20. Bölüm

18. Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

18.Bölüm;

1 hafta sonra,

Son bir haftadır âdete bir ölüden farksızdım. Yaşadığım son ataktan sonra bitkisel hayata girmiş gibiydim; ne odamdan çıkıyor, ne de bir lokma yemek yiyordum.

Sadece uyuyor, uyanıyor ve tekrardan uyuyordum.

Sadece bir iki kez odamdan çıkmıştım,o da Kerem,osman'la ilgili haberleri getirdiği içindi.Kerem'in anlattığına göre,ona bunu yapan kişinin peşindeymiş. Tabii o gün deli gibi sarhoş olduğu için,kimin onu bu hâle getirdiğimiz bile hatırlamıyordu.

Kapım tıklanmaya başladığında,camdan dışarı dalgınca bakan gözlerimi yavaşca çektim ve kapıya çevirdim.

-"Gel," dememle birlikte kapı açıldı. Gelen Necmiye Hanım'dı.

-"Gece Hanım, Kerem Bey geldiler," sakin bir ses tonuyla.

Kerem,nerdeyse bir haftadır evden ayrılmıyordu diyebilirim.

-"Tamam, geliyorum." Kısık bir sesle.

Necmiye Hanım başını hafifçe sallayıp kapıyı usulca kapatarak çıktı. Yataktan çıkmak için kendimi zorladım. Sonsuza dek bu yatağa bağlı kalamazdım. Artık toparlanmam şarttı.

Üzerime siyah sabahlığımı geçirip önümü sıkıca bağladım. Boy aynasına yönelip kendime baştan aşağı bakınca kaşlarım istemsizce çatıldı. Zaten beyaz olan tenimin daha da solgun görünmesi ürkütücüydü. Kırmızı,dolgun dudaklarım kurumuş ve çatlamıştı. Göz altlarımda,o sevmediğim mor halkalar vardı. Gözlerimse kıpkırmızı ve baygın bakıyordu.

Gerçekten...kendime böyle bakmak bile canımı sıkıyordu. Bu kadar aciz,bu kadar bitkin görünmek...bana hiç yakışmıyor Su.

Ben, Gece Karan'dım. Düşene kadar savaşan,düşünce de yerinden kalkan kişiydim.

Bu hâl bana göre değildi.

Omuz silkip aynadaki yansımamdan gözlerimi kaçırdım ve kapıyı açtım. Merdivenlerden aşağı inerken Kerem,salonda oturmuş dalgın gözlerle etrafı izliyordu. Gözleri beni bulduğu an,sanki bir anlığına nefesi kesildi,baştan aşağı dikkatle süzdü beni.

-"Niye öyle bakıyorsun?" Diye sordum.

Kerem hemen toparlandı,dudaklarına zorlama bir tebessüm yerleştirdi.

-"Nasıl bakıyormuşum?"

Omuzlarını hafifçe kaldırıp indirdim.

-"Acır gibi." Kafamı mutfak tarafına çevirip, sesimi hafifçe yükselterek ekledim;-"Necmiye Hanım, bahçeye iki kahve getirin!"

Bahçeye doğru yürürken arkamdan Kerem'in sesi geldi:

-"Acır gibi bakmadım,sen yanlış anladın."

Bahçede ki koltuğa kendimi âdete attım. Bacak bacak üstüne atıp, başımda hâlâ ayakta dikilen Kerem'e çevirdim.

-"Öyle mi? Hımmm..." Alaycı bir ifadeyle.

Kerem,yanımda ki tekli koltuğa oturup derin bir nefes verdi. Konuşmak için ağzını açtı:

-"Gece,ba-"

Ama lafı yarım kaldı. Necmiye Hanım, ellinde tepsiyle geldi ve kahveleri masaya bıraktı. Göz göze geldiğimizde ona başımla gitmesini işaret ettim. Bahçeden çıkınca kahveme uzanıp sırtımı dikleştirdim,ardından rahatça yaslandım.

-"Evet,'Gece bak' diyordun?" Kahvemden bir yudum aldım.

-"Sana gerçekten acır gibi bakmadım, sadece..."

-"Sadece sağlam çökmüşüm,değil mi?" Cümlesini bittirmesine izin vermeden sözü ben tamamladım. Evet,çökmüştüm. Ama bu, acınacak halde olduğum anlamına gelmiyordu.

Kerem başını yavaşca iki yana salladı.

-"Gece... Ne sana acıdım, ne de başka bir şey." Yorgun bir ses tonuyla.

Konunun üzerine daha fazla gitmek istemedim. Cevap yerine sigaramı yaktım. O an, ikimiz de bir süre sessizliğe gömüldük.

Kerem birden telaşla bana dönünce tek kaşımı kaldırdım,

-"Gerekli yerlerle görüştüm halledecekler."

Yalandı! Sesinde bir tedirginlik ve titreklik vardı yalan söyleyen insanlar genellikle tedirgin ve titrek bir sesle konuşurdu.

-"Eminmisin kerem?"

Sorgulayıcı bir yüz ifadesiyle kerem'e bakıyordum ancak kerem bana bakamıyordu burnuma değişik kokular gelmeye başladı,keremin bu halleri normal değildi.

Ondan 4 gün önce Nazım hikmetle ve nazmiye hikmetle dna testi yaptırmasını istemiştim oda bana tamam demişti ancak şimdi nolduysa garip davranıyordu.

Omuz silkip ellinde tuttuğu fincanı masaya bıraktı,-"Eminim gece,ben gitsem iyi olacak." Diyip ayaklanınca şaşkın bakışlarla ona bakıyordum.

Kerem benden birşeyler gizliyordu ama ne? Bu sadece üvey veya öz mevzusu değildi bu işin içinde daha farklı birşey vardı.

Kerem bahçeden ayrılıp evden çıkınca gözlerim boşluğa dalmaya başladı şu 1haftadır sık sık biryerlere dalıyordum hemde saatlerce,sarp'ın bana verdiği ilaçlar ve iğneler beni hayattan koparıyor gibiydi.

Oturduğum yerden doğrulup salona geçtim necmiye hanım ve firüze kahvaltılıkları masaya diziyordu,-"Aç değilim boşuna hazırlık yapmayın." Dedim düz bir sesle odama çıkmak için merdivenlere yöneldiğim de necmiye hanımın sesiyle duraksadım,

-"Işıl hanım istedi ama."

Gövdem merdivene dönük olduğu için necmiye hanım arkamda kalmıştı,gövdemi hafifce döndürüp necmiye hanıma baktım.

-"Bizi aradı,geleceğini ve kahvaltı hazırlamamızı istedi." Diye cümlesine devam etti.

Tek kaşımı kaldırdım,-"Sizde bana sormadan kabul ettiniz ve bana bunu da yeni söylüyorsunuz!" Ses tonum yükselmesiyle necmiye hanım kafasını öne eğdi.

-"Kaldır o kafayı! Bu evde patron kim ben mi ışıl mı? Ben birşey demediğim sürece ne hakla bir iş yaparsınız."

Basbas bağrıyordum,hiç sevmediğim şeylerden biriydi bu olay eğer o kişi benim için çalışıyorsa benim lafım doğrultusuyla hareket etmek zorundaydı.

Firüze necmiye hanımı korumak istercesine-"Ama gece hanı-"

Ellimi kaldırıp lafını kestim,-"Aması filan yok eğer siz benim için çalışıyorsanız benim lafım doğrultusunda ilerlemek zorundasınız!"

Firüze kafasını yere eğdi,

-"Çıkın şimdi." Dedim.

İkisi şaşkın bakışlarla eğdikleri kafaları kaldırıp bana bakıyorlardı.

-"Bakmayın suratıma öyle,çıkın evden."

İkisi önümden ayrılıp kapıya doğru yönelince bende odama doğru çıktım odama girmemle telefonum çalması bir oldu,

"Bilinmeyen numara" yazıyordu,

Telefonu açıp kullağıma koydum,

-"Alo."

Dedim ancak ses yoktu,yüzüm gerilmeye başlayınca telefonu kapattıp yatağa fırlattım ne bilinmeyen kişinin mesajı bitterdi nede bilinmeyen kişinin araması.

Aşağı kattan zil sesini duyunca sıkıntılı bir iç çektim,bu halde inemiceğim için giyinme odama girip yeşil lenslerimi takıp saçlarımı dağınık topuz yapıp giyinme odamdan çıktım,zil ısrarla çalınıyordu.

Kapıyı açtığım da karşım da ışıl duruyordu,

-"hello tatllım." Neşeli bir sesle,

Gel dememi beklemeden direkt kendini kapıdan içeri sokunca gözlerimi devirerek kapıyı kapattıp ona döndüm,

-"Keşke geleceğini elamanlarıma değil de,bana söyleseydin." Düz bir sesle bu konu hakkında ona laf sokuyordum,

Işıl omuzlarını silkip ellin de ki poşeti masaya bıraktı.

-"Sana deseydim hayır diyecektin" montunu çıkarttıp koltuğa fırlattı.

-"Hayır diyeceğimi bildiğin halde niye geldin?" Bu durum beni gerçekten de rahatsız etmişti.

Omuzlarını kaldırıp indirdi,-"Ee aşkom biz kankiler olarak arsız insanlarız." Alaycı bir ses tonuyla,

Yüzümü buruşturdum,-"Midemi bulandırıyorsun." Dedim.

Dilini çıkarttıp kafasını sallamaya başlayınca ufak bir gülümsedim gerçekten şebek gibiydi,

Sandayleyi çekip masaya oturunca bende tam karşısına oturdum necmiye hanım ve firüze kahvaltılıkları toplamadıkları için masa da duruyordu herşey ışıl masaya bıraktığı poşete uzanıp iki ekmeyi masaya koydu.

-"Çalışanları kovmasaydın keşke." Ucundan kopartığı ekmeğe bal sürerken bir yandan çalışanları kovmam hakkında konuşuyordu,

Aç olmadığım için sadece ışıl'ı izliyordum.

-"Benim çalışanlarım benim lafım doğrultusunda çalışmazlarsa kovulurlar." Buz gibi bir sesle,

Işıl ekmeği agızına attıp masa da duran çayından bir yudum aldı,-"Fazla gaddarsın." Dedi.

-"Işıl." Dedim.

Tek kaşını kaldırıp bana bakmaya başladı,

-"Gece?" Dedi meraklı bir ses tonuyla.

-"Çok güvendiğin bir insan sana bir konu da yalan söylese naparsın?"

Işıl'a başından beri bunu sormak istiyordum,çünkü ışıl'a başından beri yalan söylüyordum ve o bana çok güveniyordu her ne kadar bunu dile getirmese de hissetiriyordu.

Işıl omuzlarını yukkarı kaldırıp indirdi,-"Nasıl bir yalan?" Yüzünde ki ay şekli gibi olan o kaşlarını çattı,

-"Bildiğin yalan."

Işıl hafifce kahkaha attı,-"Büyük mü küçük mü?"

Derin bir iç çekip verdim,-"Yalanın büyüğü küçüğü olmaz ışıl! Yalan yalandır."

Işıl gözlerini hafifce kısıp kafasını öne doğru eğdi,

-"Silerdim." Diyince içim buz kesti,

Eğer o benim hakkımda gerçeği öğrenirse beni sillerdi,ve ben bunu istemiyordum ilk defa birini kaybetmek istemiyordum.

Masadan kalkıp bahçeye doğru yöneldim,

Yağmur bastıracak olmalıydı koltuklardan birine oturup sigaramı yakıp dudaklarımın arasına yerleştirdim.

"Unutma gece senin alman gereken bir intikam var herşey önce o intikamı alman gerek." Diyordum kendi kendime,ben bu yol'a o kan ve intikam için çıkmıştım kafamın karışmasına izin veremezdim.

Eğer izin verirsem başlamadan herşey bitterdi;

İçimden bir ses,"Seçim senin gece ya bittir ya kazan." Dediğin de kendimi dikleştirdim.

Ben Gece Karandım,bir oyunu kazanmadan bittirmezdim ve bu oyunda kendim galip gelebileyim diye kendimi yakmaya bile hazırdım.

Aklım kerem'e takıldı umarım benden sakladığı şey onu öldürmem için bir gerekçe sayılmazdı.

Keremin anlatımıyla;

4.gün önce,

Gözlerim telefonumun çalmasıyla aralanınca ellerimle gözlerimi ovuşturup kafamı hafif yastığımın sağ tarafına döndürdüm,

Arayan geceydi;

-"Alo?"

-"Çok tutmucam seni o yapıştığın yataktan kalkıp dna testi için gerekli işleri hallediyorsun."

Sol kolumu yukarı doğru uzattıp kendimi gerneştirdim,-"tamam."

Dedim sadece telefonu gece her zaman ki gibi suratıma kapattığı için telefonu karnıma koyup ayılmaya çalıştım.

Gözlerim kapanmaya başlayınca kendimi sirkeleyip bir hışımla yatağımdan doğruldum eğer uyursam ve istediği şeyi yapmazsam beni öldürebilirdi zaten şuan ki ruh hali de hiç iyi değildi.

Kalktığım yatağımı düzenleyip tuvalete girdim işlerimi halledip geri odaya girince telefonum çalmaya başladı,

"Az sabır be kızım" dedim arayanın gece olduğunu düşünerek,

Tek ellimi yatağın üzerinde duran telefona uzattıp aldığım da kaşlarım çatıldı osman kurçay arıyordu,

Anlam veremediğim için çalan telefona aval aval bakıyordum öylece kafamı sağa solla sallayıp çalan telefonu açıp kullağıma dayadım;

-"Günaydın,kerem hazretleri." O pislik sesin de bile bir oyun vardı adamın,

Osman'ı önceden gerçekten sever sayardım ancak kendi kızına yaptığı ve diğer pislik işlerini öğrenince ondan nefret etmeye başlamıştım.

Soğuk bir sesle,-"Buyrun?" Dedim.

-"Sana söylemek istediğim birşey vardı." Dedi,kaşlarım daha da çatıldı gene ne işler peşindeydi?

Hafif gülerek,-"Gece aslında..."

Ne!? Saçmalık bu hayır.

-"Ne diyorsun lan sen!" Kontrol edemediğim sesim yükselmeye başladı,

-"Duydun işte evlad."

Ben bunu gece'ye nasıl diyecektim,anasını sikim ben böyle işin!

O sinirle telefonu yüzüne kapattıp yatağa fırlattım,kendim de yatağın ucuna oturup iki ellimi kafama koyup kendimi büktüm.

"Bu kansız ne gene bir oyun oynuyorsa?" Dedim kendi kendime.

Kafamı kaldırıp sağa solla sallamaya başladım,"Ama gece'yi öldü biliyor,niye şimdi söyledi bunu?" Sağ ellimi yumruk yapıp sıkmaya başladım.

Emin olmanın tek yolu vardı,yataktan kalkıp hızlıca üzerimi değiştirip evden çıktım ilk yapacağım şey belliydi ve eğer o piç doğruyu söylüyorsa asıl sıkıntı gece bu haldeyken ona söylemem olacaktı.

Gece Karan;

Günümüz,

Odama çıkıp güzel bir duş almıştım,1 haftadır yıkanmadığım için üzerimde sağlam bir ağırlık olduğunu fark etmiştim aldığım duşla giyinme odama geçip gardiropu açtım.

Üzerime dar bir badi,altım içinde gri bol bir eşofman çıkarttıp sandalyemin üzerine fırlattım.

Bornozumu çıkarttıp.Giyinmeye başladım ayakkabı olarak da gene beyaz düz bir spor ayakkabı tercih etmiştim.

Saçlarımı sıkı sıkı toplayıp topuz yaptıktan sonra masa da duran yeşil lenslerimi taktım.

Artık şu lanet olsalı lenslerden gerçekten sıkılmıştım gerçi ben şu 1 haftadır herşeyden sıkılmıştım.

Odadan çıkıp aşağı kat'a indiğim de ışıl koltuğa uzanmış telefonundan birşeyler izliyordu.

-"Ne izliyorsun?" Diye sorup uzandığı koltuğa geçip ayak ucuna oturdum.

Işıl telefonu yüzünden hafif yana kaydırıp -"Osman kurçay olayını takip ediyordum,hala o poşet olayı çözülmemiş."

Omuz silktim;

-"İlahi adalet işte." İlahi bir adalet değildi,bu Benim sağladığım bir adaletti.

-"Bence bunu onu sevmeyen biri yaptı." Gözleri telefondaydı,

Alaycı bir sesle,-"Bence ona aşık biri yaptı...safmısın tabiki de sevmeyen birinin işi bu!" Dedim.

Gerçekten arada bir salak olduğuna dair şüphelerim oluşuyordu.

Işıl gözlerini telefondan çekip kızgın gözlerle bana bakmaya başladı,

-"Sen çok mu komiksin!?" Sinirli bir sesle,

Kafamı aşağı yukarı sallayıp kendimi koltuğa yaydım.

-"Genellikle pek komik olduğum söylenmez."

Işıl gözlerini devirip yattığı yerden doğrulup oturdu.

-"Bir konuda gerçekten üzülüyorum." Sesi kısık ve boğuk çıkarken kafamı ona doğru döndürdüm.

-"Ne konuda?" Tek kaşım'ı kaldırıp ona bakıyordum.

Omuzlarını kaldırıp indirdi,-"Suya..." Dediğin de vücudum kasıldı,

Sıkıntılı bir nefes verip dudaklarını araladı.-"Dayım su'yun ölümün başı Osman kurçay olduğunu söylüyordu,ve gerçekten de öyleyse kimse bu cinayetin üstünde durmadılar...o kızın kemikleri şimdi nasıl sızlıyordur." Kafasını yere eğikti.

Ah ah!! Ölmediğimi bi bilsen ne yapardın acaba?

Bu konu hakkında sessiz kalmayı tercih etmiştim. Çünkü diyecek bir şeyim yoktu, hayır ölmedim yaşıyorum diyemiceğime göre susmak en büyük cevaptı.

-"Gece,sen bana yalan bilmem ne diye soru sormuştun ya niye öyle bir şey sordun?"

Dudaklarımı hafifçe araladım,-"Öylesine." Dedim omuz silkip.

Işıl inanmamış gibi bana bakıyordu, ancak üzerinde durmaması beni rahatlatmıştı.

Koltuktan kalkıp,ayakta dikilmehe başladı.

-"Kahve?" Diye sordu.

Kafamı aşağı yukarı sallayıp,-"Olur." Dedim.

Işıl mutfağ'a girince bende yanımda duran telefonumu ellime aldım.

WhatsApp uygulamasına girip keremle olan mesajıma tıklayıp yazmaya başladım.

√√ Hala haber yok mu? DNA testinden.

Yazıp gönderdim,

-"Kahveler hazırr." Işıl'ın sesiyle telefonu kapattıp yanıma koydum.

Işıl kahvelerle birlikle bahçey'e doğru çıkarken,bende oturduğum yerden kalkıp bahçeye geçtim.

Kahvemden bir yudum alıp, sigaramı da ciğerlerime kadar çekip hava'ya üflüyordum.

-"Kolyen güzelmiş." Boynumda ki kolyeyi gösterip ufak bir gülümseme attı.

Ellim kolyem'e doğru gitti,

-"Yeni mi aldın?" Enerjik o sesiyle kolyem hakkında soruluyor soruyordu.

Kafamı sağa sola salladım,-"Hayır." Dedim.

-"Bayadır vardı, sadece yeni takmaya başladım."

Işıl kahvesini masaya bırakıp, tekli koltuktan kalkıp yanıma oturdu.

Elli kolyem'e uzanınca kıstığı gözleriyle incelemeye başladı,

-"Üzerinde bir figür var."

Vay canına! Nasıl olur bu?

Kıkırdayarak,-"Aferin sana dahi kız." Dedim.

Işıl gözlerini kolyeden çekip,bana bakmaya başladı.

-"O kalbin içinde çiceğe benzeyen birşey var."

Sigaram'dan kalan son bir fısı da içime çekip küllüğe bastım.

-"Dikkat etmemiştim." Dedim, umursamaz bir sesle,

-"Sevgilin mi verdi kızz?" Heyecanlı bir sesle bana bakıyordu.

-"Benim hiç sevgilim olmadı ışıl!"

Işıl kaşlarını çattı,-"Bir tane bile mi?"

-"Hayır." Derin bir nefes alıp verdim,-"Bir tane bile olmadı."

Işıl'ın koca gözleri şimdi daha büyük bakıyordu.

-"Nasıl yaa, bir kızın nasıl hiç sevgilisi olmaz? Ama konuştuğun olmuştur."

İnanmakta güçlük çekiyordu,

-"Olmadı diyorum neyini anlamıyorsun!?" Sinirli bir sesle,

Tahammülüm sıfırdı,bir şeyi on defa soran insanlardan nefret ederdim.

-"Tamam be ne kızıyorsun! Şaşırdım sadece..."

Gözleriyle tekrardan kolyemi gösterdi,-"ee peki bunu kim verdi sana?"

Omuzlarımı kaldırıp indirdim,-"Bilmiyorum."

Gerçekten de bilmiyordum.

-"Gece senin hayat'ın acayip değişik."

Dediğin de kıkırdadım, gerçekten bunu yeni mi anlamıştı.

Telefonuma bir mesaj bildirim'i gelince telefonu ellime alıp, yerimden doğruldum.

-"Ben bi lavoba'ya kadar gideyim." Diyerek yanımdan ayrılıp aşağı katta olan lavoba'ya girip kapıyı kitledim.

Mesaj bildirimin üzerine tıkladım.

√√ Bir haber yok hala...bekliyorum.

Gözlerim'i kerem'in mesajından ayırıp aynaya bakmaya başladım.

"Bu işte farklı birşey var." Dedim kendi kendime, aradan 4 gün geçmesine rağmen hala bir sonuç yoktu.

Telefonu kapattıp cebime koydum,anlaşılan bu iş'i benim halletmem gerekecekti.

Lavobadan çıkıp,salona doğru ilerledim.

Işıl koltukta oturuyordu,

-"Işıl,benim ufak bir işim çıktı çıkmam lazım. Sen ister kal istersen git."

Işıl gövdesini benim olduğum taraf'a doğru döndürdü,-"Sen işlerini hallet,ben burdayım akşam yemeğini beraber yeriz."

Kafamı aşağı yukarı sallayıp odama çıktım, giyinme odasına girip gardiroptan çıkartığım kombini hızlı bir şekilde giyindim.

Giyinme masamın üzerinde duran telefonumu alıp,avukat Eylül'ü aramak için rehbere girdim.

Kısa süre çaldıktan sonra, telefon açıldı.

-"Alo,gece."

-"Merhaba Eylül,nasılsın?"

-"İyiyim sen?"

-"iyiyim bende, seninle görüşmem gereken bir konu var müsait misin bugün?"

-"Tabiki, müsaitim ama büroda değilim. İstersen kafe de buluşalım."

-"Olur konum atarsın."

Diyip telefonu kapattım,

Bu olay'ı Kerem'e duyurmadan halledecektim.

Çantamı aldıktan sonra aşağı kata inip ışıl'a görüşürüz diyerek evden çıktım.

Beni gören adamlarım önüme dizildi,-"Arabamı hazırlattın." Emir verici bir sesle,

Kısa süre sonra araba kapı'nın önüne geldiğin de arabaya doğru ilerledim,şöförüm arka kapıyı açmış beni beklerken. Telefonuma eylülden konum mesajı geldi.

Araba'ya bindikten sonra,şoför de öne geçip aracı çalıştırdı.

-"Sana attığım konuma gidiyoruz." Dedim.

10 dakika sonra kafe'nin önüne geldiğimiz de şoför kapımı açtı,

Araçtan indikten sonra kafe'nin içerisine girdim gözlerimle etrafı taradığım da Eylül cam kenarın da ki masadan bana gülümseyerek el sallıyordu.

Yanına doğru geçip karşısında ki koltuğa oturdum.

Garson ellinde iki menüyü masaya bırakacakken,-"Ben bi americona alayım." Dedim.

Eylül de aynı siparişi verdikten sonra garson yanımızdan ayrıldı,

-"Evet gece, konuşmak istediğim şey nedir?" Meraklı bir sesle,ne konuşmak istediğimi soruyordu.

-"Sana bahsettiğim,mezarda ki ailem." Kaşları çatıldı,-"Yani galiba onlarda üvey bunun üzerine DNA testi yaptırmak istiyorum."

Eylül şok'a uğraşmış bir şekilde bana bakarken,dudaklarını araladı.

-"Tam anlamadım." Dedi.

Olaylardan biraz bahsettikten sonra anlamış gibi kafasını aşağı yukarı salladı,

-"Şimdi anladım konuyu, tamam ne gerekirse yardımcı olurum sana."

Gülümsedim,-"Sağolasın."

Garson getirdiği siparişleri masaya bırakırken Eylül de gülümseyip -"İşimiz bu tatlım." Diyerek göz kırptı.

Kahvelerimizden bir yudum alıp,çantamdan çıkarttığım sigarayı dudaklarımın arasına yerleştirip yaktım.

-"Peki,ne gerekiyor bu süreçte."

Eylül kendini geriye yasladı,

-"İlk önce, Adli tıp kurumu ile iletişime geçiceğiz. Savcılığa yazdığımız dilekçeyle büyük ihtimalle ATK biyoloji ihtisas dairesine yönlendireleceğiz, tabi bunun için savcılık kanalıyla talep olması gerekir."

Yüzünde muzur bir gülüş oluştu,

-"O talepte oldu say,yani bugün içerisinde işlerimizi halletmiş oluruz."

Dediğin de baya mutlu olmuştum,başaralı bir avukkatı ve heryer de bir tanıdığı vardı.

Bu yüzden işler daha hızlı ilerlerdi.

Çantasından kağıt kalem çıkarttım,dilekçe yazmam için bana uzattınca dediklerini harfiyen bir şekilde kağıda geçirip. İmzamı attım.

Ben o işi hallederken Eylül de savcıyla konuşup halletmişti.

Kafeden çıkıp adliye'ye geldik.

Bizi o gün isim değişikliği için görüştüğümüz savcı karşıladı,Eylül heycanlı bir sesle,-"Buradayız." Diye savcıya seslendiğin de savcı kafasını bize doğru döndürdü.

Uzun boylu, sarışın biriydi suratın da ki sertlik savcı olduğunu fazladan belli ediyordu.

Ağır adımlarla yanımıza gelip eylül'le ellini uzattı,-"Hoşgeldiniz."

-"Hoşbulduk,Halil."

Halil eylülden bakışlarını çekip bana döndürdü,-"Sizde hoşgeldiniz."

Başımı hafif eğip.-"Hoşbulduk." Dedim.

-"Kafeterya'ya geçelim,daha rahat konuşuruz." Diyince, kafeterya'ys doğru ilerledik.

Banklardan birine oturduk,

-"Telefonda bahsettin DNA testi olayını pek anlayamadım,baştan anlatırmısın?"

Sert ve anlaşır bir sesle eylül'le baştan anlatmasını istedi.

-"Bak şimdi..."

Eylül konuyu hızlı hızlı anlatmaya başladı.

-"Dilekçeniz var mı?"

Eylül kafasını aşağı yukarı salladı,-"Evet." Diyerek çantasından çıkarttığı dilekçe dosyasını halil'e uzattı.

Halil dilekçeyi inceledikten sonra,-"Tamam bende gerekli talebi adli tıp kurumuna yönlendireceğim, bugün bütün işleri halletmiş oluruz."

Oturduğumuz yerden kalkıp,halil'in odasına çıktık.

Gerekli belgeleri ve izinleri halledip bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra geri bize döndü.

-"Gerekli herşeyi hallettim,ama mezarlar burda olmadığı için Mardin de güvenilir bir savcı arkadaşım'la konuştum bugün mezar açılıp gerekli örnekler alınacak." Dediğin de,gözlerim kocaman açılmıştı bu kadar hızlı bende beklemiyordum.

-"Sonuçlar ne zaman'a ellimiz de olur?." Dedi. Eylül tek kaşını kaldırmış bir şekilde,

-"48 saat içerisinde sonuçlar ellimize geçer." Soğuk bir sesle.

Eylül oturduğu yerden ayaklandığın da bende ayaklandım,ellerimizi sıkıp odadan ayrıldığımız da kalbime bir sancı girdi.

İç sesim,-"Hazır mısın?" Diye soruyordu bana.

Sağ ellimi kaldırıp kalbim'in üzerine yerleştirdim.

Kimsenin duymayacağı şekilde,-"Hazırım." Dedim kısık sesle.

Aslında hazırmıydım tam da emin değildim.

Şuan ki psikolojim bu olay'ı kaldıracak mı? Onu da bilmiyordum.

Tek bildiğim kerem'in arkamdan çevirdiği bir işti,ve bunu bu şekilde kanıtlayacaktım.

-"Gece,iyimisin?" Kafasını bana doğru eğmiş iyi olup olmadığımı sorarken, kendimi sirkeleyip gözlerimi ona çevirdim.

-"Evet,iyiyim." Dedim.

Adliye salonundan çıkıp, gelen arac'a bindim.

Kısa bir süre sonra eve geldik,kapıyı açıp içeri girdiğim de ışıl yemek masasını kuruyordu.

Üzerim de ki paltoyu çıkarttıp askılağ'a asarken bir yanda da ışıl'a bakıyordum.

-"Neye borçluyuz,bu yemek masasını?"

Işıl benim sesimle kafasını masa'dan çekip bana bakıp, gülümsedi.

Boynunu hafif eğip omzunu kaldırıp indirdi,-"Hiçç,öylesine." Dedi.

Yemek masasın yanına ilerleyip sofraya bakındım;

Çeşitli yemekler ve mezeler vardı.

-"Sen geç otur,ben birşey alıp geliyorum." Diyip mutfağa doğru koştu.

Sandalye'yi çekip masaya oturdum, ışıl ellin de şarap ve iki tane şarap bardağıyla geliyordu.

Bardaklardan birini benim önüme koyup diğer bardağı kendi önüne koydu, arkasını dönüp koltukta duran kumandayı alıp slow bir şarkı açmıştı.

Şaşkın bakışlarla ışıl'a bakıyordum,-"Bence sende birşeyler var?" Işıl'ın bu halleri bana garip ve sıradışı gelmişti.

Hayır çevremde ki herkes anlaşmalı bir şekilde değişme kararı mı almıştı?

Işıl omuzunu silkip sandalye'ye geçip açtığı şarabı bir benim bardağıma birde kendi bardağına dolurdu.

Çatalı mı alıp tabağım da duran tavuktan bir lokma aldığım da, gözlerim kocaman açıldı.

-"Sen mi yaptın gerçekten bunu?" Gözlerimle tabağı gösterdiğim de,ışıl kıkırdamaya başladı.

-"Yoo dışarıdan sipariş ettim."

Gülerek yemeğe döndüm,bir yandan şarabımızı içip bir yanda da yemek yiyorduk.

Işıl tabağından bir lokma alıp bakışlarını bana çevirdi,-"Odan da,ağır antidepresanlar gördüm."

Demesiyle, öksürmeye başladım.

-"Odam da ne işin vardı!?"

Odam'a izinsiz girilmesini sevmezdim hata girmelerini sevmezdim.

Işıl omuzlarını kaldırıp indirdi,-"Kıyafet almak için girmişt-"

Lafını yarı da kestim,-"Senin dolabında kıyafet yok mu!?" Hala sesim kızgın çıkıyordu.

-"Evden kovduğun gün eşyalarımı da göndertin ya gece!" Sitem eden bir sesle,

-"Ne olursa olsun odama izinsiz giremezsin.!"

Işıl,sandalye'yi hızlı bir şekilde geriye çekip masadan kalktı.

-"Gece,sen gerçekten değişik birisin." Diyip merdivenlerden yukarı çıkmaya başlayınca arkasından sadece bakakaldım.

Nerem değişikti,ben de her insan gibiydim.

Masadan kalkıp çalan şarkıyı kapattım,bahçeye çıkıp koltuğa oturdum.

Bir dal sigara yakıp kafamı gökyüzünde Hilal şeklini almış Ay'a bakmaya başladım.

"Söylesene ay, ne zaman bittecek bu çile?"

"Değişikmiyim? Zor mu? Yoksa insanlar mı beni değişik ve zor görmek istedikleri için böyle davranıyorlar?"

İçimde bir ses, ama bu ses benim hiç sesim değildi;

Sanki gökyüzü beni duymuştu,

Bulutlar birbirinden çarpmaya başlayıp ses çıkarttı, sanki yaşadığım herşeyin hissetmişler gibi.

Ardından dökülen yağmur damlaları,sanki benim için ağlar gibi...

Gülümsedim,

"Ağlanacak haldeyim öyle mi?"

Bu cümlemden sonra yağmur şimdi daha şiddetli yağmaya başladı.

Sigaramı söndürüp içeriğe geçtim,normalde olsa dururdum ama hasta olmaya niyetim yoktu.

Hızlı adımlarla odama çıkıp kendimi yatağa bıraktım.

Sanki sadece vücudumu değil,ruhumu bırakmıştım ben o yatağa.

Aradan geçen 2 gün;

Bahçede oturup kahve mi ve sigara keyfi yaparken, telefonum çalmaya başladı.

Arayan avukat eylüldü,

Telefon'u açıp kullağıma götürdüm.

-"Alo."

-"Gece,sonuçlar çıktı."

Sonuçlar çıktı demesiyle kalbime bir sancı girmesi bir oldu.

Boğazımda hissettiğim el,sanki yutkunmamı engelliyordu.

-"Evet, dinliyorum." Dedim,soğuk bir sesle.

-"Gece,yüz yüze gelsek daha iyi."

Anlaşılan sonuç belliydi,

-"Tamam attığım konuma gel."

Diyip telefonu kapattım, WhatsApp'a girip Eylül'e evimin konumunu gönderdim.

Aradan 20 dakika geçtikten sonra zil çalınmaya başladı,oturduğum yerden kalkıp kapıya ilerledim.

Gelen eylül'dü, suratın dan bir çok şey ortadaydı.

Kafamı içeri gel dercesine salladım,

Eylül koltuğ'a geçince,ellinde ki dosya'yı masa'ya doğru fırtlatmıştı.

Önümde olan dosya'ya göz ucuyla baktığım da DNA testi sonuçları yazısını gördüm.

Kalp ritmim kontrolden çıkmış gibi hızlı hızlı atarken, nefesim kesikleşmeye başladı.

Ellimi masaya doğru uzatıp dosya'yı aldım,için de ki kağıdı çıkarttıp incelmeye başlayınca,

Kalbim artık yerinde değil boğazım da atıyordu,beynim artık durmaya yakındı.

"Yapılan DNA analizleri sonucunda,çocuğa ait genetik profilde bulunan alellerin, iddia edilen anne ve babadan kalıtım yoluyla geçmediği tespit edilmiştir."

Göz bebeklerim titriyordu,her okuduğum yer kalbim'e bıçaklar saplarken. Derin nefes alıp verdim;

"Bu nedenle,tespit edilen kişi(ler) çocuğun biyolojik annesi ve/veya babası değildir."

*Babalık (veya annelik) olasılığı %0 (sıfır) olarak hesaplanmıştır.

O an zaman durdu,yada beynim bitkisel hayat'a geçmek için işlevini kapattı.

Bilmiyorum,bildiğim tek şey ben bunca zaman'a kadar anne ve baba diye gittiğim o insanların,aslında yabancı iki insan olduğunu bilmemdi.

Gene yalan olan bir gerçeğin öğrenmiştim,

DNA testi raporunu ellerimin arasın'a alıp buruşturdum.

Gözlerim'i karşıya diktiğim de vücudum da üzüntüden daha çok sinir vardı.

Kerem bunu biliyordu,ve bana gerçeği söylememişti.

Benim arkamdan bir iş çevirmişti,

Hemde gözlerimin içine baka baka,ama unuttuğu bir şey vardı.

Benim hayatım da herşeyin bir cezası vardı,

Ağlayanın,hata yapanın;

Ama en çokta yalan söyleyenin.

Ve bu ceza,diğer olaylara göre ağır kalıyordu.

Kerem de bu ağır cezayı hakketmişti,

Gözlerimin içine baka baka söylediği o yalanın bedelini,onu diri diri yakarak ödetecektim.

 

 

 

 

 

 

SON...

*Sizce keremle gecenin arasında ne geçecek?

*keremin öğrendiği o sır neydi?

*Gece'nin her gün öğrendikleri gerçekler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir bölümün daha sonuna geldik hoşçakalın...

 

 

 

 

Bölüm : 07.10.2025 23:45 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...