37. Bölüm

29. Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

Merhaba nasılsınız???

Sezon finaline son bir bölüm...🫠🥹

! Instagram:steelfable

! Tiktok:steelfable

! Wattpad:steelfable

WhatsApp kanalı açılmıştır‼️🔊bütün gelişmeleri ve alıntıları orada paylaşıyorum.Link'e Instagram üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

 

Kayıp İzler

29.Bölüm;

Gözlerim elimdeki telefonda takılı kalmıştı; gelen her mesajı kaç defa okuduğumu saymayı bırakmıştım.

"Nasıl olur bu ya!?" Işıl kolunu bükmüş, elini bel çukuruna koyarak etrafta dönüyordu. Bir yandan da tırnaklarını ısırıyordu. Kerem ise şaşkın bakışlarla sadece bana odaklanmıştı.

"Ne yapacaksın şimdi?" Işıl dönmeyi durdurup gövdesini bana çevirdiğinde, başımı ona doğru kaldırdım.

"Bilmiyorum!" diye bağırdım; sinirden gözüm seğirmeye başlamıştı. Bunu yapan her kimse bir şeyin peşinde olduğu belliydi. Sıktığım elimde hissettiğim acı ile elimi serbest bıraktım. Tırnaklarım artık avuç içimde iz çıkartmıştı.

"Gece, bunu dayım öğrenirse ne olacak?" Işıl endişeli gözlerle bana bakıyordu.

Gözlerim yatağımda iki metre baygın halde yatan Mert'e kaydı. Aklımı kurcalayan şey ise bunu Mert'in yapabilecek olma ihtimaline kayıyordu. Yaşadığımız bu dünyada her şey birer oyundu. Aldığım nefes bile sana oyun oynardı; buradaki herkes bir şeyin peşinde olurdu. Güldüğün herkesin arkasında yatan bir planı kimse bilemezdi; her an darbe yiyebilecek kadar oyunbozandı buradaki insanlar. Davetlerde herkes birbirinin yüzüne güler, ardından sağlam bir oyun ile o insanı silerlerdi.

"Sence kim yapmış olabilir?" Kerem bir adım öne çıkarak kimin yaptığını sorgularken bakışlarım ona döndü.

Kerem'e ve Işıl'a kızgındım; daha tam anlamıyla ciddi bir ilişkileri yokken sarhoş bir halde yaşadıkları şey yüzünden. Her ne kadar "seviyorum" deseler de, bu olay için fazlaca erken davranışlardı; hem de bu olurken Işıl deli gibi sarhoştu.

"Mert," dedim kısık bir sesle. İçimden bir ses her ne kadar "Saçmalama Gece" dese de, bir yerlerde onun da bu işin içinde olduğunu biliyordum.

"Mert yapmaz öyle bir şey." Kerem, Mert'i savunmaya geçerken bakışlarım sertleşti. Doğru düzgün tanımadığı adamı ne zamandan beri koruyordu Kerem?

"Nereden biliyorsun?" diye sordum.

Kerem olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. "Şey, yani... Öyle birine benzemiyor," deyince kahkaha attım.

"Kerem." Kahkahamı bölüp Kerem'ye doğru adım attığımda Kerem sertçe yutkundu. "Bakıyorum da Mert'i bayağı bir tanıyor gibisin," dedim boynumu yana doğru eğerek. "Yoksa bu kadar emin olmazdın." Dediğimde, Kerem'in şakaklarında beliren ve aşağı doğru kayan tere şahit oldum. Yakınlığım ve şüphem onu tedirgin ediyordu; nedenini bilmiyordum ama Kerem bir şeyin kilit noktasıydı.

"Ne oldi bağa!?" Mert'in sesi ile bakışlarımı Kerem'den çekip yatağa döndürdüm. Mert sırtını yataktan doğrultmuş, elini ise saçlarının arasına geçirip sorgulayıcı bir bakış atıyordu. "Ula ne oldi bağa!? Ne diye baygun halde yatayrum?" Mert'in gözleri üzerimde gezinirken omuz silkerek bir adım geriye gittim.

"Bayıldın," dediğimde Mert'in kaşları yukarıya doğru kalktı.

"Bayuldum mu?" diye sordu.

"Aslında bayılmadın." Işıl arkadan lafa atladı. "Gece seni bayılttı, yerdeki sopa ile," dediğinde Mert'in irisleri kocaman olmuştu. Işıl'a sert bakışlar atarken, Işıl boynunu yere eğmişti.

"Demek beni bayılttın." Mert bacaklarını yataktan aşağı sallandırırken imalı bakışlarla bana bakıyordu. "O da güzelmiş," dedi. Dudaklarında oluşan belli belirsiz bir gülümsemeyle bana bakarken derin bir nefes alıp verdim.

Mert'in gözü sıkıca tuttuğum telefona kaydığında boynunu yana doğru eğdi. "O telefon benim değil mi?" diye sordu, elimdeki telefonu işaret ederek. Yataktan kalkıp üzerini düzelterek adımlarını bana doğru atmaya başladı. "Ne yapıyordun benim telefonumla?" diye sordu. Adımları bana doğru gelirken ben geri geri adımlıyordum.

Eli belimi kavrayıp adımlarımı engelledi; beni sertçe ona doğru çekerken sertçe yutkundum. Bakışlarını gözlerimden ayırmadan yine beni etkisi altına almıştı. Eli yavaşça elimde tuttuğum telefona doğru inip elimdeki telefonu aldı; bunu yaparken bir saniye bile gözlerindeki teması kesmemişti. Girdiğim çekim ile hareketsizce kolları arasında kalırken, o telefonu eline alıp ekranı açık kalmış mesajlara bakmaya başladı.

Gözlerinin değdiği her mesajda yüzündeki kaslar seğirirken, sıktığı dişleri ile çenesinde oluşan o çıkıntılara kaydı gözüm. Sinirden içtenlikle kuduruyordu. Telefonu kulağına götürdü; bir eli hala belimdeyken diğer eli ile her şeyi yapıyordu.

"Ne görüntüsünden bahsediyorsun Ozan!?" Ozan'a soru sorarken gözleri yine beni bulmuştu. "Kim çekmiş o siktiğimin videolarını?"

Ozan ne dediyse Mert'in yüzündeki renk kırmızı olmaya başlamıştı; konuştuklarını duymuyordum ama Ozan ne dediyse Mert'in huzurunu daha çok bozmuştu. "Kapat telefonu Ozan!" diyerek bağırdı. Telefonu cebine sıkıştırıp elini yavaşça belimden çekti.

"Işıl kapıyı aç!" Işıl'a kapıyı açması için bağırırken, "Senin yapmadığın ne malum?" demem ile omuzunun üstünden bana bakmaya başladı. Sorduğum soru Mert'i afallatmıştı; bakışları "Ciddi misin?" der gibi bakıyordu.

"Evet, senin yapmadığın ne malum?" diye soruyu tekrarladım.

Mert başını yukarı kaldırıp derin bir nefes aldı; sorum onu daha çok delirtmişti. "Ben böyle bir şerefsizlik yapmam Gece!" diye bağırdı. Göğsümün üzerinden aşağı salınan saçlarımı geriye atarak omuzlarımı dik hale getirdim. Gözlerimi sinirden koyulaşmış irislerine odakladım.

"Nereden bilebiliriz? Sonuç olarak sen de bu dünyanın bir parçasısın... Her an bir oyun kurabilirsin," dediğimde Mert'in irisleri kocaman olmuştu. Yüzünde hayal kırıklığı yarattı; ona bunu demem sanki ona "sen adam değilsin" dememle eş değer gibiydi.

"Ben sen değilim Gece." Gövdesi tamamen bana dönüktü. "Ben senin gibi oyunlar kurarak iş çevirmem, ben direkt kartları açık oynarım," dedi. Gözlerinde bir kinaye vardı; döndürdüğüm her oyunu yüzüme vuruyordu. Evet, ben oyunla insanları arkadan vuran o yüzdeliğin içinde olan biriyim; kendimi bildim bileli hayatın bana oynadığı oyunlar kadar ben de insanlara oyunlar kurmuştum. Ve Mert de bunu biliyordu.

Bu sefer ben adımlarımı ona doğru attım. Bakışları ile baştan aşağı süzerken ben aramızdaki koca mesafeyi kapattım. Boynumu ona doğru kaldırdım. "Belki de," dedim boynumu yana doğru eğerek. "Senin de kartları açık oynamadığın bir oyunun vardır." Dudaklarım yana doğru kıvrılırken bakışlarım Kerem'e doğru kaydı. "Değil mi Kerem?" diye sordum.

Kerem'in bakışları kocaman olmuştu; irisleri ise titriyordu, yine bana yalan söylediğinde verdiği tepkileri veriyordu. Ardından bakışlarım Mert'e döndü. Bakışlarındaki tedirginliği fark ettiğim anda gülümseyerek başımı sağa sola salladım. "Ee Mert Kaleli, demek ki senin de varmış kartları kapalı oynadığın bir oyunun," dedim adımlarımı geriye atarak.

Mert olduğu yerde kalakalmıştı. Ne oyunu olduğunu bilmiyordum ama Kerem'in de bu işin içinde olduğunu hissediyordum. "Eğer bu işin içinden sen çıkarsan—"

"Eğer bu işin içinden ben çıkarsam, gel çek silahı daya namlunu göğsüme; sesim çıkarsa şerefsizim," diyerek arkasını döndü Mert. Hızlı adımlarla kapının kilidini açıp odadan çıktığında olduğum yerde kalmıştım.

Işıl da Mert'in peşinden koşarak odadan çıkınca Kerem ile baş başa kalmıştık. "O görüntüleri temizlet Kerem!" diye emir verdim. Kerem verdiğim emir ile başını aşağı yukarı sallayıp odadan çıkarken bakışlarım camdan dışarı kaydı.

"Gece!" Işıl kapının eşiğinden koşar adım yanıma geldi. "Emre evde yok," dediğinde bakışlarım ona döndü.

"Yani?" dedim.

Işıl kızgın bakışlar ile, "Ne yanisi kızım!? Ne görüntüleri gördüyse?" diye homurdanmaya başladı. Omuz silktim. "Yapacak bir şey yok o zaman, gider vurur Mert'i," dediğimde Işıl gözlerini devirdi.

"Gece kan davası başlar," dedi.

Gülümsedim. O davalar her zaman vardı; hayatımızın her döneminde, her anında o dava ile yüz yüze geliyorduk. O kan ile kapatılmış kaç sır vardı... O kan ile silinmiş kaç sır...

"O dava hiç bitmedi ki," dedim bakışlarım tekrardan dışarı kayarken. "O dava yüzünden kaç sır o kanla birlikte kapatıldı," diyerek ekledim mırıldanarak.

Telefonuma gelen bildirim sesi ile bakışlarım makyaj masama doğru kaydı; ardı ardına gelen bildirim yüzünden telefonum olduğu yerde hareket etmeye başlamıştı.

"Oha!" Işıl gelen bildirim seslerine şaşkınlıkla bakarken ben derin bir nefes alarak makyaj masama doğru ilerledim; az çok ne olduğunu tahmin edebiliyordum. Telefonu elime alıp ekrana baktığımda sosyal medya üzerinden sınırsız bildirim sayısını görmem bir oldu. Ekranı açıp bildirimlere tıkladığımda etiketlendiğim bir video çıktı önüme. Videoyu izlemeye başladığım an dudaklarım istem dışı 'O' şeklini almıştı. Mert'le sarmaş dolaş dans ediyordum; Mert ise sadece eli belimde bir şekilde duruyordu.

"Sen bildiğin çocuğa yürümüşsün." Işıl alaycı sesle videoyu izlerken sert bakışlarla ona bakmaya başladım. Işıl yüzündeki alaycı tavrı silip videoya dönerken ben de atılan sayısız yorumlara bakmaya başladım.

Allahım! Çok iyiler...

Bence Mert Gece'yi sevmiyor, baksana kız neler yapmış ama benim Mert'imde tık yok...

"Nereden senin Mert'in oluyor?" diye mırıldandım.

"Efendim?" Işıl kaşlarını yukarıya doğru kaldırmış bana bakarken kafamı sağa sola sallayıp "Bir şey yok," diyerek geri yorumlara döndüm. Her atılan yorum birer rezillikti; herkes bu durumu görmüştü. Kimisi bu olayı kınıyor, kimisi ise "çok yakışıyorlar" diye tepkiler veriyorlardı.

Üstten düşen bir mesaj bildirimi ile bakışlarımı telefonun üst tarafına kaydırdım; bilinmeyen numaraydı. Kaşlarım çatılırken hızlıca mesajın üzerine tıkladım. Anlaşılan yine bir yabancı numara olayı meydana çıkmıştı.

√√ Selam Gece.

√√ Nasıl, beğendin mi videoyu?

Yabancı numaranın son attığı mesajın üzerinde gezinmeye başladı bakışlarım. "Kim ki bu?" Işıl meraklı bakışlarla gelen mesaja bakıyordu.

"Bilmiyorum," dedim tok bir sesle. "Ama dostumuz olmadığı kesin," diyerek ekleyerek Işıl'a doğru döndüm. Olaylar hepten zıvanadan çıkmaya başlamıştı.

Ardından yine bir bildirim sesi ile açık olan telefona döndü bakışlarım.

√√ Üzülme :( O dans ettiğin kişiyle aranızda... yıllara dayanan bir geçmişiniz var.

Kaşlarım havalandı; "yıllara dayanan eski geçmiş." Hafızam hatırlamak için bir şeyleri zorlamaya başladı ancak benim Mert adında hiç tanıdığım olmamıştı.

"Nasıl Mert'le sen?" Işıl başını bana çevirmiş, sorgulayıcı bakışlar atıyordu.

"Siktirsin gitsin! Bunu yazan kişi bir oyunun peşinde, benim Mert adında hiçbir tanıdığım yok," diye bağırdım. Telefonu yandan kapatıp yatağın üzerine fırlattım.

"Ben sana bir kahve yapayım," dedi Işıl kısık sesle. Kahve köşesine doğru ilerlerken benim bakışlarım camdan dışarıyı buldu. Bu işte benim bulacağımdan daha fazlası vardı ve bu fazlalık hayatımı üç noktaya bölecekti.

3 Saat Sonra

Balkonda oturmuş, hala o mesajları kimin attığını ve o videoyu kimin yaydığını düşünüyordum. "Gece" diye gelen sesle başımı hafifçe yana çevirdim. Çocukluğum yine karşımdaydı; suratında bir bozgunluk ifadesi vardı.

"Gerçekten hatırlamıyor musun?" diye sordu. Tek kaşım havaya kalktı. Neyi hatırlamam gerektiğini sorgular gibi bakıyordum karşımdaki çocukluğuma.

"Kimi?" diye sordum.

"Onu," dedi kısık bir sesle. Afallamış bir halde ona bakmaya devam ettim. Sanki o hatırlamam gereken kişiyi hatırlamıyorum diye bana karşı kızgınlık besliyordu.

"O kim?" dedim.

Derin bir nefes alıp elbisesinin cebinden çıkardığı beyaz gülü uzattı bana. "Bunu veren kişi," dedi. Elindeki beyaz gülü alıp bakmaya başladım. Zihnimde bir şeyleri zorlamaya çalışsam da pek fazla faydası olmamıştı. Ben bu gülü sebepsizce seviyordum; eskiye dayalı bir anım olduğundan dolayı değil.

"Bu gülü bize kimse vermedi," dedim, onu yalanlarcasına. Bu lafım onun boynunu yere eğdi.

"Halbuki..." dedi, sesinde bir boğukluk vardı. "Biz bu gülü ondan sonra daha fazla sevmeye başladık," diye devam edince boynumu yana doğru eğip gözlerimi kıstım.

"Anlamadım," dedim.

Yere eğik boynunu bana doğru kaldırdı; gözlerinin içinde bir titreme vardı. "Gerçekten unuttun mu Gece?"

Gözleri ile bana bir şeyleri hatırlatmak istiyordu; sanki ben hiç unutmamam gereken birini unutmuşum gibiydi.

"Açık konuşsana!" diye bağırdım. Sesimin yükselmesi onu korkutmuştu; olduğu yerde irkilip ellerini sıkıca yumruk yaptı. Onu korkuttuğumun farkına varıp oturduğum yerden doğrularak ona doğru ilerlemeye başladım. Elimi kaldırıp saçını sevecekken kollarını yüzüne siper edercesine kapattı.

"Vurma," dedi; bunu derken sesi titriyordu. Onun kelimesi ile elim havada kalmıştı. Vücudu titriyordu; ona vuracağımdan korkuyordu.

"Şşş... Sakin ol, sana vurmayacağım," dedim. Sesimi oldukça kısık ve nazik çıkarmaya çalışıyordum. Kollarını yavaşça yüzünden çekip burnunu çekerek bana bakmaya başladı. Havada kalan elim saçlarında buluştu; nazik bir şekilde sevmeye başladım o saçlarını. O ise hala elimin altında titriyordu. O artık onda bir travma kalmıştı; ne kadar nazik de yaklaşılsa sonunda zarar alacağını biliyordu.

"Korkma, ben sana zarar vermem," dedim.

"Ama verdin," dedi. "En büyük zararı sen verdin Gece... Beni, bizi hatta geçmişini unutarak verdin o zararı," diye devam edince kalbimde ağır bir sancı hissettim. Gözlerinde bana karşı bir suçlayıcı bakış vardı, sözlerinde ise imalılık. Ben kendimden başkasına zarar vermedim diye gezinirken, bir anda çocukluğum ortaya çıkıp ona zarar verdiğimi söylüyordu.

"Hayır," diyerek dizlerimi yere koyup kendimi ona doğru eğdim. Aşağı sallanan ellerini tuttum. "Asıl ben bizi, seni korumaya çalışt—" Ellerini ellerimden çekip bir adım geriye gitti. Kafasını sağa sola salladı. "Sen bizi korumadın ki," dedi tek omuzunu silkerek. "Tam tersi sen hep bize zarar verdin."

Kalbimdeki sancı daha fazla artarken suratım buz kesmişti. Ben onu koruduğumu sanarken asıl ona zarar verdiğimi anladım. Elimi kalbime götürüp derin nefes almaya çalıştım ama aldığım nefes bile kalbime batıyordu.

"Gece iyi misin?" Çocukluğum kendini bana doğru eğerek endişeli gözlerle bana bakıyordu. Başımı aşağı yukarı sallayıp "İyiyim," diye mırıldandım. Her ne kadar iyiyim desem de, aldığım nefes bile şu an bünyeme ağırlık yapıyordu.

"Gece yapma artık," dedi. "Kendine de bana da bu zararı verme," diye ekledi.

"Ben kimseye bir zarar vermiyorum!" diye bağırdım; artık susmasını istiyordum. Aldığım nefes bile beni zorlarken onun sesini duymak beni daha fazla zorluyordu.

"Ona seni unutmayacağız demiştik Gece, söylesene ondan geriye ne kaldı?" Gözlerim çocukluğumun bakışlarına odaklandı. Gözlerinde belli bir şekilde görünen kızgınlık ve vicdan vardı. Kimden bahsediyordu bilmiyorum ama bu kişi geçmişimde bana iyi gelen biriydi.

"Beni gömdüğün gibi onu da gömdün!" diye bağırmaya başladı. Ben yerde iki büklüm şekilde dururken başım ise sadece ona bakıyordu; o ise benim halime baktıkça çıldırıyordu. Çocukluğum bile isyan ediyordu artık. Nefesim kesikleşmeye başladı, gözlerim sızlamaya başladı. Kalbimdeki ağrı daha da kesinleşti; bu ağrı beni yaşatmayacaktı. Bu sancı aldığım her nefesi bana zindan edecekti.

"Sus!" diye bağırdım. Artık daha fazla dayanamıyordum; her kelimesi beni daha da kötü ediyordu.

"Bir gün her şeyi öğreneceksin ve o gün... asıl senin ölüm günün olacak."

Çocukluğumun kurduğu cümle ile tüylerim diken diken oldu; vücudum kaskatı kesildi, yüzüm ise buz kesti. Bana kurduğu o cümle, benim kaderimin sonunu göstermişti. Öğreneceğim şey ne bilmiyordum ama öğrendiğim zaman hayatımdaki her şey değişecekti. Çocukluğuma bakmaya çalışırken o yine ortalıktan kaybolmuştu.

"Nereye gittin!?" Eğildiğim yerden doğrulmaya çalıştım. "Ah!" Doğrulmaya çalıştığım anda kalbime tekrardan bir hançer saplanmıştı. "Yeter artık, yeter ya!" diyerek bağırmaya başladım kendi kendime.

İçeriden gelen telefon sesiyle kendime gelmeye çalışarak içeriye geçtim. Yatağın üzerinde duran telefona baktığımda yabancı numara arıyordu. Telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Selam Gece."

Bu ses bir erkek sesiydi; oldukça erkeksi ve olgun bir sesti ama bana tanıdık bir ses değildi. Sanki daha önce bu sesi hiç duymamıştım; fakat o sesi ben bilmiyorsam o beni nasıl biliyordu?

"Ne istiyorsun!?" dedim. Telefonun arkasından gelen kısık bir kahkaha ile kaşlarım çatıldı.

"Sen, seni arayan herkesi böyle mi açıyorsun?" dedi dalga geçercesine.

"Kısa kes ve konuya gel, neden aradığını biliyorum," dedim. Kısa bir sessizlik oluştu.

"Bitti sandığın her şey bir gün geri başlayacak."

"Dıt..." Telefon yüzüme kapandı. Kartları kapalı oynayan biri vardı; kimdi bilmiyorum ama yakında karşıma çıkacaktı. Benim hayatımda hiçbir zaman hiçbir şey yolunda gitmezdi. Geceydim işte ben; olduğum her ortamda, var olduğum bu hayatta başıma her şey gelebilirdi. Çünkü benim kaderim doğduğum anda belirlenip laneti mühür olarak atmıştı. Derin bir nefes alıp rahatlamaya çalıştım; kalbimdeki sancı devam ederken kalbime dikkatimi vermemeye çalışıyordum. Eğer verirsem sonum kötü olacaktı; tekrardan bir kriz ve belki de bitkisel hayat.

Gözlerim balkondaki yerde olan beyaz güle takıldı ve beynimde çocukluğumun bana söylediği her bir cümle yankılanmaya başladı. Biri vardı; ama o sadece biri değildi, o zamanlarda benim her şeyimdi. Ama kimdi? Geçmişte kullandığım her ilaç, geçmişimdeki hatalar, yaşadığım birçok şeyi bana unutturmuştu. Kendimi, sevdiğim şeyleri, iyi anıların çoğunu silip sadece kötü anıların kalmasını sağlamışlardı. Evet, ilk başlarda benim hiç iyi anım yokmuş ki diyordum. Meğersem benim unuttuğum ve hiç hatırlayamadığım birçok iyi anım varmış. İlaçların ağırlığı yüzünden silinmişti her parça ve bir daha o parçalar da yerine oturmamıştı. Ta ki gerçek ailemi bulana kadar; ama hala eksiktim ben, bu eksiklik neydi bilmiyordum, bir türlü bulamıyordum.

"Gece." Diye gelen sesle başımı kapıya doğru çevirdim. Kerem araladığı kapıdan başını öne doğru uzatmıştı. "Girebilir miyim?" diye sorunca başımı aşağı yukarı salladım. Kerem içeriye girip kapıyı kapattı. Yüzünde garip bir hüzün sezdim; sanki dudaklarından kötü bir şey çıkacak gibiydi.

Ardından içeriye Işıl girdi; rengi benzi atmış, ağlamaktan kızarmış gözlerle bana bakıyordu. Sanki sevdiklerini kaybetmiş gibilerdi. Işıl bana doğru yaklaşıp kollarını boynuma dolayıp sıkıca sarmaladı beni. Anlamsız bakışlarla Kerem'e bakıyordum; o ise bakışlarını benden kaçırıyor, burnunu içine çekiyordu.

"Gece." Işıl kendini geriye verip ellerini omuzlarıma koydu. Gözlerinden akan yaşlara engel olamıyordu. Kalbime tekrardan ağır bir sancı saplandı; o anki acı ile "Ah!" diyerek inleyip sırtımı öne doğru büktüm. Nefes almam daha da zorlaşmaya başladı, mideme saniye saniye şekilde kramplar giriyordu.

"Kerem, Gece'ye bir şey oluyor!" Işıl endişeli sesle Kerem'e bağırırken, Kerem ise arkadan bana destek vermeye çalışıyordu.

"Camı açın," dedim acı dolu bir sesle. Odanın içi sanki havasız ve oksijensizdi; nefes almam gitgide daha zor hale geliyordu. Işıl koşarak camları açıp geri yanıma geldi. Kerem ise beni dikkatlice yatağın uç tarafına oturttu. Açılan sert kapıyla bakışlarım odamın kapısına kaydı; Emre'nin saçı başı dağılmış, bitkin bir halde karşımda duruyordu.

"Emre," dedim kısık bir sesle. Emre ise bir bana bir de Işıl'a baktı; gözleri Işıl'da oyalandığında sanki gözleriyle birbirleriyle konuşuyorlardı. Emre derin bir nefes alıp boynuna takılı olan kravatını gevşetti; aldığı nefes sanki onu boğuyor gibiydi.

"Ne oluyor burada? Bu haliniz ne? Emre! Işıl!" Bakışlarım bir Emre'de bir Işıl'da gelip gitmeye başladı.

Işıl dizlerini yere koyarak bacaklarımın üzerindeki ellerimi kavrayıp öptü. "Gece, öncelikle sakin ol," diyerek girdi konuya. Nefesim daha da sıkışmaya başladı. "Yengem ve dayım... Trafik kazası geçirmişler. İkisi de yoğun bakımda, durumları ağır."

Dediği an bakışlarım donuklaştı; duyduğum haberin etkisiyle ellerim buz kesmeye başlamıştı.

"Ne?" Titreyen sesimle boynumu hafifçe yana doğru eğdim. "Ne kazası, ne ağırı?" Bakışlarım Emre'ye kaydığında, Emre yüzüme bakamıyordu; iki elini bel çukuruna koymuş, sırtını bana dönmüş duvara bakıyordu.

Bakışlarım geri Işıl'ı buldu. "Şaka değil mi?" dedim inanmayan bir şekilde. "Şaka değil mi!?" diye bağırarak yataktan kalktım, sinirden etrafta dönmeye başladım. "Olamaz böyle bir şey," diyerek başımı sağa sola sallıyordum. "Onlar daha dün evden çıktılar, balayına gideceğiz dediler," diye duruma inanmamaya çalıştırıyordum kendimi.

"Gece bir dinle." Işıl yalvaran bakışlarla omuzlarımdan tutunca kendimi geriye verip kollarından kurtuldum.

"Yalan de!" diye bağırdım. Adımlarım geri geri gidiyordu. "Şu siktiğimin olayının yalan olduğunu söyle!" diye haykırmaya başladım. Emre'nin gövdesi bana döndü. "Değil," dedi kısık bir sesle. "Çok isterdim yalan olmasını," diyerek derin nefes alıp başını sağa sola salladı. "Ama maalesef Gece, doğru."

Dediği an vücudumda ağır bir yıkım hissettim. Dizlerimin üzerine düştüğüm an başım delice dönüyordu. "Onları..." dedim gözlerim sızlarken. "Ben onlara yeni kavuştum." Yanaklarımda bir ıslaklık hissettim; ben yine ağlıyordum... Ben yine kaybedişime ağlıyordum.

"Ah!" Ellerimi yere vurmaya başladım, bir yandan da başımı sağa sola sallıyordum. "Neden?" dedim bağırarak. "Neden? Her şeyimi benden alıyorsun Allahım! Neden bana dayanacak bir duvar vermiyorsun?" Bunları ağlayarak söylüyordum.

"Neden?" diye tekrarladım. Neden ya, neden? Niye sürekli ben bedel ödüyorum, neden ben bir kere mutlu olamıyorum? Oysaki ben onlara yeni kavuşmuştum, şimdi ise anında kaybediyordum. Bu bir lanet miydi? Bu laneti çekmek benim görevim miydi? Kimi sevsem herkes gitti... Gerçi sevmesem de herkesi benden aldılar. Çünkü Allah bana sevme ve sevilme şansı vermedi... Hani derler ya; diğer dünyada cennet ile cehennem var... Aslında yalan söylemişler, asıl cehennem bu yalan dünyaydı...

 

 

 

 

Son...

 

 

 

 

Yazar Notu: Arkadaşlar bu bölümü pek beğenmedim ama umarım siz beğenirsiniz; aceleyle yazılmış bir bölümdür. Kusura bakmayınız...

Bölüm : 22.12.2025 18:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...