30. Bölüm

26.Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kayıp İzler

26.Bölüm;

Sinirden odada dört dönerken,aklım hâlâ Asrın Kurçay'ın bana sunduğu seçenekteydi.

Çalışma masama doğru ilerleyip iki elimi masaya koydum,beynim bulanmış bir halde masam da ki dosyaları izlerken,çalınan kapıyla bakışlarımı, kapıya çevirdim.

"Gir!" Sert bir sesle bağırırken, kapı hafifçe aralandı.

Emre boynunu aralık olan kapıdan çıkartırken,ben bakışlarımı geri masa'ya çevirdim.

"Gece." Emre kapıyı kapatmış yanıma doğru ilerliyordu.

"Gece iyi misin?" Diye sordu,

Derin bir nefes alıp verdim,ellerimi masadan kaldırıp gövdemi dik hale getirerek, Emre'ye bakmaya başladım.

Boynunu eğmiş benden alacağı cevabı bekliyordu.

"Asrın." Dedim,kısık bir sesle.

Asrın dememle,Emre'nin yüz ifadesi gerilirken bakışlarımı cam'a doğru çevirdim.

"Buradaydı." Diyerek devam ettim,

Emre sıkıntılı bir nefes verip,gövdesini eğip ellerini masaya koydu.

"Niye gelmiş?!" Diye sordu,sinirli bir sesle.

Sessizliğimi bozmayınca,Emre elini sert bir şekil de masaya vurdu.

"Sana niye gelmiş diye sordum Gece!" Diye bağırınca,omuzlarım aşağı doğru düşmüştü.

Ona Asrı'nın sunduğu seçeneği söylersem,olacakları hayal edebiliyordum.

Emre baş parmağını ve işaret parmağını çeneme değdirip,başımı kendine doğru döndürdü.

Hareketleri sakin ve sabırlıydı,

"Gece." Dedi tok bir sesle,

"Niye gelmiş?" Boynunu bana doğru eğip,gözlerini kıstı.

Kendimi geriye verdim,

"Emre,Kerem Asrı'nın elindeymiş." Dediğim de,Emre'nin kaşları havaya doğru kalktı.

Boynunu hafif yana vererek,ne demek istediğimi anlamaya çalışır bir halde bana bakıyordu.

"Kerem nasıl Asrı'nın elinde?" Diye sordu,

Kendimi geriye verdim.

"Basbaya." Dedim,omuzlarımı aşağı yukarı kaldırıp.

Emre gövdesini arkaya vererek,iki elini beline götürdü.

Boynunu yukarı kaldırıp sağa sola sallarken,sinirden delirdiğini belli ediyordu.

"Emre." Dedim,kısık bir sesle.

"Bana,bir seçenek sundu." Dediğim de,Emre'nin gövdesi hızla bana doğru döndü.

Duyacaklara kendini hazırlar gibi bakarken,ben derin bir nefes alıp verdim.

"Neymiş o seçenek?" Diye sordu,

"Onunla evlenirsem." Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Ardından bastırdığım dudakları hafifçe araladım,"Kerem'i serbest bırakacakmış." Dedim.

Emre'nin teni kırmızıya dönerken,belinde ki elleri şimdi aşağı da ve sıkıca yumruk yapmış bir haldeydi.

"O piç!" Sesi bütün odada yankılanıyordu,"sana Kerem karşılığı,evlenme teklifi mi etti Gece!?" Diye devam edince,boynumu aşağı yukarı kaldırıp indirdim.

"Evet." Dedim,

Emre sinirden kahkaha atarken,gülüşü yüzünde daha çok büyüyordu.

"Şerefsize bak." Diyordu,

İşaret parmağını iki göğüsün ortasına yerleştirdi.

"Benim kuzenimle evlenecek ha!?" Diyerek daha da kahkaha atmaya başlayınca,boynumu hafifçe yana eğerek onu izliyordum.

Şuan sinirden güldüğünü biliyordum ama bu kadar gülmesi de normalmiydi? Hiç bilmiyorum.

"Biraz sakin mi olsan?" Diye sordum,kısık bir sesle.

Emre'nin gülüşü kesilirken,sert gözleri üzerimde geziniyordu.

"Sakin mi olayım?" Tek kaşını kaldırdı,"Gece o piç sana evlenme teklifi etmiş ve sen bana sakin mi ol diyorsun!?" Diye yükselince,artık bende ki sinirlerde tavan yapmaya başlamıştı.

Her kelimesi evlenme teklifiydi,her ne kadar sakin olmak istesem de,Emre sayesinde bunu başaramıyordum.

"Emre yeter!" Diye bağırdım,

Masa'mın yanından ayrılıp, Emre'ye doğru ilerledim.

"Yeter." Dedim,

"En az bende senin kadar sinirliyim,ama sinirli olmamım asıl sebebi Kerem'in o kansızın yanın da olması." Dedim.

Kerem onların elindeydi;ve ben Asrı'nı tanıyorsam,elinden gelen her türlü işkenceyi edip,kayıt altına alarak bana gösterecekti.

Kurçaylar,hayatım boyunca gördüğüm en sıra dışı soydu,sır,kan,ölüm,karanlık işler ve daha toprağa bastırılmış bir çok şey,onların kanına ve köküne işlemişti.

Elde edemedikleri her şeyi,kendi yöntemleriyle elde ederler ve anın da sıkılıp elde ettikleri o şeyi de,çöp ederlerdi.

Bakışlarımı boş duvara çevirdim,

"Asrı'nı az bir şey tanıyorsam,beni elde edene kadar her türlü pisliği yapacak." Diyerek bakışlarımı geri, Emre'ye çevirdim.

"Kurçaylar senden,benden kötü insanlar Emre,elde edene kadar günhasız çocuğa neler yaşatacaklar." Dediğim de,Emre ağzının içinden küfürler savuruyordu.

"Ne yapacağız peki Gece,gidip o kansızın karısı mı olacaksın?" Diye sordu,

Sorduğu soruya karşı sessiz kalıp masama geri döndüm,sandalyeme geçip oturduğum da,Emre hala sert gözlerle bana bakıyordu.

Masam'ın üzerin de duran su'ya uzanıp,dudaklarımın arasına yerleştirip bir yudum aldım.

"Gece." Diyerek,karşımdaki koltuğa oturdu Emre.

Boynunu öne eğerek,"gerçekten onun karısı mı olacaksın?" sesin de yatan endişeyi,hissederken omuz silktim.

Ardından yüzümü buruşturup,"birisin karısı olabilme ihtimalli,midemi bulandırıyor." Dedim,soğuk bir sesle.

Asrı'ın bu teklifine tabii ki boyun eğmeyecektim,sadece o kurnaz değildi her ne kadar öz ailem de olmasa da,bende o soydan bir huy kapmıştım.

Ben istemediğim sürece kimse bana,benim karım diyemezdi.

Ben istemediğim sürece kimse beni istemediğim bir evliliğe zorlayamazdı.

Ben bunca zamana kadar zaten,istemediğim konum da ve kişilikteydim.taa ki;kendi ellerimle bir yerlere gelip,kendi kaderimi yazana kadar.

Kaderin kalemini çoktan elime almıştım,artık o kaderi belirleyen ve yazanda bendim.

Çalan telefon sesiyle bakışlarımı,Emre'ye çevirdim.

Cebinden çıkartığı telefonunu kulağına götürdü.

"Efendim ışıl." Diyerek açtı telefonu,

Emre'nin rengi yavaşça kireçe dönmeye başlayınca,kaşlarım çatıldı Işıl ne dediyse Emre'nin rengini kaçıracak ciddi bir durumdu.

Kafamın içinde yer edinen kötü senaryolarla beraber,dikkatimi Emre'ye verdim.

"Ne diyorsun Işıl,nasıl hastanede?" Diye sordu Emre,

Sesin de ki panik beni daha da gererken,nefesimi istemsizce tutmaya başladım.

"Tamam beş dakikaya ordayız." Diyerek alel acele telefonu kapatıp,ayaklandı kafasını bana döndürdüğün de gözlerin de ki endişeyi oldukça rahat görüyordum.

Koyu gözlerin de ki irisleri kocaman olmuştu,

Boynumu yana eğdim,"Emre kötü bir şey mi var?" Diye sorduğum da,Emre bakışlarını başka yere çevirdi.

"Yengem." Dediğin de,bir hışımla yerimden doğruldum.

"Nolmuş?" Diye sordum,tedirgin bir sesle.

Duyacağım her şey benim için birer yıkım olabilirdi,ya beni öğrenmişti ya da daha farklı bir şey olmuştu.

Ama eğer beni öğrendiyse ne olacaktı,ne yapacaktı ne yapacaktım.

"Bilmiyorum sadece iyi değilmiş,hastanedeler şuan gidelim öğreniriz." Diyince,küçük çocuklar gibi kafamı aşağı yukarı kaldırıp indirdim.

"Çeketimi filan alayım çıkalım." Dediğim de,Emre"tamam." Diyerekkapıya doğru ilerlerken bende arkasından ilerleyip askılıkta asılı olan,çeketimi ve çantamı alıp hızlıca ofisten çıkarak aşağı kata indik.

"Aslı!" Elin de dosylarla,desk bölümün de duran Aslı'ya seslendim.

Aslı elinde ki dosyaları desk'e bırakıp,hızlı adımlarla yanıma geldi.

"Buyrun gece Hanım."

"Aslı ben çıkıyorum,eğer soran olursa acil işi çıktı dersin." Dediğim de,Aslı gülümseyerek boynunu hafifçe öne eğip geri kaldırdı.

"Tabii ki Gece Hanım." Dedi.

Hızlı adımlarla şirketen çıkıp,Emre'nin aracına ilerleyip sağ koltuğa geçtim.

Emre hızlıca gaza basıp,şirketen çıktığın da ben camdan dışarıyı izliyordum.

"Hazır mısın?" İç sesim gene ortaya çıkmıştı ve şimdi bana hazır olup olmadığımı soruyordu.

"Seni öğrenmiş olabilir." Dedi,iç sesim.

Ne kadar istemesem de,eğer beni öğrendiyse ne yapacaktım ben?

"Bilmiyorum." Diye mırıldandım,

"Neyi bilmiyorsun?" Emre'nin sesiyle irkilip,"anlamadım." Dediğim de,Emre kısa bir anlığına bakışlarını yoldan ayırıp bana döndürdü.

Gözleri dudağıma kayınca,yüzünde endişeli bir ifade oluştu.

"Dudağın kanıyor." Dedi.

Parmağımı dudağıma değdirip,geri çektiğim de parmağıma bulaşan kana baktım.

Stresten dudaklarımla oynayıp etlerini soymuştum,büyük ihtimalle bu yüzden kanıyordu.

Elimin tersiyle dudağımı silip geri camdan dışarı odaklanırken,"Merak etme,yengem iyiydir." Dedi Emre.

Bakışlarımı geri Emre'ye çevirdim,

"Emre." Dedim,

"Hı" diyince,derin bir nefes alıp verdim.

"Ne beni öğrendiyse?" Diye sordum,

Bu soruyu sorarken bile,sesim titrek çıkmıştı.

"Umarım öyledir." Dedi Emre,sakin bir sesle,"umarım öğrendiği için böyle olmuştur Gece." Diyerek yandan bana bakmaya başlayınca,kalbim de ve karnım da oluşan hafif ağrıyla bakışlarımı,vitese çevirdim.

Hazır değildim,

Ve eğer öğrendiyse ne yapacağım hakkın da tek bir fikrim bile yoktu.

Nihayet hastaneye vardığımız da,kalbim de ki sancı ve baskı daha büyük bir hale gelmişti;şuan heran kaçıp kendimi bir uçurumdan aşağı atabilecek pozisyondaydım.

Emre aracı park edip,arabadan inerken ben bağlı olan emniyet kemerimi tutmuş,hastanenin giriş kapısına bakıyordum.

"Hadi gece." Dedi iç sesim,

"Artık kaçamazsın." Diyerek devam etti.

Vücudum da istemim dışı olan titreme ve kalbim de ki basınc nefesimi kesiyordu,Emre kafasını bana çevirip dudaklarını"gel" diyerek oyantırken,titreyen ellerimle emniyet kemerimi çıkartıp,araçtan indim.

Attığım her adım da;bacaklarım daha da güçsüz hale geliyordu.

"Sakin ol Gece." Dedi Emre,

Ellerini omzumlarıma koyup yavaşça beni kendine çevirdi,"ben senin yanındayım,son nefesime kadar Gece ben ve ailen burada." Dediğin de boğazıma bir yumruk oturmuştu.

Ailemi?benden çok uzak bir kavramdı,bana göre aile;ne demekti?

Emre kafasını hastanenin girişine doğru eğdi,"hadi." Dedi,

Derin bir nefes alarak gövdemi hastaneye doğru çevirdim,Emre benden bir adım önde yürürken ben omuzlarım düşük bir şekilde bir adım geriden geliyordum.

Hastanenin içine girdiğimiz de,desk'te ki kadın bize gülümseyerek,"Hoşgeldiniz Emre Bey ve Gece Hanım." Dedi.

Emre boynunu hafifçe öne eğip,kadını selamladıktan sonra"Alev kılıç'ın odası ne tarafta?" Diye sordu,

Kadın işaret parmağını yukarı kaldırıp,"üst kat 233 No'lu odadalar efendim." Dedi,

Emre teşekür edip,merdivenlere doğru ilerlerken ben arkada acı dolu bir halde peşinden gidiyordum.

Yukarıya çıktığımız da tam 233 No'lu odanın karşısın da duruyorduk,Emre gövdesini bana çevirdi.

"Haydi Gece." Dediğin de,attığım zar zor bir adımla kapının tam önün de duruyordum.

Emre kapının kolunu yavaşça aşağı indirip,kapıyı komple açınca;Alev Hanım'ı görmem bir olmuştu.

Göz altı torbaları şişmiş ve kızarmıştı,ağlamaktan perişan olmuş bir hali vardı,kurumuş ve çatlamış dudaklarına kaydı gözlerim.

Benim de en ufak stres ve üzüntün de dudaklarım çatlar ve kururdu,

Gözlerim yüzünde dolanırken bir kez daha kendimi görmüştüm,kalbimin sancısı şiddetlenmeye başladı.

"M-melek." Alev hanım yerinden doğruldu,gözlerinden yaşlar akarken benim kulaklarıma ilişen tek ses bana koydukları isim olmuştu.

"Melek." Dedi bir kez daha,sanki inanmakta güçlük çekiyordu.

Kolunda ki serumu çıkartmaya çalışırken,Murat onu engellemeye çalıştı ancak beceremedi;Alev Hanım yavaşça sedyeden inip bana doğru ilerlerken,gözlerim de ki irislerin titremesini ben bile hissediyordum.

Onun gözlerinden yaşlar akıyordu bende ise;sancılar büyüyüyordu.

Bana doğru geldiğin de,elini uzatıp yanağıma değdirdi.

"K-kızım." Diye fısıldadı,

Basit bir kelime,sırtımda ki kemikleri bin parçaya bölerken Alev Hanım nazikçe baş parmağıyla yanağımı seviyordu.

"Ölmedin." Dedi,

Gözlerinden akan yaşlar peş peşe,yanağından süzülüp boşluğa süzülürken,gözlerimin önünü kaplayan buğlanmaya şahit olmuştum.

"Ve ben bunu hissedemedim!." Diye bağırdı.

Kendini suçluyordu,

"Benim kızım hayatdaydı...ve ben bunu bir anne olarak hissedemedim." Dedi,

Yumruk yaptığı elini,şakaklarına geçirirken yanağım da hissettiğim bir sızıyla buz kestim.

Benim yıllardır taş olan o gözlerim şuan bir sel olmuştu,

Peş peşe yanağımdan akan göz yaşlarına engel olamıyordum.

"Karun." Diyerek kafasını Karun Bey'e çevirdi.

"Kızımız yaşıyor Bey." Dedi.

Her kızım diyişin de hissetiğim cam kırıkları yüzüme değiyordu,

Bana doğru dönüp kolarını boynuma geçirip sıkıca sarıldı,kafasını saçlarıma gömerken içim içim ağlıyordu.

"Affet kızım." Dedi,

"Affet annem!." Diye bağırdı,

O bana bunları derken,ben daha da yıkılıyordum her aldığım nefes kalbime bir hancer saplıyordu.

"Ben hissedemedim." Dedi,

"Ben bir anne olarak,senin yaşadığını hissedemedim,oysa ki;ben doğurmuştum seni." Kendini bana daha da salarken,saçların da ki kokuyu ciğerlerime kadar çektim.

Birden içimde oluşan bir tamamlanmış hissi oluştu,

Ben bu kokuyu biliyordum,küçüklüğümden beri burnum da hep bilmediğim bir koku vardı cennet gibi kokuyordu.

O yıllarca burnum da hissetiğim o koku...benim annemin kokusuydu.

Canım yanıyordu,benim ilk defa gerçekten canım yanıyordu benim ilk defa gözlerimden buram buram yaş akıyordu.

Ben artık ağlıyordum...

"Kızım." Diye fısıldadı.

"Beni affe-" kolları boynumdan aşağı düşmeye başlayınca,kaskatı kesildim.

"Hayır." Dedim,

"Hayır!" Diye bağırdım,kafamı sağa sola sallayarak.

Boynu omzumdan aşağı düşerken,kollarımın arasına yığılmıştı.

"Yapma." Dedim,

Sesim ağlamaklıydı,

Elimi suratına değdirdiğim de suratı buz gibiydi,

"Uyan." Diye fısıldadım,

Ancak ses yoktu,

Gözlerimden akan yaşlar,yüzüne doğru düşerken...

"Anne!" Diye haykırdım,

Geçmiş yıllar;

Aşağıdan gelen bağırışlarla,ayıcığıma sıkıca sarılıp odadan yavaş adımlarla çıktım.

Yavaşça merdivenleri inip,bir alt kata geldiğimde,anne ile babamın odasın'ın kapısı aralıktı.

O kapın'ın önünde durmak bile bana korku verirken,boynumu hafifçe aralık olan kapıdan içeriye doğru uzattım.

Ve gördüğüm manzara'nın şokuyla,kaskatı kesildim.

Babam bana yaptığı gibi,pantolundan çıkartığı kemerle anneme vuruyor,annem ise yer de kanlar için de yatıyordu.

Annemi yerde kanlar içinde görmemle kalbime bir ağrı oturmuştu,kollarımın arasından kayıp giden ayıcığım yere düşerken ben annem ile babamı izliyordum.

"Ona güldün!" Diyerek daha sert vurmaya başlamıştı babam.

Annem artık yediği şiddetin etkisiyle,tepki veremezken babam bu duruma daha çok sinirlenip,daha sert vuruyordu.

Her vuruşun da kemerin çıkartığı o sesle irkiliyordum, çünkü bende neredeyse her gün o kemerin sesiyle, gözlerimi kapatıyor ve neredeyse her gün o kemerin sesiyle gözlerimi açıyordum.

Babam sırtını dik hale getirip,iki elini bel çukuruna koydu.

Her nefes alıp verdikçe sırtı bir aşağı iniyor bir yukarı çıkıyordu.

Boynu hafifçe sağ'a doğru dönmesiyle,hızlı bir şekilde adımlarımı geriye doğru atmaya başladım.

Eğer benim burada olduğumu görürse gene beni o bodrum'a bağlayacak ve ağızımdan yüzümden kan gelene kadar dövecekti.

Adımlarım geriye giderken,ayağıma takılan bir cisim yüzünden kıç üstü yere düşmüştüm.

Çıkartığım ses sayesinde,babamların kapısı tamamen açılırken sıkıca nefesimi tuttum.

Babam sesi duymuş ve bana saldırmaya geliyordu.

Babam kafasını öne çıkartıp bana bakarken,gözlerindeki o canavar bakışlarını görebiliyordum.

"Sen anne ile babanın odasını mı izliyordun?" Diye sordu.

Kafamı hızlı hareketlerle sağa sola sallayıp,"H-hayır..." Korkudan kekelemeye başlayınca,babam gülümseyerek elindeki kemerle tamamen gövdesini meydan'a çıkartmıştı.

Gözlerimi kırpıştırarak babam'a bakarken,babam bir gülümsemeyle bana doğru yaklaştı.

Yere destek olarak koyduğum ellerimi geriye doğru ittirirken,sırtımın demirlerle gelmesiyle acı içinde inlemem bir olmuştu.

Sırtımdaki yaralar hala acıyordu bir yere değdiğimde veya dokunduğumda hemen yanardı o yaralar.

Her gün aldığım darbe yüzünden hiç iyileşmemişti.

Babam sol dizini yere koyup,sağ bacağını bükerek bana doğru eğildi.

"Cık...cık...cık." kafasını sağa sola salladı,"hiç yakıştıramadım sana." Dedi gözlerinde ve sözlerinde bir ayıplama vardı.

"Oysa ki biz seni böyle yetiştirmedik ki Su." Bu sefer sesi fazla hüzünlü çıkarken,kendimi sorgulamaya başladım.

"Ben bir şey yapmadım ki baba." O çocuksu ve ince sesimle,babama bir şey yapmadığımı söylerken babam alt dudağını büzdü.

Ardından hızlı bir atakla yumruğunu saçlarıma dolayıp geriye vermesiyle,acı içinde inleyip yerimde kıvrınmam bir olmuştu.

"Baba." Dedim kısık bir sesle.

"Ben bir şey yapmadım lütfen vurma bana." Diye yalvarıyordum.

Artık sırtımda yer yoktu,hata bırak sırtımı vücudumun hiç bir alanında o yer yoktu.

"Ah!benim tatlı kızım." Yüzünü bana doğru yaklaşırken,burnuma buram buram o içtiği acı şey geliyordu.

Kokusu midemi bulandırırken nefesimi tuttum.

O kokuyu dahada alıp kusmak istemiyordum.

Yumruğuna geçirdiği saçlarımı daha da geriye verdi.

Elinde ki kemer'i yanağıma sert bir şekilde geçirirken,acı içinde "ah!" Diye haykırmam bir olmuştu.

Vücudum babamın elleri arasında tirtir titriyordu.

"Kalk!" Diyerek yerinden doğrulup, kavradığı saçlarımı yukarıya doğru çekerek beni de olduğum yerden kaldırmıştı.

Saçlarımı fazlaca çektiği için artık saç diplerimde geçmek bilmeyen acılar oluşmuştu.

"Demek anne ile babayı gizlice izlersin." Beni aşağı doğru sürüklerken,ben aşağı inmemek için çırpınıyordum.

Ancak onun iri yarı cüssesi ve gücü benim küçük cüsseme göre fazla ağır basıyordu.

"Her şeyin cezası olduğu gibi bununda cezası olacak." Bodrum katın'a geldiğimiz an, saçlarımı sertçe ileriye doğru itti.

Savrulan bedenimle yere yapışırken,vücudum artık gördüğü şiddetin etkisiyle fazla hassas bir hâl almıştı.

Kafasıyla benim için hazırladığı yeri gösterdi,gözlerim oraya kayarken kelepçeler o eski tahtanın ortasında bir ileri bir geri yavaşça sallanıyordu.

"H-hayır..." Dedim.

"Baba istemiyorum çok acıyor bileklerim sonra." Sesim boğuklaşmaya başladı.

Boynumu yana doğru eğip, gözlerimi kırpıştırmaya başladım.

"Özür dilerim Baba." Dediğim de,bıkkın bir nefes alıp alnından aşağı süzülen teri elinin tersiyle silip bana doğru ilerlemeye başladı.

O geldikçe ben sürüne sürüne arkaya doğru kayıyordum.

Ama kaçmamında bir faydası olmamıştı,tek bir adım atmasıyla kolumu sertçe kavrayıp benim için hazırladığı düzeneye doğru fırlattı.

Kafam duvara çarparken,vurmanın etkisiyle yere yığıldım.

Bileklerimi tuttup yukarıya kaldırdı, kelepçeleri oldukça dikkatlice bileğime geçirip benden uzaklaştı.

adımlarını yere sert basıyor ve bastığı her yerde çıkan ses beni irkitiyordu.

Yavaşça arkama doğru geçtiğinde nefesimi sıkıca tuttum.

Gözlerimi komple yumdum,

Sırtımda hissettiğim o yanmayla,"anne!" Diye haykırmaya başladım.

Her vuruşun da,"Anne!" Diye avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

Artık gözlerim hissettiğim acıyla dayanamayıp,kendini kapatırken ben hala kurtarılmayı bekliyordum.

Şimdiki Zaman;

Emreler panik halinde yanımıza eğilirken, benim gözümden akan yaşların ardı arkası kesilmiyordu.

Her biri kolarımda baygın halde yatan,Annemin yüzüne düşüyordu.

Bu benim ilk sağlam yıkılışımdı,ben ilk defa tamamen yıkılmış ve duygularını gün yüzüne çıkartmıştım.

Karun Bey karısının saçlarını severken,ben ölmemiş olması için dualar ediyordum.

Açılan kapıyla bakışlarım kapıya doğru kaydı,gelen doktor ve bir kaç görevli insanlardı.

"Acil sedyeye yatırın." Diyerek emir verince,yanındaki görevliler bize doğru eğilip kollarımın arasında olan Alev kılıç'ı sedyeye yatırdı.

Hemşire hızlıca koluna damar yolu açıp serum bağlarken,doktor da elinde ki ışınla gözlerini kontrol ediyordu.

Kafasını hafifçe kaldırıp hemşireye,"Bilinci açık büyük ihtimalle travma sonrası bir bayılma." Diyerek gövdesini bize doğru döndürdü.

"Sizleri dışarı alabilir miyiz? Hastamızın dinlenmesi gerekiyor." Diyince hep birlikte odadan dışarıya çıktık.

Doktorda arkamızdan çıkıp kapıyı kapatarak,Karun Bey'e doğru ilerledi.

"Eşiniz son günlerde stres altındaymıydı?" Diye sorunca bakışlarım Karun Bey'i buldu.

Karısının bu halde olması onu derinden sarsmıştı,karşımda duran koskocaman Ağa birden,omuzları yere düşük boynu bükük bir haldeydi.

Bakışları hafif bana kayınca gözlerimi başka yere kaçırdım.

"Evet." Dedi kısık bir sesle.

"Yıllarca öldüğü bildiğimiz kızımız,yaşıyormuş." Dediğin de doktorunda bakışları beni bulmuştu.

Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi sıkıca yumdum,hala gözlerimden gelen yaşlar kesilmiyordu.

"Bu tip vakalarla çok karışılaşıyoruz,travma sonrası bayılma gibi bir kaç saate kendine gelir." Diyerek yanımızdan ayrılırken,sırtımı duvara yasladım.

Aklım hâlâ içeride yaşanan olaylardaydı,içime çektiğim o koku kalbimi sızlatıyordu.

"Gece." Diye gelen sesle bakışlarımı Karun Bey'e çevirdim.

Kolları boynuma dolanırken benim ellerim yerde sallanıyordu.

Emre ve Murat dolu gözlerle bize bakarken,İşıl'ın gözleri kıpkırmızı olmuştu.

O da öğrenmişti onun kuzeni olduğumu ve bende tamamen öğrenmiştim kimlere ait olduğumu.

Karun Bey kendini geriye verip,yüzümü avuç içlerine aldı.

Boynumu hafifçe eğip dudaklarını alnıma bastırdığın da,göğüs kafesim daralmaya başladı.

Ardından alnını alnıma dayayıp,derin bir iç çekti,"Kızım." Dedi.

Her şey o kadar hızlı ve kontrolsüz ilerliyorduki,ne yapacağımı ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Vücudumda hissetiğim kaskatılık ve güçsüzlük benim komple yıkılışımın ihlanıydı.

"Gece." Diye gelen başka bir sesle, Karun Bey alnını geriye verip boynunu arkaya çevirdi.

Işıl'ın omuzları yere düşmüş heran düşecek gibi duruyordu,yanı başımızda.

Karun Bey yanımdan çekilirken,Işıl koşa koşa boynuma atladı.

"Affet kızım beni ya." Diyerek ağlamaya başladı.

"Özür dilerim." Diyerek beni kendine daha çok bastırdı.

"Ben." Dedi.

"Bilseydim demezdim onları,demezdim Gece." Diyerek ağlaması yükselirken,kendimi geriye vererek yüzünü avuç içlerime aldım.

Onu böyle görmeyi hiç bir zaman sevmemiştim,ilk başta ondan kaçarken şimdi ondan kaçamıyordum.

O bana nazaran hep güler yüzlü ve hayat doluydu;ben ise bir ölüydüm.

Benimle yaşadığı süre boyunca evime ve hayatıma bir ses gelmişti.

"Kuzenler arasında olur." Dedim boynumu ona eğip kısık bir sesle.

Ardından dudaklarımda beliren beli belirsiz bir gülümsemeyle,"her kuzen hep iyi anlaşmazki." Dediğim de İşıl'ın gözlerindeki irisler kocaman olmuştu.

Yüzündeki tebessüm büyüdü,

"Gerçekten affetin mi?" Diye sordu.

Ben ona göre kindar bir insandım,affetmek ne bilmeyen affedemediği için can yakan biriydim.

kafamı aşağı yukarı salladım,

"Affetim tabii kii..." Dediğim de tekrardan kollarını boynuma doladı.

Ardından yanağımda hissettiğim bir buseyle,şaşkınlığıma yenik düşüp boynumu geriye verdim.

"Sen beni mi öptün?" Diye sordum.

Alışık olmadığım temaslardı,bu yaşıma kadar ne yanağıma değen bir buse olmuştu ne de alnıma değen bir dudak.

"Ooo birazda bizede yer kalsın." Murat geveze bir sesle,yanımıza doğru ilerlerken İşıl'a birbirimize bakıp gülümsedik.

"Sarılabilir miyim,amca kızı?" Diye sordu Murat.

Kollarımı iki yana açarak ona sarılmak için izin verirken,Murat sıkıca beni kavrayıp göğüs kafesine doğru bastırdı.

Saçlarımın tepelerini öpüp kokumu buram buram,çekiyordu ciğerlerine kadar.

"Bana deselerki bir gün bunu yaşayacaksın,hayatta inanmaz birde bunu diyeni döverdim." Diyince Murat,gülmeye başladım.

Bir yandan gülüyor diğer yandan hala ağlıyordum.

Murat kendini geriye verdiğin de,gözleri kocaman açıldı.

"Gece ağlama artık." Dedi.

Omuzlarını kaldırıp indirdim,

"Ağlamıyorum gülüyorum." Diyince Emre yanıma gelip,beni koltuğun altına alarak kendine doğru çekti.

"Artık ağlamak yok." Dedi Emre.

Yüzlerindeki mutluluklar dışarı yansırken ben ne hissettiğimi bilmiyordum.

Sadece tamamlanmıştım,

Ama duygu olarak dengesizliğimle savaş veriyordum.

"Bırakın kızı rahat." Karun Bey karşımızda dikilmiş,dudaklarındaki gülümsemeyle bize bakıyordu.

Gözlerinde mutluluk,hüzün ve kader bir aradaydı.

Bana bakarken bakışları mahçuptu,sanki hala yaşadığım her şey onların suçlarıymış gibi hissediyordu.

"Yeni evimize mi gidiyoruz?" Tam Karun Bey ve benim ortamda beliren çocukluğumla, bakışlarım ciddileşti.

"Ve biz ağlıyor muyuz?" Diye sordu şaşkın bakışlarla.

Gülümsedim,

"Evet ağlıyoruz." Dedim ama bu durum onu mutlu değil tam tersine,korkuya düşürmüştü.

"Ağlama nolur!" Diye yalvarmaya başladı.

"O,o gelir bizi döver." Dediğin de gözümden akmayı kesen yaşlar,gene akmaya başladı.

"Ağlama lütfen." Diyordu sesi boğuktu.

Ona doğru eğilip önünde diz çöktüm,

Ellerine uzanıp sımsıkı tutarken,o korkudan tirtir titriyordu.

"Geçti." Dedim,

"Artık kimse bize zarar veremez küçüğüm."

"Çünkü biz artık tamamlanmış ve tekrardan var olduk."

Onunda gözlerinden yaş akarken, birbirimize baka baka ağlıyorduk.

Biz yeniden doğmuştuk,

Ve yeniden var olmuştuk,bu yol bize ne getirecekti bilmiyordum ama artık umrumda bile değildi.

Çünkü ben bugün ilk defa kendim olmuştum, duygularımı saklamamış o tamamlanmış hissini yaşamıştım.

01.12.2025

Bu tarih'i hiç bir zaman unutmayın! Biz bugün var olup bugün tamamlandık.

2 saat sonra;

Yoldan beri telefonum her saniye başı çalarken, telefonu uçak mooduna alıp geri çantama atmıştım.

Hepimiz hastaneden çıkmış eve gidiyorduk, Emre,ben ve Murat aynı arabada giderken.

Işıl,Karun Bey ve Alev Hanımda bir başka arabayla önden gidiyorlardı.

Emre bakışlarını dikiz aynasına çevirdi,"Gece." Diye seslenince benimde bakışlarım dikiz aynasına kaymıştı.

"O kansız hala arıyor mu?" Diye sordu.

Hala sinirliydi ama banada yüklenmek istemiyordu.

Yaşadığım yoğun gün dönemi için tekrardan kriz geçirmem onu korkutuyordu.

Murat boynunu önden arkaya çevirdi,"hangi kansız?" Diye sordu.

Bakışlarım kucağımın üzerinde duran ellerime kayınca,Emre sıkıntılı bir nefes verdi.

"Asrın kansızı." Dediğinde tırnak etlerimi daha sert yolmaya başladım.

"Ne?" Murat şaşkın bir sesle,

"Asrın yurtdışında değil mi?" Diye sorgusuna devam ederken.

"Geri dönmüş." Dedi Emre tok bir sesle.

"Kesin o Osman piçi içindir." Diye küfürler savururken Murat,bakışlarım dikiz aynasına kaydı.

Emre bana bakıyordu,

Sanki gözlerinde söylememiz gerekiyor der gibi bakarken,gözlerimi açıp kapattım.

Söylemesi için onay verdim,

"Hem öyle..."

"Hemde." Dediğin de Murat'ın yüzü gerilmeye başlamıştı.

"Hemde?" Diye sordu.

"Gece'ye evlilik teklifi etmiş." Dedi Emre.

Murat'ın ağızından küfürler çıkarken ben sertçe yutkundum.

"Kerem'in canı uğruna Gece'ye karım ol demiş!." Emre'nin sesi yükselirken, Murat kızarmış yüzüyle hem bana hemde Emre'ye bakıyordu.

"Sen ne dedin Gece?" Diye sordu Murat.

"Bir şey demedim." Dedim.

O an söylediğin de kasılan midem sayesinde sessizleştim çünkü,evlilik hep kabusum olmuştu.

Çünkü ben sorunlu bir evlilik üzerine kurulmuş ailede büyümüştüm,hep odamda kendime kimseyle evlenmeyeceğiz diye sözler verirdim.

"Hayır diyemedin mi!?" Murat bana bağırıp bir yandanda gülüyordu.

"Demedim Murat!" Diye bağırdım.

"Deseydim Kerem'i öldürürdü onun yerine sessiz kaldım." Diyince Murat'ın boynu bana döndü.

"Sokarım Kerem'e!" Diyince kaşlarım çatıldı.

"Düzgün konuş Murat! O adam benim heran yanımdaydı,siz yoktunuz o vardı." Dediğim de Murat'ın yüzü düşmüştü.

"Haklısın biz yokken o sana abi oldu." Dedi kısık bir sesle.

Kurduğum cümle ona koyarken bir şey demeden bakışlarımı cam'a çevirdim.

Şuan ne tartışacak haldeydim;

Ne de konuşacak dermanım vardı.

Nihayet Kılıç konağına vardığımızda hepimiz arabalardan inip,demirli kapının önünde dikildik.

"Kızım." Diye ses gelince kafamı yana doğru çevirdim.

Karun Bey'in elinde bir anahtar bana uzatıyordu.

"Evinin kapısını açmak ister misin?" Diye sordu.

Bakışlarım hem ona hemde elindeki anahtara kayınca nefes alışım duraksamıştı.

"İster bence." Alev Hanım ince ve naif sesiyle.

Kafamı aşağı yukarı salladım,"isterim." Diyerek elindeki anahtara uzandığımda,Karun Bey rahatlamış bir nefes verdi.

"Açın kapıları!" Karun Bey kapıdaki korumalara,kapıları açması için emir verirken.

Ben tam ortada duruyordum,

Onlar ise iki adım gerimde bana bakıyordu.

Kapılar bizim için açılırken yavaş adımlarla bahçeye yürüyüp,evin kapısına ilerledim.

Kalbimdeki sancı gene meydana çıkarken adımlarımı daha güçlü atmaya çalışıyordum.

Elimdeki anahtarı kapının,kildine sokup çevirdiğimde kapı komple açılmıştı.

Boynumu arkaya doğru çevirdiğimde hepsi bana doğru yürüyordu.

"Hoşgeldin evine." Dedi Karun Bey bunu derken sesindeki mutluluğu gizlemiyordu.

Boynumu hafif öne eğip,geri dik konuma getirdim.

"Hoşbuldum Karun Bey." Diyince hepsinin suratı düşmüştü.

Baba dememi beklerken benim Karun Bey diyişim onları bozguna uğratmıştı.

Karun Bey bir şey olmamış gibi,"hadi girelim bakalım." Diyerek içeriyi gösterince hepimiz içeriye girip kapıyı kapattık.

Mutfaktan koşa koşa yanımıza gelen, personel abla"Bey'im kusura bakmayın yemek yapıy-"

Karun Bey elini kaldırıp lafını kesti,"kızımız açtı kapıyı." Diyince personel ablanın bakışları beni buldu.

"Gece...artık bu evin küçük Hanım Ağası,Suzan Hanım." Dediğinde bakışlarım kocaman olmuştu.

"Kimse ona saygıda kusur etmeyecek kimse dediklerini ikiletmeyecek." Suzan Hanım'ın gülüşü büyümüştü.

O da beni bulmalarına çok sevinmiş bir haldeydi;

"Hoşgeldiniz küçük Hanım." Dediğinde gülümseyip,"Hoşbuldum Suzan Hanım." Dedim.

Her şey o kadar gariptiki! Hala bir yola varamıyordum içimde.

Karun Bey elindeki telefonu işaret edip,"telefonla görüşüp geliyorum." Diyerek yanımızdan ayrıldı.

Alev Hanım hala dolu gözlerle bana bakarken,elimi ona doğru uzattım.

Bunu yaparken fazla ürkek ve çekigendim.

Hiç bilmediğim ve tatmadığım duyguları şimdi tatıyor ve biliyordum.

Alev Hanım'ın gözlerinle oluşan ışıkla uzattığım ele bakarken, gülümseyerek o da uzattığım elli tuttu.

"Oturalım şöyle." Diyerek koltuğu gösterdim.

Ona destek vererek koltuğa otururdum,Alev Hanım elini yanına koyarak.

"Otursana yanıma." Dedi.

Yanına geçip oturdum,gövdesi yavaştan bana dönerken ben çoktandır ona bakıyordum.

"Üzgünüm kızım." Diye girdi cümlesine,"bir anne evladını hissederdi ve ben bunca zamana kadar seni hissedemedim." Diyince sertçe yutkundum.

Parmakları çenemde buluştuğunda,kafamı kendine doğru çevirdi.

"Belki kızgınsındır belkide kinli... bilmiyorum,ama eğer bize babana ve bana bir şans verirsen." Sol gözünden bir yaş aktı.

"Sana anne ve baba olalım,lütfen kızım bizi artık sensiz bırakma." Diye yalvardı.

"Ben yıllarca meleğimsiz kaldım...artık beni meleğimsiz bırakma." Dediğinde boğazımda oluşan bir düğüm yutkunmamı engelliyordu.

"Size kızgın değilim." Dedim omuzlarımı kaldırıp indirerek.

"Çünkü asıl masum sizlersiniz,yıllarca öldü bilip başkasının çocuğunun mezarını sevende..." Her dediğim kalbimi acıtırken,güçlü durmaya çalışıyordum.

"O yüzden affedilecek bir durum yok." Dedim gözlerinin içine bakarak.

"Çünkü çocuklar ne annelerine ne de babalarına küsmez." Dediğimde,Karun Bey elindeki telefonu yere düşürmüştü.

Gözlerimi ona çevirdiğimde koskocaman bölge Ağası ağlıyordu.

"Baba dedi o." Titreyen sesiyle.

"Duydun mu hanım anne ve baba dedi."

Sanki ilk kez konuşmayı öğrenmişim ve ilk kelimelerim anne ve baba olmuş gibi tepkiler verirken,Alev Hanım ağlayarak dudaklarını birbirine bastırıyordu.

"Duydum Bey! kızımız bize anne ve baba dedi." Diyerek dahada ağlıyordu.

İki koruma içeri girerken,Karun Bey hızlıca onlara döndü.

"Kızım bana baba dedi,bütün Mardin'i yakın kırk gün kırk gece şenliğimiz var!" Diyerek emir verirken ben şaşkın bakışlarla onlara bakıyordum.

"Bütün bölge ağalarına haber ver,yarın akşama bir eğlence düzenlenecek diye." Emirleri peş peşe yağdırıyordu.

"Ardından bir kurban kesin,fakir fukaraya dağıtın kızımın adına olacak o yardım." Diyerek devam ediyordu.

"Ve son..." Bakışları beni buldu.

"Kızımın yaşı kadar bütün bize ait olan boş ve yıkık evleri yakın... bugün kızımın yeniden var oluşu çünkü." Dediğinde kaskatı kesildim.

Bir anne ve baba lafıyla Mardin'i yakacaktı babam.

Onların bile hasret kaldığı basit bir kelime uğruna ne ev kalacaktı ne de bir şehir.

Babam benim için Dünya'yı ateşler altında bırakacaktı.

Benim var oluşum uğruna kendini bile yakmaya hazırdı.

Annem ile babam bana bakarken bende onlara bakıyordum.

Bugün Kılıç ailesinin gerçekten var oluş hikayesi başlamıştı.

Ve bu hikayeyi başlatan yıllardır öldü olarak bilinen ve sonradan meydana çıkan kızları Melek Kılıç'ın başlatmasıyla oluyordu.

Evet artık bu öykü gerçek bir masala dönüşüyordu...ya var olacaktık ya da yok,ama unuttuğunuz bir şey vardı.

Kılıç ailesi baştan kurulmuştu ve yok etmek için kalkanları daha sağlamdı.

 

 

 

 

Son...

 

 

 

 

*Sizce Karun Bey ve Alev Hanım Asrı'nın evlilik teklifi olayını öğrenecek mi?

 

 

 

 

*Kerem'e ne olacak?

 

 

 

 

*Sizce Osman yaşıyor mu?

 

 

 

 

"Peki bu bölümü nasıl buldunuz?"

 

 

 

Bölüm : 01.12.2025 22:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...