5. Bölüm

Çürümüş Kalp

Flakka Değil Falaka
sonsonsuzyolculuk

İdris yanında eskimiş, paçavraya dönmüş kıyafetleri olan çocukla Çukur sokaklarında yürürken herkes şaşkındı, sus pus olmuştu. Adamın yüz ifadesinden, aurasından çok belliydi siniri ama herkesin sessizliğinin sebebi yanındaki çocuğu merak etmesiydi. Üstüne başına aldırmadan rahat bir şekilde yürüyordu, çöpün yanında gördüğü elmayı pis kıyafetine temizlemek niyetiyle sürüp yemesi de dikkat çekmişti.

En son kahvenin önünde durmuşlardı. İdris içeri girdiğinde eliyle beklemesi için çocuğa işaret yapsa da çocuk dinlememiş ve arkasından o da girmişti. İçeri girdiğinde İdris'in kötü vezire bağırışlarını ve kavga etmelerini görmüştü. İdris'in eli belindeki silahtaydı ama çekmeye cesaret edemiyordu. Paşa ise bunların nedenini sorgularken küçük çocuğu görmesiyle anlamış ve ona doğru koşup boğazına sarmıştı ellerini. Çocuk ne olduğunu anlamadan adamın saldırısı ve kendisinden cüssece büyük olmasının dezavantajı karşısında hareketsiz kalmıştı. Emmi ayırmıştı onları havaya ateş ederek.

''Paşa! Kendine gel, n'apıyorsun küçücük çocuğa?'' dedi ve Salih'i yerden kaldırıp üstünü başını düzeltti. Çocuğun gözlerine baktı, bir yerden tanıdık geliyordu ama nereden... Çocuğun üstünü silkelerken ellerini de tutan Emmi ''Sen buz gibi olmuşsun.'' diyerek üstündeki ceketi çıkarıp çocuğa giydirip önünü de kapatmıştı. ''Kimsin sen çocuk?'' diye sordu Emmi. ''Sade-...'' Sözünü yarıda kesip bir süre sustu ve ''Salih.'' dedi Emmi'ye. Emmi'nin karşısında Sadettin olmasına gerek yok gibi duruyordu.

''Çukur'dan çık, bir daha gözüme görünme. Bundan sonra kardeşim değilsin.'' demişti İdris. Salih ise sorguluyordu, annesinin aşkla bahsettiği adam, babası bu muydu gerçekten? Hiç zannetmiyordu. Ömrü hayatı boyunca silah kullanmamış annesi şu an burada olsa sırf oğlunun intikamı için çeker vururdu bu iti. ''Ben de kullanmadım.'' diye fısıldadı. Aslında kullanmak istediği, başındaki pisliklerden kurtulmak istediği birçok an olmuştu ama şimdiye kısmetti.

İdris'in yanına yaklaştı ve onun çekmeye tereddüt ettiği belindeki silahını hızlıca çekti ve bir el ateş etti. Paşa vurulmanın şoku ve ani acıyla yanındaki sandalyeye çökerken diğer herkes şaşırmıştı. ''Tek seferde ölünmüyor demek ki... Ölmek zordur. Ama merak etme, ben senin işini kolaylaştıracağım.'' dedi ve silahın içindeki bütün kurşunları Paşa'ya sıktı. İdris istese de laf edemezdi, hak ettiğini biliyordu. Küçücük çocuğu bu hale getirmeye nasıl becermişti? Daha Kahraman bile yeni yeni silah tutuyordu eli.

İdris olayı kısaca Emmi'ye açıklayıp ayrıldı kahveden. Eve gittiler. Salih rahatsız hissediyordu. O an anlamıştı, intikam sadece intikamdır. Onun rehavetine kapılmamak gerekir. Sanki intikam alınınca her şey düzelecek, annesi geri gelecek, yaşadıklarını hiç yaşamamış olacak, mutlu olacaktı... Öyle olmuyormuş, intikam hiçbir şeyi eski haline çevirmiyormuş. Herkese haddini ve yerini bildirmekmiş intikam.

En sonunda eve gelmişlerdi. İdris zile bastığında kapı açılmıştı. Kapıyı açan genç adama hayranlıkla bakıyordu Salih. ''Rambo Cumali abi...'' dedi hayranlığını saklamadan. Hayranlığı hem sesine hem yüzüne yansımıştı. Çukur'da görüyordu hep, çatıdan çatıya atlayanları. Ama Rambo Cumali abisi gibi çevik ve hayran olunası gibi değildi. Bir kere evinin balkonundan görmüştü onu çatılarda dolaşırken. Annesiyle kuş kanatlanmış, uçuyor diye şaka bile yapmışlardı.

Cumali Salih'in başını okşayıp ''Kim bu baba?'' diye sordu. ''Oğlum, senin de kardeşin.''

Cumali'ye şaşırma fırsatı bile vermeden içeri girmişti. Herkese tanıtmıştı oğlunu ve Sultan'ı bir kenara çekip konuştu. ''Seni Çukur'dan kovardım ama yapmıyorsam bil ki çocuklarının hatrına. Bu evde görünmez ol.'' dedi ve tam gidecekken Sultan karşılığını verdi. ''Ben bir günah işledim ama senin yüzünden. Evdeki karısını aldatan, başkasıyla olan, ona bile sahip çıkmayıp bu çocuğun kimsesiz gibi büyümesine sebep olan sensin İdris Koçovalı. Biraz sorumluluk al ve kendi cezasını bana kesme. Bundan sonra o çocuğa yanlışım olmaz, olursa o zaman görürüz sonuçlarını. Şunu da bil ki, seninde bana yanlışın olmasın. Sonuçlarını görmek bile istemezsin.'' diyerek İdris'i tehdit etti ve Salih'in yanına gidip başını okşadı. Onun cezası da bu muydu, vicdan azabı. İdris'in cezasını yanlış kişiye kesmişti ve şimdi bunun vicdan azabı sonsuza kadar onunla olacaktı.

''Hadi çocuklar yemeğe.'' dedi. Öğle saatleriydi, çocukları önden yediriyordu sonra kendileri yemek yerken sıkıntı çıkarmasın diye. Herkes yemek masasına koşarken Salih mutfağa gitmişti. Oradaki yemekleri içeri taşıyordu. Sultan yanına gidip hafif azarlar ama sempatik bir tonda ''Senin burada ne işin var? Geçsene kardeşlerinin yanına, ben getiriyorum yemeklerinizi.''

Salih başıyla onaylayıp dediğini yaptı. Selim ve Cumali yan yana oturuyordu. Çekinerek Cumali'nin yanına oturdu. Karşıda da Kahraman ve Yamaç vardı. Yamaç'ın üstüne döktüğü yemeği temizliyor, Yamaç'a kendi yedirmeye çalışıyordu. Yamaç daha 4 yaşındaydı, Salih'ten altı yaş küçüktü. Tam da Salih 6 yaşındayken buradan ayrıldığı için Yamaç'ı hiç bilmiyordu. Önündeki yemeğe ve diğerlerinin normal gibi yemesine baktı. Öyle şeyler yemişti ki, yemek ayırt edecek değildi ama bir aile evinde bunu yiyeceğini düşünmemişti.

Cumali abisine fısıldadı. ''Doğru söyle, bunlar gerçek ananız babanız değil di mi?'' Cumali ve Selim bakışlarını ona çevirdi.''N'oldu bebe, neyimizi beğenemedin?'' demesiyle yanlış anlaşıldığını düşündü. ''Affet Cumali abi, lafım size değil. Ben onlara şaşırdım.'' Selim ''Neden?'' diye sordu, merak etmişti.

''Benim başımda biri yoktu, zorluk çektim, gerekirse çürük çarık sebzeyi, unu, böceği bile yedim. Sizin başınızda ananız var, babanız var. Koskoca güzelim evde yaşıyorsunuz ama önünüze gelen yemek bu.'' dedi çürük sebzelerle dolu tabağı gösterip. ''Bu evde yaşayıpta bunları yemek... Gerçekten bunlar ananız babanız değil di mi? Size eziyet ediyorlar? İnsan evladına bunu yapar mı?'' diye sordu.

Cumali Salih'in bu lafıyla yerin dibine girmişti. Hep övündüğü babası dışarıdan bakınca pekte baba gibi değildi. Pahalı evler, pahalı silahlar alıyordu ama bir lokma yemeği sakınıyordu çocuklarından. Selim lafa daldı. ''Babam böyledir, tanıdıkça anlarsın. Bu evin içinde yaşar ama kendisi için. Bizim için bir şey istemez. Ben kendime böyle ev alsam lafını eder. Yaşıma bakma, babamın yaşına gelipte alsam yine lafını eder böyle pahalı ev alınır mı diye? Bize laf atar, kendisi silah satar. İyi görünmek için manavcılık yapar, sırf elalemin gözüne iyi görünmek için bütün iyi, güzel sebzeleri satar. Kötü, yenilmeyecek şeyleri eve getirir. Bir kere bize iyi bir sebze getirmemiştir. Ben komşudan yediğim zaman azarlar. İmajına çok düşkün biridir. Ben sebze nedir, meyve nedir, arkadaşlarımın aileleri sayesinde öğrendim. Babam bizden her şeyi sakınır, silah haricinde. Kendinden de hiçbir şeyi sakınmaz, tek önemli olan isteyip istemediği.''

Selim ilk defa düşüncelerini Cumali abisinin yanında dile getirmişti. Cumali şaşırsa da, kızsa da içten içe biliyordu bütün dediklerinin doğru olduğunu. Cumali hep düşünmeden hareket eden biriydi, Selim'in aksine. O an anladı, Selim gibi çok düşünseydi babasının ne halt olduğunu önceden görebilirdi. O da o an babasına görülmeyi umursamadan Selim'e sarıldı. ''Aferin lan çocuk.'' dedi. Sonra da Salih'i kendine çekip sarıldı. ''Sana da aferin bebe. Benim güçlü kardeşlerim var ama ben yanınızda olduğum sürece sizi güçlü olmaya zorlamayacağım.''

Salih yine hayran bakışlarını atarken nimete saygısından ve açlığından önündeki yemeği yedi. Kardeşleriyle yediğinden midir, lezzetli de gelmişti. O an anlamıştı. Sebzeler değil, kalpler çürümüştü. O çürük kalpli adamdan uzak durursa keyifli yemekler ve mutluluk çokta uzak görünmüyordu.


Bölüm : 01.08.2024 01:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...