
-KAYIP İZLER-
Evet arkadaşlar merhabalarr nasılsınızz?
Yeni kitabımla karşınızdayımm yepyeni heycan dolu kendi karanlığın da ki kayıp izleri bulmaya çalışan bi Güçlü kadının hikayesi bu.
Eğer hazırsanız başlayalım.
1.Bölüm:
Sandalyemde oturmuş, son kez İzmir’e kuş bakışı bakıyordum.
Mardin’deki büyük yatırım projesi için Kılıç Holding’den teklif almıştım. İçimde hem heyecan hem de garip bir gerginlik vardı.
Tık tık… Kapı açıldı.
— “Gece Hanım, araba hazır.”
Sandalye mi korumama doğru döndürdüm. Yolculuk bugündü. Üst üste attığım bacakları birbirinden kurtarıp ayağa kalktım. Ofis kapısının yanındaki askılıktan çantamı ve hırkamı aldım. Kapıdan çıktım; altımda siyah bol bir pantolon, üzerimde boğazlı crop tarzı kazak, ayaklarımda topuklu ayakkabılar vardı.
Kendi holdingimden çıkıp, şoförümün açtığı arabanın kapısına ilerledim ve bindim.
Bir süre sonra yoldaydık ve içimde garip bir his yükselmeye başladı.
— “Seni bir şeyler bekliyor,” diyordu bana, ama neydi, bilmiyordum.
Kalbim istemsizce hızlandı, ellerim hafifçe titriyordu. Bir yandan kontrolümü kaybetmemeye çalışıyor, bir yandan da yaklaşan olayın ne olacağını düşünüyordum. Her kilometre, içimdeki tedirginliği biraz daha büyütüyordu.
Yarım saat süren yolculuktan sonra nihayet İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na varmıştım.
Şoförüm kapımı açtı; önce sağ ayağımı yere bastım, sonra yavaşça arabadan çıktım. Bilet işlemlerini halledip bekleme salonuna geçtik.
Yarım saat sonra uçağa alındık. Kendime cam kenarını seçmiştim; genellikle böyle yolculuklarda midem bulanır, bu yüzden hep cam kenarında otururdum. Uçak kalkış yaptı.
Üç saatlik yolculuktan sonra Mardin Artuklu Havaalanı’na iniş yaptık. Yerimden doğrulup uçağın kapısına geldiğimde Mardin’in sert rüzgârı yüzüme çarptı. Gözlüğümü çıkartıp etrafa bakındım.
Karnıma tuhaf bir sancı girmiş gibiydi; genellikle bu tarz belirtiler yaşamazdım çünkü düz bir insandım, vücudumun tamamı sinirle kaplıydı.
Tekrar beynimde bir ses duydum:
— “Biz burayı hatırlıyoruz.”
Oysa ki ben Mardin’e ilk defa ayak basıyordum.
Büyük ihtimalle hastalığımın bana oynadığı bir oyundu bu.
Ben dissosiyatif bozukluğu (çoklu kişilik bozukluğu) olan biriydim.
Beynim bana genellikle oyunlar oynardı; o yüzden aldırış etmedim.
Adamlarım uçak pistinin her yerini sarmıştı. Beni görünce şoför hemen arka kapıyı açıp önünü ilikledi.
Teker teker merdivenlerden inmeye başlayıp arabaya bindim. Ben bindikten sonra adamlarım da kendi şahsi araçlarına geri dönmüşlerdi.
Kendime bir ev kiraladım; otelleri sevmiyorum. Nereye gidersem gideyim, düzenli bir ev görmek bana daha iyi geliyordu.
Bu yüzden sessiz, sakin bir yerde iki katlı bir ev tuttum.
Yeteri kadar düzensiz bir karakterim vardı; bir de başka düzensiz şeylerle uğraşamazdım.
Bir süre sonra tuttuğum eve vardığımızda gözlerim âdeta kocaman açılmıştı. İnternette gördüğümden çok daha güzeldi burası. Adamlarım eşyalarımı içeri taşırken, ben de evimin bahçesinde gezinmeye başladım. Her yer ağaçlık ve çiçeklerle doluydu; yerler ise çimlerle kaplıydı. Kendimi hafifçe eğip, ayağımdaki topuklu ayakkabıları çıkardım. Çıplak ayaklarım çimlere değerken, sanki vücudum kendini daha da rahat hissediyordu.
Mardin, İzmir’den de soğuktu; çoğu yerler kardan, trafiği kilitlemiş hâle gelmişti.
Gökgürleyince irkildim; yağmur bastıracaktı. İlk önce tane tane gelen yağmur, şimdi sinirlenmiş bir şekilde hızlı ve sert yağıyordu.
Kafamı kaldırıp gökyüzüne doğru bakmaya başladım, sonra gözlerimi kapattım. Her yüzüme gelen yağmur damlası, sanki ruhumun şifasıydı.
Derin bir nefes alıp yavaşça verdim, kendimi çimlerin üzerine bırakıp tekrardan gözlerimi kapattım. Biliyorum, bunun sonunda hasta olacaktım ama zerre umurumda bile değildi.
Yağmurun şiddeti azalmaya başlayınca gözlerimi açtım. Sırılsıklam olmuştum. Hafiften doğruldum, iki elimi çimlerin üzerine koyup ayağa kalktım.
Her yerimden sular akıyordu. Eve girip direkt ikinci katta olan odamda bana ait olan duşa kendimi attım.
Suyu son derece kaynar yapmıştım. Etlerim pişiyordu ama o yağmurdan sonra iyi gelecek tek şey kaynar bir suydu.
Abartısız şekilde söylüyorum, neredeyse bir saat durmuştum duşta. Kendimi ilk defa bu kadar rahat hissettiğim için çıkmak istemedim ama kendimi zorlayarak duştan çıkmayı başarabildim.
Bornozumu göğüs ve alt kısımlarımı saracak şekilde kapatıp sıkıştırdım. Elime bir havlu alıp saçlarımı kurulaya kurulaya yatağa uzandım.
Telefonum çalmaya başlamasıyla kafamı hafiften doğrultup yatağımın yanındaki komodinin üzerine uzanıp telefonu aldım.
Arayan benim ajanım Turgut Bey'di. Genellikle iş yapacağım insanları araştırması için ondan yardım alırdım. Kendisi de zaten sadece bana özel çalışıyordu.
-"Alo Turgut."
-"Kusura bakmayın Gece Hanım, gece gece rahatsız ettim ama araştırmamı istediğiniz Karun Kılıç hakkında bilgilere ulaştım."
Yataktan doğrulup kendimi yatak başlığıma dayamıştım.
-"Evet, dinliyorum."
-"Mardin'in en ünlü mafya ve sayılı iş adamlarından. Zamanında babanız Osman Kurçay'la da işler yapmışlar. Birçok sayılı iş adamıyla yatırımları var. Finansal yönden birçok holdingden daha iyiler diyebilirim. Ailesini araştırdığımda ise Alev Kılıç'la evli. Alev Kılıç da çoğu dernek ve vakfın başkanlığını yapıyor, efendim. Bir çocukları olmuş ancak doğduğu an sadece bir gün yaşayabilmiş. Solunum yetersizliği yüzünden kalbi durmuş. Bu yüzden Alev ve Karun Kılıç'ın başka çocukları olmamış."
Dikkatli ve şaşkın bir şekilde Turgut'u dinliyordum. Ama asıl şaşırdığım, babamla Kılıç Holding'in bağlantısı olmasıydı. Evet, babamın birçok iş adamıyla çalıştığını biliyordum ama Kılıç ailesiyle çalıştığını ilk defa duyuyordum.
Burnuma değişik ve pis kokular gelmeye başladı. Sanki burada normal olmayan bir şeyler vardı.
Turgut devam ediyordu:
-"Son olarak Trabzon'dan gelen Kaleliler de Kılıç Holding'le iş yapıyorlar. Kaleliler'i araştırdığımda sayılı zenginler arasında birinci sırada geliyorlar. Holding yönetimine baktığımda oldukça deneyimli ve profesyonel ekiplerle çalışıyorlar. Yani adamlar hem para konusunda hem de iş konusunda Türkiye'ye birçok şey katıyorlar diyebilirim." Kaleliler'i birkaç kere duymuştum; namları birçok şehirde dildeydi.
-"Şu an düşündükleri proje 500 milyar TL yatırım projesi kapsamında. Ve yapılacak olan AVM Mardin'in en işlek merkezinde olduğu için yükselişi düşündüğümüzden daha hızlı olacak. Toplantıda yaklaşık 20 kişi olacak. 20'si bunu kabul etse, kişi başına düşecek para 25 milyar TL." Sonra derin bir nefes verdi.
-"Ama eğer siz yatırımcı olarak değil de ortak olarak giderseniz ve %50'ye ortak olursanız, 250 milyar TL düşecektir payınıza." Bir an kaşlarım çatıldı, kulağa mantıklı geliyordu.
Ama bunun için yatırımcıların onundan da %5'lik hisselerini satın almam gerekir. Eğer %5'i satın alabilirsem, %50 hisseye sahip olabilirim. Ama bunu bu kadar kısa sürede nasıl yapacaktım, onu bilmiyordum.
-"Tamam Turgut, teşekkür ederim."
Telefonu kapatıp kendimi daha da yatağa bıraktım.
Ben Gece'ydim. Yapamayacağım hiçbir şey yoktu. 18 yaşında bir holding kurup kısa sürede namımı bütün dünyaya duyurduysam, bunu da yapardım.
Gözlerim yavaş yavaş kapanınca kendimi zorlamadan uykuya teslim oldum.
Sabah alarmın sesiyle gözlerimi araladım. Şu sabah uyanmalarını hiç sevmiyordum, ne gerek var sabah saatlerinde toplantı yapmaya? Üzerime baktığımda, ah, bornozla uyumuşum! Yataktan kalkıp lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Geri odaya dönüp gardırobumdan uzun kollu, boğazlı, siyah, kısa bir elbise giydim. Ayaklarıma dizimin altına gelen topuklu çizmelerimi çektim. Aynamın karşısına geçip gözlerimin siyahlığını ortaya çıkaran göz makyajımı ve bordo rujumu sürmüştüm.
Saçlarımı düzleştirip aynamın karşısından kalktım. Dolaptan hırkamı alıp üzerime attım. Makyaj masasının üzerinde duran parfümü alıp iki fıs sıkıp çantama attım. Son kez kendime boy aynasından baktım. Dudaklarım hafif kıvrıldı. -"Her zaman ki gibi acayip güçlü ve muhteşemsin Gececiğim." Göz kırptım. Galiba şu hayatta kendime âşık olduğum kadar hiçbir şeye değildim.
Korumalardan biri benim evden çıktığımı görünce önünü ilikleyip arabamın şoför tarafını açtı.
"Günaydın," diyerek şoför koltuğuna oturdum. Çantamı yandaki koltuğa bırakıp emniyet kemerimi taktım.
Arabayı çalıştırıp evden ayrıldım. Konuma İnternet'ten bakıyordum; buraları bilmediğim için kaybolmaya niyetim yoktu.
Yarım saat süren yolculuktan sonra kocaman ve uzunluğu neredeyse gökyüzüne değecek bir holdingin önünde durdum.
Güvenlik, onlara ait olan kulübesinden çıkıp yanıma gelince camı açtım.
-"Kimliğinizi alabilir miyim?"
Çantama uzanıp kimliğimi çıkarttım. Sadece adıma ve kimlikteki fotoğrafıma bakıp bana geri uzattı.
-"Buyurun Gece Hanım."
Başımı sallayıp tekrardan arabayı çalıştırdım. Koskocaman bir bahçede arabaları park etmek için bölüm vardı. Arabamı park edip araçtan indim.
Kendimden emin adımlarla holding kapısından girdiğim an bütün gözler beni buldu. Beni tanıdıklarından çok emindim çünkü küçük yaştan beri başarılarım ve yaptığım projeler dünya dilindeydi.
Yanımda saçları sımsıkı toplu, arkadan topuz yapmış, gözlerinde kocaman bir gözlük olan, kombin olarak mor bir etek ve gömlek giymiş, klasik sekreter modasındaki biri durdu. -"Hoş geldiniz Gece Hanım. Size eşlik etmem için Karun Bey beni yönlendirdi, adım Sema."
Kafamı salladım, ellerini uzattı. Arkasından yürümeye başladım. Her beni gören hayranlıkla bakıyordu.
-"Gece Kurçay tam bir ikon ya!"
-"Kız 18 yaşında holding kurup birçok projede önemli rol oynadı."
-"Aurası beni resmen kendine çekiyor. Ona baktığımda böyle güçlü bir kadın görüyorum."
Herkes birbirine bir şeyler derken biz asansörün kapısına gelmiştik. Sema asansöre bastı. İki saniye geçmeden asansör olduğumuz kata iniş yaptı. Sema eliyle "önden buyurun" deyince ilk ben girdim. Ardımdan Sema girdi. Neredeyse 20 tane sayı vardı.
Sema 7. kata bastı.
-"Gerçekten İnternet'ten gördüğümden bin kat daha güzelsiniz."
Gülümsedim. -"Teşekkür ederim."
-"20 yaşında genç bir kız olarak hem kendi imparatorluğunuzu kurmanız hem de kendi holdinginizi kurup birçok projeyi hayata geçirmeniz gerçekten çok güçlü ve zeki bir kadınsınız. Size özeniyorum."
"Ah Sema, aslında bakarsan her kadın güçlü ve zekidir."
-"Bana özenme, çünkü sen de en az benim kadar güçlü ve zekisin. Hatta sadece sende değil, bütün kadınlarımızda." Göz kırptım. Yüzünde gülümseme oluştu.
7. kata gelmiş olmalıydık ki asansör durdu. Kapılarını açarken Sema "önden buyurun" deyince önden çıktım. Arkamdan Sema çıkıp yanıma geldi.
-"Buyurun Gece Hanım, toplantı salonu."
İçeriye girdiğimde birçok iş adamı gelmişti. Herkes beni görmesiyle anlık bir şok yaşamıştı çünkü buradaki çoğu iş insanı benimle çalışmak için her şeyi yapmıştı ama ben kabul etmemiştim. Hepsinden geçmişinde iğrenç şeyler döndüğünü biliyordum.
Şimdi burada Kılıç Holding'e ait bir proje için toplantıya gelmiş olmam onları sinir etmiş olabilirdi.
Baştaki sandalyeyi çekip hırkamı çıkarttım. Düzenli bir şekilde asıp sandalyeyi masaya doğru çektim.
Gözlerim teker teker masadaki insanlara dolanırken masanın arka bölümünde başta oturan bir adama denk geldim. Saçları yukarı doğru taranmış ama sanki uçlarını bilerekten dağınık bırakmış gibiydi. Gözleri kısık ve sert bakıyordu; bakanın içini üşüttüğünü söyleyebilirim. Sol eli çenesindeydi, bileğinde kocaman bir saat vardı. Diğer kolu ise sandalyenin koluna yaslanmış bir şekildeydi. Üzerinde beyaz, bol bir gömlek vardı, iki düğmesini açık bırakmıştı. Buradaki adamlara göre daha genç duruyordu, benden maksimum üç ya da dört yaş büyük olabilirdi.
Onun da gözleri bana doğru dönünce bakışlarımı hemen kaçırdım. Beni süzdüğüne emindim, yüzümü tanımak istercesine bakıyordu çünkü içim buz kesmişti.
İçeriye bir adamın girmesiyle o da benden bakışlarını çekti. Karun Kılıç'tı bu, büyük ihtimalle.
Lacivert bir takım elbise giymişti, ceketine göre kravatı da lacivertti. Saçları yukarı doğru geliyordu, saçlarının arasına aklar düşmüştü. Maksimum 40'lı yaşlarda biriydi.
-"Beni kırmayıp geldiğiniz için sağ olun." Lafa giriş yaptı. Sesi o kadar net ve düzdü ki insanı dinlettirecek bir şekildeydi. Sonra bana baktı. -"Gece Hanım, siz de beni kırmayıp buraya geldiğiniz için teşekkür ederim ve Mardin'e hoş geldiniz."
Gülümseyerek sağ elimi kaldırıp kalbime vurdum.
Masanın başında duran sandalyeyi kendine çekip oturdu. Ellerini çenesinin altında birleştirip lafa devam etti. -"Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?"
Suyumdan bir yudum aldım. -"Ben Gece. Eminim ki birçok kişi beni tanıyordur; yaptığım projelerden ve mafya cemiyetinden."
-"Şahsen ben sizi tanımıyorum."
Erkekçe bir sesle kafamı demin incelediğim adama çevirdim. Suyundan yudum alıp bardağı masaya koydu. Şimdi yüzü daha netti. Yüz hatları belliydi, çene kasları artık yüzünden taşıyordu. En az gözleri kadar yüzü de sert bir adamdı. Omuz silktim.
-"Sizin beni tanımanız veya tanımamanız benim için bir anlam ifade etmiyor. Sonuç olarak sizinle bir iş yapmıyoruz." Bacak bacak üstüne attım. Tek kaşımı kaldırıp kendimden emin bir ses tonuyla konuşunca gözlerini kıstı. Tam bir şey diyecekti ki Karun Kılıç araya girdi:
-"Evet, konumuza devam edelim. Bir proje kapsamı için hepinizi buraya toplayıp bir toplantı ayarladım. Mardin’in kalbinde bir fırsattan bahsedeceğim. Burası şehir merkezinin en işlek caddesi. Yaya trafiği, çevredeki iş yerleri, turizm… Hepsi ciddi bir potansiyel oluşturuyor. Biz de buraya bir AVM inşa edeceğiz. Modern, çok fonksiyonlu ve şehrin sosyal hayatını canlandıracak bir merkez.”
Sunum ekranında projeye ait 3D görseller belirdi. Restoranlar, kafeler, sinema salonları, etkinlik alanları… Her detay titizlikle hazırlanmıştı.
-"Toplam yatırım 500 milyar TL. Şu an 20 ortak var, eşit paylarla. Her biriniz 25 milyar TL yatırmış bulunuyor. Ama yatırım, sadece sermaye değil; strateji, risk yönetimi ve uzun vadeli kazanç demektir. Bu proje yıllık 80–100 milyar TL kira geliri sağlayacak ve geri dönüş süresi 5–7 yıl. Biz riski dağıtıyoruz, fırsatı büyütüyoruz.” Biraz durdu, salonu gözleriyle taradı. “Yeni ortaklar gelmek isterse, iki yol var: Mevcut ortaklardan hisse alabilir veya projeye ek sermaye koyabilir. Ama unutmayın, hedefimiz sadece para kazanmak değil; Mardin’in merkezinde prestijli, kalıcı bir değer yaratmak.”
Sunumun sonunda, yatırımcılar birbirine baktı; bazıları not alıyor, bazıları sessizce projeyi değerlendiriyordu. Karun Kılıç hafif bir gülümsemeyle, “İşte gerçek yatırım, planlı ve stratejik adımlarla büyüyen bir iştir,” dedi.
Toplantı salonu sessizliğe bürünmüştü, herkes bu projeyi değerlendirdiği için kimseden tık yoktu. Ekranda Mardin’in merkez caddesindeki AVM projesinin 3D görselleri dönüyordu.
Karun Kılıç sunumunu tamamlarken: -"Karun Bey, ben bu projede yer almak istiyorum ama şöyle bir şekilde: Yatırımcı olarak değil, ortağı olarak." Kendimi dikleştirip özgüvenli bir sesle ortaklık konusunu ortaya attım.
Masadaki herkese teker teker bakıyordum ki o adamın tek kaşını kaldırmış bir şekilde bana baktığını gördüm.
Karun Kılıç sakin ama kararlı bir tonda: -"Ortaya ilginç bir teklif çıkıyor. Projeye ortak olmak, sadece sermaye koymak demek değildir. Öncelikle mevcut hisselerden bir pay satın alabilirsiniz ya da ek sermaye ile projeye dahil olabilirsiniz. Ama %50 hisse almak istiyorsanız, mevcut ortaklardan pay almanız gerekir. Bunun için ilk önce buradaki ortaklardan onay almamız gerekecek."
Herkesin gözleri bendeydi. -"Onay verilecek bir durum yok. Ben %5'lik hisseyi satın alacağım. 20 kişinin payına düşen 25 milyar TL'ydi. Buradaki 10 kişi bana %5 hissesini verirse, diğer kalan 10 kişinin kişi başı olarak 50 milyar TL düşecek. Ben de bana %5'lik hisselerini verecek 10 tane iş adamına 80 milyon TL'den teklifle geliyorum."
Arkama yaslanıp suyumdan bir yudum aldım. Birçok insanın gözlerinin açıldığını görünce hafif bir gülümseme oluştu yüzümde. Bir kişi el kaldırdı. -"Ben %5'lik payımı size verebilirim Gece Hanım. Yaptığınız birçok projeyi ve başarınızı bildiğim için güven rahatlığıyla %5'lik hissemi devredebilirim."
Gülümseyerek başımı salladım. Neredeyse 10 kişi el kaldırmıştı. Diğer 10'luk kesim sessizce kenarlarında oturuyordu.
Asistanım Funda gereken evrakları getirip imzalattı. Toplantı imzaların ardından bitmişti. Ayağa kalkıp herkesle tebrikleştiğimde yüzüme bakmadan geçen o adamı gördüm. Sırtı kocamandı ve kalıplıydı. Omuz silktim.
-"Genç bir ortağım olduğu için mutlu oldum ve âdeta ticari zekân da hoşuma gitmedi değil."
Gülümsedim. -"Teşekkür ederim Karun Bey."
Gözlerinde birden hüzün belirdi. -"Şu an kızım yaşıyor olsaydı senin yaşlarında olacaktı." Derin bir iç çekti. Kızı sadece bir gün ayakta kalabilmişti. Büyük ihtimalle travmatik deneyim sonucu çocuk yapmak için yeltenmemişlerdi.
-"Gece kızım, eğer beni yanlış anlamazsan bugün yemeğe bize buyur. Eminim karım Alev de çok mutlu olur."
Gitmek istemiyordum ama yaşadığı şeyden dolayı kırmak istemediğim için onayladım.
İkimiz beraber holdingden çıkıp Karun Kılıç'a ait olan bir araca bindik. Benim arabamı adamlarından biri getirecekti. Bir süre sonra gösterişli bir konakta durduk: Demir parmaklı kapı ve üzerindeki taşta yazan KILIÇ KONAĞI.
Kapılar açıldı. Şoför arabayı garaja park ettikten sonra bizlere kapıları açtı. Arabadan indiğimde etrafa göz gezdirdim. Çok güzel bir bahçesi vardı.
Hizmetlilerden biri kapıyı açtı, benim ve Karun Bey'in hırkalarını alıp düzenli bir şekilde astı.
-"Masaya bir tabak fazladan koyun."
Hizmetli kadın gülümseyerek tamam anlamıyla başını salladı. Merdivenlerden inen bir kadın gözüme çarptı. Simsiyah saçları kalçasına kadar geliyordu, en az ay gibi parlak bir teni vardı. Gözleri ise büyük ve simsiyahtı. Sanki benim 40'lı yaşlarıma benziyordu.
Alev Kılıç şaşkın gözlerle bize bakarken bakışlarını Karun Bey'e kaydı. -"Kimdir bu kız, bey?" Meraklı gözlerle eşine baktı.
Karun Bey eşinin beline sarılarak: -"Yeni ortağımız hayatım, Gece."
Gülümseyerek başımı salladım. -"Merhaba Alev Hanım." Yanına yaklaşıp elini öptüm. Gülümseyince elmacık kemikleri ortaya çıkmıştı. Elmacık kemiklerinin altında oluşan gamze… Ben de güldüğümde böyle oluyordu.
Birden karnıma sancı girince inleyip elimi karnıma götürdüm, kendimi öne doğru eğdim. Dün de Mardin'e inince böyle olmuştu, şimdi yine oluyordu. Ne işti bu?
-"Gece, iyi misin kızım?"
Karun Bey'in endişeli sesi ve bakışlarının farkına varıp kendimi düzelttim. Başımı sallayıp: -"İyiyim, merak etmeyin Karun Bey."
Karun Bey gülümsemeye başladı. -"Ne Karun Bey'i ne Alev Hanımı kızım, bize Amca ve Teyze diyebilirsin, yani sen de istersen."
Alev Hanım tek kaşını kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi. -"Aşk olsun Karun, ben teyze miyim? O kadar yaşlı değilim, abla demesi daha iyi."
Karun Bey gülmeye başlayınca ben de gülümsedim. -"Peki, Karun Abi ve Alev Abla."
Alev Abla mutlu bir şekilde bana baktı. Sonra koluma girip beni yemek masasına götürdü.
Yemeklerimiz gelince hepimiz yemeğe başladık ama aklımda takılı kalan, babam ile zamanında yaptıkları işlerdi. Hafif bir öksürükle boğazımı temizledim. -"Öhöm, Karun Abi, size bir soru soracağım."
Karun Abi "Buyur," diyerek çatalıyla ve bıçağıyla etini kesmeye çalışıyordu.
-"Osman Kurçay'la zamanında birçok projede yer almışsınız, doğru mu?"
Kafasını sallamaya başladı. -"Evet doğru da, niye sordun? Tanıyor musun?"
Alev Abla gülerek: -"İlahi kocam, bu kız da sizin cemiyetten, tanıması normal." Elini öne doğru atıp gülüyordu.
Tek kaşımı kaldırıp: -"Cemiyetten değil, kendileri babam olur. Ben Gece, Gece Kurçay."
Birden Karun Abi öksürmeye başladı, Alev Abla ise suyunu bir dikişte bitirdi. -"Bu imkânsız."
Alev Abla'nın sesiyle ona döndüm. -"İmkânsız olan şey ne?"
Karun Abi bana bakmaya başladı. -"Osman Kurçay değil mi baban?"
Bunun neyini anlamamışlardı, aklım almıyordu. -"Evet… Yani bir zamanlar öyleydi, ben onlardan kopup kendi imparatorluğumu kurana kadar."
Alev Abla bir Karun Abi'ye bir bana baktı. -"Doğum günün ne zaman?" Ne alaka doğum günüm? -"23 Ekim, niye sordunuz?"
Gözlerindeki ışıltı bir an kayboldu. Hâlâ anlam veremiyordum duruma.
Karun Abi: -"Şaşırma nedenimiz, Osman'la Sevda'nın bebeği ölmüştü."
Nasıl yani? Yutkundum ama ben onların kızıydım, nasıl ölmüş olabilirdi?
Alev Abla hüzünlü bir ses tonuyla: -"Zaten Sevda ve Osman bebek konusunda sıkıntılı bir çiftti. Doğal yollarla hamile kalmaları %20 gibi bir şeydi. Tüp bebek tedavisine başladılar. Zor süreçten sonra hamile kalabilmişti…" Sesi boğuklaşmaya başladı. -"Osman yanlışlıkla Sevda'yı vurmasaydı bebek hayatta olabilirdi."
Ne? -"Ne diyorsunuz siz?"
Beynim karıncalanıyordu sanki. Hassiktir, ilaçlarımı da kullanmamıştım dün ile bugün.
Karun Abi: -"Aramızda bir husumet oldu. Baba, o anlık sinirle Alev'e silah çekti. Ben de elinden o silahı alayım derken kurşun Sevda'nın karnına saplandı. Sevda o ameliyattan sağ çıkabilmişti… Ama bebek çıkamadı."
Boğazımın düğümlendiğini hissediyordum.
Karun Abi: -"Baban olacak o alçak beni suçladı. Neymiş onu ben vurmuşum. Ulan ben daha kendi karıma dokunurken tedirgin oluyorum, incitirim diye. Bir başka kadını, hele ki hamile bir kadını nasıl vurabilirim?" Ellerini sıkmaya başladı, alnındaki damarlar sinirden meydana çıkmıştı.
-"Osman bir gün çocuğumuz olursa bizi evlat hasretiyle bırakacağını söyledi… Bir sene sonra Alev Abla hamile kalmıştı. Kızım Melek'e hamilelik süreci çok kolay ve sıkıntısız geçmişti. Ancak ne olduysa bebek doğduğu an bir gün yaşayıp solunum yetersizliği yüzünden kalbi durdu ve vefat etti."
Duyduklarım kanımı donduruyordu. Karun Abi sandalyeden sert bir kalkış yaptı. -"İlk başta inanmadım. Ne ben ne de Alev her yerde izini sürdüm. O sırada Osman'ın İstanbul'a taşındığını duyduk. Evlerinin önlerine adamlarımı koydum ama yine kızım Melek'ten bir iz yoktu. Biz Melek'in ölü hâlini görmek istemediğimiz için o dönem birden aklımıza mezarın boş olacağı geldi. Alelacele mezarlığa gidip Melek'in mezarını açtırdık ancak… Yatan benim kızım Melek'ti."
Son kelimesinde sanki taş yutar gibi yutkundu. Her şey bana sanki rüya gibi gelmeye başlıyordu. Gülmeye başladım. Alev Abla ile Karun Abi'nin bakışlarını üzerimde hissettim. Kalbim hızlı atıyor, nefes alışım bile kısalıyordu.
-"Gece?"
O an sanki beynim bana oyun oynuyor gibi hissettim. Alev Abla ile Karun Abi'nin seslerini duyuyor ama tepki veremiyordum.
23.10.2012 (Geriye Dönüş)
"Baba, bak bugün benim doğum günüm!" Giydiğim pembe elbiseyle koşa koşa babamın yanına gittim. Gözlerimde bu ümit vardı; belki bu elbiseyle beni görürse sever diye. Ama işte çocukluk aklı…
Babam şöminenin önüne oturmuştu, elinde bardak vardı. Anlaşılan yine o acı şeyden içmişti. Yavaş adımlarla yanına yanaştım.
"Baba!"
Elini kaldırıp beni yere ittirdi. Kafamı şöminenin duvarına vurduğum için beynimde bir acı hissettim.
"Canım acıyor baba!" Ağlamaklı çıkıyordu sesim. Oysaki… Ağlamamalıydım çünkü babam ağlayan çocukları sevmezdi…
Gözlerini bana dikti. "Bu ne?" Gözleri elbiseme bakıyordu. "Niye giydin şu renkli lanet şeyi, Su?" Ayağa kalkıp beni kolumdan tuttu, yatağa ittirdi.
Galiba pembe renkli elbisemi çok beğendiği için vücuduma da morluklarla renk bırakacaktı…
Aralıksız gördüğüm şiddetten sonra nihayet durmuştu. "Baba güzel oldum mu?" Babam bana garip gözlerle bakmaya başlayınca yediğim dayaktan dolayı kolumu kaldıracak güce sahip değilken gülmeye başladım. "Pembe elbisemle mor renkler çok uyumlu olacak bence… Ama yine kırmızı karışmış buraya." Sesim boğuk çıktı.
O an küçüklük işte; yediğim dayağı değil, kırmızının beni çirkin hissettirdiğini düşünüyordum.
"AA, yeter lan!" Şömineye doğru ilerledi. Eline bir demir alıp biraz şöminede tutmuştu. Galiba kollarım açık diye kıskanmıştı babam beni…
Bu yüzden ceza verecekti bana. Demiri ateşten alıp yüzüme vurdu…
Galiba yüzümde makyaj yok diye morluklar ve ateşlerle yüzüme makyaj yapmak istemişti…
Artık ne kadar dayak yediysem o küçük vücudum yüzüstü kendini iyice uykuya kapatmıştı.
Oysaki… Bugün ben doğmuştum. Renkleri sevdiği için pembe giyinmiştim ama unutmuştum, benim babam daha çok moru severdi…
Günümüz
Gözlerim aralanmaya başladığında tavanla denk geldik. Ne olmuştu bana? Kafamı hafifçe sağa çevirdiğimde burası ne benim odam ne de benim evimdi. Yavaşça yataktan kalkmaya çalıştım. Ama başım o kadar çok dönüyordu ki kalkamadan yatağa geri düştüm.
Tık tık
Kapı açıldı. Alev Abla ve Karun Abi üzgün gözlerle bana bakıyordu. "Ne oldu bana?" Hiçbir şeyi hatırlamıyorum, tek hatırladığım kesik kesik gelen nefesimdi.
-"Bayıldın."
Galiba tekrardan atak geçirmiştim. Alev Abla yavaşça yanıma geldi, yatağın ucuna oturdu. -"Gece, iyi misin, değil mi?" Onların yanında bunu yaşamam bayağı kötü olmuştu. Bir an önce eve gitmek istiyordum.
Yataktan doğrulup hızlı adımlarla odadan çıkıp bahçeye çıktım. Arabama binip yola çıktığımda kendimi berbat hissediyordum.
Bir şey yaptım mı acaba?
Bugün yeni bir gerçek öğrenmem beni daha da etkilemişti.
Son...
Nasıl buldunuz ilk bölümü?
Her gece 01:00 da yayında olacak
Kendinize iyi bakın hoşçakal'ın
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.75k Okunma |
6.3k Oy |
0 Takip |
34 Bölümlü Kitap |