
Selam arkadaşlar nasılsınız??
!Her pazartesi akşam 22:00 da yeni bölüm.
!Kayıp izler WhatsApp kanalı açılmıştır,gelişmeleri ve alıntıları orada paylaşacağım.
! Instagram ve tiktok: steelfable
Kayıp izler
23.Bölüm;
Mert Kaleli;
Geçmiş zaman;
"Bu beyaz güller benim için mi?" Diye sordu.
Kafamı aşağı yukarı sallayıp,"Evet." Dedim.
O küçücük ve kocaman gözlerinde ki ışık,benim karanlık Dünyama renk katıyordu.
Elim de tuttuğum beyaz gülleri,Su'ya doğru uzattım,"Al bakalım." Su heycanlı ama bir o kadar da titrek elleriyle uzattığım beyaz gülleri ellimden aldı.
"Mert." Dudaklarını birbirine bastırıp,o kocaman gözlerini bana dikmişti.
"Bir gün ayrılırsak,beni bulur musun?" Diye sorunca,yüzüm gerildi.
"Ne ayrılması!?" Diye yükseldi sesim.
Yükselen sesim,Su'yu irkitmişti.
"Korkma." Dedim uysal bir sesle,bu hayata en son istiyeceğim şey onu korkutmaktı.
"Ben senden korkmam ki." Diyip güldüğün de,benim de dudaklarım yana doğru kıvrıldı.
Ama o gülüş kısa sürmüştü,"Seni hiç unutmayacağım." Diye mırıldandı.
Kısık ama bir o kadar acı verici bir sesle.
Günümüz;
Çaresizlik nedir?
İşte çaresizlik budur,15 yıldır nefes dahi alıp almadığını bilmediğin kadını beklemektir...
Ardından 15 sene sonra bulup, çaresizce bir hastane koridorlarında iyi ya da kötü haberi beklemektir...
Ben 15 sene bu an için yaşadım,karanlık dünyama tek ışığım oydu benim;taa ki,beni bırakıp ışığımı söndürene kadar.
"Gece hanımın yakını,siz misiniz?" Eğik olan kafamı kaldırıp,karşım da duran doktora doğru bakmaya başladım.
"Evet."
Doktor,"Yoğun bir stres ve yorgunluk kalbi tetiklemiş fazla baskı ve stres altında kalan bir çok insan da bu semptomlar oluşur."
"Hastanın durumunu müdahale altında aldık,ancak sizden istediğim...daha dikkatli olmanız." Dediğin de derin bir nefes verdim.
O nefes boğazım da oturan ağrılığı beraberinde götürmüştü,"Görebilir miyim?" Diye sordum.
"Normal şartlar da hayır,ama bir kereliğine izin veriyorum." Dedi.
"Sağolasın doktor." Diyerek içeri girdim.
Gözlerim sedye de,yatan Gece'ye kaydığın da sert bir şekilde yutkundum.
Rengi bembeyaz olmuştu,dudakları kırmızı renginden sıyırıp mor'a kayıyordu.
Yavaş adımlarla yanına daha fazla yanaştım.
Yüzünü ezberlemek istercesine bakıyordum,yıllardır ayrı kaldığım o yüzü daha iyi bilmek istiyordum.
Dudağın üzerin de güzel ama naif bir ben vardı, bakışlarımı dudaklarından çekip burnunu ve yanaklarını kaplayan o güzel çillere bakmaya başladım.
Her zerresi mükemmeldi,kirpiklerin de ki uzunluk ve gürlük;gözleri kapalıyken bile kendini beli ediyordu.
Kaşları net ve kavisliydi, sanki Tanrı bile Gece'yi mükemmel yaratmak için uğramış gibiydi.
Gözlerim yavaşça boynuna kaydığın da,tam kulağın altın da büyük ama harika gözüken benine kaydı.
Yavaşça kendimi eğip,elimi kaldırdım.
Elim Gece'nin saçın da buluştuğun da içim de kopan fırtına daha çok ortaya çıkıyordu.
15 yıldır çektiğim bu hasret nihayet bittiyordu.
"Gece." Diye fısıldadım.
Artık adını normal bir kadın olarak değil...benim kadınım olarak söylüyordum.
Boynumu saçlarına doğru eğip,burnumu saçlarına doğru değdirdim.
İçime kadar çektiğim saçlarının kokusu,sigaradan ve alkolden mahvolmuş ciğerlerimi açıyordu.
Uzun uzun çektim,hasret kaldığım o kokuyu...
Gene beyaz gül,gibi kokuyordu saçları;
Gece beyaz güle hayran bir kızdı,bu yüzden evin de hep beyaz gül yağı bulunurdu.
Saçlarına,o ince ve zarif olan boynuna hep sürerdi.
"Gecem." Dedim,burnumu saçlarından çekmeyerek.
Kendimi hafif geriye verip,elimi yüzün de gezdirmeye başladığım da içim de oluşan,tutku ve özlem beni daha da çaresiz bırakıyordu.
"Ona dokunmak tanrıdan bir lütuf gibiydi sanki..."
Yüzün de ki her zerresini hissetmek istedim.
Yavaş ve narin hareket ediyordu parmaklarım.
"Hatırlamadın." Dedim usulca.
Bana seni hiç unutmayacağım demişti,ama beni unutalı yıllar olmuştu.
"Unutmayacağım demiştin...sahi söylesene Gece;benden geriye sende ne kaldı?" Dedim boğuk bir sesle,
"Söylesene..." Diyiverdim.
O beni duymuyordu,ama ben onu hissediyordum.
Ona bakarken bile,gözlerim de ki sertliği bir kenara koymak istiyordum.
O sertlik ona zarar vermesin diye,
Yüzümü, Gece'nin yüzüne yakın hale getirdim. Aramız da bir mesafe yoktu,gözlerim yavaşça dudaklarına kaydığın da öpmek için can atıyordum.
Eminim daha önce bu dudaklara değen olmamıştır,ve bende o dudakların ilk ve son mühürü olmak istiyordum.
Dudaklarım hafifçe aralandığın da,kendimi sirkeleyip kafamı geri çektim.
Onu kendi rızasıyla öpmek istiyordum,uyurken veya baygın haldeyken değil.
Ben onun dudaklarını ayık haldeyken,mühürlemek istiyordum...
"Beyefendi,hastamız biraz dinlesin." İçeriye giren hemşireyle bakışlarımı Gece'den zar zor ayırıp,hemşireye döndürdüm.
"Tamam." Diyerek,elim de tuttuğum tek bir tane beyaz gül'ü avucunun içine koydum.
O bunu kimin koyduğunu bilmeyecekti,belki de bunu öğrenmek için peşine düşecekti.
Son kez her zerresini süzüp, odadan ayrıldım.
"Ne zaman kendine gelir." Diye sordum bana eşlik eden hemşireye.
"Tam bir zaman dilimi söyleyemem." Diyince kafamı aşağı yukarı sallayıp,koridorda ilermeye başladım.
Gece Karan;
Gözlerim yavaş yavaş aralanmaya başladığın da,başım da hissettiğim ağrıyla dudaklarımı aralıyıp,"ah" diye mırıldandım.
Gözlerimi sıkıca birbirine bastırıp,geri açtığım da görüntü olarak bulanık görüyordum etrafı.
Gözlerim etrafda gezinirken,elim de hissettiğim bir şeyle bakışlarımı oraya doğru çevirdim.
Avcumun için de bir beyaz gül vardı.
O gün de evime beyaz gül buketi gelmişti,kimdi bu?
Bu kadar yakınımdayken ben niye göremiyordum o kişiyi.
Midem de oluşan bulantıyla bakışlarımı avucumun içinde duran beyaz gül'den ayırıp,karşı da ki duvara doğru bakmaya başladım.
Midem deli gibi bulanıyordu,
Kapının açılma sesiyle birlikte gözlerimi,açılan kapıya doğru yönelttim.
Gelen Kerem'di;
"Gece,nasıl oldun?"
Gözlerimi açıp kapattım,"İyiyim."
Gözleri avucumun içinde tuttuğum beyaz gül'e kaydı,kaşlarını yukarı doğru kaldırıp."Kim koymuş?" Diye sordu.
Omuzlarımı yukarı kaldırıp indirdim,gözlerim tekrardan avucumun içinde duran beyaz gül'e kaydı
"Bilmiyorum." Diye mırıldandım.
"Kerem." Diyip kafamı kaldırmadan gözlerim Kerem'e doğru kaydırdım.
"Efendim." Dedi tok bir sesle,
"Karun Bey nasıl?" Diye sordum.
Kerem ellerini pantolonun cebine sıkıştırıp,gövdesini dikleştirdi.-"Normal odaya alındı, gayet iyi durumda." Dediğin de Kerem,derin nefes alıp verdim.
"Peki Osman?"
Kerem yanıma doğru ilerleyip sedyemin yanın da bulanan koltuğa oturdu.
"Yoğun bakım da."
Kaşlarım istemsizce yukarı doğru kalktı,"Durumu kötü yani?"
Kerem kafasını aşağı yukarı sallayıp,"Ameliyat biraz zor geçmiş." Diyince,gülümsedim.
"Osman'ı görmek istiyorum." Dediğim de, Kerem afalladı.
"Ne yapmak istiyorsun?" Diye sordu kendini öne eğerek.
Omuz silktim,
"Osman'ı görmek." Diye tekrarladığım da, Kerem sanki bu duruma inanmamış bir halde gülmeye başladı.
"Ahahahha." Ellini dudaklarına değdirip,-"Kusura bakma, sadece garip geldi." Diyince, Kaşlarımı çattım.
"Karşın da duran kişi kim Kerem?" Diye sordum,Hanım Ağa'nın karşısın da oturduğunu hatırlatmak istercesine.
Keremin gülüşü soldu,"Hanım Ağa."
Boynumu ona doğru eğdim,"Benim kararlarıma sen ne zamandan beri güler oldun peki?" Kerem'in benim kararıma dalga geçercesine gülmesin sinirimi bozmuştu.
Kerem bir şey demeden, boynunu öne eğip yere bakıyordu.
"Karşın da bir Hanım Ağa var! Ve sende bu Hanım Ağa'nın sağ kolusun haddini ve sınırı bil!"
Kerem sessizce yere bakarken, gözlerimi keremden çekip iki elimi yatağa doğru koydum.
Ellerimden destek alarak kendimi doğrultmaya çalıştığım da,başım da oluşan hafif dönme kalkmam için izin vermiyordu.
"Yardım edeyim." Kerem elini bana doğru uzattı.
Tek elimi kaldırıp,"İstemez." Diyerek, teklifini geri çevirdim.
Kendimi zorlayarak yataktan kalkıp,kapıya doğru ilerlemeye çalışıyordum.
Ancak;başım da oluşan sersemlik adımlarımı zor hale getiriyordu.
Elimi alnıma götürüp dengem bozulmaması için, diğer elimi de duvara yaslayıp kendime gelmeyi beklemeye başladım.
Bu durum oldukça canımı sıkıyordu,
"Gece hanım!" Doktor içeriye telaş içinde girip ellerini koluma doğru uzattı.
"Kalkmamanız gerekiyordu." Diyerek endişeli gözlerle bana bakarken,ben hala beynim de oluşan sersemliğin geçmesini bekliyordum.
"Kızım gir,Gece Hanımın koluna sedyeye yatıralım." Diyince duvar da ki elimi havaya kaldırdım.
"İstemiyor-" kalbime tekrardan bir sancı girmesiyle,hava da ki ellim kalbime doğru götürdüm.
"Hemen yatıralım!" Doktor ve hemşire koluma girip beni sedyeye götürürken,kalbim benim nefes alışımı zorluyordu.
Dikkatlice Yatağa yatırıldıktan sonra,"EKG çekelim hemen, ardından sakinleştirici serum bağlayalım." Doktor, yanın da ki hemşireye emirler yağdırırken;ben sıkıca sol göğüsümü sıkıyordum.
Alt dudağımı ısırdım,"Sökücem bu kalbi!" Diye haykırdım.
Tırnaklarımı daha çok sol göğsüme geçirmeye başladım,bu kalbi çıkartmak istercesine sıkıyordum.
"Gece Hanım,sakinleşin." Doktor naif bir sesle; sakinleşmem için benimle konuşmaya çalışıyordu.
"Acele edin!" Diyerek de yanın da ki kıza da emirler yağdırıyordu.
Gözlerimi sıkıca yumdum,
Kalbime giren ani bir sancıyla, göğüsüm de olan elimi daha çok sıkıp boşta ki elimi sedyenin nevresimine geçirdim.
"Ahh!" Haykırışlarım bütün hastane koridorlarında yankılanıyordu.
Boynumu yukarıya doğru kaldırıp,ses tellerim yırtılacak kadar haykırıyordum.
Bir kalp ağrısı içinmiydi bu haykırışlarım?
Yoksa içimde verdiğim savaş içinmi?
"Hazır mı?" Kulağıma ses ilişiyordu.
Ama o sesi haykırışlarım,etkisiz hale getiriyordu.
Kolum da hissettiğim hafif bir acıyla kasılan vücudum,git gide kendini bırakıyordu.
Gene ne olduğunu bilmeyerek gözlerimi sonsuzluğa kapatmıştım...
2 gün sonra;
Bahçede oturmuş güzelce kahvemi yudumlarken kapım çalınmaya başladı.
"Kim ki bu saate?" Diye mırıldanıp elim de ki fincanı,masa'nın üzerine bırakıp yerimden doğruldum.
Hastaneden çıkalı 2 gün olmasına rağmen hala başımda sersemlik ve kalbim de ara ara sancılar oluyordu.
Kapıyı açtığım da,adamlarımdan biri elin de tuttuğu beyaz gül buketini bana uzattı.
"Hanımım sizeymiş." Diyince,kaşlarım çatıldı.
"Allah Allah." Diyerek uzattığı beyaz gül buketini aldım.
"Neyse tamam." Diyip kapıyı kaptım,gözlerim buketi inceliyordu.
Şu bir kaç gündür beyaz gül buketi çok geliyordu.
Elim de ki buketle bahçeye çıkıp, koltuğa geçtim.
Buketi dikkatli incelemeye başladığım da,küçük bir zarf gördüm.
Kaşlarımı yukarı kaldırıp, çiçeklerin arasına sıkıştırılmış zarfı alıp buketi masaya bıraktım.
"Kim olabilir ki?" Diye bir yandan zarfı açmaya çalışıyordum,diğer yandan kendi kendime mırıldanıyordum.
Zarfı açtığım da, gözlerim yazıya odaklandı.
"En az bir beyaz gül kadar zarif ve güzel kokulusun..."
Geçmiş olsun hediyem.
Yukarı da olan kaşlarım,artık çatılmış bir haldeydi.Elim de ki mektubun arka kısmını çevirip incelemeye başladım,ancak;ne isim vardı ne de gönderen kişi hakkın da bir bilgi.
Mektubu yanım da ki koltuğa fırlatıp, hızlıca ayağı kalktığım için başım da oluşan hafif bir dönmeyle afalladım.
Kafamı sağa sola sallayıp, gözlerimi kırpıştırdım.
Masa da duran telefonuma uzanıp, Kerem'in numarası tıklayıp kulağıma götürdüm.
Kısa bir süre sonra telefon açıldı;
{Kerem}:Bir şey mi oldu?
"Eve gene beyaz gül buketi geldi.
{Kerem}:Kimden? Diye sorunca yüzüm gerildi.
"Bilsem seni mi ararım!?" Diye bağırdım.
"Bir zarf çıktı içinden,ama gönderen kişi hakkın da hiç bir bilgi yok."
{Kerem}:Tamam ben geliyorum.
Diyince yüzüne kapattım,"Kovmama az kaldı bunu." Diyerek,kendi kendime söylenmeye başladım.
Gözlerim masa'nın üzerinde ki bukete kaydığın da gözlerimin önüne, çocukluğum geçti.
Nerdeyse her gün gördüğüm, çocukluğum ve ellin de tuttuğu solmuş beyaz gül.
Tekrardan kapım çalınmaya başladı,"Kerem'e şu eve hizmetli ayarla dedim ama beyefendi daha kendi işini yapamıyor." Söylene söylene kapıyı açtığım da,karşım da Karun Bey ve Emre'yi görmemle duraksadım.
"Siz?" Diye sordum,şaşkın bir sesle.
"İçeriye almayacak mısın?" Karun Bey gözleriyle içeriyi gösterirken,ben hortlak görmüş gibi ona bakıyordum.
"Tabi buyrun." Kapıyı sonuna kadar açıp,içeri girmelerine izin vermiştim.
Emre ve Karun Bey,salona doğru ilerlerken ben sadece kapı da dikiliyordum.
"Gece." Emre eliyle gel işareti yapınca,kendimi sirkeleyip peşlerinden salona doğru ilerledim.
"Buyrun oturun." Karun Bey'e bakarak,elimle koltukları işaret ettim.
Karun Bey,tekli koltuğa geçip oturunca Emre ve bende hemen karşısında ki koltuğa oturduk.
"Buyrun." Dedim.
Karun Bey çeketini düzelterek dudaklarını araladı,"Nasılsın?" Diye sordu.
Ama sesi bir o kadar da titrek geliyordu,gözlerin de ki buğultu onun etkisi dışındaydı.
"İyiyim." Düz bir sesle,
"Emre olanları anlattı." Diye girdi konuya.
"Murat ve ışıl fazla ileri gitmiş." Diye devam ettiğin de, kaşlarımı kaldırdım.
"Konumuz Murat ve Işıl mı?" Diye sordum.
Karun Bey derin bir nefes alıp verdi,-"Tabii ki hayır Gec-" diyecekken sert bir şekilde yutkundu.
Dudaklarını birbirine bastırıp,gözlerini yere doğru kaydırdı.
"Melek." Diye fısıldayınca,kalbim de bir acı hissettim.
"Özür dilerim." Dedi,gözleri bende değildi belki de benim öldüğüme inandığını için kendine kızıyordu.
Gövdemi dikleştirip omuz silktim,
"Ne için?" Diye sordum,tek kaşımı kaldırıp.
Karun Bey bakışlarını yerden çekip,gözlerime odakladı.
Gözlerin de ki; çaresizliği en iyi ben hissederdim.
Çünkü ben yıllarca çaresizliğin kitabını yazmıştım.
Gözlerinde ki; boşluğu en iyi ben hissederdim.
Çünkü benim gözlerim yıllarca boş bakmıştı.
"Herşey için." Biri bana ilk defa içinden gelerek yalansız ve dolansız bir şekilde özür dilemişti.
Pişmanlık yatıyordu o özürün altın da...
Deli gibi yüreğini yakan bir vicdan azabı yatıyordu...
"Öldüğüne inanıp seni aramaktan hemen vazgeçtiğim için." Diye devam etti.
"Bunca yıl yaşadığın her şey için..."
"Seni ilk gördüğüm an,peşine düşmediğim için..."
Her cümlesi ruhundan bir parçasını koparıyordu.
Ayaklanıp yanıma doğru geldi,dizlerini yere koyup boynunu bana doğru kaldırdığın da, gözlerim kocaman açılmıştı.
"Melek..."
"Sen benim kızımsın..."
"Sen dünyalar güzeli karımdan bir parçasın..."
Gözleri yüzümde geziniyordu,
"Sen karımın en güzel yerlerini alıp,ruhunu benden alan bir parçasın..."
Sol gözünden akan yaşa kaydı gözlerim.
"İzin ver M-melek..." Sesi titriyordu.
"İzin ver sana,yapamadığım babalığı yapayım." Dediğin de,çenem titremeye başladı.
O önüm de diz çöküp, hayatıma girmek için izin istiyordu.
Babalık benden uzak bir kavramdı,sahi ya babalık neydi?
Gözlerimi Karun Bey'den ayırmadan sadece bakıyordum.
Fiziksel olarak temkimem vardı,ama ben duygularımı çok güzel saklardım.
"Bir şey demeyecek misin?" Diye sordu, sesinde ki endişeyi çok iyi hissediyordum.
Boynumu yukarı kaldırıp,gözlerimi tavana dikip alt dudağımı ısırdım.
"Melek." Diyordu.
Benim gerçek adım;öz ailemin koyduğu o ad Melek'ti.
"Ben Melek değilim!" Ani bir sinirle bağırarak oturduğum yerden kalktım.
"Ben kimsenin hiç bir şeyi değilim!" Diye bağırdım.
Parmak uçlarıma kadar hissettiğim sinir beni zorluyordu.
"Ben sadece insanım." Yükselen sesim,artık fısıldamaya başlamıştı.
"Lütfen çıkın evimden." Kolumu dış kapıya doğru kaldırıp,evimden çıkmaları için kapıyı gösteriyordum.
Karun Bey derin nefes aldı,
Tek bir kelime yoktu;hata tam tersine hak veriyordu bana.
Karun Bey dizlerinin üzerlerinden doğrulup ayağı kalktı.
Gözleri hala bendeydi,
Sen Meleksin der gibi bakıyordu.
"Dayı hadi." Emre Karun Bey'in kolunu tuttu.
"Ne zaman izin verirsen...tek bir nefesin bile yeterli." Diyip, arkasını dönerek Emrey'le beraber evden çıktılar.
En acı veren şey nedir? Ben söyleyeyim; yaşadığın hayatın ve o hayatta çektiğin her kahrın birer yalan olduğunu öğrenmek.
------------
Kerem'i beklemeden evden çıkıp, hastane'nin yolunu tutmuştum.
Yaşadığım her şeyin tek sorumlusu vardı,
O da Osman Kurçay'dı.
Bugün onu,onun gibi kalleşçe öldürecektim.
Hastane'nin önüne vardığım da, araçtan çıkıp, hastaneye giriş yaptım.
"Osman Kurçay'ın odası?" Diye sordum karşı da,duran sekreter kıza.
Kız gülümseyerek,"Ziyaretçi alamıyoruz maalesef." Dediğin de,tek kaşımı kaldırıp iki elimi masanın üzerine vurdum.
"Eminmisin?" İğneliyici bir sesle,onu emin olup olmadığını soruyordum.
Kız titreyen elini kaldırıp, baş parmağıyla koridorun sonun da ki odayı işaret edince,ellerimi masadan çekip hızlı adımlarla, koridorunun sonun da ki odaya ilerledim.
Hızlı bir şekilde kapıyı açtığım da,oda da kimse yoktu.
"Siktir." Diyerek geçirdim içimden.
Bu adam yoğun bakımdaydı,bi an da nasıl kaybolmuş olabilirdi?
Geri sekreter kızın yanına ilerledim.
"Nerde!?" Diye bağırdım.
"Osman Kurçay nerde!?"
Kız,"B-bilmiyorum." Diyince, yüzümü yüzüne doğru eğdim.
"Benim kim olduğumu biliyor musun?" Diye sordum,kısık bir sesle.
Kız kafasını aşağı yukarı sallayıp,-"Biliyorum." Diyince,labali bir gülüş attım.
"Çok güzel...o zaman bana yalan söyleyemiceğini de biliyorsundur?"
Kız dudaklarını birbirine bastırdı,"Gitti." Diyince kaşlarım çatıldı.
"Nereye!?" Diye baskıladım.
"B-bilmiyorum yemin ederim ki bilmiyorum." Ağlamaya başlayınca derin nefes alıp verdim.
Kendimi dik hale getirdim,"Bana doğruyu söyle!" Üzerin de baskı uyguluyordum.
"İki adam gelip götürdüler,kim olduklarını bilmiyorum yüzlerini görmedim." Korkunun verdiği o şeyle,kız hızlı hızlı anlatıyordu.
Tam lafını dinlemeden, hastane'nin bahçesine çıktım.
"Umarım düşündüğüm şey değildir?" Kapı da duran arabama doğru ilerleyip bir yan da,aklım da olanın olmaması için dua ediyordum.
Araca geçip yola çıktığım da, telefonum çalmaya başladı.
Arayan Kerem'di.
"Nerdesin sen Kerem!" Sesim fazla gergin çıkıyordu.
"İşim uzadı." Diyince,kahkaha attıp kafamı sağa sola salladım.
"Hayır olsun,Ağamız ne işi bu böyle?" Derin nefes alıp verdim.
"Eve geçince konuşucaz,Kerem!" Diyip yüzüne kapattım.
"Kim götürmüş olabilir." Diyerek bir yan da kendi kendime sorular soruyordum.
Hızlı bir süratle, bahçeye giriş yaptığım da Kerem; tedirgin gözlerle bana bakmaya başladı.
Arabayı park etmeden,tam ortada stop ettirip araçtan inip bakışlarımı adamlara çevirdim.
"Park edin şu araçı!" Evin kapısına doğru ilerleyip Kerem'e baktım.
"İçeriye gel!" Diyerek Emir verince, Kerem önünü ilikleyip yanıma doğru koşmaya başladı.
İçeriye girip salona geçtim.
"Kahve yapıp bahçeye gel." Ses tonum,sert çıkıyordu.
Bahçeye geçip koltuklardan birine geçip,oturup masa da duran sigarama uzandım.
Kerem elin de kahve fincanıyla yanıma gelip, fincanı masaya bırakıp karşımda ki koltuğa oturdu.
Kahvemden bir yudum alıp, sigaramın dumanını ciğerlerime kadar çektikten sonra; Kerem'e yandan bir bakış atıp, dudaklarımı araladım.
"Ne işin vardı?Kerem!" İmalı bir sesle,
"Kişisel." Diyince, kahkaha attım.
"Kişisel mi?" Yüzüm Kerem'e tam dönük bir haldeydi,
Kendimi geriye yaslayıp,kolarımı göğüsümün ortasında birleştirdim.
"Sen beni salak mı zannediyorsun?"
Kerem,"Estağfurullah.
Boynumu arkaya doğru verdim,
"Kerem,sen ne karıştırıyorsun?" Diye sordum.
"Karıştırmıyorum bir şey." Dedi.
Belliydi,bir şeyler döndüğü yalan söylediği için kelimeleri bile birbirine karıştırıp,cümle kuramıyordu.
Boynumu geri kaldırdım,"Peki." Diyiverdim.
Ben bu işin peşine düşecektim, Kerem gene benden bir şey saklıyordu.
"Buket hakkın da bir şey buldun mu?" Diye sordu,konuyu dağıtmak için.
Masa da duran fincana uzanıp, dudaklarımın arasına yerleştirdim.
Bir yudum aldıktan sonra,boynumu hafif yukarı kaldırıp,havayı ciğerlerime kadar çektikten sonra verdim.
"Her şeyi ben yapacaksam,sen neden benim sağ kolumsun?" Dedim.
Kerem,"Haklısın." Dedi.
"Hizmetli işini ne yaptın?" Diye sordum.
Kerem,"Ayarlayacağım bugün."
Dudağımı büzüp,kafamı aşağı yukarı salladım."Hımm...peki." Dedim.
Kerem'in telefonu çalmaya başlayıncaya, dikkatimi Kerem'e verdim.
Kerem hızlı ve panik bir şekilde arayan kişiyi meşgule attıp,ayaklanıp çeketinin önünü ilikledi.
"Müsadenle,ev için hizmetli arayamaya başlayacağım."
Sesimi çıkartmadan, pakete uzanıp tekrardan bir sigara yaktım.
Kerem bahçeden ayrıldığın da,çektiğim dumanı sigaramın ucuna üfleyip bakışlarımı masa da duran bukete diktim.
"Her şeyi biliyorsun Kerem." Diye mırıldandım.
"Hem de her şeyi..."
Kerem Öztürk;
Öğrendiğim gerçekle şaşkın gözlerle Mertle Ozan'a bakıyordum.
"Yani gece senin ilkokul aşkınmıydı?" Diye sordum,hala öğrendiğim gerçeğim şokundayım.
Ozan kafasını aşağı yukarı salladı,"Evet."
Gözlerim Mert'e doğru kaydı,elini pantolonun cebine sıkıştırmış diğer eliyle sigarasını içine çekiyordu.
"Geceye gelen güller?" Diye soru yönelttim.
"Mert'i." Kısa ve net cevap verdi,Ozan.
"Geceye bunu söylememiz lazım." Diyince Mert elin de ki sigarasını yere atıp,ayağıyla yer de ki izmariti ezip son dumanını havaya üfleyip;bakışlarını bana çevirdi.
"Söylemeyeceksin!" Sesin de ki,sertlik ve soğukluk insanın tüylerini diken diken ederdi.
Bu lavuk buzdu,
"Öğrenirse ve benim de bildiğimi bilirse,öldürür beni!" Diyerek yükseldim.
Omuz da hissetiğim elle kafamı sağ omzuma doğru çevirdim.
"Fazla mı karı kılıksın?" Cenk tek kaşını kaldırmış,dudakların da alaycı bir gülümseme oluşturmuştu.
"Korkma." Dedi, Ozan.
Kendimi öne verip,cenkin elinden kurtulup bakışlarımı Mert'e cevirdim.
"Nasıl bu kadar Eminsin?" Diye sordum.
"Eminim, çünkü ona aşık olduğum o çocukluğunu gördüm."
Olayları hala anlamaya çalışıyordum.
"Sapsarı saçları...kısa ve dağınık,yüzün de ki sertlik ve zariflik;oydu benim on beş yıl beklediğim kadındı."
Kaşlarım yukarı kalktı,"İyi de Gece sarışın değil ki?" İşler garip hale geliyordu.
Ozan,"Olay da bu zaten." Diyip,çeketinin içinden çıkartığı sigara paketinden bir dal alıp,dudaklarına yerleştirip yaktı.
"Osman büyük ihtimalle kız tanınmasın diye,saçlarını da değiştirmiş."
Ağzımdan,"Ha" diye bir kelime çıkmıştı.
"Şöyle açıklayım." Ozan tam karşıma geçti.
"Gece gerçek annesi Alev kılıç'a çok benziyor." Çektiği dumanı havaya üfledi.
"Osman da,bu planı yaptığın da Karun Kılıç'ın peşine düşeceğini bildiği için...Gece'nin gerçek kimliğini gizleyerek farklı bir kimlik oluşturdu." Her duyduğum beynimi mahvediyordu.
"Dış görünüşü gibi yeni bir tarz ve kimlik." Diyerek devam etti.
Aklım Gece'ye kaydı,
Aslın da Gece hiç kendi kimliği olamamıştı.
Gece bile kim olduğunu bilmiyordu belki de...
Gece sürekli farklı biri oldu.
Sahi Gece gerçekte nasıl biriydi?
"Sende o sesini kısıp,susacaksın!" Mert'in sesiyle,bakışlarımı ona çevirdim.
"Sonu ne olursa olsun... susacaksın."
Gözlerini kıstı,"Eğer susarsan sana,seninle ilgili gerçekleri anlatacağım." Dediğin de,kanım çekildi.
Kafamı hafif yana doğru döndürüp,-"Ne gerçeği." Diye sordum.
Mert,"Herkesin bir kayıp izi vardır,Kerem Öztürk."
Bakışlarım sertleşti.
Ne gerçeğiydi bu?
Gece Karan;
Güzel bir duş alıp,üzerime kısa gecelik bir elbise giyip saçlarımı kurulaya kurulaya salona doğru inmeye başladı.

Salona indiğimde elim de ki havluyu, koltuğa fırlatıp mutfağa geçtim.
Kendime güzel bir kahve yaptıktan sonra, bahçeye çıkıp koltuklardan birine geçtim.
Masa da duran telefonumu elime alıp saate baktığım da,saat;20;00'a geliyordu.
Bu saat ne ara bu kadar hızlı geçmişti.
Aslıyı aramak için rehbere girip, kulağıma götürdüm.
"Alo Aslı.
"Merhaba Gece Hanım."
"Nasılsın?"
"İyiyim Gece Hanım siz?"
"Bende iyiyim,işler yolun da mı yarın geleceğim zaten."
"Yolun da Gece Hanım."
"Tamam teşekkürler." Diyerek telefonu kapatıp, yanıma bıraktım.
İki elimle fincanı kavrayıp, dudaklarımın arasına yerleştirdim.
Aklım bir kaç gündür yaşanan olaylar geldi,Karun Bey'in kızı olduğumu öğrenmesi, Işıl ve Murat'ın bana lafları, evime gelen beyaz gül buketi,avcuma konulan beyaz gül.
Karun Bey'in bana yalvarışı...
Kerem'in benden sakladığı yalanlar,
Her şey karmakarışık haldeydi.
Gözlerimi gökyüzüne çevirdim.
"Her gün bir kayıp iz mi?" Diye sordum.
"Her gün bir acı mı?" Diye devam ettirdim.
Derin nefes aldım,
Telefonuma gelen çağrıyla bakışlarımı, telefona çevirdim.
Gelen çağrı,Osman Kurçay'dı.
Yüzüm gerilmeye başlamıştı,onun adı bile beni delirtmeye yetiyordu.
Telefona uzanıp kulağıma koydum.
"Merhaba üvey kızım."
Yüzüm buruştu;
"Ne var!?"
Gülüyordu,
"Daha fazla gerçek istiyorsan...öhm öhm." Öksürmeye başladı.
"Atacağım yere gel,tek başına!"
Tam dudaklarımı aralayacağım an,dıt dıt... telefon kapanmıştı.
Saniyesinde konum bildirimi gelmişti.
Bahçeden içeriye girip odama çıktım.
Üzerime siyah bol bir kazak geçirip,altım için dar siyah tayt giydim.
Saçlarımı sıkı sıkı at kuyruğu yapıp masa da duran çantamı açıp,içine silahımı koyarak. Odadan çıktım.
Hızlı adımlarla evden ayrılıp,arabaya geçtim.
Telefonu açıp,Osman'ın atığı konuma göz attım.
Konum bir evi gösteriyordu.
Konumu başlattıp yola çıktım,konum da on beş dakika gösteriyordu ulaşım.
Sağ ve sol yollara gire gire nihayet, konuma ulaştığım da, aracı kapattıp indim.
Gözlerim evde gezindiğin de,yıkık dökük eski bir evdi.
Kapıya doğru ilerleyip,elimi yumruk yapıp tahta kapıya götürdüğüm de kapı dokunmamla açılmıştı.
Küçük adımlarla içeriye girdim, kocaman bir koridor vardı.
Her yer pis ve kanlar içindeydi.
Kan kokusu bütün evi sarmıştı,
Koridorun sonun da ki odaya doğru ilerleyip,kapının eşiğinde duraksadım.
Kalbim de oluşan bir his vardı,
Boynumu odaya doğru uzattığım da,gözlerim kocaman açıldı.
Kanım çekildi,
Tüyler diken diken oldu,
Gözlerim etrafta her geziğin de,sert bir şekil de yutkundum.
Gördüklerim karşısında,midem bulanmaya başladı.
Her zerresi beni ürkütmeye yetmişti,
Adımlarımı odaya atıp,burnuma gelen pis kokular ve kulağıma gelen uğultular.
Bana şunu diyordu,
Hazır ol Gece...oyun yeni başlıyor!.
Son...
*Sizce Mert Kerem'e ne gerçeğinden bahsedecek?
*Gece öğrenecek mi gülleri Mert'in gönderdiğini?
*Gece o evde ne görmüş olabilir?
Evett bu bölümün de sonuna gelddikk.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.
Hoşçakal'ın👋🏻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.75k Okunma |
6.3k Oy |
0 Takip |
34 Bölümlü Kitap |