12. Bölüm

6-Spor Salonu

Aden Karavezir
siren_

Ben geldimmmmmmmm

öldüm sandınız değil mi?

Hayır...sadece okuldaydım. Bu sefer stajdayım ama adamlar bana duyuldu attıkları için kafama göre takılıyorum dedim niye yazmayayım benimkilere?

Özlemişim eşekler <3

Lütfeeen kitap hakkında yorum yapın merak ediyorummm.

.

.

.

Bölüm 6: Spor Salonu

Vizeden aldığım harika notlar ve uysal geçen teras muhabbetinden sonra spor salonuna gitmek en büyük fantezimdir. Yıllardır giydiğim ve artık üzerime belediye tarafından zimmetli ilan edilen eşofman takımımı da spor çantama sıkıştırmış montumu giyip evin önünde abimin süslenmesini bekliyordum. Hiç şüphesiz partinin en güzel kızı o olacaktı. Burnum epeyce üşüyünce artık sabrım kalmadı ve abimi nazikçe, aşağı inip benimle gelmesi için uyardım.

"TEMİİİRRRRR HADİ SENİ Mİ BEKLİYCEM BEN HEP!"

Sevgili abiciğim çağrıma aynı nezakette cevap vermeyi bile çok görmüş olacak ki bana sadece duyuldu atmayı seçti. O saatte mahallede ki özellikle de karşı binamızdaki çok sevdiğim insanları uykularından etmek istemezdim lakin şartlar ve mecburiyetler vardır.

"TEMİİİİİİR YETER ULAN BIKTIM"

Sonunda çaresiz yalvar yakarışlarıma bir cevap geldi.

"Tamam şovu kes."

Bazen diyorum ki ağzına şöyle tam ortalayıp bir tane okkalı yapıştırsam....nasıl olurdu? Ah ah hayali bile pamuk şeker gibi yumuş yumuş etti içimizi elhamdülillah. Pamuk prensesimiz kapıyı açıp önümde belirdiğinde odak direkt saçlarındaydı yani. Herif kaslarına iğne, kafaya jöle basmıştı resmen. Tabi bunu yüksek sesli söylemek ortalama insan ömrünü yarıya indirmenize sebep verebilir. Yasal bir ötenazi gibi düşünün.

Tam ben tekrar söylenecektim ki uzaktan tıkır tıkır sürüklenme sesi gelmeye başladı. Hayır tayfa bu ses ceset sürüklenme sesi değildi sanki birisi valizle geziyordu. Birisi.

Abim de kafasını kaldırıp bu saatte bizden başka aklı eksik olan insanı öğrenmeye çalışmıştı. İleride sırtındaki çantası ve elinde ki valiziyle gelen çocuk sanırım abimin aradığı aklı eksik elemandı ve işin garip kısmı bize yaklaşıyordu. Dönüşüme kafa göz dalan exlerimden birisi değildir inşallah. Adam ya da çocuk -gerçi çok yaşlı durmuyordu- bize bakarak selam verdi.

Şimdi sıçtım kesin ex'im.

"Merhaba bir şey sorabilir miyim?" Kibarca sorduğu soru ile beraber şahsın benimle herhangi bir bağı bulunmadığına emin oldum. Abim "Aleyküm selam kardeş buyur diye cevapladı."

Kendisi mahallenin delikanlısı ya. Çok yardımsever canımın içi.

"Ailem buraya yeni taşınmış belki tanıyorsunuzdur?"

Buraya yeni taşınan tek bir aile olmasına rağmen Temir bey zekasına uygun davranarak ailesinin kim olduğunu sordu.

"Senin aileni biz nerden tanıyalım oğlum. Kim senin annen baban?"

Çocuk mahcupça gülümseyip ona yük olan sırt çantasını valizinin üzerine koydu.

"Kusura bakmayın annemin adı Gülizar babamın adı Yusuf. Bir de kardeşim var adı Asaf."

Abim kaşlarını kaldırarak çocuğu inceledi. Kendince yüzünü analiz ediyordu karabaş.

"Heee doğru ya söylemişdi baban bana. Hoş geldin kardeşim tam yerine gelmişsin." dedikten sonra elini uzatıp sıktı ve sonra arkasını dönerek spor salonuna gitmeye başladı.

Abi...çocuk?

Çocuk diyorum da Asaf'ın abisi ise benden 1-2 yaş büyük olmalıydı. O da garipseyerek abimin arkasından baktı. Alışırsın be kader mahkumum. Ardından ikisini izleyen bana döndü. Bende ilk günden korkutmaya gerek duymayarak ilk defa insanca davranmayı seçtim ve "Tam yerine gelmişsiniz. bu arada ben berna karşı komşunuzum tam önünde durduğunuz binanın ikinci katında da siz oturuyorsunuz. Biraz daha muhabbet etmek isterdim ama işe geç kalıyorum iyi günleeeerr" diyerek abimin peşine koştum.

Çocuğun adını da sormamıştık amaolsun tanışırdık ileride nasıl olsa. Çocuk arkamdan seslendiğinde ben çoktan abimin yanına varmıştım.

"Teşekkürler."

O tarafa bakmadan elimi kaldırıp rica ederim anlamında salladım. Arifin kolunu kırması hiç iyi olmamıştı. Hem de hiç...

.............

Abim yeni gelen üyeleri bana paslamıştı. Durumlarına bakacak ardından onlara program hazırlayacaktım. Biraz daha para kasmak için belki diyetisyenimize de yönlendirebilirdim. Var mıydı ki?

"Firuze hanımdı değil mi telefonda konuşmuştuk?"

Etrafa yabancılayarak bakan kadın ilk sesimi duyduğunda irkilsede ardından gülümseyerek bana baktı. Ay yerim.

"Evet ben Firuze siz de Berna olmalısınız?"

Ses tonu nasıl desem...hmm o kadar tatlıydı ki. Şöyle enerjisi ile karşısındaki insanları da enerjiyle dolduran birisine benziyordu ve benim şimdiden kanım ona ısnmıştı. Ben ondan daha çok gülümseyerek kafamı salladım.

"Evet Berna ben oluyorum. Memnun oldum."

El sıkıştıktan sonra etrafı göstererek "Burası biraz büyük ve karmaşık gözüküyor olabilir ama alışınca o kadar da zor gelmiyor. Ne dersiniz ilk iş burayı dolaşarak tanıyalım mı?"

"Aa şey. İlk program hakkında konuşmayacak mısınız?"

Kafamı sağa sola salladım. "Bak tatlım sana onda onluk bir program yazsam ama sen buraya karşı ısınamadığından hiçbirini düzgün uygulayamasan hem benim programım hem de senin zamanın ve paran çöp olmaz mı?"

Firuze kaşlarını kaldırıp söylediklerimi sevdiğine dair bir ses çıkardı.

"Yaklaşımını ve söylediklerii sevdim Berna. Bu arada direkt isminle seslendim sorun yok değil mi?"

"Ne sorunu hayatım keyfine bak. Ben o kasıntı spor hocaları gibi değilim."

Bunun üzerine bir kahkaha attı. "Kesinlikle değilsin. O vakit?"

"O vakit" sağ tarafı gösterdim "buradan başlayalım."

"Hay hay Berna hocam."

"Bu arada spora gelme amacın nedir?"

Firuze etrafı incelerken beni de cevapladı. "Sağlıklı olmaya karar verdim diyelim. Bilmiyorum belki sadece bir heves ama kısa süreliğine de olsa başlamak istedim."

"Cesur ol lütfen. Başlayınca bırakarak emeklerine ihanet edemezsin."

"Haklısın. İşte burada iş sana düşüyor Berna hocam. Bana vazgeçemeyeceğim bir program yazalım."

Oyuncu bir sesle cevap verdim."O işi bize bırakın Firuze Hanım."

Ağırlıklarına göre aşağıdan yukarı doğru dizilmiş ağırlıkları göstererek "Bunlar bizim ağırlıklarımız" diyerek onu bilgilendirdim. Çünkü Firuze kocaman ağırlıkları göremiyordu, cahildi ben açıklamak zorundaydım!

Biraz daha ilerledikten sonra koşu bantlarının bulunduğu kısımlara geldik. Firuze burada biraz oyalandı. On beş dakikalık kısa turun ardından biraz daha rahat davranmaya başlamıştı.

"Ee nasıl buldun?"

Kafasını etraftan çekip bana döndü yüzünü.

"Programı ne zaman yazıyoruz?"

Yüzümde kendimden emin bir gülümseme oluştu.

+1 müşteri.

"Hemen."

..........................

"Paramı istiyoruuuumm. Paraaa paraa paraaaa. Para mı ver benim kardeşim. Para para para. Parra da para para. Varlığı bir derttt yokluğu yaraaaaaöğğğğğ-"

Ağzımın içine bir kaç adet iki yüzlük sıkıştırıldı.

"Yeter ki sus."

Oruspik Temir.

Ağzımın içinden öğürerek çıkardığım paraları gurursuzca saydım. Ağlamayı odama gidince yapacaktım çünkü.

800

1000

1200

Allah bereket versin abim.

Allah daha çok versin abim.

Allah sana versin sen bana ver abimmmm

En sevdiğim abim

Tek abimmmmm

"Eyvallah reis yalnız ağzıma sokmasaydın iyiydi. Mâlum mikrop var dokundun hep."

Abim bana öyle bir ters bakış attı ki olduğum yere sindim. Şaka... ben de bu kudurukluk varken rahat durur muyum hiç?

"Ver lan parayı."

Uzattığı eline baktım. Avucu kafamın genişliğindeydi hayvanın. Ağzımda biriktirdiğim tükürüğü avucuna emanet edip hiç beklemeden eve doğru koşmaya başladım. Boz ayı da arkamdan koşturmaya başladı. Aç kalınca doğal alanlarını terk edip şehire inmeleri her zaman kalbimin bir tarafında yara olarak kalacaktı :,(

"Berna o tükürüğünü yedireceğim kızım sana. Sen çok olmaya başladın artık. Seni bir döveyim de hatırla kim olduğumu. GEL BURAYA."

Tükürük fazla mı kaçmıştı arkadaşlar?

"Özür dilerim abi. Köpeğin olayım kovalama. KORKUYORUMMMM!"

Etrafta olup bize gülen insanlar Efsun mahallesinin fertleriydi ve yazıklar olsun... İnsan kol kanat gererdi. Burada mağdur bir kız var heyyy?

"Temiiiir ne kovalıyosun kızcağazı yine?"

Ya işte adam görün adam. Fetttttttaaaahhhh amca Allahına kurban be. Yine sorsana. Temir o ayı gücünden hiç falso vermeden cevapladı biricik oralet kralımı.

"Hak ediyor Fettah amca. İyi bir dayak lazım buna."

71'lik mankenim elinde ki baston ile beraber minik adımlarla protesto yapsa da bu kısa sürdü. Olsun belki kelebek etkisi ile bir gün bir şeyler başarabilirdi. Artık iyice yorulunca abimin beni yakalayıp dövmesine izin verdim. Hakkını vermeliyim o kadar sporunun hakkını verdi annemin oğlu.

"Ne gerek vardı o kadar koşup beni yormana?"

Çok haklısın abi.

"E kovalamasaydın sen de???"

"Acaba niye kovaladım Berna?"

Anlamamazlığa vermek fav aktivitemdir biliyor muydunuz? Tabi ilk sırayı milleti ısırıp iltihap kapmalarına sebep olan dişlerime veriyorum. Üzgünüm Melih...

"Boşver abi gel sana bir şeyler ısmarlayayım barışalım. He?"

Abim yerden kalkıp elini uzattı. Ona tutunarak kendimi çekip kaldırdım.

"Sen? bana?"

Kafamı salladım.

"Ben. Sana."

Dudaklarını büzdü.

"E iyi madem ısmarla bakalım."

Peşinden giderken cümleme ek yaptım. Nasıl ki dua da ayrıntı çok önemliydi Temire de bir şey ısmarlayacaksanız sınır çizmek o kadar önemliydi.

"Ama A101'den."

Biliyordum dercesine baktı.

"Cimri."

İnanamayan bir ifade ile önünde durdum.

"Restoranta götürsem o masadan kalkamam hayvan. Esraaşkıma acıyorumi. Seni nasıl doyuracak? Gerçi var bir fikr-ah"

"Salak salak konuşma."

Hince gülümsedim ve masumca ekledim.

"Ne dedim sanki abiciğim. Karnabahar yapar doyarsın diyecektim hani en sevdiğin yemek o ya."

Abim "Ya ya. Yemezler."

"Hep üzerime oynanıyor. Ayıp!"

"Çok konuşma hadi markete."

İçeri girinci artık yüzüne aşina olduğum otuz üçlük ve kendisinden küçük mahalle delikanlılarına aşık olan ablayı gördüm.

"Kolay gelsin abla."

Çiğnediği sakızı cak cak yapmasına ayrı abimi kesmesine ayrı sinir olmuştum. Gavat mıyım la ben?

Abimi ittirip görüş hizasından çıkardım. Esra rahat uyu bacın sahada görevde.

"Sağol Bernacığım. Nasılsın?"

Ne yapıcan hayırdır aşık mısın?

Aynı onun gibi yalancı bir samimiyetle cevap verdim.

"İyi abla ne olsun. Neyse abim gitti hadi bana müsaade."

"Kasa arkası ürü-"

Almıycam kardeşim. Kasa arkası ürün istemiyorum. Yazın çalışma tecrübelerim arasında söylemek isterim ki kasa arkası ürünler mesela üç yüz liraysa ve iki yüz liraya düştüğü, tükenmek üzere olduğu söyleniyorsa yalan arkadaşlar. O ürün zaten ya iki yüz lira ya da iki yüz on lira. Gelecek bir iki ay gözlemleyin alarsınız. Bu da benden bi kasiyer tavsiyesi ayıktırayım -_-

...................

"Süleyman sen tam bi oro- neyse Ayşe ablayı işin içine karıştırmayayım. Direkt şahsına küfredicem. Sen tam bir şerefsizsin. 05 he Süleyman. Kavanoz gözlüklü Angaralı şerefsiz Süleyman. Seni doğuran ana da desin ki ben taş doğurmuşum taş."

Ben ağıt yakıp kendimi yerlerde paralarken bu çabalarım sürtük Süleymanın hiç umrunda olmamıştı. Berna kim ki zaten? Kalkıp valorant oynadığı bilgisayarın fişini çektim. Ekran aniden siyahlara bürününce ilk bi ekrana sessizce bakakaldı. Ben elimdeki fişi usulca yere bırakıp yol alacağım sıra kapı tıklatıldı. Kim di benim kurtarıcı beyaz atlı prensim?

İçeri Süleyman'ın babası Muhammet amca girdi.

"Berna kızım hoş geldin."

En tatlı kız modumla adeta eriyerek ona baktım. Prensimmm.

"Hoş buldum Muhammet amcacığım. Seni görünce çok daha hoş oldu bilesinn."

Muhammet amca hiç aldanmayarak güldü ve Süleyman ile beni göz hizasına alarak konuştu.

"Karım sofrayı hazırlamış sizi çağırıyor. Hadi inin aşağı bağırır birazdan."

Beni Süleyman'ın gazabından kurtaracak herşeye okeyim şuan Muhammet amca. Arkama bile bakmadan Muhammet amcayı sollayarak merdivenlerden aşağı indim. Hiçbirşey yapmamış gibi.

Buruşuk Süleyman da homurdanarak aşağı iniyordu. Masanın başında ellerini çırpan Ayşe ablanın en güzel çocuğu olan Elayı kucağıma alıp öpmeye başladım. Kim doğurdu bunuuu.

Ayşe abla beni de doğurur musun? Yoksa çok mu geç?

Elayı masada ki yerine geri bırakıp hemen ellerimi yıkamaya koştum mâlum şahıs girseydi iki saat çıkmazdı zaten. Mutfağa girip yalandan iş yapıyormuş gibi gözükmeye çalıştım. Çatalları ve kaşıkları taşımak beni epeyce yormuştu. Gücümü toplamak için yemek yemem lazımdı. Muhammet amcanın ve Ayşe ablanın oturması ile bizde oturduk. Büyükler oturmadan masaya oturulmazdı.

"Ayşe abla ben sadece pilav ve köfte alabilir miyim?"

Ayşe abla çorba doldurmayı bırakarak bana döndü.

"E tarhana vereyim yavrum mis gibi. Doymazsın ki pilav köfteylen."

Tarhananın kokusunu bile sevmezdim ki ben. Başımla reddettim.

"Yok Ayş-"

"Berna tarhanayı çok seviyor ama bize kalmaz diye yemiyor anne. Ben huyunu bilirim onun."

Süleymaaaaan. Başın altında kalsın götün çıksın Süleyman. Gözlüğünün derecesi 12 olsun Süleyman.

Yok ol Süleyman.

Muhammet amca kınayarak bana baktı."Berna olur mu öyle kızım." olurdu valla. Ardından eşine döndü.

"Hanım koy sen koy. Aç kalmasın çocuklar."

Koyma Ayşe abla. Koyma bana...

Nefesimi tutsam takribi kaç dakika da bayılırdım? El mecbur çenem titreye titreye yedim ben o yemeği. Ayşe abla sağolsun çorbayı kasenin ağzına kadar doldurmuştu pilav ve köfte o gün benim aklımda kalmıştı.

Yiyememiştim...

.

.

.

.

....................................

 

 

Bölüm : 04.02.2026 15:48 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...