38. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 35.bölüm sessiz ittifak

35.bölüm sessiz ittifak

Slytherin queen
slytherinqueen

 

 

 

 

 

 

"Merhaba Alp Aksoy," dedi afet

 

Alp Gözlerini önce Afet'e, sonra Draco'ya çevirdi.

 

"Merhaba Maria Afet Elserin... ve Draco Elserin Valerion. Sizi gördüğüme sevindim."

 

Onlar farkında değildi ama onlar üçlü Silahşörler'den farksızlardı...

 

"sana da merhaba alp aksoy ." dedi draco

 

üçü birbirine bakıp durdu sessizce hepsi farklı duygular içersindeydi

draco ve afet masaya doğru yürüdüklerinde korumalar kapıyı kapattı

 

Kapı kapandığında içerideki hava yer değiştirdi.

Dışarıdaki korumaların ayak sesleri, metal kapının tok kapanışı, uzakta kalan motor gürültüsü… Hepsi bir anda sustu.

Geriye sadece üç kişi kaldı.

 

Ve aralarındaki görünmeyen geçmiş.

Geniş alanın ortasındaki masa, yüksek tavanın altında küçük görünüyordu. Işık yukarıdan gelmiyordu; duvarlara gizlenmiş loş lambalar, mekânı yarı aydınlık bırakıyordu. Gölgeler masanın etrafında toplanmış gibiydi.

Alp ayaktaydı. Draco ve Afet kapının önünde birkaç saniye durdu.

Bu birkaç saniye uzun değildi. Ama üçü de o anın farkındaydı.

Sonra yavaşça yürüdüler.

Sandalyeler gıcırdamadı. Adımlar yankılanmadı. Sanki mekân da sessiz kalmaya karar vermişti.

 

Afet sandalyeye oturduğunda gözleri Alp’ten hiç ayrılmadı. Draco, Afet’in yanındaki sandalyeyi çekti. Oturmadan önce kısa bir bakış attı Alp’e. Bu bakış bir selam değildi. Bir yoklamaydı.

Alp bunu gördü. Karşılık vermedi. Sadece izledi.

Bir süre kimse konuşmadı.

Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Ama sıradandı da değildi.

Üçü de birbirini tanıyordu. Üçü de birbirinin ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordu. Üçü de burada yalan söylenmeyeceğini biliyordu.

Alp ilk konuşan olmadı. Draco da olmadı.

Afet oldu.

Sesi sakin çıktı.

 

“Masumiyetini kanıtlayabileceğini söyledin.”

Bu cümle suçlayıcı değildi. Ama netti.

Alp başını hafifçe salladı.

 

“Söyledim.”

 

Draco’nun bakışları daraldı.

“Ve bunu telefonda konuşamayacağını da.”

 

Alp bu kez Draco’ya baktı.

“Evet.”

 

Kısa bir duraksama oldu. Alp ellerini masanın üzerine koydu. Parmakları birbirine kenetliydi. Ne savunma pozisyonu, ne saldırı. Sadece kontrol.

“Önce şunu bilmenizi istiyorum,” dedi.

Sesi ne yükseldi ne alçaldı.

 

“Ben o araba yarışına kendim girdim. Bunu biliyorsunuz.”

Afet başını salladı. Draco’nun bakışları sabitti.

Alp devam etti:

 

“Ama o adamları ben tutmadım.”

Bu cümle masanın üstüne bırakıldı. Ağırdı. Ama acele edilmedi.

“Ve bunu ispatlayabilirim.”

Sessizlik tekrar geldi.

Bu sefer düşünme sessizliğiydi.

Afet gözlerini kısmadan sordu:

 

“Nasıl?”

 

Alp, cevap vermeden önce ikisine de tek tek baktı.

 

“Çünkü o adamlar, olaydan iki gün önce biriyle görüştü.”

 

Draco’nun çenesi hafif gerildi.

 

“Kimle?”

 

Alp arkasındaki çantayı yavaşça sandalyenin yanından aldı. Masaya koydu. Fermuarı açtı.

“Hiçbirinizin tanımadığı biriyle.”

 

"sen bunu nerden biliyorsun " dedi merakla afet

 

" o yıla o günün iki gün öcesine ait kamera kayıtlarını buldum "

 

" eee yani ne var bu kayıtta ?" dedi draco ve devam etti

 

"ördüğüme inanırım ben "

 

"evet biliyorum o yüzden söylemekten fazlasını yapacağım izleteceğim " dedi alp ve yerden duran çantasına uzandı ve diz üstü bilgisiyarını çıkardı

 

"bu kayıdı size izleteceğim " bilgisiyarı açarken alp nefes verip devam etti

 

"ve ozaman masumiyetimi anlayacaksınız " dedi alp

 

"göreceğiz " dedi draco sakin bir ses tonuyla

 

Alp bilgisayarı masanın ortasına çevirdi.

Ekranın ışığı üç yüzü de aydınlattı.

Loş mekânda tek net şey artık o ekrandı.

Parmakları klavyede birkaç tuşa bastı.

 

“Bu görüntü… olaydan iki gün önceye ait.”

Video başladı.

Görüntü net değildi. Güvenlik kamerası açısı yukarıdan bakıyordu. Tarih ve saat köşede titrek şekilde yanıyordu.

Yer… eski bir sanayi sokağıydı.

Yarısı karanlık.

Yarısı sokak lambasının altında.

İki adam görüntüye girdi.

Afet’in yüzü gerildi.

Draco hafifçe öne eğildi.

Onları tanıyorlardı.

Yarış günü yakalanan adamlardı.

sorguya çektşklerş adamlar

 

Adamlar etrafa bakındılar. Bekliyorlardı.

Bir süre sonra kadraja üçüncü biri girdi.

Bu adamı daha önce hiç görmemişlerdi.

Kapüşonluydu. Yüzü net seçilmiyordu. Ama yürüyüşü sakindi. Acele etmiyordu. Korkmuyor gibiydi.

Adam yanlarına geldi.

Ses kaydı vardı.

Cızırtılı ama anlaşılır.

 

“Parça hazır mı” dedi bekleyenlerden bir adam.

sonradan gelen başını salladı.

 

“Hazır.”

Küçük metal bir kutu uzattı

 

Kapüşonlu adam kutuyu verdi .onlar Açmadı bile. Sadece tartar gibi ellerinde yokladıar.

 

“Fren hattına yerleştirilecek. Fark edilmeyecek.”

 

Afet’in nefesi yavaşladı.

Draco’nun bakışları dondu.

 

Adam konuşmaya devam etti:

“Bu iş temiz olmalı. Kara Kobra hata kabul etmez.”

 

O isim masaya düştü.

Ağır.

Sonra ikinci cümle geldi.

 

“Valocrus Maskurum Pathera adına konuşuyorum.”

 

Bu kez odadaki hava değişti.

Afet gözlerini ekrandan ayırmadı.

Draco’nun çenesi kilitlendi.

Alp konuşmadı.

Video devam ediyordu.

Adamlardan biri sordu:

 

“Peki ya Alp?”

 

Kapüşonlu adam kısa bir kahkaha attı.

 

“Alp mi?”

Durdu.

 

“O sadece yarışa katılacak.”

Bu cümle üçüne de aynı anda çarptı.

 

Adam devam etti:

“Onun adı zaten yeterince şüphe çekecek. Gerisini siz düşünmeyin.”

Sessizlik.

 

Görüntüde para alışverişi oldu. Küçük bir çanta verildi.

Kapüşonlu adam arkasını döndü ve karanlığa doğru yürüdü.

Yüzü hâlâ görünmüyordu.

Video bitti.

Ekran karardı.

Mekânda yine loş ışık kaldı.

Ama artık sessizlik önceki gibi değildi.

Bu sessizlik…

Gerçeği taşıyordu.

 

Kayıt bittiğinde odada birkaç saniye ses olmadı.

Alp bilgisayar ekranını kapatmadı.

 

Sadece ikisine baktı.

“Gördünüz.”

 

Draco’nun sesi sakindi.

“Evet. Gördük.”

 

Afet’in bakışları ekrandaydı hâlâ.

 

“O adamı tanımıyorum.”

Alp başını salladı.

 

“Tanıyamazsın. Kimse tanımıyor.”

 

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Alp yavaşça konuştu:

 

“Kara Kobra’yı biliyorum.”

Draco’nun bakışları keskinleşti.

“Ama son zamanlarda başka bir isim çok geçiyor.”

 

Afet gözlerini Alp’e çevirdi.

“Valocrus Maskurum Pathera.”

Bu isim havaya bırakılmadı.

Masaya düştü.

Draco ve Afet aynı anda tepki verdi.

Gözle görülür bir değişim oldu yüzlerinde.

Alp bunu fark etti.

 

“Siz bu ismi tanıyor musunuz?”

Afet derin bir nefes aldı.

 

“Evet.”

 

"Nasıl bir düşmanınız var lan sizin? Ne biçim sikim sonik bir isim bu?"

 

Afet ve draco kendini tutamadan hafifçe güler gibi oldu

 

Alp böyle bi insandı alaycı en ciddi ortamda bile bir şaka yapacak bir karakteri vardı ama gerektiğinde de okadar ciddi olurduki gözlerine bile bakamazdılar

 

"Bizde ilk kez duyduk Latince " dedi afet

 

"Onu biliyorum maskeli güvercin pather gibi bir anlamı var ben kişi kendini açıklamaya çalışmış"

 

"Gibi gibi " dedi afet

 

" Tamam anlatın bakalım bu adamla ne işiniz var sizin "

 

"Onu bizde bilmiyoruz " dedi draco ve afet en başından beri olanları anlattı

 

Zorlada en son düne geldi

 

" Ve dün sabah dracoyu aradı sesini duyduk ilk defa "

 

"Tamam sonra ?" Dedi Alp ve afet zorlukla olanları anlattı

 

Afet anlatırken draco afetin elini tuttu

 

Alp o an ilk kez alaycı tavrını bıraktı yüzüne bir hüzün oturdu

 

"Bu imkansız ben o gün okulun deposundaki tüm kayıtları hallettim."

 

Draco çenesi gerildi

 

"O video şuan telfonumda duruyor Demek ki" işini düzgün yapmamışsın

 

Alp başını iki yana salladı.

“Hayır,” dedi net bir sesle.

 

“Tam tersine… fazla düzgün yaptım.”

 

Bu cümle ikisini de durdurdu.

Afet kaşlarını çattı.

“Ne demek o?”

Alp bilgisayarı kapatmadı. Sadece sandalyeye yaslandı. Düşünüyordu. Parçaları yerine oturtuyordu.

“Okulun depo katındaki tüm kamera sistemini ben devre dışı bıraktım. Kayıtları sildim. Yedekleri de. Fiziksel diskleri de. O gün oraya ait hiçbir görüntü kalmadı.”

 

Draco’nun sesi sertleşti.

“O zaman o video ne?”

 

Alp bilgisiyarını kaldırdı

 

"Şu videoyu görebilirmiyim?"

Dedi Alp draco gergindi çene kasları gerilmişti hızlıca telfonunda o videoya girip alpe verdin videoyu başlattığında alp çok kötü etkilen afet yere baktı alp yutkundu ama duyguları bir kenera baktı ve dikkatlice izledi gözlerini kısmış bir bulmaca çözer gibi izledi video kısa süre sonra alp konuştu

 

“Bu… kamera kaydı değil.”

Sessizlik.

Afet yavaşça sordu:

 

“Ne demek kamera kaydı değil?”

 

Alp, artık emin konuşuyordu.

 

“O görüntü sabit bir güvenlik kamerasından gelmiyor. Açı sabit değil. Odak sabit değil. Karanlıkta bile netlik var. Bu… taşınabilir bir kayıt. Biri oradaydı.”

 

Draco’nun bakışları değişti

.

“Yani biri o anı çekti diyorsun.”

Alp başını salladı.

“Evet. Ve o biri… sizin, bizim sandığınızdan çok daha yakındı o geceye.”

Bu cümle havada kaldı.

Afet’in kalbi yavaşça hızlandı.

“Yakın… derken?”

Alp bakışlarını Afet’e çevirdi.

“Oraya girebilecek biri. Okulu bilen biri. Kamera sistemini bilen biri. Kayıtların silineceğini bilen biri.”

Draco’nun zihni çalışmaya başlamıştı.

 

“Yani biri, hem sabotajı planladı… hem de sonucu kaydetti.”

 

Alp:

“Ve o video size dün ulaştı.”

Afet’in sesi kısıldı.

“Bizi izliyor…”

Alp başını hafifçe eğdi.

“Hayır. Sizi oynuyor.”

Bu kelime masaya sert düştü.

Draco dişlerini sıktı.

“Bu adam oyun seviyor.”

Alp ilk kez soğuk bir ifadeyle konuştu:

“Bu adam satranç oynuyor.”

Sessizlik tekrar geldi.

alp tekrar konuştu

 

" zor olduğunu biliyorum ama anlamak için bakmak zorundasınız dedi alp draco derin bir nefes vererek afet ise gözleirni kısa süre açıp kapatarak videoya baktı viideo en son karedeydi adam yerde kanlar içinde yatıyor alp ve afetyan yanaydı

 

" şimdi beni dinleyin" dedi alp ve anlatmaya başladı

 

"kare şeklinde bir depo burası okulun altında iki girişi vardı biri benim videonun sonunda benim geldiğim yer anda giriş birde bunun sağ tarfındaki kilitli kapı vardı yasaklıgiriş farklı bir koridorda giriliyordu ama kilitliydi ve bu açı yere yakı ve tam o kapanın ordan çekilmiş arkamızdan sonra bu depoda dört kamera vrdı hepside yukardan çekiyor yani bu dört kamerdan herhangibi birinden olasa afet yüzü bu açıda net görünmesi lazım ama görünmüyor ve kameralar bu kadar yerden konmaz o gece burda biri vardı "

 

"bu kişi kimse çok uzun zamandır sizinle uğraşıyor bu kaydı yıllarca tutmuş belli"

 

"Kim neden bize yıllarca takılı kalsın ki?" Dedi afet

 

“Bu…” dedi.

 

“Bu profesyonel bir psikolojik operasyon.”dedi alp

 

“Farkındayız.” dedi draco

 

Alp başını salladı.

 

“Hayır. Farkında değilsiniz.”

Afet kaşlarını çattı.

 

“Ne demek istiyorsun?”

Alp, telefonu işaret etti.

 

“Bu video size korkutmak için gönderilmemiş.”

 

Sessizlik.

 

“Bu video size mesaj vermek için gönderilmiş.”

 

Draco öne eğildi.

“Ne mesajı?”

 

Alp’in gözleri karardı.

“Ben buradayım. Sizi görüyorum. Ve siz hiçbir şeyi kontrol etmiyorsunuz mesajı.”

Afet’in parmakları masanın kenarını sıktı.

 

Alp devam etti:

 

“Bu adam, Kara Kobra’yı kullanıyor. Sizin geçmişinizi kullanıyor. Okulu kullanıyor. Ve en önemlisi…”

Durdu.

 

“Sizi birbirinize karşı kullanmaya çalışıyor.”

Bu cümle üçüne de dokundu.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Alp net bir sesle konuştu:

 

“Tamam.”

 

Draco ve Afet ona baktı.

Alp’in bakışları artık kararlıydı.

 

“Ben bu işin içindeyim.”

 

“Zaten içindesin.”dedi drack

 

Alp başını salladı.

 

“Hayır. Artık resmi olarak içindeyim.”

 

“Ne demek o?” dedi afet

Alp’in sesi sertleşti.

 

“Valocrus Maskurum Pathera’nın peşine düşüyorum.”

Bu bir söz değildi.

Bir karardı.

 

“Gerekli tüm bağlantıları kullanacağım. Eski örgütüm dahil. Kara Kobra dahil. Yeraltı dahil.”

 

Draco’nun gözleri kısıldı.

“Bunu neden yapıyorsun?”

Alp cevap verdi:

 

“Çünkü bu sadece sizin meseleniz değil artık.”

 

Kısa bir duraksama.

“Bu adam… benim adımı kullanarak sizi öldürmeye çalıştı.”

 

Sessizlik.

 

“Bu kişisel oldu.”

 

Masadaki hava değişti.

Artık üç kişi yoktu.

Aynı tarafta duran üç kişi vardı.

Bir süre sonra Alp sandalyeden kalktı.

 

“Buradan çıktıktan sonra birbirimizle açık hat kuracağız. Ne bulursam size gelecek. Ne bulursanız bana gelecek.”

Draco da ayağa kalktı.

Afet de.

Vedalaşma yoktu.

Ama anlaşma vardı.

Kapıya doğru yürüdüler.

 

Alp son bir kez konuştu:

“Dikkatli olun. Bu adam acele etmiyor.”

 

Draco cevap verdi

 

“Biz de etmeyeceğiz.”

Afet kapıya gelmeden önce durdu.

 

Alp’e baktı.

 

“Teşekkür ederim.”

Alp hafifçe başını eğdi.

 

“Daha etme.” Alp tam bir şekilde afete ve draco döndü

 

"Ben hiç bir zaman senin düşmanın olmadım Maria afet elserin hep dostun olarak kaldım"

 

"Bende senin hiç bir zaman düşmanın olmadım Alp ..."

 

Alpin yüzünde hafif bir tebessüm oldu

 

" Ozaman görüşmek üzere"

 

"Görüşürüz Alp" dedi draco

 

"Görüşürüz Alp" dedi afet ve ayrıldılar kapıya doğru gittiler

 

Kapı açıldığında dışarıdaki ışık içeri sızdı.

 

Loşluk dağıldı ama içlerindeki ağırlık dağılmadı.

Korumalar yerlerinden kıpırdamadı. Sadece yollarını açtılar.

 

Draco kapıdan ilk çıkan oldu. Afet hemen arkasındaydı. İkisi de konuşmadı. Çünkü konuşacak şey çoktu. Ama kelime yoktu.

Arabaya kadar olan mesafe kısa değildi. Ve o kısa mesafe boyunca Afet ilk kez şunu fark etti:

 

Korkmuyordu.

Bu tuhaftı. Bu yeni bir histi.

Arabaya bindiklerinde Draco kontağı çevirmedi. Direksiyona ellerini koydu. Bir süre öylece durdu.

 

Afet camdan dışarı bakıyordu.

Sonra yavaşça konuştu.

 

“Bizim sandığımızdan daha eski bu.”

 

Draco başını salladı.

 

“Evet.”

 

“Biz daha birbirimizi tanımıyorken başlamış bu.”

Bu cümle Draco’nun canını yaktı. Gözle görülür şekilde.

Çünkü bu artık sadece düşmanlık değildi. Bu… Takıntıydı.

Draco kontağı çevirdi.

Araba hareket ettiğinde ikisi de aynı şeyi düşünüyordu:

Bu adam sabırlıydı.

Ve sabırlı düşmanlar… En tehlikelileriydi.

Okula doğru giderlerken Afet yavaşça başını koltuğa yasladı.

Yorgundu. Ama zihni çalışıyordu.

 

“Draco…”

 

“Hmm?”

 

“Bu adam bizi korkutmaya çalışmıyor.”

 

Draco hafifçe baktı.

 

“Bizi hazırlıyor.”

 

Bu cümle arabada asılı kaldı.

Draco’nun gözleri karardı.

 

“Yanlış kişileri hazırlıyor.”

 

Yol uzundu.

Ama ikisi de bunun farkında değildi.

 

Arabanın içi alışılmışın dışında sessizdi. Normalde bu yolda müzik olurdu. Afet camdan dışarı bakarken bir şarkıya eşlik ederdi. Draco dalga geçer, yanlış sözleri bilerek söylerdi.

Bugün radyo kapalıydı.

Sadece motorun sabit uğultusu vardı.

 

Ve düşünceler.

 

Afet başını cama yasladı. Dışarıdaki ağaçlar hızla geride kalıyordu. Ama zihni sabitti. Aynı yerde dönüp duruyordu.

Draco’nun elleri

 

direksiyondaydı. Gözleri yoldaydı. Ama aklı yolda değildi.

Bu yol, normalde onları rahatlatırdı.

 

Bugün ise düşündürüyordu.

Bir süre sonra Afet hafifçe konuştu.

 

“Fark ettin mi?”

 

Draco gözünü yoldan ayırmadan sordu. “Neyi?”

 

“Bu yolda hiç bu kadar sessiz gitmemiştik.”

 

Draco’nun dudak kenarı hafifçe kıpırdadı. Ama gülümseme olmadı.

 

“Evet.”

 

Kısa bir sessizlik daha.

Afet devam etti:

 

“Normalde şu an saçma bir şarkı açmış olurdum.”

 

Draco başını çok hafif salladı.

“Ve sözlerini yanlış söylüyor olurdun.”

 

Afet camdan dışarı bakarken hafifçe gülümsedi.

 

“Ve sen sinir olurdun.”

 

“Evet.”

 

"İngilizceyi çok iyi bilsemde heycanla söylerken arada filim kayıyor işte ..." İkisi hafifçe güldü

Ama çok kısa bir gülüştü

 

Bu kısa konuşma, sessizliğin içindeki küçük bir nefes gibiydi. Ama hemen dağıldı.

Çünkü gerçek hâlâ oradaydı.

Afet yavaşça konuştu:

 

“Bu adam çok uzun zamandır bizi izliyor Draco.”

 

Draco’nun çenesi gerildi.

“Evet. ”

 

“Biz daha birbirimizi tanımıyorken bile…”

 

Bu cümle arabanın içinde ağırlaştı.

 

"Evet deminde söyledin..."

 

"Biliyorum ama sürekli aklımda dönüp duruyor durmaksızın..."

 

Draco bu kez cevap vermedi.

Çünkü bu düşünce… Tehlikeliydi.

Bir süre sonra okulun kuleleri uzaktan görünmeye başladı.

Afet doğruldu. Derin bir nefes aldı.

“Hazır mısın normale dönmeye?”

 

Draco kısa bir bakış attı.

“Normal taklidi yapmaya hazırım.”

 

Afet ve draco'nun hep yaptığı şeydi bu normal değillerdi ama normal taklidi yaparlardı dakikalar saatler geçti ve okula valserin aerveraya artık varmışlardı

 

Okulun bahçe kapısından içeri girdiklerinde hayat kaldığı yerden devam ediyordu.

Bahçede her yerde öğrenciler vardı. Kahkahalar vardı.

 

Koşuşturmalar vardı. Kimse onların yüzüne bakıp biraz önce bir psikolojik savaşın içinden çıktıklarını anlayamazdı.

 

Zaten amaçları da buydu.

Normal görünmek.

Draco arabayı park etti. İkisi de aynı anda emniyet kemerini çözdü. Kısa bir bakıştılar.

Anlaşma gibiydi.

 

Kapıyı açtılar.

Valserin Aevara’nın taş merdivenlerinden yukarı çıktılar. Afet yürürken şunu fark etti: Ayakları otomatik gidiyordu. Zihni hâlâ o depodaydı.

 

Ama herşeye rağmen hep el eleydiler el yürüyorlardı konuşmuyorlardı belki ama onlar bakışlarla sessizliklede konuşuyorlardı

 

Koridora girdiklerinde birkaç öğrenci selam verdi.

 

Afet gülümsedi. Draco başıyla selamladı.

 

Rol başlamıştı.

Odaya girdiklerinde kapı kapandı. Ve ikisi de aynı anda derin nefes verdi.

Afet yatağın kenarına oturdu.

 

“Beş dakika,” dedi.

Draco başını salladı. Kapıya yaslandı. Gözlerini kapadı. Beş dakika boyunca konuşmadılar.

Sadece toparlandılar.

Sonra Draco saatine baktı.

 

“Derse geç kalacağız.”

Afet ayağa kalktı. Yüzünü düzeltti. Saçlarını eliyle geriye attı.

 

“Hazırım.”

Koridora tekrar çıktıklarında artık tamamen öğrenci gibiydiler.

Derslik kapısından içeri girdiklerinde arkadaşları ordaydı başlarını kaldırdılar

 

“Hey! Neredeydiniz sabah?” diye sordu heylen

 

Afet omuz silkti. “dışarda işle ilgili şeyler vardı çocuklar

Hafif bir gülüş oldu.

Draco yerine geçti. Afet de yanına oturdu.

 

"Anladık iş insanlarısınız tabi." Dedi rowen

 

"Maria tatlım hastaymışsın iyimisin ?" Dedi hemira

 

"İyim hemira sadece kırgındım dün çok fazla yataktan kalkacak gücüm yoktu inan bu günde mecbur olmasam gelmezdim"

 

"Ah peki tatlım ozaman bişeye ihtiyacın olursa söyle ama"

 

"Olur canım söylerim " dedi afet ve magistar dersr girdi ve ders başladı

 

Ders anlatılıyordu. Ama ikisi de dinlemiyordu.

 

Afet defterine boş boş bakıyordu. Draco kalemi elinde çeviriyordu.

Aynı şeyi düşünüyorlardı.

 

Valocrus.

 

Dersler bittiğinde arkadaşları yanlarına geldi.

 

“Bu akşam ama salona iniyor muyuz?” dedi newan

 

Afet hafifçe başını salladı.

 

“Ben biraz yorgunum. Odaya geçeceğim.”

 

Draco da ekledi:

 

“Ben de.”

 

Kimse üstelemedi.

Çünkü yorgun görünüyorlardı. Ve bu yalan değildi.

Koridordan odaya doğru yürürlerken konuşmadılar.

Ama herzamanki gibi elleri birbirine sıkca tutuyordu

Bu onların sessiz bir anlaşması gibiydi

 

Kapı kapanınca Afet kabanını sandalyeye bıraktı. Draco pencereye yürüdü.

 

Oda yine sessizdi.

 

Ama bu kez o sessizlik tanıdıktı.

Güvenliydi.

 

Afet yatağa oturdu.

 

“Çok yoruldum Draco.”

 

Draco arkasını dönmeden cevap verdi.

 

“Biliyorum.” ceketini paltosunu çıkardı

 

Afetin yanına oturdu elini sırtına koydu

 

Afet başını draco'nun omzuna koydu

 

" Güvendiğim tek insansın..."

 

Draco afete baktı

 

" Sende benim..."

 

"Beynimin içinde bir yangın var âdeta ama aynı zamanda buz tutmuş gibi..."

 

" Bende dinlen... "

 

"Sen benim yastığım gibisin." Draco tebessüm etti

 

"Yastık mı?"

 

"Evet yastık tek dinlendiğim huzur bulduğum yersin"

 

"Ozaman sende benim yastığımsın"

 

afet zorlada olsa güldü

 

"Afetim açmısım yemek yiyelimmi canım?"

 

"Öylesine bişeyler yiyelim gitsin."

 

"Tamam ne istersin?"

 

" Bilmemki sandiviç olabilir "

 

"Tamam ozaman canım " draco kalktı mutfak bölümüne gitti

Afette yanına gitti beraber yavaşca sandiviç yaptılar ve bardağa çay attılar

 

Bolkona geçip masaya oturdular

Ve yemeye başladılar

 

Yemek yerken telefon çaldı afetin ablası Jessica Ella ve annesi lera lale birlikte arıyorlardı

 

"Kim?"

 

"Annem ve ablam "

 

"Oh tamam aç ozaman istiyorsan tabi"

 

Afet telefon ekranına birkaç saniye baktı.

Derin bir nefes aldı.

Aramayı geri çevirdi.

Telefon daha ilk çalmada açıldı.

 

“AFETTT!”

Ablasının sesi o kadar yüksek ve neşeliydi ki Afet istemsizce gülümsedi.

 

“Abla ya kulaklarım gitti…”

 

“Gitsin! Umrumda değil! Kızım ben nişanlanıyorum!”

 

Afet yatağın kenarına oturdu. Yorgun yüzü ilk defa gerçekten yumuşadı.

 

" Evet biliyorum "

 

"Ama bilmediğin bir hafta sonra olacağı!"

 

"Ne?!" Dedi afet şokla ve ekledi

 

“Bir hafta diyormuşsunuz. Bu ne hız ya?”

 

Araya annesi lera lalenin sesi girdi.

“Ne yapalım kızım, çocuk hızlı davranıyor acele ediyor, biz de dedik madem öyle uzatmayalım.”

 

Afet gözlerini devirdi.

 

“Tabii siz de hiç hayır demediniz.”

Ablası Jessica Ella güldü.

 

“Ben de istemedim zaten yavaş olmasını! Afet, ben çok mutluyum ya.”

 

Bu cümle Afet’i durdurdu.

Sesi yumuşadı.

 

“Belli abla.”

 

“Sen geleceksin değil mi?”

Afet hiç düşünmeden cevap verdi.

 

“Tabii ki geleceğim.”

 

“Bak ‘gelmeye çalışırım’ değil. Geleceğim.”

 

“Abla geleceğim diyorum işte!”

Annesi lera lale araya girdi:

 

“Draco da gelecek mi kızım?”

Afet hafifçe gülümsedi.

 

“Gelecek anne.”

 

Ablası jessica Ella heyecanla atladı:

 

“AYYY çok heycanlı küçük eniştede geliyor !”

Afet güldü.

 

“ e gelecek tabi”

 

“e iyi ozaman anneminde dilinden düşmüyor damadımda damadım”

 

“Anneeee!”

 

Karşıdan kahkaha sesleri geldi.

Afet’in omuzları gevşedi.

Sanki günün ağırlığı yavaşça üzerinden kalkıyordu.

 

Ablası tekrar konuştu:

“Afet… cidden geleceksin değil mi? Ben nişan yüzüğünü takarken seni karşımda görmek istiyorum.”

 

Bu cümle Afet’in kalbine dokundu.

Sesi yumuşadı.

 

“Orada olacağım abla. Söz.”

 

“Bak ağlarım ha.”

 

“Zaten ağlayacaksın.”

 

“Doğru…”

Kısa bir gülüşme oldu.

Annesi tekrar söze girdi:

 

“Ne giysem diye düşünüyorum sabahtan beri.”

Afet refleks gibi cevap verdi:

“Krem rengi elbisen var ya anne, onu giy. Sana çok yakışıyor.”

“Evet ya!” dedi ablası.

“O elbise efsane.”

Annesi gururlu bir ses tonuyla:

“Ben de onu düşünmüştüm zaten.”

 

Afet oturduğu koltuğa biraz daha yaslandı.

 

Bu konuşma… iyi geliyordu.

Gerçekti.

Sıcak.

Normaldi.

 

Ablası tekrar atladı:

“Afet sana nişan için elbise bakmamız lazım!”

 

“Ben bakarım abla.”

 

“Hayır! Birlikte bakacağız. Görüntülü arayacağım seni. Kaçamazsın.”

Afet güldü.

 

“Tamam tamam.”

 

“Ve Draco’ya takım elbise aldır. Şık olsun. Fotoğraflarda kötü çıkmasın çocuk.”

 

Afet kahkaha attı.

“Abla o zaten Doğuştan takım elbiseli gibi geziyor. Hep öyle zaten”

 

“ ay doğru e Daha iyi! Tam nişanlık!”

 

Annesi yumuşak bir sesle sordu:

 

“Sen iyi misin kızım?”

 

Bu soru Afet’i durdurdu.

Gözleri bir an boşluğa baktı.

“İyiyim anne.”

 

Ve bu sefer bu cümle… yarı yalan değildi.

Ablası tekrar konuştu:

 

“Bak Afet… ben çok mutluyum. Senin de bunu görmeni istiyorum. Tamam mı?”

 

Afet başını salladı, sonra fark edip konuştu:

 

“Görüyorum abla.”

 

“Ve sen yanımda olacaksın.”

 

“Olacağım.”

 

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

 

Sonra ablası yumuşak bir sesle:

“Seni özledim.”

 

Afet’in sesi kısıldı.

 

“Ben de.”

 

“Çok geç kalma kızım. Gel birkaç gün önceden.”

 

“Gelirim anne.”

 

“Tamam. O zaman seni bırakıyoruz. Dinlen biraz.”

 

Ablası son kez bağırdı:

“AFET ELBİSE İÇİN HAZIR OL!”

Afet güldü.

 

“Hazırım!”

Telefon kapandı.

Oda tekrar sessizleşti.

Ama bu seferki sessizlik ağır değildi.

Sıcaktı.

Afet telefonu yavaşça masaya bıraktı.

 

" Nişana gidiyorum" dedi afet gülerek

 

"Bende gidiyorum " dedi draco

İkiside güldü

 

"Ablamın evleneceğini hiç düşünmezdim "

 

Draco gülümsedi

 

"Hayat şaşırtıcı "

 

"Evet"

 

" İyi ama ne güzel ablan mutlu"

 

"Evet, draco?"

 

"Hmm?"

 

"Ya bu senin için bir sorun değil mi yani daha yeni döndü ordan"

 

Draco aşk olsun der gibi baktı

 

"O nasıl söz yavrum? Tabikide sorun değil istersen her gün gidelim "

 

Afet güldü iki gündür bu kadar içten gülmemişti bunu görmek dracoyu mutlu etmişti

 

" İyi ozaman sorıyım dedim"

 

"Sor tabi"

 

" Bişey dicen bu arada"

 

"Söyle ablamlara gitmeden dükkanı seçeyim diyorum yarın beğendiklerimize bı bakalımmı?"

 

"Bakalım tabi yavrum gitmeden dükkanı seçelim ki alalım hazırlansın hemen "

 

"Olur tamam birde nişan için bişeer bakmamız lazım sonra düğün hazırlıklarına yavaştan başlamamız lazım"

 

"Hepsini hallederiz yavrum önce yarın dükkana alalım sonra ablamlara gidelim sonra nişan için hazırlık yaparız "

 

"Aynen evet iyi ozaman"

 

"Evet ..."

 

"Yemeğin bittimi?"

 

"Bitti"

 

"Yatalımmı gerçekten çok yorgunum..."

 

" Bende yatalım yavrum"

 

Balkondan kalkıp odaya geçtiler ve pijamalarını giyindiler

Ve yatağa geçtiler

 

" Çok tuhaf bir şey var üstümde "

 

" Nasıl bişey?"

 

" Canım hiç bişey yapmak istemiyorum ama aynı zaman büssürü bişey yapmak istiyorum"

 

"Geçecek yavrum hepsi geçecek "

 

" Yarın..."

 

"Yavrum benim " diye lafını kesti

Draco ve devam etti

 

"Artık iyi yavrum düşünme yorgunsun uyu"

 

"Doğru iyi geceler yıldızım..."

 

"İyi geceler afetim... Seni seviyorum "

 

"Ne kadar ?" Dedi afet

 

" Soykırım çıkaracak kadar afetim "

 

Afet gülümsedi dracoya sıkıca sarıldı dracoda ona sıkıca sarıldı

 

" Bende seni seviyorum draco iyiki varsın"

 

"Sende iyiki varsın afetim..."

İkisi birbirine sarılıp uykuya daldılar herşey geçmemişti ama onalr birbirlerine tutunup herşeyin üstesinde geliceklerdi...

 

"Merhaba Alp Aksoy," dedi afet

 

Alp Gözlerini önce Afet'e, sonra Draco'ya çevirdi.

 

"Merhaba Maria Afet Elserin... ve Draco Elserin Valerion. Sizi gördüğüme sevindim."

 

Onlar farkında değildi ama onlar üçlü Silahşörler'den farksızlardı...

 

"sana da merhaba alp aksoy ." dedi draco

 

üçü birbirine bakıp durdu sessizce hepsi farklı duygular içersindeydi

draco ve afet masaya doğru yürüdüklerinde korumalar kapıyı kapattı

 

Kapı kapandığında içerideki hava yer değiştirdi.

Dışarıdaki korumaların ayak sesleri, metal kapının tok kapanışı, uzakta kalan motor gürültüsü… Hepsi bir anda sustu.

Geriye sadece üç kişi kaldı.

 

Ve aralarındaki görünmeyen geçmiş.

Geniş alanın ortasındaki masa, yüksek tavanın altında küçük görünüyordu. Işık yukarıdan gelmiyordu; duvarlara gizlenmiş loş lambalar, mekânı yarı aydınlık bırakıyordu. Gölgeler masanın etrafında toplanmış gibiydi.

Alp ayaktaydı. Draco ve Afet kapının önünde birkaç saniye durdu.

Bu birkaç saniye uzun değildi. Ama üçü de o anın farkındaydı.

Sonra yavaşça yürüdüler.

Sandalyeler gıcırdamadı. Adımlar yankılanmadı. Sanki mekân da sessiz kalmaya karar vermişti.

 

Afet sandalyeye oturduğunda gözleri Alp’ten hiç ayrılmadı. Draco, Afet’in yanındaki sandalyeyi çekti. Oturmadan önce kısa bir bakış attı Alp’e. Bu bakış bir selam değildi. Bir yoklamaydı.

Alp bunu gördü. Karşılık vermedi. Sadece izledi.

Bir süre kimse konuşmadı.

Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Ama sıradandı da değildi.

Üçü de birbirini tanıyordu. Üçü de birbirinin ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordu. Üçü de burada yalan söylenmeyeceğini biliyordu.

Alp ilk konuşan olmadı. Draco da olmadı.

Afet oldu.

Sesi sakin çıktı.

 

“Masumiyetini kanıtlayabileceğini söyledin.”

Bu cümle suçlayıcı değildi. Ama netti.

Alp başını hafifçe salladı.

 

“Söyledim.”

 

Draco’nun bakışları daraldı.

“Ve bunu telefonda konuşamayacağını da.”

 

Alp bu kez Draco’ya baktı.

“Evet.”

 

Kısa bir duraksama oldu. Alp ellerini masanın üzerine koydu. Parmakları birbirine kenetliydi. Ne savunma pozisyonu, ne saldırı. Sadece kontrol.

“Önce şunu bilmenizi istiyorum,” dedi.

Sesi ne yükseldi ne alçaldı.

 

“Ben o araba yarışına kendim girdim. Bunu biliyorsunuz.”

Afet başını salladı. Draco’nun bakışları sabitti.

Alp devam etti:

 

“Ama o adamları ben tutmadım.”

Bu cümle masanın üstüne bırakıldı. Ağırdı. Ama acele edilmedi.

“Ve bunu ispatlayabilirim.”

Sessizlik tekrar geldi.

Bu sefer düşünme sessizliğiydi.

Afet gözlerini kısmadan sordu:

 

“Nasıl?”

 

Alp, cevap vermeden önce ikisine de tek tek baktı.

 

“Çünkü o adamlar, olaydan iki gün önce biriyle görüştü.”

 

Draco’nun çenesi hafif gerildi.

 

“Kimle?”

 

Alp arkasındaki çantayı yavaşça sandalyenin yanından aldı. Masaya koydu. Fermuarı açtı.

“Hiçbirinizin tanımadığı biriyle.”

 

"sen bunu nerden biliyorsun " dedi merakla afet

 

" o yıla o günün iki gün öcesine ait kamera kayıtlarını buldum "

 

" eee yani ne var bu kayıtta ?" dedi draco ve devam etti

 

"ördüğüme inanırım ben "

 

"evet biliyorum o yüzden söylemekten fazlasını yapacağım izleteceğim " dedi alp ve yerden duran çantasına uzandı ve diz üstü bilgisiyarını çıkardı

 

"bu kayıdı size izleteceğim " bilgisiyarı açarken alp nefes verip devam etti

 

"ve ozaman masumiyetimi anlayacaksınız " dedi alp

 

"göreceğiz " dedi draco sakin bir ses tonuyla

 

Alp bilgisayarı masanın ortasına çevirdi.

Ekranın ışığı üç yüzü de aydınlattı.

Loş mekânda tek net şey artık o ekrandı.

Parmakları klavyede birkaç tuşa bastı.

 

“Bu görüntü… olaydan iki gün önceye ait.”

Video başladı.

Görüntü net değildi. Güvenlik kamerası açısı yukarıdan bakıyordu. Tarih ve saat köşede titrek şekilde yanıyordu.

Yer… eski bir sanayi sokağıydı.

Yarısı karanlık.

Yarısı sokak lambasının altında.

İki adam görüntüye girdi.

Afet’in yüzü gerildi.

Draco hafifçe öne eğildi.

Onları tanıyorlardı.

Yarış günü yakalanan adamlardı.

sorguya çektşklerş adamlar

 

Adamlar etrafa bakındılar. Bekliyorlardı.

Bir süre sonra kadraja üçüncü biri girdi.

Bu adamı daha önce hiç görmemişlerdi.

Kapüşonluydu. Yüzü net seçilmiyordu. Ama yürüyüşü sakindi. Acele etmiyordu. Korkmuyor gibiydi.

Adam yanlarına geldi.

Ses kaydı vardı.

Cızırtılı ama anlaşılır.

 

“Parça hazır mı” dedi bekleyenlerden bir adam.

sonradan gelen başını salladı.

 

“Hazır.”

Küçük metal bir kutu uzattı

 

Kapüşonlu adam kutuyu verdi .onlar Açmadı bile. Sadece tartar gibi ellerinde yokladıar.

 

“Fren hattına yerleştirilecek. Fark edilmeyecek.”

 

Afet’in nefesi yavaşladı.

Draco’nun bakışları dondu.

 

Adam konuşmaya devam etti:

“Bu iş temiz olmalı. Kara Kobra hata kabul etmez.”

 

O isim masaya düştü.

Ağır.

Sonra ikinci cümle geldi.

 

“Valocrus Maskurum Pathera adına konuşuyorum.”

 

Bu kez odadaki hava değişti.

Afet gözlerini ekrandan ayırmadı.

Draco’nun çenesi kilitlendi.

Alp konuşmadı.

Video devam ediyordu.

Adamlardan biri sordu:

 

“Peki ya Alp?”

 

Kapüşonlu adam kısa bir kahkaha attı.

 

“Alp mi?”

Durdu.

 

“O sadece yarışa katılacak.”

Bu cümle üçüne de aynı anda çarptı.

 

Adam devam etti:

“Onun adı zaten yeterince şüphe çekecek. Gerisini siz düşünmeyin.”

Sessizlik.

 

Görüntüde para alışverişi oldu. Küçük bir çanta verildi.

Kapüşonlu adam arkasını döndü ve karanlığa doğru yürüdü.

Yüzü hâlâ görünmüyordu.

Video bitti.

Ekran karardı.

Mekânda yine loş ışık kaldı.

Ama artık sessizlik önceki gibi değildi.

Bu sessizlik…

Gerçeği taşıyordu.

 

Kayıt bittiğinde odada birkaç saniye ses olmadı.

Alp bilgisayar ekranını kapatmadı.

 

Sadece ikisine baktı.

“Gördünüz.”

 

Draco’nun sesi sakindi.

“Evet. Gördük.”

 

Afet’in bakışları ekrandaydı hâlâ.

 

“O adamı tanımıyorum.”

Alp başını salladı.

 

“Tanıyamazsın. Kimse tanımıyor.”

 

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Alp yavaşça konuştu:

 

“Kara Kobra’yı biliyorum.”

Draco’nun bakışları keskinleşti.

“Ama son zamanlarda başka bir isim çok geçiyor.”

 

Afet gözlerini Alp’e çevirdi.

“Valocrus Maskurum Pathera.”

Bu isim havaya bırakılmadı.

Masaya düştü.

Draco ve Afet aynı anda tepki verdi.

Gözle görülür bir değişim oldu yüzlerinde.

Alp bunu fark etti.

 

“Siz bu ismi tanıyor musunuz?”

Afet derin bir nefes aldı.

 

“Evet.”

 

"Nasıl bir düşmanınız var lan sizin? Ne biçim sikim sonik bir isim bu?"

 

Afet ve draco kendini tutamadan hafifçe güler gibi oldu

 

Alp böyle bi insandı alaycı en ciddi ortamda bile bir şaka yapacak bir karakteri vardı ama gerektiğinde de okadar ciddi olurduki gözlerine bile bakamazdılar

 

"Bizde ilk kez duyduk Latince " dedi afet

 

"Onu biliyorum maskeli güvercin pather gibi bir anlamı var ben kişi kendini açıklamaya çalışmış"

 

"Gibi gibi " dedi afet

 

" Tamam anlatın bakalım bu adamla ne işiniz var sizin "

 

"Onu bizde bilmiyoruz " dedi draco ve afet en başından beri olanları anlattı

 

Zorlada en son düne geldi

 

" Ve dün sabah dracoyu aradı sesini duyduk ilk defa "

 

"Tamam sonra ?" Dedi Alp ve afet zorlukla olanları anlattı

 

Afet anlatırken draco afetin elini tuttu

 

Alp o an ilk kez alaycı tavrını bıraktı yüzüne bir hüzün oturdu

 

"Bu imkansız ben o gün okulun deposundaki tüm kayıtları hallettim."

 

Draco çenesi gerildi

 

"O video şuan telfonumda duruyor Demek ki" işini düzgün yapmamışsın

 

Alp başını iki yana salladı.

“Hayır,” dedi net bir sesle.

 

“Tam tersine… fazla düzgün yaptım.”

 

Bu cümle ikisini de durdurdu.

Afet kaşlarını çattı.

“Ne demek o?”

Alp bilgisayarı kapatmadı. Sadece sandalyeye yaslandı. Düşünüyordu. Parçaları yerine oturtuyordu.

“Okulun depo katındaki tüm kamera sistemini ben devre dışı bıraktım. Kayıtları sildim. Yedekleri de. Fiziksel diskleri de. O gün oraya ait hiçbir görüntü kalmadı.”

 

Draco’nun sesi sertleşti.

“O zaman o video ne?”

 

Alp bilgisiyarını kaldırdı

 

"Şu videoyu görebilirmiyim?"

Dedi Alp draco gergindi çene kasları gerilmişti hızlıca telfonunda o videoya girip alpe verdin videoyu başlattığında alp çok kötü etkilen afet yere baktı alp yutkundu ama duyguları bir kenera baktı ve dikkatlice izledi gözlerini kısmış bir bulmaca çözer gibi izledi video kısa süre sonra alp konuştu

 

“Bu… kamera kaydı değil.”

Sessizlik.

Afet yavaşça sordu:

 

“Ne demek kamera kaydı değil?”

 

Alp, artık emin konuşuyordu.

 

“O görüntü sabit bir güvenlik kamerasından gelmiyor. Açı sabit değil. Odak sabit değil. Karanlıkta bile netlik var. Bu… taşınabilir bir kayıt. Biri oradaydı.”

 

Draco’nun bakışları değişti

.

“Yani biri o anı çekti diyorsun.”

Alp başını salladı.

“Evet. Ve o biri… sizin, bizim sandığınızdan çok daha yakındı o geceye.”

Bu cümle havada kaldı.

Afet’in kalbi yavaşça hızlandı.

“Yakın… derken?”

Alp bakışlarını Afet’e çevirdi.

“Oraya girebilecek biri. Okulu bilen biri. Kamera sistemini bilen biri. Kayıtların silineceğini bilen biri.”

Draco’nun zihni çalışmaya başlamıştı.

 

“Yani biri, hem sabotajı planladı… hem de sonucu kaydetti.”

 

Alp:

“Ve o video size dün ulaştı.”

Afet’in sesi kısıldı.

“Bizi izliyor…”

Alp başını hafifçe eğdi.

“Hayır. Sizi oynuyor.”

Bu kelime masaya sert düştü.

Draco dişlerini sıktı.

“Bu adam oyun seviyor.”

Alp ilk kez soğuk bir ifadeyle konuştu:

“Bu adam satranç oynuyor.”

Sessizlik tekrar geldi.

alp tekrar konuştu

 

" zor olduğunu biliyorum ama anlamak için bakmak zorundasınız dedi alp draco derin bir nefes vererek afet ise gözleirni kısa süre açıp kapatarak videoya baktı viideo en son karedeydi adam yerde kanlar içinde yatıyor alp ve afetyan yanaydı

 

" şimdi beni dinleyin" dedi alp ve anlatmaya başladı

 

"kare şeklinde bir depo burası okulun altında iki girişi vardı biri benim videonun sonunda benim geldiğim yer anda giriş birde bunun sağ tarfındaki kilitli kapı vardı yasaklıgiriş farklı bir koridorda giriliyordu ama kilitliydi ve bu açı yere yakı ve tam o kapanın ordan çekilmiş arkamızdan sonra bu depoda dört kamera vrdı hepside yukardan çekiyor yani bu dört kamerdan herhangibi birinden olasa afet yüzü bu açıda net görünmesi lazım ama görünmüyor ve kameralar bu kadar yerden konmaz o gece burda biri vardı "

 

"bu kişi kimse çok uzun zamandır sizinle uğraşıyor bu kaydı yıllarca tutmuş belli"

 

"Kim neden bize yıllarca takılı kalsın ki?" Dedi afet

 

“Bu…” dedi.

 

“Bu profesyonel bir psikolojik operasyon.”dedi alp

 

“Farkındayız.” dedi draco

 

Alp başını salladı.

 

“Hayır. Farkında değilsiniz.”

Afet kaşlarını çattı.

 

“Ne demek istiyorsun?”

Alp, telefonu işaret etti.

 

“Bu video size korkutmak için gönderilmemiş.”

 

Sessizlik.

 

“Bu video size mesaj vermek için gönderilmiş.”

 

Draco öne eğildi.

“Ne mesajı?”

 

Alp’in gözleri karardı.

“Ben buradayım. Sizi görüyorum. Ve siz hiçbir şeyi kontrol etmiyorsunuz mesajı.”

Afet’in parmakları masanın kenarını sıktı.

 

Alp devam etti:

 

“Bu adam, Kara Kobra’yı kullanıyor. Sizin geçmişinizi kullanıyor. Okulu kullanıyor. Ve en önemlisi…”

Durdu.

 

“Sizi birbirinize karşı kullanmaya çalışıyor.”

Bu cümle üçüne de dokundu.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Alp net bir sesle konuştu:

 

“Tamam.”

 

Draco ve Afet ona baktı.

Alp’in bakışları artık kararlıydı.

 

“Ben bu işin içindeyim.”

 

“Zaten içindesin.”dedi drack

 

Alp başını salladı.

 

“Hayır. Artık resmi olarak içindeyim.”

 

“Ne demek o?” dedi afet

Alp’in sesi sertleşti.

 

“Valocrus Maskurum Pathera’nın peşine düşüyorum.”

Bu bir söz değildi.

Bir karardı.

 

“Gerekli tüm bağlantıları kullanacağım. Eski örgütüm dahil. Kara Kobra dahil. Yeraltı dahil.”

 

Draco’nun gözleri kısıldı.

“Bunu neden yapıyorsun?”

Alp cevap verdi:

 

“Çünkü bu sadece sizin meseleniz değil artık.”

 

Kısa bir duraksama.

“Bu adam… benim adımı kullanarak sizi öldürmeye çalıştı.”

 

Sessizlik.

 

“Bu kişisel oldu.”

 

Masadaki hava değişti.

Artık üç kişi yoktu.

Aynı tarafta duran üç kişi vardı.

Bir süre sonra Alp sandalyeden kalktı.

 

“Buradan çıktıktan sonra birbirimizle açık hat kuracağız. Ne bulursam size gelecek. Ne bulursanız bana gelecek.”

Draco da ayağa kalktı.

Afet de.

Vedalaşma yoktu.

Ama anlaşma vardı.

Kapıya doğru yürüdüler.

 

Alp son bir kez konuştu:

“Dikkatli olun. Bu adam acele etmiyor.”

 

Draco cevap verdi

 

“Biz de etmeyeceğiz.”

Afet kapıya gelmeden önce durdu.

 

Alp’e baktı.

 

“Teşekkür ederim.”

Alp hafifçe başını eğdi.

 

“Daha etme.” Alp tam bir şekilde afete ve draco döndü

 

"Ben hiç bir zaman senin düşmanın olmadım Maria afet elserin hep dostun olarak kaldım"

 

"Bende senin hiç bir zaman düşmanın olmadım Alp ..."

 

Alpin yüzünde hafif bir tebessüm oldu

 

" Ozaman görüşmek üzere"

 

"Görüşürüz Alp" dedi draco

 

"Görüşürüz Alp" dedi afet ve ayrıldılar kapıya doğru gittiler

 

Kapı açıldığında dışarıdaki ışık içeri sızdı.

 

Loşluk dağıldı ama içlerindeki ağırlık dağılmadı.

Korumalar yerlerinden kıpırdamadı. Sadece yollarını açtılar.

 

Draco kapıdan ilk çıkan oldu. Afet hemen arkasındaydı. İkisi de konuşmadı. Çünkü konuşacak şey çoktu. Ama kelime yoktu.

Arabaya kadar olan mesafe kısa değildi. Ve o kısa mesafe boyunca Afet ilk kez şunu fark etti:

 

Korkmuyordu.

Bu tuhaftı. Bu yeni bir histi.

Arabaya bindiklerinde Draco kontağı çevirmedi. Direksiyona ellerini koydu. Bir süre öylece durdu.

 

Afet camdan dışarı bakıyordu.

Sonra yavaşça konuştu.

 

“Bizim sandığımızdan daha eski bu.”

 

Draco başını salladı.

 

“Evet.”

 

“Biz daha birbirimizi tanımıyorken başlamış bu.”

Bu cümle Draco’nun canını yaktı. Gözle görülür şekilde.

Çünkü bu artık sadece düşmanlık değildi. Bu… Takıntıydı.

Draco kontağı çevirdi.

Araba hareket ettiğinde ikisi de aynı şeyi düşünüyordu:

Bu adam sabırlıydı.

Ve sabırlı düşmanlar… En tehlikelileriydi.

Okula doğru giderlerken Afet yavaşça başını koltuğa yasladı.

Yorgundu. Ama zihni çalışıyordu.

 

“Draco…”

 

“Hmm?”

 

“Bu adam bizi korkutmaya çalışmıyor.”

 

Draco hafifçe baktı.

 

“Bizi hazırlıyor.”

 

Bu cümle arabada asılı kaldı.

Draco’nun gözleri karardı.

 

“Yanlış kişileri hazırlıyor.”

 

Yol uzundu.

Ama ikisi de bunun farkında değildi.

 

Arabanın içi alışılmışın dışında sessizdi. Normalde bu yolda müzik olurdu. Afet camdan dışarı bakarken bir şarkıya eşlik ederdi. Draco dalga geçer, yanlış sözleri bilerek söylerdi.

Bugün radyo kapalıydı.

Sadece motorun sabit uğultusu vardı.

 

Ve düşünceler.

 

Afet başını cama yasladı. Dışarıdaki ağaçlar hızla geride kalıyordu. Ama zihni sabitti. Aynı yerde dönüp duruyordu.

Draco’nun elleri

 

direksiyondaydı. Gözleri yoldaydı. Ama aklı yolda değildi.

Bu yol, normalde onları rahatlatırdı.

 

Bugün ise düşündürüyordu.

Bir süre sonra Afet hafifçe konuştu.

 

“Fark ettin mi?”

 

Draco gözünü yoldan ayırmadan sordu. “Neyi?”

 

“Bu yolda hiç bu kadar sessiz gitmemiştik.”

 

Draco’nun dudak kenarı hafifçe kıpırdadı. Ama gülümseme olmadı.

 

“Evet.”

 

Kısa bir sessizlik daha.

Afet devam etti:

 

“Normalde şu an saçma bir şarkı açmış olurdum.”

 

Draco başını çok hafif salladı.

“Ve sözlerini yanlış söylüyor olurdun.”

 

Afet camdan dışarı bakarken hafifçe gülümsedi.

 

“Ve sen sinir olurdun.”

 

“Evet.”

 

"İngilizceyi çok iyi bilsemde heycanla söylerken arada filim kayıyor işte ..." İkisi hafifçe güldü

Ama çok kısa bir gülüştü

 

Bu kısa konuşma, sessizliğin içindeki küçük bir nefes gibiydi. Ama hemen dağıldı.

Çünkü gerçek hâlâ oradaydı.

Afet yavaşça konuştu:

 

“Bu adam çok uzun zamandır bizi izliyor Draco.”

 

Draco’nun çenesi gerildi.

“Evet. ”

 

“Biz daha birbirimizi tanımıyorken bile…”

 

Bu cümle arabanın içinde ağırlaştı.

 

"Evet deminde söyledin..."

 

"Biliyorum ama sürekli aklımda dönüp duruyor durmaksızın..."

 

Draco bu kez cevap vermedi.

Çünkü bu düşünce… Tehlikeliydi.

Bir süre sonra okulun kuleleri uzaktan görünmeye başladı.

Afet doğruldu. Derin bir nefes aldı.

“Hazır mısın normale dönmeye?”

 

Draco kısa bir bakış attı.

“Normal taklidi yapmaya hazırım.”

 

Afet ve draco'nun hep yaptığı şeydi bu normal değillerdi ama normal taklidi yaparlardı dakikalar saatler geçti ve okula valserin aerveraya artık varmışlardı

 

Okulun bahçe kapısından içeri girdiklerinde hayat kaldığı yerden devam ediyordu.

Bahçede her yerde öğrenciler vardı. Kahkahalar vardı.

 

Koşuşturmalar vardı. Kimse onların yüzüne bakıp biraz önce bir psikolojik savaşın içinden çıktıklarını anlayamazdı.

 

Zaten amaçları da buydu.

Normal görünmek.

Draco arabayı park etti. İkisi de aynı anda emniyet kemerini çözdü. Kısa bir bakıştılar.

Anlaşma gibiydi.

 

Kapıyı açtılar.

Valserin Aevara’nın taş merdivenlerinden yukarı çıktılar. Afet yürürken şunu fark etti: Ayakları otomatik gidiyordu. Zihni hâlâ o depodaydı.

 

Ama herşeye rağmen hep el eleydiler el yürüyorlardı konuşmuyorlardı belki ama onlar bakışlarla sessizliklede konuşuyorlardı

 

Koridora girdiklerinde birkaç öğrenci selam verdi.

 

Afet gülümsedi. Draco başıyla selamladı.

 

Rol başlamıştı.

Odaya girdiklerinde kapı kapandı. Ve ikisi de aynı anda derin nefes verdi.

Afet yatağın kenarına oturdu.

 

“Beş dakika,” dedi.

Draco başını salladı. Kapıya yaslandı. Gözlerini kapadı. Beş dakika boyunca konuşmadılar.

Sadece toparlandılar.

Sonra Draco saatine baktı.

 

“Derse geç kalacağız.”

Afet ayağa kalktı. Yüzünü düzeltti. Saçlarını eliyle geriye attı.

 

“Hazırım.”

Koridora tekrar çıktıklarında artık tamamen öğrenci gibiydiler.

Derslik kapısından içeri girdiklerinde arkadaşları ordaydı başlarını kaldırdılar

 

“Hey! Neredeydiniz sabah?” diye sordu heylen

 

Afet omuz silkti. “dışarda işle ilgili şeyler vardı çocuklar

Hafif bir gülüş oldu.

Draco yerine geçti. Afet de yanına oturdu.

 

"Anladık iş insanlarısınız tabi." Dedi rowen

 

"Maria tatlım hastaymışsın iyimisin ?" Dedi hemira

 

"İyim hemira sadece kırgındım dün çok fazla yataktan kalkacak gücüm yoktu inan bu günde mecbur olmasam gelmezdim"

 

"Ah peki tatlım ozaman bişeye ihtiyacın olursa söyle ama"

 

"Olur canım söylerim " dedi afet ve magistar dersr girdi ve ders başladı

 

Ders anlatılıyordu. Ama ikisi de dinlemiyordu.

 

Afet defterine boş boş bakıyordu. Draco kalemi elinde çeviriyordu.

Aynı şeyi düşünüyorlardı.

 

Valocrus.

 

Dersler bittiğinde arkadaşları yanlarına geldi.

 

“Bu akşam ama salona iniyor muyuz?” dedi newan

 

Afet hafifçe başını salladı.

 

“Ben biraz yorgunum. Odaya geçeceğim.”

 

Draco da ekledi:

 

“Ben de.”

 

Kimse üstelemedi.

Çünkü yorgun görünüyorlardı. Ve bu yalan değildi.

Koridordan odaya doğru yürürlerken konuşmadılar.

Ama herzamanki gibi elleri birbirine sıkca tutuyordu

Bu onların sessiz bir anlaşması gibiydi

 

Kapı kapanınca Afet kabanını sandalyeye bıraktı. Draco pencereye yürüdü.

 

Oda yine sessizdi.

 

Ama bu kez o sessizlik tanıdıktı.

Güvenliydi.

 

Afet yatağa oturdu.

 

“Çok yoruldum Draco.”

 

Draco arkasını dönmeden cevap verdi.

 

“Biliyorum.” ceketini paltosunu çıkardı

 

Afetin yanına oturdu elini sırtına koydu

 

Afet başını draco'nun omzuna koydu

 

" Güvendiğim tek insansın..."

 

Draco afete baktı

 

" Sende benim..."

 

"Beynimin içinde bir yangın var âdeta ama aynı zamanda buz tutmuş gibi..."

 

" Bende dinlen... "

 

"Sen benim yastığım gibisin." Draco tebessüm etti

 

"Yastık mı?"

 

"Evet yastık tek dinlendiğim huzur bulduğum yersin"

 

"Ozaman sende benim yastığımsın"

 

afet zorlada olsa güldü

 

"Afetim açmısım yemek yiyelimmi canım?"

 

"Öylesine bişeyler yiyelim gitsin."

 

"Tamam ne istersin?"

 

" Bilmemki sandiviç olabilir "

 

"Tamam ozaman canım " draco kalktı mutfak bölümüne gitti

Afette yanına gitti beraber yavaşca sandiviç yaptılar ve bardağa çay attılar

 

Bolkona geçip masaya oturdular

Ve yemeye başladılar

 

Yemek yerken telefon çaldı afetin ablası Jessica Ella ve annesi lera lale birlikte arıyorlardı

 

"Kim?"

 

"Annem ve ablam "

 

"Oh tamam aç ozaman istiyorsan tabi"

 

Afet telefon ekranına birkaç saniye baktı.

Derin bir nefes aldı.

Aramayı geri çevirdi.

Telefon daha ilk çalmada açıldı.

 

“AFETTT!”

Ablasının sesi o kadar yüksek ve neşeliydi ki Afet istemsizce gülümsedi.

 

“Abla ya kulaklarım gitti…”

 

“Gitsin! Umrumda değil! Kızım ben nişanlanıyorum!”

 

Afet yatağın kenarına oturdu. Yorgun yüzü ilk defa gerçekten yumuşadı.

 

" Evet biliyorum "

 

"Ama bilmediğin bir hafta sonra olacağı!"

 

"Ne?!" Dedi afet şokla ve ekledi

 

“Bir hafta diyormuşsunuz. Bu ne hız ya?”

 

Araya annesi lera lalenin sesi girdi.

“Ne yapalım kızım, çocuk hızlı davranıyor acele ediyor, biz de dedik madem öyle uzatmayalım.”

 

Afet gözlerini devirdi.

 

“Tabii siz de hiç hayır demediniz.”

Ablası Jessica Ella güldü.

 

“Ben de istemedim zaten yavaş olmasını! Afet, ben çok mutluyum ya.”

 

Bu cümle Afet’i durdurdu.

Sesi yumuşadı.

 

“Belli abla.”

 

“Sen geleceksin değil mi?”

Afet hiç düşünmeden cevap verdi.

 

“Tabii ki geleceğim.”

 

“Bak ‘gelmeye çalışırım’ değil. Geleceğim.”

 

“Abla geleceğim diyorum işte!”

Annesi lera lale araya girdi:

 

“Draco da gelecek mi kızım?”

Afet hafifçe gülümsedi.

 

“Gelecek anne.”

 

Ablası jessica Ella heyecanla atladı:

 

“AYYY çok heycanlı küçük eniştede geliyor !”

Afet güldü.

 

“ e gelecek tabi”

 

“e iyi ozaman anneminde dilinden düşmüyor damadımda damadım”

 

“Anneeee!”

 

Karşıdan kahkaha sesleri geldi.

Afet’in omuzları gevşedi.

Sanki günün ağırlığı yavaşça üzerinden kalkıyordu.

 

Ablası tekrar konuştu:

“Afet… cidden geleceksin değil mi? Ben nişan yüzüğünü takarken seni karşımda görmek istiyorum.”

 

Bu cümle Afet’in kalbine dokundu.

Sesi yumuşadı.

 

“Orada olacağım abla. Söz.”

 

“Bak ağlarım ha.”

 

“Zaten ağlayacaksın.”

 

“Doğru…”

Kısa bir gülüşme oldu.

Annesi tekrar söze girdi:

 

“Ne giysem diye düşünüyorum sabahtan beri.”

Afet refleks gibi cevap verdi:

“Krem rengi elbisen var ya anne, onu giy. Sana çok yakışıyor.”

“Evet ya!” dedi ablası.

“O elbise efsane.”

Annesi gururlu bir ses tonuyla:

“Ben de onu düşünmüştüm zaten.”

 

Afet oturduğu koltuğa biraz daha yaslandı.

 

Bu konuşma… iyi geliyordu.

Gerçekti.

Sıcak.

Normaldi.

 

Ablası tekrar atladı:

“Afet sana nişan için elbise bakmamız lazım!”

 

“Ben bakarım abla.”

 

“Hayır! Birlikte bakacağız. Görüntülü arayacağım seni. Kaçamazsın.”

Afet güldü.

 

“Tamam tamam.”

 

“Ve Draco’ya takım elbise aldır. Şık olsun. Fotoğraflarda kötü çıkmasın çocuk.”

 

Afet kahkaha attı.

“Abla o zaten Doğuştan takım elbiseli gibi geziyor. Hep öyle zaten”

 

“ ay doğru e Daha iyi! Tam nişanlık!”

 

Annesi yumuşak bir sesle sordu:

 

“Sen iyi misin kızım?”

 

Bu soru Afet’i durdurdu.

Gözleri bir an boşluğa baktı.

“İyiyim anne.”

 

Ve bu sefer bu cümle… yarı yalan değildi.

Ablası tekrar konuştu:

 

“Bak Afet… ben çok mutluyum. Senin de bunu görmeni istiyorum. Tamam mı?”

 

Afet başını salladı, sonra fark edip konuştu:

 

“Görüyorum abla.”

 

“Ve sen yanımda olacaksın.”

 

“Olacağım.”

 

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

 

Sonra ablası yumuşak bir sesle:

“Seni özledim.”

 

Afet’in sesi kısıldı.

 

“Ben de.”

 

“Çok geç kalma kızım. Gel birkaç gün önceden.”

 

“Gelirim anne.”

 

“Tamam. O zaman seni bırakıyoruz. Dinlen biraz.”

 

Ablası son kez bağırdı:

“AFET ELBİSE İÇİN HAZIR OL!”

Afet güldü.

 

“Hazırım!”

Telefon kapandı.

Oda tekrar sessizleşti.

Ama bu seferki sessizlik ağır değildi.

Sıcaktı.

Afet telefonu yavaşça masaya bıraktı.

 

" Nişana gidiyorum" dedi afet gülerek

 

"Bende gidiyorum " dedi draco

İkiside güldü

 

"Ablamın evleneceğini hiç düşünmezdim "

 

Draco gülümsedi

 

"Hayat şaşırtıcı "

 

"Evet"

 

" İyi ama ne güzel ablan mutlu"

 

"Evet, draco?"

 

"Hmm?"

 

"Ya bu senin için bir sorun değil mi yani daha yeni döndü ordan"

 

Draco aşk olsun der gibi baktı

 

"O nasıl söz yavrum? Tabikide sorun değil istersen her gün gidelim "

 

Afet güldü iki gündür bu kadar içten gülmemişti bunu görmek dracoyu mutlu etmişti

 

" İyi ozaman sorıyım dedim"

 

"Sor tabi"

 

" Bişey dicen bu arada"

 

"Söyle ablamlara gitmeden dükkanı seçeyim diyorum yarın beğendiklerimize bı bakalımmı?"

 

"Bakalım tabi yavrum gitmeden dükkanı seçelim ki alalım hazırlansın hemen "

 

"Olur tamam birde nişan için bişeer bakmamız lazım sonra düğün hazırlıklarına yavaştan başlamamız lazım"

 

"Hepsini hallederiz yavrum önce yarın dükkana alalım sonra ablamlara gidelim sonra nişan için hazırlık yaparız "

 

"Aynen evet iyi ozaman"

 

"Evet ..."

 

"Yemeğin bittimi?"

 

"Bitti"

 

"Yatalımmı gerçekten çok yorgunum..."

 

" Bende yatalım yavrum"

 

Balkondan kalkıp odaya geçtiler ve pijamalarını giyindiler

Ve yatağa geçtiler

 

" Çok tuhaf bir şey var üstümde "

 

" Nasıl bişey?"

 

" Canım hiç bişey yapmak istemiyorum ama aynı zaman büssürü bişey yapmak istiyorum"

 

"Geçecek yavrum hepsi geçecek "

 

" Yarın..."

 

"Yavrum benim " diye lafını kesti

Draco ve devam etti

 

"Artık iyi yavrum düşünme yorgunsun uyu"

 

"Doğru iyi geceler yıldızım..."

 

"İyi geceler afetim... Seni seviyorum "

 

"Ne kadar ?" Dedi afet

 

" Soykırım çıkaracak kadar afetim "

 

Afet gülümsedi dracoya sıkıca sarıldı dracoda ona sıkıca sarıldı

 

" Bende seni seviyorum draco iyiki varsın"

 

"Sende iyiki varsın afetim..."

İkisi birbirine sarılıp uykuya daldılar herşey geçmemişti ama onalr birbirlerine tutunup herşeyin üstesinde geliceklerdi...

🔥🌊

Bölüm : 11.02.2026 17:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...