40. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 37.bölüm fısıltı

37.bölüm fısıltı

Slytherin queen
slytherinqueen

 

 

“Dışardaki düşmana yol açan kendi kanındır.”

~slytherin Queen ~

 

Zehre önce ilaç dediler, sonra altın diye sattılar.

Sefaleti önce oyun dediler, sonra kader diye dayattılar.

Acıyı önce hastalık dediler, sonra yazgı diye boyun eğdirdiler.

Zenginler ve güçlüler, kirli geçmişlerinden imparatorluklar kurdular;

Masumun hakkını ise sofralara meze etip bölüştüler

-Slyherin queen-

 

 

 

 

 

 

 

Ana salonun kristal avizeleri hafifçe titreşiyordu; ışıkların kırdığı gölgeler duvarlarda dans ediyor, element masalarının üzerindeki semboller sanki bir nefes alıyormuş gibi parlıyordu. Afet ve Draco salonun ortasında duruyordu, gözleri birbirine kilitlenmiş, nefesleri senkron olmuştu.

 

Afet’in avuçlarında ateş küreleri kıpırdanıyor, sarı ve turuncunun alevleri havada kıvrılıp sarmalanıyordu. Küçük bir titremeyle parlayan alevler, sadece sıcaklık değil; öfke, kararlılık ve geçmişin kırık parçalarını yansıtıyordu. Draco’nun ellerinde ise su birikintileri şekil değiştiriyordu; mavi ve gümüş tonları salona yansıyor, hafif bir buğu yükseliyor, suyun içindeki huzur ve keskin odak hissi herkesin cildinde ürperti bırakıyordu.

Salonun diğer öğrencileri farkında olmasa da, bu ikili etraflarındaki havayı değiştirmişti. Sanki tüm salonun ruhu, Afet’in ateşi ve Draco’nun suyunun etrafında dönüyor, minik enerjisel fırtınalar oluşturuyordu.

 

Kristal avizelerden süzülen ışık, alevlerin turuncusu ve suyun

mavi yansımasıyla karışıyor; salon adeta bir tabloya dönüşüyordu, canlı bir tablo.

Afet bir adım öne çıktı; yumruk yaptığı eli kenetlenmişti, nefesi hafif ama kararlıydı.

 

Draco onun beline dokundu, sıkıca tuttu. Bu temas sadece koruma değildi; aynı zamanda savaşın başlangıcındaki senkronları, birbirlerine olan güvenlerini gösteriyordu.

 

Tam o anda, salonun projeksiyon kristali kendi kendine cızırdadı. Işıklar bir anlığına karardı ve duvar boyunca uzanan element sembolleri soluklaştı. Herkesin nefesi kesildi.

Kristal ekran bir kez daha aktive oldu ve salonun havası aniden değişti. Boğuk, mekanik bir ses yankılandı:

 

“Valserin Aevara… hayatta kalan tek soyun kral ve kraliçesi… Draco Elserin Valerion ve Maria Afet Elserin…”

 

Afet ve Draco’nun gözleri bir anlığına devleşti. Ellerindeki elementler daha sert parladı; ateş ve su, salonun her köşesine titreşim olarak yayıldı.

Gözlerini kırpmadan ekrana baktılar.

 

Artık oyun başlamıştı. Ve bu oyun, sadece kelimelerle değil, gerçek güç ve kararlılıkla yürütülecek bir savaşa dönüşecekti.

 

Kristal ekranın yüzeyi dalgalandı.

Siyah bir gölge belirip dağıldı.

Ve o ses.

Boğuk. Mekanik. Ama alaycı.

 

“Gücünüzü ilk kez bu kadar açık sergiliyorsunuz. Ne romantik.”

 

Afet’in ateşi bir an yükseldi.

Draco’nun suyu keskin bir bıçak gibi şekillendi.

Draco tek kelimeyle karşılık verdi:

 

“Çık ortaya.”

 

Ekrandaki siluet hafifçe başını eğdi.

 

“Ben zaten buradayım.”

 

Salonun bir köşesinde hava titreşti.

Maskeli figür, karanlıkla birlikte belirdi.

Valocrus.

Afet gözlerini kısmıştı.

 

“İzlemekten sıkılmadın mı?”

 

“İzlemek mi?” Maskenin

altından hafif bir gülüş yayıldı.

 

“Ben yönlendiriyorum.”

 

Draco bir adım öne çıktı.

Zemin, ayaklarının altında hafifçe çatladı.

“Cesaretin varsa adını söyle.”

 

“İsimler önemsizdir. Önemli olan miras.”

 

Bu cümle salonun ortasına ağır bir taş gibi düştü.

 

Afet’in sesi bu kez daha sakindi.

 

“Bizimle ne derdin var?”

 

Valocrus başını hafif yana eğdi.

 

“Derdim mi? Sizin kanınızla.”

Salon uğultuya boğuldu.

Tam o anda ekran tekrar parladı.

Valocrus kolunu kaldırdı.

 

“Belki hatırlatmaya ihtiyacınız vardır.”

 

Görüntü başladı. Ekranda bir video kaydı

 

Bu kayıt valocrus maskurum pathera'nın dracoya gönderdiği video kaydıydı

 

Yani afetin cinayet işlediği video kaydı...

 

Ama buda bir oyunun parçasıydı

 

Zira video montajlanmıştı

 

Video afet olduğu belli değildi

Başta istismara uğradığı da yoktu

 

Sadece arkadan görüntüsü alınan bir kadın levye ile adama vuruyordu onu öldürüyordu

Sadece bu kadar Alp yanına gelmeden hemen öncesinde video kesilmişti

 

Yani ne afet görünüyordu ne Alp

Sadece arkadan kameraya alınan levye ile bir adamı canice öldüren bir kadın görünüyordu

 

Kamera arkası ise sadece dört kişinin bildiği bir sırdı

 

Maria Afet , draco , Alp ve valocrus maskurum pathera

 

Diğer herkes ise savaşın liderleri

Ne görülmesini istiyorsa onu görüyorlardı

 

gerçek bu hikayede en büyük sırdı gerçekler ve sırlar bir örümcek ağı misali birbirlerine bağlıydı ve gerçeğe ulaşmak en büyük savaş olucaktı

 

Video karardı.

Salon birkaç saniye boyunca tamamen sessiz kaldı.

O sessizlik… bağırıştan daha ağırdı.

 

Bir öğrenci fısıldadı:

“Bu… Afet…”

Afet’in ateşi sönmedi.

Ama rengi değişti.

 

Turuncudan koyu kırmızıya.

“Bu ben değilim.”

Sesi titremedi.

Draco onun önüne geçti.

Suyu kalkan gibi yayılıp yarım bir kubbe oluşturdu.

 

“Montaj.” dedi net bir tonla.

Valocrus hafifçe alkışladı.

 

“Gerçekler her zaman bağlamdan bağımsızdır.”

Afet bir adım attı.

 

“Gerçek dediğin şey kırpılmış görüntülerden ibaret.”

 

Tam o anda—

Zemin sarsıldı.

Kristal avizeler bir anda patlayacakmış gibi titreşti.

Duvarlardaki element sembolleri birer birer parladı.

Ve salonun dev kapıları kendi kendine açıldı.

 

Soğuk bir rüzgar içeri doldu.

Alevler yana yatarken Draco’nun suyu titredi.

Bir enerji dalgası salonu ikiye ayırdı.

Kapı eşiğinde beş siluet belirdi.

Magistarlar.

 

Cüppeleri rüzgârda savruluyor, her birinin etrafında kendi elementine ait aura dönüyordu.

Birinin ayaklarının altında toprak çatlıyor, taş parçaları havada dönüyordu.

Bir diğerinin omuz hizasında donmuş buz kristalleri asılıydı.

Birinin etrafında minik kıvılcımlar yağmur gibi dökülüyordu.

Bir diğeri rüzgârı avucunda sıkıştırmış gibiydi.

Ve ortadaki…

 

Hiçbir element göstermiyordu.

Ama en tehlikelisi oydu.

 

O magistar dört mühür meclisinin başkanı baş magistar arselion

 

O şuanda yer yüzde bulunan

En güçlü ve en tecrübeli büyücülerin öncülerindendi

 

Salonun ortasına doğru ağır adımlarla yürüdüler.

Valocrus geri çekilmedi.

Magistarların en yaşlısı konuştu:

 

“Yeter.”

Tek kelime.

Ama salonun tavanı yankılandı.

Valocrus hafifçe başını eğdi.

 

“Ah. Nihayet gerçek otorite.”

Magistar’ın bakışı keskinleşti.

 

“Burası mahkeme değil. Ama eğer biri kanla konuşmak istiyorsa elementler cevap verir.”

Bir anda salonun zemini parladı.

Koruma sembolleri aktive oldu.

Şeffaf, devasa bir enerji kubbesi öğrencilerin bulunduğu alanın etrafını sardı.

Magistarlar pozisyon aldı.

Biri elini kaldırdı.

Hava bir anda ağırlaştı.

Ve o an herkes anladı:

Bu artık söz savaşı değil.

Bu, elementlerin hüküm vereceği bir çatışmaydı.

Valocrus yavaşça geri adım attı.

 

“Gösteri başlasın.”

Ve salonun ortasında ilk alev patladı.

 

Ama bu sıradan bir ateş değildi.

Rengi turuncu değildi.

 

Işığı yoktu.

 

Dumanı siyahtı.

 

Alev yukarı değil, yana doğru yayıldı. Zeminde sürünerek ilerledi ve bir anda üçe bölündü.

 

“Dağılın!” diye bağırdı bir Magistar.

 

Toprak elementi ustası ayağını sertçe yere vurdu. Zemin yükseldi. Kalın bir kaya duvar alevle öğrenciler arasına girdi.

Alev kayaya çarptı.

Kaya çatladı.

 

Magistar’ın kaşları gerildi.

 

“Bu ateş besleniyor…”

Valocrus iki elini açtı.

Hava büküldü.

Salonun ortasında minik bir karanlık girdap oluştu. Döndükçe büyüdü. İçine çektiği toprak parçaları, kırık kristaller ve sönmüş kıvılcımlar girdabın etrafında mermi gibi dönmeye başladı.

 

Draco dişlerini sıktı.

“Afet, sol!”

Afet elini savurdu.

Alev dalga gibi yükseldi. Girdaba çarptı.

 

Çarpışma anında patlama oldu.

Buhar, kıvılcım ve taş parçaları her yöne savruldu.

 

Draco suyu yoğunlaştırdı. İnce ama sert bir su kılıcı oluşturdu ve girdabın merkezine doğru savurdu.

 

Valocrus kolunu çaprazladı.

Karanlık enerji kalkanı oluştu.

Su çarptı.

 

Kalkan çatladı.

Valocrus geriye bir adım attı.

Gerçekten zorlanıyordu.

Nefesi ağırlaştı.

Maskesinin sağ tarafındaki çatlak genişledi.

 

Arkadaşları hepsi

Newan 

Heylen

cayric

Lunaria

Rowen 

Hemira

Elaris

 

Hepsi onların yanına geldi ve arkadaşlarıyla savaşmaya başladılar

 

Magistarlar engellemeye çalışsa da onlar kardeş gibiydiler ve hiç bir şey umurlarında değildi

 

Tam o anda

Cayric, öğrencilerin bulunduğu alanda bir kaya parçasını havada yönlendirmeye çalışırken lunarianın önüne atıldı korumak için

 

ve dengesini kaybetti.

Bir alev kıvılcımı kolunu yaladı.

Geri savruldu.

 

“Cayric!” Lunaria çığlık attı.

Cayric dizinin üzerine düştü. Sol kolunu tuttu.

Yanık izi.

 

Herkes anlık cayrice döndü afet kardeşi abisi gibi gördüğü dostunu o halde görünce öfkelendi ama okadar çok öfekelendiki gücü iki katına çıktı valocrus demin zaten yaralanmışti

 

Afet o öfkeyler iki ellerindede çok büyük kıvılcımalr oluştu sanki bir ateş yağmuru gibi

 

Gücünü toparlarken draco afeti yanına onu korumaya aldı bitahap düşmüşlerdi

 

Afet gücünü topalarken bağırdığı ve en sonunda büyük bir çığlık atarken ellerindeki ateşi valocrusa yönlerdi ve yaralandı

 

Valocrus yerinde sallandı nerdeyse düşüyordu ama düşmesi devam etti

 

Afet ona anlaz gözlerle baktı

Sadece afet değil magistarlada

Bu nasıl bir büyücüydü böyle bu kadar güçlü büyücüye karşı nasıl bu şekilde savaşabilirdi ?

 

Bu adam normal bir adam değildi kimdi bu ...

 

Valocrus maskurum pathera...

 

Savaşırken afet garip bişey gördü adam sanki dumanlaşıyor gibiydi üzerinde siyah dumanlar görünüyordu gölge gibi...

 

Draco afete döndü

 

" AFET İKİMİZ BİRDEN ŞİMDİ !" Afet başını sakladığında

 

İkiside dört elementin gücü uyandırdı

 

Yer adeteda yarılır gibi deprem etkisi oldu

 

Ellerinden ateş ve sular çıktı ortaya

 

İnsanlardan çığlık sesleri yükseliyordu

 

Ve rüzgar içerde sanki bir fırtına kasırga geliyor gibiydi

 

Ve savaşcı ruh...

 

O ise kalplerinde ve gözlerindeydi...

 

O an ikiside dört elementin ve ruhun gücünü kullandılar ...

 

Baş Magistar Arselion elini kaldırdı.

 

Hava bir anda basınç kazandı.

 

Afet ve dracoya yardım edicekti

 

Valocrus’un etrafındaki girdap dağıldı.

 

Bir diğer Magistar buz kristallerini ileri savurdu. Donmuş sivri uçlar Valocrus’a doğru yağmur gibi indi.

Valocrus kaçmadı.

Elini yere bastı.

Zemin karardı.

Toprak siyaha döndü ve kristaller yere değmeden eridi.

Ama bu hamle ona pahalıya patladı.

 

Magistarların niyeti dikkat ve odak dağıtmaktı ve başardılar

Tam o anda beş gücü de uyandıran afet ve draco valocrus ay saldırdı ve o an

 

Herşey durdu bu hamleden kurtulmak nerdeyse imakansızdı

Ama kendini azda olsa korumayı başardı ama tam korumyamadı

 

Valocrus’un dizleri titredi.

Afet bunu gördü.

Bu bir açıklıktı.

 

“Draco. Şimdi!”

 

Draco suyu yukarı taşıdı.

Afet alevi merkezde topladı.

Bu kez saldırıları ayrı değildi.

Birbirine paralel.

Su yukarıdan bastırdı.

Ateş önden itti.

Valocrus iki gücün arasında sıkıştı.

Patlama.

 

Bu kez daha büyük.

Valocrus geriye savruldu.

Sırtı zemine çarptı.

Maskesinin bir parçası koptu ve yan tarafta sürüklendi.

Salonda ilk kez korku değil—

Umut yükseldi.

Magistar ileri adım attı.

 

“Teslim ol.”

 

Valocrus yerde birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Sonra…

Yavaşça güldü.

Kan maskenin altından çenesine süzüldü.

 

“Güzel… gerçekten güzel.”

 

"Hemen şimdi teslim ol ve derdini söyle!" Dedi afet

 

" Senim canını bağışlarım!" Dedi draco en ürkütücü sesiyle draco'nun sesi o an magistarların bile tüylerini ürpetti

 

Ayağa kalkmaya çalıştı.

Zorlandı.

Bu açıktı.

Tek başınaydı.

Karşısında Afet, Draco, Magistarlar ve element ustaları vardı.

Ama geri çekilmedi.

 

Ayağa kalktı

 

"Draco.. ikimizde biliyoruz beni asla bağışlamasın." Dedi alaycı gülerek

 

"Evet doğru biliyorsun sen benim karıma zarar vermeye kalktın bunun affı yok.!"

 

"Beni bağışlamayacaksın draco ama beni bağışlamak için yalavaracaksın! "

 

valocrus maskurum pathera'nım sesi oldukça büyük hasar gören salonda yakılandı

 

Ve herkesin tüylerini ürpetti

Herkes anlık dondu

 

"Anlamadın anlayamazsın ama anladığında kendinden nefret edeceksin ve bedelini ödeyeceksin ve beni öldürmek seni paramparça yapacak draco elserin valerion eskisi gibi olamayacaksın "

 

Kimsenin konuşmasına izin vermedi

 

Sağ elini kaldırdı.

Avucunda minik bir kıvılcım belirdi.

Küçük.

Sakin.

Ama yoğun.

Draco’nun yüzü gerildi.

 

“Hayır…”

 

Valocrus kıvılcıma baktı.

 

“Gösteri burada bitmez.”

Ve o kıvılcımı yere bıraktı.

Kıvılcım sembol çizgilerine değdiği anda salonun zemini boyunca yayıldı.

Bir saniyede etrafında ateş çemberi oluştu.

 

Bu panik ateşi değildi.

Çağrılmış bir ateşti.

Alevler yukarı fırladı.

Valocrus’u sardı.

Bu kez bağırmadı.

 

Kaçmadı.

 

Dimdik durdu.

 

Alevler onu yakmıyor gibiydi.

Onunla birleşiyordu.

Başını hafifçe yana çevirdi.

Bir anlığına bakışı Cayric’in olduğu yere kaydı.

Sonra—

 

Alev sütunu tavana çarptı.

Kristaller çatladı.

Ve ateş içe doğru çöktü.

Bir anda her şey bitti.

Ortada sadece siyah bir yanık izi kaldı.

 

Ve küçük bir metal parçası.

Maskenin kırık parçası.

 

Sessizlik çöktü.

 

Yoğun.

 

Ağır.

 

Cayric dizlerinin üzerine çökmüştü.

 

Sol kolunu tutuyordu.

Yaralanan tek oydu

Lunaria yanında.

 

“İyi misin?”

Cayric bakışını küllerden kaçırdı.

“İyiyim.”

Ama sesi ilk kez tam emin değildi.

 

Ve herkes şunu düşündü:

Savaş bitti.

Ama hiç kimse bunun sadece ilk perde olduğunu henüz bilmiyordu.

 

Herkes cayricin yanına gitti

Magistar nisara veylen yanına gitti

 

" Merak etme şimdi biraz iyleştirecegim ama sonra revirde iyi olacaksın"

 

Nisara veylen yaptıgı bir büyü ile cayric acısını dindirdi

 

Herkes harap ve bitap düşmüştü afet ayakta durmakta zorlanıyor

Draco afetin yanına gitti

 

İlk kez böyle bir güç kullanmıştı

 

Dracoda mafolmuştu

 

" Afet iyimisin?"

 

"İ-iyim..."

 

" Toparlan afet..."

 

" Tamam iyiyim sorun yok "

 

Draco afeti sıkıca tuttu

 

Magistarlar afet ve dracoya dönd

 

"Maria afet senin bu sebep olduğunolaylar ne olacak öğrenci?!" Dedi magistar arselion

 

"Ama efendim" diyecektim draco sözünü kesti

 

"Siz denemek istiyorsunuz magistarım ? " Dedi ve devam etti

 

" Biz burda ölümden döndük! Afete saldırılar ardı arkası kesilmiyor tehditler bitmiyor bu adam herşeye ve herkese düşman!"

 

Draco sinirli bir şekilde konuşmaya devam etti nefes almıyordu sanki

 

" Adamın niyeti belli pisikopat bir deli! Afet bu okula geldiginden beri başına gelmeyen kalmadı! Asıl siz övüne övünve bitiremediğiniz okulun koruma sistemindeki baksanız ! "

 

"Dra-" draco magistarım lafını kesti

 

" AFETİ NASIL SUÇLARSINIZ?!

Düşman kendini gayet belli ediyor başından beri bize takık önce düşmanı bulun bizim bir suçumuz yok afet burda yasıyor her saniyesi burada gçerken böyle bir şeye sepeb nasıl olsun?!"

 

" Sakinleş draco elserin valerion bizi bir dinle !" Dedi baş magistar arselion ardından devam etti

 

"Öncellikle niyetim sizi suçlamak değildi. Ama sizin sanşızlığınızı belirtmek amacı ile söyledim ve o video... Maria afet elserin o senmiydin?"

 

"Tabiki hayır ben değildim video manyak görmedinizmi!" Afet ve draco okadar iyi yalan söylüyorlardıki kendileri bile buna inanmıştı

 

"Evet magistar Maria birini öldürmez !" Dedi hemira

 

"Evet doğru marianın aldığı tehditleri herkes biliyor belki video tamamen sahte!" Dedi newan

 

"Evet mariayı yıllardır tanırım asla öyle bişey yapmaz!" Dedi cayric

 

Arkadaşlarının hepsi afeti savunurken afetin gözleri dolduğu üzüldüğünden değil gerçekten öldürdüğünden

 

Arakadaşları ona acımsasız canı bir katil olmaz diyordu

 

Ama afet o videodaki kadındın

Maria afet cani bir katildi

 

Belki ilk cinayet ilk ölüm mecruburibi olmuş olabilirdi

Ama arkasınıda getirmişti

 

Afet bunun ağrılığı ile dayanamadı ve gözünden bir damla yaş düştü

 

Onu draco anlıyordu sıkı tuttu sardı

 

Tartışma sonunda bittiğinde baş magistar şunları şöyledi

 

" Önce bu dinleyin çocuklar!" Dedi magistar arselion

 

"Bizi yalnış anladınız cümle sanırım biraz yalnış oldu ama önce ..."dedi baş magistar ve bir büyük yaptı onarım büyüsü

 

Ve az önce Savaş alanı olan ama salon bir kaç saniye içinde eski haline geldi

 

Baş Magistar Arselion salonun sessizliğini ve düzenini bir kez daha sağladı. Kristal avizeler hafifçe titreşiyor, aradaki gerginlik hemen herkesin omuzlarına çökmüştü.

 

“Güç gösteriniz etkileyiciydi,” dedi ağır ve net bir tonla.

 

“Ama bu salon bir savaş alanı değildir. Elementler cevap verir, evet… ama kurallar ve disiplin de vardır. Maria Afet, Draco Elserin, gösterdiğiniz güç olağanüstüydü, ama bunun bir sonucu olmalı.”

 

Afet başını yukarı kaldırdı. Gözlerinde hâlâ son patlamanın ateşi vardı, ama konuşmaya hazırdı. Draco ise hâlâ elini sıkıca tutuyordu, koruma refleksi hâlâ keskin.

 

“Baş Magistar, bu tamamen savunmadır. Valocrus Maskurum Pathera tek başına saldırdı. Biz sadece kendimizi ve arkadaşlarımızı koruduk. Bu video… sahteydi, bir oyun parçası,” diye konuştu Afet.

 

Sesi titremiyor, kararlılığı tüm salonun üzerinde hissediliyordu.

Magistar Arselion bakışlarını salonun dört bir yanına çevirdi. Arkadaşları Afet’i savunuyordu. Hemira, Newan, Cayric… hepsi bir ağızdan söylediler:

 

“Maria Afet Elserin birini öldürmez!”

 

“Video sahte olabilir!”

 

“Afet burada yaşıyor, her saniyesi korundu ve tehdit altında!”

 

Arselion başını salladı, ama konuşması sakinliğini koruyordu.

 

“Biliyorum,” dedi.

 

“Ve sizi suçlamak niyetinde değilim. Ama bu olayın tekrar yaşanmaması için gerekli önlemler alınacak. Öncelikle bu salonu ve öğrencilerin bulunduğu alanı koruyacak şekilde güvenlik büyüleri yeniden aktif edilecek. Ardından… Maria Afet, Draco, siz başınızı dinlendirin. Sizi yarın sabah odama bekliyorum. Sorgulama değil, bir bilgilendirme olacak.”

 

Afet ve Draco birbirine baktı. Sessiz bir anlaşma vardı aralarında: Yorgun, bitap ama hâlâ dimdiklerdi. Afet, gözünden düşen bir damla yaşla Draco’ya baktı; Draco ise onu sıkıca sardı, hiç bırakmayacakmış gibi.

Arselion devam etti:

 

“Cayric seni revire götürelim Lunaria, Hemira newan heylen rowen elaris fealen gareth cayric yardım edin revire gitmesine yardım edin hepinizin tüm öğrencilerin güvenliği bizim için önemlidir. Ve… videonun kaynağı araştırılacak. Sadece görüntülerle değil, arkasındaki niyetle de yüzleşeceksiniz.”

 

Magistarlar salonu terk etmeye hazırlanırken Arselion son bir kez daha uyardı:

“Unutmayın, elementler gücünüzü gösterir. Ama karakteriniz, aklınız ve birliğiniz, sizi gerçek bir lider yapar. Yarın sabah odama gelin. Her şey açıklığa kavuşacak.”

 

Arkadaşlar birbirlerine baktı. Bir yandan yorgunluk, bir yandan zafer ve bir yandan da gelecek için gergin bekleyiş vardı. Salonun içinde, eski savaşın izleri Magistarların büyüsü sayesinde tamamen onarılmıştı; hasar görmemiş, ama yaşananlar hafızalarda kalmıştı.

Afet ve Draco, ellerinde hala titreyen element güçleriyle birbirlerine yaslanmış, sessizce duruyordu. İlk perde sona ermişti… ama gerçek savaşın ve sırların, daha yeni başladığını biliyorlardı.

 

Cayric, sol kolundaki yanık iziyle zor adımlarla revire doğru ilerliyordu. Her adımında bacaklarının titremesi, acının derinliğini ele veriyordu. Lunaria ve Hemira, onu yanlarından bırakmadan destekliyor, gözlerinde hem endişe hem de kararlılık vardı. Rüzgâr hâlâ salonun içinde hafifçe dönüyor, çatlamış taşların üzerinden dolaşıyor, ama artık bir kaos değil; sanki yaşananları hatırlatan hafif bir yankıydı.

 

Revire vardıklarında, odanın içinde büyülerle hareket eden hafif ışıklar parlıyordu.

Magistarların yaptığı onarım büyüsü sayesinde, savaşın izleri silinmişti; kırık kristaller yerine yerine oturmuş, çatlamış zemin tekrar düzlenmiş, avizeler eski parlaklığına kavuşmuştu. Sanki salon, yaşanan büyük patlamayı hiç hatırlamıyormuş gibi saf ve sakin duruyordu.

 

Cayricin yanında bir süre revirde kaldıktan sonra durumu iyi olduğundan odalarına gittiler zira hiç güçleri kalmamamışti okuldaki tüm öğrencilerin hepsi iyiydi ama okulda tüm öğrenciler tek bişey konuşuyordu

 

Büyük Savaş Maria afet ve draco'nun güçleri

 

Okul çalkanıyordu zaten gözler olağan dışı onların üzerindeydi

Şimdi ise daha çok rahatsız ediyordu

 

Maria Afet ve draco yorgun ama dimdik durarak kendi odalarına yöneldiler. Koridorun loş ışıkları,

 

ellerindeki element gücünün sönük parıltısıyla birleşiyor, sessiz bir yorgunluk ve huzur hissi yayıyordu.

 

Her adımı ağırydı; hem beden hem ruh hâlâ savaşın yankılarıyla doluydu. Ama artık güvenli bir alan vardı:

 

kendi odalarının Kapısı kapandığında, sadece nefes alışları ve hafif bir rüzgâr sesi duyuluyordu; dışarıdaki tehditler bir süreliğine

unutulmuş, oda sakin bir sığınak haline gelmişti.

 

Maria Afet yatağa oturdu, gözleri tavana dalmıştı; yaşananların ağırlığı, hem korku hem öfke hem de bir rahatlama karışımı olarak içini dolduruyordu.

 

Draco yanına oturdu sarıldı afet ona derin bir nefes vererek yaslandı gözlerini kaptılar

 

Bir süre sessizce öyle oturdular,

hafifçe derin nefesler alarak bedenlerini ve ruhlarını toparlamaya çalıştılar. Oda, sessizliği ve güveniyle adeta bir nefes alma noktası olmuştu.

 

Odanın içindeki sessizlik birkaç dakika boyunca bozulmadı.

Sadece pencerenin dışından gelen rüzgârın hafif uğultusu duyuluyordu. Ağaçların yaprakları birbirine sürtünüyor, uzakta kalan kulelerin ışıkları gecenin içinde titriyordu.

Afet hâlâ Draco’ya yaslanmıştı.

Draco’nun kolu onun omuzlarının etrafında sıkıca duruyordu. Sanki bırakırsa her şey tekrar dağılacakmış gibi.

Afet gözlerini kapalı tuttu.

Ama zihni susmuyordu.

Salon. Alevler. Patlama. Valocrus’un sesi.

Ve o cümle.

 

"Beni bağışlamak için yalvaracaksın..."

Afet’in kaşları hafifçe çatıldı.

Draco bunu fark etti.

 

“Ne düşünüyorsun?” diye sordu alçak bir sesle.

Afet birkaç saniye cevap vermedi.

 

Sonra yavaşça konuştu.

 

“Bu adam…”

Derin bir nefes aldı.

 

“Normal biri değil.”

 

Draco’nun çenesi gerildi.

“Biliyorum.”

 

Afet başını hafifçe kaldırdı ve Draco’ya baktı.

 

“Beş Magistar… biz… element ustaları…”

 

Gözleri karanlıklaştı.

 

“Yine de durmadı.”

Draco başını duvara yasladı.

Bakışları tavana kaydı.

 

“Çünkü o savaşmaya gelmemişti.”

 

Afet kaşlarını çattı.

 

“Ne demek istiyorsun?”

Draco’nun sesi daha da alçaldı.

“Bizi test ediyordu.”

 

Oda bir anda daha da sessizleşmiş gibi hissettirdi.

Afet yavaşça doğruldu.

 

“Test mi?”

 

Draco başını salladı.

“Evet.”

Bir süre düşündü.

 

“Gücümüzü ölçtü.”

Afet’in gözleri daraldı.

 

“Ve?”

Draco kısa bir kahkaha attı ama içinde hiç mizah yoktu.

 

“Ve sonuçtan memnun görünüyordu.”

 

Bu cümle Afet’in içini garip bir şekilde üşüttü.

Bir süre konuşmadılar.

Sonra Afet fısıldadı.

 

“Draco…”

 

“Hmm?”

 

“Ya geri gelirse?”

 

Draco hiç düşünmeden cevap verdi.

 

“Gelecek.”

 

Afet ona baktı.

Draco’nun gözleri kararlıydı.

 

“Bu daha bitmedi.”

Sonra eliyle Afet’in saçlarını geriye itti.

 

“Ve bir dahaki sefere…”

Bakışları sertleşti

 

“Onu kaçırmayacağım.”

 

Afet hafifçe gülümsedi.

Yorgun bir gülümsemeydi.

Ama gerçekti.

Yavaşça Draco’nun omzuna tekrar yaslandı.

 

“Ben de.”

 

Dışarıda rüzgâr biraz daha sert esti.

Kulenin tepesindeki bayraklar dalgalandı.

Okul sessizdi.

Ama o sessizliğin altında herkes aynı şeyi hissediyordu.

Bir fırtına yaklaşmıştı.

Ve bu sadece başlangıçtı.

 

Odanın içindeki sessizlik giderek ağırlaştı.

 

Afet hâlâ Draco’nun omzuna yaslanmıştı. Yorgunluk artık sadece bedeninde değil, kemiklerine kadar işlemiş gibiydi. Gözleri yarı kapalıydı ama zihni hâlâ savaşın görüntülerini bırakmıyordu.

Draco onun saçlarını yavaşça geriye itti.

 

“Yeter artık,” dedi alçak bir sesle.

 

“Bugün fazlasıyla savaştık.”

Afet hafifçe gülümsedi ama gözlerini açmadı.

 

“Uyuyabileceğimi sanmıyorum.”

Draco kısa bir nefes verdi.

 

“Uyuyacaksın.”

Afet başını biraz daha omzuna gömdü.

 

“Emir mi bu?”

Draco bu kez hafifçe güldü.

 

“Evet. Geleceğin kraliçesine verilen bir emir.”

 

Afet gözlerini tamamen kapattı. İçindeki gerginlik yavaş yavaş çözülmeye başlamıştı. Draco’nun kalp atışlarını duyabiliyordu. Düzenli… sakin… güven verici.

Bir süre sonra Draco onu dikkatlice yatağa uzandırdı.

Üzerine hafif bir battaniye çekti.

Afet mırıldandı.

 

“Draco…”

 

“Buradayım.”

 

“Gitme.”

 

Draco yatağın kenarına oturdu.

“Elbette gitmiyorum.”

Bir süre sonra Afet’in nefesi yavaşladı.

Derinleşti.

Uyumuştu.

 

Draco bir süre onu izledi. Yüzündeki yorgunluk bile güzelliğini gizleyemiyordu. Ama gözlerinin altında savaşın ağırlığı açıkça görülüyordu.

Draco elini uzatıp Afet’in parmaklarını tuttu.

 

Sessizce fısıldadı:

“Kim olursan ol… ne yapmış olursan ol… seni koruyacağım.”

Dışarıda gece tamamen çökmüştü.

 

Kulenin penceresinden ay ışığı odaya süzülüyor, taş duvarlara gümüş bir parıltı bırakıyordu.

Okul nihayet sessizliğe gömülmüştü.

Ve o gece…

 

Maria Afet Elserin ilk kez gerçekten uykuya teslim oldu.

Ama rüyaları…

Hiç de sakin olmayacaktı.

🔥🌊

 

Bir buçuk ay önce

 

afet ve draco'nun Türkiye döndüğü gün

 

Draco odanın kapısını öyle sert kapattı ki koridorun taş duvarları kısa bir an titredi.

Arkasına bile bakmadı.

 

Afet’in söylediği sözler hâlâ kulaklarında çınlıyordu.

Adımları hızlıydı. Neredeyse koşuyordu. Koridordaki birkaç öğrenci ona bakmaya cesaret etti ama Draco’nun yüzündeki öfkeyi görünce hemen gözlerini kaçırdılar.

 

Afet, afeti...

Ona nasıl böyle bir şey söylerdi ?

 

O onun gözünde bu kadar kötü birimiydi...?

 

Evet draco bir katildi daha önce insanlar öldürmüştü ama o insanlarda kötüydü ve masumları korumak için yapmıştı...

 

O asla on dört yaşında masum bir çocuğu öldürmezdi...

 

Kılıç meselesine gelince yıllarca onun kim olduğunu bilmeden onun dost oldu olduğunu öğrendik ise iki hafta sonra

Afet öğrenmişti

 

Bunu ona nasıl söylerdi?

Afetin sıkıntıları bu kadar hüyükken?

 

Her gece kabus görürken uykusunda bile huzur bulamazken?

 

Yaraları bukadar ağırken?

 

Nasıl bu aile sırrını söylerdi?

 

Yada neden kimse onu birkez bile anlama çabasına gitmiyordu?

 

Draco afeti anlamak için elinden geleni yapıyordu

 

Afet ise onu anlamak için elinden yapmıyordu daha doğrusu yapamıyordu...

 

Draco'nun bilmediği afetin çokdaha büyük yaraların olduğuydu...

 

Valserin Aevara'nın koridorlarında sinirle yürüyordu draco ama elinden geldigince belli etmemeye çalışıyordu

 

Ama canı çok yanıyordu...

 

Okulun çıkışı

 

Ana kapıya ulaştığında korumalar çoktan hareketlenmişti.

 

Okulun kapısında okulun görevlileri hatiç draco'nun korumaları boylu boyunca vardı

 

“Efendim—”

 

Draco hiçbir şey söylemeden kapıyı itip dışarı çıktı.

 

Soğuk akşam üstü havası yüzüne çarptı ama bu bile içindeki ateşi söndürmeye yetmedi.

 

Otoparka doğru yürüdü.

Adımları ağırlaştı.

Sonra bir anda durdu.

Yanındaki siyah arabaya sert bir tekme savurdu.

 

Metal yankılanarak titredi.

Korumalar donakaldı.

Draco’nun nefesi sertleşmişti.

“Lanet olsun!”

 

Arabayı tekmeliyor Yumruklu yordu

 

Yumruğunu kaldırdı ve arabanın yan camına indirdi.

 

ÇAT!

 

Cam bir anda tuzla buz oldu. Parçalar asfaltın üzerine saçıldı.

Bir koruma refleksle öne çıktı.

 

“Efendim eliniz—”

Draco elini salladı.

Cam kırıkları avucuna küçük çizikler bırakmıştı ama umursamıyordu.

Bir an kırık cama baktı.

Sonra arkasındaki adamlara döndü.

Yüzündeki öfke hâlâ duruyordu ama sesinde garip bir sakinlik vardı.

 

“Bunu yaptırın.”

 

Korumalar birkaç saniye birbirine baktı.

Draco kaşını kaldırdı.

 

“Arabayı.”

Kısa bir duraksama oldu.

Sonra Draco omuz silkti.

 

“Şirket hesabına yazın.”

Bir korumanın dudaklarından istemsiz bir gülümseme kaçtı ama hemen ciddileşti.

Draco ise çoktan yürümeye başlamıştı.

 

Saldırdığı araba draco'nun arabalarından korumaların kullandıklarından dı

 

Korumalar şuan dracoda çok çekiniyor korkuyorlardı

 

Çünkü bu hareket draco için normal değildi

 

Draco öfkesinden delirsede bunu belli etmezdi

 

Arabasına bindi adeta burnundan soluyordu

Direksiyonuna öfke ile durmadan dakikalarca vurdu sonra ise bir sigara yaktı

Ve arabayı çalıştırdı

 

İki saat sonra

 

Şehrin merkezindeki yüksek cam binanın en üst katında Draco Elserin Valerion oturuyordu.

Masasının üzerindeki ekranlar birer birer açılıyordu.

 

Draco uzun zamandır şirketi ihmal etmişti uzaktan da olsa yönetiyordu tabi

 

Şirket binasında gelip ama önemli işleri halleti

 

“Liman anlaşması tamamlandı.

“Güvenlik birimleri güncellendi.”

 

“İtalya şubesinden rapor geldi.”

 

Draco hepsini hızlıca dinledi.

Sorular sordu.

Talimatlar verdi.

Soğukkanlıydı.

Sanki biraz önce arabaların camlarını kıran adam o değilmiş gibi.

 

Toplantı bittiğinde odada yalnız kaldı.

 

Ama zihni hâlâ Afet’teydi.

Son söyledikleri.

Bakışları.

Sessizliği.

Draco sandalyeye yaslandı.

Bir süre tavana baktı.

Sonra aniden ayağa kalktı.

 

“Araba hazırlarsın.”dedi

 

Ve âşağa indi

Korumalar bekliyordu

Draco sadece başını salladı.

 

Yarım saat sonra draco arabayı sahil kenarında bir yere gitti

Bir banka oturdu ve bir sigara yaktı

 

Ve denizi izledi afet geldi yine aklına ona hep Okyanus gözlüm derdi fırtınalı denizim okyanusum derdi...

 

Dudaklarından fısıltı ile kelimeler döküldü

 

" afetim bak..., bak okyanusunda fırtılar kopuyor tusunimiler oluyor..." dedi ve bir kes daha fısıldadı

 

"Ama sen yoksun afetim ... Bu Okyanus kimde nasıl dizginlenecek...

Ki bu sefer fırtınanın sebebi sensin..."

 

çağrılarını görmüştü ama bakmamıştı çünkü şuan o çok kötüydü o da insandı ama insanlar bunu anlamazdı

 

Uzun süre hiçbir şey yapmadan denizi izledi.

Afet’in yüzü aklından gitmiyordu.

Tam kalkıp gitmek üzereydi ki arkasından bir ses geldi.

 

“Draco Elserin Valerion.”

Draco dondu.

Ses sakindi.

Ama tuhaf bir şekilde emirdi.

 

“Yerine otur.”

 

Draco yavaşça arkasını döndü.

Kadın birkaç adım ötede duruyordu.

Uzun boylu, zarif.

Kahverengi saçları rüzgârda dalgalanıyordu.

 

Gözleri ise sanki her şeyi biliyormuş gibi sakindi.

 

Draco kaşlarını çattı.

Sonra tekrar yerine oturdu.

 

“Beni tanıyorsun.”

Kadın hafifçe gülümsedi.

 

“Bu dünyada seni tanımayan çok az kişi var.”

 

Draco’nun bakışları keskinleşti.

“Büyücülük dünyasını nereden biliyorsun?”

Kadın denize baktı.

Draco o kadının bir fani olmadığını hemen anlamıştı

 

Ve ona bu dünyada kimse direk bu şekilde seslenmeye cesaret edemezdi

 

“Yanlış sorudan başladın.” dedi kadın bilmiş bir şekilde sıratarak

 

Draco’nun sabrı zaten ince bir çizgideydi.

 

“Ne istiyorsun?”

Kadın ona döndü.

 

“Hiçbir şey.”

Bir an durdu.

“Ben sadece sana bir şeyi hatırlatmaya geldim.”

Draco sessiz kaldı.

Kadın devam etti.

“Felâket Devri geliyor.”

Rüzgâr bir an daha sert esti.

“Ve o devrin merkezinde iki kişi var.”

Draco’nun gözleri daraldı.

Kadın hafifçe başını eğdi.

 

“Sen… ve Maria Afet.”

Draco ayağa kalktı.

“Onun adını nereden biliyorsun?”

Kadın önce cevap vermedi.

Sadece banka oturdu ve güldü

 

"Nişanlınıda herkes tanıyor draco sen zeki bir insansın bu kadar salak soru sorma"

 

Draco şaşkındı

 

"Kim sin sen?" Kadın sırıttı

 

"Konumuz değil valerion" dedi kadın ikiside sessizce durdu

 

Draco gerilmişti kadın nefes verip devam etti

 

“Bazen bir savaşı kazanmanın tek yolu…”

Bir an durdu.

 

“Bir kişiyi kaybetmemektir.”

 

Draco’nun aklına kavga geldi.

Afet’in yüzü.

Söylediği sözler.

Draco sertçe bir daha sordu.

 

“Sen kimsin?”

Kadın gülümsedi.

 

"Aynı yere takılıp kaldın"

 

"Ben dalga geçmem " dedi draco kadının dudakları kıvrıldı

 

“Bu hikâyeyi yazan biri diyelim.”

 

"Ve bir dost..." Diye ekledi kadın

 

Rüzgâr tekrar esti.

Draco gözlerini bir saniyeliğine kapattı.

Tekrar açtığında…

Kadın yoktu.

Sadece denizin sesi kalmıştı.

 

Ve bankta bir mektup vardı draco mektubu eline aldı. Ve açtı

 

Draco Elserin Valerion,

Bugün yanında durmamın tek nedeni, seni bir uyarı ve hatırlatma ile bırakmak. Biliyorum; savaş, ihanet ve öfke iç içe geçmiş durumda. Herkesin görmediği, bilmediği ve anlamadığı şeyler var. Ama sen, güç ve kararlılıkla değil; akıl, sabır ve kalp ile hareket etmelisin.

 

Afet… Maria… Bu isimler sadece birer yansıma. Her birinin ardında, senin bilmediğin sırlar, acılar ve yükler var. Ve bazen, sevdiklerini korumak, düşmanlarını alt etmekten daha büyük bir cesaret ister.

Unutma ki, dünya göründüğü kadar basit değil. İnsanlar ve güçler, her zaman görünenden fazlasını taşır. Senin seçimin, sadece geleceğini değil; sevdiklerinin kaderini de şekillendirecek.

-Bir dost ...

Aşağıda not gibi bir söz yazıyordu

 

Zehre önce ilaç dediler, sonra altın diye sattılar.

Sefaleti önce oyun dediler, sonra kader diye dayattılar.

Acıyı önce hastalık dediler, sonra yazgı diye boyun eğdirdiler.

Zenginler ve güçlüler, kirli geçmişlerinden imparatorluklar kurdular;

Masumun hakkını ise sofralara meze etip bölüştüler

             

 

Draco şaşkındı ve anlamıyor ama birşey hissetmişti

Gözü tekrar denize kaydı ardın apar topar banktan kalktı

Ve arabasına gitti...

 

Ve afetin hatırlamasını Umut ederek o elma ağacına gitti

🔥🌊

                     

 

Bölüm : 12.03.2026 16:20 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...