35. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 33.bölüm kulalar ve sırlar

33.bölüm kulalar ve sırlar

Slytherin queen
slytherinqueen

koştuğumu hissediyordum.

Ama ayaklarım yere basmıyordu...

 

Ardı sıra gelen adımlar vardı.

Kime ait olduğunu bilmiyordum.

 

Sadece... çok yakındılar.

Kapıyı buldum.

 

Kapı kilitliydi.

Açamaya çalıştım ama açamadım yüreğim patlayacak gibiydi

 

Arkamdan bir ses geldi.

Tanıdık mıydı, emin değildi..

 

Bir el koluna değdi.

Hafifti.

Ama benim içim buz kesti.

 

"Dur," demek istedim.

Sesi. çıkmadı.

Göğsüm sıkıştı.

Nefesi. yarım kaldı.

 

Sonra bir itiş oldu.

Dengem bozuldu.

Yere düşmedim.

Ama ayakta da değildim.

Bir şey kırıldı.

Cam mıydı, kemik mi, bilmiyordum.

Sadece şunu biliyordum

Geri dönüş yoktu.

 

Ve ardından bedenimden elektirik geçmiş gibi oldu ve büyük bir çığlık attım ve boğazım çok acıdığını hissettim

 

Yataktan hızla fırladım

Nefes nefeseydim hatta nefes alamıyordum ter içindeydim ve alevlerin ortasındaymış gibi yanıyordum sanki

 

Dracoda benimle beraber sıçradı ve telaşla oda nefes nefeseydi

 

" Afet ! Afet iyimisin?"

 

Nefes çekiyordum ama nefes çiğerlerime ulaşmıyordu sanki

 

"N-nefes alamıyorum.!"

 

"Afet afet kendine gel geçti sadece kabustu.! "

 

Nefes almaya çalışırken cevap veremedim

 

Yüzümü okşayıp elimi tuttu

Onun sakinleştireci tavrı sayesinde rahatlamış nefes alamaya başlamıştım...

 

efesim yavaş yavaş düzene girdi.

Göğsüm hâlâ sıkışıktı ama artık boğuluyormuş gibi hissetmiyordum.

 

Draco hâlâ çok yakındaydı.

Bir eli sırtımdaydı, diğeri hâlâ elimde.

 

"Geçti mi?" diye sordu bu kez daha yumuşak.

Başımı hafifçe salladım.

 

"Evet... sanırım."

Ama sesim kendime bile inandırıcı gelmedi.

Draco gözlerimin içine baktı.

O bakış...

Sadece merak değil.

Kontrol etmeye çalışan bir endişe.

 

"Ne gördün?" dedi.

 

Soruyu sormadan önce kısa bir duraksama vardı.

Sanki cevabın ne olabileceğini sezmiş gibi.

 

Yorganı biraz daha üzerime çektim. Saçlarımı düzelttim derin bir nefes verdim

 

"Koşuyordum," dedim.

 

"Bir kapı vardı. Açılmıyordu."

 

Detay vermemeye dikkat ediyordum.

Ama Draco bunu fark etti.

Fark etmesindem ödüm koparken fark etmişti

 

"Sonra?" dedi, sesi hâlâ sakindi ama artık daha dikkatliydi.

Omuz silktim.

 

"Sonrası... karışık."

Bir süre konuşmadık.

O sessizlikte Draco'nun parmakları sırtımda küçük daireler çiziyordu.

Beni sakinleştirmek için yaptığı o refleks hareket.

Sonra çok sakin bir tonla konuştu.

"Bu kabus," dedi,

"ilk defa olmuyor, değil mi?"

O an kalbim bir anlığına hızlandı.

Ama yüzüme yansıtmadım.

 

"Bilmiyorum," dedim.

 

"Belki yorgunluktandır."

Draco başını çok hafif yana eğdi.

Bu, onun şüphelendiği ama bastırdığı anlardan biriydi.

 

"Yorgunluk," diye tekrarladı. "Evet... olabilir."

 

Ama gözleri bunu tam kabul etmiyordu.

Bir süre sonra derin bir nefes aldı.

 

"Afet," dedi.

 

"Sana bir şey soracağım."

Bakışlarım istemsizce ona döndü.

 

"Beni korkutacak bir cevapsa," dedim,

 

"şimdi sorma."

 

Gülümsedi. Ama o gülümseme çabuktu, gerçek değildi.

 

"Daha önce,sordum aslında" dedi yavaşça,

 

"benden sakladığın bişeymi var?"

O an odanın içi soğudu sanki.

Sorunun yankısı hâlâ kulağımdaydı.

 

Aklım istemsizce başka bir ana kaydı-

 

kan, bağırış, bir şeyin geri dönülmez şekilde kırıldığı o ana.

Ama dudaklarım kıpırdamadı.

Cevap vermedim.

 

Draco bunu fark etti.

Israr etmedi.

Ama eli elimde biraz daha sıkıldı.

 

"Tamam," dedi sonunda

 

. "Cevap vermek zorunda değilsin."

Sonra ekledi, sesi daha alçaktı:

 

"Ama bilmeni istiyorum...

seni korkutan şey her neyse,

tek başına taşımak zorunda değilsin."

 

Gözlerimi kapattım.

İçimde bir yer

-çok eski, çok karanlık bir yer-

kıpırdadı.

Bu kabus bir işaretti.

Ve ben bunu biliyordum.

 

"Afetim " dedi tekrardan yumuşakça yüzüme eğilerek

 

"Efendim" dedim yutkunarak

 

"Yorgunluktan bir kabus gördün ve bir kapı vardı açılmıyordu bu yüzden mi bu durumdasın?"

 

"Herhalde başka bişey vardı ama çok bulanık ve hatırlamıyorum"

Derin bir nefes verdi

 

Biraz hüzün biraz bıkkınlık karışımı

 

Baş ucundaki sürahiye eğildi ve su kattı

 

Ve bana uzattı

 

"Al iç bakalım"

 

"Teşekkür ederim" dedim suyu içmeden hemen önce ve suyu içerken

 

"Etme istemen yeterli" dedi

 

Bardağı ağzımdan uzaklaştırırken gülümsedim

 

Oda bana gülümsedi bardağı aldı geri yerine koydu ve bana gülümsedi

 

Ve ardın bana geri döndüğünde

Bana sakince yumuşak bir şekilde sarıldı beni bağrına bastı

Bende ona sarıldım kafamı göğüsüne yasladım

 

"İyiki varsın..." Güldüğünü duydum saçlarımın arasına bir öpücük bıraktı

 

"Sende iyiki varsın afetim "

Birkaç saniye sonra

 

"Saat kaç?" diye sordum baş ucumuzdaki saatte baktı

 

"Altıyı geçiyor"

 

"Anladım"

 

"Uyuyacakmısın?"

 

"Hayır ya sen?"

 

"Hayır uykumu kaldı canım"

 

"Özür dilerim uykumu böldüm..."

 

"Hayır! O manada demedim bebeğim, " merakla baktım ona

 

"Sen bana böyle sarılıp tatlılık yapmışken uykummu gelir benim?"

 

Güldüm

 

"İyi peki" dedim gözlerimi kırparak dudağıma ufak bir öpücük bıraktı

 

" Günaydın" dedi gülerek

 

"Günaydın" dedim bende gülerek

 

" Hadi elini yüzünü yıka kendine gel kahve içelim ve güne başlayalım ha?"

 

"Olur tamam peki"dedim ve yataktan kalktım

 

Tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçaladım

 

Benden sonra draco girdi Ben bayodayken kahveyi koymuştu balkonun kapısını açıp gerneştim ve yatağımızı topladım

 

Ardından gözüm dışarı daldı

Ve atlattığımı düşündüğüm bazı şeyleri tekrardan gözümün önüne geldi

 

Kalbim hızlandı o anıya gidince

Ardından omzunda bir el hissettim ve sıçradım

 

"Korkma benim afetim" dedi draco

 

"Ay dalmışım "

 

"Kusura bakma "

 

"Önemli değil "

 

"Kahveyi içelimmi?"

 

"Evet nerde içelim?"

 

"Sen nerede istiyorsan" dedi yüzüme eğilerek sırıttım

 

"Hep tam on ikiden vuruyorsun!"

 

"Biliyorum bebeğim ben draco elserin valerion hep tam on ikiden vururum"

 

"Çok bilmiş!, neyse gel balkonda içelim"

 

"Tamam ozaman" dedi ve ikimize kahve kattı ben kendiminkini aldım ve ikimiz balkona oturduk ve başımı draco'nun omzuna yasladım ve dışarı bakarak kahvemizi içtik hava daha aydınlanmamıştı

 

"Bu gün sporamı gitsek?" Dedi

 

"Çok iyi olur" dedim

 

"Sporu severim" diye devam ettirdim

 

"İyi ozaman"

 

Dedi ve hoş sohbetlerle kahvemizi içtik onunla herşeyi saatlerce konuşabilirsin bir keresinde küfürlerin kullanımı hakkında saatlerce sohbet etmiştik ve aynı kafadandık insanlar zıt kutuplar birbirine çekerler bu doğrudur draco ile benim zıt olduğunuz konular oluyordu

 

Ama temelde aynı şeyleri severdik işimizi sporu çalışmayı kitap okumayı resimleri sanatı edebiyatı matametiği problem çözmeyi silahları

 

Biz başta bu dünyada kendimizi yapayalnız sanan insanlardık

Sonra birbirimizi Bulduk ve yalnız olmadığımızı anladık

 

Onunla her şey mükemmeldi.

Ama bu kusursuzluğun altında, yanlış giden bir şeyler vardı.

İçimde durmaksızın çalan bir alarm gibi...

Kalbim, beynim ve ruhum aynı anda tek bir şey söylüyordu:

Hazır ol.

Ben de her zamanki gibi, ne gelirse gelsin karşılamaya hazırdım.

 

Kahvemiz bittiğinde içeri geçtik Spor kıyafet kiyindik saçımı toplayıp odadan çıktık herzmanki gibi el ele tutuşuo yürüyorduk

 

Bu saatler koridorlar çok sessiz ve sakin oluyordu

 

Spor salonuna gittik ve bu sefer ikimir birlikte Spor yaptık aynı programda

 

Enerjimiz yüksekti ve atmamamız gereken stres ve öfke vardı

 

Beraber yoğun bir tüm vücud antrenmanı yapmaya başlamıştık

 

Arada gözlerim draco'nun müthiş kaslarına kayıyordu

Zaten iri biriydi Spor yaparken doğal olarak kasları daha şisiyor ve baştan çıkarıcı görünüyordu

 

Bu harika bir manzardı

 

E bende afettin tabi benimde kaslarım belirginleşiyor su ve harika kaslarım vardı tabi

 

İçimdeki hırsı stresi boks torbasına boşaltıyordum

 

Boks torbasını yumrukluyordum tekmeler atıyordum dracoda yanımdaki boks torbasında çalışıyordu

 

Kulagımda kualaklık deli gibi hırsla antrenman yapıyordum

 

Draco, torbasını yumruklarken bir an durdu ben fark ettim ama fark etmedim algılayamadım sanki

 

ve draco yanağımdan teri silmek için hafifçe elini bana uzattı.

 

Refleks olarak geri sıçradım ve yumruk hareketiyle tepki verdim, neredeyse kendi kendime bile şaşırdım.

 

"Afet!" dedi Draco, sesi endişeli ama gülümseyerek.

Hızla durdum, nefesimi toparlamaya çalıştım. Kulaklıkları durdurdum

 

"Üzgünüm... fark etmedim," dedim, gözlerim hala hızlıca hareket ediyordu.

Draco yanına geldi, elini omzuma koydu.

 

"İyimisin? Seni korkutmak istemedim," dedi yumuşak bir tonla.

 

"İyiyim... sadece refleks oldu," dedim ve gülümsedim.

 

Derin bir nefes aldım, hırsımın ve stresimin hala biraz içimde olduğunu hissettim.

 

Bu hırs ve öfke bazen iyi gelirken bazen yoruyordu ama bu duygular benim yakıtımdı

Bu zamana kadar ne başardıysam tek başıma

Bunu hırsama öfkeme borçluydum

 

Kullanmasını bilene öfke harika bir enerjidir tabi doğru yere harcarsanız

 

"Tamam... yeter bu kadar spor," dedi Draco, hafifçe omuz silkti.

 

"Evet, bence de," dedim gülerek.

 

"Zaten bir saat olmuş hatta geçmiş ben acıktım sen?"

 

"Ay evet çok fena "

 

"Kahvaltıyı bizimkilerle yaparız herhalde "

 

"Evet kaç gündür hem görüşmedik hemde doğru düzgün konuşmadık "

 

"İyi tamam gidelim ozaman "

 

"Evet gidelim"

 

Hızla üstlerimizi değiştirip spor salonundan çıktık, koridor sessizdi. Dersler onda başlayınca bu saatte uyanmıyorlardı

 

Odamıza gittik dışarıdan gelen sabah ışığı odanın içine süzülüyordu. Hızla terli kıyafetleri çıkarıp kirliye attık ve üstümüzü giyindik

 

Ve ben siyah pantolon siyah bot siyah kalın gömlek içinde bişey giyindim

 

Dracoda siyah pantolonun üstüne siyah gömlek üstüne fermuarlı kazak giyindi

Siyah botunu ve kabanını aldı üstüne

 

"Hazırmısın?"

 

"Evet , ama kirlileri iki dakka makineye atıp öyle çıkalım"

 

"Tamam doğru " dedi draco ve ben kirli septindeki birlikte gidebilicek kıyafetleri makineye atıp çalıştırdım burası kücük bir ev gibiydi dolayısıyal her işimizi kendimiz görüyorduk

 

Valserin Aevara diğer okullardan farklıydı burda herkes ayrı eve çıkmış gibiydi herkesin kendi banyosu çamaşır makinesi kendi küçük mutfağı banyosu vardı ve okuldan ayrılana kadar bir terslik olmazsa hep aynı odada kalırdınız

 

Yani on sene yaşayacağınız küçük bir eviniz oluyordu

 

"Tamam hadi gidelim!"

 

"Tamam ozaman" dedi draco ve elini tutmam için uzattı

 

Elini tutup gülümsedim

 

" Sen benim elimi tutmadan yüryemezmisin?"

 

"Evet yürüyemem.! Bir sorunmu var afet hanım?"

 

"Hayır yok aksine çok güzel bana kalsa ellerimiz yapıştırıcı ile yapıştırırım" güldü bende güldüm

 

" Tamam ama ozaman duşa bile beraber giririz " dedi draco ona vurdum

 

" Salak!"

 

" Ne yalanmı ? Hatta yuvalet-"

 

"Ya tamam sus pislikleşme!"

 

"Tamam tamam kızma gidelim hadi "

 

"Gidelim" dedim sonra birlikte kahvaltıya indik,

 

ve bizimkilerim oturduğu masayı hepsi ze gülerek selam verdi günaydınlaştık

ve masaya geçtik

 

"ay nebersiniz üç günde özledik sizi!" dedi hemira

 

"evet ya bir tuhaf olduk!" dedi elaris

 

"ya sizileri seviyorum!" dedim gülerek

 

"bizde seni aşkım !" dedi lunaria

 

"hop hop ne oluypr benim aşkım o!" herkes güldüğünde

 

"senden önce biz vardık draco bey!"

 

"olabilir ama o benim aşkım

Aşkımı bu kadar çok sahipleniyorsanız size bişey soracağım lezbiyenmisiniz arkadaş erkekler yetmiyor birde kızlardanmı kıskanalım!"

 

"tamam be sus !" dedi hemira ve sohbet etmeye etmeye başladık valerion toplantısını falan anlattık

 

" Ohoooo kurtlar sofrası" dedi heylen

 

" Evet ay sürekli birbirlerine laf sokarlar kesin!" Dedi rowen

 

"Evet hele kadınların girdiği o savaş aboo" dedi gareth

 

" Ay aynen ay Maria o draco'nun kuzenin sevgilisin suratı hayal bile edemiyorum " dedi elaris

 

"Ay bi görün bütün gece sahte ahate az bişey gülümseyip sessiz kaldı hamgedi kurulmuş baş koltuğa sanırın dağları o yaratmış yüzünde on kilo makyaj kalıp gibi olmul artık yüz isyan ediyor dudadaklar ondan iki metre ötede gidiyor bir gör bir gör " hepimiz kahkaha attık

 

"afet haklı bak arkadaşım bak makyaja karşı bir inasan değilim tammı hiç bişeye karışmam afet bilir heleki benle alakası olan biri değil banane yani ama herşeyin bir miktarı vardır bir kodu vardır yani fazlalığın bile bir limiti vardır yani artık yüzüne neyi ne kadar sürdüyse yüne maske koymuş gibi "

 

"kötüymüş ama bizene ya" dedi gareth

 

"orası öyle kardeşim dedim ya banane isteyen istediğini yapar isterse daha çok yapsın ama kızdan konu açıldı diye söylüyorum kızın görüşünü anlatıyorum sadece karakterini söylüyorum "

 

"aynen öyle biz kıza kötü bişey demiyoruz sadece bahsediylruz işte al mesela şu katşı tarfta oturan kız kombini çok saçma altına dar kot giyinmiş üstüne crop birde incecik ceket almış yani okulum içi sıcak olmasına ısıtma sistemi olmasına rağmen donuyorum ben nasıl üşümüyorlar anlamıyorum"

hepmiz güldük

 

"aynen ya abicim benim götüm donuyor nasıl üşümüyorlar " dedi fealen

 

"aynen ben nasıl üşümiyorlar anlamıyorum yani sadece üşümemelei garip geliyor"

 

"bencede ya bi tuhaflar neyse " dedi heylen

 

"bencede" dedim ve konu dağıldı farklı şeyler konuşmaya başladık

 

ve kısa süre sonra drese gitmek için kalktık

 

"bak akşamda burdayız istisna istemiyorum" dedi hemira

 

"tamam peki" dedim gülerek

 

"emriniz olur " dedi draco hafif sert hafif alaylı aöa sevecen bir tavırla

 

"yavşak odun herif!" dedi hemira ve gülüşetek sınıfıma gittik 21 yaşında olup hala sınfa gitmek tuhaf geliyordu ama normal bir insan plsaydım yani büyücülük okuluna gitmeseydimde üniversiteye gidecektim aynı şeydi

okulumuz yani valserin Aervera elementler sihir ve güç okulu aslında bizim bildiğimiz gibi ilk okul orda okul lise ve üniversite gibi ayrılırdı aynı şekilde

ilk iki sınıf 11-13 yaş arası birinci düzey öğrenciler olarak ayrılır yani ilk okuldur kurallar farklıdır ders yoğunluğu daha az ve daha düzenlidir magistarların tavırları daha farklı ve anlayışlıdır molaları daha çoktu

sonraki 4 sınıf orta düzey öğrenciler orta düzey büyücüler 13-15 yaş arası ilerledikçe fiziksel büyü yapma daha sıklaşır ilk okul için yani ilk iki sınıfta büyü yapmak yasak denecek kadar azdır ilerdikçe büyü yapmak okulun içinde bile yasaktır ilerledikçe basit büyülerle ve özel öğrenciler için eldiven kulkanma şartıyla yapılmaya başlanırdı

 

ve bizim en sevdiğimiz zamanlardan biri olan lise ileri düzey sonraki dört sene

16 -19 yaşlar dersler çok sıklaşmış ve ağırlaşmıştır magistarlar yani öğretmenler daha serttir okulda artık serbest yaşam başlamıştır istediğiniz zaman söylemek şartı ile isteidğiniz yere gidebilir istediğiniz şeyleri yiyip içebilirsiniz

 

ve üniversite kısmı yüksek düzey 20-21 yaş son iki sınıf yani toplam on bir sınıf

bu kısımda dersler oldukça ağırdır ve son sene bir sınava girilir öğrencin hangi derslerde daha iyi olduğuna bakılır ve hayatında ne istiyır büyücülük dünyasındamı daha aktif olmak istiyor yoksa olmayanların dünyasındamı

iki dünyada yapıla bilcek bir meslek mi istiyor yoksa sadece büyücülük dünyasındamı çalışmak istiyor bu insanların hayatını çok kısıtlayacağı için büyücülük dünyaaında olan herm meslek normal dünyada yapılacak şekilde ayarlanır

 

bunlara öğrenci meslek seçer ve yerleşir ve mevzun oluruz ve okul hayatımız tamami ile biter kişi isterse normal dünyada olan farklı okullara gidip okuyabilir tabi

 

bizde koridorda gurup olarak yürüyorduk derse girdik herkes bir sıraya geçti ve magistar geldi ve ders başladı ve bilin bakalım ders neydi matamatik evet büyücülük okulunda matamatik dersi görüyorduk çünkü magistarlarımızın yada öğretmenlerimizin dediği gibi büyücü olamamız matamatik bilmemiz gerektiğini değiştirmiyordu .

 

Magistar sınıfa girdiğinde ortam anında sessizleşti.

 

Uzun kabanı ardında hafifçe dalgalandı, tahtaya tek bir bakış attı. Ardında Kabanını çıkarıp askıya astı ve bize döndi

 

"Bugün," dedi sakin ama net bir sesle,

 

"element dengesi ve sayısal oranlar üzerine çalışacağız."

 

Tahtaya karmaşık semboller, formüller ve geometrik şekiller çizilmeye başlandı.

Büyü yoktu.

Ama büyünün matematiği vardı.

Kalemim defterde akarken Draco'ya kısa bir bakış attım.

Ciddiydi. Odaklıydı.

 

O matematiği severdi kontrol edilebilen, net olan her şeyi severdi zaten.

 

Magistar anlatırken bir noktada sınıfa döndü...

 

"Unutmayın," dedi,

 

"bir büyünün gücü niyetle değil, dengeyle belirlenir."

 

Bu cümle içimde bir yere dokundu.

Denge...

Benim en zorlandığım şey.

Ve magistarında söylemesi üzerine notlar alındı ders dinlendi

 

Ders bitti.

Sonra bir ders daha.

Bir element teorisi, bir tarih anlatısı, bir uygulama sınıfı...

Zaman, Valserin Aevara'da her zamanki gibi tuhaf akıyordu.

Dört ders göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti.

Ve sonunda...

Öğle arası.

 

Öğle arası geldiğinde herkes yorgun ve molaya ihtiyacı vardı hepimiz dağıldık bizimkiler dinlenmeye gitti ama draco ile benim o lüksün yoktu odamıza gitti şirketlerimiz ile ilgili yapamamız gereken işler vardı

 

İkimiz her zamanki gibi ele ele tutuşarak yürüdük yorgun olduğumuz pek konusmadık ama herzaman olan ve istisnasız görüdüğümüz bir şey vardı fısıltılar fısıltılar hiç durmuyorsu bize bakıp aralarında konuşan insanlar artık alışmıştık bizim için rutindi

 

Odaya girdiğimizde üzerimde hafif bir yorgunluk vardı.

Ceketimi çıkarıp sandalyeye attım, Draco ise pencereyi açtı.

 

"Kahve içelimi?" Dedim

 

"Evet afetim harika olur biraz daha masa başında olmam gerek yapılması gereken şeyler var"

 

"Tamam ozaman benimde "

 

Birlikte kahve hazırladık.

Sessiz ama huzurlu bir an.

Kısa süre sonra biz biraz dinlenirken kahve pişti

Draco fincanını alırken bana baktı.

 

"Bu arada," dedi,.

 

"dükkan işini düşündün mü? Bakmaya başladın mı?"

 

Başımı iki yana salladım.

"Henüz değil. Yani baktım bir kaç tane beğendim ama net değil Ama kafamda birkaç fikir var."

 

"Beraber bakarız," dedi rahatça.

 

"Zaten acelemiz yok."diye devam etti

 

Bir an sustuk.

Kahvemden bir yudum aldım.

Sonra...

İçimden çıkıverdi.

 

"Bu arada..." dedim,

 

"ablamın nişanı var yakında."

Draco kaşlarını kaldırdı.

 

"Eee?"

 

"Yanında olmam gerek," dedim.

Sesimde hafif bir tereddüt vardı.

Draco güldü.

 

Ama öyle alaycı değil-tam Draco'luk, sıcak bir gülüş.

O gülüşü içimi rahatlatıyordu

 

"Dert ettiğin şeye bak," dedi.

 

"Nişan arefesinde Türkiye'deyse gideriz. Düğünde de gideriz. Öncesinde de, sonrasında da." diye devam etti

 

Gözlerim parladı.

 

"Ciddi misin?"

 

"Elbette," dedi omuz silkerek.

 

"Ablanın nişanı ve düğünü tabii ki gidilecek şeyler."

 

İçimde bir şey rahatladı.

Gülümsedim.

 

"İyi ki varsın," dedim sessizce.

 

"Klasik," dedi. "Ama evet, varım." diye devam etti gülerek

 

"Egoist!" Dedim sıratarak

 

"Ne diyebilirim ki? Öyleyim"

 

İkimizde güldük ve ardından ona sarıldım hemen sarılışıma karşılık verdi

 

"Seni seviyorum!" Dedim ona çoskuyla

 

"Bende seni seviyorum afetim!" Dedi oda benim gibi coşkuyla sarılmamız bittiğinde kısa bir sohbetten sonra masaya oturduk ve işlerimizi hallettik ve yarım saat kırk beş dakka sonra kalkktık ve diğer derslerimize gitmmek için odadan çıktık

 

Ve tekrar sınıflar arasında gezdik

Kalan dört ders bir rüya gibi geçti.

Biraz teori, biraz uygulama, bolca not.

Zaman akıp gitti.

Ve akşam oldu saat aksam yediydi hepimiz beraber akşam yemeğe gittik

 

Herkes çok aç olduğundan fazla konuşmadan yemek yedik ve sekiz gibi sohbet edep dinlenmek arkadaşlarımızla vakit geçirmek için ana salonun oturma bölümüne gittik

 

Ana salonun oturma bölümü her zamanki gibi yarı loştu. Büyük pencerelerden içeri süzülen gece ışıkları, yanan kristal lambalarla karışıyor; ortamı hem sıcak hem gizemli bir hale sokuyordu. Geniş koltuklara yayıldık. Günün yorgunluğu sonunda omuzlarımızdan akıp gitmiş gibiydi.

Hemira kendini koltuğa bıraktı.

 

"Bugün resmen ruhumu teslim ettim," dedi dramatik bir şekilde.

 

"Ruhunu mu?" dedi Heylen.

 

"Ben aklımı verdim, hâlâ geri gelmedi."

 

Rowen kahkahasını tutamadı.

 

"Matematik dersinde magistarın gözlerine baktım... adam beni içimden çözdü sandım."

 

"Zaten çözüyor," dedi Elaris ciddiyetle.

 

"O yüzden korkuyorsun."

Gareth koltuğun arkalığına yaslandı.

 

"Ben diyorum ki büyü falan hikâye. Asıl ölümcül olan matematik.".

 

"Büyücülük okulunda matematik görmek travmadır," dedi Fealan.

 

"Bunu kabul edelim."

 

"Oğlum biz oğrencilerin kaderi bu rakamlar edebiyat coğrafya bunlarla illa sürüneceğiz" dedim gülerek

 

Herkes gülerken Draco koltuğun kenarında oturmuş, bir kolunu koltuğun arkasına atmıştı. Ben yanındaydım. Omzum omzuna değiyordu. Farkında olmadan eli elimi buldu. Sıktı. Küçük bir hareketti ama güven vericiydi.

 

Lunaria bize bakıp gülümsedi.

. "Siz ikiniz bugün fazla sessizsiniz."

 

"Yorgunuz," dedim omuz silkerek.

 

"Yorgunluk değil o," dedi Hemira.

 

"Bu başka bir şey."

 

"Ne mesela?" dedim kaşımı kaldırarak.

 

"Birlikte yorulmuş olma hali," dedi ve göz kırptı.

 

Draco hafifçe güldü.

 

"Suç mu?"

 

"Hayır," dedi Hemira.

 

"Ama çok bariz."

 

Draco'nun

 

"yorgunuz" demesinin ve bizimkilerin tatlı imasının ardından kısa bir sessizlik oldu. O sessizlik... rahatsız ediciydi. Kimsenin adını koymadığı ama herkesin düşündüğü şey havada asılıydı.

Hemira koltuğun ucunda doğruldu.

 

"Bu arada..." dedi sesi biraz daha alçalarak.

 

"Kimse konuşmuyor ama... okulda cinayet işlendi."

 

Ana salonun uğultusu sanki bir tık kısıldı. Herkesin yüzü ciddileşti.

 

"Yapma hemira ya!" Dedi heylen

 

" Lanet olsun iki saniyeliğine unutmuştum!"dedi rowen

 

"Kesin sesinizi yükselmeyin insan gibi davranın!" Dedi hemira

 

"Tamam güzelim kızma " dedi cayric hemira ona orta parmak çekti kısa bir itisme oldu sonra durdular konu kan dodndurucuydu

 

"Konuşulmaması daha korkunç," dedi Lunaria.

 

"Üç gün dersler durdu. Üç gün."

 

"On dört yaşında," dedi Elaris

 

. "Sarışın bir kız. Birinci düzey."

Rowen çenesini sıktı.

 

"İlk sınıf. Daha eldiven bile takamayanlar..."

 

"Valserin Aevara'da," dedi Gareth ağır ağır,

 

"okulun içinde."

Bu cümle hepimizin içini üşüttü.

Draco eliyle omzunu okşadı basımı ona yasladım

 

"Ve en kötüsü," dedi Heylen,

 

"başta sizden şüphelenmeleri."

Bir anlık sessizlik oldu. Bakışlar bana ve Draco'ya kaydı. Onlara kısa bir ôzet geçmiştik

 

Omuzlarımı dikleştirdim.

 

"Alışığız," dedim.

 

"İlk değil."

Draco'nun eli koltuğun arkasında yumruğunu sıktı ama sesi sakindi.

 

"Kanıt yoktu. O yüzden soruşturma bitti."

 

"İki gün oldu biteli," dedi Fealan. "Ama kimse rahat değil."

 

"Nasıl olsun?" dedim.

 

"Katil bulunmadı. Sadece siz değilsiniz dediler."

 

Hemira başını salladı.

"Okulda herkes tedirgin. Özellikle küçükler."

 

"Magistarlar da," dedi Elaris.

 

"Bugün matematik dersinde adam resmen sınıfı taradı."

 

"Taradı değil," dedi Rowen.

 

"Okudu."

 

Bir an duraksadım.

 

"Beni asıl geren şu," dedim.

 

"Bu kadar büyük bir şey yaşanmışken herkesin üç gün sonra normale dönmeye çalışması."

 

Draco bana baktı. "Dönemiyorlar," dedi.

 

"Sadece rol yapıyorlar."

 

Lunaria iç çekti.

 

"Ve herkes birini suçlamak istiyor."

 

"En kolayı da biziz," dedi Gareth dürüstçe.

Draco hafifçe gülümsedi ama gözleri gülmüyordu.

 

"Alışığız."

İşte o anda Hemira bana baktı, bakışı değişti.

 

"Zaten onu diyecektim," dedi.

 

"Ne?" dedim.

 

"Bugün siz ikiniz," dedi,

 

"fazla sessizsiniz. Çok bariz."

 

"Abartmayın dedinya yorgunum bakın işler çok yoğun ailevi şeyler okul ve son sene "

 

" Peki canım " dedi hemira

 

Bir süre daha saçma sapan şeylerden konuştuk. Dersler, magistarlar, okulda dönen dedikodular... Ana salonun uğultusu fonda akarken zaman yavaşladı. Saatin kaç olduğunu kimse umursamıyordu.

Bir noktada herkes birer birer esnemeye başladı.

 

"Benim pil yüzde beşe düştü," dedi Heylen.

 

"Aynı," dedi Elaris.

 

"Yarın erken ders var."

Herkes toparlanırken biz de ayağa kalktık. Vedalaştık. Kısa sarılmalar,

 

"yarın görüşürüz"ler...

 

Draco'yla birlikte ana salondan çıktık. Koridor daha sessizdi. Odaya doğru yürürken günün ağırlığı tekrar üstüme çöktü ama bu sefer rahatsız edici değildi.

 

"Biraz daha çalışmamız gerek," dedi Draco sakince.

 

"Biliyorum," dedim.

 

"Ama sonra balkon. Çayla."

Gülümsedi

 

. "Disiplinli plan. Sevdim."

 

"Draco"

 

"Bu ses tonunu biliyorum tedirgin içinde şüpheli afet sesi"

 

"Belkide bir katil ile aynı çatı altındayız şuan korkuyorum bir çocuğu vahşice öldüren bir katil"

 

" Biliyorum ama ben senin hep yanında olacağım tamamı seni hep koruyacağım ve bence tahminimce o katil burda değil"

 

"Nasıl yani?"

 

" Şimdi burda bir öğrenci yapsa her yerde kamera var ve büyülere karşı korumalı kameralar bunu yıkmak nerdeyse imkansız aklına bizim olay geldiğini biliyorum benimde aklımda o var nasıl yaptıklarına dair ama skt de en iyi yazılımcılar bakıyor neyse bunu yapabilecek insan sayısı çok az yani olsa bizim olayla bağlantılı olurdu aynı kişi yapmış olma ihtimali çok yüksek bize bunu söylerlerdi yüzde yüz eminim"

 

"Başka ?"

 

"Yani öğretmen yada öğrenci yapsa polis çoktan anlardı bu dışardan birinin işi okuldan biri yapsa bile başka birini tutup yaptırmışlardır yani bıçağı tutan değildir sadece ama bence öğrenci işi değil bu nefret kim işi bu bir mesaj işi..."

 

"Mesaj ?"

 

"Evet birine mesaj verilmek istenmiş gibi. Ve bence bunun altından çok büyük bişey çıkacak afet bu büyük baş insanların işi "

 

"Anladım aslında ben olaylardan dolayı pek düşünemedim ama evet bence haklısın belkide o kız yalnış zamanda yalnış yerdeydi klasik seneeyo bişey gördü duydu ve susturdular..."

 

"Evet olabilir buda en yüksek ihtimallerden..."

 

Sohbeti bitirdik ve sonunda odamıza gelmiştik Odaya girdik. Kapı kapandığında dünya yine küçüldü. Eşyaları bırakıp Masa başına oturduk. Saatler aktı. Kelimeler, rakamlar, dosyalar...

 

Ve saat gece 11:00 gösteriyordu

Draco beni dürttü

 

"Artık molamı versek ?"

 

"Ah harika olur çok kötüyüm" dedim

 

"Ben birer çay koyayım ha?"

 

"Yaparmısın?"

 

"Tabiki!"

 

"Sen harikasın..."

 

"Biliyorum bebeğim " dedi ve bize çay koymaya gitti beş dakka sonra bardağa attığımız yeşil çayları alıp balkona çıktık

 

Odanın küçük ama şık balkonuna çıktık. Gece serinliği yüzümüze hafifçe vuruyor, Valserin Aevara'nın sessiz koridorlarından uzakta yıldızlar parlıyordu. Masanın üstüne bıraktığımız kahvelerimizin yerine bu sefer bir çay vardı

 

sıcaklığı ellerimize yayılırken içimizi ısıttı.

 

Draco, koltuğa oturup bana bakarken hafifçe gülümsedi.

 

"İyi geldi," dedi.

 

"Biraz sakinleşmek lazım."

 

"Kesinlikle," dedim, çayımı yudumlarken.

 

"Ama hala o kızın olayı aklımda dönüp duruyor."

 

"Biliyorum," dedi Draco.

 

"Ama ne olursa olsun... birlikteyiz, değil mi?"

 

"Sonsuza kadar," dedim, gözlerimizi birbirimize kilitleyerek.

Bir süre sessizlik vardı. Yalnızca uzaktan okulun ışıkları ve gecenin hafif uğultusu vardı. Bu anın dinginliği, günün yorgunluğunu ve tedirginliğini biraz olsun alıyordu.

 

Dudağıma ufak bir öpücük bıraktı eliyle yüzümü okşadı

Anıllarımızı birbirine yasladık burunlarımız birbirninsürtüyor sessizce verdiğimiz nefeslerimiz birbirlerine karışıyorud

 

Sessizce ağzımızı açmadan konuşuyor anlaşıyorduk

 

Tam o sırada draco'nun masanın üstünde duran telefonu titredi.

"Of!" Dedi öfkeyle telfona baktı bende baktım

 

Morgan'dan bir mesajdı: "Maria'ya ve sana ulaşmam gerek, araba kazasıyla ilgili konuşmam lazım. Bilmeni istedim."

 

Draco mesajı gördü ve kaşlarını çattı.

"Tam olarak ne olmuş olabilir?" dedi, sesi ciddi.

 

"Henüz bilmiyorum," dedim. "Ama hemen bakmamız gerek. Adamlar konuşmuştur "

 

Birbirimize baktık, biliyorduk ki hayatımızda güvenlik her zaman ön plandaydı ama mesajın tonu... farklıydı. Üzerimizdeki huzur bir anda yerini tedirginliğe bıraktı.

 

"Tamam," dedi Draco.

 

"Hadi Morgan'ı arayalım. Kim bilir hangi karmaşık işin altından çıkacak bu sefer."

 

"Bilmiyorum"

 

"Eski dostun Alp olabilirmi?"

 

"Bilmiyorum"

 

"Bakalım..." Morganı aradı telefon açıldıgında hapörlerdeydi

 

Klasik merabalaşma konusundan sonra hızla konuyu gecti

 

"Özet olarak adamlar Alp in çetesinden ama görevi Alperen almadık diyorlar bir adam bunlarla iletise gecmiş birinin elçisi olarak adamın değişik bir takma adı varmış yabancı hatırlamıyorlarmış

Adamın bir efendiye hizmet edermiş yani bir elçi sadece o adamı tanımışlar elçinin patronu afetten nefret edermiş ölmesini istermiş o ölsün istememiş ama ölsün istemiş saçma sapan konuşyorlar bı bok anlamıyorumki neyse Alp in adamlarıyız ama o yapmadı diyorlar başkada bişey demiyorlar birinin karısı hamileymiş yalvarıp duruyor oaraya ihtiyacım vardı diye"

 

İkimiz derin bir nefes verdi

 

"O çocukların fotosunu atmıştım bana biliyorum onları iyi çocuklar "

 

"Seni öldürmeye çalıştılar afet ne diyorsun?!"

 

"Biliyorum cesız kalmayacak bu onalara yeter bile. Ve ayrıca silahı tutanda o değildi"

 

" Alp de işin içinde bana sorarsanız am emri veren o mu bişey diyemem "

 

" Evet orası kesin ama önemli olan bu tiyatroda hangi role sahip olduğu?" Dedi draco

 

"Evet sen onları serbest bırak işkence ettiniz zaten dedim ya biliyorum onları muhtaçlık her şeyi yaptırım sevdiğim için bende birinin canını alırdım ama onlar sadece kukla bırakın ailelerine gitsinler onlar zaten ölür ama bizim elimizden olmasın"

 

"Alp in tellefonu varmı sende? Buldunuzmu yani"

 

"Alpin telefonunu ne yapacaksın?" Dedi draco biraz sert

 

"Konusacağ"

 

"Var" dedi Morgan

 

"Ay bana hemen !"

 

"Tamam "

 

Telfonu kısa bir güle güle konusmasından sonra kapattık

 

"Sen onları nasıl bırakırsın afetim?" Dedi draco yumuşak ama şaşkınlık karışımı bir sertlikle

 

"Draco onlar zaten ölecek onları sağ bırakmaz yüksek ihtimalle ve yaptığımız yeter ben masum bebekle kadına veriyorum bunu onalrın suçu yok ve bende yapardım draco..."

 

" Sen nasıl güzel bir insansın..."

 

"Senin gibi" draco derin bir nefes verdi

 

"Onu aramayacağım de"

 

"Arayacağım ve onun bir bulaşmaya davet edeceğim"

 

"Saçmalama afet ! "

 

"Onu tanıyorum ! Ve onunla konuşmam lazım"

 

"Dilerim ben böyle işi !"

 

"Sakin ol!"

 

"Ya afet ! Beni deli ediyosun bazen!"

 

"Sende beni ediyosun bişey diyommu!"

 

"Konumuz bu mu?"

 

"Bak onunla konuşmam lazım!"

 

"Hay be böyle işin "

 

"Draco lütfen!"

 

"Eminmisin?" Dedi bu sefer yumuşaktı.

 

" Evet "

 

"Peki tamam lanet olsun ben yanındayım tamammı ara lanet gelsin ara bana niye soruyorsan sanki!"

 

"Sormadım zaten!"

 

"Bak ya!"

 

"Draco !"

 

"Özür dilerim tamam ara peki ben yanındayım "

 

"Saol..." Telefonumu aldım bana gelen mesajdan Alp numarasını aldım ve arabamaya verdik kısa süre sonra açıldı

 

"Alo?" Dedi Alp draco'nun işareti ile haporlere aldım

 

"Alo kimsiniz?!"

 

"Merhaba Alp" dedim sakin bir şekilde kısa bir süre sessizlik oldu

 

"Maria afet elserin..."

 

"Evet benim..."

 

"Vay vay ne oldu beni niye aradın elinizde tuttuğunuz benim adamlarım ne söyledi merak ettim "

 

"Cıvıklık yapma Alp"

 

" Tamam kızma ablacım"

 

"Pisliğin tekisin !" Alp telefonda derin bir nefes verdi draco ise merakla dinliyordu

 

"Niye ben harika bir insanım gayette!"

 

"Sen beni öldürmeyemi çalıştın Alp ! Yani küsmüş olabiliriz ama birlikte büyüdük sen benim abim gibiydin kardeşim gibiydim beni öldürmeni isteyecek ne yaptım sana ? Nedir bu nefretin!"

 

"Seni ben öldürmeye çalışmadım o adamlar benim adamların olabilir ama onların dediği gibi ben seni öldürmeye çalışmadım!"

 

"Adamların ne dediğini ner biliyorsun?"

 

"Olmayan bişeyi söyleyipde benim nefretimi kazanmazlar çünkü ". Dedi hızlıca Alp hızla ve hiç düşünmeden cevaptan doğru dediğini anladım

 

"Açıkla ozaman"

 

"Mak maria afet dediğim gibi kardeş gibi büyüdük sana hep neder dim ? Dünya ahiret bacımsın dersim değilmi? Biz küssekte birbirimizi öldürmeye çalışmadık ya! Seni neden öldürmek isteyeyim bu bana ne kazandıracak?"

 

"İnandırıcı değilsin"

 

"Tamam inanma ama sana bunu kanıtlarım!"

 

" Nasıl kanıtlyacaksın ki?"

 

"Bir yolunu bulurum unuttunmu afet-i Devran biz sırdaşız beni en iyi sen tanırsın..." Ded ima ile vücüdümdan elektirik geçti sanki

 

Draco'nun kaşları çatıldı

 

"Sus..."

 

"Niye ? Benim yapabileceklerimi en iyi sen bilirsin Maria afet bizim hala sırrımız var unutma bunu asla !"

 

"KES KES KES SESİNİ!" dedim bağırararak bedenim titredi

Draco bana şaşkınca baktı döndü hatta şok oldu

 

" Tamam afet ama kanıtalayacağım sadece bana biraz zaman ver ve unutma ne olursa olsun en zor zamanında yanında ben vardım!" Dedi ve telfonu kapattı

 

sinirler telefonu bağsaya attıp bağırdım ve ayağa kalkıp volta atamaya başladım

Draco önce beni izledi ardında ayağa kalktı karşıma geçti

 

" Ne oluyor afet?"

 

"Ne ne oluyor olanı biliyorsun?"

 

"Sen beni anladın bende seni afet ne oluyor neyin var benden ne saklıyorsun!"

 

"S-senden bişey sallanıyorum!"

 

"BANA YALAN SÖYLEME !" Dedi öfkeyle

 

" BAĞIRMA ! ÇALIŞANIN YOK KARŞINDA!"

 

Derin bir nefes verdi

 

" biliyorum o yüzden soruyorum sana değer verdiğim için! Benden ne saklıyorsun afet!"

 

"Dedim ya hiç bişey !"

 

" Tabi bende malım zaten !

Alp ile aramda ne geçti afet!"

 

"Hiç bişey dedinya bir zamanlar kardeşim gibiydi"

 

"İlişkimizin pozisyonunu sormuyorum aranızda ne geçti diyorum!"

 

"Bende hiç bişey geçmedi diyorum! "

 

"Afet! Sırrınız ne !"

 

"Sırrımız yok saçmalıyor!'

 

"Afet! Bana yalan söyleme! En zor zamanında yanındaydım diyor! O piçin biliotr benim bilmediğim ne var!"

Dedi öfke ile

 

Kinayeli bir şekilde kızarak güldüm

 

"ben seni anladım kıskaçlığın sırasımı şuan !"

 

"Bu konunun kıskançlık ile alakası yok ! Benden ne saklıyorsun sırrınız ne afet bana yalan söyledin diye okadar şey dedikten sonra bana şuan nasıl yalan söylersin!"

 

O öyle söyleyince ayakta duracak gücüm kalmadı gözlerim doldu

Bunu nasıl anlatırdım ben ona ...

 

Draco yüzüme baktı ve ağlamaya başladım kendini tutamadım

 

"Afet...?" Dedi draco endişe ile ben koltuğa bıraktım kendimi ve ağlamam şoddetlenmeye başladı

 

Draco hızlıca yanıma geldi

 

"Afet iyimisin?" Diye sordu bana beni kendine çekip sarıldı

 

Ben ise ağlamaya devam ediyordum ama o sarılınca biraz sakinleşmiştim

 

"Afet ne oldu...? Ne yaşadın sen?

Söylemedim hiç ama.. "

 

"Ama ne?"

 

"Sürekli kabus görüyorsun ama hatırlamıyorsun uykumda hep inliyorsun bazen çok sinirli oluyorsun ellerini yumruk yapıyor bazen uykumda sızlanıyorsun..."

 

Anlık dondum kaldım

 

"Fark etmedim..." Kabus görüyordum ama böyle olduğunu fark etmemiştim

 

" Afetim iyimisin?"

 

"Uyumak istiyorum uyumam lazım dayanamıyorum draco "

 

"Tamam gel " dedi ve ben yağa kalkıcakken beni durdurdu ve beni kucağına aldı beni ona yaslandım beni yatağa götürdü ve yatırdı ve üstümü yorganı çekti ve yanıma uzandı bana sıkıca sarıldı

 

"Afetim ben yanındayım yok bişey özür dilerim"

 

Ağlamam durmuştu

 

"Özür dileme..., ben özür dilerim benim hatamdı" dedim burnumu çekerek

 

"Hayır senin suçun yok" dedi saçlarımı okşayarak

 

"Ama ..."

 

" Evet bilmiyorum ama seni biliyorum afetim..."

 

" İyiki varsın draco", dedim içimi çekrerek ağlamaktan hıçkırık tutmuştu

 

"Shh ağlama tamam geçti" dedi draco beni bağrına basarak ona döndüm sıkıca sarıldım

 

"Şimdi uyu ben yanındayım herşeyi beraber çözeriz "

 

"Draco..."

 

"Zorlama kendini bebeğim uyu kendini rahat bırak"

 

Onun dediğini yaptım onun kollarında her şeyi bırakıp sekinleştim

 

Canım yanıyordu unuttuğumu sandığım aştığımı geride bıraktığımı sandığım karanlık tam ensemdeydi

 

Ve bazı şeylerle yaptığım hata ile yüzleşmem gerekiyordu...

 

Draco beni sessizce teselli ederken uykuya daldım...

 

🌊🔥

 

Bölüm : 25.01.2026 17:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...