10. Bölüm

10. Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-KAYIP İZLER--

10.Bölüm;

Mert birden kahkaha atmaya başlayınca kaşlarım çatıldı kendini geriye vererek osmandan ayrılırken cebinden çıkarttığı sigarayı yakıp içine çekti -"Güzel oyundu tebrikler." Ben Cenk'in tekmesiyle yapıştığım yerde hala otururken Mert osmanla alay edici bir şekilde konuşuyordu Cenk kanlı ellini kaldırıp işaret parmağını yalamaya başlayınca midem agızıma gelecekti -"şu yenilebilen gıda boyası da baya güzelmiş." Cenk yaladığı parmağı osmana uzattıp kafasını hafif eğdi -"Sende yalamak istermisin?" Osman'ın bozulan suratı kasılmaya başladı -"Bu nasıl olur!?" Şaşkınlığını gizleyemiyordu,Ozan ellini bana uzattı -"Hadi kalk" ellerimi yere koyup düştüğüm yerden kalkınca ozan'ın eli hava da kalmıştı üstümü sirkeleyip cenk'e sinir bozucu bir bakış attım -"Tekme atmana gerek mi vardı?" Cenk yüzünde ki gülüşü kocaman oldu -"Aklıma bian o geldi" imalı bakışlarla bana bakarken suratını dağıtmak için ellimi yumruk yaptığım da ozan ellini omzuma koyup beni durdurdu -"Kavganızı evde edersiniz." Cenk hala bana bıyık altı gülümserken ben de ona öldürücü bakışlar atıyordum. -"Merve nerde?" Osman'ın sesiyle kafamı ona çevirdim onun tek derdi sevgilisi merveydi, Mert ellerini cebinden çıkarttıp Osmana doğru yürümeye başladı -"Cehennemin dibinde." Sinirden delirdiğine emindim ama onun karşısında rahat durmaya çalıştığı için kendini sıkıyordu -"Sende gitmek istermisin?" Yüzünü Osmana doğru eğip gözlerini kısmaya başladı Osman'ın yüzü git gide mosmor olmaya başlarken kıkırdadım -"Mor renkte ne kadar yakıştı sana." Zamanında her yediğim dayaktan sonra morun bana ne kadar yakıştığını söylerdi şimdi bunu deme sırası bana geçmişti gözlerini merten çekip bana döndürürken karşısında bu şekilde durmam onu delirtiyordu.

-"O morlar daha çok sana yakışır...üvey kızım." Dudaklarını kıvırıp bana geçmişi hatırlatmak istercesine vurgulayarak konuştuğu sıra vücudum kasıldı en ufak şeyde tetikleniyordum Mert gözleriyle ikimize bakarken Osman'ın yanına doğru ilerledim.

-"Pisliğin önünde gidenisin." Yüzüne tükürdüm, iğrenç bakışlarla Osmana bakarken Osman tek elini kaldırıp suratına gelen tükürüklerimi silip gülmeye başladı -"Teşekkür ederim üvey kızım." Üvey olduğumu vurgulaya vurgulaya bana hatırlatıyordu.

Çenemi sıkmaya başlayınca Mert Osman'ın yakasından tuttup kendine doğru döndürdü -"Biraz daha burda durursan seni de sergiye çıkartmak zorunda kalıcam Kurçay!" Osman ellerinden kurtulup kendini geriye çektip suratı kaskatı hale gelmişti,-"Gene geleceğim!" Mert kollarını göğüsünün ortasında birleştirip kafasını hafifçe yana eğdi -"Bekleriz." Osman adamlarına çıkmaları için işaret verince hepsi bian da dağılmaya başladı geriye kalan üçümüz olmuştuk.

-"Merveyi kaçırdığından bahsetmemiştin!" Ozan sinirli bir sesle Mert'e hesap sorarcasına bağırıyordu -"Suyun burda olduğunu öğrenince çıldıracak ve saldırmaya gelecek dedin!" Aynı sesle devam ederken Mert omuzunu silkip arkasını döndü evin içerisine girdiğin de Ozan arkasından sadece bakıyordu hep beraber içeri girip salonda duran koltuklara yerleştik.

-"Bahçede yaşanan o şey neydi?" Ne ara ayarlanmıştı herşey gıda boyalar o silahın sesi,Cenk kendini arkaya verip rahat pozisyona geçerek dudaklarını araladı.

-"Aslında herşey..."

Mert Kaleli;

Hastaneden çıkıp Merve'nin yaşadığı evin adresini kısa süre de öğrenmiştim, arabayı çalıştırıp Merve'nin evinin yolunu tuttum kısa süre sonra adrese vardığımda gözlerimi kısıldı.

Harabe bir evin önünde duruyordum taşları çatlak ve eskiydi, gerçekten bu hale mi düşmüştü bu evde yaşayacak kadar aciz bir haldemiydi.arabanın kapısını açıp tahta kapısı olan bahçeye giriş yaptığım da çöplüğe girmiş gibi hissettim 1 yaşından görmediğim kadını şimdi görecek olmanın tedirginliği vardı üzerimde,ellerimin terlediğini fark ettiğim de derin bi nefes alıp verdim.

Sol ellimi kaldırıp kapıyı tıktıklamaya başladım,kalp ritmime engel olamıyordum kin ve Özlem sanki birbirine karışmıştı kapı kısa süre sonra açılmasıyla öylece bakakaldım.

Karşımda duran bizi terk edip başka adama kaçan Merve Seviydi, üzerinde eski kıyafetlerle kapıyı açtığın da onu bu halde görmek vücudumu geriyordu.

Merve gözleriyle beni süzmesiyle ellerini agızına götürüp,ağlamaya başladı beni tanımıştı -"Oğlum." Duyduğum oğlum kelmesi kemiklerimden kaç tanesini kırıp paramparça ediyordu,hiç duymadığım o sesi seneler sonra duymak kullaklarımın sağırlaştırıcı hale geliyordu.

Kapıda dikildiğimiz sıra,kapıdan içeriye girdim uzun ni koridoru olan bir evdi evin içi de en az dış cephesi kadar pis içinde duruyordu koridorunun sonun da ki odaya girdim burası salon olmalıydı sadece bir koltuk bir masa bir sandalye birde eski tüplü televizyon vardı gözlerim heryere değmeye başladı, -"O herifin sana layık gördüğü ev bumu?" Arkamı salonun kapısına doğru döndürdüğüm de Merve kapıda durup öylece beni izliyordu kafasını eğip sallamaya başladı.

Gözlerim karnına değdiği an kanım çekildi,Gece'nin dediği doğruymuş hamileymiş ellerimi yumruk yapıp sıkmaya başladım -"Birde o heriften hamilesin!?" Sert çıkan sesime hakim olamıyordum bir başkası için kendi evlatlarını attıp giden kadın şuan sevdiği adamın çocuğunu taşıyordu,-"Otur lütfen." Titreyen sesiyle bana koltuğu gösterdi. -"Oturmaya gelmedim Sevi,seni almaya geldim." Kaşları çatıldı ellerini kaldırıp yüzünde biriken gözyaşlarını sildi -"Beni mi?" Kafamı salladım -"Duydun işte,2 dakika içinde hazır ol bahçede bekliyorum!" Salondan ayrılıp onun yanından geçip koridora çıktım nefesim düzensizdi yıllar sonra annemi bulmuştum ama hamile olarak hemde Osman kurçaydan.

Bahçeye çıktığım an bi sigara yakıp cebimde olan telefonumu çıkarttım,rehberi açıp Osman kurçay'ın numarasına tıkladım.

-"Kaleli sen beni ararmıydın?" Sesini duydukça onu öldürmek için sebebim olmadığını daha iyi anlamıştım.

-"Beni iyi dinle orospu çocuğu,Merve sevi ellimde." Bu cümle şok olmuş olacakki sesi çıkmayınca devam ettim. -"Her sır uzun sürmez."

-"Nerdesiniz şuan!?" Sinirli bir şekilde bana hesap soruyordu.

-"Kimsenin bulamacağı yerde." Telefonu yüzüne kapattıp geri cebime koydum eminim bu akşam evimi basmaya gelecekti.

-"Ben hazırım." Arkamdan gelen sesle kafamı arkaya doğru döndürdüm Merve ellinde küçük bir bavulla ortada dikilip bana bakıyordu, bahçeden çıkıp arabaya yürüdüğüm de oda arkamdan geliyordu kapıları açıp arabaya bindik.

-"Nereye gidiyoruz?" Kafasını hafif eğmiş bana bakıyordu.

-"Kafam nereye eserse." Kaşlarını çattı -"Mert,kafandan ne geçiyorsa sakın!" Gülümsedim -"Korkma, ne sana nede o karnında ki piçe zarar verecek değilim." Merve elliyle karnını tuttup bi yandan da telaşlı gözlerle etrafa bakınırken ben son sürat hızla gideceğimiz yere sürüyordum.

Bir kaç dakika sonra bir malikanenin önünde durdum,araçtan inip Merve'ye baktığım da Merve korku dolu gözlerle malikaneye bakıyordu aracın kapısını açıp indiğin de gözleri beni buldu -"Beni buraya neden getirdin?" Sorusuna yanıt vermeden içeriye girdiğim de oda peşimden beni takip ediyordu cebimden çıkarttığım anahtarla kapıyı açtım.

-"Piyon olarak lazımsın!" Osmandan alacağım intikam için en gerekli piyon Merve Seviydi tabi ona da yaşatacaklarım vardı.

-"Ne piyonu?" Kaşları çatık halde bana soru soruyordu.

Omuz silktim -"Osmanı getirtmek için bi piyon." Agızı o şekli almaya başlayınca yüzü gerildi.

-"Kapıda 50 tane adam var neye ihtiyacın varsa onlara söylersin getirirler...eğer kaçmaya çalışırsan da bu kadar vicdanlı olmam!" Sert sesimle Merveyi tehdit ediyordum.

Telefonum çalmaya başlamasıyla cebimden çıkarttım,arayan Osman kurçay'dı sevdalısının ellimde olması hele ki benim gibi delinin ellinde olması üste üstlük annem olması onu telaşlandırıyordu.

Adımlarımı kapıya yönlettim -"Mert" adımlarım olduğu yerde durunca kafamı hafif arkaya döndürdüm -"Lütfen zarar verme." Zarar vermemi istemediği kişi Osman kurçaydı.

Onun için bana yalvaracakmıydı? Umursamadan evden çıkıp arabaya binip yola çıktım.

Bir ellimle direksiyonu tuttuyor diğer ellimde ise telefondan ozanı arıyordum.

-"Alo"

-"Beni iyi dinle Osman kurçay kızının ellimizde olduğunu bildiği için bu akşam net baskına gelecek." Aslında olay bu değildi,o piçin üvey kızını gram umursamadığını biliyordum ama ozan'ın şuanki çenesiyle uğraşamıcağım için böyle bir yalan uydurdum.

-"Ben hastanede adamlardan iki tanesini ayarladım, yaraları yerine pansuman amaçlı gidecek biri onu oyalarken diğer adam Osman'ın silahını kuru sıkıyla değiştirecek." Ozan sessizliğini koruyarak beni dinliyordu -"Osman,buraya geldiğin de eminim ki hiç bir şeyin farkında olmayacak,beni vurmaya çalıştığı an Cenk salağı önüne atlayıp sanki gerçekten de kurşun yemiş gibi davranacak kanı da gıda boyasıyla halledicez."

Ozan sıkıntılı bir nefes verdi -"Peki." Telefonu kapattıp koltuğa fırlattım bir müddeten sonra eve varmıştım.

Gece Kurçay

Hayretler içinde Mert'in anlattıklarını dinliyordum, yanımıza burada çalışan hizmetli kadın gelmesiyle kafamız ona döndü -"Mert bey,Ezgi Hanımlar geldi." Mert sıkıntılı bir nefes verip -"Gelsin." Dedi. Net benim gelişimi duyduğu için şuan şu saate buraya gelmiştir Ezgi sinirli adımlarla salona giriş yaptığın da gözleri beni buldu.

Gözlerini benden ayırmadan -"Telefonlarım neden açılmıyor!?" Diyerek Mert'e hesap sorarken Mert bıkkın bir şekilde sadece yere bakıyordu,-"Hem bu kızın ne işi var bu evde?" Kafasıyla beni işaret edip merte döndü,sağ kolunu büküp bel çukuruna yerleştirmişti. Mert soğuk bir sesle -"Hesap mı vericem?" Derken kaşlarımı çattım.

-"Ben senin sevgilinim Mert,kendine gel!" Ezgi büktüğü kolu bel çukurundan uzaklaştırıp merte bağırıp ellini sallıyordu, yerimden doğruldum bunların kavgalarını çekecek beynim yoktu, ezginin yanından geçip gidecekken bir el kolumu tutmasıyla olduğum yerde duraksayıp kolumu tutan elle doğru döndüm. -"Nereye kaçıyorsun?" Kolumu sıkmaya başlayınca vücudum gerildi -"Kolumu bırak" sakinliğimi korumaya çalışıyordum sevgilisinin önünde alıp kafasını yere sürtüp, sürtüğüm kafa da çıkan kıvılcımlarla sigaramı yakmak hoş olmazdı.

yüzünde alaycı bir tavır oluştu -"Bırakmıyorum ne yapacaksın?" Bıkkın bir sesle -"Son kez diyorum bırak kolumu." Ellimden geldiğince kendimi kontrol altına tutmak zorundaydım ama Ezgi kontrolümü kaybetmem için ellinden geleni yapıyordu.

Tırnaklarını etlerime geçirdiği an beynim uyuşmaya başladı -"Dengemle oynama Ezgi!" Sesim yükselmeye başlayınca Ezgi hafif bir kahkaha attı -"Oynarsam nolur?" Bilerekten yaptığından emindim sıktığım ellimi kaldıracağım zaman.

-"Ezgi yeter,bırak sevgilimin kolunu!" İkimizin kafası ozana dönerken,Ozan bıkmış gözlerle bize doğru geliyordu.

-Ne,ne demek sevgilim?" Ezgi inanmayan bir sesle ozana soru yöneltti ancak Ozan onu umursamadan boşta duran ellimi kavramıştı.

Gözlerim Mert'i bulunca sinirden kolundan ki damalar belirginleşmiş ve yüzü kıpkırmızı kesmişti, öldürücü bakışlarla ozana bakarken Ozan kimseye bakmadan sadece ellimi tutuyordu.

Beni çekiştirmeye başlayıp kendi odama çıkarttı -"Ne yaptığını zannediyorsun sen?" Ozan ellini kaldırıp kısık sesle konuşmam için ellini aşağı yukarı sallamaya başladı -"Sessiz ol,ezginin kazabından başka türlü kurtulamazdın." Şaka gibiydi resmen, Sırf bi kıskançlık uğruna geldiğim şu hale bak bi ozanla sevgili olmadığım kalmıştı.

-"Umrumda değil onun kazabı şimdi aşağı iniyorsun ve yalan olduğunu söylüyorsun!" Böyle bir durumla uğraşmak istemiyordum.

-"Gece,tekrardan kriz geçirmeni istemedim içimde bir art niyet yok,sen benim kardeşimsin." Sesi beni yumuşatmak için sakin ve naif çıkıyordu.

Sıkıntılı bir nefes verdim,tam o sıra da sert açılan kapıyla gözlerim kapı da dikilen Mert'e kaydı gözlerin de ki sinir adete insanı yok edecek güçteydi.

-"Niye böyle bir yalan söyledin?"

Ozan omuz silkip Mert'e baktı -"Napsaydım,takıntılı biri yüzünden kızın atak geçirmesine izin mi verseydim."

-"Siktirme atağını! İşleri kolaştırcam diye herşeyi daha da siktin bugün burda kalacağım sabah dörtlü bir şekilde kahvaltı ederiz diyor." Gözlerim kocaman açıldı.

-"Ne dedin sen?" Şaka olsun lütfen.

-"Duydunuz!"

Ozan agız dolusu küfürler ederek odadan çıktığın da Mertle baş başa kaldık.

-"Ben gidiyorum." Bu evde kalmak istemiyordum ne zaman buraya gelsem başıma gelmeyen dert kalmıyordu.

-"Hiç bir yere gidemezsin!"

Omuz silktim.

-"Giderim!"

Mert bana doğru adım atmaya başladı.

-"Gidemezsin diyorsam gidemezsin!"

Koca gövdesiyle tam karşımda dikiliyordu.

-"Sebep?"

Tek kaşımı kaldırıp kollarımı göğsümde birleştirdim.

-"Seni o sikik yerden çıkartan biziz,burdan çıktığın an osman seni yaşatmaz!"

Osmanı vurduğum için bana olan kinini biliyordum.

-"İyi ne güzel işte,zaten sıkılmıştım."

Alaycı ses tonuyla konuşuyordum.

-"Adamı delirtme gece yat uyu!"

Sesi gür çıkıyordu.

-"Bana o ses tonunu yükseltme!"

En sevmediğim şey birinin bana yüksek sesle konuşmasıydı.

-"Yükseltmiyorum!"

Yükseltmiyorum derken bile sesi odanın içinde yankı yapıyordu.

-"Bak hala bağırıyorsun!"

Mert dişlerini sıkmaya başladı,

-"Ula,bağırmayrum diyirum kot kafesli!"

Birden karadeniz şivesiyle konuşmaya başlayınca gülmemek için zor duruyordum.

-"Sensin o kot kafali!"

Mert bu cümlemle yüzünde ki gerginlik silinmeye başladı,kendine hakim olamayıp karnını tuttup kahkaha atıyordu.

-"Ben gidiyorum."

Mert'in kahkahası kısa sürmüştü.

-"Bak gene başladın!"

Omuzlarımı kaldırıp indirdim.

-"Ben Gece..." Birden lafımı yarı da kestim, önceden olsa bir soyadımı söylerdim ama şimdi Sadece Geceydim.

Ellerimi sıkmaya başladım.

-"Noldu?" Mert kafasını hafif eğip yüzüme bakıyordu.

-"Birşey olduğu yok!" Aslında vardı...bir kez daha birer hiç olduğumu hatırlamıştım.

-"Odadan çık uyucam."

Mert ne olduğunu anlamayarak bana bakıyordu, ısrar etmeden arkasınu dönüp odadan çıkınca kendimi yatağa doğru attım.

Sadece tavanı izliyordum.

-"Birgün herşeyi bittireceğim."

Gözlerim yavaş yavaş aralanırken ne ara uyuyakaldığımın farkında bile değildim,yerimden doğrulup duvar da asılı olan saate baktım 06:00 a geliyordu.

-"Daha kargalar bokunu yemeden." Söylene söylene yataktan çıktım, odada bulunan lavobaya girip ellimi yüzümü yıkadıktan sonra geri odaya döndüm.

Acaba Kerem öz ailem hakkında birşey bulmuştur? Kafam ona gidince sıkıntılı bir nefes verdim.

Sonra aklıma kaç haftadır banyo yapmadığım gelince yüzümü buruşturdum iyice pislik bir kız olmuştum.

Tekrardan banyoya doğru girip suyu açtım.

1 saat duşta kaldıktan sonra,suyu kapattıp odaya girdim havlumu sadece göğsümden aşağısını kapatacak şekilde satmıştım saçlarımı başka bir saç havlusuyla kurulayıp yatağıma oturdum.

Tıktık...kapı sesi

Hızlı bir şekilde yataktan kalkıp kapının önüne geçtim -"Müsait değilim!" Sabahın köründe kim benim odamın kapısını çalardı ki,bir kişi hariç Ezgi.

-"Efendim,bir Beyfendi geldi sizi görmek istediğini söylüyor."

Hizmetli kadının sesini duyunca gerilmiş yüzüm rahatlamıştı.

-"10 dakikaya geliyorum."

Kim gelmiş olabilirdi ki,hızlı bir şekilde altıma siyah beli düşük eşofman,üzerime de tişört şeklinde olan siyah crobu geçirip odadan çıktım.

Hızlı hızlı merdivenlerden indim.

-"Kendilerini bahçeye aldık Gece hanım."

Cevap vermeden arkaya bahçeye çıktığım da sandalyeye arkası eve dönük oturmuş adamı gördüm.

-"Öhm!" Öksürme sesiyle, yüzünü bana doğru döndü gelen keremdi.

-"Su"

Ayağı kalkıp yanıma geldi.

-"Burda olduğumu nerden biliyorsun?"

Osman hariç kimse bilmiyordu burda olduğumu.

-"Doktorundan öğrendim."

Tabi ya

-"Geç şöyle."

Kereme sandalyeyi işaret ettim,ikimiz de sandalye oturduk.

-"Araştırma nasıl gidiyor?"

Kerem kafasını aşağı eğip sağa sola salladı.

-"Tek bi bilgi bile yok"

Nasıl yoktu?

-"Herşeye baktım,ama sonuç sıfır."

Kaşlarım çatılmıştı,

-"İzmir'de ki bütün hastanelere baktığına eminsin demi?"

Kerem kafasını aşağı yukarı salladı.

-"Eve-" lafını yarı da kesti.

-"Su,senin doğduğun hastaneye gittim..." Sesin de sezdiğim bir sıkıntı vardı.

Sert bir şekilde yutkundu.

-"Ancak orda o yıllarda su adında bir bebeğin doğmadığını söylediler."

Keremin cümlesiyle karnıma bir sancı girmesiyle karnımı tuttup kendimi öne eğdim.

-"Su iyimisin?"

Kafamı aşağı yukarı salladım.

-"Ne demek yok Kerem,eğer yoksa kimliğim nasıl var?"

O yıllarda öyle bir bebek doğmadıysa benim kimliğimi nasıl çıkartmışlardı?

-"İşte onu bende anlamadım,10 defa sordum ama öyle bir doğum kaydının olmadığını söyledi her seferinde."

Karnımda daha fazla sancı hissetmeye başladım.

Kendimi doğrultup, oturduğum yerden kalktım.

-"Su nereye?"

Kerem arkamdan bağırıyordu.

Salona girdiğim de hizmetliler kahvaltı masasına hazırlarken ben dış kapının kapısını açıp evden çıktım.

Korumalar beni görmesiyle kafasını eğip selamlar verirken ben hiç birini umursamadan boşta olan bir arabaya doğru ilerledim.

-"Anahtarı ver!" Yanda elleri önde duran korumaya bakıyordum.

-"Üzgünüm veremem."

Adam yüzüme bile bakmıyordu.

-"Ver şu anahtarı!"

Yüzüm geriliyordu.

-"Yoksa Mert beyine,bana dokunduğunu söylerim."

Son kozumu böyle oynayacaktım,hepsi mertten korktuğu için adam titreyen elleriyle cebinden çıkarttığı anahtarı bana uzattı.

Arabanın kapısını açıp bindim, anahtarı takıp aracı çalıştırdım Kurçay konağına gidecektim.

Kısa süre sonra konağın önüne varınca karnıma tekrardan aynı sancı girdi.

Araçtan inip kapıya ilerlediğim de 5 tane koruma duvar gibi önüme dizildi.

-"Giremezsiniz."

Ortada duran adam,öne çıktı.

-"Üvey kızının geldiğini söyle!."

Verdiğim emirle ortada ki adam solunda duran adama kafasıyla işaret çaktı.

Sol da ki adam hızlı şekilde bahçeye girip evin kapısında dikilen adama sessizce birşeyler diyip geri konağın kapısına geldi.

Evin kapısında duran adam telefonunu çıkartıp bir görüşme yaptıktan sonra ıslık Çalınca 5 tane koruma önümden ayrılıp konağın Demirli kapısını açtı.

Sakin ve kendimden emin adımlarla bahçeye girdiğim de evin kapısında duran adam önümü kesti.

-"Hanımefendi sizin üstünüzü arayacak."

Kafam sağa doğru döndüğün de simsiyah giyinmiş bir kadın gelip heryerime dokunmaya başladı bıkkın bir nefes verdim.

-"Temiz."

Önümde duran adam tekrardan yerine geçince evin kapısı açıldı.

-"Hoşgeldiniz su hanım."

Hizmetli kadın beni Güler yüzle karşıladı.

-"Sevda hanım arka bahçede."

Arkaya bahçeye doğru ilerlediğim de, koltukta oturan Sevda kurçayı gördüm izlediği güllerden gözünü ayırıp bana dönünce.

Hali çok kötüydü,teni bembeyaz bir hal almıştı gözaltıları daha da çöküp kırışmış bir haldeydi.

-"Su?"

Halsiz bir sesle bana bakıyordu.

Yanına geçip karşında ki koltuğa oturup biraz etrafa göz gezdirdim.

Gözlerimi Sevda kurçayla buluşturdum.

-"benim doğduğum hastanenin adı neydi?

Sevda kurçay kaşlarını çattı.

-"Anlamadım?"

Omuz silktim,

-"Benim doğduğum hastanenin adı ne?"

Sesim de en ufak yükseklik yoktu.

-"Su hospital."

Gülümsedim.

-"Eminmisin?."

Sevda Kurçay anlam veremeyek bana bakıyordu.

-"Evet,osmanla orda görüp almıştık seni."

Aldıkları hastanesi he vay be,

-"Allah Allah o zaman doktor da bi yanlışlık var veya dosyalarda."

Masanın üzerinde duran sigaraya gözlerim kaydı,ardından agızına kadar dolmuş küllüğü kendimi hafif eğip masaya uzandım.

Paketti alıp bir dal çıkarttıp geri masaya koyup çakmağı alıp sigaramı yaktım.

-"Neyden bahsediyorsun ne doktoru ne dosyası?"

Sevda kurçay sorgular yüzle bana bakarken ben içime çektiğim dumanı havaya doğru üfledim.

-"O yıl da Su adında bir bebek doğmamış hata o yılda bir kız bebeği doğmamış desem daha iyi anlarmısın?"

Sevda kurçay'ın yüzü kaskatı kesildi.

-"Sence de artık doğruları söyleme vaktin gelmedi mi?"

Kendimi öne eğip kıstığım gözlerimle sevdaya bakarken,Sevda gözlerini benden kaçırıp çimenlere bakmaya başladı.

-"Ne saçmalıyorsun."

Anlaşıldı bu olay uzayacaktı.

-"Sevda Kurçay bence sen benim neyden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun."

Sevda Kurçay sıkıntılı bir nefes verdi.

-"Öğreneceğin herşeyi öğrendin!"

Sesi hafif yükselmeye başlayınca eğik vücudumu dikleştirip sigarayı dudaklarıma koyup dumanı içime çektim.

-"Eminmisin?"

Rahat bir sesle tek kaşımı kaldırıp sevdaya bakıyordum.

-"Herşeyi Sence öğrendim mi? Mesela öz ailemi?.

Sevda çimlere baktığı gözlerini çekip bana doğru baktı.

-"Öz aileni bilmiyorum."

Kahkaha patlattım,

-"Siktir git,en az sende o kocan kadar biliyorsun öz ailemin kim olduğunu."

İçimden bir ses bildiklerini söylüyordu, Sevda'nın gözünden istemsizce bir gözyaşı düştü.

Ellini kaldırıp gözünde düşen yaşı silip dudaklarını araladı.

-"Bilmiyorum."

Hala benimle inat edip yalan söylüyordu.

-"Peki,o zaman bu soruya yanıt ver bakalım benim doğum kaydım neden su hospital da veya İzmir'in herhangi bir hastanedesin de bulunmuyor?"

Sevda Kurçay'ı sorularımla sıkıştırmıştım.

-"Bilmiyorum."

Tek cevabı bilmiyorumdu, sinirlenmeye başlamıştım.

-"Bak Sevda Kurçay senin karşında ilkokul çocuğu yok, sorularımı adam gibi cevapla!"

Sesim yüksek çıkıyordu.

-"Gidermisin artık."

Sıkıştığı için beni kovalıyordu.

Kendimi geriye verip sigaramdan bir fırt çekip, izmaritini küllüğe bastım.

Kendimi yaslayıp bacak bacak üzerine attım.

-"Bakarmısın?."

Ellimi kaldırıp bahçe kapısında dikilen hizmetli kıza seslendim.

-"Bana soğuk bir şeyler getirirmisin?"

Hizmetli kız, kafasını aşağı yukarı sallayıp yanımızdan ayrıldı.

-"Sen doğruları söyleyene kadar biryere gitmeye niyetim yok."

Dudaklarımın yanını hafif kıvırıp Sevda Kurçay'a bakıyordum,o ise sadece yere bakıyordu.

Kısa bi süre sessizlik içerisindeydik ne ondan nede benden tık yoktu.

-"Sıkılmaya başlıyorum."

Sevda kafasını yerden bir dakika bile ayırmıyordu.

-"Artık söyle sende rahatla bende."

Sevda hala beni duymamazlıktan geliyordu,kasılan vücudumla ellimi önümde duran masaya geçirdim.

Sevda kurçay irkilip kafasını yerden ayırıp bana baktı.

-"Açıkla artık şunları sabrım kalmıyor bak,sabırsız ve tahammülsüz biriyim."

Yüksek çıkan sesim onu tedirgin ediyordu.

-"Sakin ol."

Derin bir nefes alıp verdim.

-"Bak şuan gayate sakinim...ama sen böyle aval aval sustukça sen böyle masum ayağı oynamaya devam ettikçe sakinliğim başka boyutlara taşacak."

Tehditkar bir sesle konuşuyordum.

-"Ne duymak istiyorsun!."

Sesi birden yükselmeye başladı.

Gözlerimi kısık hafif bir gülüseme oluşturdum yüzümde -"Herşeyi."

-"Evet İzmir de hiç bir hastanede kaydın yok çünkü seni İzmir de bir hastaneden almadık!"

Benimle baş edemeyeceğini anladığı için açıklamak zorunda kalmıştı.

-"Seni Mardin hastanesinden alıp,izmire getirdik."

Sevdanın cümlesiyle kanım çekilmişti.

Ben İzmir'de değil Mardin de mi doğmuştum.

-"Hangi hastane bu?"

Sesim düz çıkıyordu.

-"Belevi hastanesi ama yıllar önce yıkıldı."

Sıkıntılı bir nefes verdi.

Her cümlesi sırtıma saplanan sağlam ve keskin bıçak gibiydi.

-"Seni aldığımız zaman annen zaten doğum sırasında vefat etmişti...biz seni evlat edinmesek yurda bırakılacaktın."

Son cümlesiyle kafamdan aşağı kaynar sular döküldü, vücudum kaskatı kesiliyordu.

-"Babam?"

Gözyaşlarına engel olamadı.

-"Oda annen vefat etmeden önce vefat etmiş."

Bu nasıl olurdu?

-"Mezarları nerde peki?"

Kalbimin her parçası daha da Tuzla buz oluyordu.

-"Çeçen mezarlığı...seni evlat edindiğimiz gün mezarlarına gittik olur yarın birgün sana gerçeği açıklarsak ve sende onları görmek istersen mezar yerinin adını öğrendim."

Her kelimesi beni daha da sarsıcı bir hale getiriyordu.

-"Adları ne?"

Dudaklarını araladı;

-"Nazım Hikmet babanın adı, Nazmiye Hikmet de annenin."

Daha da konuşmasına izin vermeyerek koltuktan kalkıp arka bahçeden çıktım,dış kapıyı açıp konağın dışına vardığımda kalbim de bir sıkışma hissettim.

Ellimi kalbimin üzerine koyup nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Arabayı çalıştırıp Çeçen mezarlığın yolunu tutmuştum...bir kaç dakika süren yolculuktan sonra nihayet Çeçen mezarlığına varmıştım.

Arabayı park edip araçtan indiğimde titreyen bacaklarımı fark ettim.

-"Sakin ol."

Kendime sakin olmam için uyarı da bulunuyordum.

Mezarlığın kapısın da duran çiçekçi ablayı görüp yanına doğru ilerledim ancak çıkarken ne cüzdanımı nede başka birşeyimi yanıma almadığım aklıma gelince sinirden kendime küfürler etmeye başladım.

-"Hangi çiçeği beğendin."

Ablanın sesiyle gözlerim çiçeklerde dolandı.

-"Çıkarken cüzdanımı almadım yani şuan alacak param yok."

Kadın bana gülümseyerek,

-"Sen parayı boşver güzel kızım,gel seç iki Demet birgün gene yolun düşerse verirsin parayı."

Kadına ilerleyip iki tane beyaz gül aldım.

-"Allah razı olsun."

Kadın yana dönüp çantasından eşarp çıkartıp bana uzattı.

-"Al bakalım bu sende kalabilir."

Uzattığı eşarbı alıp saçlarıma bağladım.

Kadından uzaklaşıp mezarlığın içine girdiğim de heryerim buz kesti.

Dümdüz ilerledikten sonra yanyana duran mezarlık çarptı gözüme biraz yanaştıktan sonra.

NAZIM HİKMET

NAZMİYE HİKMET

yazan,mezar taşlarını görünce kalbim tekrardan sıkışmaya başladı.

Yavaş adımlarla yanlarına yanaştığım sıra güneşli hava kapalı hale gelip yağmurlarını indirmeye başladı.

Benim gözümden yaş akmıyordu belki ama Mardin benim için ağlıyordu.

Titreyen ellerim ve bacaklarıma mezar taşının ayak ucu bölümüne geçtim.

Elleri açıp ilk dualar ettim.

-"Merhaba."

Sesim ilk defa bu kadar çaresiz çıkıyordu.

-"Ben kızını-"

Çenemin titremesiyle lafımı yarı da kestim,derin bi nefes alıp verdikten sonra devam ettim.

-"Ben kızınız Su."

Bir mezar taşıyla konuşmanın ağırlığı vardı üzerimde.

-"Siz Nazmiye hanım...benim annemişsiniz."

Sesim boğuk ve çaresiz çıkıyordu, gözlerim diğer mezara kaydı.

-"Siz de babam."

Her anne baba diyişim içimi tamamen paramparça ediyordu.

-"Gerçekleri daha bugün bu saate öğrendim..."

Çicekleri gösterdim.

-"Siz Nazmiye hanım...hangi çiceği sevdiğinizi bilmediğim için beyaz gül aldım, aynı şekilde size de Nazım bey."

Çiçekleri ikisinin mezarının üzerine bırakıp kendimi geri çektim.

-"Üvey olduğumu öğreneli 1 hafta oluyor diyebilirim...öğrendiğim anda yaşadığınıza dair bir umut besliyordum içimde."

Dişlerimi sıktım.

-"Ta ki bugün üvey annemden vefat ettiğinizi öğrenene kadar..."

-"Bu 1 hafta içerisinde çok sorular vardı kafam da kime benzediğime dair veya bir kardeşim var mı yok mu gibi?"

Sesimde artık ne sertlik vardı nede başka bir şey benim sesim de şuan sadece ölüm kısıklığı vardı.

-"Yaşasaydınız sizce nasıl bir aile olurduk?"

Bunu gerçekten merak ediyordum normal bi çocuk olurmuydum?

-"Sahi siz bana ne isim koymuştunuz?"

Eminim onların koyduğu ad Su değildir.

-"Biliyor musunuz? Ben beni evlat edinen insanlardan çok çektim..."

Sesin daha da alçak çıkmaya başladı.

-"Nerdeyse 7 yaşından beri dayaklar yiyip Bodrum katına kapatılıp kollarıma kelepçelerı takıp kemerlerle dövüldüm..."

Ellerimi sıkmaya başladım.

-"13 yaşında sırf birden gözüm döndüğü için üvey babama karşı geldim diye hastaneye kapatıldım...orda defalarca beynime elektroşoklsr verildi o küçücük bedenim haddinden fazla elektrik aldığı için mahvoluyordu" gülmeye başladım -"Her gün atak geçirdiğim için sessiz odaya götürülüp kollarıma ve ayak bileklerine iplek bağlanıyordu...artık ipler bileklerimi kesmeye başlamıştı."

Her anlattığım şey eminim onları da mahvediyordu.

-"Erkek hemşireler ve erkek güvenlikler beni tutucam bahanesiyle heryerime dokunuyordu binevi taciz de...diyebilirim, tanımı ilk 18 yaşında hastaneden çıktığım anda öğrendim ben dissosiyatif hastası yani çoklu kişilik bozukluğu olan biriymişim."

-"13 yaşından 18 e kadar orda bir çok işkencelere maruz kaldım."

Birden kendimi kötü hissetmeye başladım,mezarlarında bunları anlatarak rahatsız etmeye hakkım yoktu.

-"Ama geçti, ben çok güçlü biri olduğum için hepsinin üstesinden geldim."

Hafif gülümsedim.

-"Acaba bu huyumu hanginizden almıştım?"

Cevap bekler gibi onlara sorular soruyor yanıtlarını beklemeden tekrardan soruyordum.

Hava kararmaya başlayınca yavaştan gitmek için hareketlendim.

-"Hoşçakal'ın anne ve baba merak etmeyin artık her gün burdayım."

Ayak uçlarından çekilip adların yazdığı taşları öpüp mezarlıktan çıktım.

Yürüyecek gücüm yoktu,içimde dört duvara sıkışmış çaresizlik hissi nefesimi zorluyordu.

Ben onlar yaşıyor umuduyla 1 haftayı geçirirmiştim...ama işte bazen bir umut bile insanı dört yerinden kesebilirmiş.

Ellimi Arabanın kaptuna ellimi koyup kendimi hafif öne eğdim, boğazımda hissettiğim tarifsiz bir zincir vardı.

Diğer ellini boğazıma götürüp kendimi rahatlatmaya çalışıyordum ama olmuyordu.

Kullaklarım yanmaya başlamıştı,sanki inanmak istemeyen ama duyan kullaklarım ateşler içinde yanıyordu,kalbimin hızına yetişemiyordum bile.

Gözlerim gitmeye başlayınca kendimi yerde buldum.

Gözlerim daha tam kapanmamışken biri endişeli gözlerle bana bakıyordu kimdi bilmiyorum ama hissettiğim kollar çok tanıdıktı.

Gözlerime çarpan beyaz ışıklarla ne olduğunu anlayamadan yavaşca gözlerimi açmaya çalıştım,ama sanki gözlerim açılmak istemiyor gibiydi.

-"Doktor sen ne verdin kıza?"

Kullaklarımla işittiğim ses çok tanıdıktı.

-"Beyefendi,ağır bi sakinleştirici ve ağrı kesici yapıldı bir iki saate yavaş yavaş kendine gelir."

Doktorun sesinden o insandan sıkıldığını anlayabiliyordum.

-"Sen benimle kafamı buluyorsun kaç saattir burdayız hala tık yok!."

Yüksek ve gür çıkıyordu o ses.

-"Beyefendi daha yeni dolu dolu bir saat oldu biraz sakin olurmusunuz?"

Agız dolusu bir küfür duydum.

-"Bu kız uyanmasın hele ben sakinliği sana göstericem."

Dudaklarımı hafif aralayıp mırıldanmaya başladım.

-"Uyanıyor!" O sesten ni farklı ses daha kullaklarıma ulaşıyordu.

Gözlerimi zar zor açtığım da etrafda gezinmeye başladı, hastanedeydim ama nasıl.

-"Su,iyimisin?"

Kafamı yana çevirdiğim de keremin endişeli sesini duydum.

-"Noldu bana?" Sesimi zar zor çıkartırken nefes nefes kalmıştım bile.

-"Hepinizi dışarıya alalım hastamız daha rahat kendine gelsin."

Doktor düz bir sesle hepsinin çıkmasını söylüyordu.

-"Ba bak doktor bozintisi, sa çok pis ayar olayrum." Bu şive Mert'e aitti.

Mert kafasını doktordan çekip bana döndürdü -"Sende her bulduğun fırsaata bayılma değişik değişik insanlarla uğraştırıyorsun?"

Bütün suçu bana yıkayıp sistemler yağdırıyordu,Ozan yanına gelip kolundan tuttu -"Hadi abi kızı rahat bırakalım kendine gelsin." Ozan Mert'i çekiştiriyordu.

-"ula bırak kolumu kırmayım kafanı!"

Mert ozana söylene söylene çıkarken herkes odadan çıkmıştı.

Gözlerim tekrardan kapanmaya başlayınca kendime engel olamadım.

Kaç saattir uyuduğum hakkında hiç bir fikrim yoktu ama uyandığımda Mert sandalyenin tepesinde uyuduğunu fark etmemle şaşırmıştım.

Kendini aşağı doğru verip kafasını arkaya yaslamıştı kollarını göğsünde birleştirmiş dümdüz bir şekilde uyuyordu.

-"Mert!"

Hafif bağırdım ancak Mert beni tınlamamıştı bile.

-"Hayvan herif kalksana!" Mert bu sesimi duyup gözlerini araladı.

-"Riv riv Riv ne bağırıp duraysun kullağımın içun da?"

Bu çocuk sadece uyanıkken değil uyanınca bile sinirliydi.

-"O ses tonuna dikkat et! Ve ben ne zamandır uyuyorum."

Mert kendini doğrultup buruşturduğu yüzüyle bana bakıyordu.

-"1 yıldır."

Anlamsız bir bakış attım.

-"Labalilik yapmayı kes!"

Mert üzerine çeketini giyip sandalyesinden kalktı.

-"Şu siktiğimin odalarına refakatçi içinde yatak koysalar bir yerlerinde birşey mi girer?"

Bütün hastaneye söverken küfürlerini yarı da kestim.

-"Refakatçi derken?"

Mert ve benim yanımda kalmak şaşırtıcıydı.

-"Ne refakatçisi?"

Tek kaşını kaldırmış bana bakarken yüzüm gerildi.

-"Hayvan herif, refakatçi dedin ya?"

Ellini kaldırıp öne doğru attı.

-"Evet, sevgilin Ozan kıyamam iki büklüm kalmış burda,bende kıyamadım gönderdim onu kendime geldim."

Allahım senin yarattığın kulu öldürmek bana düşmez ama ben bunu gebertirim.

-"Seni öldürürüm Mert,hazır hastanedeyiz anında kaldırırlar ölünü."

Mert hafif gülümsedi -"Emrin olur." Diyerek ellini beline götürecekken.

-"Dur!" Diye bağırdım.

Mert durup ufak bir kahkaha atmaya başladı, doktor kapıyı açıp içeri girip gülümseyerek bana bakıyordu.

-"Nasılsın bakalım daha iyimisin?"

Kafamı aşağı yukarı salladım.

-"Çıkarsam daha iyi olucağım."

Doktor ellinde ki kağıtlara birşeyler kararıyordu.

-"Taburcu haberin için gelmiştim." Elline aldığı ufak kâğıdı Mert'e uzattı.

-"Bunlar Ağrı kesiciler vücut kasıldığı için 1 hafta gibi ağrılı süreçleri olabilir ama ilaçınızı düzenli içerseniz bi problem olmaz."

Mert doktorun ellinde ki kağıdı alıp cebine attı.

-"Ve son olarak sinir stresten uzak durmalısınız biraz, vücudunuz artık kaldıramayacak kadar zayıf." Hayatımı bilse bunu diyecek yüzü olmayacak.

Doktor odadan çıktığın da Mert de arkasını dönüp kapıya doğru ilerlemeye başladı.

-"Yürüyecek gücün vardır,umarım." Yüzüme bakamayıp sadece kapalı olan kapıya kapıyordu.

-"Aksi takdirde seni kucağım da taşımam,yoksa da kendini zorla."

Ben de kucağında taşıması için ölüyordum sanki.

Cevap bile vermeden yerimden doğrulup sedyeden indim,Mert ayakta olduğumu anlamış gibi kapıyı açıp çıkarken bende onun peşinden çıktım.

Hastanenin içinden çıkıp,soluğu hastanenin bahçesinde aldık.

Ozan ile Kerem bankta oturmuş birbirlerinin yüzüne dahi bakmadan telefonlarıyla uğraşıyorlardı.

Yanlarına doğru yürüyüp karşılarında dikildiğimiz de ikisi de gözlerini ayırmadan baktıkları telefondan şükürler olsun ki gözlerini ayırıp bize baktılar.

Kerem yerinden doğruldu -"Nasıl oldun?" İyiyim anlamında kafamı salladım.

Mert ozanın yanına sığışıp yaktığı sigarasıyla beni izliyordu.

-"Mezarlıkta ne işin vardı?" Mert havaya üflediği dumanla gözlerini kısmıştı.

Omuzlarımı kaldırıp indirdim -"Sana bir mezar taşı seçmeye gitmiştim."

Kerem oturduğu yerden kalktı -"Gidelim mi artık?" Olur anlamıyla kafamı salladım.

-"Nereye?" Mert.

Kerem bıkkın bir sesle -"Eve." Dediğin de Mert kafasını sallayıp muzur bir gülüş attı.

-"Kimden izin aldınız?" Ne sanıyordu bu kendini.

-"Cumhurbaşkanımısın?" Ozan hafif kahkaha patlattı,Mert gözleriyle ozana attığı sert bakış yüzünden Ozan gülüşünü soldururken,

-"Ne Ergen kelimeler bunlar." İzmaritini yere artıp ayağı kalktı.

-"heryerim ağrıyor çıkalım şu sikik yerden." Mızmız çocuklar gibiydi.

-"Seninle o eve geleceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun Kaleli." İpleri çok salmıştım. Ve artık elime alma zamanı gelmişti.

-"Sana sordum mu? Geliyormusun diye geleceksin!" Emir kipiyle bana sesini yüseltmeye başladı.

-"Karşın da her dediğini yapacak bir kız mı var sence?" Mert beni süzmeye başladı,dilini üst damağına değdirince dudaklarından çıçık sesi çıktı.

-"Şöyle bi baktım da, galiba evet her dediğimi yapacak bir kız var tam karşımda." Düz bir surat ifadesi vardı yüzünde.

Benim birşeye dememe fırsat vermeden kolları arasına almıştı beni.

-"İndir beni!" Kucağın da çırpınırken Mert tepkisiz bir şekilde yürüyordu.

Arabanın yanına gelip kapılarını açıp beni arkaya koltuğa fırlatır gibi kucağından attı.

-"Yavaş!" Umursamaz tavırla hareket ediyordu.

Kendisi de şoför koltuğuna oturup arabayı çalıştırıp yola çıktık.

Konağa varıp arabayı park edip benim kapıma yöneldi.

Hiç bir kelime etmeden tekrardan vücudumu onun kolları arasında bulunca vücudum kasıldı.

Hizmetlinin açtığı kapıyla içeriye girdik içeriye girmemize rağmen beni kucağından indirmiyordu,merdivenlere doğru yönelip çıkmaya başladı. Bana ait olan odanın kapısını açıp beni yatağa bırakıp kendini dikleştirdi.

-"Bu odadan çıkmayacaksın!"

Omuz silktim.

-"Bana Emir vermeyi kes!"

Beni duymamazlıktan geliyordu.

Yatağımın yanında duran komedine gözüm kaydı, sürahiyi görünce uzanıp ellime aldım.

Mert'in kafasına fırtlatığım sürahi yüzünde parçalanırken Mert ağız dolusu küfür savurdu agızından.

-"Sabrımı sınama kadın!" Ses düzeyi normalinden fazla çıkarken ben kendimi yatağa gömdüm.

-"Çık odadan uyucam."

Mert'in sinirden çıkan hırtılı bir sesi vardı,

-"Hırlamayı bırak ve odadan çık." Mert ona köpek muamelesi yaptığımı duyduğu an kanı çekilmiş gibi sinirli gözleriyle bana bakıyordu.

-" it yerine mi koydun sen beni?"

Muzur bi gülüş attıp omzumu silktim.

-"Ben öyle bir şey dememiştim...ama sen kendini öyle olarak görüyorsan bana da laf hakkı düşmez."

Mert Atik bir şekilde yatağıma oturup kafasını yüzüme doğru çok yakın hale getirdi.

-"Benim dengemle oynuyorsun,ve dengem bozulunca içimde ki canavara engel olamam!" Tehditkar bir sesle nefesi yüzüme değiyordu.

Yüzümü daha da yakınlaştırdım.

-"Beni tehdit etme Kaleli,eğer içinde bir canavar varsa bana göster." Gözlerim hafifçe dudaklarına kaydı.

Gözlerimin baktığı yeri fark edince gözlerinde muzur bir ifade oluştu.

-"O gözlerini baktığın yerden ayır." Afallamıştım, gözlerimi dudaklarından çekip gözlerine baktığım da muzur bir ifade ile bakan gözlerini gördüm.

Hissettiğim utanç vücudumu germiş olacakki kalbim hızlandı.

-"Geri çekil." Kısık bir sesle Mert'e bakmadan konuşuyordum.

Benimle uğraşmak hoşuna gitmiş bir sesle -"Çokta allık bir kızmışsın."

Kaşlarımı çattıp gözlerimi tekrardan Mert'e döndürüp ellerimi kaldırdım.

Omuzlarım ellerine baskı uyguladığım için belim de hafif öne doğru geldi,Mert ellini belime koyup beni de çekti.

Mert bacaklarını açmış bende tam onun bacakların arasında duruyordum, dudaklarım birbirine değecek kayınlıktaydı.

Elleri çıplak olan bel kısmım da daha sıkı değdiği an kendimi garip hissediyordum.

Nefeslerimiz birbirine karışırken biz öylece duruyorduk.

-"S-siz napıyorsunuz?" Kafamı hafif kaldırıp kapıya doğru baktığım da Ezgiyi gördüm.

-"Hassiktir!" Mert kıs bir sesle küfür savururken ben hızlıca onun üzerinden kalktım.

Mert de kendini doğrultup ayaklarını yataktan indirip kafasını kapıya doğru çevirdi -"Ne işin var burda?"

-"Asıl o kızın senin üstünde ne işi var Mert?" Sesi düzeysiz çıkıyordu.

Mert sıkıntılı bir nefes verip bıkkın bir sesle -"Ne düşünüyorsan kafandakileri sil!"

Ezgi -"Ozan!" Ozana bağırırken napmaya çalıştığını az çok anlamıştık.

Dayanamayıp -"Sıktı! Ozan benim sevgilim filan değil sırf kriz geçirmeyim diye uydurulan bir yalan,şu daha demin ki olaya da gelirsek hepsi senin sevgilin olacak adamın suçu." Mert kafasını bana çevirip şaşkın gözlerle bakarken ezginin yüzünde ki gerginlik büyümüştü.

-"Mert doğru mu bu?" Ezgi inanmayan bir ton da Mert'e gerçekleri sorarken Mert şaşkın gözlerle bana bakıyordu.

Omuzlarımı kaldırıp indirdim

-"Değişik aşk kavganıza,şahit olmak isterdim ama kusura bakmayın hiç çekemem."

Odadan dışarı çıkıp odanın kapısını kitleyip aşağı kata indim.

Evde kimseciklerin olmaması benim işime gelmişti.

Bahçede duran arabalardan birini alıp konaktan uzaklaştım.

Artık plana geçme vaktiydi.

 

 

 

 

 

 

Son...

*Planı ne acabaa?

Ay ay bu bölüm acayip nefes kesici ve heycanlıydı diğer bölümlerde görüşmek üzere.

 

 

 

Bölüm : 25.09.2025 01:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...