
Alaz bizi o boktan, rutubetli bodruma tıktığından beri günler birbirine karışmıştı. Oda zifiri karanlıktı; tek ışık, kapının altındaki ince çizgiden sızan loş kırmızıydı. Duvarlardan damlayan su sesi, farelerin kemirdiği kemiklerin çıtırtısıyla karışıyordu. Zincirler bileklerimizi ve ayak bileklerimizi derinlemesine kesmişti; deri soyulmuş, iltihap kapmış yaralar kan ve irin akıtıyordu. Açlık midelerimizi içten içe kemiriyor, susuzluk boğazlarımızı kumla doldurmuştu. En iğrenç kısım, tuvaletimizi yere yapmak zorunda kalmamızdı. Dışkı ve idrar birikintileri ayaklarımızın altında yapış yapış bir halı oluşturmuş, oda dayanılmaz bir lağım ve çürümüş et kokusuyla dolmuştu. Alaz henüz tecavüz etmemişti ama her ziyaretinde kemiklerimizi kırmış, etimizi yırtmıştı. Vücutlarımız morluklar, kesikler ve kırıklarla kaplı bir haritaydı.
Eliz titriyordu; soğuk, korku ve acı onu tamamen ele geçirmişti. Dişleri birbirine vuruyor, dudakları mosmor olmuştu. Bağlı elleriyle koluma yapışıyordu, tırnakları etime batıyordu.
"Aşkın Abla... Lütfen... Çok korkuyorum. Ya bizi yavaş yavaş öldürürse? Parça parça?"
"Dayan, Eliz'im. Korkma. Buradan çıkacağız. Ona bu zevki tattırmayacağız. Sen yaşayacaksın, söz veriyorum."
"Ya ölürsek? Ya beni de senin gibi doğrasa? Abla, sensiz kalırsam..."
"Ölmeyeceğiz! Ben ölürüm ama seni asla bırakmam. Sen benim kardeşim gibisin, Eliz. Seni koruyacağım, ne pahasına olursa olsun."
"Abla... Ne olur ölme! Tek kimsem sensin... Sensiz ne yaparım ben bu cehennemde?"
Kapı sertçe açıldı, menteşeler inledi. Alaz içeri girdi; uzun, kaslı gövdesi kapıyı dolduruyordu. Burnunu tuttu, yüzü tiksintiyle buruştu ama gözlerinde o sapık parıltı vardı.
"Burası tam bir bok çukuru olmuş. Sizden iğreniyorum, pis fahişeler. Bu kokuyu hak ediyorsunuz, değil mi? Kendi pisliğinizde boğulun!"
"Senin sonun yakın, Alaz. Seni kendi ellerimle parçalayacağım. Derini yüzeceğim, bağırsaklarını dışarı dökeceğim, yavaş yavaş öleceksin!"
"Hayal kur, orospu. Ben ölmem. Ben bu dünyanın en karanlık parçasıyım. Sizler gibi zavallılar için varım."
"Göreceğiz, pislik! Senin gibi bir canavarın sonu çöp bidonunda olur!"
Alaz gözleri kısılmış halde üstüme yürüdü. Önce karnıma sert bir tekme attı; iç organlarım ezildi gibi oldu, nefesim kesildi. Sonra zaten kırık omzuma çelik burunlu botuyla bastı. Kemik tamamen çatırdadı, omzum yerinden çıktı; acıdan ulur gibi bir çığlık attım. Kan ağzıma doldu, öksürerek yere tükürdüm.
Alaz cebinden paslı, tırtıklı bıçağını çıkardı. Gözlerimin içine bakarak omzuma sapladı – yavaşça, santim santim. Bıçak kemiğe değdiğinde durdu, sonra bütün gücüyle itti. Et yırtıldı, kaslar koptu; sıcak kan fışkırarak kolumdan aşağı aktı, yere damladı. Bıçağı saplı halde bıraktı, sonra tutup sağa sola çevirdi; kemik parçaları ezildi, sinirler parçalandı. Acı o kadar yoğundu ki gözlerim karardı, kusmuk ağzıma geldi.
"Yalvar bana, Aşkın! Yalvar da çekeyim! Köpek gibi ulu, belki acırım!"
Dişlerimi sıktım, kan ve tükürük karışımıyla yüzüne tükürmek için güç topladım. Bütün nefretimle suratına kanlı balgam fırlattım; gözüne, ağzına yapıştı.
Alaz kahkaha attı, yüzünü silmedi bile. "İşte bu! Bu öfke... Seni kırması en zevklisi!" Bana arka arkaya tokatlar attı; her biri yüzümü yana çevirdi, dudağım patladı, dişlerim sallandı. Sonra bıçağı omzumdan çekti ve bu sefer uyluğuma sapladı – derinlere, arterime yakın. Kan fışkırdı, pıhtı pıhtı yere aktı. Bıçağı çevirdi, etimi parçalarcasına; tendonlarım koptu, bacağım hissizleşti.
"Ben psikopatım, Aşkın! Acıdan zevk alıyorum! Senin çığlıkların müzik gibi!"
"Sen kimseyi sevemezsin, iğrenç herif! Kendini bile değil! Anneni sen öldürdün, değil mi? 27 bıçak... Baban değil, sen! O şiddet seni bu hale getirdi ama sen ondan daha kötüsün!"
Alaz'ın yüzü bir an dondu. Gözlerinde eski bir korku parladı, sonra saf bir cinnetle doldu.
"Evet! Annemi ben doğradım! O fahişe babamın şiddetini hak ediyordu! 27 değil, 38 yerinden bıçakladım! Gözlerini oyduğumda hâlâ canlıydı, yalvarıyordu! Babam hapse girince özgürdüm. Ama babam... O bana da yaptı... Beni kırdı, beni bu hale soktu!"
"Baban sana tecavüz etti, değil mi? O yüzden kadınlardan bu kadar nefret ediyorsun! Sen bir kurban değil, bir canavarsın!"
"KES SESİNİ LAN!"
Alaz saçımı yakaladı, başımı duvara defalarca vurdu. Kafatasım çatlar gibi oldu, kan saçlarıma yapıştı. Yüzümü yere bastırdı, botuyla başıma bastı; kemiklerim eziliyordu. Sonra yüzümdeki yarıkları yalamaya başladı, dili kanlı etlerimin üzerinde geziniyordu. "Kanının tadı... En sevdiğim tat."
"Bırak Aşkın Abla'yı! Lütfen!" diye inledi Eliz.
Alaz başını kaldırdı, dudakları kanlıydı. "Sıra sende, küçük orospu."
"Ona dokunma! Ne yapacaksan bana yap, pislik!"
"Hayır. Sen yeterince acı çektin. Şimdi o çeksin."
Alaz Eliz'e yürüdü. Saçından tutup sürükledi; Eliz çığlık attı, zincirler etini yırttı. Alaz elini Eliz'in yüzüne götürdü, sonra birden işaret parmağını kaptı ve bütün gücüyle geriye çekti. Kemik çatırdadı, eklem yerinden çıktı, sonra et tamamen koptu. Parmak kökünden ayrıldı; kan fışkırdı, Eliz'in çığlığı odanın duvarlarını titretti – yüksek, hayvani, kulak delen bir uluma. Kan elinden yere şırıl şırıl akıyordu, parmak ucu hâlâ kasılıyordu.
Alaz kopan parmağı havaya kaldırdı, kan damlıyordu. "Bunu Emris'e göndereceğim. Sevdiği kadının parmağı... Sonra ikinizi de önünde keseceğim. Birinizi boğazlayacağım, diğerini yavaş yavaş doğrayacağım. Hangisini önce öldüreceğine o karar versin!"
Ardından Eliz'in yüzüne yumruk attı; burnu kırıldı, kan fışkırdı. Eliz bayıldı, başı yere düştü.
Alaz bana döndü, bıçağı boğazıma dayadı. "Daha yeni başlıyoruz, Aşkın. Seni öyle bir hale getireceğim ki, ölümü yalvaracaksın."
Aşkın kanlar içinde, acıyla kıvranarak yatıyordu. Eliz baygın, parmağı kopmuş halde yanında. Alaz'ın vahşeti doruktaydı; bu bodrum artık tam bir mezbahaydı. Ama Aşkın'ın gözlerinde hâlâ o ateş yanıyordu – intikam ateşi. Ne kadar acı çekerse çeksin, bu canavarı yok edeceğini biliyordu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 144.21k Okunma |
3.03k Oy |
0 Takip |
68 Bölümlü Kitap |