mendeburu ikna etmek kolay değil.”

”Haklısın.” Ayağa kalktım. ”Babam yanılıyor. Cihan’ın beni sevdiğinden hiç şüphem yok."

Dolabımı açıp, anneme döndüm. "Ona güvenim tam.”

Cihan Batur

Gazel gittiğinden beri beş gün geçmişti ama zaman benim için artık ölçülebilen bir şey olmaktan çıkmıştı. Saatlerin ilerlediğini biliyordum, gecelerin sabahlara döndüğünü de… fakat ben o akışın içinde değildim. Sanki bir yerlerde durmuş, onsuzluğun tam ortasında kalakalmıştım.

İlk gün delirdim.

İkinci gün dağıldım.

Üçüncü gün sustum.

Dördüncü gün sadece nefes aldım.

Beşinci gün ise ayakta kalmayı başardım; tek sebebi Gazel’di. Günlüğüydü. Onun sesi, gülüşü, bana bakarken gözlerinde beliren o tanıdık sıcaklık… Hepsi beni hayatta tutan ince bir ip gibiydi. Birde kızım, vardı.

Bu beş gün boyunca Halit Yalçın’ın kapısını defalarca çaldım. Bazen öfkeyle, bazen gururumu ayaklarımın altına alıp ricayla, bazen de sadece kızını bir hapishanede tutmaması için yalvararak. Ama o adamın duvarları kalın, vicdanı sessizdi. Gazel’i bir evin içinde zindan gibi tutmayı, onu dünyadan koparmayı göze almıştı.

“Bu senin savaşın değil,” demişti bana soğuk bir ifadeyle. “O kız artık benim meselem.” Hayatımda duyduğum en ağır cümle buydu. Çünkü Gazel kimsenin meselesi değildi; o benim hayatımdı.

Gazel yokken hiçbir şey yerli yerinde değildi. Eve giremedim, odama adım atamadım, kahve içemedim. Geceleri uyanıp elimle yanımı yokladığımda hep soğukla karşılaştım. Onun yokluğu bir eksiklik değil, bir çöküştü. Kızımızın karnında attığı tekmeleri düşündükçe, Gazel’in yalnız kaldığını bilmek içimi daha da parçaladı. Onu koruyamamış olmak, bir erkeğin taşıyabileceği en ağır yüktü.

Beşinci günün akşamı Tarık’ın evinde oturuyorduk. Tarık, Gökhan, Mert ve ben. Masanın üzerinde yarım kalmış kahveler, açık telefonlar ve konuşulmayı bekleyen planlar vardı ama kimsenin kahvesine uzandığı yoktu. Sessizliği Tarık bozdu.

"Bu iş böyle gitmeyecek, Halit Yalçın’ın ikna olmaya niyeti yok."

Haklıydı. O ikna edilecek biri değildi. Gökhan, babasının Gazel’i evden tek başına çıkarmadığını, telefonunu bile kontrol ettiğini söylediğinde dişlerimi sıktım. O ev, gerçekten de onun için bir zindandı. Mert, masaya doğru eğilip içeriden bir yardım olmadan bunun zor olacağını söylediğinde Gökhan annesini işaret etti. Berna Hanım… Gazel’i orada tutan sadece babası değildi; annesi onu korumaya çalışıyor ama bu koruma, farkında olmadan bir esarete dönüşüyordu. O an içimde tek bir düşünce vardı, Gazel’i oradan alacaktım. Sessizce ya da zorla… ama mutlaka. Tarık bunun plansız yapılamayacağını söylediğinde itiraz etmedim ama artık geri dönüş olmadığını da biliyordum. Bu, sadece bir kurtarma planı değildi; bu, bir adamın, bir eşin, bir babanın son sınırıydı.

Gece ilerledikçe konuşmalar azaldı. Herkes kendi düşüncelerine gömülmüştü. Telefonum elimdeydi, ekrana tekrar tekrar bakıyordum. Belki bir mesaj, belki bir işaret… Ve tam o anda telefon titreşti. Bilinmeyen bir numara. Kalbim önce durdu, sonra deli gibi atmaya başladı. Ekranda tek bir mesaj vardı.

“Gazel’i görmek istiyorsan, akşam burada ol.” Altında bir konum vardı; tanımadığım, bilmediğim bir yer.

Herkes ayağa fırladı. "Kim bu ?" dedi, Tarık.

"Bilmiyorum."

Gökhan'ın yüzü taş kesildi. "Bu bir tuzak olabilir."

Olabilirdi. Umrumda değildi.

Telefonu sıktım, Gazel'in yüzü gözlerimin önüne geldi. "Bu mesaj benim için bir tehdit değil, bir kapı" dedim, telefonu sıkıp cebime koydum.

"Tek başına gitmeyeceksin Cihan" diye araya girdi, Mert. " Bizde gelelim."

Başımı hayır dercesine kaldırdım. "Olmaz. Riskli olur." Eğer bu bir tuzaksa, o tuzağın ortasına yürümeye hazırdım. Çünkü beş gündür nefes almıyordum ve belki de bu mesaj, yeniden yaşamam için tek ihtimaldi. İçimden tek bir cümle geçti.

Dayan Gazel… geliyorum.

 

Beğenmeden geçmeyin🥰 yorumları alalım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 31.12.2025 20:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...