
-Kayıp izler-
Evet arkadaşlar nasılsınız umarım iyisinizdir?
Eğer hazırsanız başlayalım??
2.Bölüm
(Gece'nin arkasında ki gölge)
Sabah'ın ilk ışıklarıyla gözlerimi açtım bu sefer ne bi alarm sesine nede başka bir sesle uyanmıştım.
Gözlerim kendi rızasıyla açılmıştı, penceremin olduğu bölüme döndüm boş gözlerle dışarıya baktığım da bugün gerçektende iyi olmadığımın farkındaydım yataktan çıkacak halim bile yoktu, kendimi zorlaya zorlaya yataktan çıkıp kendimi duş'a attım.
Bi yarım saat sonra duştan çıkıp,dolabımın önüne geçtim ne giyeceğim hakkında aklımda hiç bir şey yoktu dolabı açıp biraz gözlerimle kıyafetlerimi inceledim.
Sonra kendime uzun kollu bi crop ve şort seçtip yatağımın üzerine fırlattım bugün saçlarımla dahi uğraşacak dermanım olmadığı için kendi haline bırakacaktım. Saçlarım doğal bırakılınca dalganıyordu böyle dönem de bu doğallık kurtarıcım oluyordu.
Giyinip makyajımı yaptıktan sonra evden çıkmaya hazırdım üzerime deri çeketimi giydim,ayakkabı olarak ise bilekte topuklu bi çizme giymiştim.
Artık çıkmak için hazırdım ilk önce bi sahil yapıp kahve içecektim böyle dönemlerde bu tarz şeyler iyi gelirdi bana.
Evden çıktığım da Mardin'in o sert havası yüzüme sağlam tokatlar atıyordu adamlarından biri beni görünce önünü ilikleyip şöför kapısını açtı.
Şöför koltuğuna geçip çantamı yan koltuğa koydum artık yola çıkmak için hazırdım navigasyondan en yakın sahil kenarına baktım,benim oturduğum yerle navigasyon'un bana sunduğu sahil arasın da 10 dk varmış.
Arabayı çalıştırdım, radyoyu açtığım da radyo da lovely şarkısı çalıyordu hafif sesini kısıp yola çıktım.
Bi 10 dk sonra sahil kenarına varmıştım arabamı düzgün biryere Park edip indim biraz etrafı taradıktan sonra ilerde gözüme tam sahil kenarında olan kafe takıldı oraya doğru yürümeye başladım.
Kafeden içeri girdiğim de burnuma mis gibi kahve kokuları geliyordu kasa da ki abla beni görünce gülümsemeye başladı.
"Gece hanım hoşgeldiniz." Adımı biliyor olmasına şaşırmamıştım Nâmım burda çok hızlı bir şekilde büyümüştü. "Hoşbuldum,bana bi americona verirmisin" başını sallayıp Barista bölümüne geçti bi 2 Dk sonra kahvem hazırdı,kahvemi alıp dışarı tarafa çıktım heryer bomboştu ilk müşteri bendim anlaşılan tek kişilik bi masa vardı oraya geçtim kahveyi masaya koyup çantamdan sigaramı çıkartım.
Dünkü olanların etkisi hâlâ benimleydi. Her şey üst üste gelmişti: ortak olduğum adamın evinde atak geçirdim, ardından babamla düşman olduklarını öğrenmem, babamla annemin çocuğunun ölmesi... Bunları öğrenince içimdeki parçalar daha da eksiliyordu.
Bugün holdinge bile gidesim yoktu ama mecburdum. Ben hep güçlü ve başı dik durmak zorundaydım, bu yüzden gitmeme gibi bir şansım yoktu.
Kafamı kurcalayan birçok soru vardı ama cevapları yoktu. Eskiden de birçok soru oluyordu ama bir şekilde kendi kendime cevaplar buluyordum. Sanki bu seferki sorular farklı gibiydi... Öğrendiğim şeylerden sonra beynim daha da karmaşık hâle gelmişti.
Şakasız, neredeyse iki saat oturmuştum yalnız başıma. Telefonumu elime alıp saate baktığımda saat 09:50'yi geçiyordu. Tam mesai saati başlamıştı. Gerçi ben oranın ortağıyım, istediğim saatte orada olurdum ama düzensiz ve kontrolsüz şeyleri sevmediğim için her yerde tam saatinde olmayı istiyordum.
Eşyalarımı toparlayıp çantama attım. Kafeden çıkıp arabama bindim. Yollar boş olduğu için hızlı gelmiştim Holding'e. Arabamı park edip indim.
Holding'in içerisine girip asansöre doğru ilerledim. Düğmesine basıp beklemeye başladım. Allah'tan fazla oyalanmadan gelmişti.
3. kata bastım. Asansör hareket etmeye başladı. İçimde bir sıkıntı da benimle beraber Holding'e gelmişti. Asansör durdu, kapılarını açtı. Odama doğru ilerledim. Bana ait ofis yapmışlardı. Kendi düzenimin olduğu yerleri daha çok sevdiğim için ilk işim ofis istemek olmuştu.
Odama girip askılığıma deri ceketimi astım, çantamı da astıktan sonra masama geçtim. Bilgisayarımı açıp gelen mailleri kontrol edip ve projeye odaklanmam gerektiği için hızlıca işe koyuldum.
TIK! TIK! Kapı çalındı.
"Gel."
Kapı açıldı. Gelen, Karun Bey'in sekreteri Sema Hanım'dı.
"Günaydın Gece Hanım, Karun Bey sizi ofiste beklediğini söyledi." Anlaşılan dünkü olayları konuşacaktı.
"Tamamdır Sema, çıkabilirsin."
Gülümseyerek başını eğip odayı terk edince sandalyemi geriye itip olduğum yerden kalktım.
Odamdan çıkıp koridorun sonuna doğru yürümeye başladım. Kapıyı tıktıklayıp içeri girdim. Karun Bey ellerini birleştirmiş, dirseklerini masanın üzerine koymuş bir şekilde karşıladı beni.
"Hoş geldin Gece, geç otur bakalım şöyle." Tek eliyle koltuğu gösterdi.
Koltuğa oturup bacak bacak üstüne atıp kendimi arkaya verdim. "Buyurun Karun Bey, sizi dinliyorum."
Gözlerini kısıp, "Dün hakkında konuşmak istiyorum," dedi.
Tek kaşımı kaldırdım, bunu anlamıştım zaten. "Bakın Karun Bey, dün yaşanan olaylar birçok insanın başına gelebilir. Bu yüzden konuşulacak bir şey yok gibi."
Karun Bey birleştirdiği ellerini çözüp sağ elini masaya, sol elini de sandalyenin koluna koydu. Kendini geriye yaslayıp, "Bak Gece, evet benim haddime değil ama sonuç olarak büyük bir proje için ortaklık kurduk ve ben bu tarz bir insanla sağlıklı bir ortaklık beklemiyorum."
Gülümsemeye başladım. Kendimi daha da dikleştirdim. Soğuk ve özgüvenli bir sesle: "Bu tarz insan dediğiniz, 18 yaşında holding kurmuş ve birçok projede başarılı olmuş, kendi imparatorluğunu kurmuş ve birçok mafya cemiyetinde adını ilklere yazdırmış bir kadın oluyor… Ah, şunu da diyeyim Karun Ağa, o zamanlarda bende tahtalar sağlam değildi ama sonuçta baktığımızda siz de benim kadar sonucu görebiliyorsunuz."
Ayağa kalkıp Karun Bey'e doğru döndüm. Ellerimi masasına koydum. "Müsaadenizle, çalışmam gereken bir proje var." Ellerimi masasından çekip arkamı döndüm ve odasından çıktım.
Anlaşılan bugün her şey sorunlu olacaktı. Gerçi ben Gece'ydim. Attığım her adımda ya sorun olurdu ya da sorun olurdum; ikisinden biriydi.
Odama girip tekrardan masamın başına geçip birkaç projeyi inceledim ve maillere geri dönüş yaptım.
İşe o kadar odaklanmıştım ki, gözlerim artık yerinden fırlayacaktı ekrana bakmaktan. Saate baktığımda mesainin çoktan bittiğini gördüm; saat dokuzu buluyordu.
Bilgisayarımı kapatıp masamı düzenledikten sonra sandalyemden kalktım. Askılıktan deri ceketimi alıp giydim, sonra da çantamı alıp ofisten çıktım.
Asansöre binip birinci kata bastım. Eve hiç gidesim yoktu, bu yüzden bir şeyler yapmayı planlıyordum. Kafamı dağıtmamın en iyi yolu bir eğlence mekânıydı.
Asansör birinci kata geldiğinde kapılarını açtı. Holding'in kapısından çıkıp arabama doğru ilerledim.
Arabamın kilidini açıp hemen şoför koltuğuna geçtim.
Telefonumu çantamdan çıkartıp Google'a girdim. "Mardin'de en yakın kulüpler" yazdığımda sadece bir tane arama sonucu çıkmıştı, o da kulüp değil kafeydi.
"Adama kulüp diyorum, adam bana kafe buluyor. Delireceğim az kaldı."
Bilgiler kısmında numara yazıyordu. Telefona tıklayıp telefonu kulağıma götürdüm.
"Alo, buyurun Night Cafe."
"İyi akşamlar, Google'a 'Clup' yazınca sizin mekan çıktı." Adam gülmeye başlayınca kaşlarım çatıldı. Anasını satayım, bir tane akıllı bana gelse 32 dişimi kırardım!
"Hanımefendi, burası zaten clup; yani geceleri clup, sabahları kafe. Buradaki insanlar bu tarz mekanları istemediği için iş adamlarına özel böyle bir şey yaptık biz de." Vay be, akla bak!
"Tamamdır, konum doğruysa geliyorum."
"Doğru efendim, bekleriz." Telefonu kapattım, konuma tıklayıp arabamı çalıştırdım. Tahmini varış süresi yarım saat gösteriyordu.
Bayağı bir yol gittikten sonra tenha bir yere geldim. Her yer ormanlıktı. Yana baktığımda kafeyi gördüm. Arabayı kapıda durdurup arabadan indim. Valeye anahtarı verip içeri geçecekken, korumalar kapıya doğru geldi.
"Kimliğinizi alabilir miyim?" Çantamdan kimliğimi çıkartıp verdim. İki saniye inceleyip geri verdi.
"Buyurun, Gece Hanım. Karşıda tuvalet yeri var; oradaki adam size yardımcı olur." Kapıyı açıp içeri girdim. Harbiden de kafeydi. Tuvaletin önünde dikilmiş adama doğru ilerledim.
"Hoş geldiniz, Gece Hanım, buyurun."
Meğer, tuvalet gibi görünen yer club'a açılan kapıymış. Gözüm boş yer ararken en arkadaki locaya takıldı. Yavaş adımlarla oraya ilerledim ve oturdum.
Garson yanıma geldi. "Şöyle menümüz," dedi.
Menüyü masaya koyacakken elimi kaldırıp, "Gerek yok. Sen bana göre masayı donat," dedim.
Başını sallayıp gitti. Yaklaşık on dakika sonra masam dolmuştu.
Alkol ve şarkı, damarlarıma iyice yerleştikçe vücudum ister istemez harekete geçmeye başladı. Masadan destek alarak ayağa kalktım ve piste çıktım.
Artık kendimi şarkıya bırakmıştım. Kalçamı yavaş yavaş sallayıp kollarımı yukarı kaldırdım. Her zerrem, müziği damarlarında hissediyordu.
Garsonların elindeki tepsilerden alkolleri alıp dikiyordum. Her alkol kanıma karıştıkça vücudum daha da kontrolden çıkıyordu.
Cenk, Ozan ve ben kafa dağıtmaya klasik mekana gelmiştik. Keyif ala ala alkolümü yudumlarken, Cenk'in, "Lan! Şu hatun, Karun Kılıç'ın projesi için ortak olan kız değil mi?" demesiyle gözlerim açılmıştı.
Arkam piste dönük olduğu için kim var kim yok görmüyordum. Kolumu sandalyemin üzerine koyup sırtımı hafifçe döndüğümde...
GECE KURÇAY'DI.
Piste kendinden geçmiş bir şekilde dans ediyordu. Sanki her dansı, bir şeyin üzerinde kıvranıyormuş hali veriyordu; giydiği siyah crop'u, altındaki şortu ve topukluları...
Yavaşça yutkundum. Ozan, "Abi, o ne yapıyor?" diye ortaya soru atmıştı ama oralı olmamıştım. Gözümü resmen o kızdan alamıyordum.
Cenk, "Baksana abi hatuna nasıl dans ediyor; her zerresi harekette!" dedi.
Kaşlarımı çatıp Cenk'e baktım: "Eğ lan o başını! Sikmeyeyim o gözlerini, piç!"
Tekrardan piste döndüm. Ozan'la Cenk birbirlerine bakıp tekrar sahneye bakmaya başladılar.
Ona baktıkça nefesim kesiliyor gibi oluyordu. Oldukça kıvrımlı vücudu, simsiyah saçları ve bembeyaz teni insanda etki bırakıyordu.
Kendimi sirkeleyip önüme döndüm. Piste sarhoş bir kız dans ederken bakmam hoş değildi.
Biramı yudumlamaya başladım. Sigaramı yakıp ciğerlerime kadar çektiğim dumanı havaya üflediğim an, kulağıma gelen sesle sahneye geri döndüm. Gözlerim hepten büyümüştü: Gece, bir adamın bileğini bükmüş, özel bölgesine tekmeler atıyordu.
"Aaa, hadi ama, değdirsene biraz daha sikini bana!"
Kahkaha atmaya başladı. Bir saniye içinde yüzünü değiştirip dudaklarını büzdü. Anlamsız gözlerle Gece'ye bakıyordum. Adamın bileğinden elini çekip göğsüne götürdü. Ne yapıyordu lan bu? Adam yere yığıldı. Gece, göğsünden bir çakı çıkartmıştı!
Sonra ayağıyla adamı düz hale getirip üzerine oturdu: "Üzülme bebeğim. Bir daha kalkacak sikin olmayacağı için daha rahat dayarsın insanlara."
Eli çakının düğmesine gidince ayağa fırladım. Manyak kadın kesecekti adamı!
"Ozan, Cenk! Şu kızı tutup götürün şuradan!"
Cenk'le Ozan da ayağa kalktılar. Sahneye çıktılar. Ozan'la Cenk, Gece'nin bileklerinden tuttuklarında Gece bir anda irkildi: "Siz kimsiniz lan? Teker teker gelin oğlum!"
Sağlam içmişti ama kendini koruyacak kadar da kendine hâkim bir kadındı. Ozan'la Cenk onu adamın üzerinden aldıkları an, adamın kafasına eğilip saçını tuttum.
Kemerime sıkıştırdığım silahımı çıkartıp tetiği çektim.
Özel bölgesine yaklaşık dört el ateş etmemle yerde kıvranan adam artık kıvranmayı bırakmıştı.
Üzerine basıp oradan ayrıldım. Dışarıdan gelen bağrışlarla hızlıca kapıya çıktığımda Gece bayağı zorluyordu bizimkileri.
"Bırakın bileğimi, geberteceğim sizi!" Gece, Ozan'la Cenk'le tepişiyordu; gözleri kıpkırmızı olmuştu. "Abi, bu kızla baş edemiyoruz!" Gece hızlı hızlı nefesler alıyordu, sanki bir canavara dönüşecek gibiydi. "Bırakun ula kizi!" Ozan'la Cenk, Gece'yi serbest bıraktığı an belinden silahını çıkartıp Ozan'la Cenk'e doğrulttu.
"Sizin ikinizi öldürüp, kanınızı vişne suyu niyetine içeceğim!" Tetiğe bastığı an, mermi Ozan'la Cenk'in bacaklarına isabet etmişti bile.
"Manyak kari, ne yapaysun!" Sesim yüksek çıkınca bana doğru döndü. Tam arkamda olan arabama doğru silahı uzattı. Tekrardan tetiğe basınca mermi tam kulağımın yanından geçip arabama saplanmıştı.
"O elin kolun düzgün dursun!" Kollarından tutup arkadan tek elimle kelepçeler hale getirmiştim. Yaptığım hareket yüzünden aramızda nefeslik bir mesafe vardı. Gece arsız bir gülüş attı, kafasını kaldırıp burnuyla burnumu denk getirdi. Gözlerinin içindeki muzurluğun farkındaydım. Ne yapıyordu bu?
Özel bölgeme isabet eden bir tekmeyle büküldüm. Anasını satayım, oyun oynamış bana!
Vücudum hepten kasılmaya başladı, ellerim titriyor, kalbim sıkışıyordu. Onu bulduğum gibi gömecektim.
Ormana doğru koşmaya başlayınca peşinden koştum ama ben gidene kadar o gözden kaybolmuştu.
"İstediğin kadar saklan kızım, bir Gece bile bir gölgeyle kendini belli eder!" Bağırmaya başlıyordum; sesim kulaklarımda yankı yapıyordu.
GECE KURÇAY
Kapkaranlık bir ormandaydım, nefesim kesiliyordu; kalp atışımın ritmi bozulmuştu âdeta.
“Korkuyorum, çok karanlık.” Sesim bebeksi çıkmaya başladı.
“Ü-üşüyorum.” Kendime sarılmaya başladım.
“Ezik misin lan, sen ne korkması?” İçimdeki canavar Gece Kurçay’dı.
“Üşüyorum Gece, çok korkuyorum.” Ağlamaklı bir sesleydim.
“Ağlamak ezikliktir, duygular ezikliktir. Biraz daha mızmızlanırsan öldürürüm seni!” Sesim, ses borumu yırtacak kadar sert çıkıyordu.
Kalp atışlarım daha da hızlanmaya başlayınca birden yere düştüm. Nefesim artık hepten tükeniyordu. Gözlerimin önüne kocaman siyah bir perde inmişti. Vücudum kendini salıyor, beynim kapanışa geçiyordu. Artık her şey
kapanmıştı.
12.11.2013
Koş Su, koş! Baba peşinde olabilir, koş kızım!
Ne kadar koştum bilmiyorum ama çok ürkütücü bir yere gelmiştim. Her yer ağaçlık ve karanlıktı.
Korkuyordum… Elimdeki ayıcığa sıkıca sarılmıştım.
“Ben korkuyorum ama sen korkma Logi’m. Eğer kaçmasaydık, baba bizi bir yere gönderip kapatacaktı.” Ağlamaya başladım. Çok korkuyordum, vücudum titriyordu.
“SUU!” Olamaz… Geldiler! Ayağa kalkıp yavaş adımlarla ağaçların arasına girdim.
“Su! Annem… Çık lütfen, söz, baba seni bir yere göndermeyecek.” Annemin sesini duyunca ağlamaya başladım çünkü çok korkuyordum.
“Su, bu yaptığının bedeli olacak. Eğer çıkmazsan seni mahvedeceğim!” Babam ateş püskürüyordu. Daha da ağlamaya başlayınca sesim hafif yükseldi.
“Osman, biri ağlıyor.”
Elimle ağzımı kapatmam hiçbir işe yaramadı. Saçlarımda bir el hissettim.
“Buradasın demek ki ufaklık…” Saçlarımı çeke çeke ayağa kaldırdı beni. Anlaşılan yine mosmor olacaktım. Babam beni ağacın önüne itti. Küçücük vücudumla yere düşünce ellerim çok acımıştı.
“Ayağa kalk lan!”
İrkilerek ayağa kalktım. Elinde çok kalın bir ip vardı.
“Baba, salıncak mı yapacağız?” Boynumu yana eğdim.
“Seni bu ağaca bağlayacağım. Bu kaçmanın cezasını böyle ödeyeceksin!”
Gözlerim yeniden doldu, ağlamaya başladım.
Annem babamın kollarını tutuyordu. “Yalvarırım, yapma Osman! Çocuk o daha!” Annem de ağlıyordu.
Babam annemi yere itince daha da ağlamaya başladım; annemin de canı benimki gibi acımıştı.
Babam, iplerle beni ağaca bağlamıştı. Çok sıkmıştı, nefes alamıyordum.
“B-baba… nefes…” Sesim çıkmıyordu. Babam, annemin kolundan tutup onu götürünce yalnız başıma kaldım.
Çok ağlıyordum ama Logi’den başka kimse duymuyordu. O da benden uzakta kalmıştı.
“Logi, hadi kurtar beni!” Logi’ye bağırıyordum ama uzakta olduğu için belki beni duymuyordu.
Aptal ayıcık… Beni kurtarmayacaksan neden benim en yakın arkadaşımsın?
Mert Kaleli
“Gece!”
Bir saattir adamlarımla her yeri arıyorduk. Kendim baş edemeyeceğim için bütün Kaleli malikanesindeki adamları buraya yığmıştım ama hâlâ ses seda yoktu.
“Efendim, burada biri var!” Adamlarımdan biri bana seslendiği an koşa koşa oraya gittim. Yerde yatan birinin olduğunu gördüm.
“Şu feneri havaya tutun diye mi aldık, s*ikler! Tutsanıza şuraya!”
Fener yerde yatan insana dönünce… Hassiktir! Geceydi.
Soğuktan bembeyaz teni kireç gibi olmuştu. Dudakları morarmaya başlamıştı. Hem alkolün hem de soğuğun etkisi mahvetmişti onu.
Gece’yi kollarımın arasına aldım. Sol eli aşağı doğru sarkıyordu. Tek bir nefes alış verişi bile yoktu.
“Arabaları hazır etsinler, hastaneye gidiyoruz!”
Ormanlıktan çıkıp arabaya geçtik. Gece’yi arabada bile kucağımdan indirmemiştim.
Teni en az bir ölü kadar soğuktu; insanın içini buz ederdi.
“Ula, hızlı sür şu arabayı!”
Hastaneye geldiğimiz an arabadan hızlıca çıkıp hastanenin içine attım kendimizi.
“Sedye getirin!” Güvenlikler bağırıyordu. Hemşireler sedyeyle geldiler, yavaşça
Gece’yi sedyeye bıraktım.
“Hocam, nabzı çok düşük!” Oradan bir kadın hemşire bağırarak söylüyordu.
Bir başka hemşire de, “Hocam, bilinci kapalı!” dedi. Gece’yi kırmızı alana getirdiler.
İçeri girmek istedim ama müsaade etmediler.
Cenk’le Ozan topallaya topallaya yanıma geldiler.
“İyi mi?” dedi Cenk.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. “Bilmiyorum.”
20 dakika sonra
Doktor odadan çıktığında oturduğum yerden kalktım.
“İlk öncelikle merhaba. Ben Yılmaz Güney. Hastamız dissosiyatif atak geçirdiği için bilinç kaybı ve nabız düşüklüğü yaşayıp bayılmış.”
Kaşlarım çatıldı.
“Açsana biraz şu hastalığı doktor, nedir bu?”
Doktor gülümseyerek konuşmaya devam etti:
“Şöyle söyleyeyim beyefendi… Gece Hanım çift kişilikli. Diyelim ki normal hayatta ‘Gece’ ise, ansızın bir travmatik olay yaşayıp başka bir kişiliğine geçiş yapabilir. O an bir insanı da öldürebilir; ama kendine geldiğinde hiçbir şeyi hatırlamaz.”
Derin bir nefes alıp verdi.
“Büyük ihtimalle Gece Hanım travmatik bir olay yaşadığı için kişilikler arası geçiş (switching) yaşamış. Ama merak etmeyin, kontrol altına aldık. Sakinleştirici serum takıldı, oksijen maskesi de takıldı. Tahminimce 1 ya da 2 saate kendine gelmiş olur.”
Duyduklarım karşısında şok olmuştum. Dudaklarım mühürlenmişti.
“Şöyle bir durum var,” diye devam etti doktor. “Geçirdiği atak ağır bir atak olduğu için tekrardan geçirme şansı yüksek. Bu yüzden yanınızdan ayırmasanız çok iyi olur.”
Doktor “İyi günler,” diyerek yanımdan ayrılırken ben kaskatı kesilmiştim.
“Şimdi bu kız ayılınca bizi vurduğunu hatırlamayacak mı?” diye sordu Cenk.
Ozan, Cenk’in kafasına hafifçe vurdu.
“Cenk, biz seni küçükken çok mu düşürdük? Doktor diyor ya!” diye sert bir şekilde laf attı.
Ozan yanıma gelip elini omzuma koydu: "Abi, kızı alıp bize gidelim. Bir doktor ayarlarız, bir de hemşire. İyi olana kadar başından ayrılmazlar. İyi olunca da salarız kızı."
Evet, haklıydı ama bu kızın ailesi yok mu burada? "Ozan, şu Gece'yi sen bir araştırsana. Ailesini filan. Anlaşılan kimsesi yok." Ozan, "Tamam" diyerek başını salladı.
Doktorun yanına doğru gitmeye başladım. Kızı alıp mecbur bize götürecektim. "Doktor, biz şimdi çıkartsak bir sorun olur mu?"
Doktor bana doğru döndü: "Yani, ben serumu bekleyin derim."
Eğer beklersek bu uyanırsa başımız belaya girerdi. "Yav doktor, serumu evde de hallederiz. Çıkartabilir miyim, sen onu de ba hele?"
"Tamam o zaman. Hemşire Hanım taburcu işlerini halletsin, çıkabilirsiniz."
Hemşireye doğru bakıp, "Hadi bacım, hızlı yap da çıkalım şuradan." Hemşire taburcu işlerini hallettikten sonra Gece'nin yattığı odaya girip kucağıma aldım.
"Cenk, tut şu serumu."
Cenk garip gözlerle bir ayağına bir bana baktı. "Görmüyor musun ayağımı?"
Cenk'i süzüp geri ona baktım: "Hâlâ ölmediğine göre sağlamsın. Al şu serumu, geliyorlar bana bak!" En ufak bir şeye sinir olan bir insanı kızdırmak konusunda Cenk tam bir ustaydı. Cenk topallaya topallaya serumu aldı. Hastane odasından çıkıp koridora yürüdük.
Ne ağır sakinleştirici verdilerse uyanmak bilmedi. "Abi, yavaş yürü. Gaziyim ben, vurdu beni kucağındaki deli!"
Derin nefes alıp verdim: "Ha, bu deli keşke çenene sıksaydı."
Tekrar yürümeye başladım. Hastaneden çıktığımızda adamlarım bize doğru koşarak geldiler.
"Al lan şu serumu benden!" Cenk sinirli bir sesle serumu korumalardan birine verdi ve önde duran arabaya bindi. Ozan da arka tarafa oturdu.
Koruma bana kapıyı açtı. Yavaşça arabanın içine oturduğumda kızda hâlâ tık yoktu.
“Abi kızı bize götüreceğiz de… Ezgi yanlış anlamasın.”
Hass, bir de o vardı. Allah’ım sen dert veriyorsun, sabrını da ver ya Rabbim.
“Anlarsa anlasın! Kızı sokağa mı atacağız?” Cenk, kafasını bize çevirdi.
“Sokağa değil de… hastaneye bırakabilirdik,” dedi.
Evet, bırakabilirdik ama doktor “Yalnız bırakmayın,” demişti.
Bir süre sonra eve geldik. Arabadan inip Gece için hazırlanan odaya geçtim ve onu yatağa yatırdım.
“Gülşen Hanım, Gece’nin her şeyiyle siz ilgileneceksiniz. Herhangi bir sorun olursa bana söyleyeceksiniz,” dedim.
Gülşen Hanım evde çalışan biriydi.
“Merak etmeyin Mert Bey,” dedi ve odadan çıktı.
Tam ışığı kapatıp çıkacakken:
“H-Hayır… ç-çok karanlık,” diye kısık bir ses duydum.
Karanlık dediği anda ışığı tekrar açtım. Kasılmış bedeni bir anda gevşedi. Anlaşılan yine o krizin etkisindeydi.
Odadan çıkıp kapıyı çektim. Aşağıdan sesler geliyordu.
“Lan yavaş pansuman yap, Allahsız!” Cenk hemşireye bağırıyordu. Karşı koltuğa geçip pişkin pişkin gülmeye başladım.
“Ula ne ağlak bir herifsin, alt tarafı bir kız sıktı bacağına… ne bu nazlı hallerin?” dedim.
Ozan kahkaha atmaya başladı.
“Bütün kızların gözdesi, çapkın Cenk Kaleli… bir kız tarafından topuğuna sıkıldı.”
Ozan daha da kahkaha atınca ben de gülmeye başladım. Cenk omuzlarını kaldırıp indirdi.
“Şahsen ben onun tahtalarının eksik olduğunu düşünüy… Ah!”
Ozan bana doğru eğildi.
“Gereken yerlere isim ve soyisim gönderdim. Yarına kadar gerekli bilgiler elimizde olur,” dedi.
Kafamı salladım.
İçimden bir ses, bu kızın sıradan bir ortak olmadığını söylüyordu. Onda daha farklı bir şey vardı.
Bugünün yorgunluğu beni sağlam çarpmıştı. Koltuktan kalkıp odama çıktım. Banyoya girip sımsıcak bir duş aldım.
Duştan çıkınca altıma bol bir pijama, üstüme de simsiyah bir tişört giyip yatağa uzandım.
Telefon çalmaya başlayınca ekrana baktım: Ezgi.
Şu an uğraşamazdım onunla. Sesini kısıp telefonu kenara koydum.
Seneler önce ilişkimiz bitmişti ama Ezgi hâlâ bitmemiş gibi davranıyordu. İstemediğimi açık açık belli etmeme rağmen anlamıyordu.
Kolumu başımın altına koyup diğerini karnıma yerleştirdim ve gözlerimi kapattım. Kısa süre sonra uyumuşum.
Gözlerimi açtığımda evdeki bağırışlar kulaklarımı doldurdu. Yataktan hızla kalktım, lavaboya girip elimi yüzümü yıkadım. Aşağı indiğimde her yer dağılmıştı.
“Ne oluyor lan burada?” dedim.
Cenk saklandığı yerden koşarak yanıma geldi.
“Şu tahtaları eksik kız… onu salmadığımız için öldürecekti bizi!”
Anlaşılan uyanmıştı. Eve şöyle bir baktım: sağlam bir masraf çıkacağı belliydi.
“Nerede şu an?” Kaşlarım çatıldı, bedenim de geriliyordu.
“Bahçede… her yeri dağıttı, yıktı. Korumalardan birini vurup öldürdü. Şu an oturmuş kahvesini yudumluyor.”
Yüzümde hafif bir kıvrım oluştu.
“Abi neye gülüyorsun?! Evimizde deli var!” Cenk bağırıyordu.
“Ula sabah sabah karı gibi çığlık atma. Bizim evimizde o kızdan önce de deli vardı,” dedim ve kendimi gösterdim.
Bütün cemiyet benim deliliklerimi bilirdi zaten. Cenk korkuyla bahçeye bakarken, ben doğrudan dışarı çıktım.
“Ev diye bir şey bırakmamışsın,” dedim. Sesim soğuk ve sertti.
“Sen zengin değil misin, yaptırırsın her şeyi.”
Yanında duran sandalyeye oturdum. “Benim yaptıracağım ne, malûm?”
Kahvesini masaya bıraktı; şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
Gözleri Gece kadar karanlıktı. Arkasında sakladığı bir şeyler vardı; bu belliydi. Eminim ki o kız sadece duygularına veya hislerine değil, gözlerine de maske takıyordu.
“Kim yaptıracak?” diye merakla sordu. Gülmeye başladım.
“Sen. Evimi bu hale getirdin, sen yapacaksın.” Gözlerini devirdi, önüne baktı. “Bul birilerini, tahmini masrafı söylesin; anında hesabında.” Derin bir nefes aldı. “Ben evime gidiyorum.”
O cümleyi o kadar ciddiye almadım; cebimden sigaramı çıkardım, yaktım.
“Sana diyorum!” Ayağa kalkıp bana doğru bakınca hafifçe başımı eğip gözlerimi kısarak karşılık verdim:
“Çıkabilirsin, seni tutan yok.”
Buradan çıkmaya yeltenirse iki yüzün üzerinde koruma onun peşine düşüp buraya getirecekti.
Gece Kurçay
Sabah gözlerimi açtığımda bembeyaz bir odanın içerisindeydim. Kafamı yukarı kaldırdığımda serumun takılı olduğunu gördüm. Kolumdan serumu çekip yataktan doğruldum. Neredeydim ben? Ne ara buraya geldim? Dünle ilgili hiçbir şey yoktu aklımda. Kapıyı açıp etrafa bakındığımda gözlerim açıldı. Merdivenlerden aşağı inmeye başladığımda kahvaltı masasında oturan iki genç gördüm.
Yanıma bir ablanın gelmesiyle gözlerimi onlardan ayırıp ablaya baktım: "Gece Hanım, buyurun masaya geçin, acıkmışsınızdır."
İki genç, o ablanın sesiyle bana döndü. Biri yüzünü buruşturarak bana baktı. "Neredeydim ben? Siz kimsiniz?"
Kel kafalı, uzun boylu oğlan ayağa kalkıp yanıma geldi: "Merhaba, ben Ozan Kaleli. O oturan da Cenk Kaleli."
Kalelilerin evinde miydim ben? Ama nasıl? "Dün biraz içmiştin. Sana sarkıntılık yapan adamı öldürecekken seni tuttuk ama vurulan biz olduk. Ardından da bayılıp hastanelik oldun zaten."
Hassiktir! Dissosiyatif atak geçirmiştim. İkisinin de bacakları sarılı bir hâldeydi. "Ölmediyseniz sorun yok. Ben gidiyorum."
Ozan kaşlarını çattı: "Doktor, yalnız kalmaman konusunda bizi uyardı. Bir yere gidemezsin."
Ne demek "gidemem"? Ozan'ı tiye almadan koşarak evden çıktığımda yirmiye yakın adam önüme dizildi. Anlaşılan zorlanacaktım. Koşup aralarından geçmeye çalışırken beş koruma beni tutmaya başladı. Boğuştukça elleri göğüslerime, karnıma ve bacaklarıma değiyordu.
Birinin özel bölgelerine tekme atmaya başlayıp kendimi kurtardım. Belimden çıkardığım silahla bir korumayı vurmuştum.
Adamlar silahı elimden alıp yere attılar. Beni kucaklayıp tekrar eve soktuklarında gene kendimden geçiyordum.
Eve girdiğimde kahvaltı masasında oturan Ozan’ın kıs kıs güldüğünü gördüm. Hızlı adımlarla yanına gidip kahvaltı masasına serili örtüyü çekip yere fırlattım. Ozan’la Cenk hızla ayağa kalktıklarında, Ozan’ın yüzündeki gülümseme soldu.
Cenk beni tutacağı an kolunu büküp belindeki silahını aldım. Özel bölgesine tekme atıp onu etkisiz hâle getirdim.
"Sakin ol, Gece."
Kimin sesiydi bilmiyordum çünkü artık kimseyi duymuyordum. Her yere silah sıkıp evi darmadağın etmiştim. Sonra kendime gelmeye başlayınca, gülümseyerek bizi kapının ardından izleyen ablaya döndüm:
"Ablacığım, bana bir kahve yapar mısın? Ayılamıyorum da. Bahçedeyim."
Arka bahçeye çıkan tarafa ilerlediğimde birinin "Deli bu allahsız!" dediğini duydum. Kahkaha atıp bahçeye geçtim.
Sigaramı yakıp kahvemden yudum alırken kafam da dikilen ama bana değil karşı tarafa bakan adamı gördüm.
MERT KALELİ.
"Ev diye bir şey bırakmamışsın." Sesi oldukça buz gibiydi, insanın içini üşütüyordu resmen.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Zengin değil misin? Yaptırırsın." Güldüğünü fark ettim; kafam hepten ona dönüktü. Anlaşılan yeni uyanmıştı; saçları dağılmış, gözleri şiş bir haldeydi. Uyanınca daha da karizmatik duruyordu.
"Benim yaptıracağımı kim söyledi?"
Gözlerimi meraklı bir şekilde kıstım. "Kim yaptıracak?"
Mert, kolunu sandalyenin koluna dayayıp bana doğru eğilince gözlerini şimdi daha iyi görüyordum.
"Evi bu hale getiren sensin, sen yapacaksın."
Gözlerimi devirip kafamı tekrardan öne doğru döndürdüm.
"Bul birini, tahmini masrafı söylesin. Anında hesabında."
Evimi özlemiştim ve burada, hele ki Kalelerin konağında kalmak istemiyordum. Derin bir nefes alıp verdim.
"Ben evime gidiyorum." Ayağa kalkıp kolumu belime doğru koydum.
Sandalyesinden kalkıp bana doğru yanaşıp boynunu eğdi. Gözlerini kısmıştı, dalga geçercesine.
"Çıkabilirsin, seni tutan kimse yok."
Şaka mıydı bu adam? İki yüzlük koruma sermişti her yere, bir de bana beni tutan olmadığını mı söylüyordu? Kaşlarımı çattım.
"Denemedim mi sanıyorsun? O kapıya dizdiğin itlerin beni tuttular."
Sonra kaşlarımı daha da çattım, öfkeli sesimle, "Beni tutacaklar diye her yerime dokundular pis itlerin!"
Birden alaycı suratı gerilmeye başladı, gözlerinin kısıklığı açıldı.
"Ne diyorsun lan!" Sesi öyle sert çıkıyordu ki tek bir sesi bütün fırtınaya bedeldi.
Ona doğru daha da yaklaştım, omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Duydun işte! Dokundular bana."
Birden eli kolumu tuttu; o kadar sert tuttu ki kemiğim kırılabilirdi. Beni ön bahçeye çıkarmak için götürdü. Ozan’la Cenk de peşimizden gelip Mert’e bağırıyorlardı.
Mert’le ben bahçeye çıkınca iki yüz tane it önümüze dizildi.
Sonra o sert gözleri bana dönünce içim daha da buz kesti. Mert Kaleli bi fırtınaydı; yakmazdı ama kasırga olup sizi içine çekerdi ya da bi fırtına olur sizi uçururdu.
"Söyle bakayım, ba hangi it dokindu sa!" Sesi o kadar kontrolsüz çıkıyordu ki esmer teni sanki kıpkırmızı olmuştu sinirden. Elimi kaldırıp sağda duran 5 korumayı gösterdim. Aslında bana dokunanlarından birini ben vurmuştum.
"Geçin lan önüme!" Mert'in emir sesiyle gösterdiğim beş kişi önüne dizildi.
"Ula şerefsizler, ben size bu kızın kaçmasını engelliyin diye emur verdum siz naptunuz? Heryeruna tutcaz bahanesiyle dokundunuz!" Son kelimeyi söylerken ellerini sıkıyordu, kendisi bile onu diyince kendine sinir olmuştu.
O beş korumadan biri, "Beyim, baş edemedik, amacımız o yönde değildi," dedi. Adam kendini açıklarcasına açıklama yaparken Mert yakasına yapıştı.
"1.60 cm’lik kızla 5 tane dağ ayisi mi baş edemedu?" Adamın yüzüne yumruk yapıştırdığı an adam yere düştü. Belinden silahını çıkarttı. "Çökün ula yere!"
Hepsi yere çökerken Mert mermilerini silahına depoluyordu. Tetiği çekip sırayla hepsinin kafasından vurdu. Mert arkasına dönüp Ozan’a baktı.
"Al şu şerefsuzları, çöpe mi ataysun, yemek mi yapaysun, ne yaparsan yap."
Kafasını bana çevirmeden yanımdan hızlıca çekip gitti. Ozan’a döndüm. Ozan başıyla “İçeri” diyince girmek zorunda kaldım. İçeri girdiğimde Mert o dağınık evde kendine yemek yapma çabasına girmişti.
"Gerçekten bu kadar şeyden sonra midesini mi düşünüyor bu?" Kendi kendime konuşurken Ozan hafif kahkaha patlatıp kulağıma doğru eğildi.
"Tek deli sen değilsun Gece Kurçay." Omuz silktim; orası belliydi zaten.
"Ne bakaysunuz orda da?" Mert’in hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı sofrası kurmuştu.
"Gece geç hadi, açsındır." Ozan’ın düz sesiyle kafamı salladım.
"Aç değilim, evime gitmek istiyorum." Ozan sofraya geçip oturmuştu bile, Cenk de masadaki tavanın kokusunu çeke çeke geliyordu.
"Ulaa kuymak he?" Kuymak mı one? Cenk de masaya oturunca ben kollarımı göğsümün orda birleştirip onları izliyordum. Ozan yandan bi bakış atarak bana baktı.
"Biraz daha adamlarımın ölmesine sebep olmak istemiyorsan otur ye. Yemek iyi olunca göndercez seni zaten."
Cenk kocaman ekmeği ağzına götürdü. "Korkma, hiçbirimiz seni nikahına almaz."
Ağzından yemek kırıntıları fırlıyordu. Yüzümü buruşturdum. Salona geçip yere oturdum, dizlerimi kendime çekip bahçeyi izlemeye başladığımda biri gelmişti.
"Afiyet olsun Kaleliler."
Arkamı dönmedim bile. Sesinden gelen bi erkek olduğu belliydi.
"Hoşgeldin, Turgut. Geç, buyur."
Turgut mu? Umarım o benim ajanım olan Turgut değildir? Kafamı çevirdiğimde…
Benim ajanım Turgut’tu bu.
Turgut beni görünce yüzündeki gülümseme bir anda soldu.
“G–Gece Hanım?”
Ayağa kalkıp yanına doğru ilerledim. Sesim buz gibiydi.
“Ne yapıyorsun burada sen?”
Mert, Ozan ve Cenk meraklı bakışlarla bizi izliyorlardı.
“Benden birini araştırmamı, sabah erkenden buraya gelmemi istediler de…” dedi Turgut, sesi titrek çıkmıştı.
Kaşlarım çatıldı. Beni mi araştıracaklardı? Bu düşünce mideme bir yumruk gibi oturmuştu. Başımı Mert, Ozan ve Cenk’e çevirdim.
“Bana sorabilirdiniz,” dedim soğuk ve düz bir ses tonuyla.
Gözlerimi yeniden Turgut’a çevirdim ve ona ölümcül bir bakış attım. Onunla bu evden çıktığımda görülecek büyük bir hesabımız vardı.
Hiçbir şey söylemeden yukarı çıkıp odaya girdim. Kapıyı sertçe kapatırken kalbimde öfkenin keskin bir sızı gibi büyüdüğünü hissediyordum.
Çantamı alıp kontrol ettiğimde telefonum yoktu. Çantamın içini açtım, orada da yoktu. Yatakları, dolapları aradım... Telefonum hiçbir yerde değildi.
"Aradığın şey bu galiba."
Mert, kapının girişinde durmuştu. Elinde benim telefonum vardı.
"Ver onu bana!" diye bağırdım. Benden izinsiz eşyalarımın alınmasından nefret ederdim.
Mert, telefonu hemen arkasına çekti ve kısık bir sesle güldü. "Sıkıysa al bakayım."
Anlaşılan oyun istiyordu ama şunu bilmiyordu: Bu oyunlar benim kuralıma göre oynanırdı.
"Oyun istiyorsan, oynarız, Kaleli!" Yandan sinsi bir gülüş atıp yavaş adımlarla, kalçamı hafifçe sallayarak Mert’e doğru yürüdüm.
Mert beni baştan aşağı süzüyordu. Nedensizce, onun bu bakışlarından rahatsız olmuyordum. Dudaklarımın kenarını kıvırıp başımı ona doğru uzattığımda, Mert şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
Aklından ne geçtiyse, alaycı bir gülüş attı ve o da kafasını bana doğru eğdi. Artık aramızda sadece bir nefeslik mesafe vardı. Onun o buz gibi nefesi dudaklarımı kurutuyordu.
Gözlerimi onun gözlerine kenetlediğimde, bakışları o kadar boştu ki, sanki karşısındaki bir duvardı. Kafamı hafifçe yana eğip iyice ona sokuldum. En ufak bir harekette dudaklarımız birbirine değebilirdi.
Mert elini omzuma koyup hafifçe itince irkildim. Telefonu bana doğru uzattı. "Bak, Gece, bu oyunlarla bana gelme!"
Hass, rezil olmuştum! Nasıl anladı oyun oynadığımı ki, ilk defa böyle bir şey yapmıştım.
Telefonu elime alıp çantama attım. Odadan çıkacakken kolunu tam önüme koydu. Kulağıma eğilip önce bir nefes verdi, sonra fısıldadı: "Öpmek için bu kadar ısrarcı olduğunu bilmiyordum. Oysa ki hiç de öyle bir kadına benzemiyorsun."
Dalga geçercesine kısık sesle fısıldıyordu. Tüylerim anlamsız bir şekilde diken diken olmuştu.
Vücudumu ona çevirdim, ufak bir gülümseme yayıldı yüzüme ve dizimi hızla özel bölgesine geçirdim.
"Nasıl bir kadına benzediğimi şimdi anlamışsındır umarım."
Mert inleyerek yere eğilirken, ben salına salına odadan çıkıp aşağı indim.
Aşağıda Turgut diken üstünde durur gibi bir haldeydi. Gözlerim ona değince tek kelime ettim: "Öldün."
Ben böyleydim. Eğer bir şeyi alıyorsam veya biri benimleyse, ona sadece ben sahip olurdum. Bu, elemanlarım olsun, bir ev ya da bir eşya olsun fark etmezdi. Benden başkasıyla ne iş yapabilirlerdi ne de başka bir şeye kalkışabilirlerdi.
"Gece, gidemezsin!"
Ozan'ın sesini umursamadan evden çıktım. Bütün korumalar kenarda durmuş, başları aşağı eğikti.
Kapı açılınca gözlerim hemen arabamı buldu. Acilen eve gidip oradan da holding'e gitmem gerekiyordu.
Son...
Bi kitabın daha sonuna geldik yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum kendinize iyi bakınn
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.75k Okunma |
6.3k Oy |
0 Takip |
34 Bölümlü Kitap |