
''Celasun! Medet!'' diye bağırdı adam. Gecenin geç saatleriydi ve evde sadece üçü vardı. İkisi de acil bir durum olduğunu düşünerek apar topar gelmişti Vartolu'nun yanına. Vartolu ise gayet sakindi. Kıpkırmızı bir takım giymişti, elinde ise hiç sevmediği o kırmızı şarap vardı. Medet bir şeyler olduğunu anlamıştı.
''Abim?'' dedi. Neden şarap içtiğini merak etmişti. Bir rakı masası kurardı veyahut çok öfkeliyse viski içerdi abisi. Ama şarap sevmezdi.
''Gelin benimle.'' dedi ve ikili alt kata doğru inen Vartolu'yu takip ettiler. Evin deposuna girdiklerinde Vartolu için yabancı olmayan ama Medet ve Celasun'un ilk kez gördüğü manzarayla karşılaştılar. Günlerdir kayıp olan Paşa ve peşine düşüp sonunda kaybettikleri Kasım ellerinden zincirlerle tavana asılı bir şekildelerdi. İkisi de tanınmaz haldeydi, şekli şemali değişmişti ikisinin de. Bedenlerinden yanık kokusu geldiğini söyleyebilirlerdi. O giydikleri atletlerin bir kısmı yanık izleriyle beraber vücutlarına yapışmış gibiydi. İşkence gördükleri açıktı. Bu işkenceye rağmen nasıl sağ çıktıkları da.
Bir şey demeden baktılar sadece, durumu analiz etmeye çalıştılar. Vartolu ise kalın bir zinciri alıp eline sardı ve ikisini de yumruklamaya başladı. Demir zincir yüzünden yumrukları olduğundan daha çok acıtıyor, aynı zamanda Vartolu'nun elini de acıtıyordu. Ama Vartolu hırsından, öfkesinden acısını hissetmiyordu.
Bir köşeye çekilip soluklandı, yorulmuş ve terlemişti. Üzerindeki kırmızı ceketini ve kırmızı gömleğini çıkarıp attı yere. Bir tek siyah atleti kalmıştı. Onu da sinirle çekiştirirken Celasun'un gözü atletten bile belli olan; omuzlarındaki ve kollarındaki o yaralara -kim bilir görünmeyen yerlerde daha nasıl izler vardı-, yanıklara takıldı. Bir de sırtındaki çukur dövmesine. Elindeki zinciri de atıp kenarda asılı duran baltayı aldı. Kasım ve Paşa'nın tam önünde durdu.
''İşkencenin alasını görün istedim.'' derken sesinin soğukluğu odadaki herkesi ürpertmişti. ''Ölmek için yalvarın ama ölmeyin. Öldüm deyin ama ölmeyin. Benim yaşadığımı biraz bile olsa yaşayın istedim ama yok!'' diye bir anda bağırdı sona doğru. ''Olmuyor. Ne kadar işkence çekmeniz, o bağırtılarınız bana ninni gibi gelse de, huzur vermiyor. Sizin nefes almanız bana huzur vermiyor lan!'' dedi ve Kasım'ın boynuna baltayı sapladı. Balta boynunda takılı kalıp adamın dengesini bozup sağa doğru düşmesini sağladı. Vartolu'da zinciri çözdü ve adam tamamen yere düştü. Adamın ağzından kan gelmesiyle bilincinin kapanması bir olmuştu. Paşa'nın gözleri bu görüntü karşısında şok olmuştu. İşkence etse bile öldüremeyeceğini, eninde sonunda İdris'in, Çukur'un onu kurtaracağını düşünüyordu. Ama şu an korku, çaresizlik bütün bedenini ele geçirmişti. Biraz sonra o da Kasım gibi ölecekti. Ama neden? Vartolu'nun onlarla derdi neydi?
''Ölmeden önce ölümü gör, tat istedim. Nasılmış Paşa? Güzel mi? Bence sana çok yakışır.''
Paşa acı ve yorgunluktan dolayı zar zor konuşabildi.
''Derdin ne senin? Benimle, Kasım'la.''
''Ah Paşa, akılsız Paşa! Benim sizden başka derdim mi var lan! Her şeyin sebebi sizken! Ben sizin katilinizim ve siz katilinizi kendi ellerinizle yarattınız. Ölmeden önce sana son bir iyilik yapayım mı? Katilin kim bilmek ister misin? O Yamaç sordu, İdris Koçovalı sordu ama ben sana söylüyorum. Kimim ben biliyor musun, SALİH! SALİH KOÇOVALI!''
Paşa duyduğu isimle ürpermişti. Korku bütün bedenini ele geçirirken tepki vermesine fırsat kalmadan baltayı kafasına saplamıştı Vartolu. O da Kasım gibi yeri boylarken Vartolu yanına eğildi, açık gözlerine baktı. Konuşamıyordu adam ama duyuyordu, belli.
''Ölmek kolay değilmiş di mi Paşa? Ben de dedim, aha bu sefer kesin öldüm. Bazen yalvardım Allah'a al canımı diye, yok. Ne işkencelerden sağ çıktım, nerelerden sağ çıktım. Ama her defasında öldüm. Sen şimdi ölüyorsun. Her şeyin sebebi olarak. Belki birkaç saniye içinde ya da belki birkaç dakika içinde öleceksin ama o ana dek ölümün acısını yaşayacaksın. Bende o ana dek gözlerinin içine bakacağım. Ölürken gördüğün son yüz benimki olsun diye. Bu yüzü unutma sakın. Hesabım bitmedi. Bu dünyada bitti, mahşerde tekrar hesap vereceksin. Hakkımı yiyenlere hakkım haram zıkkım olsun!''
Paşa'nın gözlerinin kapanmasıyla Vartolu yerdeki gömleğine elindeki kanı sildi. Depodan çıktı ve şaşkın olan Celasun ve Medet'te onu takip ederken kapıda durdu. Medet'e döndü ve dedi ki ''Medet, sen şu leşleri hallet. Mezarları olmayacak. Biliyorsun ne yapacağını.'' ''Emret abim.'' dedi Medet ve tekrar depoya girdi. Vartolu ve Celasun yalnız kalmıştı. ''Celasun sen benimle gel.'' dedi ve yukarı çıktılar.
Vartolu salondaki şarap şişesine alaycı bir bakış atıp mutfağa girdi. Elini yüzünü yıkayıp bir menemen yaptı ve masaya koydu. ''Otur.'' dedi Celasun'a ve ekmeğin yarısını bölüp karşısında oturan Celasun'a verdi.
Celasun ise ne yapacağını bilemedi. Adam kaçırmak, öldürmek onların dünyası için normaldi, sürekli gördüğü şeylerdi. Şu an onu -ve Medet'i- şaşırtan Vartolu'nun tepkileriydi. Az önce sinir krizi geçiren adam şu an soğukkanlılıkla hiçbir şey olmamış gibi menemen yiyordu. Celasun'un aklı karışmıştı. O Kasım'la derdi neydi? Peki ya Paşa? Tamam, Celasun da sevmezdi Paşa'yı. Ölümünü gözleriyle görmek rahatlatmıştı hatta. Paşa'nın onun elini kesmeye çalıştığı anı unutturacak bir anı bırakmıştı. Ama Koçovalılar değilde Paşa ile derdi neydi? Salih Koçovalı kimdi? Şimdi Vartolu bir Koçovalı mıydı? O zaman bu Çukur dövmesini açıklıyordu. Peki ya vücudundaki yaralar... Aklından binbir şey geçiyordu ve en sonunda bir sonuca varmıştı. Bütün ipuçlarını kafasında birleştirmeyi başarmıştı.
''Abi, kusura bakmazsan biz bunca olandan sonra menemen mi yiyeceğiz burada böyle oturup?'' diye sorguladı adamı. Şu an cidden delirdiğini söylese inanırdı.
''Ölmeden önce yediğim son yemek menemen olsun istedim.'' dedi ve yemeyi bırakıp belindeki silahı masaya koyup Celasun'a doğru ittirdi. ''Al bunu, sık hadi.''
Celasun anlamayan bakışlarını abisine gönderirken Vartolu bıkkın bir sesle ''Celasun, yanıma beni öldürmek için geldiğini biliyorum. Al, sık.'' dedi.
Celasun gözlerini şaşkınlıkla kocaman açtı. Nasıl biliyordu? Biliyorsa niye kabul etmişti? Şu an Vartolu'ya diyecek söz bulamıyordu şaşkınlıktan. Vartolu da ufak, acı bir tebessüm etti.
''Benim öyle uzun yaşamak gibi bir planım olmadı Celasun. Buraya her şeyi göze alıp geldim. Saçma sapan mutluluk hayallerim yoktu. Benim hikayemin mutlu sonla bitmeyeceğini de biliyordum. Ben düşünmüştüm ki ben Koçovalılar'a indiririm, sonra da onlar beni indirir, bu iş burada biter. Benim için Koçovalılar'dan intikamımı almak bile büyük hayal denilebilir.'' dedi ve iç çekti.
''Ama ben başta hata yaptım. İntikam için yanlış kişiyi seçtim. O hatamdan dönme şansım yok. Ama intikamımdan vazgeçecek değilim. Az önce doğru kişilerden aldım intikamımı. Geriye bir kişi kaldı... Onu da sevdiğim bir kardeşim, diğer yarım anasız kalmasın, gözünün yaşı benim yüzümden dökülmesin diye mahşere bırakıyorum.'' dedi acı bir tebessümle.
''Başlangıçta hata yaptığım gibi sonda da hata yaptım. Ben dedim ya, ben onlara sıkarım, onlar bana sıkar diye. Yok, o iş öyle olmaz. Onlar hak etmiyor.'' dedi ve masadaki silahı tutup Celasun'un eline verdi. ''Sen hak ediyorsun. Beni sen öldürebilirsin. Sık bana, babanın intikamını al ve bitsin artık bu iş.'' dedi.
Adam zaten yaşamaktan, nefes almaktan vazgeçmişti. Bu dünya sırtında koca bir yüktü, ona acıdan başka bir şey vermiyordu. Vazgeçmiş birinin yüzüne bakıyordu Celasun. Elindeki silahı sıkıca kavradı ve ayağa kalkıp adama doğrulttu. Gözleri yaşarmıştı.
''Ben babamın intikamını almak için girdim yanına. Ama almadım, alamadım. Silahım hep belimdeydi, sen hep iki adım ötemdeydin. Elimle seni çekip alacak kadar yakınımdayken o silaha elim gitmedi. Vuramadım seni, vurmadım. Neden biliyor musun? İntikam senin yanına geldiğimden beri unuttuğum bir şeydi. Sen bana aileyi hatırlattın, abi oldun, kardeş olmayı hatırlattın. Sevilmeyi, sevmeyi... Bana abilik yaptın, abi dedim sana, abim gibi hissettim. Bana şimdi beni vur deme. En iyi sen biliyorsun, bana abimin yokluğunun acısını yaşatma.'' demişti artık gözlerinden yaşlar akarken.
Adamın önünde diz çöktü ve silahı yere bırakıp ellerini adamın dizine koydu. Başını kaldırıp onunla göz göze geldi.
''Sen kendi hikayen için mutlu son göremiyorsun ama ben görüyorum. İzin ver, ben yazayım ya da beraber yazalım senin hikayeni. Mutlu sonla bitecek, söz veriyorum. Ama sadece sonu değil, her anı mutlu olacak.''
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
