29. Bölüm

25.Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

 

Evett merhabalarr👋🏻

 

Nasılsınız??

 

Kayıp izler 2K okunma aldı okuyan herkese teşekkür ederim iyi ki varsınız💕

 

•İnstagram:steelfable

 

•Wattpad:Kayıp İzler

 

•Tiktok:yazarsteelfable

 

•wp kanal linki açılmıştır,kayıp izler hakkın da gerekli açıklamaları ve alıntıları orada paylaşıyorum.

 

Instagram üzerinden linke ulaşabilirsiniz...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kayıp İzler

25.Bölüm;

Kerem dünden beri etrafta yoktu ve bugün de kapıya bırakılan cesetle aklıma gelen tek kişi,benim sağ kolum;Kerem öztürk'tü.

Gözlerim boyundan aşağısına kaydığın da, üzeri çıplaktı karnına atılan kanlı imza;

Osman Kurçay'a ait bir imzaydı!

Kaşlarımı çatıp ellerimi sıkmaya başladım,

Bizim buralarda kanlı imza, savaşı simgeler kan ölümdür;eğer bir leşin üzerin de kanlı imza varsa o da cehennemi ve kıymeti işaret eder.

Ondan akan kanın intikamını benim sağ kolum Kerem Öztürk'ten çıkartmıştı,

Asıl şimdi;şeytanı kafesinden çıkartmıştı.

Gözlerim tekrardan Kerem'in yüzüne kaydığın da sertçe yutkundum,bu cehennem de her günahsız bir şeytanın bedelini öderdi.

Kerem de benim bedelimi üstlenmiş ve onu ödeyip bu hâle gelmişti.

Dudaklarımı araladım,"Kanın yerde kalmayacak Öztürk." Diyerek mırıldandım.

Kerem beni tek koşulsuz şartsız kabul eden tek insandı; yaptığım onca şeye rağmen bir kere bile benden gitmeyen tek kişiydi.

Ama şimdi ondan geriye kalan bir çöp gibi kapıya atılan ceseti oldu,benim günahımın bedelini günahsız Kerem ödemişti.

Boynumu gökyüzüne doğru kaldırdım,alt dudağımı ısırıp sağa sola salladım kafamı.

"Affet beni Kerem." Diye fısıldadım kendi kendime,gözlerimi sıkıca yumup derin bir nefes verdim.

Benim yüzümden gelmişti bu hâle; onun asıl katili bendim.

"Hanımım." Diyerek yanıma gelen korumayla, bakışlarımı karşım da dikilen adama çevirdim.

"Napalım?" Diye sordu,

"Hastaneye götürün." Diyerek iki elimi yere koyup ayaklandım,"Diğerlerine de söyle otuz adam benimle gelsin!" Diye emir verdiğim de,adam önünü ilikleyip boynunu öne doğru eğip yanımdan ayrıldı.

Ayağımın dibin de yatan Kerem'e son bir bakış attım,ardından bakışlarımı karşımda duran otuz adama çevirdiğim de önlerini iliklemiş boyunları dik bir şekilde beni bekliyorlardı.

"Bugün kan dökülecek!" Diye bağırdım.

Gözlerim her birinin üzerinde geziniyordu,"Bugün bu gece,Kerem Öztürk'ün kanının intikamını alacağız!" Dedim.

"Madem kansa kan...savaşsa savaş dendi;o zaman biz de bu döngüye uyuyacağız!" Ellerimi arkama koyup önlerin de ileriye geriye doğru yürüyordum.

"Herkes hazır olsun, bugün ya bizden ölen olacak ya da karşı taraftan."

Bizim buralarda genellikle böyledir,her zaman hem kendinden hem de karşı taraftan leş verirsin.

"Hazır mısınız!?" Diye sordum,

Hepsi bir ağızdan,"Hazırız Hanımım!" Diye bağırdıkların da gülümsedim.

"Çok güzel."

Yanıma gelen adam,"Hanımım Emre Bey'e haber verdik geliyor." Dediğin de kafamı aşağı yukarı salladım.

"Kanınız Karan topraklarına helal mi?" Diye sordum.

Bu topraklar için kan dökülecekse,kanın döküleceği günahsız insanlardan helallik alırdım hep ben.

Hepsi bir ağızdan,"Helâl." Diye bağırdılar.

Gözlerim otuz adamın sonun da duran korumaya kaydığın da,boynunu bükmüş yere bakıyordu.

"Hâyır olsun?" Diye sordum tek kaşımı kaldırıp.

Adam benim sesimle afalayıp boynunu dikleştirdi;"B-bir şey yok hanımım." Dediğin de,dilimi damağıma değdirip.

"Cık...cık...cık."Diyerek kafamı sağa sola salladım.

"Söyle bakalım." Diyince adamın gözleri dolmuştu,gözlerinden akan yaşlar beni gererken sakin kalmaya çalışıyordum.

Ağlayan insan sevmezdim,gördüğüm an da sinirlenir bağırıp çağırırdım.

"Hanımım benim bi yeni doğmuş kızım var..." Dediğin de,neden böyle olduğunu anlamıştım.

Elimi kaldırdım,"Haydi git evine." Dediğim de adamın kaşları yukarı doğru kalktı.

"Anlamadım Hanımım?" Diye sorunca derin bir nefes verdim.

"3 saniyen var gitmen için,git kızının yanın da ol." Dediğim de adamın yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.

"Hanımım verin elinizi öpeyim." Diyince elimi geriye çektim.

"Lüzumu yok haydi." Dediğim de koşa koşa yanımızdan ayrıldı,"Sizler hazır mısınız?" Diye sordum.

Hep bir ağızdan gelen,"Hazırız." Sesiyle gözlerim arka da gelen binlerce araca kaydı.

Araçlar bütün konağın yolunu sarmıştı,önde ki aracın kapısı açıldığın da Emre ve Murat inmişti.

Muratı görmemle tek kaşım yukarı kalktı,"Ne iş?" Diye sordum kafamla Murat'ı göstererek.

Emre gülümseyerek;"Kuzenini yalnız bırakmak istemedi." Diyince gülümsedim.

"Allah Allah." Dediğim de Murat,omuz silkti.

"Evet Gece ne yapıyoruz şimdi?" Diye sordu Emre.

"Kural basit;mesajına karşılık vereceğiz adamlar hazır mı?" Diye sordum.

"Hazır neredeyse kırk adam var." Diyince gülümsedim.

"Çok iyi hazırsak başlayalım mı?" Diye sordum.

"Gece." Diyerek yanıma yanaştı Murat,"beni affedebilir misin?" Diye sorunca afallamış bir şekilde ona baktım.

"Madem savaşın ortasına gidiyoruz en azından küs olmayalım...ben sana haksızlık ettim." Diyip iç çekti,bakışlarıyla Emre'yi işaret edip dudaklarını araladı."Emre anlattı bana her şeyi, o an anladım ki bizim yaşadığımız bu hayatı sen hiç bilmemişsin be Gece." Dediğin de gözlerimi başka yere çevirdim.

"Sen hiç yaşamamışsın biz hayatı bilirken sen daha kim olduğunu bilememişsin." Diyince sertçe yutkundum.

"Affet beni Gece." Dedi buruk sesle,Murat.

"Affet de bitsin be...bu vicdan." Dediğin de yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.

"Affetmek Allah'a mahsustur Murat." Diyerek gövde mi, Emre'ye çevirdim.

"Çıkalım mı artık?" Diye sorduğum da Emre kafasını aşağı yukarı sallayıp,elini yukarı kaldırıp araçlara geçmek için işaret verince herkes araçlara geçmeye başladı.

Murat,Ben ve Emre aynı araba da gidecektik; yetmiş araç yola koyulduk, gideceğimiz yer Kurçay konağıydı.

Kısa bir süre sonra konağa verip araçtan indik,"Açın kapıyı!" Diyerek kapı da ki korumalara talimat verdim.

"Açamayız efendim." Diyince belime sıkıştırdığım,silahımı çıkarttıp tetiği çekerek kapı da korumaya doğrulttum.

"Aç dedim sana!" Diyerek emir verdim tekrardan.

"Açamam efendim." Diye tekrarladığın da,"peki" diyerek kalbine nişan alıp ateş etmemle dengesi savrulup yere düşmüştü.

Yanda ki koruma da yerdeydi;"Ben halletim." Dedi Murat arkamdan, umursamadan kapıyı açıp bahçeye girdim.

"Osman!" Diye haykırdım,

Sesim bütün konağı sarmıştı,saniyesin de açılan evin kapısıyla Sevda ve Osman bana doğru ilerlediler.

"Ooo...hoşgeldin Karan,mesajımı almışsın." Dediğin de gülümsedim,"aldım Kurçay." Dedim.

Yetmiş adam her yeri sararken osman sevda'ya kafasıyla içeriye girmesi için işaret verince, Sevda korku dolu gözlerle içeriye geçip kapıyı kapattı.

"Kan istiyorsun değil?" Diye sordu,

Arkadan gelen silah sesiyle, kafamı hafifçe arkaya doğru çevirdim adamlarımdan biri vurulmuştu.

Bacağımın yanından geçen mermiyle bakışlarım tekrardan Osman'ı buldu, savaşı başlatmıştı.

Herkes bir yana dağılıp kendilerine sığınak bulmuştu.

Kendimi hafif öne eğip,arkası dönük olan adamı sırtından vurmamla yere yığıldı.

Gözlerim Osman'ı arıyordu; "Gece." Diye gelen sesle,çaprazımdan gelen mermiyle duvarın arkasına saklandım.

Dinlenmesine fırsat vermeden,sıktığım kurşun ağaca saplanmıştı.

"Çık ortaya Kurçay!" Diye bağırdım.

Konakta Mardin'in sert rüzgârın sesi değil artık silah sesi duyuluyordu.

Yavaş adımlarla meydana çıktım,"Karşındayım." Diyerek meydan da dururken,Osman Kurçay yavaş adımlarla yanıma geldi.

Silahın namlusu benim üzerimdeyken benim silahımın namlusu yere bakıyordu.

"Pes mi ediyorsun Karan!?" Diye sordu alaycı bir sesle,Osman Kurçay.

Gülümsedim,

"Bir..." Dedim.

Osman ne olduğunu anlamaya çalışırken dudaklarımı araladım.

"İki..." Diye tekrarladım.

Osman etrafa bakınırken,"Ve üç..." Dememle her yer de bombalar patlamaya başladı.

Osman bombanın etkisiyle yere düşerken,patlayan bombalar bütün konağı aleve vermişti.

Yavaş adımlarla yer de yatan Osman'a doğru ilerledim.

"Sen şeytanı kafesinden çıkarttıp...kendi cehennemini yaratması için fırsat verdin Kurçay." Diyerek çıkan ateşlere bakmaya başladım.

"Şimdi de o şeytan kendi cehenneminin ateşin de...seni kül edecek." Diyerek ayağımı bel çukuruna değdirip ittirmeye başladım.

"Sen benden cenneti çaldın...bende seni cehenneme hapsediyorum." Diyerek attığım tekmeyle Osman Kurçay'ın hareketsiz bedeni,alevlerin arasındaydı.

"Elveda Kurçay." Diyerek gövdemi karşıya çevirip yürümeye başladım.

"Gece!" Diye gelen bağırış sesi,Emreye aitti.

"Gece nerdesin!?" Diye bağırıyordu.

Konağın kapısın'a doğru ilerlediğim de,Emre rahatlamış bir nefes verip elini kalbine götürdü.

"Osman?" Diye sordu,bir yanda da etrafına bakınıyordu.

"Benim için yarattığı cehennem de yanıyor şuan." Dediğim de Emre kaskatı kesildi.

"Yanıyor mu?" Diye sordu,

Gülümsedim,"cayır cayır hem de." Dediğim de, Emre'nin dudakları yana doğru kıvrıldı.

"İşim bitti gidebiliriz." Diyerek konağın çıkışına doğru ilerleyip gövdemi konağa doğru çevirdim.

Konak tamamen alevlerin içinde kalırken,kendimi dikleştirip önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına koydum.

Konağın çatısından aşağı süzülen postere kaydı gözüm.

Poster de yazan;

"Gece Karan..." Yazıyordu,

Bu posteri gören herkes benim olduğumu anlayacaktı;amacım da buydu,her günahın bir cehennem azabı vardı.

Murat sağıma Emre ise sol tarafıma geçip,konağın alevler içinde kalışını izliyorlardı hayranlıkla.

Bu savaş burada bitmeyecekti belki...ama umrum da değildi,ben her zaman savaşa hazırdım.

Ama bu sefer tek değildim bu sefer...öz ailemle birlikte bu savaşta olacaktım.

Sırtımı konağa çevirip arabaya doğru ilerlemeye başladım,araca geçip yola çıktığımız da hiç birimizden ses çıkmıyordu.

Konağa vardığımızda araçtan inip,eve doğru ilerlerken arkamdan gelen sesle duraksadım.

"Hanımım!." Korumalardan biri bana doğru gelirken gövdemi ona doğru çevirdim.

"Hanımım o ceset." Dediğin de tek kaşım yukarı kalktı.

"O ceset... Kerem'e ait değil." Diyince kaşlarım çatıldı,"Ne diyorsun sen!" Diye bağırdım.

Kafasını sağa sola salladı,"Hastanede ki adamlardan biri söyledi." Dedi Koruma.

"Osman bize oyun oynamış." Dedi Emre,

"Orospu çocuğu doymuyor!" Diye söylendi Murat,

"Peki o adam Kerem değilse...Kerem nerde?" Diye soru yönelttim.

Osman Kurçay tam bi oyunbozandı;hiç bir zaman plandığın hamleyi yapmazdı,seni ters köşe eder ardından başka darbeyle gelirdi.

Bana da bunu yapmıştı ancak; yanarak ölmeyi hesaba katmamıştı.

"Gece." Murat'ın bana seslenişiyle birlikte gözlerimi ona çevirdim,"Yarına kadar bu olayı,bütün bölge liderleri duyacak o zaman da isyan çıkacak." Dediğin de gülümseyip, kollarımı göğüsümün ortasında birleştirdim.

"Hoydi meydan!" Diyerek omuzdan aşağı sallanan saçlarımı geriye attım.

Hiç bir şey'e eyvallahı olmayan bir kızdım;her zaman tetikte ve güçlüydüm,bir oyun veya ki bir isyan olacaksa her zaman benim kontörlüm de ilerlerdi sadece bunu kimse bilmezdi.

"Kerem nerede?" Diye sordu Emre net bir sesle,

Asıl olay o cesetin Kerem'e ait olmamasıydı, bir boklar dönüyordu; o alçak Kerem'i nereye saklamış olabilirdi.?

"Bilmiyorum." Dedim,

"Ama öğreneceğim." Arkamı dönüp elimi yukarı kaldırıp, bütün adamlarımı başıma toplamıştım.

"Dip köşe her yerde, Kerem'in izini sürün gerekirse bütün Mardin'i yakın ama onu bana getirin!" Diyerek emir verdim.

"Şimdi dağılın!" Dediğim an da hepsi birlikte konağı terk ediyordu,geri gövdemi evin kapısına çevirip normal adımlarla yürümeye başladım.

Cebimden çıkartığım anahtarımla kapıyı açıp içeriye girdiğim de,Murat ve Emre de peşimden gelip kapıyı kapatmışlardı.

"Aç mısınız?" Diye sordum,

İkisi bir ağızdan,"Evet!" Diye bağırdıkların da gülümsedim.

"Mutfak orada." Kafamla mutfağın yerini gösterince,ikisi birlikte şaşkın gözlerle bana baktılar.

"Aynı yengem." Dedi Emre,

Bunu derken ses tonu fazlasıyla düşük çıkmıştı; gözlerimi yere çevirdim.

"Bilmiyor demi hâlâ?" Diye sordum,

"Bilmiyorum ama şüphe ediyor." Diyince Emre,bakışlarım hızlı bir şekilde Emre'yi buldu.

Tek kaşımı kaldırıp,"Nasıl?" Diye sordum.

"Bizde tam bilmiyoruz,ama kesin bir yerden duydu." Dediğin de istemsizce içime bir hüzün girmişti.

"Gece artık söyleyelim." Dedi Murat,

"Bak emin ol o da en az senin kadar,acı çekiyor." Diye ekleyince,boğazıma bir yumruk oturdu.

"Neyden kaçıyorsun?" Dedi Emre,

Omuzlarımı kaldırıp indirdim,"Hiç bir şeyden." Diyince,Emre dilini damağına değdirip;"Cık,Cık,Cık." Diyerek kafasını sağa sola salladı.

"Sen gerçeklerden kaçıyorsun...sahii söylesene Gece? Hiç oturup düşündün mü bu gerçekleri?" Diye sordu.

Düşünmedim,düşünemedim kaçtım...neyden kaçtım bilmiyorum ama bunlar yüzleşmek bana ağır geldiği için kaçmayı tercih ettim.

"Nereye kadar saklayacağız?." Murat,

"İzin ver sana aile olalım...Melek." Diye eklediğin de,gözlerim de değişik bir buğlanma oluşmuştu.

Benim gözlerim ilk defa buğlanmıştı,

Bu garipti!? Çünkü benim gözümden hiç bir zaman yaş veya buğlanma olmazdı.

"Haklı değiller mi?" İç sesim devreye girdi,

"Artık nereye kadar kaçacaksın?"

"Söylesene kimliksiz...sen nereye aitsin?" Diye sordu iç sesim bana.

"Bilmiyorum." Diye fısıldadım,

"Bilemezsin tabii... çünkü sen hep kaçtın kimliğini vâr etmek istemedin."

"Sen kendi kimliğin var sanıyorsun ama yanılıyorsun...sen halbuki bir hiçsin Gece Karan." Dediğin de iç sesim,ellerimi sıkıca yumruk yapıp alt dudağımı ısırdım.

"Sus!" Diyerek karşı çıktım iç sesime;

"Ben susayım bir başkası sussun,ama gerçek şu kii...hiç bir zaman ne gerçek peşini bırakır ne de geçmiş."

Kalbime giren ağır bir sancıyla,kendimi öne doğru büktüm.

Elimi kalbimin üzerine koyup tırnaklarımı göğüsüme geçirdim.

"Gece!" Emre endişeli bir şekil de yanıma gelip,ellerini omuzlarıma sardı.

"İyi misin?" Diye sordu,

"İ-iyim ufak bir san-" o an tekrardan saplandı yüreğime bir acı; geçmek bilmeyen bir acıydı.

Ne tarifi vardı; ne de sesi...

"Hastaneye gidelim." Diyince Murat,elimi zar zor kaldırıp,"Hayır." Diye mırıldandım.

"Tamam o zaman doktor çağıralım Gece!" Diye yükseldi sesi, Murat'ın.

Aynı hızla tekrardan giren sancıyla cevap vermeyip,dizlerimin üzerine düştüm.

"Ara hemen!" Diye bağırdı Emre.

Gerçekten bana ne oluyordu böyle? Ne yaşıyordum ben?

"Gece." Gözlerimi şömineye doğru çevirdim;

Gene çıkmıştı karşıma çocukluğum,

"Sana emanet ettiğim kalbe." Dedi dudaklarını birbirine bastırıp,

"Sahip çıkamadın." Dedi üzgün bir sesle;

"Sırası değil lütfen." Diye yalvarıyordum.

"Kaçtığın gerçekler bizi öldürüyor Gece!" Diye bağırdı.

Gözleri şömineye kaydı,"Hatırlıyor musun?" Diye sordu,

"Zamanın az suratımıza;şöminede ısıtılmış demir yemedik." Diyince gözlerim de birden o an canladı.

"Vurma onunla bana lütfen baba!" Diye bağırıyordum.

Her yerim de yanık izleri vardı; ona bu hâlim zevk verircesine beni dinlemeyip daha da ısıtıp vuruyordu.

"Ah!" Diyerek haykırıyordum,

----

İki elimi kaldırıp şakaklarıma götürdüm,"istemiyorum." Diye bağırmaya başladım.

"Hatırlamak istemiyorum!" Diye daha da sesim yükselince kalbime giren sancı şiddeti büyümüştü.

"Ah!" Diyerek alnımı yere koydum,

"Dayanamıyorum!" Diye bağırdım.

Gözlerim kapalıyken Osman'ın yanan bedenini gördüm,

Bana yaptığı gibi onun da bedeni yanık haldeydi artık;

Ardından kendimi gördüm,

Beynim bana oyun oynamaktan vazgeçmiyordu,her defasında gene yapıyordu şovunu bana.

Sinirden uyuşan beynim, artık benim kontrolüm de değildi; kendimi dik hale getirip ellerimi yere koyarak zar zor ayağı kalktım.

Şöminenin önünde gülümseyerek bakan çocukluğuma döndürdüm kafamı.

Belime sıkıştırdığım silahı çıkarttıp,tetiği çektim;

"Öleceksin!" Diye haykırdım,

"Ben zaten ölüyüm Gece." Dedi düz bir sesle,

"Hem de beni öldüren sensin." Diye fısıldadı.

"AHahhhahah." Diyerek kafamı sağa sola salladım,

"Asıl şimdi öldüren ben olacağım!"

Tak...

Sıkıca yumduğum gözlerimi açtığımda;Murat ve Emre korku dolu gözlerle bana bakıyordu.

Gözlerim şömineye kaydı,yer de kanlar içinde yatıyordu çocukluğum.

"N-ne yaptım ben!?" Diyerek elim de ki silahı yere attım.

"Onu öldürdüm." Diyerek ellerimle dudaklarımı bastırdım,

"Gece kimi öldürdün?" Emre bana soru soruyordu,

İşaret parmağımla çocukluğumu gösterdim,

"B-bak onu." Dediğim de Emre kollarımı sıkıca tuttu.

"Gece odana çıkalım hadi." Diyordu,

Kafamı sağa sola salladım,"öldü mü?" Diye sordum.

Kanlar içindeydi,

"Gece kendine gel,kimse yok orada.!" Emre beni kendine çevirip,kendime gelmem için sallıyordu.

"Ama o...o orada." Dediğim de,Emre beni sıkıca kavrayıp kolların arasına aldı.

"Şşş...tamam sakin." Diyerek kafamı göğsüne bastırdı.

Elleri saçımda dolanıyordu,

"Hadi gel odana çıkalım." Diyerek beni kendinden ayırıp,koluma girip odama çıkarttı.

Yatağa yatmam için yardım edip üzerimi örttü;

"Işığı kapatayım mı?" Diye sorunca,ani bir refleksle yataktan doğruldum.

"Sakın... sakın!" Diye bağırınca,Emre yatağımın ucuna oturup elini saçıma götürdü.

"Tamam kapatmıyorum,haydi yat bakalım."

Kendimi yastığa gömmüp gözlerimi yumdum;

Birden kullaklarıma bir dua sesi geldi,

Emre benim rahat uyuyabilmem için bana dua ediyordu.

Bir yan da elliyle saçımı seviyordu, vücudum da oluşan kasıntı kendini rahata bırakmaya başlayınca gözlerim tamamen kapandı.

Ama kullaklarım da hâlâ Emre'nin okuduğu dualardaydı;

İnsanlar bana öl derken,

Bir başkası yaşamam için dua ediyordu...

Ertesi sabah;

Çalan zil sesiyle gözlerim yavaş yavaş aralanmaya başladı,elimi alnıma götürdüm.

Deli gibi zonkluyordu lânet olası başım,gözlerim yere kaydığın da halının üzerinde iki büklüm uyuyan Emre'ye kaydı.

Tek kaşımı kaldırıp dudaklarımı araladım,"Niye burda uyudu ki?" Diye sordum kendi kendime.

"Tık...tık" odamın kapısını çalınmaya başlayınca, dudaklarımı araladım."Gel." Dediğim de kapı yavaşça açıldı,gelen Muratı.

"Gece müsait misin?" Diye sordu,

Gözlerimi kapatıp açtım,"gelsene." Diyince içeriye girdi,gözlerim elinde tuttuğu beyaz gül buketine kaydı.

"Gene mi?" Diye göz devirdim,

Murat anlamsız bakışlarla,"gene mi derken?" Diye sorunca;derin bir iç çektim.

"Düzenli olarak geliyor da." Dediğim de,Murat bakışlarını elinde ki bukete çevirdi.

"Hangi ırz düşmanı!?" Diye sinirli bir sesle bağırınca,kaşlarım yukarı kalktı.

"Ne bu bağırış." Emre yerinden doğrulup,boynunu arkaya öne esnetip kendine gelmeye çalışıyordu.

"Biri Gece'ye, düzenli olarak buket gönderiyormuş!" Diye çıkıştı,Murat.

Emre'nin kaşları çatıldığında,gözlerim ikisinin üzerinde gidip geliyordu.

"Ne buketi olum!?" Diye sordu,

Murat elinde ki buketi,havaya kaldırıp kafasıyla işaret etti.

"Beyaz gül buketi." Diye söyledi.

Emre bir hışımla yerinden doğrulup ayağı dikildi,"Kim lan bu namussuz!?" Diye bağırdı.

Halleri acayip komik geliyordu gözüme;

"Ahahahha." Diyerek kahkaha attığım da, ikisinin sert bakışları beni buldu.

"Komik mi?" Diye sordu,Murat.

Dudaklarımı birbirine bastırdım,"E-evet." Gülmekten konuşamıyordum.

"Hoşuna gidiyor galiba,her gün evine gül gelmesi!" Diye sinirli bir sesle Emre bağırınca,omuz silkip yataktan doğruldum.

"Kim bilir." Dediğim de,Emre iki elini sıkıp"Ya sabır." Demeye başladı.

Beni kıskanıyorlardı galiba?

"Boş bırakmayacaktık bacımızı." Dedi Murat.

"Bu saatten sonra o zor." Diyince Emre yan bakışlarla ona baktım.

"Anlamadım?" Diye sordum,

"Dün dayımı arayıp artık seninle yaşayacağımızı söyledik." Diyince kaşlarım çatıldı.

"Benim niye haberim yok?" Diye sordum,

Murat yanıma gelip yatağın ucuna oturdu," her şeyi bilmek zorunda değilsin." Diyince derin bir iç çektim.

Asıl savaş şimdi başlıyordu,bu dağ adamlarıyla yaşamak binevi cehennem de yanmakla aynı hesaptı.

"Kahvaltı hazır hadi aşağı inelim...sonra da seni işe bırakalım." Diyince Emre,dalga geçercesine kahkaha attım.

"İşe mi?...siz mi?" Elimi karnıma koyup kahkahamı daha da büyütüğüm de,Emre sinirli bir şekil de bana bakıyordu.

"Hadi Gece!" Diyince yataktan kalkıp ayakta dikildim.

"Odadan çıkın da üzerimi değiştireyim." Dediğim de ikisi de hızlı adımlarla odayı terk etti.

Kafamı hafif sağa çevirip,"Allahım." Diyerek lavobaya girdim.

Elimi yüzümü yıkayıp giyinme odama geçip, gardrobumu açtım.

Üzerime gri uzun bir dar elbise seçtim, ayakkabı olarak düz bir topuklu çıkarttıp yere koydum.

Yavaşça dün ki yattığım kıyafetlerimi çıkartıp,yere attım; ardından gri dar elbisemi giyip topuklularımı da ayağıma geçirdim.


Star parça olarak gümüş aralar da Gold renklere sahip olan saatimi takıp,makyaj masama geçtim.

Saçlarımın uçlarına dalga şekli verip,koyu göz makyajımla kombinimi tamamlayıp yerimden doğruldum.

Masa da duran beyaz gül yağımı ellerime döküp heryerime yedirdikten sonra odadan çıkıp,aşağı kata inmeye başladım.

Telefonum çalmaya başladı;

Arayan Aslıydı,

"Alo." Diyerek açtım,

"Gece Hanım...Gece hanım acil gelmeniz lazım!" Diyerek telaşlı bir sesle,

Kaşlarım çatıldı,"Ne oluyor?" Diye sordum.

"Gece hanım burası çok... lütfen durun!" Diye bağırıyordu.

Telefonu hemen kapatıp hızlı adımlarla aşağı indim,Emre ve Murat yemek masasına oturmuş beni bekliyorlardı.

"Benim çıkmam lazım." Diyerek Koridora yönelip,deri çeketimi giydim.

"Ne oluyor Gece?" Diye sordu,Emre.

"Şirkette olay çıkmış." Kapıyı açıp hızlı adımlarla bahçeye çıktım.

"Aracımı getirin haydi!?" Diye bağırınca,şöför hızlı adımlarla araca ilerledi.

Osman Kurçay'ın olayı duyulmuş olmalıydı,bu yüzden isyan çıkmıştı.

Başka bir nedeni olamazdı.

Şöför aracı bahçeye getirdiği an,hızlı adımlarla araca ilerleyip direksiyon kısmına geçtim.

Konaktan ayrılıp;şirkete doğru yola çıktım,kısa bir süre sonra şirketin önüne geldiğim de, bütün halk oradaydı.

Araçtan inip şirketin içerisine girdim, arkamdan gelen kırk koruma etrafımı sararken, herkesin bakışları beni buldu.

"Ne oluyor burada!?" Diye bağırdım,

"Ne hakla Hanım Ağa'nın, şirketin de isyan çıkartırsınız!?" Diye sorarak bağırdığım da,bütün uğultular durulmuştu.

"Osman Ağamı yakmışsınız!" Diyerek öne çıkan orta yaşlar da adama kaydı gözüm.

Tek kaşımı kaldırıp, kollarımı göğüsümün ortasında birleştirdim.

"Sizde bu sebeple benim şirketim de isyana mı geldiniz?" Diye sordum,

Yavaş adımlarla binlerce insanın oluşturduğu Kalabağın önüne ilerledim.

"Sizin Ağa dediğiniz o insan!" Diyerek girdim lafa,bir yandan gözlerim binlerce insanda geziniyordu.

"Sizlerin çocuklarına tecavüz etti... sizin Ağa dediğiniz o insan bir çok kızı kirletti." Dediğim de, herkes birbirine bakmaya başladı.

"Ağa dediğin!" Diye bağırdım,

"Sizleri korumakla, halkını temsil etmekle görevlidir." Ben konuşurken kimseden tek kelime çıkmıyordu.

"Sizlerin ekmeğiyle oynayıp,bu toprağın kızlarını pisletmekle değil!" Dediğim de hepsinin boynu yere eğildi.

Dudaklarımı birbirine bastırdım,"kaldırın o boyunları!" Diye emir verince,herkes kaldırdı boyunlarını.

"Şimdi sizlere ne yapayım ben?" Diye sordum,

"Bir Hanım Ağa'nın şirketini basanlara ne yapılır...sizler çok iyi bilirsiniz." Dediğim de, herkesin gözünü korku salmıştı.

Gülümseyerek yanım da ki korumaya döndüm,"Atın dışarı hepsini!" Dediğim de,bütün korumalar halkı dışarı çıkartıyordu.

Kalabalığı arkamda bırakıp şirketin içerisine girdim, bütün elamanlar beni ayakta karşılamıştı.

Direkt asansöre doğru ilerlemeye başladım,şuan kimseyle konuşacak veya selamlaşacak hava da değildim.

Asansöre binip, kendime ait ofis katıma çıkıp, içeriye geçtim.

Deri çeketimi ve çantamı askılıya bıraktıktan sonra,gövde mi boydan boya olan cam'dan dışarı diktim.

Hava kasvetli ve kapalıydı,

Bu havaları ne kadar sevsem de bir o kadar da nefret etmiyor değildim.

İlk kafamı ardından gövdemi çalışma masama çevirip,masaya ilerleyip sandalyeme oturdum.

Evden kahve içmeden çıktığım için başım deli gibi zonkluyordu.

Masa'nın üzerinde bulunan şirket telefonuna uzanıp, kulağıma götürdüm.

"Odama kahve getirin." Diyip telefonu geri masaya fırlattıp,sırtımı sandalyeme yasladım.

Kendi çalan telefonumla,

Gözlerim bilgisayarımın yanında bulunan telefonuma kaydı;

Arayan Emreydi,

Evden aceleyle çıktığım için eminim ki deli gibi merak etmişlerdi, telefonu kulağıma götürdüm.

"İyi misin? İsyan çıkmış." Dedi,

Her şeyden haberi vardı anlaşılan,

"Evet." Diye mırıldanıp, sandalyemi yana doğru döndürdüm.

"Bir sorun yok değil şuan?"

Arada kayan şivesiyle gülümsedim,

"Hayır her zaman ki gibi,halletim."

"Egoist." Arkadan gelen Murat'ın sataşma sesiyle,kahkaha attım.

"Evimi batırmayın!"

Artık benimle yaşayacakları için evin batmasından korkuyordum.

"Onu bana değil Murat'a söyle." Dedi Emre.

"Ben anlamam." Diyip yüzüne kapattım.

Telefon görüşmesini pek sevmezdim,zaten genellikle iletişim seven biri değildim.

Daha çok konuşmaya üşenirdim,

Tık tıklanan kapı sesiyle, dudaklarımı hafifçe aralayıp"gel." Dedim, yavaşça açılan kapıyla birlikte,masamın üzerine fincanın bırakılması bir oldu.

"Çıkabilirsin." Dedim,

Kapı kapanma sesi gelmeyince,kafamı masama doğru çevirdim.

Karşım da gördüğüm kişiyle,kaşlarım hafifçe yukarı doğru kalktı,karşım da Asrın Kurçay;Osman Kurçayın yiğeni vardı.

Gözlerim yüzün de dolanmaya başladı,yeşil gözleri büyük bir ormanı andırıyordu,erkeksi yüz haltları oldukça belliydi;gözlerim gözünün alt bölümünde ki dikiş izine kaydı.

Bakışlarım gözünün altında ki dikiş izin de oylanırken,"Beni gördüğüne pek sevinmedin galiba?" Asrın'ın sesiyle,bakışlarımı yara izinden çekip ona bakmaya başladım.

Sesi oldukça kalın ve sert çıkıyordu,

Gözlerin de bir kurnazlık vardı.

Asrın Kurçay;zamanın da işlediği cinayeten dolayı,Osman Kurçay onu yurtdışına kaçırmıştı o günden sonra ne ben ne de onu tanıyan kimse izini bulamamıştı.

Ne olduysa yıllar sonra,yurtdışından geri dönmüştü.

Asrın kimsesiz bir çocuktu,babası Asrın küçük yaşta trafik kazası yüzünden vefat ettiği için,annesin de onu terk emişti ve ona Osman Kurçay sahip çıkmıştı.Maddi ve manevi her türlü ihtayacını karşılıyordu.

Ama bir o kadar da ona,kendi gibi olabilmesi için eğitim veriyordu.

O zamanlar da bana olan eğilimi hep kötüydü,fırsat bulduğu an da beni sıkıştırıp cesitli şeyler yapmak istiyordu,ama ben hep kaçıyor ve buna müsade etmiyordum.

Yıllar sonra dönmesin de ki asıl sebep,Osman Kurçayın başına gelenlerin haberini almasıydı,çünkü orada servet içinde yüzüyorken buraya zor da kalmadıkça adım atacağını zannetmiyorum.

Masam da duran kahve fincanına uzanıp,dudakların arasına yerleştirdi,gözlerim ful dikkat onu izlerken o da etrafa bakınıyordu.

"Demek Hanım Ağa oldun." Dedi.

Kendimi geriye yaslayıp bacak bacak üzerine attım,

"Hanım Ağa olduğun gibi de." Bakışları beni bulurken,gözlerin de ki yeşillik kopkoyu olmuştu.

"Amca mı yakmaya kalktın," Dilini damağına vurarak,"Cık,Cık,Cık...hiç yakıştıramadım sana." Kafasını sağa solla salladı.

Derin bir iç çekti;"Hayat ne garip değil mi?" Elin de ki fincanı önünde ki sephaya bırakıp,omuzlarını dikleştirdi."Seni büyütsün bu yaşlara getirsin,ve ardından nankörlük görsün." Dediğin de,kaşlarım çatıldı.

Kendimi öne verip,direkseklerimi masaya dayadım.

"Nankörlük." Dedim,soğuk bir sesle,

"En az sende,benim kadar şahitsin yaşadıklarıma."

En o da benim kadar,iyi biliyordu çektiğim zulümleri.

Boynunu yere eğip,gülmeye başladı hem kafasını sağa sola sallıyor,hem de gülüyordu,boynunu geri kaldırdığın da sinirden alnında ki damarlar meydana çıkmıştı.

"Üvey dediğin adam sana babalık yaptı." Dişlerini sıkıyordu,

"O seni büyüttü,hangi üvey baba yapar bunu?" Elini masaya vurduğun da,irkildim.

"O mu babalık yaptı," acı bir tebbesüm oluştu,dudaklarım da."O beni gerçek ailemden ayırıp,delirtti beni!" Diye bağırdım.

Sesim yükselmesi onun hoşuna gitmemiş olacakki,gözlerin de ki irisler kocaman olmaya başladı.

Ama birden aklına ne geldiyse,dudaklarını birbirine bastırıp,şeytani bir gülüş oluşturdu.

Çeketinin içine eline sokup,telefonu çıkartı ekranı açıp bir şeylerle uğraştıktan sonra,telefonu önüme fırlatınca,gözlerim masa'nın üzerinde ki açık olan telefona kaydı.Bir video kesiti vardı,kaşlarım çatılırken bir an da kalbim sıkıştı.

Videonun ekranın da Kerem vardı,

"İzle." Dedi,emir verici bir sesle.

Titreyen ellerimle,masa da duran telefonu elime alıp videoyu oynatım.

Kerem'in elleri kolları sandalye'ye bağlıydı,gözleri bir bezle bağlanmış agızı ile bir bezle kapatılmıştı.

Kaşından akan kanlar,çenesine kadar inmişti,burnu ve dudakları kan içindeydi;onu öyle görmemle elim kalbimin üzerine gitti,o benim yüzümden o hale gelmişti,videonun sonuna doğru bir adam,Kerem'in karnına doğru tekme atmasıyla,Kerem haraketsiz içinde sırt üstü düşmüştü.

O bölümü izlerken tuttuğum nefesimle,kasılmaya başladım.

"Bak Gece...bir günahsız senin bedelini ödüyor." Asrın beni suçlarcasına konuşurken,benim gözüm yerde haraketsiz yatan Keremdeydi;

"O senin ölmeyi göze aldı Gece...peki sen,onun için ne yapacaksın?" Diye sorunca,bakışlarımı ona çevirdim.

Gözlerin de ki yeşillikler,kopkoyu olmuştu.Delirmiş gibi bana bakarken boşta ki elimi sıkmaya başladım.

"Ne istiyorsun?Allahın psikopatı!?" Diye bağırdığım da,dudakları yana doğru kıvrıldı.

"Sana iki senecek sunacağım,Gece Karan ve ona görede Kerem ya ölecek...ya da yaşayacak."

Sertçe yutkundum,bana Keremle şantaj yapıyordu bu oyun da en az benim kadar tehlikeli bir tarafla kurmuştum,ya kazanan olacaktım ya da kendi sonumu kendim getirecektim.

İşte asıl hikaye şimdi başlıyordu,

Bu hikayenin ya sonunu getirecektim ya da bu hikayenin yarım kalan bir karakteri olacaktım.

 

 

 

 

Son...

 

 

 

 

"Sizce asrın ne teklif edecek?"

 

 

 

 

"Gece ona gelen beyaz gül buketlerini ne zaman öğrenecek?"

 

 

 

 

"Gece kerem'i kurtarabilecek mi?"

 

 

 

 

"Osman Kurçay öldü mü?"

 

 

 

 

"Gece bu hikayenin hangi kısmı olacak sizce?"

 

 

 

 

Evet bir bölümün daha sonuna geldik,umarım beğenirsiniz.

 

 

 

 

Şimdilik Hoşçakalınn...

Bölüm : 24.11.2025 22:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...