36. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / özel bölüm : küllerinden kör nokta

özel bölüm : küllerinden kör nokta

Slytherin queen
slytherinqueen

 

Yıl 1989

 

Büyük güzel bir ev tatlı bir telaş

Londra'nın uzak ama çok uzak olmayan bir evde tatlı bir telaş vardı

 

Bu ev elserinlerin eviydi

 

Marcus bora elserin sırkatili timinin kurucusu ve ailesi

 

Eşi serap Clara

 

Büyük kızı Diana ela

Ve küçük

 

Kızı lera lale elserin

 

Diana ela 20 yaşında

Lera lale ise 13 yaşındaydı

 

Diana ela tıp fakültesi kazanmış ve şuan Oxford'a gitmek için evinin odasında hazırlık yapıyordu

 

Herşeyini bitirdiğinde odasının kapısında bavullarla çıkarken

San bir bakış attı odaya

 

20 yılı burda geçmişti o yüzden

İçi burkuluyordu ve tabi ailesinden ayrılmanın verdiği hüzün vardı aşağı indi

 

Salona gitti babası annesi ve kardeşi ordaydı

 

"Abla..." Dedi hüzünle lera lale

 

" Kızım herşeyini aldınmı?" Dedi serap Clara

 

"Evet annecim aldım"

 

"Birazdan koruman gelir o hep yanında olucak ve senden meshul olucak "

 

"Baba korumaya gerek yok okula gidiyorum "

 

"Beni alakadar etmez küçük hanım ben senin babanım ben ne dersem o olur"

 

"Emredersiniz komutanım!" Dedi Diana ela

 

"Sus kız !" Dedi Marcus bora

 

" Ya baba!"

 

" Babası yok! Ya deme bana!"

 

"Of baba gerek yok!"

 

"Ben var diyorsam var! Oflama bana"

 

"Senin yüzünden bana ucube diyecekler"

 

"Sen kimin kızı olduğunun farkındamısın sen hem türkiye ordusuna hemde İngiltere ordusuna bağlı sır katili timinin kurucusunun kızısın elserinin vârisin.!"

 

"Tamam baba ! Yeter ya selam verdik borçlu çıktık"

 

"Sus kız!"

 

"Aman ya "

 

"Gel kızım yanıma otur gidene kadar sarılayım sana "

 

"Geldimm" dedi Diana ve annesinin yanınana gidip sarıldı

 

"Bende bende " dedi lera lale annesi bir kolunu kızı için açtı üçü birbirine sarıldı

 

"Kıskanç!"

 

"Hiçte bir kere!"

Herkes güldo

 

" Canım kızlarım benim!"

 

Serap ikisini tek tek öptü

 

"Bende geliyim babaya yokmu?"

 

"Gel bana" dedi Diana ela,ve

Marcus bora onların yanına oturdu beraber aile sarılması yaptılar

 

Marcus bora elserin bir tim kurucusuydu bir liderdi devrimciydi bir mafyaların önünde diz çöktüğü politikacıların diblomatların ona saygı duyduğu bir adamdı

 

Onun girdiği yer buz keserdi

Herkes o geldiğinde ve gittiğinde ayağa kalkardı

 

Ama gelin görünki o aynı zamanda bir babaydı o aynı zamanda yaralı bir çocuktu

 

Bu dünyada varı yoğu ailesiydi

Sevdiği kadın çoçuklarının annesi ve biricik kızları

 

" Birazdan koruman gelicek ve seni götürücek " dedi Marcus bora

 

"Tamam peki" dedi Diana ela göz süzdürerek

 

" Neden hava limanına gitmiyoruzki anlamıyorum" dedi serap Clara

 

" Hatun sen orayada gitsen bu kız gidecek burada kalsanda gidecek ne fark eder"

 

"Ama ben kızımı bir saat daha fazla görürüm "

 

"Yapma hatunum bu saat daha fazla görsen bir saat daha diyeceksin"

 

"İyi peki"

 

" Hatun ne baba ya?"

 

"Beğenmedinmi ?"

 

"Aynen kabaca geliyor öyle hatun diyince "

 

"Bak kızım hatun dünyadaki en değerli hazine anlamına gelir Türkçedir ben annene her hatun dediğimde dünyadaki en değerli hazinesin hazinemsin demiş oluyorum "

 

"Oooo çok iyi!" Dedi lera lale

 

"Anlamı iyiymiş"

 

"Kızın sen dediğin kabaca şeyleri baban söylemez zaten "

 

"Tamam" o sırada kapı çalındı

Kapıyı çalan dianna elanın korumasıydı

 

Marcus bora kendini geriye yasladı

 

"Koruman geldi"

 

" Of baba hala geç değil ucube olucam ya!"

 

"Ne ucubesi kızım bence daha havalı olursun dimi hatun?"

 

"Ay susun artık ben kapıyı açayım"

 

" Evde okadar hizmetli var yine sen yapıyorsun işleri boşuna para veriyoruz "

 

"Allah aşkına bora sus ya askere saygıdan ötürü bora!"

 

"İyi tamam bişey demedim"

 

"Baba hala geç değil!"

 

"Ela! Yeter bu evin babası benim ve bu evde güvenlik her şeyden önce gelir."

 

"Of!"

 

"Ela dedim!" Dedi bora soğuk sakin ve sert bir tavırla

 

Serap calara kapıyı açtı kapıda o vardı rüzgar, rüzgar Karaer ...

 

Korgeneral rüzgar Karaer ...

 

Serap kapıyı gülümseyerek

Açtı

 

"Merahaba hanımefendi" dedi kibarca ama düz bir ifade ile rüzgar

 

" Merhaba oğlum"

 

" Efendim ben korgeneral rüzgar Karaer ben orgeneral kurucu baş Kamutan Marcus bora elserinin isteği üzerine geldim"

 

"Biliyorum rüzgar gel gir içeri"

 

Rüzgar baş sallıyıp içeri girdi

Üstünde firma yoktu Marcus boranın isteği üzerine sivil gelmişti klasik bir kombin vardı üzerinde siyah gömlek siyah pantolon siyah ceket vardı

 

Rüzgar, serapın yönlendirmesi üzerine salona geldi

 

Kapının bira ilerisinde durdu sert sık bi şekilde

 

" Merhaba rüzgar"

 

"Merhaba kamutanım"

 

Marcus bora hala koltukta oturuyordu

 

Diana ela ve lera lale adamı baştan aşağı süzdüler babalarının hareketleri üzerine oldukları yerde oturmaya devam ettiler

 

" Burda resmiyete gerek rüzgar "

 

"Peki efendim" dedi rüzgar

 

Marcus bora tebessüm ederek ayağa kalktı

 

" Hoş geldin evlat"

 

"Hoşbuldum efendim "

 

"Hoşgeldin!" Dedi lera lale anlık çocukça sevecen bir tavırla

 

Marcus bora, Serap Clara,dianna ela hepsi güldü

 

Rüzgar ise sessizce hafif tebessüm etti

 

"Kızım lale!"

 

"Ne bişey demedim ki?"

 

"Hoşbuldum efendim "dedi saygı ile başını saygı ile eğerek

 

"Baba bu abiyi sevdim ben !"

Rüzgar hafif tebessüm etti

Çocukları severdi ama hala asker sertliği duruyordu

 

Diğer herkes sesli güldüğünde

 

" Niye kızım?" Dedi Marcus bora

 

" Bana çocuk gibi davranmayan tek insan çünkü!"

 

Herkes güldüğünde

 

"Baksen ?" Dediğinde Marcus bora lera lale başını salladı

 

"Neyse çocuk işte. Diana ela gel kızım" dedi Marcus bora ve dianna ela babasını yanına gitti

 

"Rüzgar bu kızım dian ela ve onu üniversites hayatında korumanı istiyorum gölgesi gibi olucaksın"

 

"Emredersiniz komutanım" dedi rüzgar

 

"Dian ela zaten duydun bu rüzgar rüzgar Karaer o korgeneral o benim sağ kolum

Onun sözünsen çıkmayacaksın "

 

"Tamam baba " Diana ela rüzgara döndi

 

" Tanıştığımıza memnun oldum rüzgar Karaer " dedi ve elini uzattı rüzgar robota biraz benzer bir şekilde önce komutanın yüzüne baktı ardından kibarca hızlı bir şekilde Diana elanın elini sıktı

 

" Teşekkür ederim efendim bende memnun oldum"

 

"Demek korgeneralsin öylemi?"

Dedi Diana kaşlarını kaldırarak

 

" Evet efendim"

 

"Peki senin gibi bir asker neden bir kızın koruması oluyor?"

 

"Babanız benim komutanım o ne derse o olur efendim"

 

"Babamın emirlerini sorgusuz sualsiz yerinemi getiryorsun demek sağkolusun?"

 

"Evet efendim "

 

" Benim gölgem olup her yerde peşimdemi olacaksın"

 

"Merak etmeyin efendim sizi rahatsız etmeden sizi koruyacağım"

 

"Nerelisin sen?" Marcus bora sorun yok dercesine rüzgara baktıgında rüzgar aynı mesafeb ile cevap verdi

 

" Karadeniz efendim"

 

"Şehir?"

 

" Rize "

 

" Ya ne güzel Karadenizli severim iyi insanlarsınız"

 

"Saolun efendim "

 

"Ya şivede yapıyomusunnnn" dedi Leyla.

Herkes güldü

 

" Kızım!"

 

"Tamam ya "

 

"Kızın abiyi darlamayalım ama değilmi bak ablanın yetişmesi lazım"

 

"Tamam peki"

 

"Gidiyoruz?" Dedi Diana ela

 

"Evet" dedi Marcus bora ve dian ela ailesiyle son kez vedalaştı

 

"Güzel kızındikkat et kendine "

 

"Tamam annecim"

 

"Seninle gurur duyorum kızım çok iyi bir hekim olacağından süphem yok" dedi Marcus bora

 

"Saol baba teşekkür ederim "

 

"Ablacım görüşürüz ama neden gidiyosub ki ..."

 

" Okul için Leyla ama ben herzman gelicem sende gelirsin olurmu?"

 

"Olur peki"

 

" Bavulları götürmemei istermisiniz ?"dedi rüzgar

 

"İyi olur aslında ama ağırdır sorun olurmu?" Dedi dian ela

Rüzgar cevap vermedi iki bavulu da rahatça aldı ve kapıya götürdü

 

Diana ela etkilenerek baktı

Tem benim tipim diye geçirdi içinden

 

Lera lale ablasını cekistirti kulagına fısıldadı

 

"Abla"

 

"Efendim?" Dedi fısıldayarak dian ela

 

"Bu abi"

 

"Bu abi ne?"

 

"Taş abla taş!"

 

"Layla !"

 

"Ne abla çok yakısıklı tam şenlik birde babam gibi aynı ay keşke yirmi yasında olsaydım" ikisi kıkırdası

 

"Sus başımızı belaya sokacak sın"

 

"Tamam!"

 

" Hazırız efendim" dedi rüzgar

 

"Tamam ozaman" dedi Diana ela

 

"Rüzgar " dedi Marcus bora

 

"Evet efendim"

 

" Kızım sana emanet ve bu bir emir değil güvendir"

 

"Güveniniz benim için çok kıyametlidir efendim başım gözüm üstüne sizin ve emanetiniz için canım feda "

 

"Biliyorum evlat "

 

Son kez vedalaştılar ve Diana ela ve rüzgar arabaya bindi

 

Arabada şoför vardı Diana ve rüzgar arka koltukta oturuyorlardı

 

Ve yolculuk başlamıştı hava limanına gidiyorlardı

 

Diana rüzgara baktı rüzgar dik bir şekilde oturmuş gözlerini karşı cama dikmiş bakıyordu

 

"Rüzgar?" Dedi Diana ela rüzgar Diana döndü

 

"Buyrun efendim?"

 

"Sana rüzgar diyebilirim değilmi?"

 

" Sorun yok efendim diyebilirsiniz"

 

"Ozaman sende bana efendim deme Diana ela diyebilirsin"

 

"Bu uygun olmaz efendim "

 

"Niye ? Ben sana isminle seslenebilirsem sende diyebilirsin hem bence sen benden daha çok saygıyı hak ediyorsun "

 

"Teşekkür ederim efendim ama-"

 

"Aması yok hem sen beni korkuyorsun bana ismimle seslenmen daha doğru olur"

 

"Peki"

 

" Güzel , kaç yaşındasın?"

 

"Yirmi iki "

 

"Korgeneral olmak için fazla gençsin ve bir korgeneral nasıl olurda bir koruma olur?"

 

" Bu babanızın özel bir ricasıydı"

 

"Neden kabul ettin etmeye bilirsin?"

 

" Babanız benim babam gibidir babamıda tanır sana izin olur dedi ve size değer veriyor sadece en güvendiği insana emanet edebilirmiş"

 

"Anladım, Rize nasıl güzelmi ? Hep Karadenize gitmek istemişimdir"

 

" Güzeldir efendim, tabi güzellik göreceli bir kavram "

 

"Eminim güzeldir , genelde kara Denizli erkekler çirkin olur ama sen öyle değilsin şaşırtıcı"

 

Rüzgar kaşlarını kaldırdı sessizce tepkisiz önüne döndü

Diana tebessüm etti

 

"Özür dilerim seni çenemle rahatsız ettim"

 

"Estağfurullah efendim "

 

"Rahatsız olduysan söyleye bilirsin ben sadece hep birlikte olacağız diye "

 

" Önemli değil efendim sorun yok korumanızı tanımak istiyorsunuz "

 

"Korumamı tanımak istemiyorum"

 

"Anlamadım?"

 

"Ben arakadaşımı tanımak istiyorum "

 

"Ben sizin arkadaşınız değilim efendim "

 

"Ama ben öyle olsun istiyorum sürekli yanımda olucaksın en azından arkadaş gibi olmalıyız öyle istiyorum "

 

"Ben sizin korumanızım efendim"

 

"Ama ben arkadaş gibi olalım istiyorum ki zaman daha kolay olsun "

 

"Peki"

 

" Sevgili mi var yoksa"

 

"Bunu neden yoruyorsunuzki ?"

 

" Belki o rahatsız olur diye "

 

"Bu özel bir soru efendim"

 

"Özelmi sana farklı bişey sormadım ki sevgilim varmı yokmu?"

 

" Yok efendim" dedi en sonunda bıkkınlıkla rüzgar

 

"Sen hep böyle suratsızmısın?"

 

"Suratsız değilim "

 

" Öylesin insan bı güler konuşur "

 

"Gülümem gerekn bişey olursa gülerim"

 

"Hmm ben seni güldüreceğim buda yeminim olsun rüzgar" Diana rüzagara çapkın bir bakış ve tebessüm attı

 

Rüzgar sıfır tepki verdi diannaya

 

Ve önüne döndü

 

Ve saatler aktı havalimanına vardılar

 

Ve özel jete girdiler yarım saat sonra varacaklardı

Uçağa bindiler bavullar yerleştirildi ardından cam kenarında ikisi karşı karşıya oturdu

 

Rüzgar,rüzgarın bu dünyada ailesinden sonra en çok güvendiği insan Marcus bora elserin di ona ikinci bir baba gibi olmuştu

 

Hatta kendi babası bile onu okadar çok sevmemişti

Rüzgar onun olmayan oğku gibiydi

 

Onun isteği üzerine bu korumayı kabul etmişti ve dianna elanın herzaman yedi yirmi dört yanında olucaktı yakınında...

 

Hostesler gerekli uyarıyı yaptı

Pilot anonsunu yaptı ve uçak havalandı

 

Uçak aniden havalandığında

Diana ela

 

"AY!" Diye tepki verdi

 

"İyimisiniz !" Dedi rüzgar ani tepkiyle

 

"İyiyim korkuyorum sadece!"

 

"Sakin olun ilk değildir herhalde?"

 

"Hayır değil ama işte "

 

"Anlıyorum sakın birsekilde nefes alın verin"

 

"Demesi kolay "

 

"Sizi ne rahatlatır"

 

"Sohbet etmek ve müzik dinlemek şuan ikiside yapamıyorum" dedi Diana tedirgin bir şekilde uçaktan gerçekten çok korkuyordu

 

"Tamam benimle sohbet edin ozaman "

 

"Sen benimle konuşmak istemiyorsun ki?" Dedi Diana ela

 

" Efendim siz beni yalnış anlamışsınız "

 

" Ne bileyim okadar sertsinki insan yalnış bişeymi yaptım diye düşünüyor"

 

"Yapmadınız ."

 

"Tamam ozaman"

 

"Benimle sohbet edebilirsiniz"

 

"Peki sana fıkra anlatayımmı?"

 

"Fıkramı ?"

 

"Evet aklıma birşey gelmedi "

 

"İyi peki anlatın"

 

" Bak şimdi dünyanın en hırsız erkeği ile en hırsız kadını evlenmiş ve bir bebekleri olmuş

Bebek doğduğunda bir eli kapalıymış ne yaptılarsa açamamış ama sonra açmışlar bir ne görsünler ?"

 

"Ne görmüşler ?" Dedi Rüzgar

 

"Ebenin yüzüğü!" Dedi Diana gülerek

 

Rüzgar anlık durdu sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı

 

"Bebek doktorun yüzüğünü çalmış yani "

 

"Evet komik değilmi?"

 

"Komikmiş"

 

"Bak buna güleceksin"

 

"Deneyin"

 

"Bir gün bir çocuk odasına akşam allahım nolur nenem ölsün diye dua etmiş babası bunu duymuş ama bişey dememiş ertesi gün nenesi ölmüş çocuk o akşamda allahım nolur dedem ölsün diye dua etmiş babası gene duymuş ama bişey dememiş ertesi gün bu seferde dedesi ölmüş o akşamda allahım nolur babam ölsün diye dua etmiş babası kormuş uyuyamamış dışarda gezmiş bişey olamamaş eve gelmiş bakmış karısı ağlıyor ne oldu hanım demiş karısıda bey bizim kapıcı ölmüş demiş!"

 

İkiside anladık durdu rüzgarın suratı yumuşamaya başladı ve aniden ikiside güldü

 

Rügar sakince güldüğünde

Diana ela kıkırdadı

 

" İyiymiş kapıcı baba"

 

"Evet çok komik değilmi?!"

 

"Evet komikmiş"

 

"Bak güldün gördünmü!"

 

"Evet hakkını yemeyeyim iyi fıkralardı"

 

"Teşekkür ederim fıkra anlatmayı çok seviyorum"

 

İkisi anlık ilk defa tam bir şekilde gözlerinin içlerine baktılar

 

Diana ve rüzgar o an ikisininde vücdündan elektirik geçti sanki

 

İkiside anlık gözlerine kilitlendiler ve gözlerini çekemediler

 

Birbirlerine tebessüm ettiler ve Diana ela herzamanki gibi

konuşmaya başladı

 

Rüzgar ise onu dinleyip ona eşlik etti Diana ela ise heycanlı heycanlı gülerek konuşurken

Rüzgar ise onu tebessüm ederek dinliyordu

 

Ve hayatta en çok korktuğu şey başına gelmişti bir zaaf...

 

Rüzgar Karaer şuan farkında değildi ama dünyayı yakacak kadar delirecek bir sebebi vardı artık...

 

🌑🌪️

 

Bir hafta sonra

 

Saat akşam beş civarı Diana ela Oxforda gelmiş iki katlı küçük öğrenci evine gelmiş yerleşmişti kendisi gibi hoş tatlı bir evi vardı

Alt katta oturma alanı

Yanında küçük açık mutfak bir mutfak ikinci katsa ise iki karşılıklı oda ve banyosu vardı

 

Ve bu evde koruması rüzgarla yaşıyordu eve koruması rüzgar karaerle birlikte

 

Rüzgar Karaer söylendiği gibi dianna elanın gölgesi gibi hep yanındaydı ikisi karşılık odalarda kalıyorlardı ve onu hergün aynı evde onunla yaşamak onu heycanladırıyordu şuan ise fakültede tanıştığı bir arkadaşı diğer arkadaşlarla beraber onu bir tanışma partisine davet etmişti şimdi ise onun için hazırlanıyordu

 

Diana Ela aynanın karşısında durdu.

 

Pencere aralıktı; Oxford’un serin akşam havası odaya doluyor, tülleri usulca hareket ettiriyordu. Işık, aynada yüzüne vuruyor; heyecanı gözlerinden okunuyordu.

Elbisesi sade ama iddialıydı.

Koyu lacivert, ince askılı, dizlerinin biraz altında biten bir elbise… sessiz şıklık zarafeti vardı üzerinde; bağırmıyordu

ama

 

“buradayım” diyordu. Saçlarını açık bırakmıştı, hafif dalgalı. Makyajı neredeyse yok gibiydi; sadece dudaklarında yumuşak bir renk.

Kendine baktı.

Gülümsedi.

Tam o anda kapı hafifçe tıklandı.

 

“Hazırsanız efendim…”

 

Rüzgar’ın sesi.

Diana kapıyı açtığında…

Rüzgar bir an durdu.

Takım elbise giymişti. Siyah, kusursuz kesim. Gömleğinin düğmeleri kapalıydı, kravatı sade. Omuzları her zamanki gibi dikti ama bakışları…

 

Bakışları bir saniyeliğine kaçtı.

Bu kaçış her şeyi ele veriyordu.

Diana bunu fark etti.

Ve içinden kısaca gülümsedi.

 

“Çok mu resmi oldum?” dedi, bilerek masum bir tonla.

 

“Hayır,” dedi Rüzgar hemen.

Sonra boğazını temizledi.

 

“Gayet… uygun.”

Ama sesi, düşündüğünden daha düşüktü.

Diana bir adım attı, kapıyı kapattı.

Aralarındaki mesafe bir anda çok azaldı.

 

“Sen de olmuşsun,” dedi Diana.

“Oxford balosuna asker göndermişler resmen.”

Rüzgar kaşını hafif kaldırdı.

 

“Görevim sizi korumak.”

 

“Biliyorum,” dedi Diana.

 

“Zaten başka bir şey beklemiyorum.”

Ama gözleri başka şeyler söylüyordu.

Evin kapısından birlikte çıktılar.

Gece serindi. Araba hazırdı.

Yol boyunca çok konuşmadılar.

Ama sessizlik rahatsız edici değildi; aksine…

Yoğundu.

Araba Oxford’un tarihi binasının önünde durduğunda, içeriden müzik ve sohbet sesleri geliyordu. Büyük salonun ışıkları dışarı taşıyordu.

Diana kapıyı açmadan önce durdu.

Rüzgar’a döndü.

 

“İçeri girmeden önce,” dedi.

 

“Şunu bilmeni istiyorum… bugün sadece bir davet.”

Rüzgar başını salladı.

 

“Benim için her gün görev.”

 

Diana kısa bir kahkaha attı.

 

“Bunu değiştireceğim.”

Salona girdiklerinde…

Bakışlar Diana’ya döndü.

Ama Rüzgar farkındaydı:

Bazı bakışlar Diana’ya değil, onun yanındaki adama kayıyordu.

Bir erkek Diana’ya yaklaşmaya çalıştığında, Rüzgar yarım adım öne geçti. Sessiz, sakin… ama net.

 

“Yanındayım,” dedi alçak sesle.

Diana başını ona çevirdi.

 

“Bunu söylemene gerek yoktu.”

 

“Ben yine de söyledim.”

 

Bir anlık bakıştılar.

O an…

İlk kez Diana Ela, Rüzgar Karaer’in sadece bir koruma olmadığını hissetti.

Gece ilerledikçe Diana sohbet etti, güldü.

Rüzgar hep bir adım gerideydi ama gözleri hep üzerindeydi. Diana arkadaşları ile sohbet ediyor bişeyler içiyordu

 

Bir noktada Diana, yanına geldi.

 

“Çok sıkıldın mı?”

 

“Hayır.”

 

“Yalan söylüyorsun.”

 

“Belki.”

 

“Dans etmiyorsun.”

 

“Görevim dans etmek değil.”

Diana başını yana eğdi.

 

“Bir gün seni dans ederken göreceğim.”

 

Rüzgar ona baktı.

Bu sefer kaçmadı.

 

“Göreceksiniz.”

O an…

 

ikiside göz göze geldi ve

İkisi de farkında olmadan, geri dönüşü olmayan bir yola girmişti.

Ve Rüzgar Karaer, o geceden sonra şunu çok net biliyordu:

Bu kızı korumak,

ona dokunmadan sevmek,

ama gözleriyle bile vazgeçememek…

hayatının en zor görevi olacaktı.

 

Diana ela rüzgara verilmiş bir emanetti ve rüzgar Kara erin en büyük sınavı ona verilen emanetti

 

Balo tanışma balosu ilerlemeye devam etti Diana tanımadıklaroyla tanıştı arkadaşları oldu ve tabiki rüzgar Karaer hep yanındaydı

Şuan ise Parti'nin sahibi olan adamla konuşuyordu

 

Diana Ela gülüyordu.

Karşısındaki erkek, tıp fakültesinden bir öğrenciydi. Partiyi veren kişi

 

Ne söylediği o kadar da önemli değildi.

Ama fazla yakındı.

Rüzgar bunu uzaktan gördü.

Bir adım attı.

Sonra bir adım daha.

Yanlarına geldiğinde sesi sakindi ama tonu sertliğini gizlemiyordu.

 

“Hanımefendi,” dedi.

 

“Programınızın diğer kısmına geçmemiz gerekiyor.”

 

Erkek şaşırdı.

 

“Ah, affedersiniz—”

 

Diana Ela anında döndü.

Kaşları çatıldı.

 

“Rüzgar.”

 

Sesi alçaktı ama netti.

 

“Ne yapıyorsun?”

 

“Görevimi,” dedi Rüzgar.

Gözleri hâlâ karşısındaki adamdaydı.

Diana bir an durdu.

Sonra…

Sesini biraz daha sertleştirdi. Bazen rüzgarın ona yaklaşıp yaklaşmaması onu yönetmesi ama bir yaklaşım göstermemesi sınırını bozuyordu

 

“Biraz sert girdin.”

 

Rüzgar’ın bakışları Diana’ya döndü.

Bir anlık…

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Rüzgar dikleşti.

Yüzü kapandı.

Az önceki gerginlik yerini resmiyete bıraktı.

 

“Peki efendim.”

Bir adım geri çekildi.

 

“Kusura bakmayın,” dedi soğuk ama düzgün bir tonla.

Sonra ekledi,

 

ilk defa adını kullanarak ama mesafeyi bıçak gibi koyarak:

 

“Diana Hanım.”

O iki kelime…

Diana’nın göğsüne oturdu.

Rüzgar geri çekildi.

 

Artık bir adım arkadaydı.

Ne konuştu, ne baktı.

Sadece…

Korudu.

Gözleri Diana’nın üzerindeydi ama yüzü ifadesizdi.

Ne kıskançlık vardı artık,

ne gülümseme.

Sadece görev.

Diana tekrar karşısındakiyle konuşmaya döndü ama…

Gülüşü eskisi gibi değildi.

Çünkü ilk defa şunu hissetmişti:

Rüzgar geri çekildiğinde,

ortam değil…

kendisi üşümüştü.

 

Diana söylediği kelimenin pişmanlığı ile adeta yandı kalbi sıkıştı ama devam etti

 

Saatler aktı parti sona erdi herkes arabasına bindi Rüzgar ve Diana ela da arabaya bindi

 

Şoför ön arabayı kullanırken rüzgar ve Diana ela herzamanki gibi arama koltukta oturuyorlardı

 

Arabanın içi fazla sessizdi.

O sessizlikten.

Konuşulmadıkça ağırlaşan türden.

Diana Ela camdan dışarı bakıyordu. Oxford’un taş sokakları gecenin içinde kayıp giderken, içindeki huzursuzluk yerinde duramıyordu.

Rüzgar karşıya bakıyordu. Omuzları dik, çenesi kilitli.

Az önce olanları kafasında tekrar tekrar oynatıyordu ama yüzüne tek bir kırıntı bile yansıtmıyordu.

 

Davet boyunca…

fazla yakın duran bir el,

biraz uzun süren bir bakış,

bir adım fazla yaklaşan bir yabancı.

 

Ve Diana’nın fark etmediğini sandığı şey:

Rüzgar’ın bir anlığına geri çekilmesi.

Diana dayanamayıp döndü.

 

“Rüzgar.”

Cevap yok.

 

“Rüzgar?”

Bu sefer sesi daha netti.

Rüzgar başını çevirdi.

Sadece bakış. Ses yok.

 

“Hani ben senin arkadaşındım?”

İşte orası.

Kelimenin tam anlamıyla orası.

Rüzgar’ın çenesi gerildi. Gözleri tekrar camdan dışarı kaydı.

Bir an için konuşmayacak sandı.

 

"Asıl hani ben sizin arakadaşınızdım?" Dedi rüzgar tuhaf bir tepki ile camdan dışarı bakmay devam ediyordu

 

" Öylesin zaten ne demek ki bu"

 

" Arkadaşlar birbirini korur." Dedi rüzgar

 

"Rüzg-" rüzgar Diana elanın sözünü kesti

 

“Arkadaşlar,” dedi sonunda, sesi düşük ama sertti,

 

“birbirinin dikkatini dağıtmaz.”

Diana kaşlarını çattı.

 

“Ne?”

 

“Arkadaşlar,” diye tekrar etti Rüzgar, bu sefer kelimeleri tartarak,

 

“bile bile kendini riske atmaz.”

 

“Ben kimle konuştuğumu bilecek yaştayım,” dedi Diana, sesi keskinleşmişti.

 

“Bir davette iki kelime konuştum diye—”

 

“Üç,” diye kesti Rüzgar.

Diana durdu.

 

“Ne?”

 

“Üç dakika konuştun.”

 

Rüzgar ilk defa ona döndü.

Bakışı netti. Soğuk değil—fazla berrak.

Arabada hava değişti.

 

“Sen mi saydın?” dedi Diana, alayla.

Rüzgar cevap vermedi.

Bir saniye geçti.

İki.

 

Sonra aniden, Diana’nın hiç beklemediği bir şey yaptı.

Geri çekildi.

Fiziksel olarak.

Koltuğunda biraz daha geriye yaslandı, bakışını indirdi.

Sesi değişti.

 

“Peki efendim.”

Kısa. Keskin. Resmi.

Diana’nın kalbi bir anlık boşluk yaşadı.

 

“Kusura bakmayın, Diana Hanım,” dedi Rüzgar.

 

“Bir daha sınır aşımı yapmam.”

Ve o an…

her şey koptu.

 

“Ne demek sınır aşımı?” dedi Diana, sesi yükseldi.

 

“Ben—”

Rüzgar elini kaldırdı.

Durdurmak için.

Ama dokunmadan.

“Görevime devam edeceğim.”

Bakışları artık ona değmiyordu.

“Yalnızca korumanız olarak.”

Arabada bir cam gibi bir şey kırıldı sanki.

Sessiz ama telafisi olmayan bir şey.

Diana dondu.

“Yani…” dedi yavaşça,

“az önce bana bakan sen değil miydin?”

Rüzgar gözlerini kapadı.

Bir saniyeliğine.

Sonra açtı.

 

“Benim bakmam bir hataydı.”

 

"Ben sizin korumanızım bir askerim ve sizi korumak benim görevim"

 

Şoför arabayı durdurdu. Eve varmışlardı.

Rüzgar kapıyı açtı.

İndi.

Kapıyı tuttu.

Asker gibi.

Mesafeli.

Soğuk.

Ama Diana arabanın içinde kaldı.

Ve ilk defa şunu hissetti:

Onu geri itenin kendisi olmadığını.

Onu uzaklaştıranın Rüzgar’ın korkusu olduğunu.

Ve Rüzgar Karaer…

o gece fark etmeden en tehlikeli şeyi yaptı:

Diana Ela’yı kendinden korumaya çalıştı.

 

Belki bir ihtimal bende uzak durur kendime engel olabilirim dedi bu son bir hafta rüzgar içib cehennem kapılarının açılmasıydı onu büyük bir azap bekliyordu...

 

İkisi sessizce eve girdi konuşmadan ve herkes odasına çekildi ve Diana ela o gece hayatının en zor uykularından birini uyudu rüzgarda öyle görünmez bir kafeste gibi hissediyorlardı

 

ikisinde kalbi biraz kırık ve yaralıydı ama bilmiyorlardı onlar birbirlerinden uzak duramazdı artık

🌑🌪️

 

İki Gün Sonra

 

Diana ela ve rüzgar herzamanki gibi fakülteden eve gelmişlerdi Diana ela arabada onu bekleyen rüzgarı bekletmişti ama rüzgar bişey demişti

 

Ev sessizdi.

O türden bir sessizlik…

İnsanların değil, söylenmemiş cümlelerin bıraktığı sessizlik.

Diana Ela kapıyı kapattığında saat akşam sekizi biraz geçiyordu. Fakülteden dönmüştülee Omuzlarında çantası, aklında son iki günün ağırlığı vardı.

 

İki gündür Rüzgar’la neredeyse hiç konuşmamışlardı.

Ne “iyi akşamlar” vardı,

 

ne “yoruldun mu”.

 

Sadece görev.

Alt kattaki ışıklar yanıyordu.

Rüzgar salondaydı. Ayakta. Her zamanki gibi dik.

Ama artık bakmıyordu.

Diana montunu askıya astı.

 

Eve geldiklerinde kahve istermisin soruları yoktu edilen sohbetlerde yoktu bazen ilk başlarda derslere yardım ederdi oda yoktu rüzgar bedenen vardı ruhen yoktu sanki

 

Bir asker olarak bir robot gibi sadece Diananın yanında bir gölge gibiydi

 

Gerçek bir gölge gibi sessiz karanlık ama orada

 

“Geç kaldım,” dedi. Diana ve devam etti

 

"Fakülteden geç çıktım seni beklettim"

 

Rüzgar başını hafifçe çevirdi.

“Evet.”

 

Sadece bu.

Diana’nın içi sıkıştı.

Bir şey demedi.

Merdivenlerden çıkarken arkasından Rüzgar’ın sesi geldi.

 

“Güvenlik sistemi devrede. Rahatınıza bakabilirsiniz.”

Soğuk.

Resmi.

Keskin.

Diana durdu. Döndü.

 

“Nereye gidiyorsun?”

 

“Odama, efendim.”

 

Bir anlık duraksama.

 

“Başka bir isteğiniz var mı?”

Hayır.

Ama kalbi “kal” diyordu.

 

“Yok,” dedi Diana.

Rüzgar merdivenleri çıktı.

Kapısı kapandı.

Ev iki katlıydı ama o an…

Aralarındaki mesafe kıtalar kadardı.

 

Diana odasına geçti. Çantasını yatağa bıraktı. Elbisesini değiştirdi.

 

Ama içindeki huzursuzluk geçmedi.

Ve tam o sırada…

 

Telefon çaldı.

Koridordaki telefon.

İki odanın tam ortasında.

Diana kapıyı açtı.

Aynı anda Rüzgar da kapısını açtı.

 

İlk kez…

göz göze geldiler.

Telefon çalmaya devam ediyordu.

Diana ahizeyi kaldırdı.

“Alo?”

 

Karşıdan bir erkek sesi. Ses dışarı çıkıyordu yani rüzgarda az çok duyuyordu

 

“Diana? Ben… fakülteden. Bugün konuşmuştuk ya.”

 

Rüzgar’ın omuzları gerildi.

 

“Yarın için notları soracaktım, bir de—”

 

“Şimdi uygun değil,” dedi Diana, farkında olmadan.

Telefonu kapattı.

Sessizlik.

Rüzgar konuştu.

 

“Kimdi?”

Tonunda bir şey vardı.

Kontrol edemediği bir şey.

 

“Bir arkadaş,” dedi Diana.

 

“Fakülteden.”

Rüzgar’ın çenesi kasıldı.

 

“Gece aramaları uygun değil.”

İşte orası.

Diana bir adım attı.

 

“Karışma.”

 

Rüzgar başını kaldırdı.

“Karışırım.”

 

“Ne hakla?”

 

“Çünkü—”

 

“Çünkü ne?” Diana’nın sesi titremeye başlamıştı.

 

"Çünkü ben senin korumanım"

 

"Korumamsan beni koruyarak görevini yap "

 

"Görevimi yapıyorum zaten"

 

" Hayır hayatıma burnunu sokuyorsun!"

 

"Hayır görvimi yapıyorum!"

 

"Görevin hayatıma karışmakmı!"

Artık bağırmaya başlamışlardı

 

" EVET ELİN ADAMI SENİ AKŞAMIN Bİ SAATİ ARARSA KARIŞIRIM!"

 

"KARIŞAMAZSIN! KORUMALAR İNSANLARIN HAYATINA KARIŞMAZ!"

 

"Koruma?" Dedi rüzgar

 

"Evet korumasın görevin beni korumak hayatıma karışmak değil"

 

“Hani arkadaşındım?” dedi sertçe ve devam

“Hani arkadaştık?” dedi rüzgar

Rüzgar bir an sustu. Yutkundu

 

"Arakadaş bu kelimeyi senden duyamayalı iki gün oluyor "

 

"Öyle ben korumanım"

 

"Lafların cekismiyormu rüzgar Karaer ? Bir arkadaşınım bir korumanım diyorsun diye böyle yapıyorsun!"

 

"Ben bişey yapmıyorum! Olması gereken bu sen..."

 

"BEN NE ? RÜZGAR BİR ÖYLESİN BİR ÖYLE BİR ARKADAŞIMSIN BİR KORUMAM BİR SOĞUKSUN BİR YAKIN! NEDEN RÜZGAR NEDEN?"

 

"ÇÜNKÜ !"

 

"ÇÜNKÜ NE? İKİ HAFTADA BENİ DELİRTTİN NEDEN BU KADAR HEM UZAKSIN HEM YAKIN ? NEDEN !"

 

rüzgar o an Patladı.

 

“ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM!”

Ses evin duvarlarında yankılandı.

 

Telefon hâlâ Diana’nın elindeydi ama dünya durmuş gibiydi.

 

Sessizlik çöktü rüzgar ben ne yaptım der gibiydi Diana ela ise ben ne duydun der gibiydi

 

“N-ne…?” dedi Diana. Kekelyerek

 

Rüzgar geri çekildi.

Sırtını duvara yasladı. Ellerini saçlarının arasına soktu. Adeta çöktü ne yapcağını bilemiyordu yüzünü sıvazladı gözlerini kapattı ve geri açtı

 

“Duydun işte,” dedi kısık bir sesle.

“Rahatladın mı?”

 

Gözleri yanıyordu.

Sesinde suçluluk vardı.

Korku vardı. Diana olduğu yerde dona kalmıştı yüzünde garip bir ifade

Diana yavaşça yaklaştı.

 

“Rüzgar…”

 

“Yaklaşma.”

 

Bir adım daha.

 

“Yaklaşma dedim.” Diana ela dinlemedi sahada yaklaştı öyleki aralarındaki mesafe çok azaldı

 

"Yapma ela yapma yaklaşma bu hata bu yalnış "

 

“Ben sana yanlış mıyım?” dedi Diana.

Rüzgar gözlerini kapadı.

 

“Yasaksın,” dedi fısıltıyla.

 

“Baban seni bana emanet etti.”

 

“Ne olmuş yani?” dedi Diana.

Bir an durdu.

Sonra ellerini Rüzgar’ın yüzüne koydu. Rüzgarın kalbi okadar çok hızlı atıyordu Diana elanında elleri sesleri nefesleri yürekleri titriyordu

 

“Ben de seni seviyorum.”

Rüzgar nefesini tuttu.

 

“Diana… bu yanlış.”

 

“Yanlışsa,” dedi Diana sakin ama kararlı bir sesle,

 

“neden kalbim bu kadar doğru atıyor?”

 

Rüzgar gözlerini açtı.

“Bana bunu yapma ela.” Diana demiyordu Diana ela demiyordu

Sadece ela diyordu

 

Diana ela gülümsedi

 

“Ben kimsenin emri değilim,” dedi Diana.

 

"Ben bir insanım ve özgürüm ben seni sevi-" rüzgar lafını kesti

 

“bunj bana yapma ela... Baban seni bana emanet etti…”

 

“Ne olmuş yani?” Diana sertçe.

Rüzgar gözlerini açtı. Yavaşça Diana’ya baktı.

 

“Bir daha söyle,” dedi.

 

“Ne?”

 

“Bir daha… neden beni seviyorsun, neden buradasın…”

 

"Hata yapıyorsun ela... Bana yaklaşmamalısın"

 

Diana ela başını yana eğdi, sesi alçaldı:

 

“Bana göre kalbim doğru atıyor. Bir daha söylemene gerek yok, duydum, hissediyorum.”

 

Rüzgar bir adım daha geri çekildi.

Sessizlik.

Sadece nefesler, kalp atışları.

 

"Benden geri gitme rüzgar bu daha kötü yapma ne olur..."

 

"Baban onaylamaz... "

 

"Boşversene ben onun timindeki bir asker değilim bana karışamaz " herşeyden bağımsız kaşlarını kaldırdı

 

"Pardon?"

 

"Özür dilerim seni kast etmedim hem sen askerden ötesin onun sağ kolusun"

 

" Bunu kızıyla bu kadar yakınken söylediğin için saol"

 

"Rüzgar konuyu değistirme ya! Hep böyle yapıyosun!"

 

"Konuyu değiştirmiyorum"

 

"Beni dinle rüzgar karaer"

 

"Dinliyorum"

 

"Hakkımda ne istersen düşün arsızda utanmaz de ama ben seni seviyorum sende beni seviyorsun ve geri kalan şeyler umrumda değil seni 8-9 gündür tanıyor da olabilirim evet ama eğer seni sevmeyeceksem yada sen beni sevmeyeceksem bunu zaman belirler"

 

Rüzgar sessizce onun gözlerinin içine baktı ateşin tam ortasındaydı ve yanıyordu

 

"Bu çok zor bi ihtimal..." Dedi rüzgar

 

"Ne zor bi ihtimal?"

 

"Senden vazgeçmek..." Dedi rüzgar

 

Diana ela tebessüm etti

 

"Evet umarım aşık olduğum adam olarak kalırsın rüzgar"

 

Rüzgar tebessüm etti

 

"Sana diyeceğim tek şey benim gibi deli olduğun olur önceki lafına itafen.... Ve evet hep o adam olarak kalacağım aşık olduğun adam olarak kalacağım..."

 

"İyi görücez..."

 

"Ela..."

 

"Evet...?"

 

"Bu aleve atlamak gibi..."

 

"Ben, sen elimi tutarsan alevlere atlarım..."

 

Rüzgar eli yüzde olan Diana elanın elini tuttu

 

"Tamam tutarım sımsıkı"

 

"Bı daha söylesen...?" Rüzgar sessizce gözlerine baktı ve ardından dudaklarından iki kelime döküldü

 

"Seni seviyorum..."

 

"Bende seni seviyorum" dedi Diana ela ve ardından devam etti

 

“Ve şunu iyi dinle…” yüzleri birbirine yaklaştı

 

“Artık sen benim sevgilimsin.” diye devam etti

Rüzgar dondu.

 

“Hayır,” dedi ama sesi itiraz etmiyordu.

 

“Evet,” dedi Diana.

Ve ilk kez…

 

Rüzgar Karaer direnmedi.

Alnını Diana’nın alnına dayadı.

Dokunmak yoktu.

 

Ama temas…

her yerlerindeydi.

 

"Sen benim en büyük sınavım olsun şu son bir haftada "

 

"Sende benim yakışıklı korumam napıcaz? Napıcam ben seninle..."

 

Rüzgar güldü

 

"Lafımı dinleyeceksin "

 

"Rüzgar"

" İtiraz kabul etmiyorum yaklaşma dediğim ve onaylamadığım insanlara yaklaşmayacaksın" dedi rüzgar

 

" Bu bütün erkek okul arkadaşlarım demek "

 

"Nasıl anlıyorsan artık ela"

 

" Kıskandım seni desene sen şu ise "

 

Rüzgar burnundan nefes ver dianan ona sahada yaklaşmışeı nefesleri birbirlerinin yüzüne çarpıyordu

 

"Evet öyle bir itirazınızmı var ?"

 

"Yok aksine hoşuma gitti"

 

"Ela..."

 

"Rüzgar..."

 

"Lütfen artık benden uzaklaş"

 

"Hayır çünkü istimiyorum..." İksi o an birbirlerine karşı koyamadı ve duduakları birbirleri ile buluştu

Birbirlerini öptüler

 

Kısa minik bir öpücük

Ama ikisini yılabilircek kadar güçlülü bir öpücü ikisi ayrıldıgında gözlerinin içine baktılar Diana ela ilk defa utanarak gözlerini kaçırdı

 

Rüzgarda utaranak bakışlarını çevirmişti

 

İkiside bir adım uzaklaştılar

 

"İyi geceler elam..." Dedi rüzgar

 

"İyi geceler rüzgar..." Dedi Diana ela

 

"Yarın benim sevgilim olarak uyanacaksın "dedi Diana ela

 

Rüzgar gülümsedi

 

"Ozaman yarın hayatımın en güzel sabahı olucak..."

 

"Benimde..." Diye cevap verdi Diana ela ve ikiside odalarına gidip kapılarını kapattı

 

O gece ayrı odalara gittiler.

Ama ikisi de uyumadı.

Çünkü artık aynı evde değil…

aynı kaderdeydiler.

 

🌑🌪️

Sabah

 

Diana Ela gözlerini bir anda açtı.

Kalbi…

çok hızlı atıyordu.

Bir saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Sonra her şey birden üstüne çöktü. Herşey gözünün önünden geçti

 

Dün gece.

Koridor.

Sessizlik.

Ve o cümle.

 

“Artık sen benim sevgilimsin.”

 

Başını yanına çevirdi.

Boştu.

Yatağın diğer tarafı soğuktu.

Kendi kendine tabiki boş olucak dedi içten ve onu yanında yaptığını hayal etti onunla birlikte uyandığını ardından uyanma geldi bunu düsündüğünü

 

“Rüzgar…?” diye fısıldadı.

Sesini kendisi bile zor duydu.

Panikle doğruldu. Üzerindeki ince battaniyeyi umursamadan yataktan kalktı. Ne pijimaları unursadı nede üstününün dağınık olmasını yalandan saçına elini atıp Kapıyı açtı, koridora çıktı.

Üst kat sessizdi.

Kalbi daha da hızlandı.

 

“Rüzgar?” dedi bu kez daha yüksek.

Cevap yok.

Bir an için içini anlamsız bir korku kapladı..

 

Ya dün gece bir anlık bir şeyse?

Ya pişman olduysa? Ya gittiyse

 

Merdivenlere koştu.

 

“Rüzgaaar!”

 

Ayakları neredeyse basamaklara takılacaktı.

 

Ve tam o sırada…

Alt kattan bir ses geldi.

Kahve makinesinin sesi.

Bir fincanın tezgâha konuluşu.

Ve ardından tanıdık, sakin bir ses:

 

“Uyandın mı?”

Diana durdu.

Sonra gülümsedi.

 

Rüzgar diannaya merakla baktı şaşkınca onu daha önce hiç bu kadar doğal görmemişti yataktan kalktığı gibi geldiği belliydi hoşuna gitmişti

 

Merdivenleri hızla indi.

Rüzgar mutfaktaydı.

Üzerinde sade bir tişört vardı, saçları biraz dağınıktı. Oda şuan en doğal halindeydi

 

Elinde kahve fincanı…

Ve yüzünde, Diana’nın daha önce hiç görmediği bir ifade.

Rahat.

 

“Günaydın,” dedi Rüzgar.

Diana’nın sesi titredi.

 

“G-günaydın…”

 

Bir an öylece durdu.

Sonra hiç düşünmeden koştu.

Rüzgar’ın kollarına sarıldı.

Sıkıca.

 

Rüzgar bir an şaşırdı.

Ellerini havada tuttu.

Sanki yanlış bir şey yapmaktan korkuyormuş gibi.

Sonra…

Kollarını Diana’nın etrafına sardı.

Yavaşça.

Ama kararlı.

 

“Kaçıyorsun sandım,” dedi Diana, sesi göğsüne gömülüyken.

“Yukarıda yoktun.”

 

“Kaçmam,” dedi Rüzgar alçak bir sesle.

 

“Gitmem.”

Diana başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Bir an ikisi de sustu.

Sonra Rüzgar boğazını temizledi.

Biraz çekingen ama gülümseyerek konuştu.

 

"Nasılsın?"

"İyiyim sen ?"

 

"Bende iyiyim..."

 

"İyi uyudunmu?" Dedi Diana ela ela hafif çapkın tavrını takınarak

 

Rüzgar tebessüm etti

 

"Evet uyuduğum en iyi uykuydu"

 

"Benimde " dedi Diana ela

 

Rüzgar çekingen bir tavırla

 

“Bugün… bir yerlere gidelim mi?” dedi

 

Diana kaşlarını kaldırdı.

“Bir yerlere mi?”

 

“Evet.”

 

Bir an duraksadı.

 

“Birlikte.”

 

Diana’nın dudakları kıvrıldı.

 

“Bu…” dedi yavaşça,

 

“bir randevu mu?”

 

Rüzgar’ın kulakları kızardı.

 

“Eğer istersen,” dedi.

 

“Ben… şey… öyle olsun isterim.”

 

Diana gülümsedi.

Mutlu.

Gerçek.

 

“O zaman,” dedi,

“ilk randevumuz hayırlı olsun.”

Rüzgar kahkaha attı.

Kısa ama içten.

 

“Günaydın sevgilim,” dedi bu kez.

Ve Diana’nın kalbi,

hayatında ilk kez

tam yerinde attı.

 

"Günaydın sevgilim" dedi dianada gülerek kollarını rüzgarın boynuna sıkaca doladı

Adeta bir çocuk gibi yerinde zıpladı rüzgar kahkaha attı

Şuan onun için hayatının en güzel anıydı

 

" Yavaş yavaş"

 

"Ay bugün Dersim'de yok yaşasın!"

 

"Hm iyi ozaman "

 

"Nereye nezaman gidelim ? Ne giyiyom ben direk yataktan fırladığım gibi çıktım karşına su bile içmedim "

 

"Dur dur sakin ol " Diana konuşmayı kesti nefes nefese kalmıştı

 

"Gene çok konuştum değilmi?"dedi Diana mahçup bir şekilde

 

"Hayır " dedi Rüzgar

 

"Sen ne diyecektin"

 

"Sakin ol diyecektim karşıma böyle çıkman problem değil en güzel halinlesin "

 

Diana istemsizce elini saçına attı

 

"Öylemi?"

 

"Öyle... Bu halimle bile fazla güzel"

 

"Ya..."

 

"Neyse, bir kafede oturur kahve içeriz sonra sinemaya gireriz ister birde güzel bir yemek yeriz "

 

"Ya çok mutlu olurum sen ne istersen onu yapalım" dedi Diana ela

 

"Elam benim beraber canımız ne istersek onu yapıcaz"

 

"Tamam ozaman şey ben su içicem ozaman kahve içiptemi gidelim."

 

"Tamam bencede "

 

Diana ela su içmek için bardak alırken rüzgan onu hayran bir şekilde izliyordu

 

İkiside tuhaf bir şekilde huzurluydular artık onları hiç birşey durduramazdı

                  

🌑🌪️

🌑🌪️

 

3 yıl sonra...

 

Diana ela aniden annesinin konuşmamız lazım diyerek çağırmıştı ve bu üç yıl boyunca

Rüzgar ve Diana hep beraber diler üç yıl gizlize ilişkileri devam etti takı bu güne kadar

 

Yalancının mumu yatsıya kadar misali ilişkileri artık ortaya çıkmıştı iyi bile dayanmışlardı

 

Ve şuan rüzgar Diana ela Serap Clara Marcus bora ve lera lale hepsi evdeydi ve evde kıyamet kopuyordu

 

En çok ses Diana ela ve serap claradan çıkıyordu Marcus bora arada konuşuyordu ama o çok salındı rüzgar ise mahcup ve sessisdi arada ona bişey dendiğinde konuşuyordu

 

lera lale ise evin en küçüğü olarak koltukta sessizce oturuyordu

 

"ONAYLAMIYORUM!"

Serap'ın sesi salonun duvarlarına çarpıp geri döndü.

Bu kez geri adım yoktu.

 

"Buna izin vermiyorum, Diana."

Diana bir kahkaha attı.

Ama gülmek değildi bu.

Sinirden kırılan bir ses.

 

"İzin mi?"

 

"Ben kaç yaşındayım anne?"

 

"Hayatıma kimle devam edeceğime siz mi karar veriyorsunuz?"

 

"Biz senin aileniz!" diye bağırdı Serap.

 

"Karışırız.

Hem de sonuna kadar!"

 

Diana bir adım öne çıktı.

Gözleri parlıyordu.

Bu, ağlamak üzere olan birinin değil-

kopmak üzere olan birinin bakışıydı.

 

"Karışamazsınız!"

 

"Benim hayatım bu!"

 

"Onaylamıyorsanız da onaylamıyorsunuzdur,

ama bu beni durdurmaz!"

 

Serap bu kez Rüzgar'a döndü.

Bakışı sertleşti.

Kelimesi kelimesine vurmak ister gibiydi.

 

"Biz sana kızımızı emanet ettik."

O kelime...

Emanet.

Rüzgar'ın omuzlarına tonlarca ağırlık gibi çöktü.

 

"Onunla sevgili ol diye mi?"

 

"Üç yıl boyunca bizi kandırın diye mi?"

 

"Evimize girip çık, yüzümüze bak,

arkamızdan bu ilişkiyi sürdür-

bunun adı ne biliyor musun?"

 

Diana araya girdi.

 

"Anne kes!"

 

Serap dinlemedi.

 

"Bu bir güven ihlali!"

i

"Bu bir saygısızlık!"

 

Rüzgar sakin kaldı.

Ama sesi ilk kez çatladı.

 

"Ben kimseyi kandırmadım." ve ekledi

 

"Diana'yı sevdim." ve birdaha ekledi

 

"Ve onu korudum."

 

Serap acı acı güldü.

 

"Korudun mu?"

 

"Her görevde ölme ihtimali olan bir adamın yanında mı korunmuş oluyor?"

 

Diana'nın sabrı burada koptu.

 

"YETER!"

 

"Beni korkularınızla boğmayı bırakın!"

 

"Ben onu beklemeyi seçtim!"

 

"Korkmayı da seçtim!"

 

"Sevmeyi de!"

 

Marcus pencerenin önünden döndü.

 

"Serap."

 

Ama Serap artık durmuyordu.

 

"Ben kızımın her telefon çaldığında donakalmasını izledim!"

 

"Her haber bülteninde asker görünce yüzünün düşmesini gördüm!"

 

"Buna anne yüreği dayanır mı sanıyorsun?"

 

Diana'nın gözleri doldu.

Ama geri çekilmedi.

 

"Ben böyle mutluyum," dedi.

"Ve siz bunu kabul etseniz de etmeseniz de-

değişmeyecek."

 

Marcus ağır bir nefes aldı.

 

"Yeter."

 

Sonra Rüzgar'a döndü.

"Benimle geliyorsun."

 

Diana döndü.

"Baba, nereye?"

 

"Konuşmamız gereken bir operasyon var," dedi Marcus.

"Ve bu görevde ona ihtiyacım var."

 

Serap bir şey söylemek üzereydi ama Marcus yanına yaklaştı.

Sesini alçalttı.

Sadece ikisi duydu.

 

"Diana'nın üstüne fazla gitme," dedi.

"Bizi hatırla."

 

Serap'ın yüzü bir an çözüldü.

Sadece bir an.

Sonra sustu.

Rüzgar Diana'ya baktı.

Gitmek istemediği her hâlinden belliydi.

 

O an ikiside etrafında olanları umursamadı

 

"Rüzgar..." Dedi Diana ela

 

"Döneceğim," dedi.

"Her zamanki gibi."

 

Diana cevap vermedi.

Sadece arkasını döndü.

Merdivenleri çıktı.

Kapıyı kapattı.

Bu kez kapı çarpmadı.

Sessiz kapandı.

Ama içeride bir şey

paramparça oldu.

Saatler sonra sır katili timi merkez

 

Hangarın kapıları ağır ağır kapanırken metal sesi havada yankılanıyordu.

Florasan ışıklar soğuktu;

insanı sakinleştirmiyor, ayık tutuyordu.

Masaların üzerinde silahlar sıralıydı.

Şarjörler tek tek kontrol ediliyor,

mekanizmalar yağlanıyor,

 

tık... tık... tık...

Her ses, yaklaşan görevin kalp atışı gibiydi.

Rüzgar siyah üniformasını giydi.

Üzerine çelik yeleği geçirdi.

 

Kayışları sıktı.

Omuzlarını gerdi.

Ama zihni hâlâ o evdeydi.

Marcus biraz ötede aynı hazırlığı yapıyordu.

Daha sakin.

Daha ağır hareketlerle.

Bir süre sadece ekipman sesleri vardı.

Sonra Marcus konuştu.

 

"Diana'yı seviyorsun."

Bu bir soru değildi.

Rüzgar duraksadı.

Ellerindeki kayışı bıraktı.

 

"Evet efendim."

 

Marcus çelik yeleğini kapatırken başını salladı.

 

"Belli."

"Gözlerinden belli."

 

"İnsan sevmediği biri için böyle durmaz."

Rüzgar yutkundu.

"Onu üzmek istemedim."

 

"Kimseyi kandırmak istemedim."

Marcus döndü.

 

Bakışı yumuşaktı.

Ama güçlü.

"Bazen," dedi,

 

"doğru olan şey bile yanlış zamanda olabiliyor."

Sonra silahını masaya bıraktı.

İlk kez komutan değil,

sadece bir adam gibi konuştu.

 

"Aslında bunu zaten biliyordum yeni değildi" dedi Marcus bora rüzgar şaşkınca ona baktı

 

"Nasıl efendim"

Marcus alaycı bir tebessüm etti

 

"Sen bizim eve ilk geldiğinde kızın diananın sana nasıl baktığını gördüm ve ardından iki hafta sonra bize ilk kez geldiğinizde nasıl utandığınızı

Birbirinize bakışınızı anlamıştım ateşle barut aynı evde kaldınız hatta belkide aynı odada kalıp aynı yatakta uyudunuz" dedi Marcus bora son cümleyi söylerken sesi karanlıklaşmıştı

 

Rüzgar çok utanmıştı

 

"Efendim ben-" Marcus bora onu susturdu

 

"Ben salakmıyım? Anlamayacağımımı sandınız ?!" Dedi anlık biraz yükselerek

 

" Hayır efendim..."

 

"Karşıma geçip konuşmanı bekledim ama sen susmayı arkamdan iş çevirmeyi seçtin rüzgar Karaer" dedi Marcus bora

 

Marcus bora Elindeki silahın tetiğini açıp rüzgara doğrultu rüzgar şaşkınca ve korku ile baktı ellerini yanlarında boş duruyordu ne diyeceğini ne yapacağını bilemedi

 

"Ve bunun bedelini ödeyeceksin."

 

"Ne bedel ödemem gerekiyorsa öderim "

 

"Buna hazırmısın?"

 

"Hazırım "

 

"Şimdi bu silahı doğrulttum sana ya seni vurursam?"

 

"Ozaman son üç yılımı kızınızla geçirdiğim için mutlu ölürüm..."

 

"Kızım için öleceksin ."

 

"Ölürüm"

 

"Sen ölürsen kızım ne olacak peki?"

 

"Acı çekicek "

 

"Hayır." Dedi Marcus bora silahı indirdi

 

Rüzgar gözlerini kapattı bı an Marcus boranın kırmızı listesine girdiğini sandı

 

"Ölmeyeceksin " rüzgar gözlerini açtı ve ekledi

 

"Yaşayacaksın kızım için. Kızım için yaşarmısın?"

 

"Yaşarım"arcus bora derin bir nefes verdi

 

" Seni oğlum gibi görürüm bilirsin"

 

"Bilirim efendim"

 

"İyi ozaman seni zorlu bir yol bekliyor biliyorum çünkü sizin geçeğiniz o yoldan ben geçtim " sessizlik çoktü

 

İkisi birbirine öyle baktı

 

"Serap'la tanıştığımda ben de sahadaydım." diye devam etti Marcus bora

 

"Her görevde geri dönüp dönemeyeceğimi bilmiyordum."

 

Rüzgar şaşırdı.

 

Marcus çok nadir geçmişinden bahsederdi.

 

"Beni sevdi."

"Ben de onu."

"Ve korktu."

"Her gün."

 

Bir an sustu.

 

"Bazen 'bırak' dedi."

"Bazen 'dayanamıyorum' dedi."

 

Rüzgar fısıltıyla sordu:

 

"Bıraktınız mı?"

Marcus gülümsedi.

Acı bir gülümseme.

 

"Hayır."

 

"Çünkü sevgi bazen kaçmak değil,

kalmak ister."

 

Sonra Rüzgar'a döndü.

Bakışları ciddileşti.

 

"Şimdi sana bir şey soracağım."

 

"Komutanın olarak değil."

 

"Bir baba olarak."

 

Rüzgar dimdik durdu.

"Bu ilişki zor olacak."

 

"Kızım bir askerle birlikte olmanın ne demek olduğunu yaşayacak."

 

"Bekleyecek."

 

"Korkacak."

 

"Belki yalnız ağlayacak."

 

Bir adım yaklaştı.

 

"Buna gerçekten katlanabilir misin?"

 

Rüzgar'ın sesi bu kez titremedi.

Netti.

 

"Katlanırım efendim."

"Gerekirse saha görevlerini bırakırım."

"Masa başı çalışırım."

"Gerekirse askerliği de bırakırım."

 

Marcus'un kaşları hafifçe kalktı.

"Ama elayı bırakmam."

Sessizlik çöktü.

Marcus uzun uzun baktı ona.

Sonra derin bir nefes aldı.

 

"Bu lafı söylemek kolaydır," dedi.

"Yaşamak zordur."

Rüzgar başını eğmedi.

 

"Ben hazırım."

 

Marcus başını salladı.

"Bunu duymak istedim."

 

Sonra omzuna bir el koydu.

Sert ama güven veren.

 

"Serap'ı ikna etmek zor olacak."

"Onu değil... korkularını yenmen gerekecek."

 

Rüzgar başını salladı.

"Deneyeceğim."

 

Marcus silahını aldı.

"Şimdi göreve gidiyoruz."

"Ve şunu bil-"

 

Kapıya doğru yürürken ekledi:

"Diana seni seviyor."

 

"Ve bu, her şeyden daha gerçek."

Kapılar açıldı.

 

Soğuk gece havası içeri doldu.

Rüzgar çelik yeleğini düzeltti.

Bir an gözlerini kapadı.

Ve içinden tek bir cümle geçti:

"Sağ salim döneceğim."

 

"Efendim " dedi rüzgar

 

"Evet evlat" dedi Marcus bora

 

"Bi an için beni vuracaksınız sandım"

 

Marcus bora güldü ve rüzgarda

 

"Ben seni vurmam kızımı üsmediğin sürece ama...*

 

"Ama?"

 

"Kaynanan için aynı şeyi söylemem"

 

İkiside güldü

 

"Beni vururmu sizce?"

 

"Beni vurmuştu " dedi Marcus bora

 

"Ne ?" Dedi şaşkınca eüzgar

 

"Evet uzun hikaye ama kısaca yeni evlendiğimizde kavga ettik ben sinirlendin tabi merkeze gidiyorum dedim evden cıkarken silah aldı bana doğrulttu

Dur dedi durmazsam ne yaparsın dedim vurun dedi bende denesede dedim demez olaydım beni kolumdan vurdu sıyırdı sadece ama vurdu"

 

Marcus bota güldü rüzgarda şaşkınca güldü

 

"Sonra peki"

 

" Sonra ben acı ile bağırdım tabi ve şaşkınlıkta sıyırdı falan dedim yanıma geldi ağladı ama nasıl ağladı o ağlayışını hiç unutmam sonra yaramı sardı barıştık o geceden sonra biraz tatil yaptım "

İkiside güldü

 

"Anlıyorum sonra? Bir daha tehdit ettmi sizi?" İkiside geldi

 

"O gece ondan sonra Diana ela oldu " dedi Marcus bora

 

Anlık ikiside dondu özellikle rüzgar ardından Marcus bora gülenye başlayınca rüzgarda güldü

 

"Efendim..."

 

"Bunu söylediğim aramızda kalsın"

 

"Tabi unuttum bile " dedi rüzgar

 

"İyi aferin, kavgalar ilişkiye heycan katar tuzu biberidir çünkü her kagva sonunda barışma demektir "

 

"Anladım..." Dedi rüzgar

 

"Neyse ozaman görev bizi bekler evlat rüzgar başını salladılar ve son hazırlıklarını tamamladılar ve yola çıktılar

 

Saatler sonra operasyonun sonlarına doğru

 

Rüzgar ve Marcus, timle birlikte sessizce binaya sızdı. Her adım, her nefes, tetikte olmayı gerektiriyordu. Saatler ilerdi operasyon bitmek üzereydi

 

Ama Bir koridorda ani bir patlama oldu . Camlar kırıldı, beton parçaları havada uçuştu.

 

"Rüzgar! Dikkat!" diye bağırdı Marcus.

Ama çok geçti. Rüzgar, bir kapının yanındaki düşen enkazın altında kaldı. Marcus hemen yanına koştu.

 

"Rüzgar! Rüzgar, cevap ver!"

Rüzgar, acı dolu bir nefes aldı ama gözleri kapalıydı.

Marcus diz çöktü, omzuna dokundu.

 

"evlat, kalk! Ben buradayım!"

Rüzgar bir an için tereddüt etti, sonra titreyen elleriyle Marcus'ın koluna sıkıca tutundu.

"Ben... iyiyim..." dedi Rüzgar kısık ve acı dolu bir sesle.

 

Ama Marcus bildi; bu sadece Rüzgar'ın inadıydı. Her an her şey değişebilirdi.

Marcus, elleriyle Rüzgar'ı hafifçe dürterek uyarıyordu:

 

"Rüzgar! Duyuyor musun? Rüzgar! Kalk! Ben yanındayım, duramazsın!"

 

Rüzgar gözlerini yavaşça açtı, Marcus'un yüzünü gördü, gözüne güven ve endişe dolu bakışlar oturmuştu.

 

"Biliyorum," dedi Rüzgar. "Sadece... bir saniye."

 

Marcus, biraz daha sert:

 

"Bu saniyeyi uzatamazsın! Elan seni bekler, görev bitmedi!"

Rüzgar derin bir nefes aldı, titreyen vücudunu toparladı ve Marcus'ın desteğiyle ayağa kalktı. Her nefes, her adım bir savaş gibiydi. Ama gözlerinde artık yalnızca tek bir düşünce vardı: Diana Ela'yı korumak.

 

Rüzgar fısıldadı

 

"Efendim ..."

 

"Konuşma rüzgar!"

 

" Sizden bir ricam var "

 

"Ne?" Dedi Marcus bora

 

" Sizi salak yerine koymadın ben sadece kızını sevdim eğer olursa sözümü tutamazsam... Ona onu canımdan çok sevdiğimi söyleyin"

 

"Rüzgar ne saçmalıyorsun sen!"

Çatışmanın ortasında mermiler havada uçusurken onlar için dünya durmuştu

 

"Öyle ben askerim bunu kabullendim bana kızmayın ve ona söyleyin rüzgarı rüzgarını unutmasın beni unutmasın ama hayatına devam etsin..."

 

"Rüzgar saçmalama seni ben öldürürüm bunu ona kendin söylersin"

 

Rüzgar konuşucaktıki

 

"Konuşma yorma kendini!"

 

Rüzgarın gözleri kapandı ve aklında Diana ela... Elası vardı ve tek dileği elaydı bilinci kapanırken Allah'a dua ettim

 

"Allahım yalavarırım daha ölmek istemiyorum beni elmadan ayırma..."

 

Marcus bora rüzgarın duasını duyduğunda kalbine hançer saplandı

 

Rüzgarın yaşaması için elinden geleni yapacaktı...

🌑🌪️

Ev fazla sessizdi.

Öyle huzurlu bir sessizlik değil...

Bekleyen bir evin sessizliği.

Diana odasından çıkmıştı.

Üzerinde dün geceki kıyafetler vardı.

 

Uyumamıştı.

Zaten uyuyamazdı.

Lera Lale mutfak masasındaydı.

Elinde bir bardak süt.

İçmiyordu.

 

Sadece tutuyordu.

Serap salonda volta atıyordu.

Telefonu defalarca eline alıp bırakmıştı.

 

Ekran karanlıktı ama kalbi aydınlık değildi.

Kapı çaldı.

Tek bir kez.

Ne acele,

ne tereddüt.

Serap durdu.

Kalbi boğazına çıktı.

 

"Ben bakarım," dedi Diana.

Sesi garip şekilde sakindi.

Kapıyı açtı.

Marcus Bora karşısındaydı.

Üniforması üstündeydi ama

düzgün değildi.

Yakasındaki düğme ilikli değildi.

Gözleri...

normalde olduğu gibi sert değildi.

Yorgundu.

Diana bir an nefes almayı unuttu.

 

"Baba...?"

 

Marcus içeri girdi.

Kapıyı kapattı.

Serap salondan çıktı.

Onu gördüğü an yüzü bembeyaz oldu.

 

"Marcus?" dedi fısıltıyla.

"Rüzgar nerede?"

Bu soru...

 

odanın ortasına düştü.

Marcus cevap vermedi.

Diana'nın kalbi hızlandı.

Ama hâlâ inkârdaydı.

 

"Operasyondalar değil mi?" dedi.

 

"Birazdan döner. Bana söz vermişti."

 

Marcus gözlerini Diana'dan kaçırdı.

Bu kaçış...

her şeyi anlattı.

 

"Diana," dedi sonunda.

Sesi çatladı.

İlk kez.

Diana bir adım geri gitti.

 

"Hayır," dedi.

"Bana öyle bakma."

"Baba, bana öyle bakma."

 

Serap yaklaşmak istedi ama

ayakları hareket etmedi.

Marcus derin bir nefes aldı.

 

"Operasyon sırasında-"

 

"Dur."

Diana elini kaldırdı.

 

"Detay verme."

Bu cümle...

herkesi durdurdu.

Marcus yutkundu.

 

"Rüzgar ağır yaralandı."

O an...

Diana ağlamadı.

Gözleri dolmadı.

Çığlık atmadı.

Sadece...

dizlerinin bağı çözüldü.

Lera ayağa fırladı.

 

"Abla?"

Diana koltuğa tutundu.

Ama oturmadı.

 

"Yaşıyor mu?" dedi.

Sesi çok netti.

Fazla net.

Marcus başını salladı.

 

"Yaşıyor."

O kelime...

odaya nefes getirdi.

Ama hemen ardından-

 

"Komada."

 

Serap'ın eli ağzına gitti.

Bir ses çıktı ama kelime çıkmadı.

Diana'nın yüzü değişti.

Sanki biri içinden bir şeyi çekip almıştı.

 

"Ben..." dedi.

Ama cümle bitmedi.

Sonra tekrar denedi.

 

"Ben ona kızdım."

Bu sefer sesi titredi.

 

"Dün... kapıyı kapattım."

Marcus bir adım yaklaştı.

 

"Evlat-"

 

"Son söylediğim şey 'git'ti," dedi Diana.

 

Gözleri hâlâ kuru ama bakışı paramparçaydı.

 

"Beni böyle bırakma demedim."

Serap dayanamayıp yaklaştı.

Kızının yüzünü ellerinin arasına aldı.

 

"Diana," dedi.

Sesi kırıldı.

 

"Beni dinle-"

Diana ilk kez annesine baktı.

 

"Anne," dedi fısıltıyla.

"Ben onu çok sevdim."

 

Serap'ın gözlerinden yaşlar aktı.

"Biliyorum," dedi.

 

"Şimdi biliyorum."

Lera sessizce Diana'nın elini tuttu.

 

"Abla... Rüzgar abi uyanır değil mi?"

Bu soru...

barajı yıktı.

Diana'nın nefesi kesildi.

Gözleri doldu.

Ama hâlâ ağlamıyordu.

Marcus konuştu.

 

"Onun yanında durdum," dedi.

 

"Seni sayıklıyordu."

Diana'nın dudağı titredi.

"Ne dedi?" diye sordu.

Marcus'un sesi alçaldı.

 

"beni unutmasın dedi."

 

İşte o an-

Diana çöktü.

Sessizce.

Hiç ses çıkmadan.

Serap dizlerinin yanına çöktü.

Kızını sardı.

Diana annesinin omzuna başını koydu.

Ve ilk gözyaşı aktı.

Tek bir damla.

Ama evin tamamını boğmaya yetti.

 

🌑🌪️

 

2 yıl sonra

 

Londra şehir hastanesi

 

Sessizlik.

 

Sonra-

bip... bip...

 

Rüzgar'ın parmakları istemsizce kıpırdadı.

 

Kaşları çatıldı.

 

Göz kapakları titredi.

Derin, zor bir nefes aldı.

Göğsü yandı.

Boğazı kuruydu.

Gözlerini açtığında ilk gördüğü şey beyaz tavandı.

 

"Ne..."

Sesi çıkmadı.

Makine sesi hızlandı.

 

Hemşire bağırdı: "Doktor!"

Rüzgar başını çevirmeye çalıştı ama başı zonkluyordu.

Kolunda damar yolu.

Göğsünde kablolar.

Hastane.

Bir şeyler ters gidiyordu.

Doktor yaklaştı.

 

"Rüzgar Karaer, beni duyabiliyor musun?"

 

Rüzgar yutkundu. Zorla bir kelime çıkardı.

 

"Diana..."

 

O an odadaki herkes durdu.

Doktor sakin kalmaya çalıştı.

 

"İsmini biliyor musun?"

 

"Rüzgar," dedi.

 

Sonra kaşlarını çattı.

 

"Operasyon... Marcus..."

Bir anlık sessizlik oldu.

 

Doktor başını eğdi. "Komadan yeni çıktın."

 

Rüzgar nefes aldı. "Kaç gün?"

Doktor cevap vermedi hemen.

 

"Rüzgar," dedi yavaşça,

 

"iki yıl."

 

O kelime...

İki. Yıl.

 

Rüzgar'ın gözleri büyüdü.

 

"Ne?"

 

"Hayır," dedi boğuk bir sesle.

 

"Saçmalıyorsunuz."

Kollarını oynatmaya çalış

tı.

Kasları itaat etmedi.

 

"Ben... göreve gidiyordum."

 

"Diana..."

Makine sesleri hızlandı.

Doktor elini omzuna koydu.

 

"Sakin ol."

 

Rüzgar kafasını sağa sola salladı.

"Hayır!"

 

"Siz anlamıyorsunuz."

 

"Onu bekleyecektim."

 

"Söz verdim."

 

Hemşireler yaklaşırken Rüzgar kabloları çekti.

"Dur!" dedi biri.

Ama Rüzgar dinlemedi.

 

"Onu görmem lazım."

 

"Şimdi."

 

"İki yıl..." dedi fısıltıyla.

 

"İki yıl beni beklemez..."

 

Yatağın kenarına oturdu. Baş dönmesiyle sarsıldı. Ama kalktı.

Dizleri titriyordu.

 

"Bırakın beni," dedi.

 

"Sorumluluğu bana ait."

 

Doktor sertleşti. "Bu halde gidemezsin."

 

Rüzgar döndü. Bakışı netti.

"Ben zaten yarımım," dedi.

 

"Onu görmezsem tamamlanmam."

 

Bir saniye...

iki saniye...

Doktor geri çekildi.

"En azından rapor-"

Rüzgar kabloları kopardı. Ayağına ayakkabı bile giymedi.

Koridora çıktı.

Işıklar gözünü aldı.

İnsanlar bakıyordu.

Ama o sadece yürüdü. Bir hemşire koşa koşa geldi

 

" Efendim efendim durun bir saniye lütfen!"

 

"Ne oldu gideceğim beni durduramazsınız!"

 

"Biliyorum ama bunaları alın eşyalarınız"

 

Hemşire kadın rüzgara eşyalrını verdi cüzdanı kıyafetleri

 

"Kime gideceğinizi biliyorum o hep burdaydı sizi bekledi cüzdanınız paranız olmadan bişey yapamazsınız "

 

Kapıdan çıktı.

Soğuk hava yüzüne çarptı.

Derin bir nefes aldı.

Ve tek bir cümle geçti içinden:

"Eve gidiyorum."

 

Bir taksi çevirdi ve bindi adres hala aklımdaydı

 

Ayakkabısını giyindi taksi şoförü ona garip garip bakıyordu ama bişey demedi bir saate gelmeden varmıştı

 

Sokağı gördüğünde kalbi hızlandı.

Aynı ağaç.

Aynı kapı.

Zaman sadece ona acımamıştı.

Merdivenleri çıktı.

Kapının önünde durdu.

Elini kaldırdı.

Durdu.

 

Ya evde değilse?

Ya beklemediyse?

Derin bir nefes aldı.

Ve kapıyı açtı.

 

Ve içeri girdi

 

Kapı kapandı.

Ev... boştu.

Işıklar kapalıydı. Ayakkabılar yoktu. Sessizlik bu kez farklıydı- iki yıl boyunca içine çökmüş bir sessizlik.

 

Rüzgar kapının önünde öylece kaldı. Bir adım attı. Sonra bir adım daha...

 

Salon. Aynı koltuk. Aynı perde. Ama hava değişmişti.

Duvara asılı fotoğrafa takıldı gözü. Diana. Okul forması ile saçları at kuruğu Ama gülüşü... yarımdı. Ve üstünde bir not vardı vaz geçmedim

 

"İki yıl," diye fısıldadı.

Eli titredi. Ceketini çıkarmadı. Ayakta bekledi. Sanki oturursa- kalırsa- bir daha kalkamayacaktı.

 

Saat geçti. Ne kadar geçtiğini bilmiyordu. Güneş yavaşça kaydı. Kapı anahtarının sesi geldi.

 

Rüzgar dondu.

Ayak sesleri. Çanta yere bırakıldı. Ve-

"Anne?" Diana'nın sesi.

Rüzgar nefes almayı unuttu.

"Anne sen misin?"

O sesi... iki yıl boyunca beyninde yankılanmıştı. Ama şimdi- gerçekti.

Rüzgar bir adım attı. Sonra durdu. Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi.

Diana salona girdi.

Bir saniye- iki saniye- üç...

Göz göze geldiler.

Diana'nın yüzü bembeyaz oldu. Çantası elinden düştü. Ses çıkmadı. Sadece dudakları aralandı.

 

"..."

Rüzgar kımıldayamadı. Sesi çıkmadı. Sadece baktı.

Diana geri bir adım attı. Sonra bir tane daha. Başını salladı.

 

"Hayır," dedi fısıltıyla. "Olmaz."

"Ben..." Gözleri doldu. "Ben uyumadım bugün."

 

"Bu gerçek değil."

 

Rüzgar'ın sesi çıktı sonunda. Kırık. Ama gerçek.

 

"Ela..."

O isim- Diana'nın dizlerini çözdü.

 

"Bunu yapma," dedi. "Aklım bana oyun oynuyor."

 

"Ne olur konuşma."

 

Rüzgar bir adım daha attı. Eli havada kaldı. Dokunmaya korktu.

 

"Ben geldim," dedi. "Geri geldim."

 

Diana bir çığlık attı. Sessiz ama içten. Koştu. Rüzgar'a çarptı resmen.

 

Kollarına sarıldı. Sıkıca. Sanki bırakırsan- kaybolacakmış gibi.

"Sen öldün," dedi.

"Ben seni toprağa koydum kafamda."

 

"Her gün."

Rüzgar titredi. Kollarını sardı ona. Yavaşça. Ama bırakmadan.

"Özür dilerim," dedi.

"Beklettiğim için."

Diana başını göğsüne vurdu. Yumrukladı. Sonra yine sarıldı.

 

"İki yıl," dedi. "İki yıl sınıfta kaldım."

 

"İki yıl kimseye bakmadım."

"İki yıl her kapı sesinde-" Sesi kesildi.

Rüzgar alnını onun saçlarına dayadı.

"Biliyorum," dedi.

"His ettim."

Diana başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı. Ama canlıydı.

"Gitme," dedi.

 

"Bir daha gitme."

Rüzgar başını salladı. Net. Kararlı.

"Gitmem."

 

"Buradayım."

Diana bir an baktı ona. Sonra gülümsedi. Ağlayarak.

"Geç kaldın," dedi.

"Akşam oldu."

Rüzgar hafifçe güldü. "Biliyorum."

"Ben hep geç kalırım."

Diana elinden tuttu. Parmakları kenetlendi.

"Bu sefer," dedi, "kal."

Rüzgar cevap vermedi. Sadece elini sıktı.

 

Kapı kapandıktan sonra ev yine sessizdi.

Ama bu kez boş değildi.

Rüzgar hâlâ Diana'nın kollarındaydı.

Bırakmıyordu.

Sanki bıraktığı an iki yıl daha kaybolacaktı.

 

Diana başını göğsünden ayırdı.

Yüzünü ellerinin arasına aldı.

Gözleri titriyordu.

 

"Gerçek misin?" dedi.

 

"Ses misin, hayal misin... söyle."

Rüzgar alnını onun alnına

yasladı. Nefesi hâlâ düzensizdi.

"Gerçeğim," dedi.

 

"Ve buradayım."

 

Diana gözlerini kapattı. Bir an... sadece nefes aldı.

Sonra evi fark etti.

Bakışları salona kaydı. Duvara. Çerçeveye.

Fotoğraf vardı ama mezuniyet değildi.

Siyah-beyaz bir fotoğraftı.

Diana, okul üniformasıyla. Saçları atkuyruğu. Gülümsemiyor. Ama bakışı güçlü.

 

Altına küçük bir not iliştirilmişti:

"Vazgeçmedim."

Rüzgar fotoğrafa baktı. Sonra Diana'ya.

 

"Bunu sen mi astın?" dedi.

Diana başını salladı.

 

"Her yıl biri 'mezun olamadın' dediğinde..."

 

"Gidip buna baktım."

Bir an durdu. Sonra ekledi:

"Beklerken."

O kelime- ikisini de susturdu.

Gece ağır ağır çöktü. Konuşmalar azaldı. Ama boşluk doldu.

Aynı ev. Aynı oda. Ama bu kez korku yoktu.

Yan yana uzandılar. Dokunmadan önce durdular. Bakıştılar.

Diana fısıldadı: "Gitmeyeceksin değil mi?"

Rüzgar cevap vermedi. Sadece elini onun elinin üstüne koydu. Yavaşça.

Gece... sessizdi. Ama yalnız değildi.

 

2 hafta sonra...

 

Rüzgar iyleşmeye devam Diana okula gidiyordu daha diğerlerinin haberi yoktu

Diana ela tuvalette yere çokmüştü

 

Önünde hamilelik testi ve pozitif çift çizgi

 

"Hayır... Hayır..." Dedi

 

Kapının dışında Rüzgar vardı. Sesleri duymuştu.

 

"Ela?" dedi.

"İyi misin?"

 

Cevap gelmedi.

 

"Ela?"

 

Sesi yükseldi. Kapıya yaklaştı.

 

"Kapıyı aç."

 

Sessizlik.

Rüzgar'ın kalbi hızlandı. Kapıyı zorladı. Açıldı.

Diana yerdeydi. Sırtı kapıya dönük. Test elinden düşmüş, fayansın üstündeydi.

Rüzgar dizlerinin üzerine çöktü.

"Ela!"

 

Diana başını kaldırdı. Gözleri doluydu. Ama sesi sakindi. Tehlikeli derecede sakindi.

 

"Rüzgar..."

 

"Elam ne oldu...?"

 

"Rüzgar... Hamileyim..."

 

"Ne ? Ama bu nasıl olur...?"

Dedi rüzgar şokla

Diana testi aldı ona uzattı

 

" Döndüğün gece biz..."

Rüzgar şokla testi eline aldı

Derin bir nefes aldı verdi testi yere geri koydu

 

"Tamam sorun yok" dedi rüzgar

 

"Nasıl yok rüzgar ben daha okuyorum sen daha yeni komadan uyandın"

 

"Shhh tamam sorun yok bak halledicez tammmı ?"

 

"Nasıl?"

 

"Bak şimdi bu çocuk bebek bizim ben komadan yeni uyandım evet ama bu çocuğu yeni uyandığımda sahip oldum sorumlulukta bana ait"

 

"Rüzgar..."

 

"Bak sen ne istersen onu yapıcaz okulunu asla bırakmayacaksın ben seninle olacağımokuluna gideceksin evleneceğiz hemen tamammı? Sonra annenlere gideceğiz bende masa başına geçeceğim"

 

"Gerçektenmi?"

 

"Gerçekten ama masa basına hemen almazlar bana görev ayarlar falan onsırada küçük işlere giderim"

 

"Rüzgar hayır gidemezsin!"

 

"Bu işlerde can tehlikesi yok elam basit işler operesyonlar değil güvenli olanlar"

 

"Sözmü?"

 

"Söz bebeğim sen ne istersen o"

 

İkisi birbirine sarıldı

 

"Üzüldünmü ?"

 

"Hayır ben Baba oluyorum nasıl üzülürüm ki..."

 

"Seni seviyorum rüzgar"

 

"Bende seni Elam..."

 

"Beni birdaha bırak maç rüzgar ne olur..."

 

"Bırakmayacağım.... Söz..."

 

"Çok korktum rüzgar çok babam eve geldiğinde yüzünden alamıştım üstü başı dağınıktı

Annem bile üzüldü ozaman biliyormusun rüzgar nerde dedi ..."

 

"Öylemi?"

 

"Evet babam dediki operesyonda ağır yaralandı tek bir kelime sordum yaşıyormu? Yaşıyor dedi nefes aldım ama ardından nefesimi tekrardan nefesimi kesen o cümleyi söyledi komada iki yıl her gün bende seninle komadaydım adeta"

 

"Özür dilerim iki yıl seni yalnız bıraktım içten içe beni neden beklediği dedim iki yıl..."

 

"Ben seninle nefes alıyorum rüzgar senden başkası haram bana "

 

"Benimde bebeğim benimde, hadi gel bebeğim gel bişeyler yiyelim ha?"

 

"Tamam ..."

Rüzgar elayı kucakladı ve salona gittiler ve birbirlerine destek olurken düsüncelere boğuldular ama bildikleri bişey vardı artık ne olursa olsun ayrılmayacaklardı

🌑🌪️

İki hafta sonra

 

Ev kalabalıktı ama boğucuydu.

Diana ve Rüzgar yan yana oturuyordu.

 

Evlilik cüzdanı masanın üstündeydi. Henüz kimse dokunmamıştı.

Serap gözlerini o kırmızı kapaktan ayıramıyordu.

Diana ela ve rüzgar evlenmişlerdi

 

Ama neşesini kimse bilmiyordu kimse Diana elanın hamile olduğunu bilmiyordu

 

"Ne bu?" dedi sonunda.

Sesi sakin değildi.

Tehlikeli derecede sakindi.

Diana ayağa kalktı.

Rüzgar da.

 

"Evliyiz," dedi Diana.

Bir saniye geçti.

İki.

Serap güldü.

Ama o gülüşte zerre mizah yoktu.

 

"Ne... zaman?"

 

"İki hafta önce," dedi Diana.

Serap bir adım geri gitti.

Duvara tutundu.

 

"Ben bu evde," dedi titreyerek,

 

"sabah sana kahvaltı hazırlarken

sen evlenmiş miydin?"

Marcus konuşmak istedi.

 

"Serap-".

 

"Sen SUS," diye bağırdı Serap.

İlk kez Marcus'a bu tonda.

Lera Lale köşede duruyordu.

Artık çocuk değildi.

Ama kadın da değildi.

On sekiz yaşında,

fazla şey görmüş bir genç kız gibi

ellerini karnında kenetlemişti.

Gözlerinden yaşlar sessizce akıyordu.

 

"Abla..." dedi fısıltıyla.

"Bizi bırakma..."

 

Serap Diana'ya döndü.

"Neler yaşadın?" dedi.

"Benim bilmediğim neler yaşadın?"

 

Diana'nın sesi sakindi ama kararlıydı.

 

"Yalnızlık," dedi.

"Korku."

"Beklemek."

"İki yıl komada yatan bir adamı sevmek."

 

Serap gözlerini kapattı.

"Bu evden onunla çıkarsan," dedi,

 

"bir daha geri dönemezsin."

O cümle...

odanın içini parçaladı.

Marcus başını eğdi.

"Serap-"

 

"Hayır!"

 

"Artık kararımı verdim."

Diana bir an durdu.

Gözleri annesine kaydı.

 

"Ben geri dönmeyeceğim," dedi.

"Çünkü artık kızınız değilim."

Lera hıçkırığını bastıramadı.

 

"Abla..."

"Söz hakkım yok ama..."

"Sen gidince bu ev daha da sessiz olacak."

 

Diana yanına gitti.

Sarılmadı.

Sadece alnından öptü.

"Büyüdün," dedi.

"Benden daha güçlü olacaksın."

Rüzgar kapıya yöneldi.

Diana son bir kez baktı.

 

" Bu günü unutma anne sen benim neler yaşadığımı bile birl bana yüz çevirdin ya unutma bunu kendin hep annem gibi olmayacağım derdin ama annaannemin kopyası olsun onun sana yaptığını şimdi kendi öz kızına yapıyorsun bunu unutma anne bir hançerde sen sapladın sırtıma...!"

 

Marcus gözlerini kapattı.

Serap arkasını döndü.

Kapı kapandı.

 

Leyla ise sessizce ağladı canından çok sevdiği ablası artık yoktu onun yapabileceği hiçbir şey yoktu artık

 

Evden çıktıklarında rüzgarın arabasına bindiler Diana ela ağlamıyordu içinde öfke ve kırgınlık vardı

Araba sessizdi.

Sokak lambaları geçip gidiyordu.

Diana camdan dışarı bakıyordu.

 

"Beni affetmeyecekler," dedi.

Rüzgar direksiyona sıkıca tutundu.

"Zamanla" dedi.

"Şimdi değil."

Bir an sustu.

 

"Rize'ye gidelim," dedi sonra.

"Benim memleketime."

Diana döndü.

 

"Ciddi misin?"

"Orada işlerim var," dedi.

 

"Ailem bizi kabul eder."

"Hamile olduğumu bilmiyorlar," dedi Diana.

Rüzgar başını salladı.

 

"Bilmek zorunda değiller," dedi.

"Önce sen."

 

Diana ilk kez o gece gülümsedi.

Yorgun ama umutlu.

 

"Eminmisin?"

 

"Evet seni biliyorlarlar zaten ben komadayken tanışmışsınız e uyandıgımıda biliyorlar bence bu olayla hiç bişey olmaz "

 

"Seni zora sokmam istemem"

 

"Sen az önce benim yüzümden aileni bıraktın ardında ağlayan biricik kardeşini bıraktın benim yapacağım ne ki ?"

 

"Rüzgar..."

 

"Onlar için elimden geleni yapacağım Elam üzülme tamammmı?"

 

"Tamam rüzgar sana güveniyorum"

 

" Bende sana merak etme annemle babam pamuk gibi insanlardır"

 

Rüzgar diananın elini tuttu ve eve doğru yola çıktılar...

🌑🌪️

Ertesi gün gece yarısı

 

Gece yarısıydı.

Ev sessizdi ama Diana'nın içi fırtınaydı.

Kalbinin attığını kulaklarında duyuyordu.

Bir süredir hissettiği o ağırlık...

O tuhaf, iç sıkıntısı...

Gitmiyordu.

Banyoya girdi.

Işık yandı.

Ayna yüzüne acımasızdı.

Elini karnına götürdü.

Bir an durdu.

"Hayır..." diye fısıldadı.

Sanki sesini yükseltirse...

Gerçek olurdu.

Bir sıcaklık hissetti.

Sonra bir boşluk.

İçinden bir şey kopmuş gibiydi.

Dizlerinin bağı çözüldü.

Yere çöktü.

Ağlamadı.

Bağırmadı.

Sadece...

nefes alamadı.

 

Karnında inanılmaz bir acı hissetti ardından kanaması başladı

 

Rüzgar merak etti banyonun kapısına geldi

 

Elanın acı dolu sesini duyunca içeri girdi

 

Rüzgar kapıda belirdiğinde Diana yerdeydi.

Sırtı duvara dayalı.

Gözleri boşluğa bakıyordu.

 

"Ela?" dedi panikle.

Yanına çöktü.

Diana başını kaldırdı.

Gözlerinde yaş yoktu.

Kanamayı göre. Rüzgarı aklı başından gitmişti

 

Bu... daha korkutucuydu.

 

"Bitti," dedi.

 

Sesi kırık değildi.

Ölmüştü zaten.

Rüzgar bir şeylerin yanlış olduğunu anladı.

Elini tuttu.

 

"Ne... ne oldu?"

Diana gözlerini kapattı.

Bir nefes aldı.

 

"Gitti," dedi.

 

"Çocuğumuz gitti."

O an...

Rüzgar'ın dünyası durdu.

 

"Hayır... hayır, dur-"

 

"Doktora gidelim, hemen-"

"Belki-"

Diana başını iki yana salladı.

 

"Bitmişti zaten," dedi.

 

"Ben hissettim."

 

Rüzgar Diana elayı dinlemedi ve onu kapttığı gibi hastaneye götürdü yolda süren telaşlı süre ikiside bitirmişti rüzgar soğuk terler döküyordu Diana ela ise acıdan bağırıyordu

 

Hastaneye vardıklarına hemen acil müdahale ettiler ama artık çok geçti

 

Diana ela ve rüzgar daha doğmadan çok sevdiği

Evlatlarını yasadıkları yoğun üzüntü ve sıkıntıdan bir anda kaybetmişlerdi

 

Doğmamışta olsa biri annesinin karnında da olsa

 

Üç kişi girdikleri hastaneden iki kişi çıkmışlardı

 

Sabaha karşı hastaden çıkışları yapıldı akıllarında dönüp suruyordu

 

Hastane sabaha karşı sessizdi.

Beyaz duvarlar soğuktu.

Kokusu ağırdı.

Rüzgar dışarıda beklerken Diana içerideydi.

Zaman geçmiyordu.

Dakikalar saat gibiydi.

Sonunda doktor konuşmuştu.

Kısa.

Net.

Acımasız.

Rüzgar hiçbir şey duymadı aslında.

Sadece tek bir cümle kaldı aklında:

"Kaybettik."

 

Rüzgar Karaer doğmamış ama canından çok sevdiği evladını kaybetmişti...

 

O şimdiden bana olmanın butluluğunu yaşıyordu çocuklarına kıyafet bakmıştı

Ama acımasız kader bu mutluluğu ondan almıştı

Hem elasından hemde kendisinden

 

Ama onun canını bir başka ćok yalanda sevdiği kadını o şekilde görmekti

 

Arabaya bindiklerinde hava aydınlanıyordu.

Ama Diana için gün doğmamıştı.

Rüzgar direksiyonu tutuyordu ama elleri titriyordu.

 

"Ela..." dedi.

 

"Anneni... aileni arayalım mı?"

Cümle daha bitmeden Diana döndü.

Gözleri yandı.

 

"Hayır."

Netti.

Keskin bir bıçak gibi.

 

"Onlar artık benim ailem değil."

Rüzgar sustu.

Diana devam etti.

Sesi bu kez titredi ama geri adım atmadı.

 

"Bu çocuk..." dedi,

"onların yüzünden öldü."

Rüzgar başını ona çevirdi.

 

"Ela, böyle deme-"

 

"BÖYLE," dedi Diana.

"BÖYLE DİYECEĞİM."

 

Gözlerinden yaşlar aktı ama sesi yükselmedi.

 

"Beni o evden kovdular."

"Hamile olduğumu bilmeden."

"Beni yalnız bıraktılar."

"Korkumu görmediler."

"Susmamı istediler."

Elini göğsüne bastırdı.

 

"Ben o gün öldüm zaten," dedi.

 

"Bu çocuk sadece...

o günün gecikmiş bedeliydi."

Rüzgar direksiyonu kenara çekti.

Arabayı durdurdu.

Başını eğdi.

Dişlerini sıktı.

"Onları affetmeyecek misin hiç?" diye sordu kısık sesle.

Diana camdan dışarı baktı.

Güneş doğuyordu.

 

"Bir anne," dedi,

"kızını böyle bir günde yalnız bırakıyorsa..."

Bir an sustu.

"Onun affı yok."

 

"Ben artık sadece benim rüzgar benim başka kimsek yok bı sen varsın okadar..."

 

"Ama onlar ailem anne bu bana bu ya kardeşin...?"

 

"Konuşmak istemiyorum rüzgar yok dedim hayır dedim bitti.!"

 

"Tamam peki..." Rüzgar iki saniye sonra arabayı çalıştırdı

Ve devam ettiler

 

O günden sonra

 

ne telefonlar açıldı

 

ne kapılar çalındı

 

ne bayramlar barış getirdi.

 

Çünkü Diana için o ev

sadece bir ev değildi artık.

Bir mezardı.

 

Ve içinde kalan

tek şey

 

bir çocuğun asla duyulmamış

kalp atışıydı.

 

🌑🌪️

2 gün sonra

 

Diana ela ve rüzgar artık lodrayı ve Oxford"üç İngiltere'ye terk ediyorlardı şuan hava limanına doğru gidyorlardı

 

Araba uzun süre sessiz ilerledi.

Rüzgar konuşmadı.

 

Diana da.

Sadece motorun sesi ve yol vardı.

Rüzgar'ın eli direksiyondaydı ama aklı başka bir yerdeydi.

Arkasında bıraktığı şeyler...

Sadece şehir değildi.

Bir üniforma, bir görev, bir hayat.

 

"Rize'ye gidiyoruz," dedi sadece.

"Sana iyi gelecek."

 

Diana başını camdan ayırmadan fısıldadı:

 

"Beni orada kimse tanımıyor... değil mi?"

 

"Hayır," dedi Rüzgar.

"Orada sadece biz varız.",

 

Havalimanı uçak yolculuk hepsi geçti ama diananın şasırdığı bişey vardı özel bir uçak

 

Bu uçak karaerlere aitti

Rüzgara sorduğunda verdiği cevap

 

" Seni iki tahta çatıya götürdüğünümü sanıyordun? Bu bir başlangıç seni dünyanın en mutlu kadını yapacağım"

Demiştim şaşkınlık ve yorgunlukla yolculuk geçmişti

 

Bir gün sonra

 

Yol uzundu.

Ama Diana ilk kez gözlerini kapattı.

Uyumadı.

Sadece... biraz sustu.

 

Rüzgar o sırada kararını çoktan vermişti.

 

Timi bırakıyordu.

Silahlar, emirler, geceler...

Artık yoktu.

 

Çünkü bir adam bazı şeyleri kaybettikten sonra

 

aynı adam olarak kalamazdı.

Ve Rüzgar artık

önce baba olamayan,

sonra koca kalmak isteyen bir adamdı.

 

Rize'ye girdiklerinde hava nemliydi.

 

Yeşil her yerden fışkırıyordu.

Dağlar sessizdi ama yargılamıyordu.

 

Rüzgar arabayı durdurdu

.

"Burası," dedi.

Diana arabadan indi.

Toprağa bastı.

Derin bir nefes aldı.

Göğsü yandı ama bu kez

acıdan değil.

Diana ela içinden

 

Yolculuk bitti artık rizedeyim türkiyede'yim dedi Diana ela uzun zamandır türkiyeye gelmemişti bunun huzurunu hissetti

 

Kendi yurdunda olmanın verdiği huzur

 

Rüzgarın ailesinim evine geldiler güzel büyük bir evdi

 

Kapı açıldığında

ilk sesi Rüzgar'ın annesi çıkardı.

Bir şey sormadı.

Bir şey öğrenmeye çalışmadı.

Sadece Diana'ya baktı.

Ve onu

kızını sarar gibi

sardı.

 

"Hoş geldin," dedi..

 

"Evine hoş geldin."

Diana o an ağladı.

Sessizce.

Tutularak.

Rüzgar'ın babası yanlarına geldi.

Elini Diana'nın omzuna koydu.

 

"Burada yalnız değilsin," dedi.

 

"Artık bizim kızımızsın."

O cümle...

Diana'nın içindeki boşluğa ilk taşı koydu.

 

"Teşekkür ederim" dedi çekinerek Diana ela

 

"Utanma kızım çekinme biz senin aileniniz "

 

Rüzgar ailesine büyük bir mutluluk ve minnetle baktı

 

O günden sonra

Rüzgar'ın annesi

Diana'nın da annesi oldu.

Rüzgar'ın babası

Diana'nın da babası oldu.

O ev

ilk kez bir mezar değil,

bir yuva gibi koktu.

Rize

Diana Ela'nın yeni başlangıcıydı.

Geçmişin silinmediği

ama artık kanamadığı bir yer.

Ve Diana ilk kez şunu düşündü:

"Belki...

burada yeniden nefes alabilirim."

 

Yıllar sonra... Rize

 

Ev sakindi.

Akşamüstüydü. Ve bu evde uzakta olan bir elserin ailesiydi ve Karaer ailesi yıllar geçmişti

Rüzgar ve Diana elanın iyi bir velliği vardı zorlukları aştıkları bir evlilik iki güzel çocukcukları olmuşmustu bir erkek ve bir kız çocuğu jone bora ve Emily Leyla...

 

Ama Diana ela ve rüzgar ilk çocuklarının doğmamış olsada asla unutmadılar kalplerinde hep yaşadılar .

 

Salonun ortasında Leyla yerde oturmuştu.

 

Ödev defteri açıktı, kalemi ağzının kenarındaydı.

On yaşındaydı.

Ama bakışlarında yaşıtlarından büyük bir sakinlik vardı.

Koltukta Jone Burak uzanmıştı.

On yedi yaşında.

Bir ayağı sallanıyor, elinde telefon vardı.

 

Televizyonda haberler akıyordu.

Spikerin sesi netti:

 

"-Elserin ailesiyle ilgili yeni gelişmeler-"

 

Jone Burak başını kaldırdı.

Emily leylada da ekrana baktı.

Ekranda tanıdık bir soyadı döndü.

Emily leyma kaşlarını çattı.

 

"Anne..." dedi usulca.

 

"Bunlar bizim... şey değil mi?"

Diana mutfaktan salona baktı.

Rüzgar'la göz göze geldi.

Rüzgar kumandayı aldı.

Ama kapatmadı hemen.

 

"Evet," dedi sakin bir sesle.

 

"Bizimle aynı soyadı taşıyanlar."

Jone Burak alaycı bir nefes verdi.

 

"Yine karışmışlar bir şeye," dedi.

 

"Bizi ilgilendirmiyor zaten."

 

Ella tereddüt etti.

 

"Peki neden hiç görüşmüyoruz?" diye sordu.

 

"Onlar da aile değil mi?"

O an Diana yaklaştı.

Leyla'nın yanına çöktü.

Saçlarını okşadı.

 

"Aile," dedi,

 

"kanla değil, yanında kalanlarla olur."

 

Leyla başını salladı.

Tam anlamasa da

kalbi anladı.

Rüzgar kumandayı kapattı.

Televizyon sustu.

Ev yeniden

sessizliğini buldu.

Jone Burak ayağa kalktı.

 

"Çay var mı?" dedi.

 

"Ben yapayım."

 

"Ben yaparım," dedi Rüzgar.

 

"Sen kardeşini dersinden koparma."

 

Jone Burak gülümsedi, Ella'nın başına hafifçe vurdu.

 

"Hadi dersine dön minik," dedi.

"Ben buradayım."

Ella gülümsedi.

Diana o an Rüzgar'a baktı.

Gözleri doldu ama

bu kez acıdan değil.

Rüzgar da baktı ona.

Hiçbir şey söylemediler.

Söylemelerine gerek yoktu.

Çünkü bazı yaralar

kapanmaz.

Ama bazı hayatlar

yeniden kurulur.

Ve onlar

bunu başarmışlardı.

🌑🌪️

 

Bölüm : 25.01.2026 17:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...