
-KAYIP İZLER-
4. Bölüm
(Her Gece'nin altında yatan bi kayıp iz vardır...)
Karanlık gökyüzü aydınlanırken ben balkonda oturuyordum, rüzgarın serinliği iliklerime kadar işliyordu.
Dün gece gelen mesaj bütün uykularımı kaçırmaya yetmişti kaç paket bittirdim kaç kahve içtim artık saymayı bırakmıştım.
Beynim de ve kullaklarım da dönen tek ses dün ki mesajtı.
Bipp...
Telefona gelen bildirimle izlediğim gökyüzünü bırakıp telefona uzandım.
"Bilinmeyen numara"
Kaşlarım çatıldı kalbim tekrardan hızlı hızlı atmaya başladı kendimi sakin olmaya zorlayarak bildirimin üstüne tıkladım.
-Bazı sırlar uzun sürmez..."
Mesajı okumamla kalbim sıkışmaya başladı ellimi kalbime koyup sakin olmam için kendime motive veriyordum.
(İç ses)
-Sence ne sırrı bu?
(Su)
-Bilmiyorum
(İç ses)
-Ne yapacaksın?
(Su)
-Bunu yapan belli ki şaka yapıyor.
(İç ses)
-Hayır Gece,bu sefer hiç birşey şaka değil.
(Su)
-Kes sesini madem bu kadar çok biliyorsun söyle o zaman!.
(İç ses)
-Bunu bulacak biri varsa sensin Gece.
İç sesim artık fazla olmaya başlamıştı dünden beri susmuyordu uzun süredir olmayan o ses Mardin'e geldiğim an tekrardan meydana çıkmıştı.
Tekrardan ekrana baktım biri bana oyun oynuyordu ama çok yanlış kişiyle oynadığının farkında değildi.
Benimle oyun oynamak şeytanla köşe kapmaca oynamak gibidir.
Ve o kişiyi bulduğum an oyun en kralını oynacağım.
Gözüm saate kaydığın da 08:00'dı alel acele oturduğum yerden kalktığım an afalladım.
Geceden beri oturduğum için bacaklarım uyuşmuştu ve ağrımıştı.
Duvara tutuna tutuna odama girdim ellim yüzüm baya kaymıştı göz altlarım da sanki dayak yemiş gibi morluklar vardı.
Gözlerim kıpkırmızı haldeydi saçlarım dağılmıştı.
Odamdan çıkıp lavobaya girip bi soğuk duş aldım şok etkisi vücudumu ve beynimi rahatlacaktı.
Kısa süre sonra duştan çıkıp giyinme odama girdim.
Dolabını açıp kıyafetlerime baktım bugün hem halsiz hemde uykusuzluk nedeniyle üşengeçtim.
Bol bi mavi pantolon çıkarttıp sandalye'min üzerine fırtlattım üzerine de mavi bir gömlek çıkarttım.
Vücuduma sardığım bornuzumu yere bırakıp üzerimi giydim.
Sandalye oturup hafif bir makyaj yapmaya başladım gözlerime hafif toprak renkli olan far sürdüm,kahve rengi bi kalem çekip hafif bir alıkla makyajımı bittirdim.
Dudağıma ise toprak rengin de ruj sürdüm.
Saçlarımı sıkı sıkı at kuyruğu yaptım bugün hiç birşeyle uğraşacak halim yoktu bunları bile yaptığıma şükür ediyordum yani.
Ayakkabı dolabını açıp Spor Beyaz bi ayakkabı çıkartıp ayağıma geçirdim.
Askı da asılı olan montumu da üzerime giydim.
Çantamı aldığım gibi odadan çıktım merdivenlerden aşağı indiğim de annem ile babam kahvaltı masasına oturmuştu.
-Günaydın anneciğim.
Annem gülümseyerek bana bakarken babamın gözlerin de gene buz gibiydi.
-Günaydın anne."
Sesim oldukça düz çıkıyordu kahvaltı masasına oturduğum an hizmetlimiz tabağıma peynir filan koymaya başladı sonra da çayımı doldurup yanımızdan ayrıldı.
-Seninle gurur duyuyorum"
Annemin sesiyle ona bakarken annem gururlu gözlerle bana bakıyordu.
-Ne için?
Bi anneme bi babama bakarken annem çayından yudum alıp tekrardan masaya bıraktı.
-Baban anlattı olanları,işte bizim kızımız."
Aslında amacım babam için değil kendim içindi.
Annemin gözlerinde kocaman ışıltı vardı.
O koyu kahve gözleri adeta Güneş ışığı kadar ışıldırıyordu.
-Verdiğim sözü tutuyorum.
Annem kafasını salladı kafasını hafif yana eğdi.
-Tamam susun da yemeğinizi yiyin.
Babamın o soğuk ve düz sesi annemin gözlerinde ki ışığı doldurmuştu.
Hepimiz tabaklarımıza döndük babam iştahlı iştahlı yiyiyordu annem de yavaş yavaş.
Ben ise yemekle oyun oynuyordum çayımı bin defa karıştırtırıp durmuştum.
İçmediğim için soğuyor hizmetlimiz anında yenisi dolduruyordu.
-Yeter su!
Babam ellini masaya vurup bağırırken ben de irkildim.
-Şu yemeğini ya düzgünce ye daha kalk masadan.
Hala bağırıyordu o bağırdıkça çenemi sıkıyordum.
Annem panikli haliyle bana bakıyordu.
-Düzelt şu iğrenç bakışlarını.
Nasıl bir gözle bakıyorsam bakışlarımdan rahatsız olmuştu.
-Düzeltmiyorum.
Sırf annem için sakin kalmaya sesimi normal çıkartmaya çalışıyordum.
-Düzelteceksin lan! Senin karşında baban var."
(Çak...Tokat sesi)
Kafam sol omzuma doğru düştüğü an gözlerimin önünden çocukluğum geçmeye başladı.
Sıktığım çenem artık dişlerimi kıracak raddeteye geldi.
Ellerimi sımsıkı yumruk yapmaya başladığım da vücudum da hiç bir yeri hissetmeyecek kadar kendimi terk etmiş hissediyordum.
Ayağı kalkıp masanın örtüsünü çektiğim an herşey yere dökülüp kırıldı.
-Bana Emir veremezsin duydun mu lan!
Sesim artık Su Kurçay değildi.
Ben artık canavar olan bi GECE KURÇAYDIM.
Sandalye'yi alıp duvara fırlatığım an tablolar da yerinden çıkıp yere düştü.
-Canavarsın sen!
Babamın beni canavar olarak görmesine şaşırmıyordum
Çünkü beni canavar yapan kendisiydi.
Masayı tuttup yere doğru ittirdim
-Beni böyle yapan sensin! Sen yetiştirdin bu canavarı.
Kahkaha atmaya başladım.
-Beni canavar ederken elin oğlunu kral ediyordun.
Sesim alaycı çıkıyordu.
Ona doğru adım atmaya başladım.
-Beni mosmor ederken onu yüceltiyordun.
Sesim daha da buz gibi ve sert çıkmaya başlamıştı.
-Sen beni öldürürken onu yaşatıyordun lan!
Yakasına yapışmıştım.
-Sen beni hasta etmek isterken onu iyileştiyordun.
Kendi Hakkimeyetim artık yoktu,yakasına yapıştığım için sallamaya başladım.
-Sen bana hiç birşey olmamışken ona yuva oldun.
Sesim alçaldı.
Ondan uzaklaştım gözlerimi hepten babama kitlediğim de gözlerin de en ufak pişmanlık yoktu.
Sanki eseriyle gurur duyar gibi hali vardı.
Kollarını göğüsüne birleştirdi.
-Sana mı yuva olacaktım?
Sesi alaycı çıkıyordu,sesiyle bile beni aşağalıyabiliyordu.
-Ben seni evladım olarak görmedim ki şu haline bak deli bi kızı nasıl evlâd olarak görebilirim ki?
Yandan gülüş attı.
O cümleleri benim kanımı dondurup beynimin uyuşmasına neden olurken o sakince beni süzüyordu.
Ellimi belime götürüp silahımı çıkarttım.
Ona doğru doğururken onda hiç bir hareket veya korku yoktu.
-Seni geberteceğim!
Ellerini yana kaldırıp omuzlarını yukarı aşağı hareket ettirdi.
-O silahı çekiyorsan sıkacaksın ki söz de kalmasın.
Kelimeleri gaz verir gibi söylüyordu.
Annem kolumu tutup yalvarırken gözüm artık annemi de görmüyordu.
Tetiği çektim.
Bu sefer öldürecektim onu kurtulacaktım ondan çektiğim herşeyden.
Gözlerimi gözlerine kenetledim gözlerin de hiç bir his yoktu.
Yapamıcağımdan emin gibiydi ama yanılıyordu yapacaktım.
Silahın namlusunu tam kalbinin oraya doğru tuttum.
(Tak...silah sesi)
Annemin çığlığını duydum.
Beynim sanki silahın o sert sesiyle kendine gelmeye başladı.
Kapattığım gözlerimi açtığım da karşımda Kerem vardı.
Kafamı hafif sağa çevirdiğim de babam alaycı bir şekilde gülüyordu.
Anlaşılan Kerem yetişmişti.
-Babanı mı öldüreceksin Su sen?
Keremin endişeli sesiyle ona baktım.
-İnsan babasına silah çeker mi?
Hala babam için bana sesini yükseltip konuşuyordu.
Gözlerin de ki endişeyi görebiliyordum.
-Yetişmesem öldürecektin lan babanı!
Omuzlarımı kaldırıp indirdim ellinde tuttuğu silahımı ellinden çekip alıp belime sıkıştırdım.
-Ama ölmedi.
Sesim artık Gece'den ayrılıp su olmuştu.
Arkama dahi bakmadan evden dışarı çıktığım da arabam kapıdaydı.
Korumalardan biri önünü ilikleyip kapıyı açtı.
Şoför bölümüne oturdum.
Bian aklım evde olanlara geldi babama silah çekmiştim anlaşılan ney yaşadık ki bian da bunlar olmuştu.
Arabayı çalıştırıp holding'in yolunu tuttum.
Bir süre sonra holding'e varmıştım arabamı Park edip içeri girdim.
Cebimde bir titreşim olduğunu fark edip ellimi cebime attım.
Telefonumu çıkartıp ekrana baktığım da gene
"Bilinmeyen numara"
-Hedefi ıskaladın...
Kaşlarım çatıldı, hedefi ıskaladın mı?
Babamla olan olaydan mı bahsediyordu ama bu evde olmuştu ve gören kimse de olmamıştı.
Kerem olabilir mi bu?
Artık kafam da daha sorular oluşmaya başlamıştı.
-Hoşgeldiniz su hanım
Sesle gözlerimi telefondan ayırıp sekreter kıza baktım.
Ellinde dosyalar vardı bi yandan da defteri açıktı.
Bu keremin işiydi ama Kerem yoktu.
-Hoşbuldum seni dinliyorum.
Kız hemen gözlerini deftere kaydırdı.
-Bugün 14:30 da yeni devir aldığınız bu proje için mimarlar ve mühendisler gelecek.
Onlarla bi toplantınız var birde arazi incelenecek bugün.
Derin bi nefes alıp verdim bugün yoğundu anlaşılan.
-Birde Kılıç ailesinden Emre Kılıç sizinle görüşme ayarlamak istediğini söyledi ancak sizler daha gelmediğiniz için birşey demedim.
Emre kılıç mı o da kim ilk defa duymuştum adını büyük ihtimalle Karun Kılıç'ın akrabasıydı ve ellinden aldığım proje için görüşmek istedi.
-Tamamdır uygun boşluğa sıkıştır bugün için.
Gözleri tekrardan defteri taradı.
-Şuan boşluğunuz var.
Saate baktığım da 09:50'di.
-Tamam arayıp gelmesini söyle,odamdayım.
Tamam der gibi kafasını sallayıp yanımdan ayrılırken bende odama gitmek için asansör'ün oraya geldim.
Asansöre binip odamın olduğu kata gelmiştim asansörden inip odamın kapısını açtım.
Montumu ve çantamı askılığa asıp masama geçtim.
Bilgisayarımı açıp gelen mainleri kontrol edip bir kaç inceleme yaptım.
(Tıktık...kapı sesi)
-Giriniz!
Kapı açıldığında karşımda duran bi adam vardı saçları simsiyah yanları sıfır üst tarafı da öne doğruydu.
Sakalları yeni yeni çıkıyordu anlaşılan kesmişti.
Gözleri kahverengiydi ama boş bakışlıydı.
Üzerinde siyah bi gömlek vardı gömleğinin kollarını direkseklerine kadar katlamıştı kolların da ki dövmeler ve damarlar belli oluyordu.
Altın da ise siyah kot pantolon vardı siyah kemerle kombini sanki cenazeye gider gibiydi.
-Buyrun
Sesim düz ve kontrolü çıkıyordu.
Dikildiği kapıdan ayrılıp masamın önünde olan koltuklardan birine oturdu uzun boylu biriydi baya.
Etrafa göz ucuyla bakınıp tekrardan gözleri beni buldu.
Gözlerin de sertlik de vardı ama sakinlikte.
-Evet Emre bey! Buraya gelme amacınızı öğrenebilirmiyim?
Aslında biliyordum yani tahmin ediyordum.
Gömleğini yakasını düzelttip kendini daha da düz hale getirdi.
-Birşey ikram etmeyeceksiniz galiba?
Tek kaşını kaldırıp bana bakıyordu.
Derin nefes alıp sakince verdim masa da duran telefonu ellime aldım.
-Ne içersiniz?
Omuzlarını kaldırıp indirdi.
-Birşey almacayacağım sağolun.
Kaşlarım çatıldı kırık mı lan bu dalga geçer gibi.
-O zaman konuya girin sabrım azalıyor!
Gerçekten de azalıyordu hiç işim gücüm yok birde bununla uğraşıyordum.
-Ben Emre Kılıç,Karun Kılıç'ın kardeşinin oğluyum,amcamın yıllarca üzerinde çalıştığı emekler verdiği ve sizin de bu yaşlarda olan başarınızı duyup yatırımcı olarak çağırdığı ama şuan ellinden alınan proje hakkında konuşmak istiyorum.
Omuzlarını kaldırıp indirdi gene.
-Evet buyrun açıklayın eminim ki cevaplarınızı önceden hazır etmişsinizdir, çünkü buraya ne için geleceğimi adımı duyduğunuz an anlamıştınız.
Evet doğru söylüyor anlamıştım.
Ellerimi birbirine geçirip masaya koyup kendimi öne verdim.
-Olması gereken buydu.
Kendimden emin bir sesle konuşurken dudakların yana doğru kıvrıldığını gördüm.
-Neymiş olması gereken o şey?
Tek kaşını kaldırıp sakallarını kaşımaya başladı.
-Amcanın yaptığı boku biliyorsunuz,şahsen böyle bi insanla sağlıklı bir proje yapılmazdı o yüzden devir aldım.
Kahkaha atmaya başlayınca kendimi rahatsız hissettim.
-Amcamın bi Bebek katili olduğunu hata bir kadını vurduğunu düşündüğün için mi?
Kahkahasını bastırıp yüzünü ciddiyetini geri getirdi.
-Anlaşılan ellinde kanıt var
Kendinden emin bi sesle konuştuğu sıra ellerimi birbirinden ayrıyıp ayağı kaltım.
Tam karşısına oturup bacak bacak üzerine attım.
-Kanıt mı olması gerek?
Gözleriyle beni Süzüyordu.
Bende ona bakıyordum
(İç ses)
- Çok tanıdık değil mi?
(Gece)
- Yani öyle gibi de ama değil gibi de ama her insan birbirine benzer bence.
Kendimi hafif sirkeleyip iç sesimden uzaklaştım.
-Anlaşılan elliniz de kanıt yok ama bu kadar eminsiniz çünkü anneniz Selda hanım size böyle anlattı.
Tek kaşımı kaldırdım. Zeki biriydi belli ve gerçekten net cevapları vardı kurnaz bi yapısı da vardı.
Elini pantolon'un cebine götürüp telefonunu çıkarttı ekranını açıp birşeylere tıklayıp telefonu bana uzattı.
-Buyrun izleyin
Telefonunu ellime alıp videoyu oynattığım an başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Karun değil Osman kurçay yani babam vurmuştu ve annem beni kandırmıştı.
Şaşkın gözlerle ekrana bakakaldım öylece.
-Bazen sözlerden daha çok gözlerin görmesi işe yarar.
Elini çenesine götürmüştü ve beni izliyordu.
-Yalan bu!
Eminim ki yalan değildi. Çünkü Osman kurçay'dı bu yapmıştır ki yapmışta zaten.
Emre gülümsemeye başladı.
-Benim kadar sende biliyorsun Su bu videonun gerçek olduğunu.
Derin bi iç çekti ve verdi.
Haklıydı biliyordum Allah kahretsin herşey niye böyle ilerliyordu.
Telefonu ona uzattıp yerimden kalıp kendi masama geçtim.
Ona bakmadan
-Gidebilirsin.
Dedim sadece çünkü diyecek hiç bir şeyim yoktu.
Babam zaten yalandı şimdi annemde çıktı bunun hesabını eve gidince soracaktım.
-Gidemem, devir aldığın o proje amcamın hakkı onu alıp öyle gideceğim.
Amacı belliydi zaten.
-Tamam yönetimle konuşup al projeyi.
Yapacak başka bir çare kalmadı o kadar al ver olmuştu ki artık proje'nin hayata geçeceğinden bile emin değildim.
Böyle sarsıntılı olan bi projeye kimse el atmazdı.
-Yada vazgeçtim.
Kafamı kaldırıp tekrardan ona baktım.
-Sonuç olarak Daha izmirlerden buraya gelmişsiniz Kılıç Holding'in hediyesi olsun bu projede size.
Öyle bi yutkundum ki ben hayatım da ilk defa yerin dibine girmiştim.
Her kelimesi beni ezmeye yetmişti oturduğu yerden kalkıp bana döndü.
-Buarada yengem Alev'e çok benziyorsun yani bian yengemin gençliğe oturmuş oldum.
Evet Alev hanımla baya benziyorduk ve buna şaşırıyordum çünkü bi insan bir insana bu kadar benzeyemezdi.
-Şimdi sizlere kolay gelsin tanıştığıma memnun oldum iyi günler.
Diyerek odadan çıkarken kapınan kapının sesi yüzüme Tokat atmıştı resmen.
Gene telefonuma bildirim sesi geldi
"Bilinmeyen numara"
-Sinirle kalkan zararla oturur...
Kan beynime sıçramaya başladı nerdeyse herşeyi tahmin ediyordu.
Kimdi bu? Nerden biliyordu bu kadar şeyi?
(Tık...bildirim sesi)
"Bilinmeyen numara"
-Yerin de kullağı vardır...
Telefonun ekranını kapattıp masaya koydum ayaklanıp kapıya yönelip kapımı açtığım da kimse yoktu.
Bu iş beni iyicene sinir etmeye başlamıştı.
(İç ses)
-Birşeyler dönüyor
(Su)
-Farkındayım gerizekalı!
(İç ses)
-Dünden beri gelen mesajlar bugün gördüğün video annenin sana yalan söylemesi? Bunlar sence de işaret değil mi?
(Su)
- Neyin işareti bunlar neyin ya?
(İç ses)
- Belki de bi yapbozun işaretidir.
İçim ürpermeye başlamıştı.
Herşey o kadar garip ilerliyordu ki ne hissettiğimı veya hissetmem gerekeni bilmiyordum.
-Su?
Kerem meraklı gözlerle bana bakıyordu bende kapıda dikilmiş etrafı inceliyordum.
Keremin sesiyle ona bakarken kaşlarımı çattım saat kaçtı ve benim sağ kolum iş yerine yeni geliyordu.
Geri odama dönüp masama geçtim ardından Kerem içeri girip kapıyı kapatıp masamın önünde ki koltuğa oturdu.
-Nerdesin sen Kerem?
Sesim oldukça sinirliydi işini düzgün yapmalıydı babamın ona yardım etmesi büyütmesi onun benim sağ kolum olmasını değiştirmezdi.
-Senin işin bana hem asistanlık yapıp hemde sağ kolum olman sen nerdesin?
Kerem derin iç çekip verdi.
-Haklısın Osman amca tuttu geçiktim.
Ellimi masaya vurdum.
-Senin patronun şuan kim Kerem ben mi?babam mı? Sen şuan kime hizmet vermek için geldin?
Acayip sinirlenmiştim cümlenin saçmalığı ayrı uyuz etmişti beni.
-Su sakin olurmusun?
Sesi oldukça sakin çıkıyordu ama ben kendim için bunu diyemezdim.
-Defol git! Gözüm görmesin seni birdaha bunu yaparsan seni kovarım siktir git aşağı da sekreterden öğren bugün ki programı.
Kerem oturduğu koltuktan kalkıp hızlıca odadan çıkınca nefes düzenim bozulmuştu.
Saate baktığım da 13.00'a geliyordu anasını sattığımın zamanı ne kadar hızlı ilerliyordu.
Odamda olan balkona çıkacaktım masa da duran telefonu alıp numara tuşladım.
-Alo!odama sade kahve getirin.
Telefonu geri yerine koyup çantama doğru gidip sigara paketimi çıkarttım.
Balkona çıkıp sandalye'nin üzerine oturup manzara bakmaya başladım.
Derin nefes alıp veriyordum rahatlamam gerekiyordu çünkü iki buçukta toplantıya girecek ve araziye gidecektim.
Bir kaç dakika sonra kahvem geldi.
Kahve mi yudumlarken bir yandan da manzarayı izliyordum.
Birden aklıma Mert geldi bugün ki toplantıya büyük ihtimalle oda gelecekti.
Onu düşünmek bile insanın içini üşütüyordu.
Kahvemi içip geri odama döndüğüm de üşüdüğümü fark ettim.
Başıma bi ağrı girmeye başladı uykusuzluk sinir stres yaşadığım yoğun tempo mahvetmişti beni.
Masama oturup başımı tutmaya başladım ilaç içmekten nefret ettiğim için içmemek için kendimi zorlayacaktım.
Daha toplantıya bir buçuk saat vardı bi yarım saat uyusam kendime gelirdim.
Odam da olan büyük koltuğa doğru geçip uzandım.
Alarmı da tam ikiye kurdum gözlerimi kapattıp uykuya dalmaya çalıştım ancak olmuyordu.
İçtiğim binlerce kahve ve başım buna izin vermiyordu abartsız yarım saat olduğum yerde dönmüştüm.
Uyuyamıcağımı anlayıp yerimden doğruldum aşağı inip yemek yiyecektim.
Odamdan çıkıp asansör bölümüne doğru gidip asansöre bindim.
Aşağı kata varıp asansörden indim kapıdan çıkıp merdivenlerden inerken başım dönmeye başlamasıyla sendelediğim an kolumda el hissettim.
-İyimisin?
Bu ses çok tanıdık bir sesti ellim başımda olduğu için kaldırıp bakamıyordum kim olduğuna.
-İyiyim biraz başım döndü.
Uykusuzluk kötü etkiliyordu beni. Diğer omuz bölgem de el hissettim.
-Gel benimle.
Yavaş yavaş merdivenlerden inip banka oturdum.
Yavaş yavaş kafamı kaldırıp yanıma baktığım da
Ozan Kaleli
Vardı.Gözlerim açılmış bir şekilde ona bakarken Ozan kafasını eğmiş endişeli gözlerle bana bakıyordu.
-Rengin bezin atmış hastaneye gidelim mi?.
Sesi olgunsu ve endişeli çıkıyordu hayır anlamıyla başımı salladım.
-Geçer birazdan da senin ne işin var?
Kafamı pek hareket ettirmediğim için yere bakıyordum.
-Toplantı için geldim.
Doğru ya toplantı ben bu halde nasıl girecektim o toplantıya.
-Sen mi ilgileniyorsun?
Genellikle Mert'i görürdüm ama Mert yoktu.
-Genellikle Mert ilgilenir bende onun peşinden giderim kısacası ikimiz de işin içindeyiz.
Ben yere bakarken o anlatıyordu.
-O biraz geçicek diye ben önden geldim.
Kafamı hafifce salladım normale döndüğümü fark edince ayağı kalkmaya çalıştım.
-Dur şuan kalkma otur biraz gidersin.
Ozan'nın endişeli sesini duymamla oturdum şuan direnecek güçte değildim.
Etrafa bakınıp ozana döndüm.
-Cenk nerde?
Ozan gülümsemeye başladı.
-Cenk bu işlerle uğraşmıyor zaten çalışmayı seven biri de değil boş gezenin boş kalfası anca karı peşinde gezsin.
Çapkın birine benziyordu zaten.
Omuzlarımı aşağı yukarı indirdim.
-Ozan!
Soğuk bir sesle içim buz kesti gelen mertti.
-Hoşgeldin.
Ozan ayağı kalktı.
Mert'in gözleri benim üzerimdeydi ona bakmıyordum ama hissediyordum çünkü bütün iç organlarım donmuştu.
-Ne konuşuyorsunuz?
Ozan da bana doğru baktığını hissettim.
-Başı dönmüş hafif buraya otururdum.
Mert yanıma oturdu.
Gözlerimi metre kaydırdım o bana bakmıyordu ozana bakıyordu.
Saçları gene her zaman ki gibiydi, sakalları çenesini ve dudağının üstünü sarmıştı, üzerinde lacivert gömlek altın da siyah pantolon vardı gömleğinin iki düğmesi açıktı.
-Sapıkmısın?
Mert'in sesiyle gözlerimi kaçırdım.
-Ne diyon be?
Gene rezil olmuştum.
-Taciz eder gibi bakaysun.
Bana bakmadan konuşuyordu,kaşlarımı çattım.
-Taciz edecek olsam seni değil ozanı eder-"
(İç ses)
-Sıçtın sıvadın.
(Su)
-Kes sesini.
(İç ses)
- Kurtar bakalım şimdi kendini.
Ellimi nereye atsam bok çuvalı yemin ederim ki.
-Ha yanu o şerefsuz yakişiklidur öyle mi diyisin?
Bu çocuk herşeyi götünden anlamak zorundamıydı?
-Öyle birşey mi dedim ben?
Mert gözlerini bana getirince kanım çekildi.
-O cümlen o anlama çıkay ama?
Ellimde olsa dilini keserdim bunun.
Ozan kahkaha atmaya başladı o sıra da Mertle gözlerimiz birbirine kitlenmişti.
Gözlerine iyice baktığım da bi his doğdu içime.
Tanıdık bi his sanki daha önce görmüş hissi.
-Benim için kavga etmeyin uşaklar.
Gözlerimi kaçırıp ozan'a döndüm.
-gerçekten aptalsınız!
Oturduğum yerden kalkıp holding'e doğru ilerledim.
Uğraştığım şeylere bak ya herşey bitti birde bunlar çıktı başıma.
Saat 14:20'e geliyordu doğrudan toplantı salonuna çıktım.
Masanın başına yerleşip herkesin gelmesini bekledim.
İçeri ilk girenler Kaleli ailesini iki üyesi olmuştu.
Mert sol bölümüme Ozan da sağıma oturmuştu.
-Ben hala cevap alamadım?
Anlaşılan don lastiği gibi uzatacaktı.
Ona bakıp dudaklarımı büzdüm kafamı hafif yana eğerek.
-Evet Ozan daha yakışıklı.
İstediği cevap bu değilmiş gibi baktı Ozan orda kıkırdarken içeriye giren insanlarla birlikte ayağı kalktım.
Hoşgeldiniz vasıları bittikten sonra herkes yerine almıştı.
Ekrana yanstığımız ekranla 3D şekilde insanlara gösterim yapıp anlatım yapıyordum.
Gösterimin sonuna gelip sandalyeme geri oturup suyumdan bi yudum aldım.
-Bugün burda bulunan mimarlarımızla ve mütayitlerimizle araziyi incelemek için Mardin'in merkezine gideceğiz bu projenin hayata geçmesi tahminen 2 güne kadar olmuş olur.
Herkes kafasını salladı.
Ben de yerimden tekrardan kalktım.
-Toplantı bitmiştir geldiğiniz için teşekkürler.
Herkes ayaklandı çoğu el sıkışıp çıkarken geriye Ozan Mert mimarlar mühendisler kalmıştı.
Ozanla Mert'e baktığım da onlarda bana bakıyordu.
-Gitmeyecekmisiniz?
Ozan omuzlarını kaldırıp indirdi.
-Yatırım yaptığımız projeyi bizde yakından görüp bilgi almak istiyoruz.
Gözlerimi devirip mimarların yanına geçtim.
-Hazırsanız gidelim.
Hepsi onayladığı an toplantı odasından çıkıp aşağı kata indik.
Büyük bir servis aracıyla gideceğimiz için arabama binmedim.
Hepimiz arabaya doluştuğumuz sıra Mert yanıma oturdu.
-Sana nasıl hitam edeceğiz biz?
Kafamı cama döndürüp dışarıyı izledim.
-İsteğini de.
-Gece diycem öyle tanıdım seni.
Ses çıkartmadan sadece dışarı izliyordum.
Aslında gerçek adım Su kurçay'dı ama ben ailemden kurtulup kendi hayatımı kurduğum için Gece'yi hayata çıkartmıştım.
Önceden de Gece vardı hayatım da, sadece böyle atak dönemlerimde çıkıyordu ama 18 yaşına bastığım andan itibaren kendime daha çok gece demeye başlamıştım.
Bu yüzden hayatım da hep Gece olarak devam etmiştim.
Taa ki bu Mardin'e gelene kadar şimdi herşey karışmıştı.
En azından İzmir de kendi holding'imde herkes Gece derdi ama burda herkes ya su yada gece diyorlar.
Bir süre sonra merkeze gelmiştik, toparlanıp araçtan indik.
Baya büyük bir araziydi ve gerçekten tam şehrin göbeğinde işlekti.
Mimarlar ve mühendisler incelemeler yapıp notlar alıyorlardı pantolumun cebinde olan telefonumdan gene bi bildirim sesi geldi.
"Bilinmeyen numara"
-Geçmişin kayıp izleri peşini bırakmaz...
Mesajı okuyup sinirle geri cebime koydum artık çok olmaya başlıyordu holding'e döner dönmez bunu araştıracaktım.
İncelemeler yapılırken bende kenara çekilip sigaramı yaktım hem etrafı izliyor hemde bilinmeyen numarayı düşünüyordum kimdi bu neyin nesiydi hala anlam veremiyordum.
-Hayırdır neye dalaysun öyle?
Mert'in soğuk sesi beynimi dondurup düşüncelerimden ayırmıştı beni.
Kafamı kaldırıp ona baktığım da bi elli cebinde diğer ellinde sigara vardı.
-birşey'e dalmıyorum.
Geri kafamı önüme döndürdüm Mert'e yanıma oturdu.
-Kaç yildir içeysun ha o zikkimu?
Bu çocuk ya şiveyle yada düz diksiyonlu bir şekilde konuşuyordu genellikle de şive yapıyordu.
Dumanı içime çekip havaya üfledim.
-3 yıldır herhalde.
Yüzüme bakmıyordu karşı tarafa odaklanmış bir şekildeydi.
-Ne derdun vardu da başladın? (M.k)
-İlla bir dert mi lazım başlamak için? (S.K)
-Aynen öyle dertsuz adamun işi nedur da cigarayla? (M.K)
Omuzlarımı silkip yerimden kalktım ona hiç bakmadan arkamı döndüm.
Tekrardan mimarların olduğu yere varıp konularla ilgilendim üzerimde bi göz hissediyordum gözlerimi belli belirsiz Mert'e kaydırdığım da beni izliyordu.
(Bip... telefon bildirimi)
"Bilinmeyen numara"
- Her yeni proje Yükseliş getirmez... bazıları enkaz altında da bırakır.
Projeye kadar herşeyi bilen biriydi gözlerimle etrafı kontrol etmeye başladım ama şüpheli davranan kimse yoktu.
Tekrardan bildirim sesiyle ekrana baktım.
"Bilinmeyen numara"
-Sen beni görmeyecek kadar uzaktayım...ama ben seni görecek kadar da yakınım.
Kaşlarım çatıldı içim de bi tedirginlik artmaya başladı.
Biri beni gözetliyordu bu belliydi ama kimdi bu?
Gözlerim heryeri arıyordu telefonu kapattım cebime geri koydum.
Anlaşılan birşeyler dönüyordu ve bu oyunun içinde ki başrol de bendim.
Nihayet araziyi incelemeyi bittirip geri şirkete döndük.
Odama çıkıp keremi yanıma çağırttım.
(Tık tık...kapı sesi)
-Gir!
Kerem meraklı gözlerle bana bakarken ellimle koltuğu gösterdim oturması için.
Kerem koltuğa oturduğu an ayağı kalkıp karşısında ki koltuğa geçtim.
Telefonumu açıp bilinmeyenin mesajlarına tıklayıp kerem'e uzattığım da şaşkınlıkla telefona bakıyordu.
Biraz sonra yüzü iyicene gerilmiş ve kaşları çatılmıştı.
-Kim bu?
Sesi gergin ama kontrolü çıkıyordu.
Omuzlarmı kaldırıp indirdim.
-Bilmiyorum dünden beri yazıyor beni izliyor belli bunu ne yap et bul kimdir neyin nesidir.
Kerem öne doğru eğilerek bana baktı.
-Su,numarası yok nasıl bulacağız.
-Ne yap et bul bunu Kerem!
Kerem ciddiyetimin farkına varıp tamam dercesine kafasını salladı.
Oturduğum yerden kalkıp askılağa doğru gittim.
Montumu giyip çantamı taktım.
-Çıkalım işimiz bitti.
Kerem oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi.
Odadan çıkıp aşağı indiğim de bugün babamın buraya gelmediğini fark ettim.
-Babamı göremedim?
Keremle bahçeye doğru yürürken sormuştum bunu çünkü net en iyi Kerem bilirdi.
-Evet gelmedi çünkü.
-Neden?
-Bilmiyorum.
-Eminmisin Kerem?
Kerem ve bilmemek inandırıcı gelmiyordu çünkü babama bi düşkünlüğü vardı belli babamın da ona vardı.
Tip olarak babama da benzemiyor değil oğlu çıksa şaşmazdım galiba.
-Eminim,sen çıktıktan sonra oda gitti şirkete geldiğini düşündüğüm için birşey sormadım ama şirkete de gelmemiş.
Allah Allah nereye gitmiş olabilir ki.
(İç ses)
-Birşeyler hissediyorsun demi?
(Su)
-Evet
Arabaya binip konağın yolunu tuttuk.
Biraz yol gittikten sonra konağa vardık ama ne koruma vardı nede bahçenin kapısı kapalıydı.
Arabadan bi hışım inip eve doğru koştum evin kapısı da açık olduğunu görünce içimde ki sıkıntı daha da Büyük hale geldi.
-Anne!Baba!
Bağırıyordum ama kimse duymuyordu.
Kerem de koşarak arkamdan içeri girdi nefes nefese kalmıştı.
-Noluyor?
Keremi duymamazlıktan gelip yukarı katlara çıktım ama kimse yoktu.
Telefonu ellime alıp ilk annemi aradım ama kapalıydı.
Babamı aradığım da öyleydi.
-Su!
Aşağıdan gelen sesle birlikte koşarak salona indim.
-Noldu geldiler mi?
Kerem kafasını salladı hayır anlamında yükselen omuzlarım yere düşerken kalakaldım öylece.
-Babam anneme birşey yapmaz umarım.
Sesim o kadar masum ve bebeksi çıkıyordu ki bu halim tam acınacak haldi.
-zannetmiyorum.
Koltuğa geçip oturdum ne olduğunu anlamaya çalışıyordum hala ev dağılmamıştı bahçede öyle ama ne olmuştu neden korumalar yoktu ev neden bomboştu.
Bugün herşey o kadar üst üste geliyordu ki sınanıyordum gücümle.
Aradan geçen 3 saatin sonun da keremin telefonu çaldı,Kerem telefonunu çıkartıp kullağına koydu.
-Alo,kimsiniz?
Kaşları çatıldı bian da gözlerimi ondan ayırmayarak izliyordum gözlerin de endişe oluşmaya başlayınca kötü bir şey olduğunu hissettim.
Kerem telefonu kapattıp bana doğru dönüp sıkıntılı bir nefes verdi.
-Noluyor Kerem!?
Sesim artık endişe ve merak vardı.
-Su,sakin ol ilk önce...annen kalp krizi geçirmiş.
Keremin sesiyle birden kaynar su dökülmesi bir oldu.
Nasıl kalp krizi geçirmişti neden kimse beni aramamamıştı.
Ayağı kalkıp kereme baktım.
-Hangi hastane durumu nasıl gidelim hadi.
O kadar hızlı konuşuyordum ki kendimi ben bile zor anlamıştım.
Kerem ayağı kalkıp yanımda durdu.
-Durumu şuan kötü yoğun bakımda anjuya alınacakmış.
Her kelimesi kalbime sıkılan silah kadar acımasızdı.
Onun yerine keşke babam kalp krizi geçirseydi.
-Tamam hadi gidelim.
Keremle ikimiz evden çıkıp arayan kişinin söylediği hastaneye geldik.
Arabadan indiğimizde heryer koruma doluydu.
Babamı gördüm bahçede sigarasını içiyor etrafa bakınıyordu.
Hızlı adımlarla yanına gittim.
-Noldu anneme.
Sesim o kadar gür çıktı ki herkesin duyduğuna emindim.
Sigarasından bir fıt daha çekip yere attıp ezdi.
Ayağı kalkıp bana bakarken gözlerinde beni suçlar bi hâl vardı.
-Senin yüzünden!
Nasıl benim yüzümdendi.
-Ne saçmalıyorsun baba sen?
Gözlerinde ki kini de görüyordum.
-Annen senin yüzünden geçirdi kalp krizi senin bugün yaptığın o şeyden dolayı geçirdi.
Sesi buz gibi ama keskindi.
Afalladığım an banka oturdum benim yüzümden mi bu haldeydi gerçekten.
-Sen bi hastasın!
Babamın suçlayacı kelimeleri beni daha da bittiriyordu.
(İç ses)
-Canavarsın.
(Su)
-Biliyorum.
(İç ses)
-Ne annene birşey olursa?
(Su)
-Olmayacak kes sesini!
İçimde verdiğim savaş dışarıda verdiğim savaş durmuyordu.
Nefesim düzensiz ve kalbim hızlıydı babamın kelimeleri beynimde dolanıyordu.
Banktan kalkıp hızlı adımlarla arabaya gidip keremden arabanın anahtarlarını aldım.
Arabayı çalıştırıp sessiz sakin biryere gidecektim.
"Su kurçay"
-Annemiz senin yüzünden böyle Gece
"Gece Kurçay"
-Kes sesini su kes!
"Su Kurçay"
- Sen bi hastasın!
"Gece kurçay"
-Kes sesini diyorum sana sus artık!
Kafama vurup duruyordum araba da son sürat hızla giderken bi yandan da suyla uğraşıyordum.
İç sesim ve ikinci kişiliğim annemin bu durumu uykusuzluğum.
Birden yanımda küçül bir kızın oturduğunu gördüm.
-Su
Bu kız bendim benim küçüklüğümdü üzerinde mor bi elbise ayaklarında da ise beyaz bi ayakkabı vardı gözleri kocamandı.
-Annemiz gece ölüyor.
-Hayır ölmeyecek!
Kafamı sallıyordum ölemezdi.
Bi yandan suya bakıyor ve cevaplar veriyordum.
Önüme kocaman bi tır çıktı.
O an ne frene basabildim nede hızımı durdurabildim o an herşey bittecekti benim için.
(Dann...)
Tır'a girmiştim kafam öne doğru gidip gelirken kafamı yana çevirdim su ağlıyordu.
Heryeri kan ve mosmor olmuştu.
O an ben sadece Gece'yi değil içimde ki Su da öldürmüştüm.
Gözlerim aralandığın da beyaz ışıklar gözlerime vuruyordu.
Kullaklarımda bip bip sesler beynimi rahatsız ediyordu.
Kapı açıldığında beyaz önlüklü biri gelmişti.
-Hastamız uyanıyor.
Karşıya bakıp birine birşey söylerken duyuyordum ama tepkim yoktu.
-Su beni duyuyorsan parmaklarını oynatmanı isteyeceğim.
Kendimi zorlamaya çalıştım ancak parmaklarım oynamıyordu.
Sanki vücudum da komple bi zincir vardı.
Doktor parmaklarıma dokunup gözleriyle bana bakarken ben sadece boş boş bakıyordum.
-His kaybı olabilir mi hocam?
Genç bi kız sesini duydum.
Doktor tekrardan bana bakmaya başladı gözlerinde bi umut ışığı vardı.
Ama bende o Umut ışığı çoktan sönmüştü.
-Su hadi son kez beni duyduğunu biliyorum bana oynat parmağını.
Sesinde yapmam için yalvaşır vardı kendimi zorlamaya çalıştığım da gene yapmamıştım.
Gene olmamıştı.
Doktor ellimi bırakıp önlüğünden cebinden kalem çıkarttıp birşeyler yazmaya başladı.
Odadan çıktıklarında ben gene yalnız kalmıştım.
Karşımda gene Su'yu gördüm.
Elleri yüzleri dağılmış heryeri kan ve morluk doluydu.
Kafasını yana eğip bana doğru gelmeye başladı.
-Beni mosmor ettin!
Sesi o kadar masum ve ürkekti ki içimi cız ediyordu.
-Sende beni kanattın.
Ağlamaklı çıkan sesi kullaklarıma işliyordu.
-Belki babamızı öldüremedik ama seni öldüreceğim...
Üzerime doğru gelirken kalp atışlarım hızlandığı an makineden gelen bip sesleri sardı heryeri.
Doktorlar koşarak içeri girerken benim gözlerim kapanıyordu.
-Hasta komaya giriyor.
Sadece bu sesi duymuştum.
Onun dışında herşey sessiz ve karanlıktı.
Ben Gece olmayı hiç istememiştim ama mecbur bırakılmıştım.
Hastalıklı aile ferdinin bi kızıydım ya hasta olacaktım yada delirecektim.
Bende delirdim.
13 yaşından beri tek bi huzurlu nefesim yoktu.
Sinirli Halime Gece derdim zaman geçti Gece benim vücudumu ele geçirmişti.
Ben Gece'yi benimserken Su'yu da yuvasız ve evsiz bırakmıştım.
Osman Kurçay'ın yaptığı gibi.
Ben ilk ölmüyordum.
Ama ilk kez de yaşamıyordum.
Ben ölümle yaşamanın arasında kalan bi çizgiydim.
Ne öldüm nede yaşadım.
Ama galiba bu sefer başarmıştım.
Bu sefer yaşamla ölümün arasında değil ölmeyi tercih etmiştim.
Ben yaşayan biri değildim ben çoktan ölmüştüm.
2 ay sonra
Yaklaşık 2 ay komada kaldıktan sonra uyanmıştım.
Annem'in anjusu olmuş çoktan eve çıkmasına rağmen birgün bile başımdan ayrılmamıştı.
Babam ise 2 ay içinde daha da hastalıklı olmaya başlamıştı.
Ben ise sanki yeniden doğmuş gibiydim.
(İç ses)
-Hoşgeldin su
(SU KURÇAY)
-Hoşgeldim iç ses
(İç ses)
-Yeniden doğdun asıl hayat'ın şimdi başlıyor.
(Su kurçay)
-Ölmeyi bile becerememiş birin yeni hayatı cehennemden farksız olur.
(İç ses)
-Sen ölmeyi değil yaşamayı istiyorsun çünkü.
Duraksadım bilmiyordum yaşamak mı istiyorum ölmek mi?
Arabadaydık Kerem beni hastaneden almış eve çıkartıyordu doktor kalmamı söylemişti ama ben hastaneleri sevmediğim için eve gitmek için ısrar edince annem doktor ayarlayıp evde gereken tedaviyi görmem için ikna etti.
Eve geldiğimiz de korumalar bagajı için çantaları alırken Kerem de benim koluma girdi.
Zor yürüyordum 2 ay komada kaldığım için travmatik olarak yürüme de zorluk çekebileceğimi his kaybımın kısa süreli olduğunu söylemişti.
Zar zor yürüyüp eve girdiğim an annem ayaklandı.
-hoşgeldin kızım.
Öyle bir sarıldı ki kemiklerimin acıdığını fark ettim.
-ah!...
Annem hemen geri çekilip gözleriyle beni süzdü.
Oda diğer koluma girip beni koltuğa oturturdular.
-Su anneciğim canın ne çekiyor getirelim mi birşey.
Kafamı salladım hiç bir şey istemiyordum.
-Kerem bizi yalnız bırakırmısın.
Kerem kafasını sallayıp salondan çıkınva annem meraklı gözlerle bana bakıyordu
-Hayır olsun kuzum noldu?
Yerimden doğrulmaya çalıştım ancak yapamadığım için öylece kaldım**.**
-Anne sen bana hiç yalan söylemezsin demi?
Annem şaşkın gözlerle bana baktı ellerini ellerime uzatıp iç ısıtacak gülümsemeyle bana baktı.
-Hayır insan hiç kızına yalan söyler mi?
Gülümsedim
-Söylermiş demekki
Annem ne dediğimi anlamaya çalışır gibi bakıyordu.
-Seni vuran Karun değil kocan osmanmış.
Sanki bunu duymayı beklemiyor gibi yüzü düştü ellerini ellerimden ayırıp önüne döndü.
-Evet anne açıklaman vardır umarım.
Ben soğuk ve net bir sesimle annemi sıkıştırırken annem sessizce halılara bakıyordu.
Derin bi nefes verdi.
-Bunlar şuan konuşacak şeyler değil Su dinlenmen gerek.
Tam kalkacakken.
-Anne!
Sesim yükseldiği an bana doğru döndü.
-Bu hayata güvendiğim tek insansın ve sende bana yalan söylüyorsun.
Yalandan nefret ederdim yaptığı yanlış bile olsa doğruyu söylemelerini isterdim.
Annem boş gözlerle bana bakıyordu ama ses yoktu.
Arkasını geri dönüp gittiğin de kaşlarımı çattım.
Ne saklıyorlarsı benden hala anlamış değildim.
Aradan geçen zamandan sonra babam eve gelmişti.
Salonda beni görmesiyle yanıma geldi.
-Akşam yemeğine kılıç ailesi gelecek.
Kaşlarım çatıldı o kadar şeyden sonra birde yemeğe mi davet etmişti.
-Ben odamda olucağım.
Babam söylediğim şeyden memnun olmamış gibi saçıma yapıştı.
Tepki vermediğimi bildiği için ne yapacaksa bu süre de yapacaktı.
-Seni gebertmemi istemiyorsan zorluk çıkartmayacaksın.
Gözlerinde ki o kini görüyordum.
Şuan sağlam biri olsaydım elini kırabilirdim.
Ama travmatik his kaybı yüzünden hiç bir şey yapamıyor bakıma muhtaç kalmış biri olarak oturuyordum.
-Tamam bırak!
Sırıtarak saçlarımı sertçe bıraktığı an canım yanmıştı.
-Eğer yanlış bir şey yaparsan yapacaklarımın hatti hesabı olmaz.
Bunu malsf ki biliyordum ne kadar pislik biri olduğunu da mecburdum.
Babam uzaklaşırken annem de merdivenlerden inip yanıma doğru geldi.
Hazırlanmış bi haldeydi sarı bi elbise giymişti.
Düz ama şıktı.
Saçlarını açık bırakmış uçlarını dalgalı bırakmıştı.
Anlaşılan kılıç ailesi için süslenmişti.
-Karun Alev ve iki tane yeğeni bugün bizde yemekteler.
İki tane yiğenleri derken biri emreydi diğeri kimdi acaba.
-Biliyorum babam söyledi.
Ama anlamadığım neyden dolayı yemeğe geliyorlardı.
Sofra'nın hazırlığı bitmişti.
Kapı çalındığı an hizmetli koşa koşa kapıyı açtı.
İçeriye Alev karun Emre ve biri daha girdi.
Alev uzun bi pantolon üzerine gömlek altına da ayakkabı olarak topuklu vardı.
Klasik ama şıktı.
Karun takım elbiseyle gelmişti.
Emre de düz bi üst alt olarak da kumaş pantolunu tercih etmişti.
Yanında ki oğlana baktığım da
Esmer ve keçi sakallıydı saçları ıslak görünümlü dalgalıydı kumaş gömlek ve kumaş pantolon giymişti.
Emre gibi onun da heryeri dövmeliydi.
Emreyle o bana baktıklarnı gördüm.
Yanında ki oğlanın ağızı açılmaya başladı.
-Lan Emre bu yengeme ne kadar da benziyor.
Emre de bana bakıp kafasını salladı.
Herkes sofraya otururken babam da benim yanıma gelip kucagına almak için eğildiği sıra gözlerimi açtım kocaman.
-Seni istemiyorum.
Babam karnımı cimcikleyince dudağımı ısırdım.
Beni kucağına alıp sandalye'ye oturturdu.
-Geçmiş olsun Su.
Karun bey'in sesiyle ona dönüp kafamı eğdim.
Alev hanım bana bakarken bende ona döndüm gene kendimi görüyordum ona bakınca.
-Geçmiş olsun kızım.
Birden içimde sıcaklık hissettim onun kızım demesi sanki içimde birşeylerin yerine oturmasını sağladı gibi oldu.
Evet annemde kızım derdi ama sanki bu farklı bir histi.
Anlam veremediğim ama anlamlı bir histi.
-Yenge sana ne kadar da benziyor.
O oğlanın sesiyle herkes ona bakarken annem öksürmeye başladı.
Masa da duran suya uzanıp içip geri koydu.
-İyimisin?
Annem kafasını sallayınca geri önüme döndüm.
Annem gülerek.
-İllahi Murat insanlar birbirine benzer.
Kafamı Murat'a çevirdiğim de öylece baktım.
Alev hanım gülümsüyordu.
Herkes yemeğine geri dönünce bi sessizlik oluştu.
-Bu yemeğin amacı ne?
Sessizliği bozan bendim babam sinirli gözlerle bana bakarken Karun bey gülümsüyordu.
-Eski dostumla ortak olmaya karar verdik.
Gözlerim babamı bulunca amacı neydi bunun.
-Anladım.
Gene sessizlik oluştu.
Biraz sonra herkes yemeğini bittirip salona geçince babam beni kucağına alıp koltuğa koydu.
Hizmetliler çaylarımızı ve tatlılarımızı getiriyordu.
-Ya alevciğim kızın yaşıyor olsaydı şuan benim kızla yaşıttı.
Anneme sert gözlerle bakmaya başlayınca Alev hanım gülümsedi.
-Evet.
Sonra bana bakıp yanıma geldi.
-Ama nedensizce senin kızına her baktığımda kendimi gördüğüm için ve bi bağ hissettiğim için hasretim kalmıyor.
Elini omzuma koyduğun da içimde kıpırtı olmaya başladı.
Annem kıpkırmızı kesilmişti.
-Senin gençlik yılların aynı.
Karun bey'in sesiyle ona baktığım da Alev hanım gülümsüyordu.
-Valla kıza her baktığımda yengeme bakıyor gibiyim.
Murat'ın sesiyle kafam ona dönerken annem Birden kalbini tuttu.
Alev hanım yanımdan kalkıp annemin yanına geçerken bende şaşkın gözlerle anneme bakıyordum.
-Sevda iyimisin?
Annem ellini kaldırıp iyiyim diyince Alev hanım geri yerine oturdu.
Konu konuyu açıyordu uykum geldiği için esnemeye başladım.
-Müsadenizle ben odama çıkıp uyusam.
Herkes kafasını salladığın da kereme seslendim.
Kerem gelip beni kucağına alıp odama çıkarttı.
Yatağa iyicene girmiştim.
Telefonuma bakamadığım için gözlerimi kapattım kısa süre sonra uykudaydım.
"Kızım"gözlerimi açtığım da bi evdeydim burası tanıdık ama bir o kadar da yabancı bi evdi.
Neresini olduğunu anlayamıyordum sanki daire gibi birşeyin içinden bakıyordum eve.
Karşıdan birini geldiğini gördüm ama yüzünü göremiyordum.
Elleriyle görüşümü kapattı sanki birşey seviyormuş gibiydi.
Ardından ormanlık bi alanda buldum kendimi iki tane insan silüeti vardı.
Ve iki tane yol sadece gölgeleri vardı.
"Buraya gel"
"Burası gerçek evin."
Sağa baktığım da içimde bi yapbozun tamamanını hissettim.
Sola baktığım da bi yabancı hissettim.
Sağa gitmeye çalıştığım da sanki birşey bana izin vermiyordu.
Sola gitmeyi denediğimde kolayca gitmiştim.
Kafamı gökyüzüne kaldırdığım da yıldızlar sanki bana birşeyler anlatıyordu.
Bi peri figürü oluşturmuşlardı.
Neydi bu peri.
-Kızım uyan.
Gelen sesle gözlerimi açtığım da annem kafam da dikiliyordu.
Yalan söylediğini öğrendiğimde beri kendimi hepten bu eve bu aileye yabancı hissediyordum.
-Noldu sabah sabah.
Annem ellinde kş tepsiyle yatağıma oturdu kafasıyla tepsiyi gösterip bana baktı.
-Kahvaltı etmek için geldim birazdan doktorun gelecek egzersiz yapacaksınız.
Gözlerimi devirdm doktor boku çıkmıştı şimdide başımıza.
-Aç değilim.
Kafamı balkona doğru çevirdiğim de fırtına çıkmıştı dışarıda.
-Su yapma böyle.
Annem sesinde hüzün vardı.
-Ne yapmayım anne bana yalan söylediğini için tebrik mi edeyim sırf senin kanın aktı diye yaptım ne yaptıysam ama bi öğrendim ki aslında herşey koca bi yalan.
Gözlerimi kısıp anneme baktığım da annem kafası öne eğik ellerine bakıyordu.
-Başka daha ne yalanlarınız var?
Annem Birden telaşla kafasını kaldırdı yüzü kireçe dönmüştü.
-Üvey çıkarsam şaşmam bile.
Annem bunu duymasıyla yüzüme sert bi Tokat geçirince nolduğunu anlamamıştım bile.
-Kendine gel artık Su!
Annem sinirle odamdan çıkıp giderken ben yere bakıyordum.
Alt tarafı şaka yapmıştım bu konuda onlara sinir olduğum için.
(Tıktık...)
-Gir!
İçeriye fizyoterapist girmişti.
-Merhaba su ben yeni fizyoterapist doktorun Efe Demir.
Gülümseyerek bana bakıyordu genç bir doktordu.
-Memnum oldum bende Su kurçay.
Kafasını sallayıp yanıma geldiğin de ellinde ki çantayı düzgünce yere bıraktı.
-Bugün seni çok yormadan hareketler yapacagız eğer hazırsan başlayalım mı?
Kafamı olur anlamıyla salladığım da kalkmam için bana yardımcı oldu.
Yatağa otururup ellerime eldiven gibi birşey taktı.
(Tens sinir uyarımı)
(EMS kas uyarımı)
Geçici yaşadığım travmatik his kaybı için kaslarımı harekete geçirip kan dolaşımını hızlandırıp yaşadığım his kaybını daha hızlı düzelmesini sağlayacak cihazlardı.
Cihaz parmaklarımı açıp kapatırken ellerimde hafif ni elektrik hissediyordum.
-Elektirik hissetmen çok normaldir su,yaşadığın travmatik geçici his kaybı sebebiyle kan dolaşımını hızlandırıp sinirlerine baskı yapacak böylelikle de his kaybının daha hızlı ve kontrolü şekilde düzelmesini sağlayacak.
Düzenli ve diksiyonlu bir sesle bana ne işe yarayacağını anlatıyordu.
15 dakika süren işlemden sonra nihayet makineyi ellerimden çıkartıp yerine koydu.
Sonra beni yatağa uzandırıp ayak ucuma oturdu.
-Bugün masaj yoluyla kan dolaşımını hızlandırıp sinirlerini rahatlayacagız yarından itibaren de egzersizlere başlayacağız.
Elleriyle çoraplarımı çıkarttığın da baya utanmıştım.
Çünkü ayaklarımın gözükmesini sevmezdim.
Ve ayaklarım da küçüklüğümden kalan yaralar morarıklar vardı.
Efe ayaklarıma bakarken ayaklarım da ki kılcal damarların fazlalığına şaşırmıştı.
Çatlamış görüntüleri görünce daha da gözleri büyümüştü.
-sinirlerin mi alındı zamanında?
Bana bakarken gözlerimi ondan kaçırdım.
-Hayır genetik bizde.
Sesim oldukça sakin çıkıyordu.
Efe inanmamış gibi bakıp geri işine döndü ellerine döktüğü yağı ayaklarıma yedirmeye başladı.
Sonra ayak altıma masaj yapmaya başladı.
-Şuan yaptığım bu işlem refleksoloji olarak geçiyor yani Türkçe anlamıyla ayak masajıdır.
Ayak masajının etkileri şunlardır.
Kan dolaşımını hızlandırır, sinir uçlarına uyarı verir,kasları gevşetir,hissizlik olduğu için de yavaş yavaş sinir aktivitesi geri gelir.
Tabi bunları düzenli bir şekilde uygularsak bu süreç daha kısa sürebilir."
Elleriyle hem ayaklarıma masaj yapıyor hemde bana yaptığı herşeyi açıklayıyordu.
10 dakika süren işlemden sonra diğer ayağıma da yapıp masajı bittirdi.
-Evet şimdi seni yüzüstü yatırıp arka bacaklarına EMS uygulayacağım.
Dikkatlice beni yüz üstü yatırıp pişamamı dizime kadar çekti.
Ellerine eldiven geçirip yanında duran makineyi ayarlayıp bacağıma jel döktü.
Yavaş yavaş kas yönünde aşağı yukarı geliyordu.
Her gezdiği yerde etim çekiliyor givi oluyordu.
-Şuan yaptığım bu işlem EMS (elektiresel kas simülasyonu) kasları kasıp gevşetir kan dolaşımını hızlandırıp sinirle basınç yapar buda geçici his kaybı için süreçi destekler.
15 dakika süren işlem bittikten sonra vücudum da ağırlık hissettim.
Nerdeyse 1 saate yakın sürmüştü yaptığı her işlem ve yorulduğumu fark ettim.
Efe bey beni geri döndürdü.
-Evet su bugün ki işlemimiz bu kadardı yarında ilk masaj ve sonra egzersizlerle devam edeceğiz bugün bol bol dinlen.
Kafamı salladım.
Odamdan çıkarken yorgunluktan gözlerim kapanıyordu ama uyumak istemiyordum.
Yat yat sıkılmıştım artık.
Telefonumu uzanıp keremi arayacaktım.
Kendimi zar zor yana eğdiğim de yataktan düştüm.
Kollarımı ve ayaklarımı hareket ettirmediğim için dengemi kuramamıştım.
-Su!
Kerem içeriye girip beni yerde görünce telaşla yanıma gelip kaldırıp yatağa koydu beni.
-İyimisin birşeyin yok demi acımadı canın.
Gülmeye başladım.
-Ahahahhaha sence acı hissedecek hissim var mı şuan.
Keremin yüzü daha çok düşünce bende yaşadığım olayla dalga geçiyordum.
-Sıkıldım ben.
Kerem bana bakıyordu.
-Tamam ne yapalım sahile gidelim mi?
Olur anlamıyla kafamı salladım Kerem giyinme odama gidip bana mont ve şal getirdi.
Montumu giydirip şalı üzerime attı yavaşca beni kucağına alıp odamdan çıktık.
Aşağı indiğimiz de annem bize bakıyordu.
-Nereye?
Ben cevap vermek istemediğim için sessizliğimi korurken Kerem cevapladı.
-Sıkılmış bizim kız sahile gidiyoruz.
Annem gülümseyerek başını salladı.
-Dikkat edin.
Kerem tamam dercesine kafasını sallayıp bahçeye çıktık korumalardan biri hemen şoförün yan kapısını açtı.
Kerem beni ön koltuğa otururup sıkı sıkı kemerimi bağlayınca kendini de şoför bölümüne geçti.
10 dakika sonra sahile varmıştık.
Kerem arabadan inip bagajı açtığın da aynadan onu izliyordum piknik sepeti ve bi örtü çıkartmıştı.
Hızlı adımlarla örtüyü çimlerin oraya serip sepeti üzerine bıraktı.
Yanıma gelip beni kucağına aldı örtünün üzerine dikkatlice bıraktı.
Sepetten iki tane sandviç ve kahve çıkarttığın da şaşkınlıkla ona bakıyordum.
-Ne gerek vardı.
Kerem beni umursamadan herşeyi önüme koymaya başladı.
Peçete alıp önüme takacakken kendimi oynattım.
-Gerek yok.
Keremin elli hava da kalırken ben sahili izliyordum.
-Hadi sandviç yiyelim.
Keremin sakin sesiyle ona döndüm bana bi abi edasıyla davranıyordu.
Sandviçi agızıma doğru uzatınca ısırık aldım.
-Çok güzel olmuş.
Kerem gülümseye başladı.
-Nutella ve peynir var içinde sen seviyorsun diye böyle yaptım.
Nerden biliyordu ki benim böyle sevdiğimi.
Tekrardan bana uzattınva kocaman ısırdım.
Kerem kahkaha atmaya başlayınca ona baktım.
-ahahahshsh gerçekten de bayılıyormuşsun.
Sandviçimizi yedikten sonra cebinden paket çıkarttıo bana uzattı.
Dudaklarıma koyduğu sigarayı yaktı.
-Hep bi hayalim vardı...bi kız kardeşim olmasını çok isterdim.
Sesi o kadar buruk çıkıyordu ki bakışlarım ona değince birikmiş külümü döküp tekrardan dudaklarıma koydu sigarayı.
-Baban bana kızımın sağ kolu ol diyince hemen kabul ettim çünkü hem senin sağ kolun olacaktım hemde abi.
Sonra bana döndü.
-Su iznin varsa abin olabilir miyim?
Gözlerim kocaman açılmıştı,abim olmak için benden izin mi alıyordu yani.
Kerem gerçekten iyi bir çocuktu yani ben ne kadar da güvenmesem hala iyi olduğunu biliyordum.
Ben bu hayata kendime bile güvenmezdim zaten.
-Olabilirsin ama baş başayken abi kardeş iş yerinde sağ kol ve patron.
Dışarıda yaşadığım şeyleri çalışma alanıma da taşınmasını sevmediğim için iş yerinde daha sınırlı ve kontrolücü oluyordum.
Gülümseyerek kafasını sallayıp kahvesini yudumladı.
-Kerem buldun mu o numarayı.
Kerem tekrardan bana dönünce hayır anlamıyla kafasını sağa sola salladı.
-Heryerde araştırdım ama öyle bi numara hiç bir yerde kayıtlı değil yani böyle bir numara yok diye gözüküyor.
Kaşlarımı çattım madem böyle bana nasıl yazabiliyordu.
-Ama bana yazabiliyor.
Tek kaşım kalkık bi şekilde kereme soru sorarken Kerem de omuzlarını aşağı yukarı oynattı.
-İşin garip kısmı da bu ya zaten.
Bu işte birşey olduğunu biliyordum biri çok sinsi ve kurnazca oynuyordu.
Kerem hareketlenmeye başlayınca ona baktım.
-Noluyor.
Kerem hızlıca ayağı kalkıp kendini biraz eğdi.
-tuvalete gitmem gerek bekle hemen geliyorum.
Koşarak yanımdan ayrılınca bende hafif kıkırdadım.
Sahili izliyeyip düşüncelere dalıyordum.
(İç ses)
-Buralar çok tanıdık demi?
(SU KURÇAY)
-Hemde çok
(İç ses)
-Sanki önceden burda yaşamış gibiyiz.
(Su kurçay)
-Ama biz buraya daha yeni geliyoruz.
İç sesimle sohbet ederken her çektiğim nefes içimde ki bi parçayı harekete geçiyordu.
Belki de başka hayatta burdaydım nasıl bi şekilde burda olduğumu bilmiyorum ama önceki hayatım da burda olduğumu biliyordum.
SON...
*Sizce Su'ya buralar nerden tanıdık geliyordur?
*Sevda hanım niye böyle tepkiler veriyor?
Evet bi bölümün daha sonuna geldik.
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum.
Kendinize iyi bakın
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.75k Okunma |
6.3k Oy |
0 Takip |
34 Bölümlü Kitap |