46. Bölüm

2.Sezon 2.Bölüm

Nehir Kılınç
steelfable

Seellaam nasılsınız bakalım?

! Instagram: Steelfable

! Tiktok: Steelfable

! Wattpad: Steelfable

! WhatsApp kanalı açılmıştır, gerekli haberleri oradan paylaşıyorum. Instagram hesabımda öne çıkanlar kısmından linke ulaşabilir ve kanala katılabilirsiniz.

Hazırsanız başlıyoruz...

 

 

KAYIP İZLER

2. Sezon 2. Bölüm

Sabahın erken saatlerinde şirkete gelmiştim. Üzerinde çalıştığımız projeyi inceliyor, bir yandan ise kahvemi yudumluyordum. Kapının çalınmasıyla gözlerimi dosyalardan ayırmadan dudaklarımı araladım.

"Gel!" dediğimde kapı yavaşça aralanmıştı.

"Gece Hanım..." Aslı içeriye girip kapıyı kapattı ve bana doğru döndü. Yüzünde beni görmenin mutluluğu geziniyordu. "Çok şükür iyisiniz."

Kendimi geriye yaslayarak gülümsedim. "İyiyim canım, sen nasılsın?" diye sordum.

Aslı başını aşağı yukarı salladı. "Sizi gördüm daha iyi oldum, Gece Hanım."

Elimi kaldırıp masamın dibinde olan koltuklardan birini işaret ettim. "Otursana, hem ben de seninle bir şey konuşacaktım." dedim. Aslı karşıma geçip oturdu, gözlerinde büyük bir merakla bana bakıyordu. Bakışlarım tekrardan projeye kaydı. "Artık bu projeyi hayata geçirme zamanı geliyor," dedim.

Bir mektep kuracaktım; bildiğiniz üzere burada ne kadınlar okurdu ne de kızlar. Doğarlar ve bir müddet sonra bir erkeğin eşi olurlardı. O süre zarfında ise evin genel işlerini yapar, evliliğe hazır konuma getirilirlerdi. Burada kadınlar ve kızlar genel olarak değer görmezdi; ben de bu algıyı yok etmek amacıyla ilk önceliğim bir mektep açmak olacaktı.

"Bütün çalışanları toplantı odasına çağır, ardından ise bütün liderleri arayıp bir toplantı ayarla," diyerek bakışlarımı Aslı’ya çevirdim.

Aslı başını aşağı yukarı salladı. "Peki Gece Hanım, hangi gün veya hangi saate ayarlamamı istersiniz?" diye sordu.

"Çalışanlarla öğle yemeği saatinde bir toplantı istiyorum. Liderler için ise öğleden sonra veya yarına bir toplantı istiyorum." dediğimde gülümseyerek, "Tamamdır Gece Hanım, ayarlayacağım hemen; eğer başka bir şey yoksa..." dedi.

"Başka bir şey yok, çıkabilirsin canım," dedim.

Aslı odadan çıkarken ben de geri projeye dönmüştüm. Mardin'in köy taraflarında bu proje hayata geçecekti. Daha yaygın olan bu sistem, köy taraflarında fazlaydı ve birçok liderlik de köy taraflarında devam ediyordu. Dosyaları inceledikten sonra masamın üzerinde titreyen telefonuma doğru döndürdüm başımı. Annem arıyordu.

Telefonu elime alarak kulağıma götürdüm.

"Alo... Efendim anne?"

"Kızım sen neredesin?" Sesi endişeli geliyordu.

"Şirketeyim anne."

"Kızım sen salak mısın? Daha dikişlerin iyileşmemişken ne bu iş aşkı?!" diye telefonun bir ucundan bağırıyordu.

Omuz silktim. "Anne şu an çok yoğunum, seni müsait olduğum zaman ararım," diyerek yüzüne kapattım; bu konunun ben gelene kadar süreceğini bildiğim için şu an kafamı bulandırmak istemiyordum. Tek odağım yeni yatırımım olan projemdi. Birçok halk buna müsaade etmeyecekti ama ben Gece’ydim. Risk alırdım ve sonunda ise kazanan olurdum.

Saatler öğle arasını gösterince odamdan çıkarak asansöre doğru ilerledim. Asansöre binip toplantı salonuna çıktığımda birçok çalışan yerlerine oturmuş beni bekliyordu. Duydukları topuk sesimle hepsinin bakışları beni bulmuştu. Elimdeki dosyaları masaya bırakıp sandalyemi geriye doğru çekerek oturdum.

"Evet hepiniz hoş geldiniz, biliyorsunuz ki uzun bir süre burada değildim," diyerek girdim söze. Herkesin odağı tam dikkat bendeydi. "Ve aylarca üzerinde durduğumuz projeyi bugünden itibaren hayata geçireceğimi söylemek için sizi topladım." Masamın üzerinde duran bardağa uzanıp bir yudum aldım. "Yarın akşamüstü mimarlarımız da gelecek, onlarla da bu proje hakkında konuşacağız."

Elimdeki bardağı masaya bırakıp oturduğum yerden doğruldum. "Ve bugün ise birçok bilindik şirketten gelecek liderler var. Evet, bazılarınız bu projeyi riskli buluyor farkındayım; ama risk almadan kazanmamız mümkün değil." Gözlerim her birinin üzerinde dolanıyordu. "Yaptığım birçok projede risk aldığım için şu an bu kadar bilindik bir nama sahip oldum. Eğer risk almasaydım, şu an bunların hiçbiri benim avucumun içinde olamazdı."

Bu doğruydu; birçok projem riskliydi, hele ki daha kimsenin beni bilmediği ve bilinçsiz olarak yaptığım birçok proje risk içerirdi. Ama sonuca baktığımda ise şu an birçok ülkede ve birçok şehirde nam salmış biriydim. "Sizden tek bir istediğim var, o da işinize odaklanmanız."

Her biri sessizdi, her birinin gözlerinde ise tek bir korku vardı: Başarısız olmak. Bu proje burada hayata geçebilecek bir şey değildi; burada tek tutacak şeyler AVM, hastane gibi yerlerdi. "Şimdi çıkabilirsiniz, gerekli detayları tekrardan konuşacağız," dediğimde hepsi ayaklanıp toplantı salonundan çıkmaya başladılar.

Gözlerim boydan boya olan camdan dışarıya kaydı, adımlarımı cama doğru atmaya başladım. Mardin'in dört bir yanı ayaklarımın altında görünüyordu; dört bir yanı ise karanlıktı. Aklıma bir anda Kerem gelmişti.

O an dikişlerim tekrardan zonkladı. Hala aklım almıyordu bana yaptığı o şeyi; hala aklım almıyordu bir kurşun ile ölmesi...

Geçmiş zaman;

Termostan sıcak kahveyi doldurup dudaklarım arasına yerleştirdi. Kahvemden bir yudum aldıktan sonra elindeki peçeteyle dışarıya taşan kahveyi sildi. Bakışları beni buldu. "Hayalimdi bir kız kardeşimin olması. Ama galiba artık bir kız kardeşim var."

Şimdiki zaman;

O beni o an kız kardeşi bellemişti, ben de her ne kadar belli etmesem de onu bir abi. Kerem beni her şeyden koruyan, arkamdaki en büyük gölgem olandı; ama bir kan uğruna o da yanlış kişiye kesmişti cezasını... Yani "Kız kardeşim" dediği kıza.

Dikişlerim daha fazla zonklama yaptığı için zar zor sandalyeye oturup sırtımı geriye verdim. Psikolojik miydi bilmiyorum ama ne zaman bir anı hatırlasam, ilk acıyan yer yaram oluyordu. Hiç beklemediğim o insandan en büyük darbeyi yemiştim. Şimdi ise o toprak olmuştu, ben ise ondan aldığım yarayla öylece kalmıştım.

Geri odama döndüğümde Aslı da benimle beraber içeriye girmişti. "Gece Hanım, bütün liderlere ulaştım, yarın 10:00'a bir toplantı ayarladım," dedi. "Çok güzel, peki mimarları ne yaptın?" diye sordum. "Onlar da yarın akşamüstü 15:30 gibi burada olurlar," dediğinde başımı aşağı yukarı salladım. "Tamamdır başka bir şey yok, çıkabilirsin Aslı."

Aslı odadan çıkınca yine yalnız kalmıştım. Önceden olsa Kerem sık sık uğrar, ne yaptığıma bakardı. Arada gözüm kapıya kayar, "Gelir mi?" diye beklemeye başlardım. Bir yandan da kendime kızıyor, bir yandan ise ona da hak veriyordum.

Telefonum çalmaya başladı, arayan yine annemdi. Derin bir nefes verip önüme düşen iki tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

"Anne yoğunu-"

"Gece... Işıl kriz geçiriyor!" Annem endişe içinde, nefes nefese kalmıştı.

"Ne, ne krizi?" diye sordum. O an şok olmuştum.

"Kızım eve gel ne olur." Annem bu sefer ağlıyordu, Işıl büyük ihtimalle sinir krizi geçiriyordu.

Hızlıca oturduğum yerden doğrulup askılıkta olan paltomu ve çantamı alarak odadan çıktım. "Anne sakın yalnız bırakma onu, geliyorum ben. Sen de telaş yapma, on dakikaya oradayım," diyerek telefonu kapattım. Hızlıca şirketten çıkıp aracıma geçerek yola çıktım, son sürat hızla eve yetişmeye çalışıyordum.

Aracı bahçenin ortasına park edip arabadan inerek elimdeki anahtarı adamlardan birine verdim. Hızlı adımlarla kapıya ilerleyip çantamdan çıkardığım anahtarla kapıyı açtım.

"Sus!" diye haykırıyordu Işıl.

Sesler benim odamdan geliyordu. Açık olan kapıdan içeriye girdiğimde; Işıl her yeri dağıtmış, o dağınıklığın ortasına çökerek şakaklarına vuruyordu. "Gece!" Annem başını bana çevirdi. Bir iki adım atarak Işıl'ın önünde diz çöktüm. Yavaşça elimi sıkıca tuttuğu eline uzatarak kavradım. "Sakin ol," diyerek sıktığı parmaklarını gevşetmeye çalıştım. "Kafanda bir ses yok, onlar seni kandıran şeyler, buraya dön! Bize dön Işıl," diyerek saçlarını sevmeye başladım.

"Işıl." Çenesini kavrayıp gözlerini yüz hizama denk getirdim. Ağlamaktan gözleri şişmişti. Gözlerinde ise koca bir korku vardı. Beni görmesiyle tuttuğu nefesi rahatça verdi, omuzları aşağı düştü. Ensesinden kavrayıp kendime çektim, saçlarını yavaş yavaş sevmeye başladım. "Bir şey yok, bak buradayım yanındayım," diyordum; bir yandan da onu bu hale getiren ailesiydi, sadece ben ve Kerem ona bahane olmuştuk. O zaten doluydu ve bir yükte daha patlak vermişti.

"Gece..."

"Efendim," dedim. Başını arkaya vererek, "Çok korkuyorum," dedi. Sesi küçük çocuklar gibi çıkıyordu.

Onu o kadar iyi anlıyordum ki; zamanında ben de böyleydim. Onun yanında herkes varken benim yanımda ise kimsem yoktu. "Korkarsan," işaret parmağımı şakağına dayadım, "Bunların üzerinden gelemezsin. Eğer yok olsunlar istiyorsan korkmadan savaşman lazım ki senden geriye bir şey kalsın," dedim.

Eğer savaşmazsa ondan geriye sadece adı kalırdı. Tıpkı benden geriye kalan tek şeyin adım olması gibi... Çocuktum yakalandığımda; bir hastane odasında deli gibi bağırıp korkuyordum. Oradaki doktorlar ise sadece deli olduğumu söyleyip bağlıyorlardı beni. Sonra ikinci kişiliğim olan Gece'yi tanıdım; yani şu anki adımı. O, Su'ya nazaran daha gaddar, daha kötü ve daha şeytani bir kızdı.

Önceden beynimde olan Gece, artık karşımda oluyordu. Onu ilk gördüğümde bileklerim ve ayak bileklerim bağlıydı. O ise tam tepemde bana bakıyor ve halime acıyordu. "Sence de artık savaşma zamanı gelmedi mi?" diye sormuştu bana; ilk o gün onun sesini duymuştum. O an hissettiğim duygu karmaşıktı. Korkmuyordum ama bir yandan ise gerçekten delirdiğimi düşünüyordum.

Sonra bana uzattığı eli gördüm. "Artık sıra benim," dedi; sesi o kadar ürkütücü ve kinli geliyordu ki. Ardından bağlı olan elime dokundu, teni bile bir ölünün soğukluğu kadar soğuktu. O günden sonra o hep benimle oldu. O günden sonra sıcak olan ellerim bir daha hiç ısınmadı, o günden sonra ağlayan gözlerim bir daha hiç ağlamadı.

Şimdi ise Işıl'ın başına böyle bir şey gelmemesi için savaş verecektim. Çünkü onun gülüşü saftı, onun gülüşü dünyaya ışık saçardı. Ondan geriye adının kalması bu dünyaya lanet olurdu.

"Benimle beraber savaşmaya hazır mısın?" diye sordum elimi uzatarak. Işıl burnunu çekerek bir elime baktı bir de bana; başını aşağı yukarı sallayıp dudaklarını birbirine bastırdı. Uzattığım eli sıkıca kavradı, dudaklarım yana doğru kıvrıldı. "İşte bu, hadi kalk yerden, yatağa geç uzan biraz," diyerek kolundan kavrayıp kalkması için yardımcı oldum.

Onu yatağa uzandırıp o uyuyana kadar yanında bekledim. Geçirdiği kriz yüzünden vücudu bitkin düşmüştü. Işıl'ın göz kapakları kapanırken ben de yataktan doğrulup odadan çıktım. Annem, Emre ve Murat; üçü her bir koltukta oturuyorlardı. Bakışlarım anneme kaydığında gözlerindeki kederli bakışlara şahit oldum. Odamın kapısını yavaşça kapattığımda kapının sesiyle üçünün bakışları da beni bulmuştu.

Annem omuzlarını dikleştirip "Işıl nasıl?" diye sordu. Omuzlarımı aşağı yukarı kaldırıp indirdim. "Uyuyor şimdi," diyerek annemin karşısındaki koltuğa geçip oturdum. "Suzan Hanım!" diye seslendim. Suzan Hanım hızlı adımlarla mutfaktan çıkarak yanıma geldi. "Buyurun Gece Hanım," dediğinde başımı yana doğru çevirdim. "Bana kahve getirir misin?" dedim. Suzan Hanım başını aşağı yukarı sallayıp geri mutfağa dönerken salonun ortasında sessizlik hakimdi.

Annem her ne kadar belli etmese de bu süre zarfında fazla yorulmuş ve tükenmişti; bir yandan öz kızının yaşadığı şeyler, diğer yandan ise kocasının geçmişinde yaptığı pislikler... Bir de şimdi Işıl'ın bu hali. Sık sık derin derin nefes alıp veriyordu. Bakışlarım bir süre annemde oyalandı. "Gece Hanım, kahveniz." Suzan Hanım tepsideki fincanı bana uzattığında tepsiden bardağı alıp kendimi öne doğru eğip fincanı masaya bıraktım.

"Anne sen iyi misin?" Sırtımı geriye yasladım. Annemin bakışları beni buldu, zar zor dudaklarına yalancı bir tebessüm kondurdu. "İyiyim," dedi. Ama yalan söylediği fazlaca belliydi; gözlerinden belliydi neyin ne olduğu. Boynumu yana doğru eğdim. "Emin misin?" diye sorduğumda annemin dudaklarındaki tebessüm daha çok büyüdü. "Ben Alev Kılı-" duraksadı. "Alev Kılıç'ım" diyecekken aklına gelen şeyle kelimesini yutmuştu, sanki bu soyadı artık ona ağır geliyordu.

"Ben biraz dinleneceğim," diyerek annem yerinden doğrulup salonu terk ederken ben de arkasından ayaklanarak odasına doğru ilerledim. Kapıyı tıklatıp yavaşça araladığımda annem gözünden akan yaşları elinin tersiyle silmeye çalışıyordu. "Gelebilir miyim?" diye sordum. Annem gülümseyerek başını aşağı yukarı salladı.

İçeriye girip yavaşça kapıyı kapattım, yatağına doğru ilerledim. Yatağın ucuna oturup bakışlarımı yere eğdim. "Babamı özlüyorsun değil mi?" diye sordum bakışlarımı ona çevirerek. Annem iki elini yatağa koymuş, boynunu ise yukarı kaldırmıştı. "Çok kızgınım ona," dedi, içindeki öfkeyi görebiliyordum.

Gövdemi anneme doğru çevirdim. "Anne benim yüzümden ona kızmak zorunda değilsin," dediğimde annemin bakışları beni buldu. "Ne demek zorunda değilim?!" diye bağırdı. "Sen onun pisliği yüzünden bir ay komada kaldın Gece!" Aklına geldikçe ona olan kızgınlığı alevleniyordu.

Dudaklarımı araladığım an odanın kapısı çalındı. Annem derin bir nefes alıp saçlarını düzelterek "Gel!" dediğinde kapı yavaşça açılmıştı. Aralık olan kapıdan Suzan Hanım başını uzatmış bize bakıyordu. "Alev Hanım, Karun Beyler geldi," deyince annemin yüzü seğirmeye başladı. "Alma!" diye bağırdı annem.

Başımı hızlıca Suzan Hanım'a doğru çevirdim. "İçeriye alın lütfen," dediğimde annemin sert bakışlarını üzerimde hissettim. Anneme bakmadan oturduğum yerden ayaklanıp odadan çıktığımda annem de arkamdan benimle beraber salona doğru ilerliyordu. Babam ise salonun tam ortasında durmuş bize bakıyordu, gitgide dağılmış bir hale gelmişti. Saçlarındaki aklar bütün saçlarını sarmıştı, gözaltları uykusuzluk yüzünden mor rengini almıştı.

"Ne diye geldin Karun?!" Annem sinirli bir şekilde babama ateş püskürtürken babam ise sakince anneme bakıyordu, sanki ondan ayrı kalmak ölmekten daha beterdi. "Alev ne olur yapma artık, dön evimize," dedi babam sakin bir sesle. "Her şeyi telafi edeceğim." Bunu derken bakışları bana dönüktü.

Kollarımı göğsümün ortasında birleştirdim. "Neyi telafi edeceksin? Mesela ilk önce telafi etmek yerine Kerem'in anne ve babasından mı bahsetsen?" dedim.

Babam derin bir nefes alarak boynunu öne doğru eğdi. "Yıllar önce Kerem'in babası Sedat, Osman'ın korumalığını yapıyordu. O zamanlar seni bize ölü olarak gösterdikleri zamanlardı." Aldığı nefes zorlaştı. "Demiştim ya sana; ilk önce inanmayıp Osman'ın peşine düşmüştüm diye. İşte o gün Sedat'ın elinde bir bebek olduğunu gördüm, pembe bir battaniyenin içerisinde arabaya biniyordu." Sesindeki sakinlik gitmişti.

"Ben de Sedat'ın peşine düştüm. Onlar da tabii peşlerine düştüğümü fark ettikleri için izlerini kaybettirmeye çalışmışlardı. Hal böyle olunca Sedat camdan çıkarttığı silahıyla defalarca arabaya mermiler yağdırmıştı." Derin bir nefes alıp verdi, elini saçlarının arasına geçirdi. "Ben de karşılık vererek arka camlarına birkaç kere ateş etmiştim... Meğersem arkada karısı Sibel varmış."

O anı dün gibi hatırlıyor ve her hatırladığında deli gibi azap çekiyordu. "Bilsem o tetiğe basıp sıkmazdım." Kendine olan öfkesi büyüyordu. "O an araba durdu, Sedat araçtan inip karısının olduğu yere geçti. Araçtan inip hızlıca oraya geçtiğimde karısı kanlar içinde yatıyordu." Duyduklarım karşısında tenim buz kesmişti. "Ambulansı aradığımızda her şey çoktan bitmişti... Karısı Sibel orada hayatını kaybetmişti. Sedat ise karısının ölümüne dayanamayıp kendini arabayla uçurumdan aşağı atmıştı."

Yani Kerem'in babası intihar etmişti. "Peki çocuk?" diye sordum. Babamın bakışları yere eğildi. "İşte o, onların yavrusu Kerem’miş," dediğinde göğsümdeki yara tekrardan zonklamaya başladı.

Sırtımdaki her kemik birer parçaya ayrıldı, o an her ses sustu; içimdeki meydana çıktı. "Gece beni affet kızım." Babamın omuzları aşağı düştü, gözlerinde bir umut pırıltısı geçiyordu. Dudaklarım sadece mühürlenmişti. Hani olur ya, bir şey diyecek olursunuz ve size bir şey engel olur konuşamazsınız; işte ben de tam şu an öyleydim. Başımı sağa sola sallayarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Duyduğum bu şey yine ağır bir gerçek olarak yankılanmıştı beynimde.

Bastırdığım dudaklarımı serbest bıraktım. "Sen," dedim, sesim titremeye başladı. "Bir kadının canı-" diyecekken sustum. Bunu demek bile bana ağır geliyordu, hele ki bir de bunu yapan kişinin baban olması daha ağır bir durumdu. Osman Kuruçay olsa şaşırmaz hatta bu kadar üzülmezdim, ama bunu yapan bana ilk baştan beri örnek profil çizen Karun Kılıç'tı.

Birden aklıma bir şey geldi. Osman Kuruçay bu olayı biliyordu, bu yüzden de Kerem'i benim hayatıma sokmuştu. Zamanı gelince ise Kerem'e söyleyip benim sonumu getirecekti. Ama işler ilk önce beklediği gibi gitmedi; Kerem beni benimsedi, saydı ve kendi liderine itaat etmedi. Bu yüzden Kerem'i kaçırıp gerçekleri açıkladı; çünkü aslında bu planda bana iyi davranmak olmayacaktı. Ve Kerem de bunu biliyordu ama hiçbir durum planlandığı gibi gitmeyince Osman Kuruçay da bu gerçeği ortaya çıkarttı. Tam onluk bir hareketti bu, ondan başkası bu kadar sinsi hareket edemezdi.

"Osman Kuruçay da bunu biliyordu," diye mırıldandım. Babam başını sağa sola salladı. "İmkansız," dedi. Gözlerim ona doğru döndü, dudaklarım yana doğru kıvrıldı. "Eğer bir olayda Osman Kuruçay'ın adamı varsa, o olay hiçbir zaman imkansız kalmaz baba," dedim.

"Yani amacı baştan beri belli miydi?" diye sorunca başımı aşağı yukarı salladım. "Planı daha farklıydı ama Kerem o plana uymadığı için Osman da bu gerçeği ortaya çıkarttı," dedim.

"Mutlu musun?!" Annem babama doğru bir adım attı. "Söyle bana! Mutlu musun?" İşaret parmağını sallıyordu. "Benim kızım o adam yüzünden ölebilirdi... Sen buraya gelip af dileyeceğine onu nasıl gebertirsin onu düşün!" dediğinde afallamıştım. Annem bildiğin babama Osman Kuruçay için ölüm emri veriyordu.

"Onu öldüremezsin," diyerek önüme düşen iki tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırıp omuzlarımı dikleştirdim. "Onu alt etmek istiyorsanız ancak onun gibi oynamalısınız." Ardından bakışlarım Emre ve babamın üzerinde gezindi. "O yüzden bu işi ben halledeceğim," dedim.

Annemin sert bakışları beni buldu. "Hayır Gece!" diye bağırdı. "Yıllarca onunla büyüdüm, nasıl biri olduğunu, bu oyunların nasıl işlediğini bilirim." Derin bir nefes aldım. "Zamanında onu ben alt etmiştim, şimdi de ben yapacağım," dedim. Artık harekete geçme vakti gelmişti, oturup ağlayarak bir yere varamazdım. Onu en kolay ben yıkar, onu en kolay ise ben tahtından ederdim. Osman Kuruçay da bunu çok iyi bilirdi çünkü her bana baktığında kendisinin yetiştirdiği bir kız duruyordu; her ne kadar kabul etmesem de ben de onun gibiydim.

Ertesi sabah;

Gözüme vuran güneş ışıklarıyla göz kapaklarım ağır ağır açılmaya başladı. Annem bütün odanın perdelerini açmış, kollarını ise göğsünün ortasında birleştirmiş bana bakıyordu. "Günaydın anne," diyerek dirseklerimi yatağa dayayıp sırtımı öne doğru kaldırdım. "Günaydın kahvaltı hazır kızım, hazırlan sofraya gel işe geç kalırsın yoksa," diyerek saçlarıma küçük bir buse kondurup odadan çıktı.

Başımı geri yastığa koydum. Bugün yeni projem için toplantım vardı, yoğun bir gün olacaktı bir o kadar da stresli. Telefonum çalmaya başladı. Başımı yana doğru çevirdiğimde Aslı arıyordu. Telefona uzanıp kulağıma götürdüm.

"Efendim Aslı?"

"Gece Hanım günaydın. Dediğiniz gibi bütün korumaları artırdım, içeriye ise dört koruma yönlendirdim," dedi. Bugün Osman Kuruçay ile karşı karşıya gelecektik, eminim ki bir planı hatta belki de bir zararı olacaktı. "Bir de Osman Bey hakkında istediğiniz şeyleri buldum," dediğinde dudaklarım yana doğru kıvrıldı. Sabah sabah aldığım en keyifli haber olabilirdi. "Teşekkürler Aslı, şirkete gelince detayları tekrardan konuşuruz," diyerek telefonu kapatıp yastığımın yanına koydum.

Yorganımın ucunu kaldırıp diğer uca atarak ayaklarımı yataktan aşağı sallandırmaya başladım. Kollarımı iki yana açıp esnettikten sonra yataktan doğrulup sabahlığımı giyerek lavaboya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp geri odama döndüm.

Gardıroptan mini askılı siyah bir elbise çıkartıp yatağımın üzerine attım, külotlu çorap olarak ise siyah dantelli bir çorap tercih etmiştim. Dizime kadar gelen topuklu çizmelerimi de meydana çıkarttım. Üzerimdeki pijamalardan kurtulup yatağımın üzerinde duran dantelli külotlu çorabımı bacaklarımdan geçirdim. Ardından elbisemi giyip topuklu çizmelerimin de fermuarını kapattım.

Makyaj aynamın önüne geçip gold renkli olan parıltılı takılarımı da yerlerinde hazır hale getirdim. Koyu bir göz makyajı yapıp kopkoyu olan bir göz kalemi çektim göz kapaklarımın üzerine. Kirpiklerim rimelsiz bile takma kirpik etkisi yarattığı için rimeli tek kat sürerek işimi bitirdim. Asıl star parça olan bordo rujumu dolgun dudaklarıma sürdükten sonra aynanın karşısında kendime kısa bir bakış attım.

Tam arkamda tekrardan çocukluğum belirdi. "Su olmayı bırakıyor musun?" diye sordu. Şu sıralar Gece kimliğimi kaybettiğim için artık eski halime geri dönmeye başlamıştım. Masanın üzerinde duran halka küpelerimi elime alarak kulağıma takmaya başladım. "Ben hep Gece'ydim," diyerek diğer tarafın da küpesini takmaya çalıştım. "Uzun zamandır değildin," dedi.

Küpemi taktıktan sonra gövdemi karşımda duran çocukluğuma çevirip yüzünü avuç içime aldım. Boynumu yana doğru eğerek, "Yaşadığımız sürece Gece olmak zorundayız," dedim. Başparmağımla yanağını okşuyordum. "Yaşadığımız hayat duygularla dolu değil Su... Tam tersine ne kadar vicdanın yoksa o kadar kazanma oranın yüksek," dediğimde Su o küçük elini elimin üzerine koydu.

"Artık dinlenmen gerek," dedi, sesi o kadar tizdi ki. Dudaklarımda acı dolu bir tebessüm oluştu. "Üzgünüm tatlım, bizim dinlenme hakkımız yok," dedim. "Peki bu oyun ne zaman bitecek Gece?" diye sordu. Kendimi geriye vererek masanın üzerinde duran siyah eldivenlerimi ellerime geçirip omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Bilmiyorum," dedim.

Gözlerim aynaya kaydı. Önde ben, arkamda ise geride bıraktığım çocukluğum duruyordu. Biri hala yeni doğmuş kadar masum, diğeri ise masumluğun üzerine leke sürmüş bir canavardı.

Kapı açıldığında bakışlarım aynadan kapıya doğru bakmaya başladı. "Kızım geç kalacaksın." Annem aralık kapıdan başını odaya doğru uzatmıştı. "Geliyorum," diyerek oturduğum yerden doğrulduğumda çocukluğumun olmadığını gördüm. Derin bir iç çektim. "Bu evrendeki oyun bitse bile... Beynimdeki oyun hiçbir zaman bitmeyecek," diye mırıldandım.

Askılıkta duran kısa paltomu üzerime geçirip önümü sıkıca bağladım. Çantamı ve gözlüğümü elime alarak odadan çıktığımda annemin irisleri kocaman olmuştu. "Aynı benim gençliğim," diyerek övünüyordu.

Hepimiz kahvaltı masasına geçtik. Sabahları genel olarak kahvaltı yapmazdım, o yüzden tabağıma yiyeceğim kadar besin aldım. "Bugün çok yoğun olacağım," dedim anneme dönerek. Annem peynirden bir parça aldı. "Yine de merakta bırakma beni," dediğinde başımı aşağı yukarı sallayıp sandalyemi geriye verdim. "Size afiyet olsun," diyerek annemin omzuna dokundum, annem de elini elimin üzerine koydu. "Sağ ol kızım hayırlı işler," dediğinde gülümsedim.

Bakışlarım Işıl'a kaydı. "Biten ilaçlarını bana mesaj üzerinden yaz, adamlarla birlikte göndereyim," dedim. Işıl gülümseyerek "Tamamdır abla," dediğinde kahkaha attım. Bahçeye çıktığımda bahçedeki adamlar hazır ola geçip önlerini iliklediler.

"Kemal!" diye seslendim. Kemal hızlı adımlarla yanıma geldi. "Sana Işıl'ın ilaçlarını göndereceğim, onları alıp Suzan Hanım'a ver," diyerek talimat verdim. Kemal başını aşağı yukarı salladı. "Tamamdır hanımım," dedi.

Kemal'in yanından ayrılıp korumanın benim için açtığı arabama doğru ilerledim. Anahtarı alıp araca geçtiğimde koruma kapıyı yavaşça kapatıp arabanın yanından ayrıldı. Arabayı çalıştırıp yola çıktım. Radyoda çalan şarkıya kulak verdim: Sertab Erener - Tek Başıma. Şarkının sesini fulleyip camımı hafifçe araladım. "Hatalarım oldu, günahlarım da." Şarkıya eşlik etmeye başladım. "Zaferlerim oldu, bozgunlarım da. Ne yaptıysam yaptım şu hayata. Tek başıma, tek başıma. Çok kırılsam da eğilmedim. Söndü derlerken ben alevlendim. Düşsem gecenin en karanlığına, yeni sabahlara doğmaya hazırım."

Bir satırda, bir resimde veya bir şarkı sözünde kendini bulmak ne garip bir şey değil mi? Okuduğun bir kitabın satırına saatlerce takılı kalırsın çünkü orada seni vurgulayan bir kelime vardır. Bir resim görürsün saatlerce o resme bakarsın çünkü o resimde seni yansıtan bir şey var. Ve bir şarkı duyarsın... Aynı şarkı saatlerce kulağında çalmaya devam eder, her satırda her melodide kendini bulur, her sözlerinde ise benliğini hatırlarsın. Bazen dersin bu sözler bana mı yazıldı? Bazen dersin; bu sözler bana ağır geldi.

İşte bu şarkıyı her dinlediğimde ben de o sözlerle kendimi buluyorum. Ne yaptıysam tek başıma yaptım. Ne ettiysem tek başıma ettim. Ama yine de dimdik tek başıma yoluma devam ettim.

Arabayı şirketin önünde park ettikten sonra kapıdaki koruma kapıyı açtı. İlk sol ayağımı yere basıp ardından yavaşça gövdemi aracın içerisinden çıkarttım. "Hoş geldiniz Gece Hanım," dedi kapımı açan koruma. Başımı öne doğru eğdim. "Hoş buldum," diyerek şirkete doğru ilerleyip içeri girdim.

Aslı beni görmesiyle yanıma doğru geldi. "Hoş geldiniz Gece Hanım," dedi. "Hoş buldum," diyerek gözlerimdeki gözlüğü çıkartıp asansöre doğru ilerledim. "Osman Bey hakkındaki dosyaları masanıza bıraktım Gece Hanım," dediğinde başımı ona doğru çevirdim. "Sağ ol," diyerek asansörün tuşuna bastım. "Bir de gelen liderleri direkt toplantı salonuna mı alayım?" diye sordu. "Evet, içki filan ne istiyorlarsa koy önlerine," diyerek açılan asansöre bindim.

Odamın olduğu kata geldiğimde asansörden inip odama geçtim. Elimdeki çantayı masaya bırakıp çalışma masama doğru geçtim. Masanın üzerinde duran iş telefonunu elime alıp numara tuşlayıp kulağıma götürdüm, kısa bir çaldıktan sonra telefon açılmıştı. "Odama sade kahve gönderir misiniz?" Telefonu kapatıp geri masaya koyduktan sonra Aslı'nın odama bıraktığı dosyaları incelemeye başladım. Hepsi birbirinden kabarık dosyalardı. Osman Kurçay tekrardan liderliğe geçtiğinden beri pis işleri daha fazla artmıştı; yaptığı fuhuşlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ve daha dosyaya sığmayan pislikler.

Kapımın tıklatılmasıyla elimdeki dosyaların kapaklarını kapattım. "Gel!" dedim. Kapı yavaşça açıldığında içeriye personel abla girdi. Elindeki tepsiden fincanı alıp masaya bırakıp bir adım geriye gitti. "Teşekkürler çıkabilirsiniz," dediğimde sırtını bana dönerek odadan çıkmıştı.

Kahvemi alarak odamdaki terasa çıktım, bugün hava ne hikmetse sıcaktı. Tatlı bir esinti vardı havada, tam benlik bir havaydı; terasımda bulunan koltuklardan birine oturup masanın üzerinde duran paketime doğru eğildim. Paketten bir dal çıkarıp dudaklarımın arasına yerleştirip yaktım. Bir yandan kahvemi yudumluyor, diğer yandan ise toplantı saatinin gelmesini bekliyordum. Biraz oturup düşüncelere devam ederken telefonumun alarmı ötmeye başladı. Saat tam tamına 10:30'du.

Fincanı masaya bırakıp geri odama girdim. Çalışma masamın üzerinde duran dosyaları alıp askılıkta olan paltomu giydim. Çantamdan ise silahımı çıkartıp bel tarafıma geçirdim. Odadan çıktığımda Aslı'yı kapıda görmem bir olmuştu. Onunla beraber asansöre binip toplantı salonunun olduğu kata gelince inip kapıya doğru ilerledik. Kapıdaki adamlar kapıyı yavaşça açtığında konuşan herkesin sesi saniyesinde susmuştu. Herkesin bakışları bana dönerken ben ise sadece karşımda kendinden emin bir şekilde oturan Osman Kurçay'a bakıyordum.

Benim odaya girişimle Ozan ve Mert'in ayaklandığını görmemle bakışlarım onlara döndü. Herkes şaşkın gözlerle Kaleli erkeklerine bakarken onlar da önlerini ilikleyip başlarıyla selam verdiler. Selamlarına karşılık başımı öne eğdim, herkesin irisleri kocaman olurken Mert'in tek odağı bendem. O sert gözlerini tam gözbebeğime odaklamıştı, dudakları yana doğru kıvrıldı. O an toplantı odasında olduğumuzun farkına varıp omuzlarımı dikleştirip boğazımı temizledim.

"Öhm... Hepiniz hoş geldiniz ilk öncelikle," diyerek masanın başında olan sandalyeye geçtim. "Mesajıma cevap verip buraya gelen herkese teşekkür ederim, bugün buraya sizi çağırma amacım belli." Gözlerim her birinin üzerinde geziniyordu. "Yeni projem olan, köylere yapılacak mektepler için sizleri de toplamak istedim." Gözlerim Osman'a kaydığında gözlerinde yatan bir şeytanlık ile bana baktığını gördüm.

"Yakın zamanda hayata geçecek bu proje genellikle köy taraflarında yoğunluk görecek bir proje olacak. Birçok yerde hala okuyan kadınlarımız yok, dosyaları incelediğimde ise zorlasan birkaç kadınımız ilkokul mezunu olmuş." Herkes sessizce beni dinliyordu. "Ve buna artık dur demek adına yeni projem olan mektepleri inşa edeceğim," dediğimde bir kişi elini havaya kaldırdı. "Buyurun," diyerek sözü ona verdim.

"İyi güzel ama Mardin'de bu proje kapsamında hiçbir gelir elde edilemez. Kurduğunuz proje geleceğe dair yönelik bir gelir tablosu göstermiyor," dedi. "Ki buna birçok kişi ise tepki gösterir, buralarda kadınlarımız sadece eşlerinden sorumludur," deyince tek kaşım havaya kalktı.

"Öyle mi?" diyerek sandalyemi geriye verip ayağa kalktım. "Karınız hasta olduğu zamanlar hastaneye gittiğinizde bayan doktor yok mu diye ortalığı yıkıyorsunuz değil mi?" diye sordum. Birçok kişi birbirine bakıp "yani" anlamında başlarını salladılar. "Sonra da dönüp kadının görevi kocasına bakmaktır deyip kadının elinde olan her hakkını alıyorsunuz." Kendimi öne doğru eğdim. "Eğer karılarınıza kadın doktorun bakmasını istiyorsanız, kadınların elinden hiçbir hakkı almayacaksınız," diyerek geri sırtımı dik hale getirdim.

"Ki emin olun kadınlar sizden daha güçlü varlıklar. Bir imparatorluğu yönetecek kadar da zeki insanlar; çok uzağa gitmeye gerek yok, karşınızda zaten bunun örneği var," dediğimde hepsi birbirine baktılar.

"Peki bu projenin gelir kaynağı ne olacak?" diye sordu biri. Başımı yan tarafa çevirdim. "Şimdi ben size uçuklarda bir rakam söylersem kabul mu edeceksiniz?" diye sordum, bakışlarım her birinin üzerinde dolanırken. "Para getirmeyecek projelere niye imza atalım ki?" diye sordu bir lider.

Başımı ona doğru çevirdiğimde dudaklarımda bir gülümseme oluştu. Samet Aybaba... Daha önce birçok proje yapıp her birini baltalayan lider, kurduğu her projede enkaz altında kalırdı. Belirli bir geliri yoktu, karanlık işlerle ancak yolunu ve aşiretliğini sürdürüyordu. "Senin kurduğun birçok proje sana ne kadar kâr getirdi?" diye sorunca yüzü bozguna uğramıştı. "Tam da tahmin ettiğim gibi, daha çok zararı oldu," diyerek başımı başka tarafa çevirdim.

"Buradaki birçok liderin asıl geçim kaynağını çok iyi biliyorum. Kurduğunuz genel projeler elde edilmeyecek sonuçlarla kaplı, ama yine de altta dönen oyunla bu projeler hayata geçip zarara yol açıyor." Herkes sessizleşmişti. "Yapacağım bu proje gelir olarak 100 milyar elde ediyor." Herkesin irisleri büyümüştü. "Ama şu hale baktığımda ise bu proje kapsamında kimseyle iş yapmayacağımı anladım," dedim.

"Kurduğun proje risk altında olduğu için hiçbirimiz yanaşmıyoruz," dedi bir lider. Sandalyeme geri oturup bacak bacak üzerine attım. "Hayatımda yaptığım her şeyin altında bir risk vardır, misal çocuk kaçakçılığı gibi," diyerek göz kırptım. Karşımdaki lider öksürmeye başladı. "Aslı, Muhammed Bey'in suyunu doldurur musun?" dedim.

"Ben bu projede varım." Mert dirseklerini masaya dayayıp kendini öne doğru eğdi. "Riski var doğru ama aslında profesyonel bir şekilde bakıldığında Gece'nin namı ve yaptığı şeylerden kaynaklı olarak bu projenin önü de açık," diyerek devam etti Mert. Omuzlarımı dik hale getirdim. Bakışları bendeydi, başımı öne doğru eğdiğimde o da bana karşılık aynı şekilde tepki verdi. "Bakıldığında çöpe gidecek bir proje gibi durmuyor," dedi bir lider. "Gece'nin yaptığı işleri biliyoruz, yaptığı her projede risk içeren şeylerdi ama şu ana bakıldığında kız birçok yerde projelerini hayata geçirdi," dediğinde bakışlarım o lidere kaydı.

Cemal Kuru... Karanlık işlerle uğraşan lider. Yaptığı projelerde başarılı olmuş ama genel olarak projeleri ile değil, karanlık işleriyle bilinen bir lider. Onun hakkında her türlü bilgiye sahip biriyim; kadın ticareti ve daha fazlası... Şu an bana katılması bile onun hakkında her şeyi bildiğimi bilmesiydi. "Ben de varım," dedi bir başka lider. Süleyman Seba... Çoğu projesi hayata geçmemiş başarısız bir liderdi, genel olarak kurduğu projelerin altında büyük bir para dönüyordu.

Birçok kişi projeye destek verirken birkaç kişi ise sessiz kalıp düşünmek istemişlerdi. 3D ekran yansıtıp proje hakkında detaylı bilgiler verdikçe, oyunu evet'ten yana kullanan liderlerin gözlerinde "pişman olmayacağız" bakışları geziyordu.

Toplantının sonuna geldiğimizde Osman Kurçay'dan beklenen o hamle gelmişti. Hatta geç bile kalmıştı. "Birçok kadın okuduktan sonra senin izinden gelmek isteyip aile içi çatışmalar çıkacak," dedi. Başım ona doğru döndü. Mert ise sert bakışlarla ona bakıyordu. "Aile kavramına bu kadar önem verdiğini bilmiyordum Kurçay," dedim boynumu yana doğru eğerek. "Tabii ki önem veririm, bunu en iyi sen bilirsin sevgili üvey kızım," dediğinde yüzümdeki kaslar seğirmeye başladı. Başımı öne eğerek gülmeye başladım.

"Bilmez miyim Kurçay," diyerek ona döndüm. "Aileye o kadar önem verirsin ki fuhuş yoluyla birçok aile kurarsın," dediğimde afallamıştı. Bütün liderlerin başı ona doğru döndü. "Bildiğim kadarıyla 100'den fazla aileye sahipsin," dedim tek kaşımı kaldırıp. Osman sessiz kalırken, "Nasıl ama, sınavıma iyi çalışmış mıyım?" diye sordum. Osman masanın üzerindeki elini sıkmaya başlayınca gülümsedim. "İyi çalışmışım," dedim. Önüme düşen saçları geriye atarak, "Toplantı bu kadardı. Aslı Hanım'ın dağıttığı dosyalarda gerekli her bilgi var. İyice düşünüp karar verin, ardından bu dosyaları bana ulaştırırsınız," dediğimde herkes ayaklanmaya başladı.

Her lider elimi sıkıp odadan ayrılırken Osman ölümcül bakışlarla bana bakıyordu. Mert ve Ozan da en arkada hala sandalyede oturmuş Osman'la bana bakıyorlardı. "İstediğin kadar kabul etme Gece," dedi adımlarını bana doğru atarak Osman. "Seni ben yetiştirdim ve beni bir tek sen alt edebilirsin." Gözlerinde büyük bir gurur vardı, delinin önde gideni bir adamdı! Gövdesi tam karşımda durdu. "Babamın çok güzel bir lafı vardır: 'Kendin gibi yetiştirdiğin birinin ilk hamlesi seni tahtından etmek olur.' Ne kadar anlamlı değil mi Gece?" diye sordu.

Tek kaşımı kaldırıp dudaklarımı aşağı büktüm. "Senin babana yaptığın gibi mi?" diye sordum. Osman Kurçay bu cevabı benden beklemiyor gibi afallayınca elimi kapıya doğru uzattım. "Çıkabilirsin," dedim. Osman Kurçay zamanında tahta geçebilmek için kendi babasını öldürmüş biriydi. Bu sır yıllarca gizli kalmıştı, bırak karısını aileden kimse bilemezdi bu gerçeği. Ölümü "hasmı tarafından öldürüldü" diye tarihlere geçmişti, yıllarca süren kan davası başlamıştı. Halbuki ölümün asıl sebebi yetiştirdiği oğlu Osman Kurçay'dı.

Bu gerçeği ilk öğrendiğimde dokuz yaşındaydım. Osman Kurçay'ın çalışma odasının kapısı sonuna kadar açıktı; genellikle kilitli olan kapı bu sefer açıktı. İlk önce etrafı kolaçan edip yavaş adımlarla içeriye girdim. Bilgisayarın ekranında durdurulmuş bir video fark etmiştim. Başımı arkaya çevirip kapıya baktığımda kimsenin olmadığını görerek bilgisayarın olduğu masaya doğru ilerledim. İçimden bir ses o videoyu izlemem için beni deli gibi dürtüyordu. Titreyen ellerimle durdurulmuş videoya bastığımda dudaklarım "O" şeklini almıştı.

Geçmiş zaman;

Merdivenlerden çıkıp odama doğru ilerlerken babamın çalışma odasının kapısının açık olduğunu fark ettim. Adımlarımı duraksattım, içeriye baktığımda kaşlarım havalanmıştı. "Allah Allah, babam genellikle kilitler bu kapıyı?" diye mırıldandım. Birden içimde bir ses "Odaya gir" diye emir verdi. Başımı sağa sola çevirip etrafa bakındığımda kimsenin olmadığını fark ettim. Yavaş adımlarla içeriye girdiğimde bilgisayarda durdurulmuş bir videonun açık olduğunu gördüm. Başımı arkaya çevirip kapıya baktım, geri adımlarımı bilgisayar masasına doğru attım. İçimden bir ses "Videoyu izle" diyordu. "Ama babam görürse döver beni" dedim. "Görmeyecek izle," iç sesim benim şu sıralar en büyük suç ortağımdı. Titreyen elimi kaldırıp mouse’a basarak durdurulan videoyu başlattım. O an gördüğüm şeyle dudaklarım "O" şeklini almıştı, gözlerimin içinde bir sızlama oluştu. Çenem titremeye başlamıştı. Dedem yerde kanlar içinde, başına saplanan testereyle yerde hareketsiz halde yatıyordu. Sonra videoda babam belirdi. Nefesimi sıkıca tuttum. "O taht benim olacak!" diye bağırıp ona doğru uzattığı silahtan birkaç defa dedemin gövdesine ateşler etmeye başlamıştı. Korkudan bacaklarım deli gibi titriyordu. Ben dedemi çok severdim, melek oluşu beni bayağı üzmüştü. Meğersem benim dedemi öldüren kişi babam, Osman Kurçay'mış...

Şimdiki zaman;

Osman'ın boş bakışları üzerimde takılı kalmıştı. "Nereden biliyorsun?" diye sordu tedirgin bir sesle. Omuz silktim. "Demek ki her sır kanla toprağa gömülmüyormuş Kurçay," dedim. Gözlerindeki o tedirginlik beni mutlu ediyordu. Adımlarını bana doğru atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. "Bir gün bana yalvaracaksın Karan!" Sinirden çıkan tükürükleri yüzümde buluşunca yüzümü buruşturdum.

Boynumu kulağına doğru eğdim. "Zamanında yalvarmadıysam şimdi hiç yalvarmam Kurçay," diyerek iki adım geriye gittim. Sıktığı elini havaya kaldırdığında Mert havadaki elini sıkıca kavrayıp sırtına doğru döndürdü. "He oni yapmasan iyi edersun Kurçay!" diyerek bileğini daha sıkı sıkmaya başladı. "Yoksa bir daha kalkacak elin kalmaz," diyerek sertçe geriye ittiğinde Osman duvara sırtını vurdu. "O eli bir yerine sokmadan siktir git buradan!" diye bağırdı.

Osman üzerini düzeltip sert bakışlarını bana doğru çevirdi. "Geçmiş aşklar kavuşmuş," dedi Osman. Osman bizi biliyor muydu? Bakışlarım Mert'e döndüğünde Mert'in sertçe yutkunduğunu fark ettim. "Söyledin mi Gece'ye?" diye sordu Osman Mert'e dönerek. "Osman! Canımı sıkaysun yapma da," dedi Mert. Osman'ın yüzünde o sinsi gülüşü fark ettim. "Neyi söylemesi gerekiyormuş?" diye sordum Mert'e dönerek. "Sen mi söylersin? Yoksa ben mi söyleyeyim üvey damat?" diye sordu Osman.

Mert derin bir nefes verip bakışlarını bana doğru çevirdi. "Gece," dedi soğuk bir sesle. Dudaklarını aralayıp geri kapatıyordu, vücudum gerilmeye başlamıştı. "Artık söyle!" diye bağırdım. "Ben söyleyeyim üvey kızım," diyerek öne çıktı Osman. "Senin hastaneye yattığın gün Mert senin konumunu, her şeyini biliyordu," dedi Osman. "Ancak gelmedi..." diyerek alt dudağını büktü. "Gelmedi değil!" Mert Osman'dan bakışlarını çekip bana doğru yöneltti. "Gelemedim," dedi kısık bir sesle.

"Çünkü bu piç! Seni öldürmekle tehdit etti beni... Korktum gelemedim. Aradan bayağı zaman geçti, senin hastaneden çıktığını, İzmir'de bir hayat kurduğunu öğrendim," dediğinde irislerim kocaman olmuştu. "Ancak o zaman..." Başını öne doğru eğdi. "Ancak o zaman... Sevgili geçmiş aşkının hayatında bir başka kız vardı, üvey kızım." Osman'ın cümlesiyle afallamıştım.

Mert beni aslında bulmuştu. Mert yıllarca nerede olduğumu bilmişti... Ve bana hiç adım atmamıştı. Ben Mert'i öğrendiğimden beri ise ne yazmış ne de aramıştı. Osman gülerek odadan çıkarken benim bakışlarım Mert'e kaydı. "Sen," dedim başımı yana doğru vererek. "Benim yıllarca nerede olduğumu biliyor muydun?" diye sordum. Mert başını sağa sola salladı. "Hastaneden çıktığını biliyordum sadece. Hatta İzmir'in dört bir yanında seni çok aradım... Ama..." omuzları aşağı düştü. "Ama seni hiçbir yerde bulamadım," dediğinde kahkaha atmaya başladım.

"Çünkü o an başka bir kızı koynuna alıyordun!" diye bağırdım. Mert afallamış bir şekilde başını bana doğru çevirdi. "Saçmalama," dedi. "Saçmalamıyorum Mert! Hadi ben içtiğim ilaçlar, aldığım elektroşoklar yüzünden geçmişimi hatırlamıyorum. Ama sen beni hep bildin, hep!" diye bağırmaya devam ettim. "Seninle karşılaştığımız süreç boyunca sen beni biliyorsun ve buna rağmen beni kandırdın," dediğimde Mert'in yüzü gerilmeye başlamıştı.

"Ben sağa hiçbir zaman yalan söylemedum!"

"Söylemedin öyle mi?" Başımı sağa sola salladım. "Lan sen! Ben seni öğrendiğimden beri yanıma bile gelmedin," dediğimde Mert kolumu sertçe kavrayıp beni kendine doğru çekti. "Ozan dışarıya çık ve kapıyı kapat! İçeriye de kimseyi alma," dedi bakışlarını benden ayırmadan. Ozan odadan çıktığında sadece ikimiz vardık.

"Benum ayarlarumla oynaysun yapma bağa buni!" Gülümsedim. "Adi bir yalancısın," dedim. Mert sertçe belimden kavradı. "Değulum ula! Değulum!" Sesi her kelimesinde daha da yükseliyordu. "Yıllar önce buldun ama hayatında biri vardı gelemedin, şimdi yine buldun ama bu sefer yine gelemedin," diyerek kolları arasından kurtuldum. "Sen bana hep geç kalmışsın Kaleli."

Mert yumruk yaptığı elini masaya vurdu. "Ya ben seni öğrendim! Çiçek göndermek yerine neden gelmedin, neden aramadın?" diye sordum. "Madem beni biliyordun neden karşıma çıkmadın?" Ardından duraksadım. "O beyaz güller... Tabii ya onları da sen gönderiyordun!" Sinirden etrafta dönmeye başladım.

Her şey çok karışık hale gelmişti. Mert Kaleli, geçmiş aşkım beni biliyordu. Başından beri de beni bilmişti ama gelmemişti, o bana gelmemişti! Hadi ben gidememiştim, o niye bana gelmemişti? "Biliyor musun Kaleli?" Ona doğru adım attım. "Korkak herifin tekisin." Mert bu kelimemle hızlıca bana doğru döndü, tekrardan elini masaya vurdu. "Bak kızum, bende sabur denulan ha o sicik kelumaden yoktur. Biraz daha ayarlarumla oynarsan sonu iyi olmayacak," diye tehdit savururken başımı ona doğru eğdim.

"Ne yaparsın?" diye fısıldadım. O da başını bana doğru eğdi. Nefeslerimiz birbirimizin yüzüne değiyordu. "Orası da bende kalsın," dedi. "Senden artık nefret ediyorum," dedim. Mert'in bakışları ilk dudaklarımda, ardından ise gözlerime çıktı. "Sözlerde belki." Gözlerimi işaret etti. "O gözlere bakınca hasret görüyorum," dediğinde hızlıca kendimi geriye verdim.

"Madem bu kadar yıl bana geç kaldın, o zaman geç kalınmış bir hikaye olarak geride kal," diyerek odadan çıkıp kapıyı sertçe çarptım. Gözlerimin ardında bir sızı hissettim. Omuzlarıma yükler daha çok bindi. Mert de beni kandırmıştı! Aslında beni biliyordu ve buna rağmen sessiz kalmayı tercih eden taraf olmuştu. Onu öğrendiğim ilk zaman bile kapımı çalmamıştı. Belki de o benden vazgeçmişti...

Son.

• Mert ve Gece'nin arası düzelecek mi?

• Alev Kılıç, Karun Kılıç'ı affedecek mi?

• Yeni sezon 2. Bölümü nasıl buldunuz??

Evett bir bölümün daha sonuna geldik, hoşçakalınnn 👋🏻

Bölüm : 19.01.2026 20:34 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...